Aylık Arşiv: Ağustos 2011

Ölüyordum: Havale Geçirmeye 1 Kala

Cuma günü hayatımda belki de en unutulmaz günlerden biri oldu. Öğlene kadar artarak devam eden baş ağrılarıma dayanamayıp izin aldım eve gelmek için. Organize Sanayi Bölgesi‘den Batıkent‘e gelinceye kadar yolda adeta kendimden geçtim sevgili okur ve artık Batıkent’te otobüsten inip apartmanın kapısına gelince dayanamayıp yığıldım.

Bu noktadan sonrasının annemlerin bana anlattıklarından kaynakla yazıyorum. Benim sendeleyerek geldiğimi gören aşağıdaki komşular bana ne oldu diye sormuşlar ben birşeyler demeye çalışmışım ama yığılmışım. Komşumuz hemen tutmuş beni. Oradan bir sandalye bulup oturtmuşlar. Sabah hava biraz serindi diye tişört üzerine polar giymiştim. İş yerinde de aynı serinlik olunca çıkarmamıştım. Geri dönüş yolunu da aynı şekilde gelince tabi epey bir sıcak basmış beni. Neyse poları falan çıkartıp beni soğuk suyla bir ayıltmışlar. Bu arada ellerim kitlenmiş. Parmaklarımı falan ayırmaya çalışmışlar. Ben bu anlarda sadece gürültü duyduğumu anımsıyorum. Ha bir de sağ bacağımı komple hissetmiyordum sevgili okur.

Neyse ağzımı yüzümü soğuk suyla yıkayıp hemen Ümit Hastanesi‘nin Acil Servisi‘ne kaldırmışlar. Yol boyunca annem ellerimin kilitli kaldığını, sayıkladığımı söyledi ve sağ bacağım yok diyormuşum.

Hastaneye girince ayılır gibi oldum biraz. Hemen acilde bir masaya aldılar. Doktor ellerimdeki kitlenmeyi görünce anneme epilepsisi var mı diye sordu. Yok, dedim kendim. Doktor sırayla sağ sol ellerimi oynatmamı istedi yaptım. Sonra sağ bacağını oynat, dedi. Lan sevgili okur sağ bacağım oynamadı! Bir daha dedi. Sağ bacağımı oynatmak istedim ama yine olmadı. Sağ bacağıma hafifçe vurdu, bunu oynat, dedi. Bu sefer epey bir ıkınıp oynattım bacağımı. Doktor, aferin sol şimdi, demeden annem yanımda bayıldı düştü! Annemi hemen yanımdaki masaya alıp benimle uğraşmaya devam ettiler. Ateşimi ölçtüler. Ateşim 40 derece çıkınca bu sefer doktor da panikledi. Önce kan şekeri için işaret parmağımın ucunu delip kan aldılar. Sonra bir kas gevşetici iğne yaptılar. Daha sonra da bir serum bağladılar.

Birkaç saat sonra annem artık ayaklanmış yine yanımdaydı. Ateşimi düşürmek için sürekli soğuk suyla sildiler vücudumu. Ateşim makul düzeylere inince ben de rahatlamış oldum.

Birkaç gündür hem sabah hem akşam gidip iki iğne yiyorum sevgili okur. Antibiyotik ve ağrı kesici (novalgin) iğneler bunlar. Boğazımda inanılmaz bir enfeksiyon varmış ve tüm vücuda yayılınca böyle olağanüstü yüksek ateş yaparmış. Birkaç günlük bu ani üzüntü ve stres işte bu yayılma durumu için en güzel ortamlardan biriymiş. Yine bu boğazımdaki durumdan dolayı birkaç gündür yemek yiyemiyorum çünkü yutamıyorum. Ama bugün biraz daha iyiyim. İlk günlerde idrar rengi kolanın rengi ile aynıydı sevgili okur ki bu da sökülüp atılan iltahap.

Olayın ciddiyetini şu cümlelerle özetledi 6. sınıf tıp öğrencisi: “Senin ateşin 40 derece. 41 derece olunca havale geçiriyorsun. Bu da beyinde kalıcı hasara yol açıyor. Zaten ellerinin kitlenip ayağının uyuşması da nörolojik olarak bunu doğruluyor.”

Sevgili okur, üzülsen de hasta olma. Sakın hasta olma. Geceleri uyku uyuyamıyorsun, sürekli bir tarafın ağrıyor. Yemek yiyemiyor ve içemiyorsun. Ve ateşin en az 2 gün hiç düşmüyor. Ben bugün daha iyiyim. yarın daha da iyi olurum umarım. Herkesi özledim. Hepinizi seviyorum. Sevgilerimle :)

Mesut Proofhead.

Okulum Uzadı!

Yakından takip eden okuyucularımdan birkaçı ve birkaç arkadaşım bir süredir bloga yazı yazmadığımı farkedip mesaj atmışlar sağolsunlar. Geçtiğimiz çarşamba gününden beri epey kötü şeyler oldu sevgili okul. Bu sebepten bilgisayardan uzak kalmak zorunda kaldım.

Geçtiğimiz çarşamba günü mezun olabilmek için son dersim olan Calculus II‘nin final sınavına girdim. 8 soru çözüp 40 puan aldığım takdirde dersi geçip mezun olabilecektim. Sınava 15 gün (bakın abartmıyorum) çalıştım. Levent‘le her gün soru çözdük. Zerre anlamadığım bir sürü konuyu anladım. Çıkmış sınav sorularını falan çözdüm. Sınava da girince bunun faydasını görüp (!) tam 12 soru çözdüm. Bu 12 soruyu çözdüğümden de o kadar emindim ki bitime yarım saat kala cevap anahtarını verip çıktım. Geçtim herhalde diye sevinirken içimden, neden bilmiyorum, dersin hocasının yanına gidip bir teşekkür etmek geldi. Sonuçta geçtiğim son ders olacaktı ya. Neyse, hoca sağolsun güleryüzle karşıladı beni. Mezuniyet durumum olduğundan cevap anahtarından alacağın nota bakalım, dedi. Sevgili okur, işte dehşete o an kapıldım. Benim 12 tane doğru diye yaptıklarımdan 5 tane yanlış çıktı. Bu beş yanlıştan dördü de bir doğrumu götürünce 6 yanlış oldu! Bu da 30 puan yapıyordu ve bu duruma göre okulum bir dönem uzuyordu. Yani bu hayatımı mahveden, Allah’ın belası Calculus yine herşeyi mahvediyordu. Böylelikle sadece 5 dakika önce mezun oldum sevinci yaşarken 5 dakika sonra bir dönem okul uzatma şokuna girdim. Oysa iki sene önce aynı gün Calculus I’i geçmiştim kaderin bir cilvesi olarak.

Ben bu şokla uğraşırken bir kötü haber yıllıklardan geldi. Yıllıklar acayip hatalarla doluymuş. Yazılarımın bir kısmı çıkmamış falan. İnsanlar hiç memnun değillermiş. Ama ben tabi okulun uzamasının şokunda olduğumdan umursamadım o anda. Daha can sıkıcı bir haber de organizasyonla alakalı olarak geldi. Onun detaylarını burada vermiyorum.

Okuldan eve döndüğümde çok kötü bir haldeydim. Annem teselli etti. Teselli aradığım herkes teselli etti sağolsun. Alper arayıp içimi bir nebze olsun rahatlattı. Evde duramayacağımı anlayıp Savaşalp‘le Duran‘a gittim Alper ve Sercan‘la birlikte. Burada yemek yiyip dışarı çıktık. Üniversiteden Alper’i yolcu ettikten hemen sonra midem bulandı ve gecenin o karanlık saatinde kuytu bir yerde yediklerimi çıkardım. Aynı gece hastalandım ve boğazlarım şişti. Gece boyunca uyuyamadım. Bir de geç saatlerde acayip moralim bozuldu acayip canım sıkıldı başka bir olaya. Buna da kızamadığım için içime atmak zorunda kaldım.

Perşembe sabahı sesim kısılmış olarak uyandım. Aynı gün staj yerime gittim. Staj dönüşü daha kötü olmuştum. Eve gelince terlemeye çalıştım biraz. Geceye doğru düzelir gibi oldum. Cuma sabahı hafif bir baş ağrısı ile uyandım. Ancak bu hafif baş ağrısının ardından hayatım boyunca yaşamadığım bir deneyim yaşayacaktım.

Devamında yaşananları da şu yazıda okuyabilirsiniz.

GSM Firmalarının Tırtlığı

Şu son bir ayda başıma gelen iki olayı şikayet ettim az önce her bir firmaya sevgili okur. Şikayet maillerimi sizinle de paylaşayım dedim. İlk şikayet mailim Turkcell‘e:

Uzun süredir avea’da kullandığım ve babamın üzerine olan hattımı geçen gün Eskişehir Kızılcıklı Caddesi üzerindeki bir TİM‘e giderek Turkcell’e geçirmek istediğimi söyledim. Oradaki görevliler hemen aşırı bir ilgi gösterip sadece babamın kimliği ve birkaç imza ile hallettiler işimi. Numaramı değiştirip değiştiremeyeceğimi sordum. Bana hat taşındıktan sonra bu işlemi ücretiz yapabileceğimi, istediğim numarayı alabileceğimi ve hatta numaramın Turkcell’le başlayabileceğini bile söylediler. Dediğim gibi buraya kadar herşey mükemmeldi. Birkaç gün sonra hattımı almaya gittiğimde yine aynı taşıma işlemini yapan kişiye numaramı değiştirmek istediğimi söyledim. Bana birkaç gün sonra gelmemi söyledi bu kişi. Birkaç gün sonra yine gittim. Epey uzunca bir sıra olduğundan bir süre bekledim. Sonra durumu anlattım. Bu sefer bana bu işlemi yapamayacaklarını, illaki hat sahibinin gelmesi gerektiğini söylediler. Yani koca hattı babamın kimliği ile babam olmadan taşıyorum ancak babamın kendisi olmadan numarayı değiştiremiyorum. Ertesi gün babamı yolladım. Bu sefer de babama böyle bir işlem yapamadıklarını, böyle bir hizmet olmadığını, doğrudan müşteri hizmetleri ile görüşmemiz gerektiğini söylediler. O akşam müşteri hizmetlerini bana 5 numara arasından bir numara seçtirdi ve numaramı en nihayetinde değiştirebildim.
Şimdi burada sorum şu: Tüm o ilgi alaka müşteriniz olana kadar mıydı? Bugün git yarın gel mantığı müşteriniz olduktan sonra mı başlıyor? Yoksa TİM’lerde çalışan personel ne yapıp ne yapamayacaklarını mı bilmiyor?

Diğer bir şikayet mailini de Avea‘ya attım sevgili okur:

İrtibat no olarak verdiğim hattımı zamanında arkadaşım bana hediye etmişti. Şimdi ben bu hattı kendi üzerime almak istiyorum. Ancak geçen gün bu işlem için bir Avea Bayiisine gittiğimde “36 liralık” inanılmaz bir ücret söylediler. Çok değil birkaç sene önce başka bir GSM operatöründe aynı işlem ücretsiz yapılıyordu. Bu işlem için 36 lira çok fazla değil mi? Bu kadar yüksek bir ücret ödemelerini isteyerek müşterilerinizin hatlarını sahiplenmelerini engellemek de nasıl bir mantıktır anlayamadım.
Lütfen bu konuyu değerlendirip bu işlemi kısa süreliğine de olsa ücretsiz yapın ya da 36 liralık bu yüksek ücreti düşürün.
Saygılar.

Şimdi bu maillere yollayacakları cevapları merakla bekliyorum. Yani adamları ters köşe yapmak ya da laf sokmak gib bir amacım olmadı bu mailleri atarken. Bakalım onlar da benimle aynı şekilde düşünüp cevap verecekler mi? Hadi bakalım.

Brother HL 2040 Lazer Yazıcı

Brother HL 2040

Yaklaşık iki ay ouyor bu yazıcıyı alalı sevgili okur. Maşallah şu ana kadar beni hiç pişman etmedi. Taş gibi valla. Tıkır tıkır çalışıyor. Birkaç defa kağıt sıkıştı ancak onlarda da benim hatamdan kaynaklanıyordu.

Yazıcı dediğim gibi çok iyi. Hem fiyat olarak hem özellik olarak piyasadakilerin en iyisi bence. Markanın Brother olması sizi kuşkulandırmasın. Brother markası ev kullanımından çok ofis tipi baskı makinelerinde uzman bir firma. Bu üründe firmanın ev kullanıcıları için çıkardığı ilk ürün.

Piyasada tam dolu tonerle gelen tek mono lazer yazıcı bu sevgili okur. Ben 180 liraya aldım kargo dahil. Şu an fiyatı da o seviyelerde halen. Tam dolu toneri ile 3000 sayfa çıktı alıyorsunuz. “Toner saver” modda ise 5000 sayfayı gören varmış. Toneri 100 liraya satılıyor ya da 20 liraya doluyor. Chip sorunu yok. İnternette onlarca kullanıcı yorumu okudum. Herkes memnun. Dolumu da kolay üstelik. Evde bile doldurulabiliyor.

Kağıt Çekmecesi

Tasarım olarak çok şık duruyor bence. Alışık olduğumuz devasa lazer yazıcı boyutlarından daha küçük. Ürünün aynı fiyattaki rakiplerine göre bence en büyük avantajı iki farklı kağıt besleme hanesi olması. Yani bu sayede sadece A4 boyutunda değil, önündeki pencereyi kullanarak çok farklı ebatlarda kağıtları da yazdırabilmeniz mümkün. Manuel olarak arkalı önlü baskı yapabiliyorsunuz. Diğer kağıt besleme ünitesi ise yazıcının altında çekmece şeklinde. Bu da kağıtların tozlanmasını, kirlenmesini önlediği gibi görüntü olarak da çok hoş oluyor. Ben kendim 250 gr’a kadar kağıt denedim. Sorunsuz basıyor. Bu tip kalın kağıtları ön taraftaki pencereden besledim. Yine bu pencereden 21 cm x 42 cm ebadındaki 170 gr. kağıtlara baskı yaptım.

Toner Ünitesi

Manuel Besleme

Yazıcının kurulumu, tonerinin takılması vs çok kolay. Çok ağır olmadığından kağıt vs sıkıştığında kolaylıkla bulunduğu yerden alıp gerekli müdaheleyi yapabiliyorsunuz. Yazıcının programı da çok fazla ek özellikle dolu geliyor. Çoklu sayfa yazdırma, arkalı önlü bastırma gibi seçenekleri yazıcı menüsünden yapabilirsiniz. Ayrıca buradan yazıcının kağıdı hangi beslemeden alacağını seçebilirsiniz.

Kağıt Çıkışı

Ürünün bazı teknik detaylarını aşağıya ekliyorum.

TN2025
Standart Toner
2500 Sayfa Kapasitesi*

DR2025
Drum Ünitesi
12000 Safya Kapasitesi

* Sayfa kapasite değerleri ISO/IEC 19752 standartlarına göre verilmiştir.

Baskı Hızı A4/Letter 20 ppm / 21ppm kadar
İlk Çıktı Süresi *1 18 saniyeden az
Çözünürlük Windows® 95/98/ Me/2000/ XP HQ1200, 600dpi, 300dpi
DOS N/A
Mac® OS HQ1200,600dpi, 300dpi
Linux 600dpi, 300dpi
İşlemci 181MHz
Hafıza Standart 8 MB
Arayüz Standart Yüksek-Hızlı USB 2.0
Standart IEEE 1284 Parallel
Emülasyon GDI

Yazıcı Sürücüsü Windows® için *2 GDI Yazı Sürücüsü :
Windows® 2000 Professional/ XP Home Edition/ XP Professional/ XP professional x64 Edition / Windows Vista® / Windows® Server 2003/ Server 2003 x64 Edition
Macintosh® için Mac OS® X 10.2.4 veya üzeri sürümler için Brother Lazer Yazıcı Sürücüsü
Linux için *3 GDI Printer Driver for Linux
Utility İnteraktif Yardım *4

LED 4LED :
Toner (Sarı) /Drum (Sarı) /Hata (Kırmızı) /Devam (Mavi)
Düğmeler Devam

Kağıt Giriş *5 Kağıt Çekmecesi 250 sayfaya kadar
Elle Besleme Yuvası 1 sayfa
Kağıt Çıkış *5 Yüzü Aşağı 100 sayfaya kadar
Yüzü Yukarı 1 sayfa
Çift Taraflı Baskılama(Dubleks) Manüel Çift Taraflı Baskılama

Kağıt Tipi Elle Besleme Yuvası Düz Kağıt, Yazı Kağıt, Geri Dönüştürülmüş Kağıt, Asetat, Zarflar ve Etiketler
Kağıt Tepsisi Düz Kağıt, Yazı Kağıt, Geri Dönüştürülmüş Kağıt, Asetat *6
Kağıt Ağırlığı Elle Besleme Yuvası 60 – 163 gsm (16 – 43 lb)
Kağıt Tepsisi 60 – 105 gsm (16 – 28 lb)
Kağıt Boyutu Elle Besleme Yuvası Genişlik: 76.2 – 220.0mm (3.0 – 8.66 in.)
Uzunluk: 116 – 406.4mm (4.57 – 16.0 in.)
Kağıt Tepsisi A4, Letter, B5 (ISO/JIS), A5, B6 (ISO), A6 veya Exe

Sayfa Düzeni N-kadar Baskılama 2, 4, 9, 16 veya 25 sayfa 1 sayfada
Poster Baskılama 1 sayfa 4, 9, 16 veya 25 sayfanın içinde
Fliğran Baskılama *7 Evet
Diğerleri Hızlı Yazı Kurulumu *7 *8 *9
Durum Monitörü *10 Evet

Ölçüler (G x D x Y) 368 x 361 x 170.5 mm (14.5” x 14.2” x 6.7”)
Ağırlık sarf malzemeleri ile 6.8 kg (15.0 lb)

Güç Tüketimi Baskılama 25c de ortalama 450W
Bekleme 25c de ortalama 70W
Uyku 25c de ortalama 5W
Gürültü Seviyesi Ses Basınç Düzeyi LpAm = 51 dB (A)
LpAm = 30 dB (A)
Ekoloji Güç Tasarrufu Evet
Toner Tasarrufu Evet
Lazer Bilgisi 1. Sınıf Lazer Ürün (IEC 60825-1:2001)

Notlar:
*1 : Standart kağıt çekmecesinden.
*2 : Windows XP Professional x64 Edition için gerekli yazıcı sürücüsünü http://solutions.brother.com adresinden indirebilirsiniz
*3 : http://solutions.brother.com sitesinden indirebilirsiniz
*4 : Durum Monitöründe bir hata mesajı belirdiğinde eğitici film.
*5 : 80g/m² kağıtla hesaplanmıştır
*6 : 10 sayfaya kadar
*7 : Mac . Desteği yoktur.
*8 : Sadece PCL sürücüler.
*9 : Özellikler seçeneğini açmadan sürücü ayarlarını değiştirmenizi sağlayan bir yazıcı sürücü özelliği.
*10 : Yazıcı hatalarını PC’nizden gösteren bir özellik, ayrıca yardım filmleride gösterir. Sadece PCL ve Mac OS X (CUPS) tarafından desteklenir.

Mükemmel Bir Transformers DVDsi!

DVD'nin kutusu bu şekilde

Dün belki de ileride ekonomik olarak beni çok zor durumda bırakacak birşey yaptım sevgili okur. Dur bakalım ne olacak.

Transformers: Revenge Of The Fallen filminin Two-Disc Special Edition‘ını aldım dün sevgili okur. Artık neden oldu nasıl oldu bilmiyorum fiyatı 50 lira olan bu koleksiyonluk mükemmel eser 14.90‘a adeta benim almamı bekliyordu. Fiyatındaki bu düşüşe sebep olan nedir bilmiyorum. Ama işime yaradı.

Bu versiyonun asıl olayı çift dvdli olması değil elbette. Asıl numara, dvd kutusunun birkaç hamle ile 35 cm boyunda bir Bumblebee‘ye dönüşebiliyor olması. Evet, dvd kutusu bir Transformers‘a dönüşüyor. İşte bu mükemmel koleksiyonluk parçayı sade 14.90′a almanın haklı keyfni yaşıyorum sevgili okur.

Cebimdeki son paraydı ama olsun lan. Şimdilik mutluyum :)

35 cm boyundaki Bumblebee

Gece Yarısı Pikniği

Cumartesi günü saat 15.00 sularında Levent‘te oturup soru moru çözerken Sercan aradı sevgili okur. Alper ve Volkan‘la gaza gelip Bozüyük‘teki Türbin Mesire Yeri‘ne pikniğe gitmeye karar vermişler. Piknik denilince ayıptır söylemesi hemen akla gelen isimlerden olduğumdan ve dördümüz epeydir birlikte takılamadığımızdan önce biraz çekinsem de bu teklifi kabul ettim.

Yanlarına gittiğimde Özbesin Market‘ten yaklaşık 100 liralık alışverişi yapmışlardı bile :) Büyük boy yoğurdu küçük boyla değiştirmek dışında alışverişe bir katkım olmadı. Oradan hemen bizim eve geçip benim battal boy piknik setimi aldık. Daha sonra Bozüyük’e doğru yol almaya başladık. Saat 19.00′a geliyordu. Güneşin batışına doğru gidiyorduk. Gidiş yolculuğu gayet eğlenceli geçti sevgili okur. Gideceğimiz yer şimdiye kadar gittiğim en güzel piknik alanlarından birisiydi. Buz gibi bir su akıyordu. Suyun derinliği dizlere kadardı. Ortam çok güzeldi. Havası falan çok temizdi. Öyle bir yerdi işte.

Türbine geldiğimizde etrafta çok fazla insan yoktu. Hemen eşyalarımızı yerleştirip mangalı kurduk. Saat 19.40 civarı mangalı yakmaya başladık. Hayatımın en zor mangallarından birisi oldu. Ama en nihayetinde tutuşturdum sevgili okur, kaçamadı bende. Mangal kıvama gelince hemen tavukları attım. Mangal büyük olduğundan tüm etleri tek seferde pişirebildik. Bu esnada hava iyice kararmış ve artık fenerlerle idare eder duruma gelmiştik.

 
Fotoğraflara tıklayınca kocaman oluyorlar.

Bizim Volkan’ın ve Alper’in acayip bir köpek korkusu olduğunu öğrendim bu piknikte. Volkan iki üç defa köpek hırlayınca üzerime çıktı. İnsan valla birlikte kaldıkça tanıyor lan eşini dostunu :) Sercan’la benim “evcil olum bunlar ısırmaz” teorimize güvendik gece boyunca ne yalan söyleyeyim.

Yemekten sonra sırasıyla nargile, çekirdek, çay, ikinci bir yemek faslı yaptık. Gece yarısını yavaş yavaş geçmeye başladı saat. Süper keyifli bir muhabbet başladı. Volkan’ın Blackberry’deki şişe çevirme uygulamasıyla şişe çevirmece oynadık. Sonra saat 03.40 civarı tuvalet ihtiyacı baş gösterdi. Hemen yakındaki bir mescitdin tuvaletine gitmek üzere toplarlandık. Oturduğumuz yerin ışığını açık bırakırsak etraftaki köpeklerin gelmeyeceği teorisini attı Volkan ortaya. O an için acayip mantıklı geldi. Neyse toparlandık. Önemli eşyaları alıp arabaya bıraktık. Yiyecekleri de masanın üzerinde bıraktık. Hemen tuvalete gidip geldik. Lan geldik ki ne görelim! İtlerden biri içinde konserveler olan poşeti alıp kaçmaya çalışıyor. Çet, çöt falan bağırdık. Geri aldık konservelerimizi. Ama o anda 6 adet ekmeğin sırra kadem bastığını gördük! Ekmekler gitmişti!

Ekmekleri aramaya karar verdik. Tüm eşyları toplayıp yükledik arabaya. Sonra elimizde fenerler düştük koskoca piknik alanının içine. Her yeri aradık. Ne ekmek bulabildik ne de poşetini. Dolayısı ile ekmeklerimizi köpeklerin çaldığına kanaat getirdik. Ancak daha sonra Sercan’la tartışıp o gece ekmeklerimizi cinlerin aldığına karar verdik. Siz de şimdi düşünün. En mantıklısı bu değil mi? Evet.

Saat 05.00′de dönüş yolculuğuna başladık. Ancak tıpkı filmlerde olduğu gibi arabanın dört bir yanını sis sardı. Önümüzü göremez olduk. Yavaş yavaş gitmeye başladık. Alper de aksiyon olsun diye arabanın ışıklarını kapatınca ufaktan tırsmaya başladık. Sonra ben yıllar önce başıma gelen ürpertici bir olaydan bahsettim. Daha bir gerildik. Bu sisli havada yavaş yavaş giderken önümüze bastonlu birinin çıkmaması için dua ettik. Sonra mezarlığın önünden geçtik falan.

Nihayet çevre yoluna varıp ölümcül bir sisin içinde Eskişehir’e geldik sevgili okur. Müthiş yorucu ama çok keyifli bir geziydi ne yalan söyleyeyim :) İnşallah denk gelir de seninle de gideriz sevgili okur her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan…

Proofhead Hürriyet’te!

Hürriyet Eskişehir

Sevgili okur, Mesut kardeşin şeytanın bacağını kırıp yine bir ulusal gazeteye çıktı! Yaptı bunu!

Malumunuz Volkan‘la birlikte yeniden kurduğumuz Eskişehir Rock Topluluğu oluşumunu yanımıza Halil ve Togay kardeşlerimizi de alarak yürütüyoruz. Ekim ayında Eskirock Metal Fest Vol. III‘ü de yapacağız. Diğer ikisini zaten yine blogtan takip etmiştin sevgili okurum. İşte ekimde 3. sü olacak konserin.

Hicri Bozdağ abimiz de sağolsun Hürriyet Gazetesi’nin Eskişehir ekinde bizim Eskirock oluşumundan kısaca bahsetmiş, konserin line up’ını da vermiş. Sağolsun çok defalar farklı platformlarda destekçimiz olan Hicri Abi’miz bize bu güzelliği de yapmış.

Eskişehir’de sezon geriye gün sayıyor” isimli haber Hürriyet Eskişehir sayesinde pek çok metal müzik severe ulaştı. Tüm müzikseverleri ve dostlarımızı Eskirock Metal Fest Vol. III’e bekliyoruz.

Yemin Ederim Gerçek: Medyum!

Lan bak yalan söylüyorsam ekmek çarpsın ki şu aşağıda gördüğünüz kartviziti buldum! Önceki gün eskiden Alf Kırtasiye‘nin olduğu yerin önünde otobüse binmek için bekliyordum. Bir de baktım ki orada yerde 3 tane üzerinde medyum yazan kartvizit gördüm. Kartvizit koleksiyonum olduğu için hemen aldım yerden. Lan bir de baktım ki ciddi anlamda arşivlik bir kartvizit!

Üstelik kartvizitin sahibi Eskişehir‘de yaşıyor. Hani hep internet sitelerinde görürdük böyle kartvizitleri de acaba gerçek mi diye sorardık kendimize. İşte bu gerçek sevgili okur.

Medyum kartviziti

Demonaz – March Of The Norse

Yorum yazılacak mükemmel bir albüm daha!

March Of The Norse

Black metalin belki de en bilinen grubu Immortal‘ın meşhur iki elemanından birisi olan Demonaz‘ın (diğeri malum Abbath) March Of The Norse isimli albümünü dinliyorum yaklaşık bir haftadır. Demonaz kolundaki sakatlıktan dolayı (muhtemelen tendonlarının yırtılması sonucunda) artık gitar çalamıyor. Bu yüzden Immortal’da Abbath gitara geçmiştir. Bir süre önce şu yazımda Demonaz’dan kısacık da olsa bahsetmiştim.

Demonaz

Adam sakatsa nasıl albüm yapmış diye sordum kendime. Sonra araştırınca gördüm ki albümün tamamını kendisi yazmış. Ancak kayıtlarda gitarı ve bas gitarı başka birisi çalmış. Demonaz vokal yapmış. Bu albümde duyduğumuz vokal scream vokal değil. İlk dönem Immortal albümlerinde duyduğumuz vokale biraz benzetiyorum ama tıpatıp aynısı değil. Belki sadece bana öyle gelmiştir ama bu albüm bir black metal albümü de değil. Yani bu tarza ne denebilir bilmiyorum ama ben black metal diyemiyorum.

Albümü dinlerken Demonaz’ın Immortal geçmişinden ötürü hep kıyaslama yaparak dinledim istemeden. Benzerliklerin ve farklılıkların olduğu çok açık. Örneğin albüm teması Immortal ile aynı. Yine kar, kış, dağ, tepe, alüvyon. Tamamen kuzey temaları. Parça akışları yer yer Immortal dinliyormuş hissiyatı veriyor. Bir şeyi peşinen söylemekte fayda var o da şudur ki bu albümde tekrarlar çok fazla. Yani üstün körü dinlediğinizde çoğu parça aynı gibi geliyor insana. Özellikle parça geçişlerinde bu hissiyatı fazlasıyla yaşıyorsunuz.

Ancak hayatımda ilk defa bir tekrar albümünü bu kadar sevdim sevgili okur. Albümü açınca sıkılmadan baştan sona dinleyebiliyorsunuz. Vokal çok da kirli olmadığından sözleri de anlayabiliyorsunuz. Az önce yazmıştım üstün körü dinleyince parçaların riffleri aynı gelebilir diye. İşte kendinizi verince aslında her parçanın hissiyatının ayrı olduğunu görüyorsunuz. Bence bu albümün bir artısı hissiyat barındırıyor olması. Albümün tamamına, karamsar diyebileceğim bir ton hakim. Gitar melodileri çok sağlam. Davullar monoton gidiyor biraz. Albüm kadrosu şu şekilde: Demonaz – Vokaller, Ice Dale – Gitarlar & Bass ve Armagedda – Davullar. Bir söylenti bass’ları Abbath’ın çaldığı yönünde. Ancak bu bilgi sadece albüm çıkmadan önce yayınlanan haberlerde geçiyor.

Albümde aslında tüm parçaları sevmeme rağmen en çok öne çıkanları; Where Gods Once Rode, A Son Of The Sword, Over The Mountains. Albümü dinleyip bu kadar sağlam bulunca Demonaz sevgim kabardı gerçekten. İnternetten araştırıyorum bakalım bulabilirsem alacağım bu albümü. Tam arşivlik zira.

Demonaz’ın da en az Abbath kadar başarılı olduğunu bir kez daha görmüş oldu tüm metal severler kanımca. Bu keşfi kaç kişi yapmıştır bilmiyorum ama albümün kapağındaki dede acayip şekilde Yüzüklerin Efendisi‘ndeki Ölülerin krallarına benziyor. Albüm kapağı ile karşılaştırmalı olarak bakabilirsiniz.

Taçlarına dikkatli bakın

Balta Aldım

Bugün nihayet kendime bir balta aldım sevgili okur. Uzun süredir ihtiyacım vardı. Bugün ders çıkışı Yıldız’da inip hemen karşıdaki hırdavatçılardan birine girip sordum balta var mı diye. Adam da sağolsun hemen küçük boy, tam da istediğim gibi bir baltayı çok çok uygun bir fiyata söyleyince derhal aldım. Hatta utanmayıp bu iyi fiyata pazarlık yapıp 2 lira daha düşürttüm.

Oradan dönerken elimde siyah poşetin içinde balta ile Ziraat Bankası Görüntülü İşlem Merkezi‘ne girdim hemen yakında diye. 11 liralık kredi kartı borcumu ödedim. Kadın titizliğim için teşekkür etti. Sağol dedim.

Baltam çok güzel sevgili okur. Ucundaki metal kısmın ağırlığı 600 gram. Sapı ise fiberglastan. Görüntüsü falan da çok hoş bence. Umarım sizlerin de yakın zamanda böyle güzel bir baltası olur.

Baltam