Yasal MP3 Garajı

Eskirock
Eskirock projesi kapsamında açılımlarımız devam ediyor. Sitemize artık bir de yasal mp3 kısmı ekledik. Bu kısmın özelliği yayınlanan materyalin tümünün grupların zaten kendilerinin yayınladıkları materyaller olması. Burada mp3, video, promo fotoğraf ve pek çok içeriğe ulaşabilecek kullanıcılarımız. Süper olacak inşallah. Şu an yeni açtığımız için içi boş sayılır. Zamanla eklemeler devam edecek. İşte adresi:
Buraya tıklayarak mp3 garajını görebilirsiniz.
Hatta Volkan’ın süper çabaları sonucu artık üyelerimiz eskirock çatısı altında kendilerine blog oluşturabiliyorlar. Süper!
My Resort’a Reklam Filmi!
Abartmaya devam ediyoruz sevgili okurum. Yarın, eğer ciddi bir aksilik olmazsa Savaş ve Volkan’la birlikte Proofhead My Resort’a bir reklam filmi çekeceğiz
Şimdiden heyecanlı olduğum için bu yazıyı yazayım dedim. Bu minik başlığı Savaşalp’in akşam akşam yaptığı ve beni gerçekten mutlu ettiği jesti ile bitiriyorum:

Bakın ne yazıyor
Eskirock Çalışmaları

Savaş Volkan Seval
Bir süre önce yeniden aktif hale getirdiğimiz Eskişehir Rock Topluluğu olarak, kanımca en iyi faliyetimizi gerçekleştirdik! Bilgi masası kurduk. Bundan önce yapılan Çorba Gecesi, Bira Gecesi vs’leri saymıyorum. Bu sene İzmir Foça’da düzenlenecek “Rock Tatili Zeytinli Rock Fest 2009” organizasyonu için bizim kampüste kantinde bir bilgilendirme standı açtık. Topluluğumuz adına yalnızca birkaç kişinin olması üzdü açıkçası. O yüzden öncelikle Savaş, Volkan ve kendimi hariç tutarak; benim bildiğim kadarıyla yanımızda duran tek üyemiz Morbidangel‘a çok teşekkürler. Eğer benim olmadığım anlarda yanımıza gelen, oturan üyelerimiz de varsa çok teşekkür ederim kendi adıma.
Festivalin tarihinin finallerden hemen önce olması ve açıkçası gidiş + dönüş 60 TL2yi insanların çok fazla bulması dolayısıyla, ki biraz haklılık payları var, masamıza ilgi çok azdı. Ama olsun, biz üzerimize düşeni yaptığımız için mutluyuz. En azından ben kendi adıma mutluyum. Bu iş için bir de afiş bastırmıştık, o güzel oldu mesela.
Bu işin bize kazandırdığı deneyim şu oldu: Artık stand açmak için ne yapmamız gerektiğini, okulda nereye başvurmak gerektiğini biliyoruz. Önce fakülte sekreterine gittik. Onlar bizi Rektörlük’te üniversitenin genel sekreterine yönlendirdiler. Biz işi bilmediğimiz için sıkıntı yaşadık ama bilmeyenler için; asacağınız poster afiş vb’ye sekreterin mühür basıp paraf atması gerekiyor. Ondan sonra okulun size göstereceği yerde, ki bu konuda da sıkıntı yaratmıyor Anadolu Üniversitesi, standınızı açabilirsiniz. Bu arada Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler biriminin bünyesinde meğer okulumuzda çalışan en hoş, en güzel bayanlar bulunuyormuş, onu keşfetttik. Zavallı Savaş konuşamadı o kadar! Volkan hala anlatıyor önüne gelene…
Bir aksilik olmazsa hafta sonu da Adalar’da bir masa açabiliriz. Gerekli izinleri alabilirsek tabiki de. Hadi bakalım eskirock ekibi; yolun açık olsun!

Afişimiz
Yine, Yeni, Yeniden Bursa’dayım!
Evet, yine şok bir kararla son dakikada Bursa’ya gittim. Ancak bu sefer yalnız değildim, ailecek gittik bizim arabayla. Planımız, tercih zamanı yaklaşan kardeşimi bir süredir bulunduğu Bursa’dan dayımın yanından alıp eve getirmekti. Hem bu sayede annemler kuzenin yeni doğmuş kızını ve dayımgili de göreceklerdi. Süper olacaktı yani. Oldu da
Cumartesi akşama doğru Bursa sınırlarına girdik. Bu arada şunu da ek bilgi vereyim, meğer cumartesi günü 2009′un en sıcak günüymüş
Bursa’da dayımlar her zamanki geleneklerini bozmadan bizi yine planladığımızdan bir gün sonra dönmeye ikna ettiler. Dayımın bu yeteneği beni oldum olası büyülemiştir zaten
Cumartesiden pazartesiye süper bir ziyaret oldu. Kuzenimle önceki Bursa ziyaretimde gittiğimiz, ancak tadına bir türlü doyamadığım Saklıkent‘te tekrar gittik. Her neyse sevgili okur, işte bu iki günlük ziyaret sebebi ile blogtan epeydir uzak kaldım. Bir de bir önceki yazımda 3. sıradaki yorumu yapan herif cidden beni acı acı düşündürdü. Yani benim anlatmak istediğim şeyin o kadar dışında bir tepki vermiş ki şaşırdım kaldım lan. Neyse, öyle işte.
Farkettim ki bu Bursa’yı seviyorum arkadaş. Eskişehir’den sonra en çok Bursa’yı seviyorum hatta
Kuzenimin küçük kızı Sude’yi buradan öpüyorum çok içimden geldi.
Toplum Tepkisi Budur İşte!

Bilboard Afişi
Malum 19 Temmuz’dan beri memleketimizde kapalı alanlarda sigara içilmesi kesin olarak yasaklandı. Süper de oldu diyebilirim. İşte çıkarılan bu yasayı halka benimsetmek adına aşağı yukarı tüm bilboardlarda yandaki afiş var şu aralar: “Onlar %100 Dumansız Hava Sahasına %100 Destek Veriyorlar“. Bu sabah farkettim ki evden çıkıp okula gidene kadar gördüğüm tüm afişlerde afişte soldan dördüncü sırada duran Ahmet Türk‘ün yüzü karalanmış, kesilip çıkarılmış. Afişlerin o kısımları parçalanmış, özellikle fotoğrafı çeken kişiye yönelik “Seni oraya çekip koyanın” tarzı yazılarla benzenmiş. Bilmeyenler için Ahmet Türk, bebek katili PKK‘ya yakınlığıyla bilinen, hatta kimse artistlik yapmasın, PKK’nın neredeyse siyasi kolu diyebileceğimiz DTP‘nin genel başkanı. Şimdi burada benim gördüğüm şu: Şehirdeki tüm afişler tek bir kişi tarafından kesilmiş, hırpalanmış, özellikle tüm siyasiler dururken sadece Ahmet Türk çıkarılmış olamaz. Bu, birbirinden farklı semtlerde yaşayan insanların gösterdikleri tepkinin bir noktada buluşmasıdır. Şimdi sakın şunu anlamayın, ben burada o adamın suratını bilboardta karalamak, kesip çıkarmak iyi midir değil midir tartışması yapmıyorum. O tartışma ayrıyeten yapılabilir, olmalı mı olmamalı mı diye. Benim altını çizmek istediği nokta ortada toplumun verdiği ortak bir reaksiyon var. Örneğin Tayyip Erdoğan‘ın da çok sevildiğini kimse söyleyemez. Ancak benim gördüğüm tüm bilboardlarda Ahmet Türk’ün suratı kesip çıkarılmış. Kapılar ardında neler dönüyor bilmeyiz, belki de bu, halkın tepkisini ölçmek için bilinçli yapılan bir işti.
Ne olursa olsun bence bu kayda değer, özellikle devletin dikkate alması gereken bir tepkidir. Diğer illerde durum nasıldır bilmiyorum. Ama gördüğüm kadarıyla Eskişehir halkının tepkisi ortada:) Minibüsle bilboardların yanından geçerken o tarafa bakan herkesin suratına yayılan o gülümsemeyi farkediyorsunuz.
Yalnız benim aklıma takılan bir nokta da yok değil. Şimdi bu afişin amacı, bu yasaya her görüşten, her kesimden insanın sahip çıkmasını sağlamak. E o zaman afişte neden Deniz Baykal yok? Belki bununda mantıklı bir sebebi vardır. Baykal’ın yine muhalefet edeceği tutmuştur. Ya da afiştekş bazı isimlerle yanyana bulunmayı reddetmiştir. Dur bakalım, bu afişten çok iş çıkacağa benziyor
Buradan afişin yüksek çözünürlüklü haline ulaşabilir, çok beğendiyseniz bastırıp odanıza asabilirsiniz
Volkan Bize Geldi!

Volkan (Saçları daha uzun)
Volkan’la 3 senedir arkadaşız ve bugün ilk defa bizim eve geldi! Bunda Volkan’ın hiç bir suçu yok tabi. Olay tamamen benim evin uzaklığından ve açıkçası arkadaşlarımın ve benim babamın vereceği tepkiden çekinmesinden kaynaklanıyor. Şimdi şurası açık babamın ne tepki vereceğini kestiremiyorum. Yani yanlış olmasın, evden kovmayacağı ya da kırıcı bir laf söylemeyeceği kesin. Ama biliyorum ki arkadaşlarım babamla tanışsalar babamın adeti üzerine muhakkak ki Savaşalp’e sakalını kesmesi söyler, Mert’e kulağında neden o kadar çok delik olduğunu sorar, ne bileyim Volkan’a saçının ne kadar uzun olduğunu ima eder falan. Gerilmeye, sıkıntı yaşamaya gerek yok, keyfimiz bozulmasın. Aslında, ailelerin çocuklarının arkadaşlarına bakış açılarıyla ilgili bir yazı yazasım geldi bak şimdi.
Bugün dersim bittiğinde Volkan’ı aradım ne yapıyor diye. Meğer okuldaymış ve Fizik I dersi için bekliyormuş. Az bekle dedi, gittik baktık ders yokmuş. Bunun üzerine biz de Volkan’ın arabasıyla döndük
He he he, Volkan’ın babasıgil geldiğinden bir süre bizimkinde araba olacakmış. Biz de bastık bizim eve geldik. Zira bizimkiler evde yoktu, sabahtan pikniğe gitmişler.
Şişman dostumla takıldık muhabbet ettik. Sonra bindi Doğan SL‘ine gitti. Sağolsun lan mutlu oldum, bunu da paylaşmak istedim. Şimdi kapıyı Volkan’la açtık. Bakalım ilerleyen zamanda daha kimler gelecek, misafirim olacak. Yazının sonuna yaklaşırken canım fena halde Yüzüklerin Efendisi izlemek istiyor ama lanet olsun ders çalışmam lazım. Görüşmek üzere.
İhsan Oktay Anar – Suskunlar
“Belki de susmak gerçeği anlatmanın tek yoluydu.” diye bitiyor kitap. Kitabın sonunu söyleyerek başlayan kaç inceleme yazısı okudunuz? Gerçi bu yazı, ne derece inceleme yazısı olur orasını henüz kestiremiyorum. Ankara’dayken almıştım kitabı. Aynı günün gecesi otelde okumaya başladım. İhsan Oktay’ın son kitabı, 2007′de çıkmış. Yazarın ilk kitabı Puslu Kıtalar Atlası‘nı okuduktan sonra – aradaki diğer kitapları geçip – bu son kitabı okuyunca yazarı okuyucusuna aşık eden o tarzın nasıl geliştiğini, nasıl ustalaştığını hemen anladım. Yani bunu farkettim. Kitabın her sayfası beni fazlasıyla doyurdu. İhsan Anar’ın o komik mübalağa’ları, iddialı söylemleri, insanı adeta anlattığı mekanın içerisine sokan o tasvirleri kısacası ona has her yönü bu kitapta tavan yapmış.
Kitabın belki de en önemsiz karakteri bir bakmışsınız kitapta ipi çeken kişi oluveriyor. Bu kitapta musikiyi, müziği anlatması beni ayrıca mutlu etti.
Şu kesin ki İhsan Anar, inanılmaz bir tarih bilgisine sahip. Evet bunun üzerine iddiaya girebilirim. Ya da her bir kitabını yazmadan önce oturup çucuklar gibi ders çalıyor
Kitapta okuyucuya verdiği şeyler, hatta sadece bu kitabı için kıyaslamıyorum, sadece anlattığı olayları bağlayan türde şeyler değil. Yani bitirdikten sonra inanılmaz tarihi gerçekler ki bunlar insanı şaşırtıyor, öğreniyorsunuz. İhsan Anar, hangi kelimeyi nerede kullanacağını iyi biliyor, okuyucuyu istediği yerde gülümsetiyor, okuyucusuna istediği yerde kahkaha attırıyor.
Suskunlar’ın sonuna geldiğimde açıkçası sonuca çok ta şaşırmadım. Bu, okuduğum romanın yapağılığından veya ucuzluğundan değildi. Bu, yazarın olay örgüsünü tıpkı bir yap bozun parçaları gibi kurmasından kaynaklanıyordu. Parçalar azalmaya başladıkça giderek hangi parçanın nereye geleceğini tahmin etmeye başlıyorsunuz. Ancak asıl güzellik de burada başlıyor: Parçaların hangi sırayla geleceği. Yazarın ustalığı burada devreye giriyor.
Suskunlar romanının en güzel yanı, Puslu Kıtalar Atlası’na kıyasla çok fazla felsefeye boğulmuş olmaması bence. Aslında boğulmak burada doğru sözcük müdür tabi bilemem lakin Puslu Kıtalar’a göre daha az cümleyi üzerinde düşünerek okumak, bana bir okuma rahatlığı verdi. Aktı gitti kitap
Kitabın anlattığı pek çok olay var. Yani gerçekten kitap ne anlatıyor sorusuna tek bir cevap veremiyorum. Ancak şu kesin ki kitabın ana karakteri Davut isminde bir udî genç. Kitabın anlattığı onlarca şey var aslında. Mesela aklımda kalan bir tanesi bugün bile ara sıra tartışması yaşanır: Müzik, çalgı aletleri haram mıdır? Kitapta bununla ilgili atıp tutan bir hoca, bu hocaya dikkat, var. İhsan Anar, bu kısmı o kadar muhteşem ifadeler kullanarak anlatmış ki ben bile bir an “Lan acaba?” dedim, o kadar! İhsan Anar’ın adeti üzere kitapta pek çok kutsal kitap ve şahıstan alıntılar var. Örneğin Mevlana’nın bir sözü ile başlıyor kitap: “Kulak, eğer gerçeği anlarsa gözdür”. Otur da düşün şimdi
Kitapta alışıldığı üzere yığınla Osmanlıca sözcük var. Bir de bunların musiki terimi olduğunu düşünün! Ancak pek çok kalın kafalı okurun dediğinin aksine İhsan Anar bunu “Kitabımı sadece büyükler okusun” diye yapmıyor. Bakın şunu açıkça iddia ediyorum ve söylüyorum; İhsan Oktay Anar, çağımızın en büyük Türk romancılarındandır. Zira onun gibi yazan yok. Daha doğru onun tarzında yazabilen yok. Tarih-Felsefe- Fantastik. Daha ne olsun? Bence yeter
Kitapta Eflatun diye bir karakter var. Bu herif te bir nevi evliya gibi bir adam. Buna da dikkat edin okurken. Bu Eflatun’un adından olsa gerek kitabın kapağı da eflatun renginde. Hafif simli. Ve inanılmaz sade.
Kitabın iki yerinde; Davut’un ve Eflatun’un ayrı ayrı İstanbul’da yolculukları var. İhsan Hoca, resmen Osmanlı’nın Kostantiniye’sini getirip odanıza serecek. O nasıl tasvirdir, o nasıl betimlemedir öyle. Yaklaşık beş altı sayfa adeta o sokaklarda yürüyorsunuz, o kokuları içinize çekiyorsunuz, o sesleri duyuyorsunuz.
Kitapta olurda merak ediyorsanız, ki ben acayip merak ediyordum, mevleviler hakkın çok fazla şey öğrenebilirsiniz. Kitabın adı da bunlarla ilgili bir olaydan ileri geliyor.
Sonuç olarak dediğim gibi bu öyle profesyonel bir inceleme yazı olmadı. Sadece aklımda kalanlarla iyi bile yazdım. Bu yazıyı yazarken amacım siz değerli okurlarımı da bu kitabı okumaya özendirmekti. Umarım okur ve bana dua edersiniz. Ve işte kitaptan altını çizdiğim söz:
“Her musiki, sesin değil de, aslında sessizliğin bir taklidi”
|
Bu yazıyı istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz fakat yayınladığınız yerde bu |

Geçen sene yazdığım 













