Cuma günü hayatımda belki de en unutulmaz günlerden biri oldu. Öğlene kadar artarak devam eden baş ağrılarıma dayanamayıp izin aldım eve gelmek için. Organize Sanayi Bölgesi‘den Batıkent‘e gelinceye kadar yolda adeta kendimden geçtim sevgili okur ve artık Batıkent’te otobüsten inip apartmanın kapısına gelince dayanamayıp yığıldım.
Bu noktadan sonrasının annemlerin bana anlattıklarından kaynakla yazıyorum. Benim sendeleyerek geldiğimi gören aşağıdaki komşular bana ne oldu diye sormuşlar ben birşeyler demeye çalışmışım ama yığılmışım. Komşumuz hemen tutmuş beni. Oradan bir sandalye bulup oturtmuşlar. Sabah hava biraz serindi diye tişört üzerine polar giymiştim. İş yerinde de aynı serinlik olunca çıkarmamıştım. Geri dönüş yolunu da aynı şekilde gelince tabi epey bir sıcak basmış beni. Neyse poları falan çıkartıp beni soğuk suyla bir ayıltmışlar. Bu arada ellerim kitlenmiş. Parmaklarımı falan ayırmaya çalışmışlar. Ben bu anlarda sadece gürültü duyduğumu anımsıyorum. Ha bir de sağ bacağımı komple hissetmiyordum sevgili okur.
Neyse ağzımı yüzümü soğuk suyla yıkayıp hemen Ümit Hastanesi‘nin Acil Servisi‘ne kaldırmışlar. Yol boyunca annem ellerimin kilitli kaldığını, sayıkladığımı söyledi ve sağ bacağım yok diyormuşum.
Hastaneye girince ayılır gibi oldum biraz. Hemen acilde bir masaya aldılar. Doktor ellerimdeki kitlenmeyi görünce anneme epilepsisi var mı diye sordu. Yok, dedim kendim. Doktor sırayla sağ sol ellerimi oynatmamı istedi yaptım. Sonra sağ bacağını oynat, dedi. Lan sevgili okur sağ bacağım oynamadı! Bir daha dedi. Sağ bacağımı oynatmak istedim ama yine olmadı. Sağ bacağıma hafifçe vurdu, bunu oynat, dedi. Bu sefer epey bir ıkınıp oynattım bacağımı. Doktor, aferin sol şimdi, demeden annem yanımda bayıldı düştü! Annemi hemen yanımdaki masaya alıp benimle uğraşmaya devam ettiler. Ateşimi ölçtüler. Ateşim 40 derece çıkınca bu sefer doktor da panikledi. Önce kan şekeri için işaret parmağımın ucunu delip kan aldılar. Sonra bir kas gevşetici iğne yaptılar. Daha sonra da bir serum bağladılar.
Birkaç saat sonra annem artık ayaklanmış yine yanımdaydı. Ateşimi düşürmek için sürekli soğuk suyla sildiler vücudumu. Ateşim makul düzeylere inince ben de rahatlamış oldum.
Birkaç gündür hem sabah hem akşam gidip iki iğne yiyorum sevgili okur. Antibiyotik ve ağrı kesici (novalgin) iğneler bunlar. Boğazımda inanılmaz bir enfeksiyon varmış ve tüm vücuda yayılınca böyle olağanüstü yüksek ateş yaparmış. Birkaç günlük bu ani üzüntü ve stres işte bu yayılma durumu için en güzel ortamlardan biriymiş. Yine bu boğazımdaki durumdan dolayı birkaç gündür yemek yiyemiyorum çünkü yutamıyorum. Ama bugün biraz daha iyiyim. İlk günlerde idrar rengi kolanın rengi ile aynıydı sevgili okur ki bu da sökülüp atılan iltahap.
Olayın ciddiyetini şu cümlelerle özetledi 6. sınıf tıp öğrencisi: “Senin ateşin 40 derece. 41 derece olunca havale geçiriyorsun. Bu da beyinde kalıcı hasara yol açıyor. Zaten ellerinin kitlenip ayağının uyuşması da nörolojik olarak bunu doğruluyor.”
Sevgili okur, üzülsen de hasta olma. Sakın hasta olma. Geceleri uyku uyuyamıyorsun, sürekli bir tarafın ağrıyor. Yemek yiyemiyor ve içemiyorsun. Ve ateşin en az 2 gün hiç düşmüyor. Ben bugün daha iyiyim. yarın daha da iyi olurum umarım. Herkesi özledim. Hepinizi seviyorum. Sevgilerimle
Mesut Proofhead.
Şu son bir ayda başıma gelen iki olayı şikayet ettim az önce her bir firmaya sevgili okur. Şikayet maillerimi sizinle de paylaşayım dedim. İlk şikayet mailim Turkcell‘e:
Diğer bir şikayet mailini de Avea‘ya attım sevgili okur:













Malumunuz Volkan‘la birlikte yeniden kurduğumuz Eskişehir Rock Topluluğu oluşumunu yanımıza Halil ve Togay kardeşlerimizi de alarak yürütüyoruz. Ekim ayında Eskirock Metal Fest Vol. III‘ü de yapacağız. Diğer ikisini zaten yine blogtan takip etmiştin sevgili okurum. İşte ekimde 3. sü olacak konserin.













