Aylık Arşiv: Şubat 2011

Hepimiz Hackerız: CADCAM Laboratuvarı’ndan İnternete Bağlanmak

Anadolu Üniversitesi MMF’de okuyanlar okuldaki aktif olarak kullanılan 3 laboratuvardan yalnızca iki tanesinden internete, bir tanesinden de sadece intranet’e yani gene deyimle sadece okulun sitesine bağlanabileceklerini bilirler. Bütün bilgisayarların kullanıcı ayarları kapalı olduğu için bu bilgisayarlara konulan bu internet sınırlamasını kaldırmak da mümkün olmuyor. Yani şöyle ki CADCAM laboratuvarında bilgisayarlarda sadece Internet Explorer kuruludur. Bu tarayıcı ile de sadece okulun sitesine girebildiğiniz için herhangibir şekilde ne bileyim facebook olsun, başka bir site olsun bağlanmanız olası değil. Zira Internet Explorer’ın ayarlarından bu engellenmiştir. Bu ayarlara da siz ulaşamadığınız için engeli kaldırmanız mümkün değil :)

Ancak böyle bir ayar kısıtlaması yapılmayan başka bir tarayıcı ile pekala bu laboratuvardan da internete bağlanıp, facebook’a meysbuka girebileceğimiz ortadadır. Şimdi bu durumda flash belleklerinize herhangi başka bir tarayıcının setup’ını mesela Firefox’un, atıp okula götürür, kurabilirsiniz. Ya da portable versiyonunu bulabilirsiniz.

Ya da daha da uyanık olup yanınızda hiçbir şey taşımanıza gerek kalmadan oturduğunuz her makineden sıkıntısızca bağlanabilirsiniz. Bu seneki ders programımız gereği haftada 2 gün CADCAM labında olacak bizler için süper bir yöntem olacak bu.

Şimdi bizim okulun sitesinden ANANET’ten PC FTP Sunucusu’na bağlanıp ya da doğrudan “http://ftp.anadolu.edu.tr/Internet/Browsers/” adresine girip Mozilla Firefox setup’ını indirebilir krallar gibi, bu blogu okumayan diğer insanlar sadece notlarına bakabilirken sen facebook’a girebilirsin.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Burada ben bu yazıyı yazmakla kendime asla “öncü”, “lider”, “kapıyı açan adam” gibi sıfatlar yakıştırmıyorum. Böyle bir yakıştırmaya da tabi olmak istemiyorum. Buradan öğrendiklerinizle yaptıklarınız ya da yapamadıklarınız tamamen sizi bağlar. Sonra sakın bana yönelik bir suçlamaya falan kalkışmayın.

İyileştim Gibi Lan Sanki

Sevgili okur bir haftadır beni halsiz kılan, başımı ağrıtan, sağımı solumu inleten, midemi müthiş bir kıvranma hissiyle yakan hastalığım bitti gibi sanki. Dün gidip doktordan ilaç milaç aldım. Bu sabah biraz daha iyiyim. Yataktan müthiş keyifle kalktım. Ancak yazılacak konuların epey biriktiğini görünce bunların her birini ayrı ayrı değil de aynı başlık altında yazayım dedim. Bu haftanın genel bir özeti gibi olacak bu yazı.

Dersin Kitabı

:: Bu hafta nihayet Çevre Politikaları dersine başladık. Süper bir ders oldu. En azından Alper, Emre ve ben böyle düşünüyoruz. Bu ders eğer bu şekilde konferans tadında geçerse epey eğlenceli olacak. Dersle ilgili aldığım onca notun arasında seninle şu notu paylaşayım sevgili okur. Ethem Hoca‘ya göre Çukurova yöresinin flora faunasını araştırmak istiyorsan Yaşar Kemal‘in romanlarını okuman yeterli :)

:: Çevre Yönetimi dersleri de nihayet başladı sevgili okur. Bu sene Çevresel Etki Değerlendirmesi raporunu hazırlayacağımız konuyu da seçtik: Doğalgaz Çevrim Santrali! Danışmanımız da Ozan Hoca oldu süper oldu. Aynı derste artık yepyeni bir yazılım da öğrenmeye başladık: ArcGIS.

:: Artık okuldaki CADCAM Laboratuvarı‘nda sorunsuz bir şekilde internete girebiliyorum. Bunun ne demek olduğunu MMF’de okuyan okurlarım anlayacaktır. Nasıl mı? Bir sonraki yazıyıda yazacağım.

:: Bu haftaki Tehlikeli Atık dersine de Turgut damgasını vurdu. Hoca evimizdeki tehlikeli atıklardan bahsediyordu. Antifirizin buna bir örnek olduğunu, toksik, aşındırıcı vs bir sürü özelliğinden bahsetti. Kokusu çok hoştur ancak asla koklanmamalıdır demişti ki bizim Turgut geriye dönüp “tadı da tuzlu lan” dedi. Bunu dedi. Tadı tuzluymuş, tadına bakmış parmağına dökülünce.

:: Hayatımda ilk defa USB’den işletim sistemi kurduk. Volkan‘ın laptopun harddiski yanmış, DVD sürüsü de ölmüştü. Yeni bir 2.5 inc harddisk alıp usb ile Windows 7 Ultimate 32 Bit kurduk. Tertemiz oldu makine. USB’den işletim sistemi kurarken şu adresteki talimatlara uyduk. Volkan’a aldığımız harddisk Seagate’in 160 GB’lık IDE 5200 rpm harddiski. Gittigidiyor‘dan 100 liraya aldık.

SENNHEISER HD407

:: Sercan‘ın en son soyduğu bankanın etkileri halen devam ediyor. Sercan’a gittik Koçtaş‘tan 45 liraya büyükçe bir kitaplık, 90 liraya da gayet havalı ve hoş bir “yönetici” koltuğu aldık. Ayrıca Sercan geçen gün cep telefonunu değiştirip gayet havalı bir model aldı. Dokunmatik elbette (artık bununda suyu çıktı), q klavyeli falan. Ayrıca bir de Volkan’ın I-POD’unu satın alacak. Yetmedi bir de bir yerlerden nasıl buldu nasıl etti bilmiyorum Sennheiser HD 407 marka bir kulaklık edinmiş. Allah daha çok versin.

:: Savaşalp‘in doğum günüydü sevgili okur. Müthiş bir akşam oldu. O gün o ortamda kimler mi vardı? Volkan, ben, Savaşalp, Duran (ki kendisine göre bıyıkları epey ön plandaydı), Gil, Dilara, Monica, Ayberk, Ayberk’in kız arkadaşı, Dilara’nın 3 tane arkadaşı ki Kıvanç’tı sanırsam çok iyi çocukmuş. Güzel eğlenceli, sen bilmesen de benim için ilklerin yaşandığı bir akşam oldu sevgili okur. Kardeşimin doğum günü yeniden kutlu olsun.

Anadolu Üniversitesi ÜYEP

:: Ufak kardeşimi ÜYEP programı dahilinde cumartesi günü seçme sınavına götürdüm. O hasta halimle sabah saat 9′dan öğlen 12′ye kadar okuldaydım. Eğitim Fakültesi’nde kardeşim sınava girerken ben, annem ve Merve birlikte Volkan Pastanesi’nde bekledik. Öldüm bittim. Aynı saatlerde Volkan da meğer kulüp yöneticilerine yapılan bir etkinliğe katılmış. Akşam öğrenecektim ki Volkan’ı bu etkinlik bitirmişti, çocuk epey halsizleşmiş olacaktı.

:: Artık AutoCAD‘de öğrenmeye başladık. Alper Hoca ile gayet emin adımlarla ilerlediğimize inanıyorum sevgili okur. Bakalım bu hafta ödev olarak kendi evimizi çizmemizi istedi. Ödev demişken bu hafta başladı lan gene ödevler mödevler, quizler falan. Off, ders çalışmak gerek!

Hastayım!

Yaklaşık üç gündür sebebini bilmediğim bir kırgınlık ve baş ağrısından muzdaribim sevgili okur. Dolayısı ile eve geldiğimde hiçbir şey yapamıyorum. Bugün için aklımda pek çok şey vardı yapmayı ve yazmayı planladığım. Ancak son ders’e kadar ağrımayan iyileşen başım,  Emre‘nin giderken artık gitgide uzayan saçlarımı tutup kökünden asılması sonucu o andan beri dinmeyen bir ağrıyla tanıştı. Halen başım ağrıyor. Dolayısıyla bugün de yazamıyorum. İnşallah yarın gece tüm aklımdaki yazıları yazar, aradan çıkarırım.

Kendinize dikkat edin, hasta olmayın.

İngilizce Metal Şarkılarındaki Türkçe Kısımlar

ÖNEMLİ NOT: Yazının devamında şarkıların bazıları ciddi anlamda ağır küfürler içeriyor. O açıdan rahatsız olacak sevgili okurum bu yazıyı okumasın.

Şimdi sizinle üç video paylaşacağım. Bunların ikisini Savaş Abi‘nin facebook profilinde gördüm. Yarıldım gülmekten. Diğerini de daha az önce Murat Abi sağolsun paylaşmış. Şarkılar malumunuz İngilizce, ancak adamlar artık bazı kısımlarda ne söylüyor ve nasıl söylüyorlarsa basbaya Türkçe gibi çıkıyor o kısımlar. Hatta bazılarında bu kadar da olmaz dedirtiyor. Bu video kolajlarını skitchin isimli bir arkadaş hazırlamış, eline emeğine sağlık.

Videolarda çalan parçaları da aşağı yazdım. Boş bir vaktimde bunları oturup toparlarım kendime. Link koyarım siz de alırsınız.

1. Death – Suicide Machine
2. Nickelback  – Because Of You
3. Opeth – Master’s Apprentices
4. Iron Maiden – Chains Of Misery
5. Patti Smith – Gloria
6. Arakain – Uz Ho Vezou
7. Whitechapel – Possession
8. Rammstein – Sonne
9. All Shall Perish – Never Ending War (buna dikkat)
10. Motörhead – God Was Never On Your Side
11. Darkthrone – En As I Dype Skogen (bu çok fena işte)
12. Ektomorf – Oly Korban Eltem

Ve son şarkı da Murat Abi’nin paylaştığı Burzum’un – Enhver Til Sitt isimli parçası: (popomu elleme, b.k yiyen… diyor)

DÜZENLEME: Buraya daha önce koyduğum üç videonun da linki ölmüştü. Hepsini tek bir videoda toparlayıp kendi hesabımdan yükledim. 31.12.2011

Immortal All Shall Fall Videosundaki En Komik 10 An

Immortal‘ı cidden çok severim sevgili okur. Pek çok black metal grubundan farklı olarak şarkı sözlerindeki ve videolarındaki temaları şeytan, din, büyü vs’den çok dağ, bayır, ova, orman, kar, kış, delta, alüvyon gibi olaylardan seçmeleri sebebiyle de beğenerek takip ederim. Son albümleriyle de çıtayı epey yükselttiklerini ciddi anlamda savunurum. Üç kişiyle yaptıkları müziğin teneke gürültüsünden ibaret olmadığı gerçeğini yıllardır herkese de anlatır dururum. Immortal’ı diğer çoğu black metal grubundan ayıran sadece temaları değil, artık onlarla efsaneleşmiş makyajları ve çektikleri kliplerdir. Kameraya attıkları bakışlar, dağın tepenin üzerinde koşarak gitar çalmaları ilk bakışta komik gelebiliyor ancak, olayı kurtaran şeyin “ruh” olduğunu farkettikçe bunlar gözünüze sadece küçük hoş anlar olarak çarpıyor.

Grubun 2009 yılında çıkardığı All Shall Fall isimli albümle aynı adı taşıyan parçasına çektiği bir klip var. Bu Immortal’ın uzun süre sonra çektiği ilk prodüksiyon klibiydi. Gruba duyduğum saygıyı arttıran bir çalışma olmuş. Zira aradan geçen o kadar zamanda bile grup çizgisini bozmamış. Hala aynı tatta!

Şu adresteki eleman sağolsun dikkatle incelemiş bu videoyu ve videoda geçen en komik 10 anı yazmış.  Çok beğendim, sizin için Türkçeleştirdim. Şimdi alta video klibi koyuyorum yazıyla eş zamanlı takip edebilir, sözü geçen anları görebilirsiniz :)

0:40 – Gitar vokal Abbath, kameranın çalışıp çalışmadığına dair birisinden bir sinyal bekliyormuş gibi görünüyor. (Kafayı yana sallama hareketi)
0:45 – Abbath’ın yengeç yürüyüşü
1:35 – Abbath Nuclear Blast firmasının onun ve grup arkadaşlarının buzulun tepesine uçması için yaptığı masrafa inanamıyormuşçasına gözlerini deviriyor (bu nasıl bir tespittir lan?)
2:15 – Abbath gitar solosuna başladığında sağında solunda oluşmaya başlayan duman ve buharlar biraz daha iyi yaratılabilirmiş. (Eleman bununla dalga geçmiş)
2:27 – Eleman başka birşey yazmış ama ben kısaca Abbath göbek atıyor diyorum, bu esnada surat ifadesi de süper
2:50 – Bassçı Apolyon‘un suratında sanki işler kötüye gidecekmiş gibi endişeli bir ifade var

Demonaz

2:59 – Bir büyücü ortaya çıkıyor, başka birşey söylemeye gerek yok! (Bu salağın büyücü dediği eleman da tendonlarında bir sıkıntı çıktığı için artık gitar çalamayacak olan grubun eski gitaristi Demonaz)
3:50 – Abbath sanki ağzının kenarında bir böcek uçuyormuşda yanlışlıkla yutmuş gibi yapıyor yüzünü
4:40 – Abbath’ın meşhur ani gülüşlü (5:20‘de yeniden)
5:23 – Abbath’ın süper gülüşü ve devamında elinde gitarla buzulun üzerinde koşturması.

Ne olursa olsun Immortal’ı seviyoruz ve Türkiye’ye gelmelerini umuyoruz. Hadi bakalım.

Tramvay Beleşçileri

Tramvay

Üniversite Caddesi üzerindeki “Anadolu Üniversitesi Tramvay Durağı“na geçtiğimiz pazartesi akşamı eve gelmek üzere kartımı okutup geçtim. Hemen öncesinde cebimdeki son 5 lirayı verip kartımı yüklettim. Neyse ben durağa girdiğimde güvenlik görevlisi de dahil kimse yoktu ortalıkta.

Saat 21:50 civarıydı yani çok da geç değildi. Neyse ileriden anlamadığım bir dilde birşeyler konuşan bir tanesi bayan ve çok güzel olan üç kişi geldi durağın en sonda bulunan küçük kapısından hoop içeri daldılar. Yüzüme bakıp güldüler.

İçimden vay anasını, vay anasını diye söylenirken beş dakika sonra iyi giyimli iki elemanın da doğrudan durağın giriş kısmından yani turnikenin yanındaki o aralıktan içeri girdiğini gördüm.

Tramvay geldi ve tramvaya 6 kişi bindik. Ulan şimdi kendimi de enayi gibi hissettim. Hadi ben tramvaya kart okutmasam da zaten aktarma yaptığım için otobüse okutacaktım. Yani kârım 15 kuruş olacaktı. Ancak bu beleşçilerin tümü “Eczacılık” durağında inip okula doğru yürümeye başlayınca bir kez daha üzüldüm. Zira hepsi de üniversite öğrencisi. Belki hak verirsin, belki hak vermezsin, belki sen de beleşçisin sevgili okur. Ancak nasıl diyeyim bilemiyorum. Ayıp lan!

Fevzi Hoca İle ÇED Dersi

Bu seneki derslerin bir diğer süprizi de Çevre Yönetimi dersini veren hocalarımızdan (çoğul konuşuyorum zira 6 tane) birisinin ÇED ve Planlama Genel Müdürü Fevzi İşbilir olması oldu. Genel müdür derken evet baya baya Türkiye’de ÇED denilince en tepedeki kişiden bahsediyorum. Bakanlıkta bu konuda en tepedeki karar verici.

Bugün ilk dersine girdi Fevzi Hoca. Eğer bu şekilde devam edersek fena olmayacağını düşünüyorum. Aralarda sıkıldığım yerler oldu ancak özellikle sunumunun ikinci yarısında epey notlar aldım sevgili okur. Şimdi istersen o notları ve tespitleri seninle de paylaşayım. Özellikle çevre mühendisliği okuyan arkadaşlar için epey işe yarar bilgiler var.

  • 1991′deki hükümet değişikliği ile Ali Talip Özdemir isimli siyasi karakter, Çevre Müsteşarlığı’nı Çevre Bakanlığı olarak derğiştirmiş ve bakanlığı kurmuş.
  • 2003′te Çevre Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak isim ve yapı değişikliğine uğramış. 5 tane de alt şubesi olmuş: Doğa Koruma ve Milli Parklar, Orman-Köy, Çevre Yönetimi, ÇED ve Planlama, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol.
  • Fevzi Hoca benim de savunduğum şu noktayı savunuyor: “Yaptırımların caydırıcı hale gelmesi.
  • 2009 yılı Aralık ayında Türkiye AB ile açılması çok zor denilen çevre başlığını açmış.
  • Fevzi Hoca’nın kendi tespit ve gözlemleri neticesinde Türkiye hali hazırda AB üyesi olan Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerden çevre anlamında daha üstün.
  • Emisyon Ticareti kavramını iyi araştır, öğren sevgili okur. Zira torunların bile bundan ekmek yiyebilir. Fevzi Hoca garanti ediyor.
  • Türkiye malumunuz Kyoto Protokolü‘ne geç imza attı. Bunun sebebi de ülkemizin OECD ülkelerinden olmasıymış. Bizim ekonomik durumumuz zaten ortada iken bu oluşuma üye olduğumuz için Kyoto Protokolü’ne imza attığımız takdirde bir de donör olarak görülüp para vermemiz istenecekmiş. İşte bu sebepten dolayı üye olmamışız. En son Meksika’da yapılan toplantıda bu durumumuzu izah etmişiz de Allah’tan imzayı koyabilmişiz protokole. Protokole uzun yıllar imza koymakta direnen ülkeleri bir çoğu Rusya 2007′de imzaladıktan sonra imzalamışlar. Heyhat, protokolün süresi 2012′de bitiyor. Bakalım yenisi nasıl olacak.
  • En iyi para yiyebileceğimiz alanlardan birisi de sanayi kaynaklı hava kirliliğinin kontrolü konusuymuş. Bu alandaki teknolojilere çok deli yatırımlar oluyormuş. Akıllı olmak lazım. Yani hava kalitesi sektöründen iyi ekmek yenirmiş.
  • Ülkemizde atıksu denetimi görece daha zayıf durumdaymış.
  • “Kirleten öder.” prensibine Fevzi Hoca şöyle bir bakış açısı getirdi: “Kirleten hem öder hem temizler.
  • ÇED Yönetmeliği’nde yapılan son değişikliği 17 Temmuz 2008′de Fevzi Hoca yapmış.
  • Hoca sunumun ikinci yarısında AB’deki ÇED Direktifi üzerinden ilerledi.
  • Burada şu an hatırlamadığım bir 3. madde vardı. Şöyle not almışım: “İyi güzel de şu an dört bir tarafta yapılan HES projeleri bununla çelişmiyor mu?” Hatta bu soruyu soracaktım. Hoca en son sor dedi, ancak sivri zekalının biri hocanın dersi erken bitirmesine sebep olduğu için sorumu soramadım. Ama haftaya soracağım.
  • Madde 4′teki “etkinin sınır ötesi yapısı” durumu Türk ÇED yönetmeliği ile AB’nin ki arasındaki tek farkmış. Ülkemiz bu madde ilerideki yatırımlarımıza engel oluşturur diye bu kısmı almamış. Zira Türkiye ESPOO direktifine taraf değil. Ondan dolayı bu husus bizi bağlamıyor. Ancak taahhüt etmişiz ki AB’ye girersek aynı gün ESPOO’ya imzamızı koyarız.
  • AB, Mısır ve İran’da olduğu gibi Türkiye’nin de “kaçma riskinden” dolayı bizden vazgeçemiyormuş. Bu kaçma riski ifadesi üzerinde düşünmek lazım sevgili okur. Başarılı.
  • Fevzi Hoca’nın da itirafı üzerine artık kesindir ki ülkemizdeki termik santrallerin hepsi halen hava kalitesine olumsuz etkide bulunuyor. Bunlar özelleştirme kapsamında. Özelleştirilince ÇED tepelerine binecekmiş. Standartları yakalatacakmış.
  • Yakın tarihte özelleştirme idaresi 15 tane santrali özelleştirecekmiş. Açıkçası ben enerjinin özelleştirilmesini pek de doğru bulmuyorum sevgili okur. Ne yapayım, ben böyleyim işte.
  • Fevzi Hoca’nın değindiği bir diğer nokta da şu yanlış anlaşılma ki ÇED Olumlu Kararı, her kapıyı açan bir maymuncuk, sihirli anahtar değildir. Kurum ve kuruluşlar izin verirken kendi mevzuatlarını ön plana almalıdırlar.
  • Hocanın sunum boyunca kullandığı ve benim yakalayabildiğim bazı sözcükler de şöyle:
    :: Donör: Bağışçı (maddi anlamda)
    :: Namütenahi: sonsuz, sınırsız
    :: Müeyyide: yaptırım
    :: İşkembe-i kübra: geniş işkembe, kalın bağırsak. Ancak hoca bunu işkembe-i kübradan atmak şekliyle ve sallamak, uydurmak anlamında kullandı.
    :: Kakofoni:Kulağa hoş gelmeyen ses, ses karmaşası

Bakalım sevgili okur, bu sene bizi neler bekliyor :)

Derste Tek Başına!

Çarşamba sabahı için uzun süredir almayı planladığım Çevre Politikaları dersini aldım. Bu dersi Ethem Torunoğlu veriyor. Kendisi ile daha önceden de tanışmışlığımız var.

Neyse bu hafta kalktım erkenden hazırlandım gittim okula. Ve sevgili okur 5 senelik üniversite; ondan önce de 12 senelik ilk ve ortaöğretim hayatım boyunca hiç başıma gelmeyen o olay meydana geldi! Derse kimse gelmedi. Sadece Ozan Hoca, Ethem Hoca ve ben vardık.

Bunun üzerine Ethem Hoca çok kızdı. Öff ne biçim kızdı hem de. Ben Ankara’dan geliyorum, öğrenciler kalkıp gelmiyorlar dedi. Ben hariç herkesin bir notuna sıfır verecekmiş. Ozan Hoca’da çok kızdı. O da Çevre Yönetim dersinde bunun acısını çıkaracakmış. Sınıfta sadece ben olduğum için hoca bunun acısını da benden çıkardı. Bir sürü soru sordu. Bilemedim hiç birini…

Ethem Hoca'nın kitabı. Adıma imzalı bir kopyası kitaplığımda mevcuttur.

Ethem Hoca ÇMO Başkanlığı yapmış değerli bir meslek erbabımız. Belediyeci yönü de var. Üstelik yazarlık vasfına da sahip! Anlayacağın sevgili okur, iyi bir seçim yaptığımı düşünüyorum bu dersi alarak. Üstelik çok pis de sevaba girdim zira Alper‘in, Emre‘nin falan da bu dersi seçmesine ben vesile oldum. Bakalım bu dönem bizlere neler gösterecek sevgili okur.

TEGV Çocuklarından Turuncu Kurdele Hareketi

Yakın arkadaşımız Seda‘nın gönüllü olarak çalıştığı bir proje olunca biz de gidip görmezsek olmazdı elbette.

TEGV Atatürk Eğitim Parkı Ali Numan Kıraç Etkinlik Merkezi‘nde eğitimlerine devam eden ilköğretim öğrencilerinin bu sene FLL Lego Es.O.eS. isimli bir grup kurarak aynı isimli yarışmaya katımak üzere hazırladıkları şeker hastalığı hakkındaki bir sunuşu izlemek üzere çarşamba akşamı Taşbaşı Kültür Merkezi‘ne gittik Alper, Merve, Seval ve ben. Biz gittiğimiz de sunuş başlamıştı. Ancak yarısında dahil olmamıza rağmen yine de pek çok şey öğrendik.

Çocukların sunumu aşağı yukarı yarım saat sürdü. Onlar bu sunumu 5 dakikaya sığdırıp katılacakları yarışmada da sunacaklarmış. Bu projeyi de çok basit olarak bir sunumla sınırlandırmamışlar, pek çok yan materyal de hazırlamışlar. Şeker hastalarına yönelik bir yemek kitabı hazırlamışlar mesela. Diyabet kimliği yapmışlar bir tane de. Buzdolapları için magnetler hazırlamışlar.

Böyle bir farkındalık yaratıp adını koymamak da olmaz elbette. Bu hareketlerine “Turuncu Kurdela Hareketi” diyorlar. Aşağıda facebook sayfalarının linkini koydum. Tıklar beğenirsin sevgili okur.

Çocuklar sunuş yapma olayında çok başarılılardı itiraf etmek gerekirse. İyi hazırlanmışlar, ezberden değil anlattığı olayın mantığını bilen birisinin özgüveni ile anlattılar. Çok takdir ettim.

http://www.facebook.com/pages/Turuncu-Kurdele-Hareketi-Diyabetle-M%C3%BCcadele/182784941760081?ref=ts&v=wall

 

Şeker Hastaları İçin Yemek Kitabı

Şeker Hastalığı Hakkında Flyer

Diyabet Kimliği

İhsan Oktay Şansı!

National Geographic Türkiye Kasım 2009

Geçen gün tamamen bilinçsizce Volkan‘dan National Geographic Türkiye dergisinin Kasım 2009 sayısını aldım. İçerisinde “Mum Gibi Yananlar” diye bir makale vardı. Epey ilgimi çekmişti. Bir kısmını okuyunca kalan kısmın okumak için dergiyi aldım Volkan’dan. Eve gelip o kısmı okuyup bir kenara koydum.

Az önce tamamen şans eseri olarak adeta taptığım yazar İhsan Oktay Anar‘ın aynı sayıda “Zeytin – Tire’de Hasat Ritüeli” isimli bir yazı yazdığını farkettim. Üstelik o sayının kapağı da bu yazı için hazırlanmış. Ne kadar sevindiğimi ve heyecanlandığımı anlatamam sevgili okur :)

Yazının tanıtımı şu linkte verilmiş. Yazı 18 sayfa olmasaydı valla üşenmez tarardım, koyardım buraya ama çok uzun işte. Sadece derginin kapağını koyuyorum. Hatta dur lan üşenmeyip birkaç sayfa daha koyayım.

İhsan Oktay Anar hayranı birisi için muhakkak kitaplığında bulunması gereken bir sayı bu. Yeri gelmişken sevgili okur, henüz yeni bir kitap haberi yok İhsan Hoca’dan. Şöyle düşünüyorum bazen, ben bu adamı tanıdığımda yani ilk kitabını okuduğumda yıl 2007 idi. Yani yazar son kitabını daha yeni çıkarmıştı. İlk kitabını da 1997 de çıkardığını düşünürsek ne kadar da geç tanımışım bu yazarı!

Yazının giriş sayfası (büyütmek için tıklayın)

Yazının bitiş sayfası (büyütmek için tıklayın)