Today In Pimp My House: Volkan’s Home

08/02/2010 at 22:24 (Kategorisiz, Öylesine) (, , , , , )

MTV’de var bir program var hani Pimp My Ride diye. Millet hurdaya dönmüş arabasını getiriyor, içi dışı elektronikle donatılmış, gıcır bir arabayı götürüyor hani. İşte bugün aynı şeyi Volkan’ın evine yaptık. Yaklaşık 3 saatlik bir temizlikten sonra evi daha yaşanabilir ve daha temiz, daha sağlıklı bir hale getirebildik.Volkan’ın yaklaşık 2 ay boyunca itina ile kirlettikten sonra temizlemeden çıkıp Denizli’ye gittiği o apartman dairesine böceklerden hemen önce geldik.

Bu sabah sırf bu iş için gittim Volkan’a. O da beni bekliyormuş. Hayır ona kalsa temizlememize gerek yoktu. Ama ben tabi tahammül edebilen bir insan değilim pisliğe, lütfen. Evdeki pislikleri çizgi halinde temizleyerek ilerleme metodunu uygulamaya karar verdim. Bu Volkan’ın hiçbir şeyden haberi yok tabi, ne anlasın temizlikten falan. Yavaş ama emin adımlarla pencere kenarından başlayıp odanın kapısına kadar götürdük temizliğimizi. Önce kabasını aldık. Yani yerdeki çorap, su şişesi, içilmiş ayranlar, yenmiş tantuni kağıtlarını topladık. Sonra elektrik sürüpgesiyle süpürdüm. Tabi düzenli olarak her 10 dakikada bir tıkanan makineyi temizlemeyi de unutmadım. Sonra Volkan beni şaşırtıp içine çamaşır suyu da eklediği vileda ile yerleri paspasladı. Sonra bir de son süpürge yaptık. Oh mis. Odada bulunan halılardan ve yerlerden, koltukların diplerinden çıkan saçlar, ortalama bir maymunu kaplardı. Evet evet kaplardı. Volkan’ın sözü bu. Sonra yasak olduğu halde arka balkondan halı silkeledik, Volkan’ın gözüne toz kaçtı o esnada. Acayipti görmen lazımdı sevgili okur. Sonlara doğru salaklık edip öncesi sonrası fotoğrafını neden çekmediğimizi tartıştık. Oda da bir de dekorasyon değişikliği yaptık. Volkan’ın odası oldu mis.

Tabiki tüm bunları çıplak elle yapmadım. Volkan’a giderken aldığım lateks eldivenleri kullandık. Bu arada sevgili okurum, özellikle halıya yapışan saçları toplamak için lateks mükemmel bir araç. Elini halıya sürtüyorsun. Hop! Saçlar elinde. Hepsi bu. İki eldiven parçaladık karşılıklı.

Sonra karnımız acıktı.  Çarşıya inip Donas yedik ve geçenlerde kırdığım Volkan’ın gitarını 70 liraya yaptırmak üzere Taylan Çeçgel‘e bıraktık. Sonra da Volkan’a döndük. Dönerken pazardan 1 kilo soğan, 2 kilo patates, 4 limon, yarım kilo salata, 2 marul, 1 kilo da domates aldık. Haa birde ballı gevrek aldık. Evde de çayla içtik. Bunları yani bu son kısmı neden yazdım bilmiyorum ama. O şekilde yani. Ha, şu beste çalışması ile ilgili olarak Volkan’la bir plan yaptık. Şarkı gidişatı oluşturduk. Klavye ile bazı denemeler yaptım. Sonra İlker ve Alper’in yollayacağı malzemeyi beklemeye hazır olduk.

Sonuç olarak, evlere temizliğe gidilir sevgili okur. Bunu bugünden sonra söyleyebiliyorum. Evlere temizliğe gidilir.

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

Donas Neden Tırttır?

08/02/2010 at 22:00 (Bakış Açılarım) (, , , , , , , , , , , , , , )

Donas

NOT: Bu yazı bir işletme karalama yazısı değildir. Bu yazı bir işletme uyarı yazısıdır. İşletme, uyarı alır kendine gelir. Müşterisi de memnun olur, işletmecisi de. O yüzden artistik yorumlara kapalıyız efendim :D

Bakma sevgili okur başlığın böyle olduğuna. Bu yazıyı yazan kardeşin bir zamanlar Donas dürüm hayranı bir insandı. Çarşıya her gittiğinde mutlaka ziyaret ederdi o mekanı. Ancak şimdilerde çok seyrek giderek oldu. Bunun sebebi de tamamen Donas’ın işi bozmasıdır. Bu yazı da bu durumla ilgili bir yazı olacak. Bir zamanların efsanesi Donas, nasıl oldu da gözümden düştü böyle? Bunu anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle bir fast food’tan ne beklersiniz? Çabuk olmasını, lezzetli olmasını, temiz olmasını ve o mekandan sonuçta memnun bir şekilde ayrılabilmeyi. İlk olarak Donas, en başından beridir çok hızlıdır. Özellikle bu kasada ödeme sistemini getirdikten sonra neredeyse masaya oturduktan hemen sonra siparişiniz gelir oldu. (Bilmeyenler için Donas ilk açıldığında şimdiki gibi fiş alma olayı yoktu. Hesabı klasik bir biçimde çıkarken ödüyordunuz.) Donas hız olarak iyi. Peki lezzet? Malesef hayır. İşte donasın, “bozdu abi” dedirten en önemli yanı bu. Donasın ilk lezzeti ile şimdikinin arasında dağlar tepeler, iki ay bir güz kadar fark var artık. Kattıkları sosun tadı acayip, tavuğun tadı nedense sizi bir türlü tatmin etmiyor. Ayrıca donasın boyu da küçüldü ya. Hatırlıyorum eskiden daha uzundu. Belki içeriğindeki malzeme aynı miktardadır diyerek buna ses edemiyorum.

Donas temiz mi peki? Yok zannetmiyorum. Ha, yiyorum orası ayrı. Ama istisnasız her seferinde masadaki birinin ya da tekseniz sizin donasınızdan bir kırıntı, çiğnenemeyen, ağza sert gelen ve dolayısıyla bayansanız özellikle, donası yarıda bırakmanızı sağlayan bir madde çıkıyor. Buradan da tavuğun etlerini o şişe dizerken nasıl bir “titizlik” içerisinde olduklarını anlayabiliyoruz. İnternette araştırın bakın. İnsanlar neler neler çıktığından şikayet ediyor. Donası hazırlayan ustanın da bu işi aslında ne kadar sallayarak, özen göstermeden yaptığını görebiliyorsunuz. Bir dürümde olması gereken o eşit dağılım ilk başlarda donasta mevcut iken şimdilerde unutulmuş. Etler donasın göbeğinde birikiyor, donasınızın altına sosu sızıyor, patatesler acayip acayip geliyor ağzınıza. Yalnız şu noktaya dikkat etmek lazım. Yıllardır donasımın altına en ufak bir sos dökmemekle, paketin altına 1 gram bile malzeme kaçırmamakla övünürüm. Halen de öyleyim :)

Donas mekan olarak, bir zamanlar Eskişehir’in en entel mekanlarına ait olan konumlarda açmış şubelerini. İlk şubesi Şair Fuzuli Caddeside Eskişehir’in en ciks kebapçısı Ar Kebab‘ın hemen yanında açıldı. İkinci şubesi yine aynı cikslikle bilinen Kızılcıklı Caddesi‘ne açıldı. (Yeri gelmişken, burası Donas’ın halen daha lezzet olarak bozmayan tek yeridir. Bir ara kapandı falan diyorlardı. Bilemiyorum, epeydir o taraflara yolum düşmüyor.) Ve Donas son şubesini de çok mükemmel bir noktaya; Anadolu Üniversitesi‘ne, Haller Gençlik Merkezi‘ne ve Kanatlı Alışveriş Merkezi‘ne yakınve Eskişehir’in kalbi dediğimiz İsmet İnönü Caddesi üzerinde olan bir yere açtı. Bu mekanda da önceden acayip entel, pahalı bir restoran vardı. Donas böyle bir anısı olan mekanı alıp yeniden kendine göre restore etti ve para basmaya başladı. Evet para basmaya! Önce zam yaptı, sonra donası küçülttü falan. Enteller, zengin insanlar ne kadar dirense de dayanamadılar ve onlar da donas yemeye başladılar. Böylece donas Eskişehir’de fastfood piyasasını ele geçirdi. Lakin zamanla bozmaya başlayınca bir anda insanların ilgisi Espark‘taki KFC, Burger King ve hatta Pino gibi mekanlara kaymaya başladı. Bunun üzerine Donas’ta yepyeni bir dekor yaptı ama ne dekor! DONAS TURKISH FAST FOOD! Ve altında minicik minicik yazılar falan. Havalı iç kaplamalar, posterler vs. Ancak o posterlerin altındaki minicik minicik yazılara hiç dikkat etmemişler. O yazılarda da Boston‘da 1800lerde kurulmuş bir kereste fabrikasına ait bilgiler yer alıyor. Her tür kereste işi itina ile yapılırın ingilizcesi yani :) Google’dan mı buldular altı boş kalmasın diye yoksa birebir başka bir şeyden kopyalayıp silmeyi mi unuttular orasını meçhul. Ve işte Donas, bu yüzden çakmadır, bu yüzden kolpadır! Bu grafik tasarımı yaptırdın eyvallah, be adam merak edip bir bakmadın mı ulan ne yazıyor burada diye. Eğer sizinde dikkatinizi çekmediyse yarın gidin bakın. DONAS TURKISH FASTFOOD yazan levhaların hepsinde var bu geyik. Yarıla yarıla gülün, sonra sipariş almaya gelen garson yüzünüze baksın ters ters:)

Söz garsonlardan açılmışken Donas’ın bir diğer kötü yanı ise özellikle bir ara (ki bu yaklaşık 4-5 ay öncesi oluyor) çalıştırdığı garsonları. O garsonların istisnasız tamamında ya da dur hakkını yemeyeyim biri hariç hepsinde aşırı bir laubali tavır hakimdi. Sipariş alırken sağa sola bakması, sizi sallamaması, siparişinizi verirken ki hareketleri, sizin içinde olmasın dediğiniz bir şeyin genelde gözden kaçmasına sebep olması, getirdiği turşuların diğer tabaklardan artanlardan oluştuğu hissiyatını yaratması, turşu istediğinizde nedense size düşmanca bakması ve daha pek çok şey. (Donas’ın tuvaletinde bugün gördüğüm şeyi yazmayacağım buraya.) Gidin KFC’ye ya da ne bileyim Mc Donald’s a, sorduğunuz en saçma soruya, en uçuk isteğinize bile nasıl cevap verildiğini görün.

Şimdi bunların toplamında bakıyorum ki Donas ne kadar kötü bir yer olmuş. Ama bunları bilen ve yazan ben az önce donastan geldim. İnsan bir şeyi başlarda severken sonlara doğru böyle bozulduğunu görünce üzülüyor. Volkan‘dan yine kırıntı çıktı mesela. Ancak şunu da inkar etmiyorum. Ben, o özlediğimiz donasın geri gelmesini inanın sabırla bekliyorum. Yoksa donasın kendisi kaybedecek. Pek çok alternatif mekan açıldı çünkü Chicken, Katık, Samsa gibi. Haydi Donas, inanıyorum başarabilirsin. Yeniden bizi mutlu edebilir ve daha güzel bir fiyata daha kaliteli hizmet verebilirsin. Ben inanıyorum sana. Eskişehir sana inanıyor!

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Hayatımda İlk Defa Depremi Hissettim

07/02/2010 at 19:43 (Kategorisiz, Öylesine) (, )

Bu anı yazmam lazım sevgili okurum. 22 yılda ilk defa olan bir depremi hissettim. Saat 19:25 civarıydı. Bu iyi bir şey değil tabiki, bunu sevinerek duyurmuyorum o yüzden. Monitörüm sallandı baya baya. Acayip bir duygu bu ya. Cidden ürperiyor insan. Son olan depremlere baktım, Eskişehir 3.7 yazıyordu. Bir daha böyle bir başlık yazmak da nasip olmaz inşallah ya. Bu da böyle bir deneyim olsun işte.

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Şu Saçmalıkları Yaptım Ben :)

04/02/2010 at 19:47 (Eğlenceli Şeyler) (, , , , , )

Yine düşman sevindiren başlıklardan birisi olacak bu. Aslında bu yaptıklarımın hepsi masum şeyler. Ama insan aradan zaman geçince dönüp bakıyor ve gülüyor kendine.

1. Pijamaları ters giyerdim: Küçükken ve aslında halen daha pijamalarımı ters giyerim. Önü arkaya gelirdi. İçi dışına gelirdi. Bir de Eğer alttaki tersse üsttekini de aynı şekilde ters duruma getirirdim. Kumaşın iç kısmına göre dış kısmı bana hep daha yumuşak ve rahat geliyor. Öyle bir terslik işte bendeki.

2. Bilgisayar Güç Düğmesi: Eskiden şimşek çıktığında bilgisayarın fişini çeker, hatta kasanın arkasındaki o güç düğmeciğini de kapatırdım. Bu korku bende çevirmeli bağlantıyla bağlandığım zamanlardan beri var. Ahmet‘le birlikte ucunu açıkta bıraktığımız telefon hattımız şimşekleri üzerine çekip benim faks modem kartımı yakmıştı. Ağladığımı hatırlıyorum. Bu anımı nasıl hatırladım? Geçen gün de aynısı oldu hava kötüydü. Bende pcyi arkadan da kapattım yine. Ertesi gün açmaya çalıştım ama açılmadı. Lan dedim n’oluyor? Neredeyse anakartı sökecektim. Tabi aklıma arkadaki küçük düğmeyi kapattığım geldi. Evet, salağım.

Dünya'nın Merkezine Yolculuk

3. Dünya’nın Merkezine Yolculuk kitap kapağı: Bu bloga yazdığım ilk yazılardan birisi hastası olduğum Jules Verne ile ilgiliydi. Aşağı yukarı her kitabını okumuşumdur onun. Küçükken de böyleydi tabiki. Neyse, bunun bende Dünya’nın Merkezine Yolculuk diye bir kitabı vardı. Bu kitaba ilkokul 4′e giderken kendimce bir kapak yapmışım. Onu yayınlıyorum ki o zamanlarda kardeşinizin grafik tasarım yeteneğini siz de görün.

Beko Tam Donanımlı Bilgi İşlem Merkezi

4. Bana bu bilgisayarı alsınlar istedim: O zamanlar çocukluk hevesi işte, çarşıda dolaşır, bilgisayar broşürleri toplardık. Ben onları halen daha koleksiyonumda saklarım. Ama bir tanesi benim için çok değerlidir. Çünkü o bilgisayarı bana alsınlar diye çok uğraşmıştım. Ama almadılar :( İnsan yıllar sonra karşısında görünce eskiden hayallerinde olan bilgisayarı içinde acayip bir duygu oluyor. İşte o bilgisayarın özellikleri:

Pentium III 733 Mhz
133 Mhz System Bus
256 KB ODFS L2 Cache
64 MB SDRam
20 GB IDE HDD
INTEL 810E Graphics 4 MB VGA
50X IDE UDMA CDROM
1,44 MB 3,5″ FDD
Mikrofon, Speaker, 15″ monitör, windows 98, yazıcı, tarayıcı, joystick ve web kamera hediye!

Kalıcı Bağlantı 6 Yorum

Temmuz’da

02/02/2010 at 21:15 (Edebik Fantastik Sanatsal) ()

Temmuz'da Günbatımı

Bitirmem gereken onlarca şeye…

Tut ellerimi, içim titresin,
Kimseler yok temmuzda,
Kal burada sakla kendini,
Gizlice buluşalım temmuzda.

Ben yalnızım her temmuzda,
Ruhum sessizce ağlar,
Ateş sarar her temmuzda,
Büyütüyor esen rüzgarlar.

Unut seni bekleyenleri,
Hepimiz suçlu değil miyiz,
Kavuş içindeki gerçekle,
Temmuzda ölemez miyiz?

Temmuzda doğdum yalnızlıkla,
Temmuzlarda büyüdüm bir başıma,
Terkedildim hem de bu ayda,
Umutluyum senden temmuz!

Affet beni n’olur,
Gözlerine bakamayacağım yeniden,
Gidiyorum temmuzda,
Bir şey var içimde bitirmem gereken!

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Cesarete İhtiyacım Olduğunda Sabhankra Dinliyorum

31/01/2010 at 20:27 (O An Yaşananlar) (, , , , , , )

Sabhankra

Lan yeni keşfettim bunu valla. Ne zaman herhangi bir konuda kendimi cesaretlendirmek istesem farkında olmadan Sabhankra açıyorum. Mesela Alper’de bilir bunu. Aşağı yukarı her sınavdan önce mp3 oyuncusunu açar artık önüme ne gelirse Sabhankra’dan onu dinlerim. Ya da stüdyolara gitmeden önce kulaklarımı iyice Sabhankra ile doldurur öyle giderim. Bunu kendime cesaret vermek için yaptığımı az önce farkettim. Yine cesarete ihtiyacım olan bir anda :)

Hayat çok garip be sevgili okur. 22 yaşındayım ve daha hiç bir şey görmediğimi farzedersem, gördüklerim böyleyse neler bekliyor lan beni daha? Vaoovv :)

Lisede de vardı bu olay lan bende. Mesela ne zaman birisi canımı sıksa Crematory‘nin Awake parçasını dinlerdim. Gerçi o zaman çok fazla alternatifim yoktu. Burağın 512 MB’lık bir mp3 player’ı vardı. Orada bir klasörüm vardı kendime ait. Atardım üç beş parça bende :) Sonra bir de otlangaç almıştık. Bir aletten iki kişi dinleyebiliyorduk. Ne güzeldi lan o zamanlar :)

Sabhankra’nın bana en çok gaz veren parçaları ise To Die For A Lie EPsindeki parçaları. Albümdekiler de gaz gerçi. Orada da Tomorrow Never Comes var bak. Oturup düşündüm neden bu parçalar diye. Bu parçaların ortak özellikleri vokal. Evet, Savaş abinin bunlarda yaptığı vokaller diğer parçalardan farklı. Ondan kelli diyorum ki, bu yırtıcı olma durumu beni gazlıyor, bana cesaret veriyor olmalı. He he, kendim için büyük, sizin ise umrunuzda bile olmayacak bir keşif lan bu :)



Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Cerenname – Bunu Herkes Okusun!

30/01/2010 at 16:29 (Edebik Fantastik Sanatsal, Eğlenceli Şeyler) (, )

Diye yazmışım tam 4 sene önce 19 Ağustos 2006′da. O zamanlar sevdiğim Ceren diye bir kız vardı. Sözde çıkıyorduk ama gerçekte tek taraflı bir ilişki idi :)   Sık sık benden ayrılır; sonra geri barışırdı falan. Pek çoğumuzun böyle bir ilişkisi olmuştur değil mi? Neyse, dün notları falan düzenlerken onun beni son terkettiğinde yazdığım iki yazımı buldum. Okudum ve gülmekten yarıldım :) Demek ne kadar canım acımışsa neler neler yazmışım. O zamandan bu zamana olaylara bakışı nasıl da değişiyormuş insanın. Şimdi sizde okuyun isterseniz, gülün biraz.

Şu an öylesine nefretle doluyum ki anlatamam. Benim yaptığım tek şey seni sevmek. Eğer bu kötülükse ben kötüyüm. Hem de çok kötü. Adi herifin tekiyim. Çünkü seni seviyorum. Sen hiç bir zaman benim ne hissettiğimi düşünmedin, benim hangi şartlar altında olduğumu umursamadın.

Buna bir son veremiyorum. Biliyorum, ne kadar senden nefret ettiğimi söylesem de hala seni deliler gibi seviyorum. Bana koyan şey senin de bunu biliyor olman.

Sen ne biçim bir şeysin anlamadım ki! Benimki de laf işte. Burada oturmuş sana salak salak yazılar yazıyorum. Tüm bunları bağıra bağıra yüzüne okusam suratındaki ifade bile değişmez. Elbet birileri bu satırları önüne getirir. Eğer bunları okuduktan sonra en ufak bir düşünce bile oluşursa kafanda seni tanıyamadığımı anlarım. Şu talihe bak, bana hayatımın en güzel bir kaç saatini yaşatan sen, hayatımda en nefret ettiklerimden biri oldun çıktın.

Ne hissediyorum biliyor musun? Seni ölesiye seviyorum ve senden ölesiye nefret ediyorum. Tüm dengelerimi nasıl da altüst ettin hala şaşırıyorum. Hem de defalarca.

Güzel, sen bana oraya gelmedim diye kızıyorsun. Peki ben sana niye hiçbir zaman aradığımda benimle konuşmuyorsun diye kızmıyorum? Neden biliyor musun, çünkü ben salağım. Sana değer veriyorum.

Eski sana ne oldu diye soracağım, “öldü” diyeceksin. İyi, gebersin o zaman. Ben bundan sonra sensiz yaşayacağım tabi becerebilirsem…

:) Son paragrafa dikkat. Bir de üç nokta ile bitirmişim lan. Nasıl fantastik bir yazı olmuş be :) Bu yazıyı yazdığımda üniversite sonuçları açıklanmamıştı henüz.  Aynı gecenin devamında yazdığım diğer yazı. Hatırlıyorum lan bu yazıyı yazarken harbi gözlerim dolmuştu. Ama ağlamamıştım. Öfkem nasılda kağıda dökülmüş be. Buyrun;

Bu satırları nasıl yazdığımı bile bilmiyorum. Bugün 19 Ağustos Cumartesi. Saat sabahın 3 buçuğu. Ceren’den gece yarısını 7 dakika geçe aldığım mesajdan beri inan yaşamak artık dayanılmaz geliyor. Onun tarafından üçüncü defa terkedildim. Bundan öncekilerde  hep “acaba bir daha barışır mıyız?” diye düşünürdüm. Ama bu sefer farklı. Üç sefer, tam üç sefer terkedildim! Ve benimde bir gururum olduğu aklıma geldi. meğer ben aylardır gururumu ayaklar altına alıyormuşum. Ama bitti. Bu sözcüğü daha önce de defalarca yazdım, ama bitti. İçimde sadece nefret ve öfke var. İnanabiliyor musun, o kadar temiz ve saf bir aşk nasıl da böyle bir nefrete dönüştü ve şimdi satırlarıma akıyor.

Asla yaptıklarımı sorgulamıyorum ve pişmanlık duymayacağım. Benim istediğim yalnızca SADAKAT ve zorluklara dayanma gücüydü. Ama yokmuş. Ben onun için kendi geleceğimden, çevremden, ailemden kısacası herşeyden vazgeçebilecekken o bunu yapmadı. Söylediği saçma sözlerle defalarca kalbimi kırdı. Bak, şu an tek arkadaşım kalem ve kağıt. Ben bunu haketmedim. Bu kadar fedakarlıktan, bu kadar sevgiden sonra bunu haketmedim. Yazmak istiyorum, saatlerce yazmak, sayfalarca yazmak. Ama olmayacak.

Bir dostum şöyle dedi: “Sen onu kaybedersen, yalnızca onu kaybetmiş olursun. Ama sen kendini kaybedersen, hem hayatını, hem aileni hem de biz seni kaybetmiş oluruz.” Söz, kendimi kaybetmeyeceğim.

Ailemden vazgeçecek bir durum yoktu neden öyle yazmışım bilmiyorum. Bir de bu son paragrafta ki sözü söyleyen adamın adı Selçuk’tu. Çok sevdiğim birisiydi. Ancak sonradan değmeyecek bir adam için beni sattı. Görüşmüyoruz artık. Ama cidden iyi söylemiş lan. Bu yazıdan herhalde bir hafta falan sonra Anadolu Üniversitesi’ne yerleştirilmiştim. Ondan sonra da hayatım çok açıdan değişti.

Geçmişte yazdığım şu iki yazıyı aslında yayınlamamın bir diğer sebebi de gerçekten okuyucuya gerçek hislerimi göstermek. Yani sırf etkileyici olsun diye abidik gubidik süslemeler yapmamışım bu yazılarda. Herkes görsün istedim, yılların insanda neleri değiştirebileceğini.

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Şu Grupları da Bir Kere Dinleyin

29/01/2010 at 18:23 (Bunları İzlemek Şart, Melodik Mevzular) (, , , , , , , , , , , , , )

Şu sıralar hem yeni keşfettiğim, hem de uzun süredir dinlemediğim bazı gruplar var listemde. Bunları sizinle de paylaşmamak olmazdı. Hele ki aynı zevklere sahip arkadaşlarım da okuyorsa yazdıklarımı :)

Mors Principium Est - Pure

1. MORS PRINCIPIUM EST: En büyük keşiflerimden birisi oldu bu grup. Prime Object‘ten Murat Abi’nin profilinde görüp merak ettim bu adamları. Aradım buldum ve dinledim. Dinledim ki ne göreyim! Safkan melodik! Hakikaten dinlemek farzmış bu adamları. Özellikle 2005′teki Unborn albümleri beni aldı götürdü. Bayan vokali mükemmel kullanmışlar, melodiler çok sağlam, helal olsun valla :) Tavsiye şarkı Pure. Grubun adı çok ilginç bu arada. Anlamını araştırdım. Latince Ölüm Başlıyor gibi bir anlamı var.  Aklımda da tutamıyorum lan bir türlü. Winamp‘a mors yazınca geliyor. Grubun çoğu şarkısını dinlerken bazen kaptırıp In Flames dinliyormuş gibi olabiliyorsunuz. Az önce de dediğim gibi Pure şarkısını özellikle dinleyin dostlar. Bu grup son zamanlarda dinlediğim en iyi gruplardan birisi oldu kısaca.

2. DIMENSION ZERO: Bu grubu dinlemiştim, ancak yüzeysel olarak. In Flames’in bir toplama albümünde bunların da iki parçası vardı. Sadece adlarını biliyordum o yüzden. Geçenlerde Serkan Abi bir parça paylaştı dinlemem için. O an dedim aha da budur! O parça Blood On The Streets idi. Hatta şu anda da çalıyor :) Bu adamların istisnasız tüm albümleri harika. Önce bir yan proje olarak başlamış bu grup. Kadroda kimler yok ki! In Flames’in Jesper’i, Marduk’un eski vokali, Dark Tranquillity basçısı (gerçi gitar çalıyor). Bu grubun farkettiğim bir özelliği davullar hep aynı. Haa kötü mü? Değil. Parçalara gidiyor ama dediğim gibi işte çoğunluğu aynı. Melodik Death Metal severler, özellikle In Flames’in Colony öncesi albümlerini sevenler mutlaka This Is Hell (2003) albümünü dinleyin. Grup bu aralar aktif değil. Ancak dağıldılar mı bilmiyorum, bir bilgi bulamadım. Keşfetmeme yardımcı olduğun için sağol Serkan Abi.

Dimension Zero

3. MITHOTYN: Folk ve Death metal türlerinin güzel bir karışımını icra ediyor grup.  Viking Metali deniyor. Bu grup da dağılmış. Melodiler mükemmel bir folk havası taşıyor. Tam bir kuzey havası var şarkılarında. Aynı kim gibi? Sabhankra :D Yalnız bunların vokalleri daha yırtıcı. Daha bir black vokali. Bazı şarkıların girişleri bana Blind Guardian’ı anımsattı. Ama dediğim gibi grubun sertliğinin de kendine has bir havası var. Kayıtları çok kirli yalnız. Gitarlar bazı yerlerde sadece cız cız olarak geliyor. Diğer iki grubu düşündüğümzde bu grubun melodilerinin, sololarının hiç altta kalır yanı yok. Hatta From the Frozen Plains şarkısının ortada bir yerde bir solosu var. Gayet ele verir cinsten. Bu grubun adını sanını duymamı sağlayan kişi Sabhankra’dan Gürkan Abidir. Sağolsun. Ekşisözlük‘de ilgili maddeyi okuyun.

4. BROOKS & DUNN: Bu grup metal grubu değil. Bilerek araya yazıyorum o yüzden. Bu adamlar dinleyip dinleyebileceğiniz en güzel ve en eğlenceli kovboy müziklerini yapıyorlar. Country denilen tarzı adamlar alıp bıkmadan usanmadan dinlenecek bir formata sokmuşlar :) 2007′de Cowboy Town diye bir albüm yapmışlar. 10 numara! Şarkıları acayip eğlenceli. Kafanızı dinlemek istediğinizde bir göz atabilirsiniz. Volkan sağol dostum.

5. AMORPHIS: Bilerek en sona bıraktım Amorphis’i. Yazının sonunda bunlarla ilgili adı geçen şarkıyı bulacaksınız. Ben Amorphis’in Silent Waters albümünü hiç dinlememiştim Geçen denk geldi bir yerde. Ulan meğer ne mallık yapmışım. Adamların harika bir şarkısı varmış bu albümde. Albüme adını veren Silent Waters parçası. Bu aralar neredeyse hergün 3 5 defa dinliyorum. Tavsiye ediyorum. My Kantele‘de takılıp kalmayın benim gibi :) İşte o şarkı:

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

My Resort Facebook Grubu!

25/01/2010 at 23:18 (My Resort Hakkında) (, , )

Sevgili okur,

Facebook

Şu gün itibariyle nacizane kardeşinizin blogu My Resort’un bir facebook sayfası da oldu. Daha önce de WordPress blogumu kapattığında bir tepki olarak yine Sercan açmıştı bir grup. Sonra blogum geri açıldığında kapatmıştık. Sercan sağolsun yine bir grup açmış. Aslında ne zamandır istiyordum böyle bir grubum olsun diye ancak bu grubu kendim kurmak istemedim. Sağolsun Sercan’ın da uzun süredir aklında böyle bir düşünce varmış yapmış.

Grubun yöneticisi Sercan olduğu için grup üzerinde pek fazla etkim olmayacak. Sağolsun Sercan paylaşacak yazıların linklerini de. Ben yine eski düzen kendi profilimden paylaşmaya devam edeceğim. Bu sayede daha fazla insana ulaşabileceğiz sevgili okur.

My Resort’u önceden beri okuyorsanız ya da en azından bir kere de olsa okumuş ve beğenmişseniz desteğinizi bekliyorum :) Sevgiyle ve sevecenlikle kalın! Grubun linki:

http://www.facebook.com/group.php?gid=267296756529&ref=nf

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Windows 7 Allah Belanı Versin Lan!

24/01/2010 at 15:29 (WEB & PC Mevzuları) (, , , , , , , )

Kardeşiniz pişman oldu!

Evet, hiç ummadığım bir şekilde hayal kırıklığına uğradım dostlar. Windows 7 güzel, iyi hoş ama yarattığı problemler beni çileden çıkardı. Bir an XP’ye geri dönmeyi bile düşündüm lakin sabrın sonu selamettir diyerekten bozmadım durumumu. Windows 7 henüz yeni olduğundan herhalde şu driver problemi yüzünden epey canım sıkıldı. Ne bu problemler peki?

1. Lexmark X1250 model yazıcı + tarayıcımı bir türlü tanıtamadım. Hayır tanıtıyorum; görüyor falan ama tarayıcı çalışmıyor ve hata veriyordu. En son durumum: Yazıcının kendi programını vs yükleyemedim. Şu an Windows 7′nin tarama programı ile sadece tarayıcıyı kullanabiliyorum.

2. Ses sürücüsü problemi. Şu an bilgisayarda ses var lakin nasıl bir iş ise kayıt yapmak istediğimde ses sürücüsü yok diyerekten mikseri açamıyorum. High Definition Audio‘ya geçtiğimde ses gelmiyor. Lanet olası!

3. Ekran kartının driver’ında da bir problem olduğunu düşünüyorum zira küçük boyutlu videoları ekranda piksel piksel iğrenç bir şekilde gösteriyor. Altyazıları bile!

4. Adobe Audition 1.5, Photoshop CS3 programlarımı kuramadım hata verdi. Photoshop’un CS4‘ü kurdum bende. Ama Audition yok hala!

5. Bazı programlarımın crackleri :) eksik.

6. Bu en önemli hata: Bilgisayarı kapatıp açınca internet bağlantısı kopuyor. Forumları okudum bu sorunla karşılaşan çok fazla kişi var. Bağlantıyı aktif hale getirmek için inaktif edip yeniden etkinleştirmek gerekiyor. Bu işlem Windows 7′de XP’deki kadar da kolay olmuyor üstelik. Üç beş yere tıklamanız gerekiyor!

7. FlashGet 3′te programın fontları değişti, incecik yazılar oluverdi.

8.Şu Hızlı Başlat olayını çözene kadar göbeğim çatladı lan. Ayıp be.

9. Windows bazı update’ler buluyor ethernet ve ses sürücüsü ile ilgili ancak indirip kurduğunda başarısız oluyor.

Velhasıl sevgili okurum, erken karar vermişim. Zaten yükleme esnasındaki hatalardan belliydi böyle dengesizlikler yapacağı bilgisayarın. Keşke bekleyip daha adam gibi bir DVD’den yükleseydim. Neyse eğer sizde geçmeyi düşünüyorsanız bunları göz önünde bulundurun. Bana sorun yaratan donanımlarım şu şekilde:

Gigabyte GA – G31M – S2L - Anakart

GeForce 8500 GT 512.0 MB – Ekran kartı

Lexmark x1250 All-In-One

Benzerlerine sahipseniz aman iyi düşünün :)

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

Next page »