Aylık Arşiv: Şubat 2010

Tayt Mevzusu

Yazıp yazmamakta tereddüt ettiğim bir başlık bu. Sonuçta insanlar beni bu yazıdan ötürü yanlış anlayabilirler biliyorum. Ama herkesin affına sığınarak ve tamamen temiz kalplilikle yazıyorum bunu.

Özellikle son birkaç yıldır moda olan mini etek altına ya da uzun gömlek altına tayt giyme olayı artık yavaş yavaş yerini sadece tayt giyme olayına bırakıyor. Pek çok tekil şahıslar için alkış tutulacak bir durum. Ancak onlar bu yazının kapsamına girmeyecek. Ben bu olaya estetik olarak bakmaya çalışacağım.

Bayanlar, müthiş derecede estetik varlıklardır. Onlar kusursuz olmalıdır. Bir erkekte görebileceğiniz hiçbir kusur onlarda olmamalıdır. Onlar mükemmeldir çünkü. Bir bayanın dişleri sapsarı olamaz, nefesi kokamaz, ne bileyim saçları yağlı değildir, ter kokmazlar. Hatta benim uzun yıllar sonra kabullenebildiğim pek çok gerçeğe sahiptirler. Onlarda WC’ye giderler mesela. Onların da ihtiyaçları vardır bizim gibi. Neyse, burada altını çizdiğim nokta bayan olgusunun mükemmellik ve estetik üzerine kurulu olmasıdır. En salaş tipteki bayanın bile mutlak bir estetiğe sahip olduğunu çok defa gördüm. Şimdi bayanlardaki estetikten, güzellikten bahsederken pek çok arkadaşımla konuşmak mümkün olmuyor. Onlar işi hemen başka noktalara çektikleri için bu olay kafamı epeydir kurcalıyor.

Al, tayt.

Bir süre önce nereydi hatırlamıyorum, bir yerde mini etek altına tayt giyen kızları eleştiren bir yazı okumuştum. Kaynağı hatırlayamadım, hatırlayınca link de vereceğim. Neyse, şimdi yabancı bir kadının yabancı bir insan (bakın erkek demiyorum) üzerinde oluşturabileceği o güzel etki pek çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Örneğin en aşina olduğumuz olay bu etek olayıdır. Olması gerektiği gibi olursa (ki bunun sınırları da yine o kişinin isteğine kalmış, buna da hiç bir suretle bir sınır getirilmemeli) etek, bir bayanın güzelliğini, yaradanın ona verdiği bu estetik harikasını ortaya koyan güzel bir örnektir. Yıllarca insanlar bu ülkede özgürce bu kıyafeti taşımışlardır. Kıyafet devriminde de modernliğin öncüsü kıyafetlerden oldu. Ancak memleketimizde özellikle belli bir dönemde sonra bu kıyafet, işte tüm o rahatsız edici yakıştırmalara maruz kaldı. Halbuki ne güzeldir değil mi, çorabını giyersin, eteğini giyersin harika olursun.

Ancak bu son birkaç yıldır bu tayt saçmalığı geldi. Anlam veremediğim bir olay bu. Bir bayan neden tayt tercih eder? Hadi diyelim çorap çok ince oluyor da insanların vücudunu görmesini istemiyor. O zaman neden süper mini bir etek giyiyor hatta hiç giymiyor? Bu noktada hiçbir şekilde sorgulama hakkım olmadığını biliyorum. Ama dediğim gibi bu yazı bir yol gösterme, fikir verme yazısı değil, sadece kafamı kurcalayan şeyleri dile getirdiğim bir denemedir. Kanımca tayt, bir bayanda estetiği öldüren şeydir. Çorap giyemediği için daha cesur davranan bayanlar taytın aslında çoraba göre daha da belli eden, saçma bir olay olduğunu bilemiyor mu? Küçük kızlar gece uyurken giyerdi lan taytı. İlkokulda önlüğün altından giyerlerdi bir de. Tayt, giyen kişiye göre bazen o kadar iğrenç durabiliyor ki, giyen ablanın arkasından bıngıldayarak giden bir vücut, yukarıda bahsettiğim o estetiği alıp silip götürüyor. Hele bir de şahsi olarak gıcık olduğum o UGG marka Kızılay dağıtımı botlardan da giyiyorsa bu bayan, bakmıyorum bile. O kadar!

Yazının şu noktaya kadar ki kısmı okudum da epey seçe seçe yazdığım bir yazı olmuş bu:) Neyse soru bu işte: Bir bayan neden tayt tercih eder? Bacaklarını olduğundan daha kalın daha erkeksi gösterdiği için mi? Bılgıldayarak gezmek için mi? Üşümemek için mi? Arkadan yapıştığı için çamaşırı belli ettiği için mi? (Ki bunun pek çok örneğini milliyet.com.tr’de anasayfadan veriyorlar:) ) Bilmiyorum. Hiç bir zaman da öğrenemeyeceğim. Ancak şu kesinki bu durum benim gözümde bir estetik düşmanlığı olarak kalmaya devam edecek. Yaşasın etek :) Şimdi bu yazdıklarım size göre de doğru mu? Belki öyle belki değil. Peki bu yazdıklarım gibi mi düşünüyorum? Kesinlikle evet. Ama siz benim gibi düşünmek zorunda değilsiniz elbette. Tüm bayan okuyucularımın affına sığınıyorum.

Süper İlginç Bir Rüya

Bu bloga yazdığım ilk rüyam bu olacak herhalde :) Neyse, bu rüyam bana bilinçaltımın nasıl da karmaşık bir yer olduğunu hatırlattı yeniden. O yüzden önemli bir rüya oldu benim için.

Rüyamda bir sınıfta teknik resim sınavına giriyorum. Ancak sınav kağıdı olarak A3 kağıdı yerine grafik kağıtları kullanıyoruz. Çok acayip. Yanımda oturan adam taa ilkokuldan arkadaşım Ünsal. Bu adamı orta 1′den beri görmüyorum. Neyse, sınav başlıyor. İki soru var sınavda. Ben Ünsal’dan alıyorum bir tane kağıt. İlk soruyu çiziyorum. Bir sorun yok. Lan ikinci soruyu çizmeye başlayacağım ama kağıdım yok o soru için. Ünsal’ın tüm dosyasını falan karıştırıyorum ama bütün kağıtları karalanmış, boş bir tane yok. Tüm sınıfa soruyorum ama kimsede de yok. Ne yapacağım diye düşünürken bir kız bana sesleniyor. Şimdi normal hayatımda bu kız bizim kampüste ve bilgisayar mühendisliğinde okuyor. Bir arkadaşımın yakın arkadaşı olduğu için sadece sima olarak tanıyorum bu kızı. Ama ne adını biliyorum ne de hakkında herhangi bir şey. Neyse bu kız gayet alaycı tavırlarla bana “Ne oldu yakışıklılığın işe yaramadı mı?” diyor. Bana diyor bunu :) Yakışıklı! Neyse, ben mal gibi bakıyorum kızın yüzüne, kız gayet kızgın bir ifade ile vereceğim ama bana yarın çizgili kağıt getireceksin diyor. Ben olur diyorum ama içimden de bu kızın bana karşı acayip öfkeli olduğunu hissediyorum. Lan belki de bu kızın bilmeden canını sıkmışım bir zaman. Neyse, kız çıkartıyor bana 1 lira veriyor. Diyorum ki bu ne? Al diyor, kendine kağıt al. Bende, dalga mı geçiyorsun sen ya, diye çıkışıyorum buna. O da gayet şeytani bir gülüşle “Valla keyfin bilir.” diyor. Daha sonra ben üzgün bir şekilde hocaya soruyorum “Hocam ikinci soruyu kağıdın arkasına çizsem olur mu?” diye. Hoca da ” Sen daha çizmedin mi? 15 dakika kaldı” diyor. Bende başlıyorum çizmeye, ama sonunda yetiştirebiliyor muyum hatırlamıyorum.

Bu nasıl bir rüya lan? Normal hayatta tanımadığım birisi nasıl olurda benim rüyamda kötü adam rolünü oynar? Hayır, hiçbir yerim açıkta kalmamıştı. Bakalım, belki bu gece hoca sınav sonuçlarını açıklar.

Sol Elimde Bir Uyuşma Var

Bu el benim değil

Yandaki görselde görmekte olduğunuz elin sahibi değilim. Peki bu el neden buraya kondu? Şu yüzden, resimde kırmızı ile belirlediğim bölge bende uyuşuk. Evet, 15 tatilin başladığı günden beri o iki parmağım uyuşuk. Yani uyuşukluktan kastım sürekli bir karıncanlanma hissi var. Şimdi bu elin kalbimle bir alakası olabilir mi bilmiyorum. Hani öyle derler, sol elin uyuşuyorsa kalbinde bir sıkıntı vardır diye. Abi benim sadece iki parmak uyuşuyor. Bunun sebebi ne olabilir acaba? Araştırdım biraz, pek birşey çıkmadı. Yalnız şunu biliyorum, bu uyuşmanın başladığı gece acayip korkmuştum. Onunla mı alakalı acaba?

Bir yerde de beyinle alakalı falan diyordu. Bu aralar sinirlerim de pek bir acayip. Bir gerilip bir gevişiyor falan. Dur bakalım, ilk fırsatta gidiyorum Mavi Hastane‘ye göstermeye.

Garanti Bankası Sapığı

Garanti Bankası

Neredeyse bir haftadır her gün sabah 10:00′dan akşam 17:00′e kadar bir insan defalarca aranır mı lan? Hele bunu 444 0 333 Alo Garanti yapar mı ya :) Kardeşim açmıyorum işte, neden arıyorsun? Hadi arıyorsun anladım, bunu neden bir haftadır devam ettiriyorsun da beni psikolojik baskı altına alıyorsun? Neden böyle yapıyorsun lan?

Allah bilir o telefonu açtığımda bana neler kakalamaya çalışacaksınız. Hayır bunu ben söylemiyorum üstelik, aradığınız diğer arkadaşlarım söylüyor. Alper’in bu noktada dahiyane fikri şu: “Aç birader konuş, Avea konuştuğun süre boyunca kontor veriyor.” Güzel fikir. Ama bu herifler benim Turkcell hattımı arıyorlar ya :)

Çok merak ediyorum yarın da arayacaklar mı beni diye. Hayır bir de işin kötüsü yavaştan alıştım, telefona uzun süre sonra bakıp iki üç çağrı görmek mutlu ediyor beni. Şaka bir yana, artık farkettim ki cep telefonuma o kadar çok reklam mesajı geliyor ki, sinirlerim bozuluyor artık. Bunu nasıl kapattıracağımı da bilmiyorum. Boş bir anımda uğrayayım bakayım Turkcell Abone Merkezine.

Ufak Notlarım

Bu aralar birazcık da olsa seyrekleşti yazılarım. O yüzden kısa notlar halinde kendimden kesitler sunacağım.

:: Sabhankra geldi gitti: Konser yazısını okudunuz, güzel bir gündü. Hele Merve sağolsun daha da unutulmaz yaptı. Kardeşim o gün bir de DarkPhase tişörtü kazanmış. Biz konserden erken ayrıldığımız için çekilişte bize ne çıktı bilmiyorum. Murat Abi bunu okuyorsan bilet numaralarımız 57, 58, 59, 60 idi:)

:: Cep telefonumu değiştirdim: Sercan’a getirttiğim ve parasını hala ödemediğim telefonu babam alınca babamın kullandığı Samsung E250‘yi de ben aldım. Telefon cidden dandik! Ah ah, nerde benim Nokia 6600‘ım be. Şunu da farkettim sevgili okur, Samsung’un cep telefonlarının hepsi model olarak Nokia’dan arak. Her neyse, artık iki hattımda açık. Arayı beni :)

:: Annem kitap okuyor: Annem 40 yaşının üzerinde. Bu yaşına kadar doğru dürüst kitap okumuşluğu da yoktur. Ancak bu son 2 3 aydır, annem acayip bir kitap sevgisine tutuldu. Önce İhsan Oktay Anar’ın Efrasiyabın Hikayeleri isimli muhteşem eserini bitirdi. Sonra Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban’ı okudu. Bu iki kitabı da çok beğenmiş. Şu anda Ayşe Kulin’in Köprü isimli romanını okuyor. Ancak bu yazarı beğenmemiş. Diğerleri daha iyi diyor. Bunu da bitirsin Yaprak Dökümü’nü vereceğim okuması için. Bu arada memleket temalı eserlere ihtiyacım var annem için. Tavsiye verin.

:: Sercan’ın fedakalığı: Koray yan çizip ayakta dikilmeyi tercih edince Sabhankra konserini kaydetmek de Sercan kardeşime düştü. Kendisine buradan teşekkür ediyorum. Ayrıca Volkan’a da çektiği kareler için teşekkür ederim. Yakın zamanda bizim çocuklara bir güzellik yapmayı düşünüyorum bunun için.

:: Estetik Olarak Güzellik: Kafamda bu tanımı yeniden şekillendirmeye çalışıyorum. Bununla ilgili bir de yazı yazayım diyorum.

:: Halit Gazeteye Çıktı: Malzeme Mühendisliği’nden sevgili arkadaşımız Halit, Anadolu Haber’in son sayısına çıkmış. Bütçesini nasıl ayarladığını anlatmış. Açlıkla boğuşuyormuş herif meğer. Üzüldüm, onu da burada anayım istedim.

Halit kardeşimin mutfak masrafı fazla oluyormuş

İçimde Bir Langırt Aşkı Var

Langırt Masası

Bu dönem okulda bizi bekleyen en işe yarar yeniliklerden birisi de kantine konulan iki langırt masasıdır herhalde. Alper, Selma, Emre ve ben acayip sarmış durumdayız bu oyuna. Öğlen derslerini 2 saat süreyle beklemek zorunda kalınca insan sardırıyor işte böyle şeylere :) Emre ve ben, Alper ve Selma’ya karşıyız daima. Maçlarımız çok heyecanlı geçiyor. Selma aşırtma gol bile atıyor! O kadar heyecanlı yani.

Okuldaki makineye sistemi iyi kurmuş abiler. 1 liraya 11 tane top veriyor makine. Dışarıdan top dahil edemiyorsun işte o yanı kötü. Ancak biz “madem ki Türküz, haydi ürkütelim” mantığı ile makineye daha fazla top nasıl sokabiliriz onun hesaplarını yapıyoruz. Abartmaya çalışıyoruz. Normal futbolu oynamaktan o kadar keyif almayan ben, bu langırtı nasıl seviyormuşum meğer! Bir ara kendimizi kaptırdık biz buna. Tıpkı kumarhanelerdeki jackpot makineleri gibi bir şey. Ardarda 5 maç falan yaptık. Nasıl terliyoruz, nasıl kasıyoruz anlatamam :)

Sevgili okur, 2 Eylül Kampüsü’ne yolun düşerse benim langırt oynarken attığım naraları duyabilirsin. Hatta uslu bir çocuk olursa belki beni bile görebilirsin.

Tadına Doyamadık Sabhankra

Sabhankra

Bu yazıya çok başlık düşündüm. Savaş Abi’den “Patlayan Dudak” diye bir öneri geldi hatta. Her neyse, bu yazı dün (21 Şubat 2010) tarihinde Eskişehir Artis Kafe Bar‘da gerçekleşen Chaos Fest V organizasyonunda sahne alan Sabhankra grubunun konser kritiğidir. Ya da en azından öyle olmasını temenni etmekteyim. Ama biliyorum ki yazının ortalarından itibaren konuyu dağıtacağım.

Sabhankra

Neyse efendim, o gün saat 3′te tren garında karşıladım olanca heyecanımla sevgili grubumu. Bunu, uzun süredir görmediğiniz arkadaşlarınız sizi görmeye geliyor diye düşünün. Hepsi ile iyi kötü konuşmuşluğum olduğundan dost canlısı insanlar olduklarını kestirebiliyordum, ve öyle de çıktılar sağolsunlar. Yanıltmadılar beni. Epey kalabalık bir kafile ile gelmişlerdi. Kısa bir tanışma faslından sonra hemen mekana geçtik. Klavyecileri Elif‘in o ağır Yamaha MO6′sını sırtlanıp grubun önüne düştüm ve  mekanın yolunu tuttuk. Mekan dediğim yer Artis Kafe Bar diye bir yer. Burası Kızılcıklı Caddesi‘nin ortasında eskiden Leman Kültür diye bildiğimiz bir mekan. Buraya sadece 1 kere gelmiştim. Onda da masalardan dolayı mekanın büyüklüğü konusunda kafamda pek birşey oluşmamıştı. Dün hep beraber mekana gittiğimizde ufak çaplı bir şok yaşadık o yüzden. Mekanın sahnesi yoktu en başta :) Zeminle yükseltisi aynıydı. Ve mekan gerçekten çok küçüktü. Etkinlik sayfasında geleceğini söyleyen 600 kişi nasıl sığacaktı ki buraya? Şimdi bu noktada tüm oklar organizatör Murat Abi‘ye dönse de, işi bilenler bunda onun bir suçu olmadığını biliyor. Zira bu organizasyon Glow Bar‘da yapılacaktı. Mekana iki ay öncesinden haber verilmişti ancak Glow Bar ne hikmetse o gün tadilatta olduğundan son anda organizasyonu iptal etmek yerine buraya taşınması söz konusu oldu. Burada açıkça yapılan bu yakışıksız hareketin karşılıksız kalmamasını temenni ettim içimden.

Süha ve Elif

Grup, Murat Abi’den gerekli bilgileri aldıktan sonra Murat Abi’nin ayarladığı üzere hep beraber Donas‘a gittik. Şimdi takip eden okur hemen diyecektir Mesut daha geçenlerde Donas’a laf ediyordun diye. Hayır, Eskişehir’deki bozmayan tek Donas’a – Kızılcıklı Caddesi’ndeki- gittik. Grubun Donas hakkındaki genel fikri kendi sözcükleri ile “ÇOK BAŞARILI” oldu :) Yemek faslından sonra da kendilerini yalnız bırakıp sırf benim ısrarım üzerine işlerini güçlerini bırakıp Sabhankra izlemeye gelen dostlarımın (ki adlarını tek tek saymazsam ayıp olur Koray, Sercan, Utku, Savaşalp, Alper, Selma, Burcu, Merve, Murat) yanına gittim. Volkan‘ı yazmadım, kendisi zaten her türlü gelecekti etkinliğe :) Merve’ye de ayrıca teşekkür ederim, bu günün benim için önemini bildiği ve beni kırmayıp yanımda olduğu ve geceyi benim için unutulmaz yaptığı için. Evet. Murat ise kardeşim olur, ilk defa böyle bir olaya dahil oldu. Çok da mutluydu.

Saat 17:10 da kapı açıldı bizde içeri doluşup mekanın oturma imkanı olan iki koltuğundan birini hemen kendimize rezerve ettik :) İlk grup Chopstick Suicide ismindeki gruptu. Önceki yazılarımda bahsetmiştim bu gruptan. Şarkıları birden bire değişiyor, bi caz havası giriyor, acayip oluyor falan. Güzel gruptu kendileri. Tebrik ettim.

Saat 18:10′da beklediğim an geldi ve Sabhankra sahneye çıktı. Kafamda aşağı yukarı 11 parçalık falan bir çalma listesi yapmıştım kendimce. Ancak önceki gruba bakaraktan kesin 7-8 parça çalarlar diye düşündüm. Öyle de oldu. Grup hızlıca bir ses kontrol aldı. Şimdi bu konularda çok uzman olmadığım için fazlaca yorum yapamıyorum. Ancak sahne önüne gelen ses iyiydi ilk parçalarda. Ancak ortalara doğru (Prophet’ten sonra) Savaş Abi’nin vokal ve gitarının sesi epey düştü.Konseri anlatmaya başladım madem dur parça listesini de vereyim:

  1. Powercraft
  2. Our Kingdom Shall Rise
  3. Prophet
  4. Tomorrow Never Comes
  5. You Will Die
  6. Hunt
  7. Buried In Dust

Savaş

Evet, 7 parça çaldılar sadece :( Beklediğimin neredeyse yarısı yani. Sonradan grubun planladığı listeyi aldığımda gördüm ki 10 parça düşünmüşler ve bunların arasında Sorrowland‘de varmış meğer. Ama işte kısa olunca adamlar Sorrowland’i iptal edip yerine acayip gaz You Will Die’ı koymuşlar. Keşke Hunt’ı iptal etselerdi ama neyse. Anlayacağın doyamadım tadına grubun. Grubun iddialı bir fanı olduğumdan bütün şarkıları aynı tatta çaldıklarını rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sonradan Savaş Abi’nin kendini duymadan ezbere çaldığını öğrendim. Yine de iyiydi. Ancak işte sesler biraz daha yüksek olsaydı keşke. Şarkılardan Powercraft ve Our Kingdom Shall Rise mükemmel bir gazda geldi geçti. Ortalık karıştı. Benim payımda var elbette bunda. Sonradan Alper’den ağzımda salyalarla sağa sola saldırdığımı falan öğrendim. Ne olmuştu lan bana :) Pogo esnasında mikrofon Savaş Abi’nin dudağına çarpıp patlatmış, Süha sallanırken kafasını ride ziline çarpmış falan :) Yerin kısıtlı olmasının azizliği oldu dunlar hep. Bir de davul setup’ı çok yetersizdi. Neyse, You Will Die da zaten en sevdiğim parçalardan olduğundan iyi kopardım onda da. Şimdi tekrar bakıyorum da ayırt edemiyorum ya. Hepsinde de coşmuşum. O esnada Volkan onlarca kare fotoğraf aldı, Sercan’da konseri eksiksiz kaydetti videoya.

Süha

Konserden sonra grubumla fotoğraf çektirdik. Konseri yorumladık. Grubun davulcusu Yağız’ın biraz canı sıkıldı ve erken ayrıldı o. Sonra bende grubun bastırdığı kupayı ve Our Kingdom Shall Rise EP’sini alıp çeşitli istenmeyen sebeplerden ötürü erken ayrılacağımdan vedalaştım grubumla. Hepsi de 10 numara insanlar. Beklediğimin çok çok üstünde bir samimiyetle sağolsun katlandılar bana. İmzaladılar albümlerini. Hatta onlarda olmayanları bile :) Süha, Savaş, Gürkan, Elif ve Yağız, hepside hem müziklerine hem de kendilerine hayran olunabilecek kadar iyi insanlar. Penalarını topladım bir canavar edasıyla :) Koleksiyonumdaki yerini aldı hepsi.

Gürkan

Şiddetli bir boyun ağrısı ile yazmaya devam ediyorum. Grup açıkçası beğenmedi bu konserlerini. Hatta en kötüsü bu oldu dediler. Ancak dediğim gibi bunun en büyük sorumlusu mekanın kendisi ve ses düzeneğindeki yetersizlikler oldu. Ulan Glow! Artık kesinlikle kafama koydum, madem Eskişehir’de olmadı, bende gidip İstanbul’da izleyeceğim adamlarımı.

Grupla vedaşlatım ve mekandan ayrıldım diğer grupları izleyemeden. Bu yazıyı daha fazla uzatmayacağım. Sabhankra, sizi seviyorum. Aklımdakileri notaya döktüğünüz için, tek bir kötü parça bile yapmadığınız için, hepiniz ayrı ayrı çok kral olduğunuz için :)

OUR KINGDOM SHALL RISE!

NOT: Bu yazı bir iki gün içerisinde yeniden güncellenecektir. Video eklenecektir, yorum eklenecektir. Bu yazıya Volkan Vardar‘ın fotoğrafları eşlik etmektedir.
Grubun Our Kingdom Shall Rise EP‘sinden elimde orjinal olarak bulunmaktadır. Fiyatı 5 TL’dir. Koleksiyonuna almak isteyen, grubun tadına doyamayanlar lütfen buraya tıklayıp benimle iletişsin.

Düzenleme: Şarkı sıralamasını hatalı yapmışım. Onu düzelttim. 
Konserden bir performans videosu ekledim.

Göğe doğru haykıran benim

Messenger’da Sizi Kim Silmiş Görün

proofhead.net’ten yine bir kültür hizmeti! Windows Live Messenger‘da sizi kimlerin sildiğini görmek ister miydiniz? Böyle bir bilgiye ihtiyaç duymanız halinde hani o sağında solunda karı kız reklamları çıkan aptal sitelere güvenmekten, oralara şifrenizi girmekten başka bir yol da var. Üstelik bu yol tamamıyla zararsız ve güvenli :)

Bu yöntemi bilenleriniz olabilir. Sercan’dan öğrendim bende. Şimdi de bilmeyenler için anlatıyorum:

Önce normal olarak Windows Live Messenger’ımızı açıyoruz. Standart kullanıcı adımızı ve şifremizi giriyoruz. Bazı sitelerde sizden şifrenizi girerken önüne yıldız ya da başka bir işaret koymanızı isteyebilir. Bunlar tamamıyla kandırmacadır ve sizin şifrenizi ele geçirmeye yöneliktir. Neyse, normal olarak messenger’ı açtıktan sonra en üstteki menülerden Araçlar menüsüne tıklıyoruz. (1) En alttaki Seçenekler sekmesine gelip tıklıyoruz yine.

Araçlar'dan Seçenekler'e tıklıyoruz

Açılan pencereden Gizlilik menüsüne gelip tıklıyoruz. (2)Karşımıza şu an listemizde ekli olan ve daha önceden sildiğimiz, engellediğimiz e-posta adreslerinin bir listesi çıktı. Daha önce bu adresler hiç dikkatinizi çekmediyse bu listeler epey uzunca olacaktır. Şimdi oradaki izin verilenler listesindeki herhangi bir isme sağ tıklayalım bakalım. Karşımıza şu iki muhtemel görüntüden biri çıkacaktır.

Soldaki liste izin verilenler listesidir

Eğer (3)‘teki gibi bir görüntü varsa yani en alttaki Sil fonksiyonu aktif değilse (tıklanamıyor ise) bu kişi sizi listesinden kaldırmamış, silmemiş, dokunmamış size :) Ancak eğer sil fonksiyonu aktif ise (4), yani tıklandığında gerçekleştirilebiliyorsa o zaman kötü haber: Bu adam sizi listesinden kaldırmış.

Sil fonksiyonu aktif değil, Ahmet Ali beni silmemiş :)

Sil fonksiyonu aktif, bu arkadaşım beni silmiş :(

Elbetteki bu yazıyı hazırlamadan önce bunu defalarca denedim ve hepsinde de doğru sonuç aldım. Ancak ben ne olur ne olmaz diye bu yönteme %100 doğrudur demiyorum. Büyük ihtimalle doğrudur diyorum. O yüzden eğer bu yöntemi kullanacaksanız lütfen sizde bunun bilincinde olun. Ayrıca okuyup deneyenlerden de aldıkları sonuçları buraya yorum olarak yazmalarını rica ediyorum. Bu bilgiyi öğrenmenin en iyi yolu sormaktır unutmayın :)

Chaos Fest V’e Son Hazırlıklar

Chaos Fest V Bileti

Sevgili okurum söz verdiğim gibi yapabildiğim tüm promosyonu yaptım. Ve bugün gidip tam 7 tane bilet aldım. 87,5 lira verdim hepsine. Murat abi duy bunları :) Ayrıca henüz geleceği kesin olmayan 2 tane de arkadaşım var. Onlarla birlikte 9 bilet eder. Normalde olsa sadece Volkan’la ben gidecektik. Ama bu sefer sayıdan da anladığın üzere epey kalabalık olacak. Haa, şunu hemen itiraf edeyim, bu gelen arkadaşlarımın hepsi Sabhankra için geliyor :) Tadının damağımızda kalması dileğiyle.

Bugün Fen Fakültesi‘ne gittim. Sor bakalım nasıl gittim? Dönemin ilk dersini kırdım :)Enerji Üretiminden Kaynaklı Çevre Sorunları” dersine girmedik.Yeri gelmişken pek bir hevesle aldığım Hava Kirliliği Laboratuvarı dersini bıraktık yav. Onun yerine Bilişim Teknolojileri dersini aldık. Ayrıca Yeşil Mühendislik dersini de bırakmaya karar verdik. İyi yaptık, artık perşembe öğleden sonramız boş :) Bu arada ders seçme sisteminde çok ciddi bir hata olduğunu gördük. Kendi hesabımla girdiğimde karşıma bambaşka birinin hesabı çıktı. Aynı anda başka birinin de benim ders programıma baktığını gördüğümde deliye döndüm. Sistemdeki bir açıktan dolayı laboratuvardaki bilgisayarlar sanki tek bir giriş yapılmışçasına karşınıza bambaşka kişilerin ders seçme sayfalarını getiriyor. Yani eğer kötü niyetli iseniz bunlarda kolaylıkla değiştirmeler yapıp adamın hayatını karartabilirsiniz. Böyle aptalca bir hataya izin verdikleri için BAUM‘u tebrik ediyorum. Kendilerine attığım onlarca mailin tek bir tanesine bile cevap alamam zaten işlerini ne kadar ciddiye aldıklarını gösteriyor.

Neyse, fen fakültesinde uzun süredir görmediğim eski bir dostu da gördüm. Ama hiç beklediğim gibi olmadı. Ne yalan söyleyeyim zaman soğutmuş bizi birbirimizden. Üzüldüm. “Vakitler bunlar boşa harcanan, eski dostun seni unutmuş bile; sevemiyor eskisi gibi besbelli…”

Çarşıda biletleri aldıktan sonra Sercan’dan sipariş ettiğim 2. el Nokia 1200 telefon ve bir adet sıfır orjinal Nokia Travel Charger cihazını 30 TL gibi çok sevap bir fiyata aldım. Kardeşimsin Sercan. Volkan’ın gitardan da haber var. Bitmek üzereymiş. Yarın onu da gidip alacağız Volkan’la. Bakalım Taylan Abi nasıl bir işçilik yapmış göreceğiz. İçimden bir ses çok memnun kalacağız diyor. 70 liraya anlaşmıştık. Gitara yeniden bir sap yapacaktı.

Bir In Flames Fanı Haykırıyor!

Jesper Strömblad

Jesper gitme! Olsun lan, alkol al, kafayı bul, ne bileyim, hayatın mahvolsun belki ama In Flames bırakılıp da gidilir mi ya?

Evet, In Flames’in en eski üyesi, kurucus Jesper Strömblad 12 Şubat’ta grubu bırakmış. Bunu da İzmir’den Serkan Abi sayesinde öğredim dün gece. In Flames seven bizleri derin bir üzüntü içerisine sokan bu vaka, Jesper’in bir yılı aşkın süredir devam eden alkol rehabilitasyonu sonucunda halen daha düzelememesi sonucu grubu bırakmaya karar vermesi ile cereyan etmiştir. Kendisi bizi üzmüştür.

Grubun resmi sitesinde haber şu şekilde verildi:

Jesper Strömblad Leaves In Flames

Jesper Strömblad, guitarist in In Flames has decided to leave the band permanently.

“I have decided it is best for me to leave In Flames and to quit the band permanently.

The last 17 years have been a blast, and I am proud to have been part of this great journey, with the most talented and amazing people anyone can wish to have the privilege to work with.

I’m also the luckiest guy in the world, to have the BEST fans in the world, who have been supporting me during my difficult times. It means the world to me, and I’m determined to fight and defeat my demons once and for all…. and by the help from you guys, I’m on my way.

I’m far from done with music, metal, or whatever my direction is taking me, so be sure to hear from me in the future.

… May the Force be with you!” – Jesper Strömblad

We are losing a great guitar player and musician, but in order to keep a very dear friend this is probably for the best.

If this feels right for Jesper we are behind him 100% on his decision.

It is way too early to speculate about the future and possible replacements and things like that. However, we can assure you that In Flames will continue as a band, release albums and tour the World.
The door to In Flames is always open to Jesper. We are, and will always be behind Jesper 100% on his way to recovery.” – Anders, Peter, Daniel & Björn

Özetleyecek olursak kendisi de grup da arada bir kırgınlık olmadığını söylüyor. Grubun diğer üyeleri Jesper’a kapılarımız sonuna kadar açık diyor. Jesper’da güç sizinle olsun diyerek onlara teşekkür ediyor falan filan. Sadece In Flames’le değil, kendi başına da gerçekten mükemmel bir müzisyendir Jesper. Kendisi Hammerfall‘da bir dönem davul çalmış. In Flames’in ilk dönem albümlerinde klavyeleri çalmıştır. Geçenlerde yazdığım bir grup vardı Dimension Zero isminde. O grupta da hem basgitar çalmıştır hem de elektro gitar. Dün Serkan Abiyle de güldük epey, bu kuzeyliler zaten doğuştan gelen bir genle herşeyi çalmayı analarının karnında mı öğreniyorlar nedir arkadaş.

Şimdi Jesper ayrıldı diye In Flames dağılmayacaktır elbette. Ancak bariz değişiklikler olur mu işte orasını kestirmek zor. Grup zaten son yıllarda pek çok fanını kendisinden uzaklaştıran ancak kimilerinin de hayli hayli beğenisini toplayan bir tarza yönelmişti. Allahtan bunu kaliteyi düşürmeden yapmıştılar da bizde Come Clarity gibi bir albüm dinleyebilmiştik :) Son albümlerini her ne kadar diğerleri kadar sevmesem de onu da yine dinliyorum elbette. Konuyu dağıtmadan diyeceğim, In Flames yine devam eder girdiği yola. Benim aklıma gelen bir ihtimal, Jesper kendini toparlayıp Dimension Zero ile iyi işler yapabilir. İnşallah da öyle olur.
Sonuç olarak üzüldüm sevgili okur. Tek tesellimiz ölmemiş olmasıdır heralde. Dikkat et lan kendine.

NOT: Sevgili okur bu yazıyı yazarken Eskişehir’de  3.0 şiddetinde bir deprem oldu. Bir kere alıştım artık, hep hissediyorum. Geçmiş olsun.