Aylık Arşiv: Mayıs 2009

Eskişehir Rock Topluluğu (eskirock)

Sonunda muradımıza erdik ve uzun süredir planını yaptığımız Eskişehir Rock Topluluğu projesini başlattık. Forumumuzu kurduk ve şimdilik deneme yayınına başladık. İçerik olarak fena gitmiyoruz. Yavaştan doldurmaya başladık ama malum şu final sınavları bizi iki arada bırakıyor. Yine de elimizden geleni yapıyoruz. Şu an için bize destek olacak üyelere ihtiyacımız var. “eskirock” şeklinde kısalttığımız adıyla projemize katılmak için şu adrese tıklayın:

http://www.eskirock.com

Şimdi, forumumuz içerik olarak Eskişehir Rock müzik piyasasını temel alarak ülkemizde ve Dünya’da olup biten müzik olaylarını rock severlere ulaştırmak amacıyla kurulmuştur. Hedeflediğimiz gibi olursa, kullanıcılarımız, özellikle Eskişehir’de olanlar, şehirde rock müzik adına olup biten ne varsa tek çatıdan öğrenebilecekler. Özellikle 2 hafta sonra (finallerin bitişi yani) epey bir hızlanacağız. Bu yazıyı okuyan ve rock müzik seven herkesi forumumuza katılmaya ve referans olarak beni (proofhead) göstermelerini rica edeceğim. Referans olarak beni göstermenizin bana hiçbir getirisi olmayacak sadece bu yazının ne kadar etkili olduğunu göreceğim. Değerli okuyucularım, projemize destek verin :) Beni sitede proofhead nick’i ile bulabilir, arkadaşlığa davet edebilirsiniz.

Bu arada forumun altında, sağında, solunda vs. gördüğünüz reklamlardan tek kuruş çıkarımız yoktur. Bunlar tamamen masrafları karşılamak için kullanılacaktır. Eğer birazcık olsun bu işlerden anlayanlarınız varsa, bu işin ne kadar masraflı bir uğraş olduğunu zaten bilecek ve hak verecektir.

Siteye üye olduğunuzda elinizden geldiğince içeriğe katkıda bulunun. Özellikle gruplar kategorisinde eğer severek dinlediğiniz, hayranı olduğunuz grup yoksa o gruba ait başlığı siz açın.

İnşallah projemiz istediğimiz yönde gelişir ve hedeflediğimiz noktalara ulaşırız. Bu projeye Volkan’la birlikte Black Tooth konserinde karar verdik. Sonrasında yaptığımız mini toplantıyla bize destek vermeye hazır arkadaşlarımızın da yardımıyla başladık. Buradan hepsine (bu yazıyı okuyorlarsa elbette) teşekkür ediyorum. İlerleyen zamanlarda pek çok ilki gerçekleştireceğimiz projelerimiz de var elbette. Bunun için ihtiyacımız olan şey destek! Destek verin ve üye olun :)

http://www.eskirock.com

Finaller Başlıyor

İşte yazmayı en sevmediğim başlıklardan birisi daha. Evet, önümüzdeki hafta Pazartesi saat 11:00 de Lineer Cebir sınavıyla başlayıp bir sonraki hafta perşembe Statik sınavıyla sona erecek olan final sınavları serisi başlıyor. Ders çalışıyorum tabi doğal olarak. Bu yüzden de blogla fazla ilgilenemiyorum. Üzülüyorum. Bir de neyi farkettim bak, benim bu sınav zamanları moralim nasıl bozuk oluyor lan anlatamam! Bu finallerde açıkçası en çok korktuğum iki sınav Çevre Kimyası ile Lineer Cebir sınavları. Statik te var tabi.

Kendime ve tüm final sınavı olan arkadaşlara kolay gelsin diyorum. Bu arada EskiRock projesine de başladık yavaştan. Finallerden sonra buraya daha detaylı olarak yazarım.

Düşündüren Sorular

Soruların bir tanesi Mert’ten ve bir tanesi de kardeşimden gelecek. Mert’in sorduğu soru bir filmden. Yani eğer filmi izlemişseniz zaten cevap verebilirsiniz. Yok izlemediyseniz de Allah kolaylık versin. Kardeşimin sorduğu soruyu yanıtlamak için ise gerçekten çok farklı bir açıdan düşünmeniz gerekiyor. Şimdilik bir ödül falan vermiyorum. Ama ilerde belki olabilir.

Kırmızı soru işaretinin yerine gelecek 4. şekil nasıl olmalıdır?

Kırmızı soru işaretinin yerine gelecek 4. şekil nasıl olmalıdır?

Alt katta bulunan 3 elektrik düğmesi üst kattaki üç lambayı yakıyor. Ancak hangi düğme hangi lambanın bilmiyoruz. Sadece bir kere üst kata çıkıp inerek hangi düğmenin hangi lambayı yaktığını nasıl anlarız?

Alt katta bulunan 3 elektrik düğmesi üst kattaki üç lambayı yakıyor. Ancak hangi düğme hangi lambayı yakıyor bilmiyoruz. Sadece bir kere üst kata çıkıp inerek hangi düğmenin hangi lambayı yaktığını nasıl anlarız? (Her hangi bir şekilde üst katı görebilmek mümkün değildir. Tek yol merdivenle çıkmaktır.)

Cevaplarınızı yorumlara yazmayın ki başkaları da çözmeye uğraşsın değil mi :) Doğru cevapları bulduysanız burayı kullanarak yollayın. Söz, mesajınız cevapsız kalmayacaktır. Yanıtınız doğru ise onaylayacağım, değilse doğrusunu söyleyeceğim.

Mühendislik Etiği Konferansı ve Sonrasında Olanlar

15 Mayıs’ta oldu bu konferans. Düşüncesizlik edip yazmayı unuttum. Dün konferensta tuttuğum notları bulunca yazayım dedim. Konferansın tam adı da yanlış hatırlamıyorsam “Mühendislik ve Çevre Etiği” idi. Hayatımda izlediğim en dopdolu konferanslardan birisiydi. Tamam, itiraf ediyorum başlarında çok sıkıldım. Ama sonlara doğru özellikle mühendislik etiği işin içine girince epey eğlenceli oldu. Konferansı veren hoca, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Çevre Mühendisliği mesleğinin Türkiye’de ki peygamberlerinden (bana göre tabiki :) ) Prof. Dr. Ayşen Müezzinoğlu. Kendisi yıllarını (30 sene) bu işe adamış. Derslerde etik ile ilgili pek fazla şey göremiyoruz. O yüzden bu konferans çok iyi oldu. Hele ki böyle bir hocadan çok daha iyi oldu. Mühendislik okuduğum için sevindiğim anlardan birisi oldu. Ben genelde şikayet ederim çünkü :) Şimdi not düştüğüm, ilgimi çeken bazı başlıkları aktarayım;

:: “Mühendis, toplumun sağlık, güvenlik ve refahını her şeyden üstün tutar.” Bu cümle çok hoşuma gitti. Ayrıca hocanın insanlık tarihini anlatırken mühendislikle ilgili verdiği örneklere bayıldım. Bir tanesi; “İnsanlar giyinmeye ihtiyaç duymuşlar ve tekstil mühendisliği ortaya çıkmış.”

:: Mühendislik etiği denen kavramın Dünya’daki ilk hocalarından birisi Aarne Vesilind. Ayşen Hoca da Vesilind ile görüşmüş.

:: Hukuk ve mühendislik etiğinin başlangıcı kabul edilen olay 1972′de patlak veren ve A.B.D. Başkanı Nixon‘u istifa etmek zorunda bırakan Watergate Skandalı. Detaylı bilgi için tıklayın.

:: 1974 yılında olan ve havacılık tarihine DC10 Faciası olarak geçen ve 346 kişinin öldüğü uçak kazası da yine mühendislik etiği tartışmalarını başlatan bir olay. Verdiğim linkten detayları okuyunca anlayacaksınız ki tüm sorumluluk gerçekten uçağı yapan mühendislerde. Bilmeyenler için uçak THY‘ye ait ve ölenlerin çoğu Türk. Detaylı bilgi için tıklayın.

:: Tıp Etiği’nin başlangıcı olarakta 1960′lı yıllar kabul ediliyor.

:: Çevre Mühendisliği ile ilgili bu madde. Atık üretimi, doğrudan kişi başına milli hasıla ile ilgiliymiş.

Ayşen Hoca bizlere ilerdeki iş hayatımızda etikten vazgeçmememizi ve patronu dinlemememizi öğütledi :) Benim konferanstan çıkardığım kadarıyla ülkemizde ve hatta dünyada çevre konusunda sözü söyleyenler, çevrenin ne kadar kirletileceğine karar verenler maalesef üniversiteler; bu işe yıllarını ve hayatlarını adayan insanlar değil, politikacılar ve bürokratlar. Konferanstan zonra aklımda kalan belki de en kötü farkındalık bu oldu. Yani biz mühendis olarak bir şeyi ne kadar doğru yaparsak yapalım, o şeyin toplamda ne kadar doğru olacağına maalesef patronlar veya politikacılar karar veriyor.

Konferansta ayrıca bir de ayıp yaşadık. İmzasını atan bazı arkadaşlar Ayşen Hoca konuştuğu halde kalkıp gittiler. Konferasın sonlarına doğru salon iyice boşaldı. Belki dersleri vardı ama benim de vardı ve sonuna kadar bekledim. (Hatta laboratuvara 15 dakika geç kaldım.) Erdem Hoca da tabi ki inanılmaz kızdı ve derste bunun cezasız kalmayacağını söyledi. Korkum, bu durumun final sınavına yansıyacağı yönünde ya, hadi bakalım.

Bahar Alerjim ve Nasacort AQ

Nasacort AQ

Nasacort AQ

Beni yakından tanıyanların bileceği üzere başımın belası bir bahar alerjisine sahibim. Her yılın bahar aylarında başlayıp yazın ilk dönemlerine kadar devam eden, beni salya sümük içerisinde bırakan, seri hapşırıklara boğan, gözlerimi kaşındırıp kanlandıran lanet bir rahatsızlık bu. Tıp dilinde adı: Allergic Rhinitis. İnsana gerçekten azap veriyor. Bu yazıyı yazma sebebim de olurda aranızda benzer olayları yaşayan ama bir anlam veremeyenler olursa ne yapacağını bilsin diyedir. Öncelikle bu derdin en büyük çaresi hiç şüphesiz doktora gitmektir. Mevsim dengeleri iyice bozulduğundan bitkilerin özellikle yeşil alanlarda ağaçların vs. ne zaman polenlerini bırakacağını kestiremiyorsunuz. Örnek verecek olursak, geçen sene nisan 20 de başlayan alerjim bu sene mayısın 15′inde kendini hatırlattı. Yıllardır türlü türlü ilaç kullandım. Bunlar genelde bir alerji hapı ve bir burun spreyi olur. Burun spreyleri; Nasacort AQ, Flixonase ve Nasonex markalı spreyler. Bunlardan benim en iyi verim aldığım Nasacort’tur. Sprey gerçekten çok etkilidir. Benim gibi aynı sorunu yaşayan pek çok arkadaşım da bunu onaylamaktadır.  Alerji hapı olarak bir sürü ürün olduğundan, doktorlar her sene farklı bir şey yazıyorlar. Şu an ben Nasonex kullanıyorum. Geçen gün Mavi Hastane’nin KBB‘sine gittim ve doktor Nasonex yazdı. Bu da fena değil gibi. Ama Flixonase özellikle dayanılmaz kokusu ile çok iyi olmayan bir sprey. Ben memnun kalmadım.

Promosyona Bak

Süper Promosyon

Süper Promosyon

İlk gördüğümde ben de gözlerime inanamadım ancak tamamıyla doğru! 30 Haziran 2009!a kadar EsPark Baki Dalyancı’dan bir sütyen alırsanız bir külot hediye! Yani onların deyimiyle “Sütyen Sizden Külot Onlardan!” Yani benim anlamadığım adamlar bu reklamı alışveriş merkezinde dağıtılan indirim kuponlarının arasında veriyorlar. Şimdi ben kendi adıma okuduğumda bile utandım. Merak ediyorum, kim bu kuponu koparıp gidip te “Ben sütyen aldım, hadi külotumu da verin diyecek?” Ama şu da bir gerçek ki o kuponlar arasında en ilgi çeken bu olduğu için firma süper reklamını yaptı. Helal olsun valla, komik :)

Erotic Cakes

Erotic Cakes (2006)

Erotic Cakes (2006)

Normalde ben öyle pek dinlemem solo gitaristleri. Yani severim, saygı duyarım ama öyle ayıla bayıla da dinlemem. Bizim Volkan pek sever böyle Satriani’dir, Steve Vai’dir falan. Aslında bu yazıyı birkaç ay önce sıcağı sıcağına yazmam gerekirdi ama olmadı. Bir gün okulda laboratuvarların olduğu kısımdan geçerken laboratuvarlardan birinden inanılmaz solo sesleri duyduk. Lan önce inanamadık Alper’le tabii. N’oluyor falan derken sesin geldiği laboratuvarın kapısını açtığımızda hayatımda gördüğüm en kafa 3 asistandan birisi olan Ersin’in sololar eşliğinde deneye hazırlık yaptığını gördük. Bizi görünce gayet memnun oldu. Konuştuk biraz. Daha sonra yanımdan hiç ayırmadığım flash belleğime dinlediği albümü attım: Erotic Cakes. Guthrie Govan isimli hafiften arkadaşım Utku’ya da benzeyen İngiliz abimizin enstrümental albümü. Özellikle albümün açılış parçası Waves, ki şu an bana eşlik ediyor yazarken, hayatımda dinlediğim samimiş söylüyorum en sağlam enstrümental gitar parçası. Yok, yani hatırlamıyorum lan bu kadar beni uçuranını. Albümün devamını da dinledim hani sadece bu parça mı var diye. Yok be abicim, albümde Fives ve Sevens diye iki parça var. Bunlar da çok sağlam. Fives’ın girişi acayip hoşuma gitti. Ama az önce de dediğim gibi sırf Waves parçası için bile bu albüm çok iyi denilmeyi hakediyor bence. Ufak bir internet araştırması sonucu neredeyse herkesin benimle aynı fikirde olduğunu gördüm.

Abi ile ilgili videoları Youtube‘dan buraya tıklayıp izleyebilirsiniz.

Burada kendisinin resmi sitesinin ve Myspace’nin adresi var:

http://www.guthriegovan.co.uk/

http://www.myspace.com/guthriegovaneroticcakes

Hastası olduğum başyapıt Waves’in ilk 30 saniyesini dinlemek için tıklayın.

Abinin nasıl çaldığını görmek isteyenler için Fives:

Halen daha Youtube‘a giremeyenler, ilacınız burada.

Bir Gün İntihar Edersem;

Eğer olurda bir gün intihar edersem;

  1. Kız yüzünden olmaz.
  2. Para yüzünden olabilir.
  3. Büyük bir utanç yüzünden olabilir.
  4. Cennete gidemem.
  5. Cehennem garanti olur.
  6. 18 kişi çok üzülür. (üşenmedim saydım)
  7. 10 kişi çok sevinir. (9 kişi de olabilir)
  8. Bütün internet hesaplarım sahipsiz kalır.
  9. Bloguma yazmaya en küçük kardeşim devam eder.
  10. Kitaplarım ve tüm DVD film arşivim küçük kardeşime kalır.
  11. Kıyafetlerim ortanca kardeşime kalır.
  12. Annem uzun süre dayanamaz yokluğuma.
  13. Müzisyenlik yönümden kimse hatırlamaz ama şakacı kimliğimle hatırlanırım.
  14. Cenaze namazım kılınmaz.
  15. Volkan’la Seval ağlarlar dayanamazlar :)
  16. Dilencileri Topluma Kazandırma projem yatar.

Yakında yeni bir başlıkta aklıma gelenleri ilave ederim. Daha çok uzun bir süre intiharı düşünmediğimden bunların gerçekleşme ihtimali şu an için yok, he he he :)

Star-Trek Karakteri Yapın

Bana Nasıl da Benziyor :)

Bana Nasıl da Benziyor :)

Şu sıralar mutlaka görmüşsünüzdür fragmanını zaten Star Trek’in. Geçenlerde bir blogda gezerken görmüştüm. Acayip hoşuma gitti, bende yapayım dedim. Bir siteye fotoğrafınızı yüklüyorsunuz, 3 boyutlu animasyonunuzu yapıyor. Hemde baya sağlam yapıyor. Benim ki bana pek benzemedi ama olsun. Sizin ki benzer. Ayrıca bu arkadaşı konuşturabiliyorsunuz. Bende denedim, baya ciddi mesajlar verdim karakterim aracılığıyla. Şimdi merak ettiniz değil mi:)

Tıklayın bakalım.

İlk Sahne Deneyimim

Allah’a çok şükür, bugünü de (14 Mayıs 2009) gösterdi bana :) Malum takip

İMHA (biz lan)

İMHA (biz lan)

eden okuyucu hatırlayacaktır grubumuzun yaşadığı talihsizlikleri. Neredeyse dağılmanın eşiğine geldik. Ama iyi toparlayıp sonunda yıllardır yapmak istediğim şeyi yaptık. Bu kadar olumsuzluk yaşayınca artık iyiden iyiye ümidi kesmiştim. Ama oldu.

Kara Kedi Stüdyosu‘ndaki provamızdan çıktıktan sonra Ferdi Abi bize Death Shot isimli bir grubun ZIBAR‘da kendilerinden önce sahneye çıkacak, şöyle 9-10 tane şarkı çalacak bir grup aradığını söyledi. Biz de zaten iyiden iyiye ümidi kestiğimizden olur abi dedik. Yani dağılacaksak ta en azından çalar öyle dağılırdık. Neyse işte, vokalistleri ve davulcuları geldiler sağolsunlar, dinlediler bizi. Beğenmiş olacaklar ki arkadaşlar perşembe görüşürüz dediler. Perşembe günü epey bir olay yaşadık, şimdi o kadar detay girmeyeceğim. Death Shot’ın sahnesi olacağından kimseyi de çağırmadık özellikle. Sonuçta 10 şarkı çalıp inecektik. Hatta ne yalan söyleyeyim s.çarız diye de çok korkuyordum. Şimdi bizim eski ritim gitar İlker ayrıldığı için bazı şarkıların alt yapısı çok boş kalıyordu. Biz de en azından birkaç şarkıda bize eşlik etsin diye eskiden çalıştığımız bir arkadaşımız Oğuz’dan yardım istedik. O da sağolsun kırmadı bizi. Soundcheck’tir, Oğuz’un disstortion ayarıdır derken epey oyalandık. Sonra Dead Shot ses kontrollerini yaptı. Sağolsun davulcuları bir crash zili ile bir de splash’ini kullanmama izin verdi. Vee, sahneye çıkma anı geldi. Saat 21:45 civarı falandı. Sahneye çıktık ve aşağıdaki şarkıları sırasıyla çaldık.

1. Yine: Güzel bir giriş şarkısı. Çalarken heyecandan çok saçmaladım yalnız, hızlanmışım aralarda.

2. Bakma Yüzüme: Dorian’ın parçası, güzel de bir parça. İyi çaldık.

3. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa: Önce çok tereddüt ettim, sonradan güzel gitti. Bunda baya alkış aldık bak.

4. 1000 In The Eastland: Programın tümünü düşününce en güzel parçalardan birisiydi. Aralarda “hey hey hey hey” çektirdik seyirciye.

5. Bilmece: Benim en sevdiğim parçalardan birisiydi. Güzeldi, millet sevdi.

6. Nefesini Tut: Ara kısımlarda verdiğimiz es’ler mükemmel oldu.

7. Pencere: Çok pis sıçtığımız parça oldu. Haa, rezil etmedi ama baya bir canımızı sıktı. Halbuki en kolay parçaydı be :)

8. Köpek: İşte en çok korktuğum parça. Normalinden biraz yavaş çaldım bu yüzden, çok şükür gitti.

9.  Song 2: Lan acayip güzeldi be, Savaşalp en çok bunu beğendi. Ve işin güzel kısmı bu parça için stüdyoda çalışmadık. Programdan birkaç saat önce DONAS‘ta karar verdik.

10. Send The Pain Below: Vokali Oğuz devraldı. Önce Alper’le akustik olarak ilk kısmını çaldılar. Millet şaşırdı hep böyle mi devam edecek diye. Ondan sonra bir girdik lan parçaya inanamazsın! Çok iyi, baya alkış aldık.

11. Aylar Geçer: Son parçamız. Orta kısmında bir yerde es verecektik. Ben unuttum çalmaya devam ettim. Gitar ve bas susmuştu. Ben hiç bozmadım; Hasan hemen toparladı. Sonra ben ritmi düşürdüm. Hasan süper bir giriş yaptı ve bitirdik. Çok alkışladılar sağolsunlar.

Şimdi gecenin ardınan bazı notlar:

1. O gün hiç stüdyo yapmadık. Sadece ben 1 saat kendim yalnız çalıştım.

2. Oğuz’la hiç prova yapmamamıza rağmen, gerçekten elinden gelenin en iyisini yaptı sağolsun.

3. Kimseye haber vermedik. Sadece yavrukuş, Selma, Okuyucu, Volkanlar (Sercan, Benan, Hüseyin) ve Alp geldi. Haa, İbrahim’in de arkadaşları gelmişlerdi sağolsunlar.

4. Program bittiğinde aldığım tepkiler, benim kendi gördüğüm eksiklikler, dışarıya yansıyan eksiklikler, dışarıya yansımayan eksikler topladığımda o gece için performansımıza 10 üzerinden 7 veriyorum. Belki torpil yapıyorum. Ama olsun lan, ilk sahnemiz üzmeyin beni.

5. Bugün sahnede İbrahim (bass), Hasan (vokal), Alper (solo ritim gitar) ve Oğuz’la (back vokal ritim gitar) çaldık. Aa dur lan, İbrahim de back vokal yaptı. İyi de yaptı kardeşim :)

6. Grubun adını 2 gün önce koyduk: İMHA. O geceye de aynı adla çıktık. Ve bu isimle de devam edeceğiz.

7. Bunu yanlış anlamayın sakın. O gece sahnede İlker’le, Volkan’la, Mert’le çalmak isterdim. Yani ben ilk sahnemde (her ne kadar ön grup olarak bile olsa) hep bu üçünden birisi olur diye düşünürdüm. Hele İlker, içlerinde en eski tanıdığım ve ilk çaldığım gitaristtir. Olmadı.

9. Biz sahneden indik. Asıl grup Dead Shot çıktı. Onların performanslarının ortalarına doğru biz mekandan ayrılırken içerisinde gizli bir metalci saklı olduğuna inandığım Muharrem abi yanımıza gelip gecenin en güzel sözünü söyledi. “Gençler şarkılarınızı arttırın, size burada bir gece verelim. Her hafta çalın. Beklediğimizden çok çok iyiydiniz.” Herhalde bunu duymak müzikle uğraşan her insan için çok güzel olmalı.

Şu an tahminim, hemen bir ritim gitar bulup işleri yoluna koyar ve devamını getiririz. Hadi bakalım hayırlısı.