G.t Oldum :)

30/10/2009 at 22:01 (O An Yaşananlar) (, )

Eskişehir

Başlığımın kusuruna bakmayın. Bir insan g.t olduğuna bu kadar sevinir mi? Evet sevinir. Dün epey dertli yazdığım şu yazıdan sonra az önce şu haberi okuyunca keyfim yerine geldi ve dün yazdığım yazının özellikle ilgisizlik kısmında ne kadar haksız olduğumu gördüm.

Meğer dün Eskişehir’de büyük bir Cumhuriyet Yürüyüşü yapılmış lan. Ne güzel. Detay yazmıyorum, şu adresten haberin tamamını okuyunuz:

“Cumhuriyet Kenti”

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

En Büyük Bayram 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun

29/10/2009 at 20:03 (Bakış Açılarım, O An Yaşananlar) (, , , , , )

Mustafa Kemal Atatürk

Başlığı Mert’in iletisinde gördüm ve çok hoşuma gitti:)

Cumhuriyete çok daha sıkı bağlanmamız gereken bu tarihi günlerde, tüm bu rezilliklerin malesef yaşandığı ve büyük bir talihsizlik eseri tam da bizim jenerasyonumuza, bizim gençliğimize denk gelmesinin üzüntüsü ayrı bir koyarken benim tahminim bu seneki Cumhuriyet Bayramı‘nın coşkuyla kutlacağı yönündeydi. Ama bu nereden çıktığı belli olmayan domuz gribi muhabbeti ayağına okullarda bile doğru dürüst kutlanamadı. Öncesinde verilen (tamam işime geliyor ama bunun sebebini halen anlayamadım) 1 günlük 28 Ekim tatiliyle millet birleştirip 5 gün tatil yapmış oldu.

Şunu farkettim, giderek yatmaya alışmaya başladık. Yani şu son 4 – 5 senedir dini bayramların yanında artık resmi bayramlarımız da giderek önemsizleşmeye, protokol bayramı olmaya başladı. Lan acaba eskiden çocuktuk da o yüzden mi her 29 Ekimi, 23 Nisanı, 19 Mayısı iple çeker, gider stadyumda izlerdik? Ne bileyim mahalli kurtuluş günlerini bile coşkuyla kutlardık. Ve o günler okul tatil olmazdı lan. Gayet de törenden sonra ders işlerdik.

Bu bilinçli bir politika mı? Millet olarak değişiyor muyuz yoksa değiştiriliyor muyuz?

Bugün çarşıda bir yürüyüş vardı. İnsanlar Türk bayrakları almışlar yürüyorlardı, arada anlayamadıklarım da olsa sloganlar atıyorlardı. Önce katılayım bende dedim. Sonra tedirgin oldum birden. Daha sonra dikkatli bakınca yürüyüşün ilgililerce kameraya alındığını gördüm. Anlayanlar anladı. Biraz daha dikkat edince bazı yüzleri bu olayla tamamen farklı başka olaylarda da gördüğümü hatırladım. Kafamda bazı sorular belirdi, bu yürüyüşlere katılanların kaçı ne için yürüdüğünü biliyor? Yürüyenlerin kaçı gerçekten bağırıp çağırdığı şeyler için yürüyor? Böyle yürüyüşleri organize etmek, bu yürüyüşlere katılmak için illaki bir gruba mı üye olmak gerek?

Neyse o ana kadar içimdeki herşeyi kenara bırakıp bende gruba dahil oldum. Biraz yürüdüm alkışladım. Sonra koptum gruptan. Belki de gerçekten herkesin niyeti iyiydi.

Yozlaşma diyor herkes. Ama kimse kendi yozluğundan yakınmıyor. Turkcell bayisine girdim kontor almak için. Adamlar kendi aralarında dert yanıyorlardı. İşte memleket şöyle elden gidiyor, başbakan şöyle kötü böyle iyi, PKK’nın Allah belasını versin falan. Dikkat ettim, bu adamlar çarşının göbeğinde esnaflar ve cidden Türkiye’nin de iyi bir markası sonuçta. Ulan dükkanda bir tane bayrak asılı değil. Sadece onlar mı? Nereyse esnafın, mağazaların çoğu sallamış Cumhuriyet Bayramı’nı. Haa, “Bayrama özel indirim” yazılarını unutmamışlar bak haklarını yemeyeyim şimdi. Neden acaba bu markalar Ramazanlarda müslüman olur, ramazan indirimi yapar? 23 Nisanda çocuk olur çocuk indirimi yapar? 19 Mayısta genç olur? Ne bileyim kabotaj bayramında denizci olur? Anneler gününde anne olurlar?

Sizi bilmem ama bana inandırıcı, samimi gelmiyor bunlar.

Bazen diyorum ne zamana kadar böyle sürecek. Hatta bazen abartıp diyorum ki ulan biri çıksa vursa yumruğu masaya. Atatürk gibi bu gidişe bir dur dese be. Olur mu lan? Olur evet, akıl, mantık ve halkın gücü ile yapılırsa olur.

Levent Kırca’nın bu arada dağdan inenlerle ilgili yaptığı başından sonu belli olan ama yine de güzel bir skeci var izleyin.

Yaa böyle işte. Cumhuriyet’in 86. yılı da böylece kutlanıp gitti. Şimdi bir hesap yaptım, 36 yaşına geldiğimde Cumhuriyet’in 100. yılını kutlayacağız. Eğer o zamana kadar ölmezsem ve küçükken bir tarafıma top falan da çarpmadıysa çocuğum olacak muhakkak. Ona bu yazıyı okutacağım lan. Evet. Ve yazıyı başlığı ile bitiriyorum. En Büyük Bayram 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Bilgisayarım Bozuldu

29/10/2009 at 00:50 (O An Yaşananlar, WEB & PC Mevzuları) (, , , , , , , , , , )

Kasam!

Kasamdan Bir Görünüş

Dün yaşadığım makine faciasının üzerine bu sabah yaşadığım bu kötü süpriz tüm günümü mahvetti. Dün gece uyku sersemliği ile bilgisayarı kapat diyip hemen fişini çektim. Sabah açmaya çalıştığımda hayatımda daha önce görmediğim duymadığım birşey oldu:

Bilgisayar başladı, Windows XP yazısının altından trenler geçti vee küt! Disk gözden geçirmesi yapmak istedi. İzin verdim. Bittiğinde kullanıcı seçimi yaptığımız sayfa geldi. Fakat orada herhangi bir kullanıcı adı vs yoktu. Bomboştu lan bildiğin. Lan ne oldu nasıl oldu falan ağlayacaktım neredeyse. Sonra sırasıyla şunları yaptım. Bu arada işleme saat sabah 10:00 civarı başladım. Şu an saat 23:00 bitti gibi.

  • C‘nin kurulu olduğu 160 GB’lık harddiskten hariç 80 GB’lık bir harddiskim daha var. 80 GB’lık hardiskimde filmlerimin bir kısmı duruyordu. Makineye sadece bu harddiski bağlayıp XP’yi kurdum.
  • Daha sonra bu harddisk ile makineyi açıp diğer harddiskin içine girebildim. Diğer harddiskte ani kapanmadan dolayı hata oluşmuştu. Zira Windows yine disk denetim uyarısı vermişti.
  • Hatalı olan kısımdaki herşeyi ve Windows kurduğum 80′lik harddiskteki filmleri harici diskime taşıdım.
  • Daha sonra bozuk kısmı biçimlendirdim. Çünkü hemen öncesinde format diskini takmıştım onarma yapmak için ve dosya sistemi bozuk olduğu için bir noktadan sonra hata vermişti.
  • Bende makineyi yeniden 80′lik harddisk ile çalıştırıp windowsun kurulu olduğu dizine baktığımda Documents and Settings altındaki kullanıcı klasörüne ulaşamadığımı gördüm.
  • Bu esnada ne olur ne olmaz diye eski windows’un kurulu olduğu diske bir yedekleme yaptım. Yine harici diskime attım.
  • Windows Onarma’yı denedim. Olmadı. Çalışmadı.
  • Yaklaşık 3 saat kadar dışarı çıktım, kafamı dağıttım. Aklımda yeni düşüncelerle eve geldim.
  • 80 GB’lık harddiski çıkardım makineden. Sadece eski bozuk windowslu harddiski taktım. Üç kulhuvallah bir elham okuyup Win XP SP2 cd’sini bir daha taktım. Bu sefer de format atacakmış gibi başladım. Tam üzerine kurulacak işletim sistemini seçince “Onar” komutunu verdim.
  • Makine kurulu Windows’tan bazı dosyalar silip yenilerini yüklemeye başladı.
  • Bu noktadan sonra klasik format sonrası başladı. Windows yeniden yüklendi. Tabi doğal olarak benim iki yıldır mis gibi kullandığım lisanslı Windows XP‘im de buhar oldu.
  • Makineye yeniden windows kurunca bir de ne göreyim! Tüm verilerim duruyor, silinmemiş ama bilgisayarda benim eski ayarlarımdan eser yok! Bir de baktım ki kullanıcı klasörü değişmiş.
  • Benim normalde “pc” olan klasörümünün yanına “pc.PC.0534566464″ gibi bir kullanıcı klasörü gelmiş. Dolayısı ile benim eski ayarlarımın hepsi Windows’un kullanamadığı pc klasöründe kalakalmış.
  • Neredeyse ağlayacktım. İnternetten küçük bir arama ile Windows’un kullanıcı klasörü olarak “pc” klasörünü görmesini sağlayınca tüm ayarlarım geri geldi :)
  • Bu sefer de bazı programların çalışmadığını ve eski sürümlerine döndüklerini gördüm. Media Player, IE8 gibi programlarım eski versiyon olmuşlardı. Ayrıca Photoshop çalışmıyor, Office‘ler hata veriyor, Winrar, Winamp gibi programların Explorer uzantıları çalışmıyordu.
  • Önce daha önceden edindiğim Service Pack 3 cdsi ile güncelleme yaptım.
  • Sonra Internet Explorer 8‘i yükledim. Lan! Hayatımda duymadığım bir hata daha gördüm. Makinede masaüstü gelmedi ve şu hata dongladı:
    522 sıra sayısı, iertutil.dll dinamik bağlantı kitaplığında bulunamadı.
  • Önce Windows’u Türkçe’ye çevirenlere sövüp, sonra araştırdım neymiş diye. Adı geçen dll dosyasını indirip değiştirdim. Tüm bu işlemleri masaüstünü göremeden yaptım. Baya zor oldu. Ama nafile, olmadı. Görev yöneticisini açıp CCleaner programı ile IE8′i kaldırdım.
  • Bilgisayar düzeldi:)
  • Şimdi halen daha ufak tefek sorunları düzeltmeye çalışıyorum. Media Player 11′i kurdum. Photoshop’u falan kuracağım bakalım.

İşte bu beklenmedik hata bana bir güne böyle mâl oldu. Allah bir daha göstermesin. Amin:) Neredeyse 12 saattir uğraşıyorum ama değdi. Veri kaybım neredeyse sıfır oldu. Bu vesileyle harddiskler de toparlanmış oldu. İnşallah yine bir sorun çıkmaz.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Dolandırılmadım; Dolandırdım!

29/10/2009 at 00:17 (Deneyimler & Projeler) (, , , , )

Makinenin Silinmemiş Hali

Yazının öncesi için lütfen bir önceki yazıyı okuyun. Spotçu, tahmin ettiğim ve tahmin ettiğiniz üzere bugün de gelmedi. Dün anası, avradı, 11 yaşındaki kızı üzerine yemin eden; namusu, şerefi üzerine söz veren, hatta az gelip yanındakileri de kendisine ortak eden spotçu bugün gelmedi. Dolayısı ile elimizdeki bozuk makine ile kalakaldık. Ne sağlam makine geldi ne de paramızı alabildik.

Olayın bizi demoralize eden kısmı işte buraya kadardı. Bu noktadan sonrası da dar gün dostu, büyük fikirlerin adamı babamın tavsiyeleri ile şekillenen olayının başka bir yönü. Şimdi abicim elimizdeki bozuk makinenin problemi şu:

Makine suyu alıyor, çeviriyor sağlı sollu, sıkıyor ama suyu boşaltamıyor. Yani pompası bozulmuş ya da tıkanmış. Makineyi internetten araştırdım. Makinenin markası ve modeli: Ariston Margherita 2000. Aynı makinenin 2. eline birisi 230 lira istemiş. Bir diğeri de 180 lira demiş. Peki biz kaça aldık? 110 lira! Evet. Şimdi bu durumda insanın aklına hemen “Ulan yaptırabilir miyiz acaba?” sorusu geliyor. Benim de geldi :) Eskişehir’de iki tane Ariston yetkili servisi var. Aradım ikisini de. İlkinde direk usta ile konuştum. Adam gayet açık, pompa arızalıdır, 50 lira tutar, dedi. İkinci servisi aradım. Orada da telefona bakan bayan sağolsun şu tavsiyeyi verdi: Makinenin altındaki su tahliyesini açın, muhtemelen tıkanmıştır, bir şey sıkışmıştır. Motor pompalayamıyordur. Hortumu da kontrol edin. Temizleyip tekrar çalıştırın. Sorun devam ederse bizi arayın. Değiştirme ücreti 80 liraymış.

Şimdi makine almaya karar verdiğimizde bu iş için ayırdığımız miktar 150 lira civarıydı. Pompa bozuksa ve yaptırırsak 160 liraya süper bir makinemiz olmuş olacak. Evet, şimdi düşünüyorum da lan biz dolandırdık herifi.

Ve durmadım, biraz daha araştırdım. Meğer insanlar özellikle bizim yaptığımızı yapıyorlarmış. Özellikle spotçular alıp tamir edip üç dört katına satıyorlarmış.

Sevgili okurum bu olaydan şunları çıkardım kendimce:

1. Dolandırıldığını anlamak gerçekten can sıkıcı bir durum.

2. En can sıkıcı durumu bile kendine lehine çevirebilmek, insanı inanılmaz mutlu ediyor.

3. Klasik ama, olaylara hep iyi yönünden bakabilmek lazım.

4. Spotçudan mobilya hariç birşey alma.

5. Şerefi ve namusu üzerine söz vermenin de artık geçerliliği kalmadı. Eskiden senet gibiydi lan.

5. Bu tip konularda sıkışınca babandan tavsiye al :) (Babam: Üniversite okuyon bi de, ulan makinenin zaten demiri 110 lira eder. Bırak sen arama, herif seni arasın. Uyanık ol azcık oğlum uyanık ol.)

Bunu da çok beğendiğim için veriyorum:

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Dolandırılmış Olabilirim

27/10/2009 at 22:55 (O An Yaşananlar) (, )

Lan galiba dolandırıldım. Dur bakalım yarın saat 16:00′da anlayacağım ama büyük ihtimalle dolandırıldım ya. Çarşıda Haller Tren Geçidini geçince Cengiz Topel Caddesi üzerindeki sağdaki ilk sokakta (Örs Öğrenci Yurdunun olduğu sokak) bir spotçudan çamaşır makinesi almıştık. 110 lira verdik lan makineye. Makineyi kurduk bozuk çıktı. Neredeyse 15 gündür adam ne yeni makine veriyor ne de parayı. Sürekli oyalıyor falan.

Dur bakalım yarın belli olacak. Yarın bu yazının devamını okuyacaksınız.

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Borcu Kalmayan Adam

20/10/2009 at 19:21 (Edebik Fantastik Sanatsal) (, )

Sonunda dayanamayıp arkasını dönerek seslendi:

- Özür dilerim. Gerçekten.

Ve o an bir şey oldu. Yüzünün alevlerle yanacağını düşünürken kendini anlam veremediği bir serinlikte buldu çocuk. Bitmişti işte. Özürü kabul edilmişti. Yüreğinden kopanların gerçekten kalbine ait olduğu, yapmacık olmadığı anlaşılmıştı. Üzülmeyi haketmeyenler de, üzüntüye sebep olan da mutluydu sonunda.

Ve çocuk borcunu ödemiş olarak döndü yüzünü tekrar. Artık kendine borcu kalmamıştı. Artık kimseye borcu kalmamıştı. Artık ardında öfke ve nefret yoktu.

Düşündü, iyi biri olduğuna göre artık rahatlıkla ölebilirdi.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Metal Invasion II

19/10/2009 at 22:53 (Konser & Festival Mevzuları) (, , , , , , , , , , , , , )

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Bir insan tek günlük bir festivale neler bekleyerek gider? Elbetteki bu sorunun cevabı sahne alacak gruplarda gizlidir. Elbette ki o gece tanıdığınız bir grup vardır ve onu izlemeye ve yanında da diğerlerinin deyim yerindeyse tadına bakmaya gidersiniz. İşte bu gece benim için tadına bakmak şöyle dursun, tıka basa doyduğum bir gece olarak geçti. Hayal Kahvesi‘de buna şahit oldu.

Witness

Witness

Konserler tam da olması gerektiği gibi 6′da başladı. Önceki pek çok deneyimiz sonucu biz en erken 7′de başlar diye beklerken tam da saatinde başlaması güzel oldu. Ancak mekanın boşluğu gözden kaçmadı. İlk olarak Bursa’dan pek çoğumuzun tanıdığı trash metal grubu Witness çıktı. Grup, kendilerini evsahibi olarak hissettikleri için açılışı yaptıklarını söylediler. Witness’ın performansı çok iyiydi. Kendi şarkılarını çaldılar. Gecenin ilk grubu olmalarının tek kötü yönü, insanların azlığından dolayı ister istemez önlerin boş kalmasıydı. Bu arada yine kendi fikrim olarak söylüyorum, Witness’in davulcusu Ömer çok iyiydi. Özetle, Witness sahnedeyken ilginin biraz az olması sebebiyle bence hakettiği değeri göremedi. Helal olsun hepsine.

Serkan Abi

Serkan Abi

Witness Ömer

Witness Ömer

Akhuilon

A'khuilon

Gecenin ikinci grubu Eskişehirli melodik death metal grubu A’khuilon‘du. Grubun yanılmıyorsam ilk performansıydı. (Yanılıyormuşum, yorumlara bakınız.) Grup harika coverlar çaldı. Ama gecenin beni kahreden olayını da yaptılar. Dark Tranquillity‘nin Focus Shift‘ini çaldılar. Peki ben o esnada neredeydim? Arkada tuvalette Witness davulcusu Ömer ile konuşuyordum. Şarkının sonuna yetiştim. Çok bağırdım bir daha çalın diye ama çalmadılar. Canları sağolsun, daha çok izleriz diyorum.

Prime Object

Prime Object

Vee işte en başta dediğim şekilde, konsere gelme sebebim olan gruba sıra geldi. Aslında bu grubu tanıyalı belki bir hafta olmuyordur. Tamamen şans eseri dinlediğim 4 parçasının mükemmelliği ve sonrasında Eskişehir’e gelecek olmalarını duymam bu konsere gelme sebebimi sağlamlaştırdı:) Evet, üçüncü olarak sahneye İzmirli melodik death metal grubu Prime Object çıktı.

Prime Object Sedat

Prime Object Sedat

Grubun özellikle bayan vokal ve syntheiser altyapıları ile güçlendirip çeşitlendirdikleri müzikleri benim tam da hastası olduğum tarzın kendisidir. Melodileri bana Dark Tranquillity’i anımsatsa da grup üyelerinin In Flames‘i sevdiklerini öğrendiğim de ise epey bir mutlu olduğumu söyleyebilirim. Grup eğer hafızam ve müzik bilgim beni yanıltmıyorsa kendi parçalarınından oluşan bir set çaldılar. Bazı yerlerde mekandaki ses sisteminden dolayı bayan vokali duymakta zorlansak da, tamamı harika bir performanstı. Beklediğimden çok çok yukarıda çıkmıştı. Bu grupla ilgili bir diğer ilginç nokta davulcuları ve vokalistlerinin yeni olması. Davulcuları

Prime Object

Prime Object

Sedat, çok genç olmasına karşın 10 numara çaldı. Bu arada unutmadan söyleyeyim, gecede çalan davulcuların çoğu kendi yaşıtlarımdı. Yani 25 yaş altı :) Süper, bizim jenerasyon geliyor gümbür gümbür :) Prime Object o ana kadar ki en coşturan grup oldu. Evet, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. (Lan hatta aklıma ilk etapta aklıma gelmese de çok kral birşey daha yaptılar, okumaya devam edin.)

UNdertakers

UNdertakers

Gecenin dördüncü grubu İstanbulluUndertakers oldu. Grubun vokalistini arkada maske takarken gördüm. Heyacan olsun biraz, diyerek beni güldürmeyi başarınca boynum iyiden iyiye ağrımaya başlamasına rağmen yine sahnenin önüne geçtim. Undertakers yıktı! Deyim yerindeyse hatta evet yerinde, Undertakers sahneyi yıktı! Vokalleri Arsen aşağı indi, ‘kafa salladı‘ seyircilerle :) Undertakers, süprizi sonda yaptı ve ne çaldı? Redneck

Undertakers uçuyor

Undertakers uçuyor

çaldı! Evet yaptılar bunu. (Hayır yapmamışlar, Redneck’i Prime Object çalmış, yorumlara bakınız. Bende oluyor böyle geçici hafıza kayıpları olsun lan :) ) Gerçi kimse Wall-Of-Death yap(a)madı ama olsun lan süperdi yinede. Undertakers’le ilgili bir not daha, davulcuları o kadar rahat, o kadar kasmadan çalıyordu ki cidden sinir oldum. Ulan insan hiç mi zorlanmaz be :)

Seyirci!

Seyirci!

Undertakers Arsen

Undertakers Arsen

Kene

Kene

Gecenin son grubu yine Eskişehirli Kene grubuydu. Grup bence gecenin en eğlendiren grubu oldu. Bassçılarının çalarken ki hareketleri, hatta bir şarkıda beni yaran vokali, vokalistlerinin çok iyi performansı ve şu an hatırlayamadığım çok harika bir şarkıları sebebiyle Kene iyiydi. Boynum ve belim ağrıdığından dolayı gruba gerilerden eşlik etsem de gruba önlerden çok fazla sayıda insan katıldı.

Kene

Kene

Kene

Kene

Ve gece saat 23:30′da bitti. Bu da güzel oldu, izlemeye gelenler her grubu dinlemiş oldu.

Organizasyonun en byük eksiği tanıtımın az yapılmış olmasıydı. Çünkü ben eminim ki zamanı ve fiyatı ile çok cazip bir etkinlikti ve herkes gelebilirdi. Gecenin en büyük ayıbı ise Hayal Kahvesi’nce yapıldı. Kene grubu sahnedeyken ve insanlar sahnenin önünde pogo yaparken mekanın sahipleri oradaki insanları hiçe sayarak sahne önüne masalar yerleştirdiler ve masaların üzerine rezerve yazıları koydular. Bunu grup sahnedeyken yapmaları ayıptan başka bir şey değildir. Acaba aynı şeyi bir Gökhan Özen konserinde de yaparlar mı diye aklımdan geçirmedim değil. Kene grubu sahneden indiğinde bizde toparlanmaya başladık. Bu esnada mekan görevlilerinin arkadaşlar boşaltın hadi club başlayacak uyarısı ile alelacele çıkmak zorunda kaldık. Hayal Kahvesi’ne önceden acırdım da yok abi haklıymış insanlar.

Gecenin benim açımdan güzel yanları; pek çok insan ve grupla tanıştım. Hiç hesapta yokken uzun süredir görmeyi istediğim İlkim Oulanem ile tanıştım. Witness ve Prime Object grubu üyeleri ile samimi sohbetler yaptık. Bu insanlarla aynı şeylerden dert yakındığımızı görmek beni mutlu etti :) Ha, şunu unutmadan söyleyeyim, çıkan tüm grupların üyeleriyle gayet samimi muhabbetler edebildik Volkan’la. Volkan bir de Pantera t-shirt’ü yakaladı:) Bende her gruptan gecenin hatırasına pena aldım. Koleksiyonum baya genişledi.

Gecenin üzücü bir olayı Witness’dan Serkan Abi’nin fotoğraf makinesinin çalınmasıydı. Çok üzüldüm.

Eskişehir’de giderek artan bu tip etkinlikler metal müzik severler için tanışma ve buluşma imkanları sunuyor. Eskişehir, giderek öne çıkıyor. Yazıyı Prime Object gitaristinin beni epey bir gaza getiren şu sözü ile bitireyim:

Eskişehir, Türkiye’nin Gotenburg’u!” (anlayana :) )

Grupların Myspace adresleri:

Witnesshttp://www.myspace.com/witnessthrashmetal

A’khuilonhttp://www.myspace.com/akhuilonband

Prime Objecthttp://www.myspace.com/primeobject

Undertakershttp://www.myspace.com/undertakers_tr

Kenehttp://www.myspace.com/keneband

Kalıcı Bağlantı 7 Yorum

Yoğunum Ben Yoğunum Yoğunum

13/10/2009 at 20:36 (O An Yaşananlar) (, , , , , , , , , , , , , , )

Ben çektim ama bu konuyla alakası yok

Ben çektim ama bu konuyla alakası yok

Ve yorgunum da aynı zamanda. Bu haftaya pazar gününden kalma bir yorgunlukla başladım. Pazartesi sabahın köründe gidip staj raporumu onaylatmak istedim ama sorun çıktı. Düzeltmem gereken bir yer oldu. Epey uğraştım yani. Neyse Allah’tan hallettim de bugün, nihayet bana totalde 8 liraya mal olmuş raporumu verebildim.

Bu Temel İşlemler ve Süreçler dersi harbiden yakıp kavurmaya başladı. İlk ödevi neredeyse boş verdim lan. Bu hafta inanır mısın 2 quiz ve 2 de acayip kazık ödevim vardı. Üstelik bu işin daha başı yav. Laboratuvarlar başlayınca ki bu perşembe başlıyor ne yapacağımı bilmiyorum. Aldığım tüm dersler, Almanca ve Fotoğrafçılık da dahil, sıklıkla ödevi olan dersler. En başta yazdığım Temel İşlemler dersinin de 15 günde bir quizi ve her hafta ödevi var. Ve bu ikisinin ortalaması acayip etkili geçme notunda.

Güce ihtiyacım var sevgili okurum. Burnuma bana doğru yaklaşan bir felaketin kokusu geliyor bir yandan. Elimden geldiği kadar önünü kesmeye çalışıyorum ama, bakalım…

Güzel şeyler de olmuyor değil. Mesela bugün Seval’e şu Tivilayt vampiri Edward’ın resminin olduğu metal bir plaka hediye ettim. Kız o kadar sevindi ki, ben de mutlu oldum. Gerçi sağolsun onu da Didem‘den hacılamıştım. Bir de Merve’lere yeni bir çamaşır makinesi aldık. Ama henüz daha kurup da bakmadık nedir ne değildir diye. Bakalım hayırlısı oldun. Markası Ariston ve 110 TL’ye aldık. Hamallığını Serdar‘la birlikte yaptık.

Eskirock projemiz sıçar gibi geliyor, üzülüyorum. Hiçbir moderatörün olayı sallamaması üzüyor. Savaşla bunu konuştuk geçen. Bu arada Savaş’ın kız arkadaşıyla da nihayet tanıştım.

Dostlar eğer bir aksilik olmazsa 21 Ekim’de Eskişehir Rock Topluluğu 222‘de bir tanışma partisi düzenleyecek ve gece de Akademik Uyarı çalacak. Bakalım bu hafta sonu herşeyi kesinleştirip yayınlarım zaten.

Kendinize iyi bakın. Buraya yazmak nasıl da rahatlatyor beni lan. Bak nerden aklıma geldi bilmiyorum, Hicran Hoca‘yı özledim birden. Neyse.

NOT: Bunu yazarken Birth Of Three çalıyordu. Yarın da muhtemelen çuvallayacağım bir Temel İşlemler ve Süreçler quizi var.

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Açık Öğretimden Nasıl Kayıt Silinir?

08/10/2009 at 22:45 (Faydalı Mevzular) (, )

Açık Öğretim

Herhangi bir sebepten dolayı diyelim ki Açık Öğretim kaydınızı sildirmek istiyorsunuz. Süper :)

Öncelikle kem küm etmeden o öğretim yılına ait olan harcın iki taksitini birden yatırmanız gerekiyor Vakıfbank’a. Mesela ben ilk taksiti yatırıp kitapları aldım. Daha sonra hiçbir sınava girmedim ve kaydımı sildirmek istedim. Bana ikinci taksiti yatırmadan kaydımın silinmesinin mümkün olmadığını söylediler. Almadığım hizmetin, girmediğim sınavların parasını ödedim yani.

Neyse daha sonra bulunduğunuz ildeki Açık Öğretim Bürosuna gidip kaydınızı sildirmek istediğinizi söylüyorsunuz. Size bir dilekçe örneği veriyorlar, o örneğe göre bir dilekçe hazırlayıp veriyorsunuz. Dilekçeye ek olarak pembe rekli Açık Öğretim kimliğinizi de veriyorsunuz. Sistemden borcunuz olup olmadığına bakıyorlar. Daha sonra bilgilerinizi onaylayıp kaydınızı siliyorlar. Yani herşey yolunda giderse dilekçenin yazımı da dahil 5 dakika sürüyor tüm işlem. Daha sonra size okuduğunuz bölümle hiç bir ilişkiniz kalmadığına dair bir kağıt imzalatıp veriyorlar.

Bu kadar işte :)

Bu arada ben geçen seneye ait harcın 2. taksitini daha bugün yani yeni öğretim dönemi başlamadan birkaç hafta önce yatırdım. 240 civarı olan borç faizle 273 TL olmuştu. Benim tahmin ettiğim kadar faiz yemese de biraz yemiş yani :)

Neden kaydımı sildirdim peki? Okumak istemedim çünkü. hem sildirmezsem bir sonraki dönem için de harç yatırmam gerekecekti ve borç katlanacaktı. Ve kötü haber, Açık Öğretim kayıtları eskiden yeniletmeyince siliniyordu. Ancak artık silinmiyor.

Umarım bu bilgiler işinize yarar.

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Alper ve Selma’dan Güzel Hediye

07/10/2009 at 23:36 (Melodik Mevzular) (, , , , , , , )

Left Right Left Right Left

Left Right Left Right Left

Selma ve Alper, Hollanda’da üç çalışıp markları euroları biriktirip memlekete dönerken sağolsunlar beni de unutmamışlar :)

Benim koleksiyonculuk huyumu bilen ikili, Hollanda’dan bana Coldplay‘in Left Right Left Right Left isimli konser EP’sini almışlar. Mutlu oldum. Normalde Coldplay dinleyen birisi değilim ancak Clocks ve The Hardest Part parçalarını sevmiştim. Bu EP’de ikisi de var. O açıdan harika oldu. Bu iki dostuma teşekkür etmek istedim sadece. Albümün kapağı çok güzel olmuş, epey hoşuma gitti.

Hemen dinlediğim yukarıda bahsettiğim iki parça da süper olmuş. Nedense The Hardest Part daha bir işledi bu akşam içime be.

Koleksiyonculuk, biriktirmek falan ne güzel şeyler yahu. Sıra Volkan’ın yapacağı süprize geldi. Sende ne var bakalım :)

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Next page »