Çok kısa süre içerisinde şu aşağıdaki başlıkları bloga ekleyeceğim. Bunu taslak listesine eklemeyip buraya ekleme sebebim sana bir anlamda söz verdiğim için sevgili okur, yazmaktan kaçamayacağım.
1. Yüksek lisanstan ne öğrendim?
2. Ekran kartı seçtim, aldım
3. Volkan neden ameliyat oldu?
Israrla takip eden dostlara sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Bu hafta vize haftası olduğundan aksaklıkları mazur görmenizi temenni ediyorum.
Halen şoktayım. Mutluyum ama şoktayım inan. O kadar kısa bir süre görüp de seni, nasıl aşık olduğumu mu anlatsam yoksa tüm o insancıkları mı toplasam anlatmaları için. Mutluyum inan.
Meğer hep gözümün önünde yaşıyormuşsun. Bir kere geciksem işe, bir durak erken insem belki göz göze gelecektik. Çok ani olacaktı herşey ve ben konuşmaya aç bir halde saçmalayacaktım. Belki gülümserdin, belki de korkardın bu delirmiş halimden. Ama ben o anda dahi aşık olurdum sana. O masumluğuna…
Hayallerimin yüz bulmuş hali, arsız bir bedende gizlenmiş güzellik, sana aşığım. Sana karşı düşünebildiğinden çok daha fazlasını hissediyorum. Sana şimdilik o şarkının o dizelerini armağan edebiliyorum. Çok daha fazlasını seni daha çok tanıdığımda armağan edeceğim. Söz veriyorum.
O şarkı:
O dizeler:
Hey you! out there beyond the wall
Breaking bottles in the hall, can you help me
Hey you! don’t tell me there’s no hope at all
Together we stand, divided we fall
28 Ekim’i 29 Ekim’e bağlayan gece Media Markt‘ın doğum günü olduğu için yine süper indirimler gecesiydi. Biz de yine tüm ekip (Volkan kardeşimiz olmadan) ben, Sercan, Merve ve Alper saat 04.00′de gidip beklemeye başladık Espark‘ın yanında. Soğukta üşüdüğümüz kısımları hızlıca geçiyorum. Nihayet içeri girdiğimizde semt pazarından bozma bir Media Markt gördük. Tüm elemanlar bağırıyor, insanlar koşturuyor, bir birine çarpanlar pardon bile demeden plazma televizyonlara sarılıyor, cep telefonlarından onar tane alıyor, fotoğraf makinelerini bedavaymış gibi topluyorlardı. Yani eğlenceliydi aslında sevgili okur
Ne alacağımızı bile bilmeden çıldırmış gibi sağa sola saldırdık. Ben aslında ekran kartı alacaktım ama fiyatlarında hiçbir değişme olmadığını gördüm. Bunun üzerine en büyük eksiklerimden biri olan Tefal üçlü Tava Seti’nden aldım. Bunlar hani ocağa koyduğunuzda ortası kıpkırmızı olan cinsten tavalardı. Orjinal Tefal yani. Normal satış fiyatı 100 lira olan tavaları 50 liraya aldım. Sonra normal satış fiyatı 80 lira olan Tost makinesini 30 liraya aldım. Çıkarken bir de netbook için çanta aldım 20 liraya.
Geçen sene de gelen Sercan ve Alper, geçen seneye göre dorğu dürüst indirim olmadığını söylediler. Bu arada 42 inçlik LG marka plazma televizyon 999 liraydı. Ben bu televizyonu HD Ready diye almayı hiç düşünmedim. Ancak 600 Hz olduğunu görünce acaba diye bir aklımdan geçmedi değil. Olabilirdi yani. Neyse artık.
Bu arada Merve de epey alışveriş yaptı. Kendine 99 liraya 14 MP bir fotoğraf makinesi aldı. Yine 99 liraya Arçelik marka mikrodalga fırın aldı. Tefal’in üçlü tava setinden aldı o da.
Sercan 9 liraya 4 GB’lık bir hafıza kartı aldı ve nihayet alışverişi tamamlayıp çıktık. Hiç aklımda yokken bana tost makinesi ve tava aldıran Media Markt’a da buradan sevgilerimi iletiyoru
Seneye mi? Seneye yine kuyruğa girip bu sefer plazma televizyon alacağım. Çünkü akıllandım.
Bu arada fotoğrafın bu kadar kaliteli (!) olmasının sebebi de Sercan’ın süper sonik ultrovizyonik hüptirik cep telefonunun yine her zamanki gibi lazım olduğunda şarjının bitmesi üzerinde benim gariban Samsung E250′ye muhtaç olmamızdır.
Taa şu yazımda aldığımı söylediğim logitech marka mouse‘um bozuldu bir süre önce. Tıklama tuşları çalışmamaya başlayınca teknik servise yolladım. Ancak 3. yollamamın sonunda beni arayıp mouse’un tamir olmayacağını ve mouse için ödediğim parayı hediye çeki olarak vereceklerini, bu sayede yeni bir mouse alabileceğimi söylediler.
40 liralık hediye çeki elimde Teknosa mağazasında dolaşmaya başladım. Ancak istediğim gibi bir mouse bulamadım. Tüm mouse’lar standart iki klik ve bir roll’dan oluşuyordu üstelik bu saçma halleriyle fiyatları 37 lira falandı. En son A4 Tech‘in bir mouse’unu buldum. Bu da çok iyi sayılmazdı ama pil tüketimi çok ekonomikti ve mouse’un tuşlarının işlevlerini ayarlayabiliyorduk.
Teknosa’nın bu noktaya kadar ilgisi beni memnun etti. Bu yukarıda bahsettiğim mouse’u ben 37 liraya ldım sevgili okur. Eve gelip baktığımda fiyatının diğer sitelerde 25 lira civarı olduğunu görünce çok pis sövdüm ama. Sonuç olarak çok çok iyi bir mouse’dan olup daha kötü bir mouse’a aynı parayı vermiş oldum.
Şimdilik devam ediyorum bakalım bu mouse’la. Neler olur bilmiyorum ama.
Önceki gün ilk kısmını yayınladığım konser yazısının bugün de ikinci ve son kısmını yazıyorum.
24 Ekim günü öncesinde bir sürü atraksiyon yaşamamıza rağmen nihayet konserin başlama saati gelmişti ve Çanakkaleli dostlarımız BLACKMAIL sahneye çıkmıştı. Grubu daha önce dinlememiştim ama Cihan Abi‘yi tanıyorduk hepimiz. Sahne şovu olarak epey bir hazırlık yapmışlardı. Performanstan hemen önce logolarını ateşe verip önünde fotoğraf çektirdiler fanları ile. Kendim de nacizane davulla uğraştığımdan konser boyunca özellikle izlediğim adamlar davulculardır. Bu grubun davulcusu sahneye koluna bağladığı yeşil lazerlerle çıktı. Çalarken acayip ışık oyunları oluşturdu. Cihan Abi’yi tanıyorduk dediğim gibi ve önceden Akademik Uyarı ile olan performanslarını biliyorduk. Dolayısı ile grubunun da nasıl olacağını kestirebiliyorduk. Yanıltmadılar da sağolsunlar. Tarz olarak hardrock yapan grup yanılmıyorsam bir iki parça da Pantera‘dan, Motörhead’den çalıp insanları iyice coşturdu. Cihan Abi’nin gitar vokal yaptığı Blackmail ilk sahne alan grup olarak çok beğeni topladı.
Blackmail sahneden inince sahne sırası bir önceki yazımda da belirttiğim üzere bizzat davet ettiğim İstanbullu dostlarımız Baht‘a geldi. Grubun davulcusu gruptan ayrı olarak gün içinde otobüsle İzmir’den gelmişti. Sahne almadan önce Baht’ın parçalarının davul trafiğinin olağanüstü yoğunluğundan ve karmaşıklığından kendisine başarılar dileyip üzerime düşeni yaptım. Az sonra bu arkadaş bizi kitleyecekti zira. Performanstan önce davulla ilgili küçük bir sıkıntı yaşasak da sağolsun Sabhankra‘dan kardeşimiz Mehmet‘in sayesinde bu sıkıntıyı giderdik ve Baht nihayet performansına çok hızlı bir girişle, The Trauma ile başladı. Baht’ın bu davetkar parçası ile yavaş yavaş kitle karışmaya başladı. Trauma’dan hemen sonra bizim de Eskirock Metal Fest Vol. III Compilation Album‘e koyduğumuz ve en sevdiğimiz Baht parçası olan Sacred Enigmageldi. Sacred Enigma ile kendimi kaybettim sevgili okur. Çok iyiydi. Bu parçadan sonra yan tarafa geçmem gerekti. Bir parça
Baht
kaçırdım bu esnada. Hürriyet Eskişehir‘den geldiler yardım organizasyonumuz hakkında bilgi almak için. Bu işi halledip hemen Baht’a döndüm. Alper, Sercan ve ben kitlenmiş vaziyette grubun davulcusunu izledik. Süper teknik çalıyordu hayran bıraktı. Zaten bu adam sahneden indikten sonra hatıra olarak bir bagetini alıp bir bira ısmarladım. Grup yeni bestelerini de çaldı. Yalnız sahnede çok hareket etmediler. Gitaristlerin bu kadar gaz parçalar çalıp nasıl hareketsiz kalabildiklerine şaşırdım Bu videoda sözünü ettiğim efsane parça Sacred Enigma var.
Savaş - Sabhankra
Baht’tan sonra Sabhankra’ya sıra geldi. Galaksideki en hasta Sabhankra fanı olduğum, Sabhankra Eskişehir Yetkili Bayiolduğum için bu konserin diğer iki konserimize göre değeri çok daha fazladır gözümde. Bu konser için Sabhankra’yı biraz da şansın yardımıyla çıkarabilmiştik sahneye. Sağolsun yine ekip arkadaşlarım benim ısrarlarım üzerine desteklemişlerdi beni. Bu konser için 6 grupla yola çıkıp 4 grupla yolun sonuna geldiğimizden bu kararımız bizi inanılmaz sevindirmişti. Bir fan olarak sevdiğim grubun tüm albümlerini alıp, dinleyip, ezberleyip, unutmaya çalışıp tekrar ezbeleyerek yapmam gereken herşeyi yaptığıma inanıyorum. Yapabileceğim son bir şey kalmıştı. O da bu gruba, Türkiye’nin en iyi belki de 5 metal grubundan biri olan Sabhankra’ya bir sahne organize etmekti. Eskirock Metal Fest. III’de işte Sabhankra sahnedeydi. Sahnelerinden hemen önce Halil sahneye çıkıp birkaç cümle ile bitirmesini tembihlediğimiz
Seyirci
açıklamayı uzun bir paragrafa tamamlayıp, paragrafa hangi cümle ile başlamak doğrudur sorusunu sordu Halil’den hemen sonra Powercraft ile macera başladı. Ortam karıştı bir anda. Bir anda yanımda 10 kişi buldum. Powercraft bitince Our Kingdom Shall Risebaşladı gazıyla. Hey, hey, hey diye bağıra bağıra eşlik ettik. OKSR ile ortam iyice ısındı, önceki gruplarda kenarlarda kalmayı tercih edenler birer ikişer kapılmaya başladılar. Parçanın sonunda ortalık karıştı. Atmosfer tam
Sabhankra
ayarına geldi. Bir sonraki parça biz daha dinlenemeden You Will Die olarak geldi. Burada sakatlandım, omzum düştü. Bir sonraki parça The Hunt oldu ve bu parçaya Savaş abi mükemmel bir çığlıkla girdi. Şimdi Sabhankra sahnedeyken tüylerimi diken diken eden üç an oldu. Bu anlatacağım ilki. Parçanın solosu tüm ekip olarak ezberimizde olduğundan oooo’larla eşlik ettik. Lan çok efsane oldu sevgili okur. Bu parçaya en son EP’den It’s All A Lie isimli parçayı bağlayıp çaldılar. Bu parçanın normal trafiğinde giderken birden gaza basılan bir yeri var. Orada işte çok yorulduğumu hissedip durdum biraz. Bu parçadan hemen sonra Farewell‘i çalmaya başladılar. Ancak burada ses sisteminin azizliğine uğradılar ve gitarlar duyulmadı hiç. Ben parçayı ezbere bildiğimden anladım durumu.
Mert - Sabhankra
Sabhankra sahnedeyken gerçekleşen ikinci tüylerimi diken diken olay da Sorrowland‘i çalmaları oldu. Mehmet bir de parçanın davullarını girişte biraz değiştirip çaldı, daha bir hoş oldu. Az önce kafa sallayan bizler omuz omuza sallanmaya başladık. Savaş Abi’nin screamlerden sonra brutalde de tokatladığı parça bu oldu, çok açık. Soloyu biraz değiştirip çalsa da bence tüm seyirci bu parçadan çok etkilendi. Parça bitince zaten alkış tufanı koptu. Buried In Dust başladığında yine tüm ekip kopmuş bir şekilde sallanmaya başladık. Şarkı sözlere başladığında bende artık bağırmaktan kısılmış sesimle çok daha iyi çığlık atabildiğimi farkettim. Yağızhan‘ın yüzüme bakıp “Bire bir söylüyorsun hacım” dediğini gördüm Heralde lan. Bu arada Mehmet’le kesiştik bi ara. Parçanın sonunu Savaş Abi yine puşt gülüşü ile biz de ooooo’lar ile bitirdik. Çok efsane oldu. Biraz zorlasam belki bu da tüylerimi diken diken eden son an olabilirdi. Alkış kıyamet koptu.
Savaş - Sabhankra
Sabhankra son olarak Tomorrow Never Comes‘ı çalmaya başladı. Bu da Yağız ve Ufuk‘un beklediği parça idi. Gene ortalık karıştı. Bi acayip olduk. Artık erkek kadın demeden herkes ortadaydı lan. Çok iyiydi. Parçanın sonunda yine durmayıp çok kısa bir elveda ile son EP’nin efsane parçası The Moonlight başlayınca Alper ve ben ağlamaya başladık mutluluktan. Bir konser bundan güzel bitemezdi. İşte bu da tüylerimi diken diken eden son an oldu. O an hepimiz o ana kadar çektiğimiz derdi sıkıntıyı unutup sallanmaya başladık. Bir metal grubu bestesini çalıyor, seyirciler hep bir ağızdan melodisine eşlik ediyor, tüyleriniz dikiliyor, bu organizasyonu siz ve dostlarınız yapıyor, herkes çok mutlu memnun. Sabhankra işte bu ruh hali içinde bırakıp beni indi sahneden.
Garmadh
Sabhankra’dan sonra ise kapanışı çok yakın dostlarımız olan Garmadh grubu yapacaktı. Serkan bu konser için çok emek vermişti sağolsun. Garmadh yine o sıradışı makyajı ile çıktı sahneye. Bu sefer Onur da makyajlıydı üstelik. Onur bu konserin en iyi davulcusu oldu zira hihat kullanmadan bitirdi konseri. Ağzımızı açık bırakmadı çünkü Onur’un kalitesini biliyorduk zaten Garmadh efsane kadrosundan bir eksikle, Jinn olmadan çıktı sahneye, ama Jinn’in yerine çalan arkadaş da sağolsun iyi çaldı. Intro olarak yine Katastrophe‘un başındaki top tüfek sesleri ile titretip three two one ile girdiler
Garmadh
olaya. Sabhankra’nın basçısı Mert o anda yanımdaydı ve çok beğendi grubu. Garmadh çalarken sahnenin önü çok iyiydi. Sonlara doğru mekanı terkeden seyirci yok gibiydi etkinlik bitince herkes toptan ayrıldı mekandan. Garmadh hem yeni besteleri hem de yayınladığı parçaları çaldı. Bu esnada organizasyonla ilgili bir takım durumlarla ilgilenmek zorunda kaldığım için tamamını izleyemedim. Performansları bittiğinde gidip tebrik ettim, hakediyorlardı bence.
Serkan - Garmadh
Konserde Sabhankra sahnedeyken Volkan rahatsızlanıp hastaneye gitmişti. Dün ortaya çıktı ki kardeşimizin apantisti patlamış, çok ciddi bir tehlike atlatmış. Bugün gittim gördüm, soranlara selamı var. Tedavisi devam ediyor.
Konserden sonra Volkan’ın hastaneye yattığını yanına da Sercan’ın gittiğini ama bir refakatçiden başka kimseyi almadıklarını öğrendik.
Konser gece yarısına doğru bitti. Tüm gruplar çok memnun kaldıklarını söyledikler. Blackmail grubunu daha önceden uğurlamıştık. Garmadh’la da vedalaşamadan ayrılmışlar. İstanbullu gruplarımızı alıp Togay, Yağız ve Ufuk‘la birlikte tren garı yakınındaki Maçka Çorbacısı‘na gittik. Çorba içtik. Öff, nefisti bence. Sonra biraz oturup gara geçtik. Garda kimimiz uyukladı, kimimiz muhabbet etti. Kimimiz Türkiye’nin her yerinde metal konserlerinin nasıl yapıldığını tartıştı. Baht’tan Bilgehan‘la otururken önümüzdeki sırada oturan sektöre uzak ama ilgi duyduğu belli olan bir arkadaşın sorularını yanıtladık. Oturduk, oturduk ve nihayet tren saati geldi.
Baht sağolsun sahneden çok memnun kaldığını belirtti. Biz de kendilerine zorluk çıkarmadıkları için ve çok iyi performansları için teşekkür ettik. Savaş Abi trene binmeden önce bir grubun bir fana verebileceğini en iyi hediyeyi verdi bana, çok gizli. Ayrıca Sabhankra’nın tişörtlerden aldık. Patch bıraktı bizlere. Grup ile vedalaşmamız da çok duygusal oldu. Savaş abi gözyaşlarını gizlemeye çalışırken Elif ve Mert ağladıkları belli olmasın diye çoktan trene binmişlerdi. Süha üşüdüğü için tepki veremedi. Mehmet daha sonra İstanbul’a döneceği için çok önceden ayrılmıştı.
Tren hareket edince etkinlik de resmi olarak, pazar günü saat 14.45te başladığı yerde, tren garında bitmiş oldu.
Yanımıza Gürkan kardeşimizi alarak Togaylar’a geçtik. Uyuduk. Ertesi sabah da Gürkan’ı yolcu ettim Uşak’a birliğine teslim olması için. Bu konserin ardından hepimizin söylediği tek şey “çok iyi” oldu.
Herkesin merak ettiği sorunun yanıtını vermeyeceğim. Depremzedeler için beklediğimizin çok üstünde bir yardım topladık. Bunu da ihtiyaç malzemesi olarak yolladık. Bu konuda art niyetli düşünen hıyarlar da dikkat etsinler bir taraflarını kesmesinler.
Bu arada konserden bir gün sonra akşam Tuna Abi’ler albümlerini yayınladılar. Bir de bağış hareketi başlattılar. Grubun facebook sayfasından detayları görebilirsiniz.
Bugün Hürriyet Gazetesi’nde etkinliğimizin haberi çıktı. Haberde birkaç yazım hatası vardı onları düzelttim yanlış bilgi vermemek için. Onu da aşağıda görebilirsiniz.
Konser boyunca yanımızda olan yazının içerisinde adı geçen ya da geçmeyen tüm kardeşlerimiz, Murat, Savaşalp, Alper, Sercan ve şu an adlarını unuttuğum o üç kardeşimize çok teşekkür ederiz. Ayrıca Mehmet‘e zil sehpaları, Yağız ve Ufuk’a da jackları için teşekkür ederiz. Konser boyunca fotoğraf çeken Doğukan, fotoğraflarını yükledikçe ben de bu yazıyı güncelleyeceğim. Ayrıca Sercan‘a hem fotoğraf hem de Sabhankra videoları için teşekkürü bir borç bilirim.
Haddinden fazla uzun oldu. Buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim. Bu yazı ile bir yorum rekoru kırmak istiyorum destek verirseniz minnettar kalırım.
Uzun bir yazı olacağından iki kısım halinde yayınlayacağım.
Pazar günü saat 14.50′de tren garından Elif‘siz Sabhankra‘yı almamla başladı herşey. Ertesi günün gecesinde yine aynı mekanda süper bir şekilde bitecekti.
Ankaralı misafirlerimizin sahne alamaması sebebiyle konser afişimizin de son hali bu oldu
Konserden bir gün önce Savaş Abi, Süha, Mehmet, Doğukan ve Mert olarak geldi Sabhankra. Birkaç gün önce de Çanakkaleli misafirlerimiz Blackmail gelmişti zaten. Savaş Abi’leri gardan alıp önce Barlar Sokağı‘nda Tugies‘e götürdüm. Burada daha kapının önündeyken Mert’in Estonya’dan mı nerden bir yerden getirdiği katalizör kod adlı icatla tanıştım. Bu icat size yemek borunuzun nereden geçtiğini gösteriyor. Çok acayip bir şey. Neyse, Tugies’den sonra Hera Cafe‘ye geçmek için hareket ettik ki günün süprizini yaptım gruba. Şu an askerde olan kardeşimiz Sabhankra basçısı Gürkan izin alıp gelmişti Uşak’tan. Grup ufak çaplı bir şok yaşadı Gürkan’ı da yanımıza aldık Hera’ya geçip grubun enstrümanlarını bıraktık. Daha sonra acıkan ekibi müdavimi olduğumuz Yıldız Lokantası‘na götürdüm. Burayı “başarılı” bulduklarını söylediler Yemekten sonra Hera’ya geri döndük. Hera’dayken Togay, Halil, Yunus, Volkan, Ender, Ufuk geldiler. Yağız da gelmiş yanlarında Sabhankra’yla bir alakası olmadığı halde anlayamadım. Allahalla?
Hera’da otururken gidip Süha’ya boğazı için bir pastil aldık. Bu esnada Mehmet çok yorgun olduğu için bizden ayrılıp akrabasının evine gitti. Hera’da tatlı tatlı vakit geçirirken Ankara’dan bir telefon geldi. Tuna Abi, Van Depremi‘nden ve şehitlerimizden dolayı sahneye çıkamayacaklarını ve albümlerini yayınlamayı da daha ileri bir tarihe ertelediklerini söyledi. Ancak bizim konseri erteleyebilmemiz mümkün değildi. Zira grupların yarısı zaten Eskişehir’deydi. Biz de şu şekilde düşündük, konseri ertelemek ya da iptal etmek yerine daha yararlı bir hale getirelim dedik. Böylece 222 Park ile de konuşup konserden elde edeceğimiz tüm geliri Van’daki depremzedelere bağışlamaya karar verdik. Ayrıca gruplarla da görüşüp merchandise standında satılan ürünlerin de gelirlerini bağışlamak konusunda anlaştık. Son olarak da yardım etmek isteyen herkese ulaşması için bir bağış kutusu oluşturmaya karar verdik.
Ankaralı misafirlerimiz sahneye çıkamayacağından geriye 4 grubumuz kalmıştı: Sabhankra, Baht, Garmadh ve Blackmail. Biz acilen 222 Park’a gittik Volkan, Togay ve Halil’le. Sabhankra’yı ve Hera’da kalan diğer dostlarımızı Barlar Sokağı’na çağırdık. Yine Tugies’te toplandık. Konserin yapılacağını garantiye aldıktan sonra sözleşmemizdeki ilgili maddeleri de düzeltip işin yardım konseri olduğunu da belgeye dökmüş olduk. Bu duyuruyu önce Tuna Abi sağolsun kendi profillerinden yaptı. Sonra biz de etkinlik sayfasından ve Eskirock profilinden duyurduk. Tuna Abi’ler sahneye çıkmayacağı için biletlerini iptal ettiğini söyleyen bir kaç kişi dışında Ankaralı 2 grubumuz da dahil herkes verdiğimiz kararı mantıklı buldu ve sağolsunlar bizi desteklediler. Aşağıda yaptığımız açıklama yer alıyor:
Ulkemizde son zamanlarda yasanan uzucu olaylar, tum milletimizi uzdugu gibi bizi de uzmus, moralimizi bozmustur.
Yarin yapilacak olan EskiRock Metal Fest. Vol.3. Etkinliginin gelirinin tamamini, merchandise standinda satilacak urunlerin gelirlerinin de tamamini depremzede vatandaslarimiza gonderme karari aldik. Ayni gece yardim etmek isteyen arkadaslarimiz icin de bir yardim kutusu olusturulacaktir. Bu sayede sizlerin de yapacagi yardimlar depremzedelerimize ulasacaktir.
EskiRock olarak bu konseri iptal etmek yerine bu sekilde bir yardim kampanyasina donusturmesi mantikli bulduk.
Konser kadrosunda ve siralamasinda bu sebepten dolayi olusabilecek degisiklikler daha sonra aciklanacaktir.
Tum milletimizin basi sagolsun.
Tugies’ten bir ara ayrılıp Sabhankra’yı hastası oldukları Donas‘ı yemeye götürdüm. Yine bunu da tekrardan “çok başarılı” buldular. O gece özel bir işim olduğu için saat 21.00 civarında Tugies’ten ayrıldım. Sabhankra da Togaylar’a geçti. İşimi halledip gece yarısına yakın bir saatte Togaylar’a geçtim bende. Tüm gece gülmekten karnımız ağrıdı. Gitarda perdenin ortasına nasıl basınca ne gibi sesler çıkar bunu denedik ağızla. Yağız gene şakalar yaptı. Türkiye’nin her yerinde metal konserleri nasıl yapılıyormuş bunu tartıştık. Süha gitar çaldı. Savaş abi şakalar yaptı. Gürkan kızdı
Gece Ufuklar’a geçtik Yağız ve Ender’le. Orada uyumuşum. Sabah erkenden kalkıp ayrıldım evden zira dersim vardı. Okula geldim. Okuldaki işleri yoluna koyup saat 13.00 gibi çarşıya indik Alper’le. Vakit geldiğinde ses sistemini Karakedi‘den alıp hep çalıştığımız nakliyeci abinin kamyona yükleyip 222′ye getirdik. Ben hemen kamyondan inip tren garına geldim. Zira dün Savaş abilerin geldiği trenle bugün de Elif ve Baht grubu gelecekti. Önce Elif’i gördüm. Sonra da Baht grubunu buldum. Grup halinde 222′ye doğru hareket etmeye başladık.
Baht grubunu bizzat ben davet etmiştim konsere. Bizimkiler de sağolsunlar beni kırmamışlardı. Müzikal anlamda cidden çok başarılı buluyorum kendilerini bilesiniz. Neyse, 222′ye geldiğimizde Togay’ın Sabhankra’yı getirmiş olduğunu gördüm. Böylece grubu tamamlamış olduk klavyeci de gelince. Baht bir süre sonra ayrıldı yanımızdan ve şehre geçtiler. Biz de soundcheck, sahne kurulumu falan bir sürü ıvır zıvır işle uğraşmaya başladık. Bu esnada bir takım sıkıntılar oldu. Jack eksikliği, zil sehpası eksikliği gibi. Sağolsun bizim Mehmet Akçay kendi sehpalarını getirince sıkıntı çözüldü. Blackmail grubu soundcheck almak için içeri girince iyice acıkmış olduğumdan Sabhankra’yı da alıp yine Donas’a gittim. Karnımızı doyurup mekana döndük.
Mekan yavaş yavaş dolmaya başlıyordu. Bu esnada birkaç kişi biletini iptal ettirmek için geldi. İade ettik paralarını. Saat gelip en nihayet kapıları açtığımızda artık performansları beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.
Aile arşivimizi düzenledim bu hafta sonunda sevgili okur. Babamın çok eski evrakları, annemin ilkokul diploması, Murat‘ın İş Yeri Açma Belgesi derken epey bir eski kağıt buldum.
Bunlar arasında bir tanesi vardı kisizinle paylaşmazsam hayatta olmazdı: Sünnet davetiyemiz! Bu davetiyelerin bir özelliği de limited edition olmasıdır. Yani babam sünnet için davetiye bastırmayı gereksiz görmüş ve bir matbaacıdan 15 tane biri büyük biri küçük iki çocuklu davetiye almış. Zira o zaman iki kardeştik. Sonra da bu davetiyeleri oturmuş daktilo ile yazmıştı. İşte o limited edition davetiyelerden sonuncusu da bizde doğal olarak Belki biz de o zamanın trendine uyup fotoğrafçıda fotoğraf çektirip 150-200 tane bastırsaydık bu kadar değerli olmazdı lan benim için
Bayılıyorum yeni gruplar keşfetmeye. Bu tip gecikmiş albüm yorumlarını yazarken utanıyorum aslında biraz da. Sebebi ise benim belki de çok iyi diye anlatacağım grubu sizin en başından beri takip ediyor olabileceğinizdir. Bu durumda biraz ahkâm kesmiş mi oluyorum? Neyse.
Gren isimli bu grubu nerden ne şekilde tanıdığımı hatırlamıyorum. Bilgisayarıma nasıl girdiklerine dair en ufak bir fikrim yok. Bir gün winamp karışıkta çalarken bunların Soysuz isimli parçaları çıktı. Bilmiyorum neden belki vokallerden, belki sözlerden belki de davulların kalitesinden dolayı parça kitledi beni. Daha sonra albümün tamamını dinledim. 2009 yılında çıkan bu albümde boş şarkı yok! Bak yine söylüyorum albümde boş şarkı yok. Albüm çok iyi bir rock albümü. Rock diyince aklınıza Emre Aydın Rock’ı gelmesin. Hakikaten sağlam bir rock altyapısından bahsediyorum. Sözler bence çok iyi. Müzikler özellikle davullar çok başarılı.
Grubun basçısı size Zaga Band‘den ve Anima‘dan tanıdık gelecek. Diğer elemanlarını açıkçası daha önce hiç duymamıştım. Grup üyeleri şu şekilde:
Nedim Zakuto (Vokal, gitar, klavye) Murat Çopur (Vokal, bas gitar) Hakan Şeremetoğlu (Gitar) Can Karamustafaoğlu (Davul)
Dediğim gibi albümdeki her parça çok başarılı. Ancak çok çok sevdiğim bazıları şöyle; Soysuz, Sen, Son Nefes.
Albümün Sen isimli parçasına klip çekilmiş. Bence çok da hoş olmuş. Gren gibi sağlam Türk Rock gruplarını utanmadan ve sıkılmadan destekliyorum. Size de bunu tavsiye ediyorum.
Kahvesi 8 lira ise bardağı en azından 3-4 lira eder? Saklıyorum...
Cuma günü Volkan‘a neden ve nereden esti bilmiyorum tam da Doğa ve Çevre Kulübü toplantısına giderken beni yoldan çevirip Espark‘taki Starbucks‘a gidip kahve almayı önerdi. Nescafe 3′ü Bir Arada‘dan başka özellikle kahve arayan ve isteyen biri olmadığım için bu teklif açıkçası çok da makul gelmedi bana. Ancak Volkan’ı kıramayıp takıldım peşine.
Espark’ın alt katına yeni açılan Starbucks’tan içeri girdik. Fiyat yazan bir tablo gördüm. Lan baktım ama kahvenin fiyatını göremedim. Bu esnada görevli kız ne istediğimizi sordu. Bizim babadan zengin Volkan ben hala kahve fiyatlarını arayadurayım 3 tane (kendine, bana ve Yunus‘a) en büyük boy (vento oluyor galiba) kahve mi kahve latte’mi birşeyler istedi.
Ben de muhtelemen fiyatı 4 küsür falandır lan ne olacak diye içimden geçirdim. Zira büyük çayın yaklaşık o fiyatlarda olduğunu zorlukla sökebilmiştim o tablodan.
Görevli kız bizden üç kahve için yalnızca 24 lira aldı lan! Düşünsene sadece 24 liraya 3 bardak kahve aldık. Çok zengin olduğumuzdan ve zaten sürekli Starbucks’tan kahve içtiğimizden çok da koymadı bize yani. Fiyatı duyunca hiç afallamadık, hiç şaşırmadık.
Hatta dışarı çıktığımızda Volkan bana “lan 24 liraya ne alırdık başka?” diye sormadı. Zaten ben de ona 3 paket Marlboro alabileceğini söylemedim (zam gelmiş bu arada 9 lira olmuş).
Bu da bizim süper lüks yaşantımızdan sana bir kesitti sevgili okur. Dersler çıkar.
Milyon dolarlık (!) laboratuvarımızda manyetik ısıtıcı üzerinde kahve yaptı bize Betül. Betül’ün kahve yapma konusunda ödülü bile varmış!
Kahveyi pişirirken Alper kardeşim yine o olağanüstü yaratıcılığını konuşturup kahve cezvesinin üzerine havalandırıcıyı getirdi! Bunu nasıl düşündü bilmiyorum ama bizim Alper’in vardır böyle olayları. Bunu da tarihe bir not düşebilmek adına yazıyorum.