Eskişehirli Olup Anadolu Üniversitesi’ni Kazananlar
Az önce kurdum grubu Facebook‘ta. Lan aslında taa hazırlıktan beri hayalimizdi Taner, Ufuk ve benim. Dün Taner’le yemekhanede karşılaşıp, uzun süre sonra muhabbet etme fırsatı yakaladık. Birlikte yemek yedik falan. Sonra bilgisayar laboratuvarına gidip biraz FTP olayı üzerinde çalıştık. O esna da yine sözü geçince dedim artık kurayım şu grubu ya. Bilenler bilir okulumu çok sevdiğimi. Bunu çekinmeden de söylerim. Şimdi kurduğum bu grup ırkçı bir grup değildir
Yani, Eskişehirli olmayan arkadaşları da beklerim destekçi olarak. (Volkan, Savaşalp
) Lan siyasete miyasete bulaşmadan eğlenceli bir oluşum yapalım. Ya zaten öyle onlarca üyesi olacağını falan da sanmıyorum. Zaten aşağı yukarı herkes bir birini tanıyacağı için güzel muhabbet olacağını sanıyorum. Haa, Orbay bunu okuyorsan hemen üye ol abi. Bu arada sevgili okurum, daha önce de takip ettiysen bu isim yabancı gelmeyecek sana: Orbay var bizim sınıfta. Kendine bir süre önce Spring araba almıştı. Araba iyi, temiz, tüplü falan. Okula bununla gidip geliyor Orbay. Ama ne şanssa bir türlü işime yaradığında bana denk gelmiyordu herif. Neyse, geçen çarşamba günü ilk defa, hem de çok sıkışık olduğum bir anda sağolsun aldı beni kampüsten aldı; tam da istediğim yere bıraktı. Çok kral çocuk. Yazayım dedim bende. Yolda Dire Straits dinledik. Haa, Seval’de vardı lan.
Neyse, bir başlıkta iki hatta üç konuyu iç ettim, anlattım yine
Grubun linkini aşağıda bulabilirsiniz. Bu arada, yakında yeni eklemeler geliyor bloga. Güzel olacak inşallah. Amin.
Saçlarımı Kestirdim…
Yaptım lan. Kendime ihanet ettim. 110 ytl karşılığında o güzelim saçlarımı, o rüzgarda ahenkle savrulan saçlarımı kestirdim. Gözlerimden yaşlar boşandı. Ama bu ekonomik bunalımımda başka çıkar yolum yoktu. Lütfen, daha fazla yazamayacağım… (Resmimi de koyacaktım, utandım lan.)
Düzelme Var
Dur lan, bugün bir şeyleri yoluna koymaya başladık gibi ya hayırlısı bakalım. Vokal problemini çözdük. Detaylı yazıyı yazacağım zaten. İyi bir gün oldu yani. Misafirim vardı onu aldım bir de
Dayım bizde, gece yarısı onu yollayacağız. Haa, bu arada bugün Sağlık Pide’ye gittik. Yolda giderken bir tane sütyen askısı gördüm. Birisi atmış lan, çok komik
Sağlık Pide’de 3 liraya tavuk döner + ayran var. Alper’le baya beğendik. Deneyin derim. Yalnız lavaşını Alper biraz ince buldu. Farkettiyseniz yazı biraz aceleye geldi, kusura bakmayın
Detayları yazacağım. Bu arada, bu kaçıncı ara oldu lan, bu hafta sonu sırf kodlama ve tasarımla uğraştım. Bloga bir kaç yeni eklenti yükleyeceğim. Güzel olacağını düşünüyor, hepinizi sevgiyle kucaklıyorum
Proofhead kardeşiniz.
Yaşasın 23 Nisan!
Lan çocukluğum geldi aklıma. Bu yazı da geçmişte yaşadığım 23 Nisan anılarımı anlatayım sizlere. Tabiki öncelikli olarak tüm milletimize kutlu olsun Ulusal Egemenlik bayramımız. Atamıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Önderimizin en büyük hayalinin temelleri bu günle atıldı. Ulusumuzun karakterindeki bağımsızlık olgusu Büyük Millet Meclisi‘nin açılmasıyla yeniden güçlenmeye başladı.
Çocukkken bizim için iki önemli zaman vardı: 23 Nisan ve Yerli Malları Haftası. Yerli Malları Haftası zaten malum. Muzdur, koladır baya eğlenceli olurdu. Ama 23 Nisan günü. Samimi anlamda o heyecanı hissederdim lan ben içimde. İlkokul 1′de normal katıldım bayrama. Önlükle yani. Ondan sonraki her sene muhakkak bir aksiyona girdim. 2. sınıfta Polis oldum. 3′ten 5′e kadar trampet çaldım. 6. sınıftan 8. sınıfa kadar da folklor ekibindeydim. Hayatımın o dönemi Sivrihisar’da geçiyordu. Ve 23 Nisan için ilçedeki tüm ilköğretim okullarının değişmez adresi ilçe stadıydı. Karşılıklı iki trübünü, sahada çimlerin arasında çıkan dikeleriyle çocukluğumun 8 senesini, hatta dur lan lisede de 2 sene 19 mayıs ayağına, 10 senemi verdiğim o stadyum

Google'ın 23 Nisan Logosu
aklımdan hiç çıkmaz. Kaç defa şiir okudum, folklor oynadım hatırlamıyorum bile. Lan bir keresinde “Bu ne duru bir sabah” diye başlayan bir şiir okumuştum. Bak aklımda nasıl kalmış be. Törenlerin değişmez sunucusu Bünyamin Altındağ isminde bir öğretmenimizdi. Gözlüklerinin üzerinden bakar, korkuturdu bizi
Sonra bir de koşular yapılırdı. Son tur hep stadyumda atılır, okulların bandoları coşardı falan. O sıralar Ülgen diye bir kız vardı bizim sınıfta. Ben de ona aşıktım. Stadta falan amuda kalkar hava atardık kızlara. Lan bir de hatırlıyorum, polis kıyafeti giydiğim gün acayip havam olmuştu be. Son 23 Nisan’ım da şiir okumuştum yine. Bir de bilgi yarışmasında 1. olmuştuk. Hediye vermişti kaymakam sağolsun. Aa dur lan aklıma geldi bak. Şu protol sırası çok komikti bak. O zamanlar 11 12 yaşındaydım ama okunuş sırası hala aklımda. Zira her konuşma yapan aynısını söylerdi. “Sayın Kaymakamım, Belediye Başkanım, Garnizon Komutanım, Öğretmen Arkadaşlarım, Değerli Konuklar ve Sevgili Öğrenciler” Ulan madem bizim bayramımız, yani çocukların, bizi niye en sonda söylüyorsun? Sadece bizi söylesene. Bak bu düşünceye o zaman bile sahiptim. Neyse, zorladım zorladım bu kadarını hatırlayabildim. Dur ya, 19 Mayıs’ta da 19 Mayıs anılarımı anlatayım. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!
“Karaktersiz Adamdan Müzisyen Olmaz”
Vokalistimiz dün ikinci defa en önemli aşamada grubu bıraktı. İlkinde ayak yapmıştı da, bu sefer gerçekten gelip konuşmaya bile tenezzül etmeden attığı bir mesajla artık grupta olmadığını söyledi. Bu bize neye patladı peki? Dün gece aldığımız 2 saatlik provada vokalsiz çaldık. Morallerimiz bozuldu. Önümüzdeki pazar günü Akademik Uyarı grubunun vokalisti Murat abi bizi dinlemeye gelecekti Ares’te çalabilmemiz için. Artık çok zora girdi. Bir önceki hafta da adamı çağırmıştık fakat vokalist yine taş koymuştu. Zira öteki grubuyla çalışması gerekiyormuş diye. Adamla yaptığımız son stüdyo sonrası hepimizden özür dilemişti. Sonra da gidip Murat abiyi aramıştık. Ama sanki bize söz veren kendisi değilmiş gibi, dün gece provaya bir saat kala artık ayrıldığını söyledi. Diğer grubu için bizden ayrıldığını biliyoruz. Ki bu grupla da sözüm ona sadece 1 gece için çıkacaktı. Bu bir gece oldu iki, oldu dört, beş … Biz yine de arkadaşlığımızdan ötürü ses etmedik. Öbür grubunla pekala çalış, çık sahne al ama bizi ihmal edemezsin dedik. Ama biz böyle yaparak kaybettik. Konunun başlığı olarak yazdığım söz, vokalistimizin (eski vokalimiz oluyor gerçi şu anda) uğruna bizi bıraktığı grubun sahibinin bir sözü. Daha doğrusu onunda değil de, sürekli bu sözü iletisinde kullanır kendisi.
Aslında bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda çok tereddüt ettim. Ama hayatımda olanları paylaşmak sloganıyla devam ettiğim için yazayım dedim. Hiç isim kullanmadım. Kimseye hakaret de etmedim. Vokaliste bile. Başlığı da, cümle kendi içerisinde tezatlıklar taşıyor diye yazdım. Bilen okur zaten anlayacaktır. Valla ne diyeyim inşallah pişman olmaz. Ama dostlarını yüz üstü bırakmanın da elbet bir cezası, ödenmesi gereken bir bedeli vardır diye düşünüyorum. Lan o değil de, şimdi bize çok acil vokal lazım be. Tanıdığınız var mı
Piknik Organizasyonlarına Bakış Açım

Paintte yaptım gülmeyin
21 senelik ömrüm boyunca belki bin defa pikniğe gitmişizdir ailecek. Aşağı yukarı 14 yaşından beri de bizzat mangal yönetimini ele almış bulunmaktayım. Bu da ister istemez bu konuda deneyim sahibi yapıyor insanı. Çok defa arkadaşlarımla pikniğe gideriz ve ben her seferinde mangaldan sorumlu devlet bakanı muamelesi görürüm. Bundan şikayetim pek yok aslında; zira en iyi eti yer, en önce yer, en çok yiyen ben olurum. Uzun sürelerdir bu işi yaptığım için de pek üstümü başımı bulamam. Hatta bu son üç dört yıldır pikniğe giderken mangal dahi götürmem. Babamla ortak geliştirdiğimiz bir yöntem sayesinde ne külle, ne isle uğraşıyoruz. Üç tane inşaattan aldığımız parça demiri uçlarından 15 cm civarı bırakıp eğiyoruz ve aralıklarla toprağa çakıyoruz. Tabii çakmadan önce toprağı bir keser yardımıyla kazıyoruz. Fazla da kazmıyoruz yani. Çıkardığımız toprağı yanına siper yapıyoruz. İşimiz bitince de çukuru aynı toprakla dolduruyoruz.
Bugün de yine uzun süre sonra ailecek pikniğe gittik. DSİ’nin Regülatörü var Kütahya Yolu üzerinde. Çok güzel bir yer. Yani Fidanlık‘a göre ben daha çok seviyorum. Artı giriş ücretsiz. Yalnız tek kötü yanı tuvaletleri iğrenç abicim. Bir süre sonra bizim arkadaşlarla da aynı yere gideceğiz. Bugün biraz mangal kömürü falan zulaladım bir yerlere
Piknik organizasyonları güzel olaylar. Yani et yiyoruz, muhabbeti oluyor falan. Severim. Ama en gıcık olduğum durum, ateşi yakarken şu klasik “Aç kaldık abi. Yakamayacağız ateşi.” geyiği. Ve ateşi yaktıktan sonra da “Aha yaktı etleri” geyiği. Mesela köfteyi mangala koyduğunda deneyimli mangalcılar bilir; altına damlayan yağlardan dolayı mangal hemen bir alev alır falan. İşte o sırada yanınızda bulunan herkesin “Ahaaa yaktı lan!” diye bağrışması kadar sinir bozucu bir olay yoktur ya
Sonra bak bir özelliğim, mangala su döküp söndürmek yerine toprakla örtüp söndürürüm. Zira bir sonraki sefere o taraflarda piknik yapınca bu üzerini örttüğüm kömürlerden faydalandığım çok olmuştur. Lan sonra ortalığı da pek batırmam. Çevreye zarar vermem. Bunun Çevre Mühendisliği okumamla bir alakası yok ama
Mangalı üç dört değişik şekilde yakarım. Hepsine kendimce adlar verdim. En sevdiğim yöntemler Kampçı yöntemiyle Tümevarım yöntemi. Bak kendim koydum bu adları valla gülmeyin. Öyle işte.
Fatih Erdemci

Fatih Erdemci
Selma’nın referansıyla tanıdığım, hastası olduğum; 1999 yılında Suçum Değil isimli albümü çıkarmış değeri bilinmeyen müzisyen. (Sözlük yazısı gibi oldu bu başlangıç yahu.) Fatih Erdemci, çıkardığı sazını sözünü kendisi yazdığı ilk ve tek albümünden sonra o döneme göre epeyce aşmış sayılabilecek; ışık oyunlarıyla süslü bir de klip çekiyor ve kayboluyor ortalıktan. Yani piyasadan çekliyor. Gerçi hala bar programı yapıyormuş ama albüm yapmıyor. Şimdi albüm çok eski olduğundan malum, satın alamadım. Bulamadım zira. Gerçi param da yoktu. Neyse, indirdim artık ne yapayım. Albüm elektronik altyapı üzerine oturtulmuş bir pop-rock albümü. Bu tarza eğer yanlış hatırlamıyorsam Blue Rock deniyordu. 21 senedir bir benzerini daha dinlemedim. Kalite süper! Albümde öne çıkan parçalar; Suçum Değil, Ben Ölmeden Önce, Yaşamak Zor, Son Umudum, Karanlık Sokakların Çirkin Çocukları . Yani benim beğendiklerim bunlar. Diğerleri de güzel de “Ben Ölmeden Önce” parçası herhalde hayatımda beni en etkileyen 10 parçadan birisidir lan, o kadar. Yukarıda da yazdım. Ben Ölmeden Önce ve Suçum Değil parçalarına klip çekmiş zamanında. İyi de etmiş. Lan olur mu olur, bir gün albüm yapar. Bak kesin alırım o zaman. Şarkıların sözleri o kadar derin ve vurucu ki anlatamam. Madem böyle dedim, yazımı Ben Ölmeden Önce parçasının sözleri ile bitireyim;
Ben ölmeden önce,
Bir sürü dostum vardı.
Ben ölmeden önce,
Bir sürü düşüm vardı.
Ben ölmeden önce,
Bir sürü aşkım oldu.
Ben ölmeden önce,
Bir sürü hatam oldu.
Herşeye rağmen pişman değilim,
Ama yine de, bazen düşündüğümde,
Bir gün gelir de, yaşarım bende yine!
Tüm aşklarım, yalan mıydı ey tanrım?
Çok yalnızım,
Eriyorum yavaş yavaş.
Yavaş yavaş…
Çok merak ettiniz değil mi
Tıklayın ve izleyin;
1 Liraya Kitap!
Aldım, 1 liraya kitap aldım bugün. Gerçi 5 liraya da aldım. Hatta dur lan, toplamda 15 liraya şu kitapları aldım;
- Başlangıcından Bugüne Heavy Metal: 5 lira
- Peri Masalları Üzerine: Tolkien’ın kitabı. 3 lira.
- Michel Strogoff: Jules Verne’in kitabı. 1 lira.
- Silahlara Veda: Hemingway’in kitabı. 5 lira.
- Gizli Yediler Tren Soyguncuları: Serisi vardı çocukluğumdan. Eksik kalmasın diye aldım. 50 kruş.
- Kendi Öykünü Yarat: 3 kitap kardeşim için aldım. 1.5 lira.
Nereden aldım peki? Asıl soru bu değil mi:) Eskişehir’de olanlar, Yıldız otobüs durağının hemen karşısında ŞEN Kitabevi diye bir yer var. Tasfiye nedeniyle indirimli satış. Eskişehir’in en büyük sahafı. 500 000′in üzerinde kitap varmış. Fantastik Edebiyat kısmını sömürmüşler, çok üzüldüm lan. Neyse, yolunuz düşerse bir uğrayın bakın derim.
Saçlarım Uzuyor
Bir süredir ihmal ettim blogu ya, şimdi acısını çıkarıyorum. Bu başlığı da Burcu‘nın ısrarı üzerine yazıyorum.
Lan bir süredir ayıptır söylemesi saçlarımı uzatayım dedim. Yani 20 senedir bir fiil 3 numara gezdiğimden içimde kalmış lan bu heves. Neyse, alttan alttan, enseden enseden uzatıyorum biraz biraz. Hoşuma da gidiyor. Hatta son gittiğim konserde headbang dediğimiz kafa sallama olayında farkettim ki saçlar uzunken daha bir zevkli oluyormuş. Lan uzun da dediğime bakmayın aha işte yandaki resimde kırmızı ile belirlediğim yer kadar birşey. Uzun değil yani fazla. Ama benim saçlarımın sert ve sık telli olması durumundan dolayı saçlarım acayip bir kabarma eğilimi gösteriyorlar. Yani uzayan saçlar yanlara düşmüyor, dümdüz uzuyorlar. Özellikle sabah kalktığımda eğer o gece çok döndüysem yatakta saçlarımın durumunu tahmin edebiliyorsunuz. Ve bu da çevremdeki herkesin dikkatini çekiyor
Funda bugün 300 defa “Ayy Mesut, saçlarını kestir” dedi. Yavrukuş her Allahın günü “o saçlar kesilecek” diyor. babam zaten ayrı bir dert
Lan benim de nasıl hoşuma gidiyor. Dur bakalım bir süre daha takılayım böyle. Ama ne var biliyor musunuz, rüzgar estiği zaman saçlarımın uçuştuğunu hissetmek süper bir duygu be!














