Aylık Arşiv: Eylül 2009

Okuldan Korkmak

Bugün hissettim bunu uzun süre sonra. Öyle görünüyor ki bu sene bizim bölümün en zor senesi olacak. Tamamı zor, çok acayip matematik ve fizik gerektiren derslerim var. Bugün Mühendislikte Bilgisayar Programlama diye bir derse girdik. Programlama falan diyince biraz heyecanlandım. Ama ders, MATLAB programını kullanmak üzerineymiş. Ona bozuldum biraz. Geçen seneki Lineer Cebir dersini kıl payı geçtiğimi düşünüyorum da, orada kurtulduğum matrisleri burada nasıl çözeceğim bakalım.

Ulan bu Temel İşlemler ve Süreçler dersi amma sıkıcı bir ders yav. Ders ağır ve zor, orası kesin de, bu sıkıcılık neden ki? Neyse bakalım o ne olacak.

Bugün akşam ders bitiminde yine bir umutlandım ama umudum kısa sürdü. Ve artık bende umursamamaya karar verdim lan. Valla bak, yetti artık yav. Erol’u bekliyorum artık :)

Alper’le döndük okuldan. Yol boyunca düşündüm lan, içimdeki bu sıkıntının sebebi nedir diye. Tamam bir üstteki paragrafta yazdığım ve büyük olasılıkla tek kelimesini anlamadığın o paragraf da moralim bozdu ama esas sebebini buldum lan. Uzun süre sonra ilk defa okul benim gözümü korkuttu. Ciddi ciddi korktum lan nasıl yapacam da bu seneyi bitireceğim diye. Tüm o zor dersler, bir o kadar zor ödevleri, kısa sınavları falan. Of of, çok çalışmam lazım lan.

Sevgiler Tükeneli Çok mu Oluyor?

Karmaşık başlamalı herşey içimde,

Karanlığı ışığın altında görebilmeliyim,

Sakinliği kargaşada bulabilmeliyim;

Seni hissedebilmeliyim.

Aslına astarına bakmadan sevmek için,

Bir gözü kör olmalı insanın,

Nefes almadan da yaşayabilmeli,

Belki gururunu da hiçe sayabilmeli.

Aşkın gerçek olanı sevgilinin damarlarında akandır,

Kanın tadına bakar gibi bakabilmeli gerçeği arayan,

Kanın tadına bakabilmeli.

Ölmeyi marifet sanan sen bilmez misin,

İlan ediyorsun bana zayıflığını alenen,

Korkum yapamayacak olmak değil;

Ne kadar uzun süreceğini bilmemem.

Gerçeği sen biliyorsun,

Çözümün içinde olduğunu da kuşkusuz;

Çöz o zaman bağlarını savrul kalıbından,

Bırak kendini rüzgara,

Titreyerek, sarsılarak, uyuşarak yaşa mutluluğu;

Hiç ümitsiz kalmadım ya; kalırım,

Sen bir sevsen beni, sevebilsen.

Başarının Sırrı İlk Gün Okula Gitmekte Saklıdır

Bu sözü kimse söylememiş. Ben söyledim. Doğruluğu tartışılır tabi:) Tahmin edebileceğin yazı da bu kardeşinin okuldaki ilk günü ile alakalı olacak. İl dediysem, 3. sınıfın ilk günü :)

Bugün pek çok kötü şey oldu. Mesela programıma süper uyan Diferansiyel Denklemler dersini bırakmak zorunda kaldım. Zira Calculus II‘yi vermeden alınamıyormuş. Allah bu Calculus’un bin bir türlü belasını versin.

Sonra Alper‘i aradım. Dün sabah gelmişler Selma ile Hollanda’dan. Lakin dün gece anneannesi vefat etmiş. Kötü bir hoşgeldin olmuş yani. Allah rahmet eylesin. Neyse çarşamba geliyorlarmış onu öğrendim.

Günün en güzel kısımları Seval‘le geçirdiğim kısımlarıydı. Sonra bir de Espark’a gittim Sercan‘la Merve‘nin yanına. O sıra Burak geldi veda etmeye sağolsun. (Burak okur musun bilmem ama senin gömlek bendeymiş. Annem hatırladı lan.)

Bugün aldığım başka bir kötü haber de şu: Meğer Ankara’da Kızılay’ın rehabilitesi için bir proje yarışması düzenlenmiş. Mimarlık Bölümü’nden iki kız bizim Ozan Hoca‘ya da danışmışlar. O da sağolsun bizim adresleri falan vermiş. O iki kızdan birisi ile geçmişte bazı problemler yaşadığımız için bunlar beni aramamışlar. Ona üzüldüm lan. Yaz başındaki Konur Sokak Projesi‘nde gerçekleştiremediğimiz epey fikirler vardı aklımda. Hem de ne olur ne olmaz diye çizime de dökmüştüm. Neyse bakalım ne olacak o projelerinin sonucu.

Okurum bugün aylardır hayalini kurduğum bir olay hakkında tekrardan hayal kırıklığına uğradım. Zaten afedersin b.ku çıktı yavaştan bu işin. İçimdeki istek azalıyor lan yavaştan. Artık başka şekillerde telafi etmem gerekecek. Neyse muhtemelen anlaması gereken anlamıştır.

Sevgili okurum, neden bütün arkadaşlarım (Seval, Orbay, Can, Ati hariç) okulun ilk günü okula gelmez ki? Neden hep yalnız takılmak zorundayım lan?

Bu dönem girdiğim ilk ders diferansiyel denklemler oldu. Tabi daha sonra dersi bıraktım ama :) Su ve Toprak Kirliliği diye bir ders var. Çok acayip görünüyor. Akışkanlar Mekaniği dersi de öttürmeye aday bir ders kanımca.

Bugünün diğer sevimli anları ve durumları ise şöyle; Hicran Hoca‘yı gördüğüm an, Özlem Hoca‘yı da gördüğüm an, Ozan Hoca’nın yakında kestireceği saçları, tekrar 26A numaralı dolabı almam, Merve’nin “Ya bu yüzüğü küçülttürelim” diyişi, en sonunda yaptırabildiğim Proofhead armalı polarımı giymem :)

Çin Malı Google!

Googlle

Googlle

Önce inanamadım görünce, sonradan anladım işin gerçek yüzünü :) Bu sabah bilgisayarımı açıp internete girince birde baktım ki google’ın logosunda bir değişiklik var. Fazladan bir “l” harfi eklenmiş. Ulan dedim yoksa bu Çinliler Google’ın da mı sahtesini yapmışlar? Meğer google’ın 11. yıl dönümüymüş bugün. Benim aklıma hemen Çinlilerin ürettiği mallara verdiği çakma isimler geldi :)

Nokla N73

Nokla N73

NOKLA

NOKLA

PenesamiG

PenesamiG

Yeniden My Resort!

Ulan Allah kimseye göstermesin be. Ne kötüymüş ya insanın blogunun kapanması!

Efendim 25 Eylül günü sabahında bloguma girmek isteyenler şu uyarı ile karşılaştı:

“Bu blog kullanma haklarını ihlal ettiği için askıya alınmıştır.”

WordPress blogumu kapatmıştı yani. Hem de uyarı bile vermeden. Daha sonra adamların kullanım şartlarını okudum. Cidden yazıyormuş oradada yanlış bir şeyler yaparsanız uyarmadan kapatırız, üyeliğinizi ya da blogunuzun içeriğini kaybedebilirsiniz diye.

Velhasıl, iki gün içerisinde üç dört defa mail attım WordPress’e. Hatamı söyleyin valla düzelticem abi diye. Sağolsun Mark diye birisi az önce mail atmış, abi Paylaşım & Download kısmını sil bak, diye. Sildim bende blogum geri geldi. Hem de hiç kayıp olmadan :)

Bu süreç içerisinde en büyük desteği veren insan Sercan‘a ve kurduğu ”proofhead.net” i engelleyen wordpress’i kınıyoruz.” Facebook grubuna üye olan tüm arkadaşlarıma ve destekçilere (Taner, Cansu, Merve, Nesli, İlker, Sercan, Volkan, Seval, Rabike, Funda, Merve, Deniz, Seda, Eskirock, Mert, Cenk, Ahmet, Tuğçe, Türker, Furkan, Mustafa, Murat, Viktoria, Sibel ve Damla) teşekkür ederim.

Proofhead In Da Staj Final

Bu yazım da stajımla ilgili yazacağım son yazı olacak.

Sevgili okurum yarın, 28 iş günü süren ilk yaz stajım bitmiş olacak. Yarın herhangi bir denetim olmayacağından kapatıyorum artık. Staja başlarken içimde ciddi bir endişe vardı. Zira duyumlarım pek de hoş değildi. Açıkçası bir şey yapamadan staj bitecek diye korkuyordum. Ama öyle olmadı :)

Öncelikle bu senenin en şanslı stajeri ben oldum. Zira ilk iki hafta hariç, hergün bir denetime; bazı günler iki, hatta Halil Bey ile çıktığımızda üç dört farklı işletmeye denetime gittik. Tam üç tane bileşik denetim gördüm. (Bileşik denetimler, normal denetimlerden daha kapsamlıdır ve tüm yönetmelikler uygulanır.) Stajım boyunca Sivrihisar’la Çifteler hariç, Eskişehir’in tüm ilçelerini gördüm. Anlayacağın okurum, kardeşin çok gezdi, çok el sıktı.

28 iş günü boyunca 20 farklı işletmeye denetime gittik. Çok farklı endüstrilerde çok farklı uygulamalar tanıdım. Denetimlerimiz de rezil olanlarda vardı vezir olanlarda. Bir de şaşırtanlar oldu. Senelerce Organize Sanayi’nin göbeğinde imalat yapıp, yıllardır Çevre Müdürlüğü’ne uğramayan bir işletme bulduk! Var daha ama anlatmayacağım.

Hıza bak!

Hıza bak!

Stajım esnasında zamanımın büyük kısmını stajerler için bir yer olmadığı için Evrak Kayıt odasında geçirdim. Burası süper bir yerdi. Sessizdi ve istediğim gibi çalışabiliyordum. Bir de burada internet çok hızlıydı. Önce bilgisayarı yenilettik. Sonra ben torrent kurdum buraya. Yemin ediyorum 400′le indirdim lan dünya kadar şey! Aha bak ispatı! Ki bu anlık bir hız değil.

Stajımın en eğlenceli anları İlker, Halit Abi ve Veysel Abi ile geçen zamanlarımdı. Stajımın en öğretici zamanları Halil Bey, Fatih Bey ve İsmail Müdürüm’le geçirdiğim kısımlardı. Gerçi şimdi Allah var ters düştüğüm kimse olmadı. Herkesle çok iyiydi aram ve sağolsun herkes de bana yardımcı oldu.

Kadir Abi sağolsun bir dvdwriter hediye etti koleksiyonuma. (Bozuk)

Sonuç olarak, güzeldi evet.

Nüfus Cüzdanlarındaki Din Bölümü

Bu yazıyı yazmak aslında çok zor olacak. Çünkü bu konudaki zıt görüşlerin arasında büyük uçurumlar var. Yani olmasını isteyen çok istiyor; istemeyen de hiç istemiyor. Bu konuda da uzun süredir insanlarla ters düşüyorum. Yani çoğu insan böyle bir konuyu konuşmak bile istemiyor. Bu haneye yapılacak bir yanlışı kendine yapılmış sayıyor. Şimdi bu durumda bu yazıyı yazmak beni iki gruptan da afaroz edebilir.

Efendim malum, çoğunluğu müslüman bir ülkede yaşıyoruz. (Haa, baştan şu uyarıyı yapayım. Allaha inanıyorum. Gerekliliklerini pek yerine getirmesem de kendimi müslüman olarak görmekteyim. Tabi gerçekten öyle midir bilemem.) Şimdi ülkemizde yeni doğan bir bebek ailesi hangi dine mensup ise o dine mensup olarak kabul ediliyor; nüfus cüzdanına da öyle yazılıyor. Olayı hep bize dokunan kısmı ile değil de, başka bir açıdan anlatmak gerekirse; Türkiye’de yeni doğmuş bir bebek, anne ve babası hristiyan ise hristiyan kabul ediliyor. Ve bebek kendini bulma aşamasında yani büyürken de bir gruba dahil olma psikolojisi ile hristiyan olarak yetişiyor. Yani belki bu bebek normal, etkilenmemiş, baskılanmamış mantığıyla İslamı tanısa onu kabul edecek. Ya da yine o saf, etkilenmemiş mantığı ile düşünse dine bile ihtiyaç duymayacak. Ama, ailesinden gelen bir saltanatvari yaklaşımla hristiyan oluyor.

Şimdi bir süredir nüfus cüzdanlarındaki din ibaresinin kaldırılması konusu tartışılıyor. Bir kesim, “biz müslüman bir ülkeyiz, kalmalıdır” diyor. Bu durumda ülkemizde yaşayan diğer dinlere mensup vatandaşlarımızda bu tanımlamaya karşı çıkıyor, kendilerinin hiç sayılmamasını istiyor. Yine bir kesim insanlar bu uygulamaya insanlar arasında ayrımcılık yaratacağı için karşı çıkarken; bir kısım kesimler de sanki her bireyin bir dine mensup olması gerekiyormuş da din hanesi koyulmuş diye karşı çıkıyor. Bence en geçerli sebep ise geçenlerde rastladığım bir grupta açıklanan sebep.

“Türkiye Cumhuriyeti Laik bir devlettir.Din,kişiye özgü uhrevi bir olgudur.Laik Cumhuriyetler bireye tam manası ile dini özgürlükler sağlayamadığı takdirde amacına ulaşamazlar.

Bizler,birer Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak,kendi öz irademiz dışında bize dayatılan,bize sorulmadan din hanemize yazılanlara karşıyız.Ve kimliğimizde hiçbir ehemmiyeti bulunmayan bu din bölümünün kaldırılmasına taraftarız.

Kişi istediği dine inanabilir,istediğini yazdırabilir.Fakat bunlardan hiçbirine inanmama hakkına da sahiptir.

Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Ve bu kutsal değerler insanların kimliklerinde değil,yüreklerinde kalmalıdır.”

Din hanesi bence de olmamalı. Yani eğer bir insan kendisini müslüman ya da herhangi bir dine mensup sayıyorsa bu o insanın nüfus kağıdında yazılanlarla değil, karakteri ve yaptıkları ile değerlendirilmelidir. Ve bir insan bence herşeyi aklı ve mantığının gösterdikleri ile bulmalıdır. Hristiyanlığa çok mu güveniyorsunuz? Dünya’yı kurtaracağına mı inanıyorsunuz? O zaman bırakın yeni doğan çocuklar bunun cidden kurtarıcı bir din olduğunu kendileri keşfetsinler. Bu sayede inançları daha sağlam olur. Bir dine zoraki inanmak zorunda kalmazlar. En doğru din islamiyet mi? O zaman tıpkı islamında emrettiği gibi bırakalım da insanlar bunu kendi mantıklarıyla bulsunlar ve “Evet, islam en dorğu dindir” diyebilsinler.

Kimse inanmak zorunda değildir. Hatta kimse inanmaya muhtaç değildir. Gerçi din kültürü derslerinde din öğretisinin insanın ihtiyacı olduğunu, vicdanının bir ürünü olduğunu öğrendik. Fakat belki ben buna ihtiyaç duyuyorum, ama senin aklına bile gelmiyordur.

Sonuç olarak diyeceğim, din hanesi kaldırılır mı kaldırılmaz mı bilemem. Ama önemli olan, yukarıda da anlattığı gibi, bu işi kağıt üzerinde değil, kalpte yaşamaktır. Bu noktada inanmayan birisi benim neden inandığımı sorgulayamaz ve ben de ona pis ateist, pis satanist diyemem:) Mutlu mutlu yaşayıp gidelim işte ya, antin kuntin ayrımlara gerek yok.
NOT: Yazının tamamını okumadan, sadece bir kısmını okuyup yorum yazmayın.

Rene Higuita

rene higuita
Rene Higuita

Geçenlerde Burki‘nin paylaştığı bir video sayesinde yeniden hatırladım bu Kolombiyalı efsane kaleciyi. Yaptığı kurtarışla futbol literatürüne geçen bu kaleciyi ilk defa o zaman araştırmaya karar verdim.

Öncelikli olarak mutlaka ki herkes bir şekilde izlemiştir o efsane “scorpion kick” hareketini. Bu hareketi izleyince insanın aklına ulan insan maçı böyle riske atar mı hiç diye geliyor. Bir kere şunun altını çizmekte fayda var. Rene Higuita, profesyonel bir kalecidir. Ayrıca o hareketi yaptığı anda yan hakem ofsayt bayrağını zaten kaldırmıştır. 1994′te İngiltere ile Kolombiya arasındaki özel bir maçta, bir pozisyonda top ofsayta düşmüş, yan hakem bayrağını kaldırmış, bunu gören Higuita kendisine doğru gelen topu havaya sıçrayıp topukları ile vurarak uzaklaştırmıştır. Bu hareketin etkisiyle tüm stadyum kitlenmiş, seyirciler coşmuş; hakem de yine süper bir şekilde bu gazı kesmemiş, oyunu devam ettirmiştir. Maç 0-0 bitmiştir.

Bu hareketten sonra Rene Higuita’nın milli takımdan uzaklaştırıldığı da söyleniyor. Burada herkes Higuita’yı takımı riske atmakla suçlamıştır. Ancak bence Higuita’yı haklı çıkaracak sebepler vardır;

1. Durum zaten ofsayttır; yan hakem bayrağı kaldırmıştır. Eğer gol olsaydı bile sayılmayacaktı.

2. Oynanan maç özel bir maçtı; herhangi bir kayıp yoktu.

3. Bu hareket sayesinde bu maç tarihe geçti.

4. Kolombiya’da bir önceki sene Dünya Kupası’nda Escobar isimli bir oyuncu topu kendi kalesine attı diye mafya tarafından kurşuna dizilmişti. Higuita, bu yaptığı hareketle ne kadar cesur olduğunu ve  futbolun böyle güzel bir oyun olduğunu, hem oynayanın hem de izleyenin zevk alması gerektiğini ispatladı.

Ekşi sözlük‘te birisi yazmış. Çok hoşuma gitti. Adam şu an Türkiye’de oynanan “kazanalım da nasıl olursa olsun” mantığına kesinlikle karşı çıkmış, tıpkı benim gibi. Yıllardır diyorum, Türkiye ligini izlemek bana keyif vermiyor. Mantık aynı çünkü.

Yeni Higuita

Higuita, yaptığı hareketler kurtarışlarla olduğu kadar attığı gollerle de nam salmış bir kaleciydi. Dünya’nın en golcü 4. kalecisiymiş. Epey de golü var. Zaten böyle golcü kaleciler neden hep Güney Amerika’dan çıkar lan? Hatta Higuita, kariyerini bitiren hatayı da yine bir futbolcuyu çalımlarken yapmıştır. Çalımlayamamıştır; golü yemiştir. Higuita, 94 Dünya Kupası’ndan önce uyuşturucu ile (kokain :) ) yakalanmış, (hatta yanılmıyorsam maça da kullanıp çıkmış) hapis yatmıştır. Bunu öğrendikten sonra insan yaptıklarına anlam verebiliyor tabiki :)

Higuita yakın bir zamanda kendine çeki düzen vermiş; şimdi bir ikinci lig takımında oynamaktadır. Şeklini de düzelmiştir yanda gördüğünüz üzere. Şu an 40lı yaşlardadır ve halen kalecilik yapmaktadır.

Bozgun Dağları Söylencesi

Dungeons and Dragons Races Of Stonedan aldım.

Dungeons and Dragons Races Of Stone'dan aldım.

İlmir sıkışıp kaldığında yardımına ilk koşan dostu Mesufinnen’in çarpışmadan hemen önce Dihman’dan yetişen birliklere sarf ettiği sözlerdir.

Mesut olun askerlerim, mutluluktan gözleriniz kamaşşsın,

Zira artık ölmenin vakti gelmiştir,

Uğruna dövüşeceğimiz şey, hep gördüğümüz rüyadır,

Bu cihanı temizlemenin vakti nihayet yakındır!

Öldürün yaşatmak için ardınızı, ne yazık!

Ekinler sarardığında toprağın kokusunu almak için,

Körpe fidanlara yeniden can suyu verebilmek için.

Ama asla savaşı âlâ bilip, barışı kaybedenler olmayın.

Dihman evladı,

Toprağı sev, al kanlara bulandığında,

Düşeceğin yer orasıdır elbet.

Bir zamanlar pınarlarından su içerdin,

Ozanlardan duyardın ölümü hiç korkusuz,

Şimdilerde mertlikten eser kalmayan şu topraklar,

Yansın öfkenizle, yansın cenkinizle!

Rüzgarın sesinde duyduğunuzda ölümün kokusunu,

Silme vakti gelmiştir kılıçlarınızı…

İnandığınız ne varsa ortak edin gücünüze,

Size sesleniyorum!

Ey gündüzün güneşi, gecenin kor ayı,

Tut elimizden, yere ser, canlar al,

Tunçtan zırhlarla geliyoruz yanınıza,

Onurumuzu kurtarmaya,

Özlemimiz olanı almaya geliyoruz.

Topraklarımızdan kül değil; burcu yükselsin diye,

Ellerimiz burçaklara değsin yeniden başaklarla,

Ölümü tadan ilk er bilsin ki ardından gelenler tereddüt etmeyecek,

Denizlerin ardına varanlar; zaferle donatsın burcumuzu!

Akın edin aslanlar gibi, zayıflığınız cesaretiniz olsun.

Ağardığında tan, erlerim biliniz muradımıza erdik,

Duyacaklarınız huzurun sedasıdır, derinden işler yüreğimize;

Hicranın sonunda saygınlığını yitirmeden,

Volkanlar gibi içten içe öfkeli,

Ancak suskun bir er olarak dönmek,

Alacağınız en büyük mükafat bu olacak!

Alp erlerim! Kardeşlerim, korkmayın ve atağa kalkın!

Korkmayın!

Korkmayın!

NOT: Hepinizi çok seviyorum.

Ders Seçimlerim

Herhalde şimdiye kadar yaptığım en kolay; en sorunsuz ders seçimi bu oldu. Kayıt günü sabah 8′de sistem aktifti. Bende girdim hangi dersi istiyorsam aldım. Çok da mutluyum valla. Hemen paylaşıyorum;

Almanca I 4.0
Computer Programming in Engineering (Mühen. Bilgisa. Prog.) 3.5
Unit Operations and Processes I (Temel İşlemler ve Süreç. I) 6.0
Su ve Toprak Kirliliği (Water and Soil Pollution) 4.0
Temel İşlemler ve Süreçler Laboratuvarı I 3.0
Fotoğrafçılık 3.0
Hidroloji 4.5
Diferansiyel Denklemler 4.5
Akışkanlar Mekaniği 6.0
Bu dersi çok merak ediyorum.

Bu dersi çok merak ediyorum.

İşin iki yönü var. Kötü yönü bölümün en ağır dersleri bu dönemde muvcut. İşin güzel yanı ise Almanca ve Fotoğrafçılık diye iki tane eğlenceli dersim var. Umarım yanılmam. Ayrıca alttan kalan ama hiç almadığım Diferansiyel Denklemler dersi hiç birşey ile çakışmadı alabildim.

Tabii sonuç olarak bu 38,5 kredi benim tüm günlerimi doldurdu. Napalım lan kısmet artık.

“Esen rüzgarlar başakları sallıyordu uzakta ve bir çocuk ağlıyordu.”