Proofhead In Da Staj

Kurşun Külçeleri
Günlük yazmayı bıraktığım için bu yazıda bir haftalık bir özet bulacaksınız. Bu hafta çok sıkıldım, bildiğiniz gibi değil. Ramazanın ilk haftası olduğundan dairede herkes mayışmış bir vaziyetteydi. Pazartesi günü bir denetim oldu beni götürmediler. Son gün yani cuma günü gittiğim denetim süperdi. Hurda akülerden kurşun imalatı yapan bir geri dönüşüm tesisine gittim. Okurum şunu anladım ki geri dönüşüm işini gerçekten seviyorum. Korkarım ki ileride bununla alakalı birşey yapacağım. Yüzlerce kiloluk kurşun külçelerini görseniz, süperdi
Tesiste çıkan fırın artıklarından (cüruf) kendime bir hatıra aldım. Üzerine kurşun parçaları var. Tehlikeli atık olabilir neyse. Radyoaktif değil sonuçta.
Bu hafta Halit abi izne ayrıldı ve Veysel isminde süper bir abiyle tanıştık. Evrak kayıtta durduğumuz zamanlar eğlenceli oluyor. Kendisi tiyatrocu, eski evlendirme memuru. Acayip
Bu hafta arıtma tesisi ekipmanlarına dair altın değerinde bir kataloğu inceledim. 10 numara oldu! Su ağırlıklı olarak çalıştım yani. İlgili yönetmelikleri okudum. Yazılmış para cezalarına baktım. Lan bu çevre cezaları çok acayip ya. 7 milyar, 90 milyar, 300 milyar falan. İleride fabrikalarda çalışacak mühendis arkadaşlar sakın ihmal etmesin çevreyi aman diyorum. Bizim mesleğin kaderi, gelişimi ile ilgili zevkli bir sohbet yaptık Hikmet abi ile.
Bu arada İlker ile epey kanka olduk. Kardeşi de geldi ziyaretimize sağolsun.
Şeker Fabrikası arıtma tesisi yapıyormuş. Kafam almadı bir türlü, küçük bir alana kuruyorlar. Paket artıma lafı geçti gerçi. Öyle olur heralde.
Gördüğün üzere yavaştan alışıyorum staja sevgili okurum. Öyle egzantirik olaylar olmuyor değil ama anlatmıyorum. Öyle yani.
Minefield

Minefield!
Staj yaptığım müdürlüğün arşivindeki bilgisayarın özelliklerini yazarak başlıyorum;
Intel Pentium III 533 Mhz işlemci
SD 160 MB (64+64+34) Ram
6 GB Harddisk (6 GB lan bildiğin)
Ekran kartı Nvidia yazıyor ama nedir bilmiyorum.
Dolayısı ile aletteki kasma kat sayısını tahmin edebiliyorsunuz. Tutmuşlar bir de Internet Explorer 7 yüklemişler. Lan nasıl inliyor makine anlatamam. Hani zaten bu makineden yüksek beklentilerim yok ama bari internete adam gibi girebilsem diye birkaç gündür uğraşıyorum.
İnternette ararken birden gözüme Minefield diye bir şey takıldı. Minefield, Mozilla’nın geliştirmekte olduğu beta aşamasında bir proje. Firefox‘un en son kararlı sürümüne bu ad verilecekmiş. Arayüzü, herşeyi bildiğimiz Firefox ile aynı o yüzden. Yalnızca logosu farklı. Bilgisayarda oluşturduğu klasörün bile adı Firefox. Minefield’i Firefox’tan ayıran benim gördüğüm en iyi yanı hızlı olması. O çakma bilgisayarda bile bunu farkettim. Yalnız program şu an beta aşamasında olduğu için bazen anlayamadığınız script hataları verebiliyor.
Mozilla bunu hergün akşam güncelliyor. İstisnasız her sabah bilgisayarı açtığımızda güncelleme var. Demek istediğim belki şu an için değil ama; ilerisi için harika olacak gibi geliyor. Özellikle şu hafiflik süper. Yani haberiniz olsun duyamayan kalmasın, yakın zamanda Minefield açıklanırsa şaşırmayın. Java olayını da epey aşmışlar bu tarayıcı ile. Gerçi ben o çakma makinede denemedim ama incelemelerde özellikle “Java-Monster” diye geçiyor.
Dediğim gibi şu an için değil ama ilerisi için düşünün derim. Zira şu an pek çok açığı bulunuyor. Tehlikeli olabilir. Bu arada minefield, “Mayın Tarlası” demek.
Denemek isteyenler;
ftp://ftp.mozilla.org/pub/mozilla.org/firefox/nightly/latest-trunk/
adresindeki win32‘lerden birisini indiriniz.
Ben Bu Kadar Çok Lego Görmedim!
Takip ettiğim bir blogda buldum bu videoyu. Aşık oldum resmen ya! Arkada çalan 8 bitlik müzik desen mükemmel, stop motionla çekilmiş o süper! Ben bayıldım ve sizlerle de paylaşmak istedim. Savaş’ın da bu tip denemeleri vardı. Aklıma gelmiyor değil, benzer birşey yapmak.
Süper!
Diyanet’ten 10 Numara Mesaj!

Diyanet'in Hazırlattığı Afiş
Dün bizim evin yakınına yapılan yeni caminin önünden geçerken farkettim. Bu sene Diyanet İşleri Başkanlığı, Ramazan dolayısı ile bazı afişler hazırlatmış. Paylaşım, sevgi ve dostluk temasının işlendiği, gerçekten insanın içini ısıtan bu afişleri caminin kapısına asmış imam. Ama afişlerden bir tanesini öyle bir beğendim ki gerçekten Diyanet’i can-ı gönülden tebrik ederim. Verdiği mesajı da sonuna kadar desteklediğimi açıkça belirtiyorum.
Afişte gördüğünüz üzere Iron Maiden tişörtü uzun saçlı bir genç başında takkesi beyaz sakalları ile yaşlı bir ihtiyara sarılmış. İhtiyar gencin gözünde “Huysuz, inatçı hacıı” olmaktan çıkmış, genç ise ihtiyara göre “pis satanist böcü” değil. Süper! Mutlu etti beni bu afiş. Ramazan bitmeden çalar, asarım duvarıma
Not: Diyanet’in genelde metale yabancı insanların bile iyi kötü adını duyduğu Metalica grubunu neden tercih etmeyip de Iron Maiden’ı tercih ettiğini de ayrıca düşündüm. Lan yoksa, neyse.
Work and Travel Rezilliği

Work & Travel
Başından beri mantığına karşı çıktığım bir olay bu Work & Travel. Yani ne bileyim Amerika’ya gidip Amerikan vatandaşlarının yapmayı reddettiği, tiksindiği, bazen 6 yaşındaki bir çocuğun bile yapabileceği ayak işlerini yapmak, bunu dolar kazanmak için yapmak; benim kafamı hep kurcalamıştır. İşin güzel yanı pek çok arkadaşım da gitti Work & Travel’la. Selma mesela, kız gitti laptopla fotoğraf makinesi bir de Alper‘e bir Ibanez Gio aldı geldi. Bence işin şu kısmı kesin ki, Amerika’ya gidenlerin hiçbiri dil öğrenmek için gitmiyor. Ya da gidiyor; öğrenemiyor. Gerçi bizim Selma “teditu”nun yirmi iki demek olduğunu öğrenmiş kız. Anlatır, halen daha güleriz
Şimdi Selma için iyi bir deneyim oldu Work & Travel. Ama benim çoğunlukla duyduklarım maalesef o kadar güzel şeyler değil. Bir kere, Selma da dahil, oraya gidip ulaşım, konaklama vs konusunda sorun yaşamayan yok gibi. Hangi firma ile giderse gitsin hemde. Sonra Seval anlattı; bir arkadaşı Amerika’ya gidiyor yine bu Work & Travel’la. Oradaki kadının buna dediği şey: ” Bende sana verecek iş yok!” Bu ne lan? Bu ne demek?
Biraz araştırın gidenlere sorun; neler neler duyacaksınız. Kendi nacizane görüşüm, Amerikan hükümeti bu tip ufak tefek ayak işleri için gerekli iş gücünü kendi vatandaşlarından karşılayamadığı için; ki bunun Amerika’nın zırp pırt orayı burayı işgal edip oralara asker yollamasıyla ülkede doğru dürüst iş gücü bulamamasından kaynaklandığını söyleyenlerde var. (Amerika işsizliğe çözümü insanları paralı asker olarak alarak bulmuş.) Tabi üç kağıtçılar n’apmış bu sefer? Bu tamamen benim fikrimdir, böyle çoğunluğunu az gelişmiş ülkelerin oluşturduğu (bizim memleket de dahil) ülkelerden Amerika sevdasıyla yanan; `Allah’ım oralara gitsem bir görsem` diye kıvranan gençleri büyük bir lütufla ülkesine kabul etmiş.
Zaten şöyle de bir gerçek var. Eskiden millet ölürmüş Amerika’ya gidebilmek için. Amerika kabul etmezmiş. Ee, n’oluyo da bunlar birden bire böyle sevap işlemeye karar veriyorlar? Laaann!
Haa, birde Alaska olayı var lan. O daha insanlık dışı ya! Burada diğer yerlere göre daha çok para kazanılıyormuş. Sabah 5′ten akşam 7′ye kadar balık işinde çalışıyorsunuz. Tabi Alaska gibi yerde insanın onca zaman sonra psikolojisinde sıkıntılar oluyormuş.
Biraz düşündükçe bu Work & Travel’i zamanında Almanya’ya işçi olarak giden insanların durumu ile benzetmeye başladım.
Amaç para kazanmaksa ve bu ayak işlerini yaparak para kazanmaksa, benim tavsiyem ülkemizde bu işi yapmaktır. Sonuçta her yaz özellikle Akdeniz’de oteller İngilizce bilen bir sürü insan alıyorlar sezonluk. Ve bizzat oraya gidip çalışan bir arkadaşımın ifade ettiğine göre de üniversitelileri çoğunlukla tercih ediyorlarmış. İşte size hem çalışma hem de tatil yapma fırsatı! Hatta amacınız dolar kazanmaksa bazı oteller ücreti dolar olarak bile ödüyormuş. Bizim eleman euro alıyormuş haftalık.
Bu yazıyı yazmama vesile olan haberin linkini aşağıda veriyorum. Özellikle “Kunta Kinte” kısmına dikkat
http://yenisafak.com.tr/Dunya/Default.aspx?t=27.07.2009&c=4&area=4&i=201102
Photoshop Felaketi
Bu yazacağım yazı konuya yabancı olanlar için hiçbir şey ifade etmeyebilir. O yüzden canınızı sıkmayın; bana da kızmayın. Geçen gün otobüs durağında beklerken billboard’ta bir dersane afişi gördüm. Biraz detaylı inceleyince afişi yapan adamların cidden bu işi baştan sağma yaptıklarını gördüm. Neden mi? Önce buyrun afişe bakın:
Dikkatli arkadaşlar alt kısımlardaki font kaymasını farketmiştir. Ulan metrelik afiş yapıyorsun, Türkçe karakter desteği olmayan font kullanıyorsun. Ama bunu farketmiyor, düzeltmiyorsun? Ben bu dersanenin yerinde olsam para vermezdim lan adamlara. Sevgili okurum, ben kendi adıma bu tip şeylere çok dikkat ederim. Şimdi bunu okuyup “Ulan herifin uğraştığı şeye bak” diyebilirsiniz. Ama en azından bundan sonra dikkat edeceksiniz sizde. O açıdan süper

Aha işte hatalar!
İhsan Oktay Anar – Amat

Amat
Uzun süre önce okumuştum; yazmak bugüne kısmetmiş
Bu kitap, Suskunlar‘dan daha çok sardı beni. Daha çok sevdim bunu. Sebebi benim bu tür savaş içeren romanları ve filmleri sevmem. Yazarın ilk romanını da bu yüzden sevmiştim ya.
Neyse bu kitaba dönecek olursak, esrarengiz bir biçimde denize açılan Amat adındaki bir gemide yaşanan yine esrarengiz olayları anlatıyor. Kitabın en başından beri en gizemli karakter “Kaptan Diyavol Paşa Efendimiz“. Aynı zamanda bir de koca reis var ki akıllara zarar! Kırbaç Süleyman. Benim gördüğüm kadarıyla İhsan Anar, karakterleri mükemmel bir şekilde tasvirlemiş ve layığıyla yerine koymuş olay kurgusunda. Yani tarza yabancı olanlar, birden bire ortaya çıkıveren, sanki ağızdan kaçmışçasına cümlede bitiveren karakterleri öykü ilerledikçe birbirine bağlamaya başlayacak ve kendilerini son sayfasına kadar merak uyandıran bir romanın içinde bulacaklar.
Kitap denizcilik terimleri ile dolu. İşin süper kısmı o terimlerin taa Osmanlı zamanındaki versiyonları ile. Yani bu ilk başta rahatsız edici gibi görünse de hiç öyle değil. Belki ben hayran olduğum için bana öyle gelmiyordur. Bence bu durum okuyucu üzerindeki etkiyi arttırıyor.
Burada düşündüm de devamını yazmamaya karar verdim. Zira az önce bu kitap hakkında yazılmış bir bilimsel makale buldum. Bu da kitabın hayli baba bir kitap olduğunu bir kez daha gösterdi bana. Okuyun derim kesinlikle. Teşekkürler İhsan Oktay Anar! Kitaptan okurken altını çizdiğim iki cümle ile şimdilik sonlanıyor yazı:
“Kavasifü’l melanet ve’l habaset“
“Ruhunu Diabolus’a sat!“
NOT: Okurum bu yazıya aklıma bir şeyler geldikçe ekleyeceğim. O yüzden bilerek bitirmiyorum yazıyı.
Proofhead In Da Staj – 6
Bugün daha ikinci haftanın başı olduğu için ister istemez canım çok sıkıldı. Bu ara müdürlükte millet izne çıkıyor; izinden dönüyor. Yeni yüzler görüyorum hergün. İlker’le daha bir kaynaştık, samimi olduk. Bugün denetime gitmedik. Bende tüm gün oturdum “Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği” ile “Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği” üzerinde çalıştım, inceledim bu yönetmelikleri. Daha sonra epey bir tesisin dosyasını inceledim. Tehlikeli atık, atık yağ gibi pek çok konuda firmaların verdiği değerleri falan inceledim. Sonra bir ara acayip gaza geldim, gittim artıma tesisinde bulunması gereken elemanlarla ilgili bir katalogu inceledim. Sonra da bu katalogun sahibi firmaya bir mail attım. Kısacası bugün yapabileceğimin en iyisini yaptım.
Keşke bir de denetime gidebilseydik. Bugün orada kullandığım bilgisayara bir bakım yapayım, hızlandırayım dedim. Flash belleğimi takarken elektrik çarpınca vazgeçtim. Sadece internetten indirdiğim bazı programlarla birşeyler yapıp az da olsa performans artışı sağladım.
Bugünün en acayip yanı hayatımın en uzun dejavusunu yaşadım. Tam 5 dakika! Kafayı yiyordum, oruç başıma vurdu lan heralde.
Vee günü Veysel Abi’den süper bir sözle bitiriyorum; “Çalışan insan hata yapar aslanım, çalışmayan yapmaz.”
Sonunda Calculus 1′i Geçtim!

Adam's F.cking Calculus
Sevgili okurum, şu an itibariyle şu kardeşinin hayatında yeni bir dönem başlıyor
2 yıldır süren işkence, eziyet, moral bozukluğu bitti. Artık insanlar Calculus’tan bahsederken kaçmak, gizlenmek zorunda kalmayacağım. Artık “Ulan bende geçtim o dersi!” diye haykırabileceğim. Artık konu ne zaman matematikten açılsa kalkıp kendime elmalı soda almaya gitmeme gerek kalmayacak. Param cebimde kalacak. Artık önümüzdeki sene yaz okuluna “Nahhh gelirim” diyebileceğim. Allahım çok mutluyum. Hayatımda ilk defa salladığım tüm sorular tuttu. Düşün bir, 7 soru yaptım ve 5 soru salladım. Salladığım 5 sorudan 3′ü tutmuş; 40 almışım. 3 puan da vizeden bize borcu olan hoca eklemiş olmuş mu 43! Hoca 35′e DD vermiş ve bende 35.4 gibi bir puanla sınırdan geçmemiş miyim? Mucize bu lan!
Okurum, evet geçtim artık. Artık 5 dönemdir üstüste kaldığım o Allah’ın belası dersi verdim. Çok şükür lan. Bundan sonra geriye Calculus II ve Diferensiyal Denklemler kaldı. Olsun be onları da geçerim
Nacizane Proofhead Öğretileri

Proofhead Budası
Öğretilerim devam ediyor. Bu sefer okuyacaklarınız inanç üzerine nacizene düşündüklerimdir. Değerli okuyucularımın yorumlarını bekliyorum. Ve seninde.
:: Bir şeyin çoğuna sahip olmak iki şeyin göstergesidir: Ya o şeyin tadına doyamıyorsunuz ya da gerçekten tadını hiç bilmiyorsunuz.
:: Bazı anlarda vicdanın sızlıyorsa inanıyorsun demektir.
:: Gerçekten pişman olmadığın şeyler hatırlamadıklarındır.
NOT: Bu geceye ayrıca ardarda 5. yazımı yayınlayarak kanımca rekor kırdım.









