Yasal MP3 Garajı

30/07/2009 at 18:36 (Kategorisiz, Öylesine) (, , , )

Eskirock

Eskirock projesi kapsamında açılımlarımız devam ediyor. Sitemize artık bir de yasal mp3 kısmı ekledik. Bu kısmın özelliği yayınlanan materyalin tümünün grupların zaten kendilerinin yayınladıkları materyaller olması. Burada mp3, video, promo fotoğraf ve pek çok içeriğe ulaşabilecek kullanıcılarımız. Süper olacak inşallah. Şu an yeni açtığımız için içi boş sayılır. Zamanla eklemeler devam edecek. İşte adresi:

Buraya tıklayarak mp3 garajını görebilirsiniz.

Hatta Volkan’ın süper çabaları sonucu artık üyelerimiz eskirock çatısı altında kendilerine blog oluşturabiliyorlar. Süper!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

My Resort’a Reklam Filmi!

29/07/2009 at 21:30 (My Resort Hakkında) (, , , , , )

Abartmaya devam ediyoruz sevgili okurum. Yarın, eğer ciddi bir aksilik olmazsa Savaş ve Volkan’la birlikte Proofhead My Resort’a bir reklam filmi çekeceğiz :)

Şimdiden heyecanlı olduğum için bu yazıyı yazayım dedim. Bu minik başlığı Savaşalp’in akşam akşam yaptığı ve beni gerçekten mutlu ettiği jesti ile bitiriyorum:

Bakın ne yazıyor :)

Bakın ne yazıyor :)

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Eskirock Çalışmaları

29/07/2009 at 21:20 (Deneyimler & Projeler) (, , , , , , , , )

Savaş Volkan Seval

Savaş Volkan Seval

Bir süre önce yeniden aktif hale getirdiğimiz Eskişehir Rock Topluluğu olarak, kanımca en iyi faliyetimizi gerçekleştirdik! Bilgi masası kurduk. Bundan önce yapılan Çorba Gecesi, Bira Gecesi vs’leri saymıyorum. Bu sene İzmir Foça’da düzenlenecek “Rock Tatili Zeytinli Rock Fest 2009” organizasyonu için bizim kampüste kantinde bir bilgilendirme standı açtık. Topluluğumuz adına yalnızca birkaç kişinin olması üzdü açıkçası. O yüzden öncelikle Savaş, Volkan ve kendimi hariç tutarak; benim bildiğim kadarıyla yanımızda duran tek üyemiz Morbidangel‘a çok teşekkürler. Eğer benim olmadığım anlarda yanımıza gelen, oturan üyelerimiz de varsa çok teşekkür ederim kendi adıma.

Festivalin tarihinin finallerden hemen önce olması ve açıkçası gidiş + dönüş 60 TL2yi insanların çok fazla bulması dolayısıyla, ki biraz haklılık payları var, masamıza ilgi çok azdı. Ama olsun, biz üzerimize düşeni yaptığımız için mutluyuz. En azından ben kendi adıma mutluyum. Bu iş için bir de afiş bastırmıştık, o güzel oldu mesela.

Bu işin bize kazandırdığı deneyim şu oldu: Artık stand açmak için ne yapmamız gerektiğini, okulda nereye başvurmak gerektiğini biliyoruz. Önce fakülte sekreterine gittik. Onlar bizi Rektörlük’te üniversitenin genel sekreterine yönlendirdiler. Biz işi bilmediğimiz için sıkıntı yaşadık ama bilmeyenler için; asacağınız poster afiş vb’ye sekreterin mühür basıp paraf atması gerekiyor. Ondan sonra okulun size göstereceği yerde, ki bu konuda da sıkıntı yaratmıyor Anadolu Üniversitesi, standınızı açabilirsiniz. Bu arada Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler biriminin bünyesinde meğer okulumuzda çalışan en hoş, en güzel bayanlar bulunuyormuş, onu keşfetttik. Zavallı Savaş konuşamadı o kadar! Volkan hala anlatıyor önüne gelene…

Bir aksilik olmazsa hafta sonu da Adalar’da bir masa açabiliriz. Gerekli izinleri alabilirsek tabiki de. Hadi bakalım eskirock ekibi; yolun açık olsun!

Afişimiz :)

Afişimiz :)

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Müzikte Yeni Arayışlarımız

28/07/2009 at 20:26 (Bit Pazarı, Kategorisiz, Öylesine) (, , , , )

jhjh

Tamamen can sıkıntısı! Yemin ediyorum öyle. Nedense birkaç haftadır üçlü olarak içimizde “death metal çalalım abi” gibilerinden yakınmalara sahibiz :) Tabi işin geyiğindeyiz. Şu an ki seviyelerimizde bunu yapmamız çok zor. Olsun, biz de iki stüdyodur eğlencesine takılıyoruz. Arada çıkan melodiler fena da değil hani. Ancak bugün ağırlıklı olarak Sagopa Kajmer dinleyen dostumuz Duran‘ın yaptığı scream vokali gördüğümüzde inanın ne yapacağımızı bilemedik! Neye uğradığımızı şaşırdık… Savaş’ın hayret nidaları içerinde ev arkadaşı Duran’a yağdırdığı “küfürler dolu övgüler” hepimizi krize soktu :) Bu arada davuldaki bu çift pedal olayını hafiften ilerletiyorum galiba. Farkediyorum yani kendimde.

Stüdyo bitip eve geldiğimizde bu sefer de klavyenin başına çöktük. Rap yaptık :) Dj ben oldum, klavyenin hazır ritimlerinden birini açtım, Duran’da yine Sagopa’dan bir şeyler söyledi. Çok güldük eğlendik yav :)

Günün en güzel kısmı şu; stüdyoda ufaktan bir parça bestelemeye başladık. Gövde ritimlerini, girişini falan çıkardık. Dur bakalım eğer üşenmezsek bitirip adam gibi birşey yapabiliriz. Vokali Duran’ın yapacağı kesin. Hadi bakalım gazamız mubarek olsun :)

NOT: Bu yazıyı Volkan’ın 67 TL’ye aldığı Microsoft marka klavye ve mouse’unu kullanarak yazdım. Süper bir klavye. Tuşları çok rahat. Kablosuz, 2.5 metreden çekiyor :)

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Yine, Yeni, Yeniden Bursa’dayım!

28/07/2009 at 20:01 (Gezdim Gördüm Yazdım) (, , , , )

Evet, yine şok bir kararla son dakikada Bursa’ya gittim. Ancak bu sefer yalnız değildim, ailecek gittik bizim arabayla. Planımız, tercih zamanı yaklaşan kardeşimi bir süredir bulunduğu Bursa’dan dayımın yanından alıp eve getirmekti. Hem bu sayede annemler kuzenin yeni doğmuş kızını ve dayımgili de göreceklerdi. Süper olacaktı yani. Oldu da :) Cumartesi akşama doğru Bursa sınırlarına girdik. Bu arada şunu da ek bilgi vereyim, meğer cumartesi günü 2009′un en sıcak günüymüş :) Bursa’da dayımlar her zamanki geleneklerini bozmadan bizi yine planladığımızdan bir gün sonra dönmeye ikna ettiler. Dayımın bu yeteneği beni oldum olası büyülemiştir zaten :) Cumartesiden pazartesiye süper bir ziyaret oldu. Kuzenimle önceki Bursa ziyaretimde gittiğimiz, ancak tadına bir türlü doyamadığım Saklıkent‘te tekrar gittik. Her neyse sevgili okur, işte bu iki günlük ziyaret sebebi ile blogtan epeydir uzak kaldım. Bir de bir önceki yazımda 3. sıradaki yorumu yapan herif cidden beni acı acı düşündürdü. Yani benim anlatmak istediğim şeyin o kadar dışında bir tepki vermiş ki şaşırdım kaldım lan. Neyse, öyle işte.

Farkettim ki bu Bursa’yı seviyorum arkadaş. Eskişehir’den sonra en çok Bursa’yı seviyorum hatta :) Kuzenimin küçük kızı Sude’yi buradan öpüyorum çok içimden geldi.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Toplum Tepkisi Budur İşte!

23/07/2009 at 16:55 (Bakış Açılarım) (, , , , , , )

Bilboard Afişi

Bilboard Afişi

Malum 19 Temmuz’dan beri memleketimizde kapalı alanlarda sigara içilmesi kesin olarak yasaklandı. Süper de oldu diyebilirim. İşte çıkarılan bu yasayı halka benimsetmek adına aşağı yukarı tüm bilboardlarda yandaki afiş var şu aralar: “Onlar %100 Dumansız Hava Sahasına %100 Destek Veriyorlar“. Bu sabah farkettim ki evden çıkıp okula gidene kadar gördüğüm tüm afişlerde afişte soldan dördüncü sırada duran Ahmet Türk‘ün yüzü karalanmış, kesilip çıkarılmış. Afişlerin o kısımları parçalanmış, özellikle fotoğrafı çeken kişiye yönelik “Seni oraya çekip koyanın” tarzı yazılarla benzenmiş. Bilmeyenler için Ahmet Türk, bebek katili PKK‘ya yakınlığıyla bilinen, hatta kimse artistlik yapmasın, PKK’nın neredeyse siyasi kolu diyebileceğimiz DTP‘nin genel başkanı. Şimdi burada benim gördüğüm şu: Şehirdeki tüm afişler tek bir kişi tarafından kesilmiş, hırpalanmış, özellikle tüm siyasiler dururken sadece Ahmet Türk çıkarılmış olamaz. Bu, birbirinden farklı semtlerde yaşayan insanların gösterdikleri tepkinin bir noktada buluşmasıdır. Şimdi sakın şunu anlamayın, ben burada o adamın suratını bilboardta karalamak, kesip çıkarmak iyi midir değil midir tartışması yapmıyorum. O tartışma ayrıyeten yapılabilir, olmalı mı olmamalı mı diye. Benim altını çizmek istediği nokta ortada toplumun verdiği ortak bir reaksiyon var. Örneğin Tayyip Erdoğan‘ın da çok sevildiğini kimse söyleyemez. Ancak benim gördüğüm tüm bilboardlarda Ahmet Türk’ün suratı kesip çıkarılmış. Kapılar ardında neler dönüyor bilmeyiz, belki de bu, halkın tepkisini ölçmek için bilinçli yapılan bir işti.

Ne olursa olsun bence bu kayda değer, özellikle devletin dikkate alması gereken bir tepkidir. Diğer illerde durum nasıldır bilmiyorum. Ama gördüğüm kadarıyla Eskişehir halkının tepkisi ortada:) Minibüsle bilboardların yanından geçerken o tarafa bakan herkesin suratına yayılan o gülümsemeyi farkediyorsunuz.

Yalnız benim aklıma takılan bir nokta da yok değil. Şimdi bu afişin amacı, bu yasaya her görüşten, her kesimden insanın sahip çıkmasını sağlamak. E o zaman afişte neden Deniz Baykal yok? Belki bununda mantıklı bir sebebi vardır. Baykal’ın yine muhalefet edeceği tutmuştur. Ya da afiştekş bazı isimlerle yanyana bulunmayı reddetmiştir. Dur bakalım, bu afişten çok iş çıkacağa benziyor :)

Buradan afişin yüksek çözünürlüklü haline ulaşabilir, çok beğendiyseniz bastırıp odanıza asabilirsiniz :D

Kalıcı Bağlantı 6 Yorum

Volkan Bize Geldi!

21/07/2009 at 17:10 (O An Yaşananlar) (, , , , , )

Volkan (Saçları daha uzun)

Volkan (Saçları daha uzun)

Volkan’la 3 senedir arkadaşız ve bugün ilk defa bizim eve geldi! Bunda Volkan’ın hiç bir suçu yok tabi. Olay tamamen benim evin uzaklığından ve açıkçası arkadaşlarımın ve benim babamın vereceği tepkiden çekinmesinden kaynaklanıyor. Şimdi şurası açık babamın ne tepki vereceğini kestiremiyorum. Yani yanlış olmasın, evden kovmayacağı ya da kırıcı bir laf söylemeyeceği kesin. Ama biliyorum ki arkadaşlarım babamla tanışsalar babamın adeti üzerine muhakkak ki Savaşalp’e sakalını kesmesi söyler, Mert’e kulağında neden o kadar çok delik olduğunu sorar, ne bileyim Volkan’a saçının ne kadar uzun olduğunu ima eder falan. Gerilmeye, sıkıntı yaşamaya gerek yok, keyfimiz bozulmasın. Aslında, ailelerin çocuklarının arkadaşlarına bakış açılarıyla ilgili bir yazı yazasım geldi bak şimdi.

Bugün dersim bittiğinde Volkan’ı aradım ne yapıyor diye. Meğer okuldaymış ve Fizik I dersi için bekliyormuş. Az bekle dedi, gittik baktık ders yokmuş. Bunun üzerine biz de Volkan’ın arabasıyla döndük :) He he he, Volkan’ın babasıgil geldiğinden bir süre bizimkinde araba olacakmış. Biz de bastık bizim eve geldik. Zira bizimkiler evde yoktu, sabahtan pikniğe gitmişler.

Şişman dostumla takıldık muhabbet ettik. Sonra bindi Doğan SL‘ine gitti. Sağolsun lan mutlu oldum, bunu da paylaşmak istedim. Şimdi kapıyı Volkan’la açtık. Bakalım ilerleyen zamanda daha kimler gelecek, misafirim olacak. Yazının sonuna yaklaşırken canım fena halde Yüzüklerin Efendisi izlemek istiyor ama lanet olsun ders çalışmam lazım. Görüşmek üzere.

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Güzel Bir Doğum Günü Daha :)

20/07/2009 at 19:21 (O An Yaşananlar) (, , , , , , , , , , , , )

Geçen sene yazdığım şu yazımı tekrar okudum az önce. Duygulandım :) Malumunuz 19 Temmuz günleri benim için 21 senedir doğum günü adı altında özel bir statüye sahiptir. Bu sene de güzel bir doğum günü geçirdim. Ayrıca bu seneki doğum günüm, kutlanma rekoru kırdı. Birazdan üşenmeyip herkesin adını yazacağım teşekkür etmek için. Muhtemelen çok mubarek bir kişiliğe sahibim ki doğum günüm Miraç Kandili gibi bir güne denk geldi. Ayrıca nasıl kötü bir şanstır ki her sene 19 Temmuz’u Fenerbahçeliler Günü (19 Temmuz = 19 07) olarak kutluyorlar. Bir Galatasaraylı olarak kendimden utanıyorum lan. Ayrıca 20 Temmuz 1969‘da Ay’a ilk defa ayak basıldığını düşünürsek doğum günüm böyle süper bir günün arefesi olarak daha az süper bir gün oluyor. Şaşılacak şekilde Temmuz 19, yılın tam 200. günü :) Süper bak, küsüratı sevmem zaten. Ve belki de bugünün en süper yanı bugün tüm kapalı mekânlarda sigara yasağı başladı, he he he :) Neyse sağolsun pek çok eş dost aradı. Bazı ekonomik durumu iyi olanlar ise paraya kıydı ve beni sevindirdiler. Bu hediyeler arasında, dediğime bakmayın 4 tane, iki tane CD var. Birisi Sagopa Kajmer‘in Şarkı Koleksiyoncusu toplaması. Diğeri ise gördüğümde acayip sevindiğim Barış Manço‘nun 1966′da Fransa’da çıkardığı Kızılcıklar Oldu mu? (Bien fait pour toi) plağının CD’ye basılmış hali. Tam koleksiyonluk, 4 parça içeren bir CD bu. Diğer hediyem ise son günlerde takip edenlerin hatırlayacağı üzere fanı olduğum yazar İhsan Oktay Anar‘ın Amat isimli romanı. Ve son hediyem ise bana acayip bir mutluluk yaşatan mini baterim :)

Üstten görünüş

Üstten görünüş

Önden Görünüş

Önden görünüş

Şimdi yazımı doğum günümü kutlayan herkesin adını yazarak bitireyim. Neden isim yazıyorum, zira bunu istatiksel bir olay olarak düşünün. Yazının başında verdiğim linkten de görebileceğiniz üzere, hedefim her sene doğum günümü kutlayan insan sayısını arttırmak. Hadi bakalım. Kutlayan tüm eş dost;

Merve, Cansu, Burcu, Sercan, Ayşe Mutlu, Seval, Didem, Deniz (merve), Emre, Serkan Abi, Murat Abi, Aygün, Özgür, Mert, İlker, Türker, Özgün, Volkan, Ergin (çevre), Özgür (karakedi), Onur, Ergin, Erman, Ahmet, Nuray, Ali Emre, Pelin, Alper, Tuğba, Yakup, Key B, Oğuz, Burak, Rabike, Erdal, Hasan, Özden, Deniz, Tuğçe, Sevinç, Koray, Cihan.

Renkler sadece tanışıklığımızın kaynağı ile ilgilidir. Lütfen fazla önemsemeyiniz. Bunu bilhassa ileride bu yazıyı okuduğumda işimi kolaylaştırmak için yaptım. Şunu farkettim ki liste uzadıkça keyfim yerine geliyor, neşem artıyor :) Belki unuttuğum birileri vardır. Lütfen bağışlasınlar beni. Doğum günü pastası olarak Peki‘nin hazır pastasındaki tek bir mumu üfledim. Olsun be, canım sağolsun :)

Kalıcı Bağlantı 4 Yorum

İhsan Oktay Anar – Suskunlar

17/07/2009 at 20:01 (Edebik Fantastik Sanatsal) (, , , , )

İhsan Oktay Anar - Suskunlar

İhsan Oktay Anar - Suskunlar

“Belki de susmak gerçeği anlatmanın tek yoluydu.” diye bitiyor kitap. Kitabın sonunu söyleyerek başlayan kaç inceleme yazısı okudunuz? Gerçi bu yazı, ne derece inceleme yazısı olur orasını henüz kestiremiyorum. Ankara’dayken almıştım kitabı. Aynı günün gecesi otelde okumaya başladım. İhsan Oktay’ın son kitabı, 2007′de çıkmış. Yazarın ilk kitabı Puslu Kıtalar Atlası‘nı okuduktan sonra – aradaki diğer kitapları geçip – bu son kitabı okuyunca yazarı okuyucusuna aşık eden o tarzın nasıl geliştiğini, nasıl ustalaştığını hemen anladım. Yani bunu farkettim. Kitabın her sayfası beni fazlasıyla doyurdu. İhsan Anar’ın o komik mübalağa’ları, iddialı söylemleri, insanı adeta anlattığı mekanın içerisine sokan o tasvirleri kısacası ona has her yönü bu kitapta tavan yapmış.

Kitabın belki de en önemsiz karakteri bir bakmışsınız kitapta ipi çeken kişi oluveriyor. Bu kitapta musikiyi, müziği anlatması beni ayrıca mutlu etti.

Şu kesin ki İhsan Anar, inanılmaz bir tarih bilgisine sahip. Evet bunun üzerine iddiaya girebilirim. Ya da her bir kitabını yazmadan önce oturup çucuklar gibi ders çalıyor :) Kitapta okuyucuya verdiği şeyler, hatta sadece bu kitabı için kıyaslamıyorum, sadece anlattığı olayları bağlayan türde şeyler değil. Yani bitirdikten sonra inanılmaz tarihi gerçekler ki bunlar insanı şaşırtıyor, öğreniyorsunuz. İhsan Anar, hangi kelimeyi nerede kullanacağını iyi biliyor, okuyucuyu istediği yerde gülümsetiyor, okuyucusuna istediği yerde kahkaha attırıyor.

Suskunlar’ın sonuna geldiğimde açıkçası sonuca çok ta şaşırmadım. Bu, okuduğum romanın yapağılığından veya ucuzluğundan değildi. Bu, yazarın olay örgüsünü tıpkı bir yap bozun parçaları gibi kurmasından kaynaklanıyordu. Parçalar azalmaya başladıkça giderek hangi parçanın nereye geleceğini tahmin etmeye başlıyorsunuz. Ancak asıl güzellik de burada başlıyor: Parçaların hangi sırayla geleceği. Yazarın ustalığı burada devreye giriyor.

Suskunlar romanının en güzel yanı, Puslu Kıtalar Atlası’na kıyasla çok fazla felsefeye boğulmuş olmaması bence. Aslında boğulmak burada doğru sözcük müdür tabi bilemem lakin Puslu Kıtalar’a göre daha az cümleyi üzerinde düşünerek okumak, bana bir okuma rahatlığı verdi. Aktı gitti kitap :)

Kitabın anlattığı pek çok olay var. Yani gerçekten kitap ne anlatıyor sorusuna tek bir cevap veremiyorum. Ancak şu kesin ki kitabın ana karakteri Davut isminde bir udî genç. Kitabın anlattığı onlarca şey var aslında. Mesela aklımda kalan bir tanesi bugün bile ara sıra tartışması yaşanır: Müzik, çalgı aletleri haram mıdır? Kitapta bununla ilgili atıp tutan bir hoca, bu hocaya dikkat, var. İhsan Anar, bu kısmı o kadar muhteşem ifadeler kullanarak anlatmış ki ben bile bir an “Lan acaba?” dedim, o kadar! İhsan Anar’ın adeti üzere kitapta pek çok kutsal kitap ve şahıstan alıntılar var. Örneğin Mevlana’nın bir sözü ile başlıyor kitap: “Kulak, eğer gerçeği anlarsa gözdür”. Otur da düşün şimdi :)

Kitapta alışıldığı üzere yığınla Osmanlıca sözcük var. Bir de bunların musiki terimi olduğunu düşünün! Ancak pek çok kalın kafalı okurun dediğinin aksine İhsan Anar bunu “Kitabımı sadece büyükler okusun” diye yapmıyor. Bakın şunu açıkça iddia ediyorum ve söylüyorum; İhsan Oktay Anar, çağımızın en büyük Türk romancılarındandır. Zira onun gibi yazan yok. Daha doğru onun tarzında yazabilen yok. Tarih-Felsefe- Fantastik. Daha ne olsun? Bence yeter :)

Kitapta Eflatun diye bir karakter var. Bu herif te bir nevi evliya gibi bir adam. Buna da dikkat edin okurken. Bu Eflatun’un adından olsa gerek kitabın kapağı da eflatun renginde. Hafif simli. Ve inanılmaz sade.

Kitabın iki yerinde; Davut’un ve Eflatun’un ayrı ayrı İstanbul’da yolculukları var. İhsan Hoca, resmen Osmanlı’nın Kostantiniye’sini getirip odanıza serecek. O nasıl tasvirdir, o nasıl betimlemedir öyle. Yaklaşık beş altı sayfa adeta o sokaklarda yürüyorsunuz, o kokuları içinize çekiyorsunuz, o sesleri duyuyorsunuz.

Kitapta olurda merak ediyorsanız, ki ben acayip merak ediyordum, mevleviler hakkın çok fazla şey öğrenebilirsiniz. Kitabın adı da bunlarla ilgili bir olaydan ileri geliyor.

Sonuç olarak dediğim gibi bu öyle profesyonel bir inceleme yazı olmadı. Sadece aklımda kalanlarla iyi bile yazdım. Bu yazıyı yazarken amacım siz değerli okurlarımı da bu kitabı okumaya özendirmekti. Umarım okur ve bana dua edersiniz. Ve işte kitaptan altını çizdiğim söz:

“Her musiki, sesin değil de, aslında sessizliğin bir taklidi”

Bu yazıyı istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz fakat yayınladığınız yerde bu
sayfanın linkini vermek zorundasınız. Vermemeniz durumunda ayıp edersiniz. Ayrıca
emek hırsızlığı da yapmış olursunuz değil mi? Bu kadar tantanaya gerek kalmadan
siz en iyisi kaynak olarak buraya link verin kurtulun, rahat rahat yayınlayın.
Aklınıza bir şey takılırsa buraya tıklayıp bana ulaşın.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Chaos Extreme Death Metal Fest 4

13/07/2009 at 21:40 (Konser & Festival Mevzuları) (, , , , , , , , , , , , , , , , )

Savaşalple

Savaşalp'le

Üzerimize düşen farzı yerine getirmek gerekiyordu ve bizde öyle yaptık :) Eskişehir Rock Topluluğu adıyla daha fazla kişinin katılmasını isterdik ama olmadı. 3 kişi; Savaşalp, Volkan ve ben gittik konsere. Volkan son dakikaya kadar gelemeyeceğim dedi ama sonunda dayandı ve katıldı bize. Saat 18:00′de kapı açıldı açılmasına da, saat 19:00′da başlayacak performanslar bir türlü başlamıyordu. Biz de o esnada Hayal Kahvesi‘nin bahçesinde beklemeye başladık.

Volkanla

Volkan'la

Rotten Dogs

Rotten Dogs

Saat 20:00′ye yaklaştığında ses kontroller yapıldı ve Ispartalı grup Rotten Dogs sahneye çıktı. Özellikle epey genç gözüken davulcuları ile kanımca iyi bir performans gösterdiler. Sepultura’dan çaldılar. (Savaşalp söyledi Sepultura olduğunu, ben pek tanımam.) Ancak sahne önünündeki 18 yaş altı çocukların buram buram özentilik kokan hareketlerinden dolayı ağır dinleyici (:)) arkalarda takıldı. ( Lan bu cümleyi okuyup artistlik yapan, yorum yapan olursa gözünün yaşına bakmam :) Cidden görseniz bana hak verirdiniz.)  O açıdan şanssızdı bu grup. Ayrıca bir kaç defa mikrofonun bağlantısı kesildi, vokalin haklı olarak sövmesini ağzını okumak suretiyle anladık. Grubun basçısının da gayet güzel vokal yaptığına şahit oldum. Grup bir şarkı daha söylemek istedi ancak malum zamanın kısıtlı olması, soundchecklerin gecikmesi gibi sebeplerden inmek sorunda kaldılar.

Suicide

Suicide

İkinci sırada Türk Death Metal‘inin öncü gruplarından Ankaralı Suicide vardı. Bunların davulcularını da özellikle izledim. Yalnız sonradan vokalleri Erkan Abi’nin akılları yerinden oynatan vokalleri ile tüm sahne onun etrafında dönmeye başladı. Yılların deneyimini konuşturdu Erkan abi. Yüzündeki o müthiş ifade adeta sözlerle bütünleşiyordu. Neyse yazıyı fazlaca edebiyat kompozisyonu yapmadan devam edeyim :) Suicide’da sahnenin önü doldu taştı. Pogo da ilk bu grupla başladı. Organizatör Murat ile yanılmıyorsam ismi Özgür‘dü, iki kişi başlattılar pogoyu :) Suicide’da cidden doyamadığımı hissettim. Bitirdiklerinde davulcunun fırlattığı bagetlerden birisini Volkan yakaladı ve bana verdi. Kardeşim benim :D Bu arada hayatımda ilk defa Suicide’ın bassçısında perdesiz bass gitar gördüm lan.

Human Harvest

Human Harvest

Suicide’dan sonra İzmir’den Human Harvest çıktı sahneye. Human Harvest’in cool basçısının sahneye sandaletle çıkmasını, ben ve Savaşalp süper bir mesaj olarak algıladık ve çok tuttuk. Bu grubun özellikle Nile tişörtü giyen gitaristlerini ben acayip tuttum. Davulcuları da gayet iyiydi. Gerçi tüm grup iyiydi lan. Cidden bak. Human Harvest, Slayer‘dan Death Skin Mask‘ı çalmaya başladığında ortama ayrı bir renk geldi. Performansın sonunda Nile tişörtü giyen o gitaristten gecenin anısına penasını rica ettim. Sağolsun verdi lan :) Bu arada Human Harvest’in vokalini önce herhangi bir alet kullanıyor sandım. Meğer herifin kendi orjinal sesiymiş :) Grup cidden iyiydi yani. Bu arada Volkan da dayanamayıp sahnenin önüne geldi.

Human Harvest’ten sonra bir süre hava almaya çıktık. Sonra üzerimizdeki tüm ağırlığı Black Omen‘dan süper insan Serkan Abi’nin masasına emanet bırakıp sahne önüne gittik. Zira UÇK Grind çıkıyordu! Açıkçası UÇK’yı bir kaç parçasıyla ve Savaşalp’in anlattıkları ile biliyordum. Sahnede en önde üç arkadaş başladık dinlemeye :) Vokal Tanju Abi hayatımda daha önce izlemediğim kadar enerjik bir vokalmiş! Adam atladı zıpladı sahnede. Sahneyle adeta boğuştu. Tabii bu da seyirciyi acayip, hatta duble acayip gaza getirdi. İşte ilk tekmeyi o zaman yedim! Yerlere düşenler, kayanlar, çarpanlar, ölenler, tekrar dirilenler… UÇK, deyim yerindeyse öttürdü sistemi! Grubun bassçısı ile direkt göz temasına geçtiğimizde ise olay ayrı bir keyif vermeye başladı. Justice‘de kafamı öndeki monitöre çarptım. O kadar! (Söylemedim Volkan size, bagetten sonra bunu da söylesem heralde gülmekten ölürdünüz, ben de iki cesetle n’apardım lan? ) Son şarkı beklendiği gibi Human Race Must Be Destroyed oldu. Bu esnada Tanju Abi, başlarına gelen üzücü bir hırsızlık olayından bahsetti. Sonra da grupça savundukları “İnsan ırkının yok edilmesi gerekir” felsefesinden bahsetti. Haklılar lan :) Bu şarkıda birkaç ay önce Black Tooth‘un yaparak bizi çılgına çevirdiği sahneye alma olayını yaptılar. Bassçının bizim Savaş’ı tutup çıkarması gruba karşı daha da bir sempati kazanmamızı sağladı, süper oldu. Son şarkıyı sahnede birlikte söyledik. Sonra bassçıları ile hemen küçük bir sohbete giriştik. Eskirock çıkartmalarından verdik. Karşılıklı destekleşme anlaşmaları yaptık. Volkan’la Savaşalp hatıra olarak adamın bilekliklerini aldılar. Daha sonra dışarda Savaş bir tişört, ben de kendime bir şapka, Volkan’la ikimize de birer arma aldım. Süper oldu yani. UÇK’nın performası gerçekten iyiydi. İstisnasız herkesin katıldığı headbangler oldu. Valla aklımda kalanlar bunlar.

Heretic Soul

Heretic Soul

Daha sonra aslında benim en çok merak ettiğim grup Heretic Soul sahneye çıktı. Grup tüm konserler boyunca en arkada masalarında oturmayı tercih etmişti ve neredeyse hiçbir performası izlememişti. En azından sahne önünde olduğum için ben göremedim. Ayrıca bunların Almanya’da sahneye çıktıklarını, headliner olduklarını, yaptıkları sponsorluk anlaşmalarını öğrendiğimden herhalde epey bir hevesle ve merakla performanslarını beklemeye başladım. Az önceki UÇK performansının vuruculuğundan olsa gerek salon epey boşalmıştı. Adamlar ilk şarkıyı neredeyse boş salona çaldılar. Sonradan salon dolmaya başladı ama sahne önünde nedense yine o ilk çıkan gruptakine benzer gereksiz bir kalabalık toplanmaya başladı. Bu esnada Savaşalp sahnenin önüne gidip, oradan dinlemeye başladı. Ben o esnada, o gece ilk defa yapılan wall-of-death‘e katıldığım için yaralanmıştım :) Savaş grubun bassçısına performanstan sonra penanı verirmisin diye sorduğunda çocuğun cevabı “Hayır veremem” olmuş. Şaşırdım, üzüldüm. Daha sonra ne bileyim sarmadı beni bu grup. Artık ayakta duracak halimiz kalmadığından terkettik Hayal Kahvesi’ni Amoral Vuslat‘ı dinleyemeden. Ayıp oldu Ali Abi‘ye ama. İçimden keşke Amoral en son değil de, Heretic’ten önce çıksaydı diye geçirdim. Burada Heretic Soul’un performansından kendi görüntülerimden bir parça var:

http://www.metacafe.com/watch/3053720/heretic_soul_live_at_hayal_kahvesi_eskisehir/

Evimize doğrı kör topal ilerlerken Volkan, bir death metal grubu kurmaktan bahsediyordu. Savaşalp tişörtten dolayı acayip mutluydu. Ben ise şunu bir kez daha anlamanın verdiği keyfi yaşıyordum: Seviyorum lan bu death metali!

Yazıda adı geçen gruplar:

1. Rotten Dogs: http://www.myspace.com/rottendogstr

2. Suicide: http://www.myspace.com/suicidefans

3. Human Harvest: http://www.myspace.com/humanharvestband

4. UÇK Grind: http://www.myspace.com/uckgrind

5. Heretic Soul: http://www.myspace.com/hereticsoul1

Bu yazıyı istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz fakat yayınladığınız yerde bu
sayfanın linkini vermek zorundasınız. Vermemeniz durumunda ayıp edersiniz. Ayrıca
emek hırsızlığı da yapmış olursunuz değil mi? Bu kadar tantanaya gerek kalmadan
siz en iyisi kaynak olarak buraya link verin kurtulun, rahat rahat yayınlayın.
Aklınıza bir şey takılırsa buraya tıklayıp bana ulaşın.

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

Next page »