G.t Oldum :)

Eskişehir
Başlığımın kusuruna bakmayın. Bir insan g.t olduğuna bu kadar sevinir mi? Evet sevinir. Dün epey dertli yazdığım şu yazıdan sonra az önce şu haberi okuyunca keyfim yerine geldi ve dün yazdığım yazının özellikle ilgisizlik kısmında ne kadar haksız olduğumu gördüm.
Meğer dün Eskişehir’de büyük bir Cumhuriyet Yürüyüşü yapılmış lan. Ne güzel. Detay yazmıyorum, şu adresten haberin tamamını okuyunuz:
En Büyük Bayram 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun

Mustafa Kemal Atatürk
Başlığı Mert’in iletisinde gördüm ve çok hoşuma gitti:)
Cumhuriyete çok daha sıkı bağlanmamız gereken bu tarihi günlerde, tüm bu rezilliklerin malesef yaşandığı ve büyük bir talihsizlik eseri tam da bizim jenerasyonumuza, bizim gençliğimize denk gelmesinin üzüntüsü ayrı bir koyarken benim tahminim bu seneki Cumhuriyet Bayramı‘nın coşkuyla kutlacağı yönündeydi. Ama bu nereden çıktığı belli olmayan domuz gribi muhabbeti ayağına okullarda bile doğru dürüst kutlanamadı. Öncesinde verilen (tamam işime geliyor ama bunun sebebini halen anlayamadım) 1 günlük 28 Ekim tatiliyle millet birleştirip 5 gün tatil yapmış oldu.
Şunu farkettim, giderek yatmaya alışmaya başladık. Yani şu son 4 – 5 senedir dini bayramların yanında artık resmi bayramlarımız da giderek önemsizleşmeye, protokol bayramı olmaya başladı. Lan acaba eskiden çocuktuk da o yüzden mi her 29 Ekimi, 23 Nisanı, 19 Mayısı iple çeker, gider stadyumda izlerdik? Ne bileyim mahalli kurtuluş günlerini bile coşkuyla kutlardık. Ve o günler okul tatil olmazdı lan. Gayet de törenden sonra ders işlerdik.
Bu bilinçli bir politika mı? Millet olarak değişiyor muyuz yoksa değiştiriliyor muyuz?
Bugün çarşıda bir yürüyüş vardı. İnsanlar Türk bayrakları almışlar yürüyorlardı, arada anlayamadıklarım da olsa sloganlar atıyorlardı. Önce katılayım bende dedim. Sonra tedirgin oldum birden. Daha sonra dikkatli bakınca yürüyüşün ilgililerce kameraya alındığını gördüm. Anlayanlar anladı. Biraz daha dikkat edince bazı yüzleri bu olayla tamamen farklı başka olaylarda da gördüğümü hatırladım. Kafamda bazı sorular belirdi, bu yürüyüşlere katılanların kaçı ne için yürüdüğünü biliyor? Yürüyenlerin kaçı gerçekten bağırıp çağırdığı şeyler için yürüyor? Böyle yürüyüşleri organize etmek, bu yürüyüşlere katılmak için illaki bir gruba mı üye olmak gerek?
Neyse o ana kadar içimdeki herşeyi kenara bırakıp bende gruba dahil oldum. Biraz yürüdüm alkışladım. Sonra koptum gruptan. Belki de gerçekten herkesin niyeti iyiydi.
Yozlaşma diyor herkes. Ama kimse kendi yozluğundan yakınmıyor. Turkcell bayisine girdim kontor almak için. Adamlar kendi aralarında dert yanıyorlardı. İşte memleket şöyle elden gidiyor, başbakan şöyle kötü böyle iyi, PKK’nın Allah belasını versin falan. Dikkat ettim, bu adamlar çarşının göbeğinde esnaflar ve cidden Türkiye’nin de iyi bir markası sonuçta. Ulan dükkanda bir tane bayrak asılı değil. Sadece onlar mı? Nereyse esnafın, mağazaların çoğu sallamış Cumhuriyet Bayramı’nı. Haa, “Bayrama özel indirim” yazılarını unutmamışlar bak haklarını yemeyeyim şimdi. Neden acaba bu markalar Ramazanlarda müslüman olur, ramazan indirimi yapar? 23 Nisanda çocuk olur çocuk indirimi yapar? 19 Mayısta genç olur? Ne bileyim kabotaj bayramında denizci olur? Anneler gününde anne olurlar?
Sizi bilmem ama bana inandırıcı, samimi gelmiyor bunlar.
Bazen diyorum ne zamana kadar böyle sürecek. Hatta bazen abartıp diyorum ki ulan biri çıksa vursa yumruğu masaya. Atatürk gibi bu gidişe bir dur dese be. Olur mu lan? Olur evet, akıl, mantık ve halkın gücü ile yapılırsa olur.
Levent Kırca’nın bu arada dağdan inenlerle ilgili yaptığı başından sonu belli olan ama yine de güzel bir skeci var izleyin.
Yaa böyle işte. Cumhuriyet’in 86. yılı da böylece kutlanıp gitti. Şimdi bir hesap yaptım, 36 yaşına geldiğimde Cumhuriyet’in 100. yılını kutlayacağız. Eğer o zamana kadar ölmezsem ve küçükken bir tarafıma top falan da çarpmadıysa çocuğum olacak muhakkak. Ona bu yazıyı okutacağım lan. Evet. Ve yazıyı başlığı ile bitiriyorum. En Büyük Bayram 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!
Bilgisayarım Bozuldu

Kasamdan Bir Görünüş
Dün yaşadığım makine faciasının üzerine bu sabah yaşadığım bu kötü süpriz tüm günümü mahvetti. Dün gece uyku sersemliği ile bilgisayarı kapat diyip hemen fişini çektim. Sabah açmaya çalıştığımda hayatımda daha önce görmediğim duymadığım birşey oldu:
Bilgisayar başladı, Windows XP yazısının altından trenler geçti vee küt! Disk gözden geçirmesi yapmak istedi. İzin verdim. Bittiğinde kullanıcı seçimi yaptığımız sayfa geldi. Fakat orada herhangi bir kullanıcı adı vs yoktu. Bomboştu lan bildiğin. Lan ne oldu nasıl oldu falan ağlayacaktım neredeyse. Sonra sırasıyla şunları yaptım. Bu arada işleme saat sabah 10:00 civarı başladım. Şu an saat 23:00 bitti gibi.
- C‘nin kurulu olduğu 160 GB’lık harddiskten hariç 80 GB’lık bir harddiskim daha var. 80 GB’lık hardiskimde filmlerimin bir kısmı duruyordu. Makineye sadece bu harddiski bağlayıp XP’yi kurdum.
- Daha sonra bu harddisk ile makineyi açıp diğer harddiskin içine girebildim. Diğer harddiskte ani kapanmadan dolayı hata oluşmuştu. Zira Windows yine disk denetim uyarısı vermişti.
- Hatalı olan kısımdaki herşeyi ve Windows kurduğum 80′lik harddiskteki filmleri harici diskime taşıdım.
- Daha sonra bozuk kısmı biçimlendirdim. Çünkü hemen öncesinde format diskini takmıştım onarma yapmak için ve dosya sistemi bozuk olduğu için bir noktadan sonra hata vermişti.
- Bende makineyi yeniden 80′lik harddisk ile çalıştırıp windowsun kurulu olduğu dizine baktığımda Documents and Settings altındaki kullanıcı klasörüne ulaşamadığımı gördüm.
- Bu esnada ne olur ne olmaz diye eski windows’un kurulu olduğu diske bir yedekleme yaptım. Yine harici diskime attım.
- Windows Onarma’yı denedim. Olmadı. Çalışmadı.
- Yaklaşık 3 saat kadar dışarı çıktım, kafamı dağıttım. Aklımda yeni düşüncelerle eve geldim.
- 80 GB’lık harddiski çıkardım makineden. Sadece eski bozuk windowslu harddiski taktım. Üç kulhuvallah bir elham okuyup Win XP SP2 cd’sini bir daha taktım. Bu sefer de format atacakmış gibi başladım. Tam üzerine kurulacak işletim sistemini seçince “Onar” komutunu verdim.
- Makine kurulu Windows’tan bazı dosyalar silip yenilerini yüklemeye başladı.
- Bu noktadan sonra klasik format sonrası başladı. Windows yeniden yüklendi. Tabi doğal olarak benim iki yıldır mis gibi kullandığım lisanslı Windows XP‘im de buhar oldu.
- Makineye yeniden windows kurunca bir de ne göreyim! Tüm verilerim duruyor, silinmemiş ama bilgisayarda benim eski ayarlarımdan eser yok! Bir de baktım ki kullanıcı klasörü değişmiş.
- Benim normalde “pc” olan klasörümünün yanına “pc.PC.0534566464″ gibi bir kullanıcı klasörü gelmiş. Dolayısı ile benim eski ayarlarımın hepsi Windows’un kullanamadığı pc klasöründe kalakalmış.
- Neredeyse ağlayacktım. İnternetten küçük bir arama ile Windows’un kullanıcı klasörü olarak “pc” klasörünü görmesini sağlayınca tüm ayarlarım geri geldi
- Bu sefer de bazı programların çalışmadığını ve eski sürümlerine döndüklerini gördüm. Media Player, IE8 gibi programlarım eski versiyon olmuşlardı. Ayrıca Photoshop çalışmıyor, Office‘ler hata veriyor, Winrar, Winamp gibi programların Explorer uzantıları çalışmıyordu.
- Önce daha önceden edindiğim Service Pack 3 cdsi ile güncelleme yaptım.
- Sonra Internet Explorer 8‘i yükledim. Lan! Hayatımda duymadığım bir hata daha gördüm. Makinede masaüstü gelmedi ve şu hata dongladı:
“522 sıra sayısı, iertutil.dll dinamik bağlantı kitaplığında bulunamadı.“ - Önce Windows’u Türkçe’ye çevirenlere sövüp, sonra araştırdım neymiş diye. Adı geçen dll dosyasını indirip değiştirdim. Tüm bu işlemleri masaüstünü göremeden yaptım. Baya zor oldu. Ama nafile, olmadı. Görev yöneticisini açıp CCleaner programı ile IE8′i kaldırdım.
- Bilgisayar düzeldi:)
- Şimdi halen daha ufak tefek sorunları düzeltmeye çalışıyorum. Media Player 11′i kurdum. Photoshop’u falan kuracağım bakalım.
İşte bu beklenmedik hata bana bir güne böyle mâl oldu. Allah bir daha göstermesin. Amin:) Neredeyse 12 saattir uğraşıyorum ama değdi. Veri kaybım neredeyse sıfır oldu. Bu vesileyle harddiskler de toparlanmış oldu. İnşallah yine bir sorun çıkmaz.
Dolandırılmadım; Dolandırdım!

Makinenin Silinmemiş Hali
Yazının öncesi için lütfen bir önceki yazıyı okuyun. Spotçu, tahmin ettiğim ve tahmin ettiğiniz üzere bugün de gelmedi. Dün anası, avradı, 11 yaşındaki kızı üzerine yemin eden; namusu, şerefi üzerine söz veren, hatta az gelip yanındakileri de kendisine ortak eden spotçu bugün gelmedi. Dolayısı ile elimizdeki bozuk makine ile kalakaldık. Ne sağlam makine geldi ne de paramızı alabildik.
Olayın bizi demoralize eden kısmı işte buraya kadardı. Bu noktadan sonrası da dar gün dostu, büyük fikirlerin adamı babamın tavsiyeleri ile şekillenen olayının başka bir yönü. Şimdi abicim elimizdeki bozuk makinenin problemi şu:
Makine suyu alıyor, çeviriyor sağlı sollu, sıkıyor ama suyu boşaltamıyor. Yani pompası bozulmuş ya da tıkanmış. Makineyi internetten araştırdım. Makinenin markası ve modeli: Ariston Margherita 2000. Aynı makinenin 2. eline birisi 230 lira istemiş. Bir diğeri de 180 lira demiş. Peki biz kaça aldık? 110 lira! Evet. Şimdi bu durumda insanın aklına hemen “Ulan yaptırabilir miyiz acaba?” sorusu geliyor. Benim de geldi
Eskişehir’de iki tane Ariston yetkili servisi var. Aradım ikisini de. İlkinde direk usta ile konuştum. Adam gayet açık, pompa arızalıdır, 50 lira tutar, dedi. İkinci servisi aradım. Orada da telefona bakan bayan sağolsun şu tavsiyeyi verdi: Makinenin altındaki su tahliyesini açın, muhtemelen tıkanmıştır, bir şey sıkışmıştır. Motor pompalayamıyordur. Hortumu da kontrol edin. Temizleyip tekrar çalıştırın. Sorun devam ederse bizi arayın. Değiştirme ücreti 80 liraymış.
Şimdi makine almaya karar verdiğimizde bu iş için ayırdığımız miktar 150 lira civarıydı. Pompa bozuksa ve yaptırırsak 160 liraya süper bir makinemiz olmuş olacak. Evet, şimdi düşünüyorum da lan biz dolandırdık herifi.
Ve durmadım, biraz daha araştırdım. Meğer insanlar özellikle bizim yaptığımızı yapıyorlarmış. Özellikle spotçular alıp tamir edip üç dört katına satıyorlarmış.
Sevgili okurum bu olaydan şunları çıkardım kendimce:
1. Dolandırıldığını anlamak gerçekten can sıkıcı bir durum.
2. En can sıkıcı durumu bile kendine lehine çevirebilmek, insanı inanılmaz mutlu ediyor.
3. Klasik ama, olaylara hep iyi yönünden bakabilmek lazım.
4. Spotçudan mobilya hariç birşey alma.
5. Şerefi ve namusu üzerine söz vermenin de artık geçerliliği kalmadı. Eskiden senet gibiydi lan.
5. Bu tip konularda sıkışınca babandan tavsiye al
(Babam: Üniversite okuyon bi de, ulan makinenin zaten demiri 110 lira eder. Bırak sen arama, herif seni arasın. Uyanık ol azcık oğlum uyanık ol.)
Bunu da çok beğendiğim için veriyorum:
Dolandırılmış Olabilirim
Lan galiba dolandırıldım. Dur bakalım yarın saat 16:00′da anlayacağım ama büyük ihtimalle dolandırıldım ya. Çarşıda Haller Tren Geçidini geçince Cengiz Topel Caddesi üzerindeki sağdaki ilk sokakta (Örs Öğrenci Yurdunun olduğu sokak) bir spotçudan çamaşır makinesi almıştık. 110 lira verdik lan makineye. Makineyi kurduk bozuk çıktı. Neredeyse 15 gündür adam ne yeni makine veriyor ne de parayı. Sürekli oyalıyor falan.
Dur bakalım yarın belli olacak. Yarın bu yazının devamını okuyacaksınız.
Borcu Kalmayan Adam
Sonunda dayanamayıp arkasını dönerek seslendi:
- Özür dilerim. Gerçekten.
Ve o an bir şey oldu. Yüzünün alevlerle yanacağını düşünürken kendini anlam veremediği bir serinlikte buldu çocuk. Bitmişti işte. Özürü kabul edilmişti. Yüreğinden kopanların gerçekten kalbine ait olduğu, yapmacık olmadığı anlaşılmıştı. Üzülmeyi haketmeyenler de, üzüntüye sebep olan da mutluydu sonunda.
Ve çocuk borcunu ödemiş olarak döndü yüzünü tekrar. Artık kendine borcu kalmamıştı. Artık kimseye borcu kalmamıştı. Artık ardında öfke ve nefret yoktu.
Düşündü, iyi biri olduğuna göre artık rahatlıkla ölebilirdi.
Yoğunum Ben Yoğunum Yoğunum

Ben çektim ama bu konuyla alakası yok
Ve yorgunum da aynı zamanda. Bu haftaya pazar gününden kalma bir yorgunlukla başladım. Pazartesi sabahın köründe gidip staj raporumu onaylatmak istedim ama sorun çıktı. Düzeltmem gereken bir yer oldu. Epey uğraştım yani. Neyse Allah’tan hallettim de bugün, nihayet bana totalde 8 liraya mal olmuş raporumu verebildim.
Bu Temel İşlemler ve Süreçler dersi harbiden yakıp kavurmaya başladı. İlk ödevi neredeyse boş verdim lan. Bu hafta inanır mısın 2 quiz ve 2 de acayip kazık ödevim vardı. Üstelik bu işin daha başı yav. Laboratuvarlar başlayınca ki bu perşembe başlıyor ne yapacağımı bilmiyorum. Aldığım tüm dersler, Almanca ve Fotoğrafçılık da dahil, sıklıkla ödevi olan dersler. En başta yazdığım Temel İşlemler dersinin de 15 günde bir quizi ve her hafta ödevi var. Ve bu ikisinin ortalaması acayip etkili geçme notunda.
Güce ihtiyacım var sevgili okurum. Burnuma bana doğru yaklaşan bir felaketin kokusu geliyor bir yandan. Elimden geldiği kadar önünü kesmeye çalışıyorum ama, bakalım…
Güzel şeyler de olmuyor değil. Mesela bugün Seval’e şu Tivilayt vampiri Edward’ın resminin olduğu metal bir plaka hediye ettim. Kız o kadar sevindi ki, ben de mutlu oldum. Gerçi sağolsun onu da Didem‘den hacılamıştım. Bir de Merve’lere yeni bir çamaşır makinesi aldık. Ama henüz daha kurup da bakmadık nedir ne değildir diye. Bakalım hayırlısı oldun. Markası Ariston ve 110 TL’ye aldık. Hamallığını Serdar‘la birlikte yaptık.
Eskirock projemiz sıçar gibi geliyor, üzülüyorum. Hiçbir moderatörün olayı sallamaması üzüyor. Savaşla bunu konuştuk geçen. Bu arada Savaş’ın kız arkadaşıyla da nihayet tanıştım.
Dostlar eğer bir aksilik olmazsa 21 Ekim’de Eskişehir Rock Topluluğu 222‘de bir tanışma partisi düzenleyecek ve gece de Akademik Uyarı çalacak. Bakalım bu hafta sonu herşeyi kesinleştirip yayınlarım zaten.
Kendinize iyi bakın. Buraya yazmak nasıl da rahatlatyor beni lan. Bak nerden aklıma geldi bilmiyorum, Hicran Hoca‘yı özledim birden. Neyse.
NOT: Bunu yazarken Birth Of Three çalıyordu. Yarın da muhtemelen çuvallayacağım bir Temel İşlemler ve Süreçler quizi var.
Açık Öğretimden Nasıl Kayıt Silinir?

Açık Öğretim
Herhangi bir sebepten dolayı diyelim ki Açık Öğretim kaydınızı sildirmek istiyorsunuz. Süper
Öncelikle kem küm etmeden o öğretim yılına ait olan harcın iki taksitini birden yatırmanız gerekiyor Vakıfbank’a. Mesela ben ilk taksiti yatırıp kitapları aldım. Daha sonra hiçbir sınava girmedim ve kaydımı sildirmek istedim. Bana ikinci taksiti yatırmadan kaydımın silinmesinin mümkün olmadığını söylediler. Almadığım hizmetin, girmediğim sınavların parasını ödedim yani.
Neyse daha sonra bulunduğunuz ildeki Açık Öğretim Bürosuna gidip kaydınızı sildirmek istediğinizi söylüyorsunuz. Size bir dilekçe örneği veriyorlar, o örneğe göre bir dilekçe hazırlayıp veriyorsunuz. Dilekçeye ek olarak pembe rekli Açık Öğretim kimliğinizi de veriyorsunuz. Sistemden borcunuz olup olmadığına bakıyorlar. Daha sonra bilgilerinizi onaylayıp kaydınızı siliyorlar. Yani herşey yolunda giderse dilekçenin yazımı da dahil 5 dakika sürüyor tüm işlem. Daha sonra size okuduğunuz bölümle hiç bir ilişkiniz kalmadığına dair bir kağıt imzalatıp veriyorlar.
Bu kadar işte
Bu arada ben geçen seneye ait harcın 2. taksitini daha bugün yani yeni öğretim dönemi başlamadan birkaç hafta önce yatırdım. 240 civarı olan borç faizle 273 TL olmuştu. Benim tahmin ettiğim kadar faiz yemese de biraz yemiş yani
Neden kaydımı sildirdim peki? Okumak istemedim çünkü. hem sildirmezsem bir sonraki dönem için de harç yatırmam gerekecekti ve borç katlanacaktı. Ve kötü haber, Açık Öğretim kayıtları eskiden yeniletmeyince siliniyordu. Ancak artık silinmiyor.
Umarım bu bilgiler işinize yarar.
Alper ve Selma’dan Güzel Hediye

Left Right Left Right Left
Selma ve Alper, Hollanda’da üç çalışıp markları euroları biriktirip memlekete dönerken sağolsunlar beni de unutmamışlar
Benim koleksiyonculuk huyumu bilen ikili, Hollanda’dan bana Coldplay‘in Left Right Left Right Left isimli konser EP’sini almışlar. Mutlu oldum. Normalde Coldplay dinleyen birisi değilim ancak Clocks ve The Hardest Part parçalarını sevmiştim. Bu EP’de ikisi de var. O açıdan harika oldu. Bu iki dostuma teşekkür etmek istedim sadece. Albümün kapağı çok güzel olmuş, epey hoşuma gitti.
Hemen dinlediğim yukarıda bahsettiğim iki parça da süper olmuş. Nedense The Hardest Part daha bir işledi bu akşam içime be.
Koleksiyonculuk, biriktirmek falan ne güzel şeyler yahu. Sıra Volkan’ın yapacağı süprize geldi. Sende ne var bakalım




















