Aylık Arşiv: Kasım 2011

Ben Esneyince

Ben esneyince ağzımdan su fışkırıyor lan. Valla bak, bunun sebebini bulamıyorum. İstemsiz olarak yapıyorum bunu. Kontrol edemiyorum. Bazen biri denk gelirse iğrenç buluyor, bazıları da bir daha yapsana diyor. Ama iğrenç de olsa ilginç de olsabir daha yapamıyorum. Çünkü dediğim gibi sadece esnerken istem dışı oluyor.

Neden böyle oluyor araştırdım benimle aynı durumu yaşayan insanlar da varmış. Şu linki sonuna kadar okudum ve aynen yaşadıklarımı yaşayanlar olduğunu gördüm. Bu fışkırmanın sebebi ağızda bulunan sublingual bezden dolayı imiş. Ancak bu bez nerededir, nasıldır bilmiyorum.

Bu da böyle acayip bir başlık oldu lan.

Bu Bir Facebook Eylemidir!

Facebook‘ta gerçekte olmadıkları, olamayacakları kişiliklerini birkaç fotoğraf hilesi ile değiştirip, bunu profil resmi olarak kullananlar var sevgili okur.

Bu bir facebok eylemidir

Yüzünün sol tarafını beğenmeyip hep sağdan fotoğraf çektiren, fotoğrafları karartan, götünü başını düzelten, photoshopla kendine grup tişörtü yapan, gitmediği konserin fotoğrafına kalabalığa kendini etiketleyen falan bir sürü adam var böyle. Bana ne? Yani evet, bana ne diyorum bende kendime. Ama bir noktada da bu durumun sinir bozuculuğunun önüne geçemiyorum.

Bu sikindirik bir facebook marjinalliğinden başka bir şey değildir. Aynadan kendi fotoğrafını çekmektir, tren yolu çekmektir, Adalar’da dilenci çekmektir, en sevdiği kitaplara Tolkien‘ı koymak, en sevdiği filmlere Star Wars‘ı, A Clockwork Orange‘ı eklemektir mesela. Ha, bunların aynısı benim ya da senin profilinde yok mu? Var. Bunları sevmek ya da sevmemek, yapmak ya da yapmamak değil beni sinir eden durum. Bunları neden yaptığını bilmemekten bahsediyorum ben.

Geçenlerde facebook’ta photoshop yapılarak Eskişehir’de güneşi neredeyse tam aksi yönden batıran bir fotoğraf makinesi sahibi arkadaşın fotoğraflarına ayıldı bayıldı herkes. Burada suçlu fotoğraf sanatının içine sıçan fotoğraf makinesi sahibi arkadaş mı, aradaki yapaylığı anlayamadan her gördüğümüzü paylaşan bizler miyiz bilemedim.

Bir süre önce birileri öldüğünde sırf marjinallik ve elit bir duruş katıyor diye profil fotoğrafını değiştirenlerden de bahsetmiştim. Bu yapmacıklığın sadece beni değil, pek çok kişiyi rahatsız ettiğini gelen tepkilerden anlamıştım.

Şu an facebook profilimde duran fotoğraf, benim küçük çaresiz facebook eylemimi simgeliyor sevgili okur. Siyah beyaz bir fotoğrafa turuncu bir saç ekleyip kendini elit sananların aslında böyle bir elitliğe sahip olduğunu gösteriyorum kendimce. Kolumda özellikle photoshop olduğu belli olsun diye az blur verdiğim proofhead dövmesini görüyorsunuz. Ama elbette normalde böyle bir dövmem yok kolumda. Ama yaptıracağım da demiyorum. Şu an için yaptırmayı da düşünmüyorum üstelik. Zira bunun kısa vadede bana problem yaratacağı görüşündeyim. Bu dövme de hayatta kendine katamadıklarını photoshop’la katmayanlara bir mesaj olarak eklendi yine kendimce.

Eylemime katılanlara, beğenenlere, ortadaki fikri açıklayan Kadir’e, yorum yapanlara teşekkür ederim :)

Kentucky’de Kova Yedik

1 Kova, 4 Bardak, 1 Lt Kola

Şişman birinin doğum gününü nasıl kutlarsınız sevgili okur? Üstelik siz de şişmansanız ve yemeğe meraklıysanız?

Uzun süredir parasızlıktan dolayı önünden bile geçemediğimiz KFC‘ye dün gittik. Merve ve Sercan‘a olan sözümüzü Sercan’ın da yaklaşan doğum gün-ü şeriflerinden mütevellit tutalım dedik Alper‘le. Tam 30 parça kanattan oluşan ve aklı olan birinin almayacağı 36,5 liralık o kovayı aldık sevgili okur.

Merve’ye 6 parça, bizlere de 8′er parça verdik ve ayrıca 5 tanede biscuit dedikleri o margarinle yapıldığını düşündüğümüz ekmeği son kırıntılarına kadar yedik. Hiç KFC’den yememiş okurlar varsa bir gün ufak bir menüsünü alıp deneyebilir. Seveceğinden eminim. KFC çok lezzetli de acayip kilo yapıyor ve pahalı bir seçenek. Zira biz Eskirock olarak hepimiz, Yıldız Lokantası 3‘te yediğimiz az çorba, az pilav ve az ciğeri hem fiyat hem de lezzet olarak inanılmaz buluyoruz. Lezzet olarak diğer tabildot lokantalarından kat kat daha iyi olduğunu düşünüyoruz.

Şimdi geriye dönüp KFC ile ilgili blogta yazdıklarıma bir baktım da epey güzel şeyler yazmışım lan. Hatırlamak isteyenler buraya tıklayabilir. Hatta o yazılardan birinde bundan önceki kova deneyimimden bahsetmişim.

Avea’da Özel Oldum!

Dün öğlen saatlerinde Avea‘dan mesaj geldi sevgili okur. Dün Avea’lı oluşumun 4. yılı şerefine tüm Avea’lılarla sınırsız konuşma hakkı elde etmişim. Hemen 9333‘ü aradım bende. Bana “hattınızda şu kadar lira bakiye bulunmaktadır. Ayrıca 5 MB internet ve 1000 dakika hediye konuşma süreniz vardır” dedi. Ben de bunun üzerine hemen tüm Avea’lı arkadaşlarımı aradım. Ancak işte şanssızlık eseri bir süre sonra şarjım bitti. Şarjım bitmeden facebook’un uygulamasını da indirdim ama ücretsiz olarak.

Bugün hattımı yine kontrol ettiğimde 496 dakikam kaldığını gördüm ve Avea bu süreyi hattımdan silmemiş. Yani bunu bir süre kullanabileceğim gibi görünüyor. Avea’yı sevmiyorum ama bu tip böyle süprizlerinden dolayı da bırakamıyorum sevgili okur. Mesela kontör montör bitince bir de bakıyorsun diğer operatörlerden 10 dakika arandığım için 5dakika her yöne arama vermiş. Öff ilaç gibi oluyor valla :)

Bundan önceki üç sene boyunca böyle bir iyiliği görmediğim Avea’yı kutluyor, çalışma hayatında da başarılar diliyorum.

Aynı Dolmuşa Binmedim Lan!

Işın kılıcım ve Alper Uğurluoğlu prodüksiyonu

Oh be. Bugün eve dönerken aynı dolmuşa binmedim sevgili okur. Yani denk gelmedi çok sevindim. Demek ki akıl sağlığım yerinde. (Anlam veremeyenler bir önceki yazıyı okuyun.) Bunu sana ispatlamak için bir video blog çektim. Evet, video blogların ilkini yapıyorum sevgili okur.

Bugün Volkan‘la konuştum. İyileşmiş Tosun, cumartesi günü babasıyla sahalara dönüyormuş inşallah.

Uzun süredir elimde biriktirdiğim DVD kapaklarını nihayet dün bastırdım ve arşivdeki yerlerini aldı yavrucaklar. Pek bir güzel oldular.

TTNet‘ten hiç memnun değilim diye saçma bir cümle kuracaktım az kalsın. Lan kim memnun ki TTNET’ten? Dolayısı ile Turkcell Superonline‘dan dün arayan o kıza bugün aramasını söyledim. Birazdan galiba olumlu cevap vereceğim. Eğer sallamıyorsa ve işin içinde bir puştluk yoksa 60 lira’ya 16 mbps’ye kadar hızlı ve 50 GB muadil kotalı bir internet bağlantım olacak. Ama dün pek çok şey havada kaldı. Bugün netleştireceğim inşallah.

Bugün eve erken geldim. Erken dediysem saat 17.00′de geldim biraz evde dinleneyim diye. Neden bilmiyorum ama epey yoruldum yav bugün. Yolda uzun süredir konuşmadığım bir arkadaşımla mesajlaştık, bir mutluluk aldı beni. Evde de yurtdışına gidecek olan Gamze ile konuştum biraz. Polonya‘ya gidecekmiş lan, süper ülke valla.

Akşam da sosyal platformlarda sosyalleştim, eşle dostla konuştum; bir yandan da Hicri Bozdağ‘ın sunduğu Rock Station‘ı dinledim. Bir yandan da defter geçirdim. Üç dört işi birden yaptım.

Bu ara yazıların tekdüzeleştiğinin farkındayım sevgili okur. İnan bu ruh halimle alakalı. Gaza getirecek şeyler de olacak zamanla biliyorum. O zamanı bekliyorum sevgili okur.

Aynı Dolmuşa Binmek

Onlarca dolmuş arasından sabah bindiğim dolmuşa akşam eve dönerken de binebiliyorsam, aynı şoförün sürdüğü yani, bu benim çok şanslı olduğumu değil; tamamen umutsuz, karamsar bir hayat sürdüğümü gösterir sevgili okur.

Karamsar bir hayat sürdüğümün daha pek çok kanıtı var. Örneğin her akşam eve dönerken bir türlü dolmuşa huzurlu olarak binemiyorum. Lan ne bileyim sanki bir yerlerde bir şey eksik kaldı gibi hissediyorum.

Kantinde, yemekhanede falan hep sağa sola bakıp gülen kahkaha atan insanlara bakıp kızıyorum. Bir acayipleştim mal oldum sanki.

Bugün uzun süren parasızlığımdan bir nebze olsun kurtuldum. Bu durum biraz mutlu etti beni. Ama üzerimdeki bu durgunluğu yine atamadım. Sevdiğim insanlara sarıldım bende çaresiz n’apıyım.

İyi oldu ama. Yani biraz kafam rahatladı. Bugün aylar sonra mesaj hakkı aldım. uzun süredir mesaj atamadığım insanlara mesaj attım. Kimisi bir an önce konuşmayı kesmek istedi, uzatmadım ben de. Kimisinin kontoru yoktu uzun uzun çaldırdı. Kimisi canıma kurban olacağını söyledi :) Mesaj atmayı özlemişim lan. Valla insan acayip rahatlıyor. Konuşmak hakikaten beni korkutmaya başlıyor lan. Bunu farkettim. Gerçi bunun böyle olması bana bir ergen sevinci yaşatmadı, sonuç olarak konuşma kabiliyetimin artması, sivrilip ön plana çıkması lazım.

Dün Savaşalp aradı, çok sevindim ve mutlu oldum. Bugün facebook’ta çok uzun süredir konuşmadığım bir arkadaşımın durumuna yorum yaptım lan biraz da korkarak. Bir de baktım ki cevap vermiş ve beğenmiş. Lannasıl sevindim anlatamam.

Sabah yine aynı şey olursa yani okula gittiğim dolmuşla eve döndüğüm dolmuş aynı olursa, ve ben bu kadar olayın hareketin içinde bunu farkedersem önümüzdeki hafta için bir psikologa gideceğim.Hayatımda hiç gitmedim, çok merak ediyorum.

Bu aralar yeni bir uğraşım var. Şu yapbozu yapmaya başladım. Ne zaman biter bilmiyorum. Ama başladım. Bir ara bu yapboz olayı ile ilgili bir yazı yazayım diyorum sevgili okur. Bu gecelik böyle bitsin. Görüşürüz.

12. Eko Okullar Koordinatör Öğretmenler Semineri’ne Katıldım

Sercan’la birlikte bu cumartesi günü 12. Eko Okullar Koordinatör Öğretmenler Semineri’ne katıldık. Bizimle ne alakası vardı diyeceksiniz, alakası şuydu ki Yard. Doç. Dr. Ozan Devrim YAY ve Prof. Dr. Cengiz TÜRE de konuşmacılar arasındaydı.

Cuma günü Ozan Hoca’dan bir davet alınca etkinlik programına baktım. Biyoloji Bölümü’nden Cengiz Hoca’nın da Karbon Borsası isimli bir sunum yapacağını gördüm. İki hocanın da sunumlarını kaçırmak olmazdı. Gitmeye karar verdim. Aynı akşam Sercan bize geldiğinde bir şekilde o da bu sunumlardan haberdar olup yanıma takıldı.

Ertesi gün saat 10.30’da Eczacılık kapısında buluşup Yeşiltepe-Şirintepe Beldeevi’ni bulmak üzere düştük yollara. Önce kaybolduk. Acayip yerlere gittik. Sonra Sercan’ın telefondaki GPS’i kullanmayı akıl edip tam da sunumlar başlarken bulduk mekânı girdik içeri.

Sercan’ın sınıftan arkadaşları da gelmişti. Bunların içerisinden Bilge isimli kızı tanıyordum ancak daha önce hiç sohbet fırsatımız olmamıştı. Gayet hoş muhabbet bir kızmış. Neyse, kısa bir ara verdiler ve aradan sonra Cengiz Hoca sunumuna başladı. Ben de sunumdan kısa notlar aldım. Çevre Mühendisliği öğrencilerinin bildiğini düşündüğüm bu notları diğer disiplinlerden okuyucular için genel kültür olması amacıyla paylaşıyorum.

  • Karbon Borsası kavramı, ekonomik anlamdaki ilgiyi çevreye dönüştürmek için oluşturulmuş.
  • Karbon Borsası’nın temeli karbon ayak izi kavramına dayanmaktadır.
  • Küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında gelecek 20 yıl içerisinde 0,4 C’lik bir artış olacağı öngörülüyormuş bu sera etkisinden dolayı.
  • Cengiz Hoca KYOTO Protokolü’nden de bahsetti ancak bence bu protokolün işlevsizliğinden de bahsetmeliydi. Amerika’nın nihayet imzalamak üzere olduğunun altını çizdi.
  • Cengiz Hoca ekolog olabilmenin şartlarını geleceği tahmin edebilmek ve modelleme yapabilmek olarak açıkladı. Ayrıca ekolojik zekayı kullanabilenlerin başarılı olacağından bahsetti.
  • Dünya’daki kirletici ülkelerin kirletmeyen ülkeler tarafından umursanmamasını Cengiz Hoca şu örneği ile eleştirdi. “Dünya bir havuz olsa, kirletici ülkeler bu havuzun bir köşesine işese, diğer ülkeler buna tepki göstermeyecek mi? Kirletici ülkelerin atmosferi ayrı değil. Hepimiz aynı atmosferi kullanıyoruz.” Bence durum bundan daha güzel açıklanamazdı.
  • Karbon Borsası’nın işlemesinin en önemli koşulu karbon ayak izi’nin belirlenmesidir.
  • Ülkelere göre salınan karbondioksit miktarları;
  1. Türkiye: 3,14 kişi/ton.yıl
  2. Amerika: 20,4 kişi/ton.yıl
  3. Almanya: 9,8 kişi/ton.yıl
  4. Yunanistan: 8,7 kişi/ton.yıl
  • Cengiz Hoca’ya göre Karbon Borsası, çevresel ve ekonomik adaleti sağlamak için oluşturulmuş.
  • Borsa’nın işleyişi karbon emisyon ticaret sistemi ile sağlanıyor. Ülkelere ve firmalara karbon kotası koyup, kullanmadıkları kotayı satabilmek imkanı sağlıyor. Gelişmekte olan ülkeler, kotalarının tamamını kullanamayacağından artanlarını satabilecekler. Bu sistemde herhangi bir yatırım bedeli yok.
  • Hoca sunumu boyunca kirleten öder prensibi üzerinden hareket etti.
    AB ve Avustralya’da Karbon piyasasına göre hareket etmek zorunluymuş. Ülkemizde de 2013’ten sonra zorunlu olacakmış.
  • Karbon yutağı denilen elemanlar doğal elemanlardır (ağaçlar ve bitkiler).
  • AB, 2003 yılında 25 ülke ve 13000 firma ile 362 milyon ton karbon üzerinden bu bor sayı oluşturmuş. Borsanın 7,2 milyar Euro’luk bir piyasa hacmi var.
  • Dünya’daki çeşitli Karbon Borsaları: AB’de Londra Borsası, Avustralya’da New South Wales Borsası, ABD’de Şikago İklim Borsası.
  • 2011’de karbon borsalarının tahmini hacmi 121 milyar Euro civarındadır.
  • Bu sisteme Cengiz Hoca bacasız sanayi diyor ve ekliyor bu bir hayal değil, senaryo değil, şu anda uygulanan bir sistem.
  • Londra Borsası’nda 1 ton karbon 20 Euro, Şikago İklim Borsası’nda 15 dolar, Japonya’da 1600 Yen.
  • Tepebaşı Belediyesi, kendi ekolojik ayak izini belirlemek üzere bir çalışma yapmış.
  • Bir ülkede, doğal bir kaynağı satarak elde edilen gelir, ülke hazinesinde gelir hanesine değil; gider hanesine yazılıyormuş. Çünkü bu kaynak artık kaybedilmiş oluyor.
  • Ülkemizde %76’lık oranla Enerji Sektörü karbon salınımı konusunda başı çekiyor. Ülkemizde 1 dolarlık üretim yapabilmek için 0,467 kg karbon salınımı yapılıyormuş.
  • Hoca karbon salınımını dengelemek için ağaç dikilmesi gerektiğinden bahsedip sunumunu “Bedavaya hiçbir şey olmuyor, çevre için de ekonomiye ihtiyaç var. Bu borsadan elde edilen gelirler çevre yatırımları için harcanabilir.” diyerek bitirdi.

Cengiz Hoca’nın sunumundan hemen sonra Ozan Hoca’nın sunumu başladı. Ozan Hoca da Matra Projesi’nden bahsetti. Gösterdiği fotoğraflarla beni taa 2. sınıftaki günlerimize götürdü. Lan ne güzel günlermiş be :) Sağolsun birkaç defa da salondakilere beni takdim etti. Mutlu oldum. Ozan Hoca sunumunda Matra’dayken ilköğretim okullarında yaptığımız eğitim çalışmaları üzerinde durdu. Hazırladığımız rehberlerden ve izlediğimiz yöntemlerden bahsetti. Yaptığımız şarkıyı ve klibi örnek verip, sınıflardan birinde şarkıyı çalarken çekilmiş bir kaç fotoğrafı gösterdi. Ozan hoca verilen süreye uyarak sunumunu bitirdi. Daha sonra yine bir ara verildi.

Sunumlardan sonra gidip hem Ozan Hoca’yı hem de Cengiz Hoca’yı tebrik ettik. Bilge, Sercan ve ben ayrılırken bir de baktık ki bizim fakültenin dekanı Tuncay Hocamız da gidiyor. Sağolsun bizi arabasına aldı ve Açıköğretim Fakültesi binasının önüne kadar bıraktı.

Orada Bilge ile vedalaştık ve Sercan’la ben sucuklu yumurta yapmak üzere Sercanlar’a doğru yollandık.

‘Diski Kullanabilmeniz İçin Önce Biçimlendirmeniz Gerekiyor’ Hatası Çözümü

Olurda birgün bu hatayı alırsanız paniklemeyin sakın. 500 GB’lık harddiskiniz hem de içi dolu video, film iken böyle bir hata almak elbette korkunç bir şey.

Şimdi bu noktada yapabileceğiniz üç şey var. Bunların her birini denedim ve hepsinden olumlu sonuç aldığım için sizlerle paylaşıyorum.

Bir gün geldiniz, bilgisayarınızı açtınız ve Windows 7 yüklü bilgisayarınıza harici diskinizi ya da hafıza kartınızı taktığınızda “Diski Kullanabilmeniz İçin Önce Biçimlendirmeniz Gerekiyor” dedi. Öncelikli olarak yapabileceğiniz şey eğer varsa komşunuzda ya da arkadaşınızda, Windows XP yüklü bir bilgisayara bu harddiski takıp denemektir. Çünkü benim de eskiden başıma geldiğinde bu hata hep aynı yöntemle hallederdim. O zamanlar netbook’um da Windows 7, evdeki masaüstünde Windows XP yüklüydü. Bu sayede harddiski ve hafıza kartını hep düzeltirdim hata denetimi yaptırıp.

Bu yöntemi denediniz ve başarılı olamadınız. Geriye iki yöntem kalıyor. Bunların hangisini önce hangisini sonra deneyeceğinize siz karar verebilirsiniz. Eğer harddiskiniz 3.5 inch ise harddiski kutusundan çıkarıp doğrudan bilgisayara bağlamayı deneyebilirsiniz. Bu şekilde de bir kere 80 GB’lık bir harddiskimi kurtardım. Ama bu yöntemi sadece 3.5 inch harddisklere uygulayabilir, 2.5 inchlerle hafıza kartlarına uygulayamazsınız elbette.

Son yöntem ise benim dün gece uygulayıp kurtarmak istediğim 20 GB verinin hepsini kurtardığım yöntem. Şansıma harddiskimin hepsi dolu değildi ve 20 GB’lık bir kısmını kurtarmam çok gerekliydi. Harddiske tıkladıkça biçimlendirmem gerektiğine dair hata aldım. Ben de önce bir başka programı denedim. Bir sonuç alamadım. Son olarak bir hamle yapıp bir plan oluşturdum. O da şöyleydi anlatıyorum.

Harddiske tıkladım ve biçimlendirmeniz lazım dedi. Biçimlendir dedim. Biçimlendirme yöntemi olarak şu aşağıdaki resimde gördüğünüz ayarları seçtim. Burada en önemli unsur harddiski “Hızlı Biçimlendirme” ile biçimlendirmek. Harddiski biçimlendirdikten sonra http://www.piriform.com/recuva/download adresinden indirebileceğimiz Recuva isimli programı açıyoruz.

Biçimlendirme Ayarları

Recuva tam da bu iş için yapılmış olan süper bir program. Az önce hızlı biçimlendirdiğimiz harddiskimizde silindiğini düşündüğümüz tüm dosyaları şimdi bu programla geri getireceğiz. Harddiski henüz biçimlendirdiğimiz için eski dosyalarımızın üzerine yeni bir şeyler kaydetmedik. Dolayısı ile bunların kurtarılabilirliği mükemmeldir. Aşağıda yine program arayüzünden resimler göreceksiniz. Bunlardaki ayarları aynen yapın ve taratmaya başlayın. Benim tarama 50 dakika sürdü sizinki harddisk boyutuna göre daha uzun ya da kısa sürebilir.

Son durumda artık kurtarmak istediklerimizi seçebiliriz. Mükemmel durumdaki dosyaları eksiksiz kurtarabilirsiniz. Ben bu yöntemle dün gece yaklaşık 20 GB’lık videonun hepsini eksiksiz kurtardım. Hemen düzenledim ve kayıpsız olarak yoluma devam ediyorum.Program ayarları içi aşağıdaki görselleri kullanın.

Sonuç olarak bu ekranda kurtılabilecek videoları görebiliyoruz (tıkla büyüsün)

Anck aklınızda olsun sevgili okur, bu tip taşınabilir harddiskler her zaman için patlamaya çatlamaya hazırlıksızdır. Siz hazırlığınızı yapıp sürekli yedekleyin dosyalarınızı.

Blog Görselleri Görünmüyor Diyenler

Bu başlığı blogda kullandığım görselleri görememekten şikayet eden okuyucularım için yazıyorum.

Bildiğiniz gibi bu blogu kendime ait bir hosting’de barındırmıyorum. Dolayısı ile fotoğraf, resim ve buna benzer içerikleri çeşitli sitelerde barındırıp bloga link ile ekliyorum. Yazılarda kullandığım görseller de buna en güzel örnekler. Blogun temasından yazılarına, kullandığım görselleri tam beş farklı görsel barındırma sitesinde ve kaynağında tutuyorum. Peki neler bu kaynaklar?

İlk olarak Anadolu Üniversitesi‘nin verdiği kişisel alanda blogun temasında yer alan sağda ve solda gördüğünüz butonlar yer alıyor. Anadolu Üniversitesi’nin ana server’ı çökmedikçe blogda bu resimler görülebiliyor. Ayrıca okulun içerisindeki internet ağından neredeyse tüm görsel saklama sitelerine giriş yapılamadığı için blogun okuldan da düzgün olarak görülebilmesi için böyle yapmaktan başka çarem yoktu. Yani sözün özü buraya yüklediğim görselleri herkes her şekilde görebilir. Çünkü kaynak .edu, yani üniversitenin alanı.

İkinci alanım da wordpress’in vermiş olduğu upload alanı. Bu alana hiç güvenmiyorum. Neden derseniz çünkü bir kere geçmişte blogum kapatılmıştı. Şimdi yine bir şey olur, kapatılır diye buraya birşey yüklemiyorum. Burada sadece blogun arka planı ve üstteki banner yer alıyor. O da açılışta hızlı yüklensin diye. Yine bu görselleri de mutlaka görebilirsiniz. Zaten eğer görseller çıkmıyorsa sayfa da çıkmıyor demektir.

Yazılarda kullandığım görselleri ilk başlarda servimg.com adresine yüklerdim. Burası kullanışı basit, az kullanıcısı olduğu için de hızlı bir sunucuydu. Ancak daha sonra okuyucular yazılarda resimler çıkmıyor diye mesajlar atmaya başlayınca ben de imageshack.us‘a geçtim. Bu ikisinin haricinde bir de imagebam.com var. Burayı da çok sayıda fotoğraf yüklerken kullanıyordum. Mesela konser fotoğrafları gibi. Ancak sonradan imageshack.us ile bunu da yapabildiğimi görünce tamamen terkettim burayı.

Şimdi gelelim fotoğrafların neden görünmediğine. Aslında fotoğraflar gayet güzel görünüyorlar. Eğer sevgili okuyucu, sen göremiyorsan bu yazıdaki görselleri, muhtemelen bilgisayarında DNS ayarı yoktur. Zira nedendir bilmiyorum, bu görsel yükleme sitelerinin hepsi engelli olduğundan eğer DNS ayarı kullanmıyorsan bunlara yüklenen fotoğraf ve resimleri göremiyorsun. Yani mesela bak bu paragrafın altında üç tane logo var. Eğer hiçbirini göremiyorsan DNS ayarın yok demektir. Sadece bu sitelere değil, yasaklı diğer sitelere de ulaşamıyorsun demektir.

Servimg.com
Imagebam.com
Imageshack.us

Peki ne olacak? Bunun çözümü yok mu? Var elbette. Bunun çözümü DNS ayarlarını değiştirip tüm bu sıkıntı ve engellerden kurtulmak. Bunu yapmayı muhtemelen biliyorsun. Bilmiyorsan çok basit. Şu aşağıdaki görsele tıklayıp büyüterek adım adım hareket ederek dns ayarını değiştirebilirsin.

DNS ayarı nasıl yapılır (tıkla büyüsün)

Şu an için benim kullandığım dns adresleri;

8.8.8.8
8.8.4.4

Mesela bak, bu görseli herkes sorunsuz görebilsin diye Anadolu Üniversitesi’nin sunucusuna yüklüyorum şimdi. Umarım bundan böyle sorunun ortadan kalkar.

Dert Tasa Sıkıntı Var

Bunların hepsi var şu ara. Calculus II vizesinden gene 40 45 beklerken 13 alarak hayata küstüm sevgili okur. Umudum da hevesim de iyice kırıldı lan. Kantine gitmek istemiyorum. Kantine gidince de hemen işimi halledip kaçıyorum laboratuvara geri. Eskiden olsa öyle mi olurdu lan, fakültenin güzel kızlarına bakardım, Erol‘la muhabbet ederdim, milletin masada bıraktığı gazeteleri dergileri okurdum. Hem kişisel gelişimime katkıda bulunur hem de o anda açık Kral TV’den piyasada dönmekte olan şarkıların kliplerini göz ucuyla izlerdim. Lan artık kimse kalmayınca kantinin mantinin de tadı olmuyor. Herkes mutlu lan, bakıyorum herkes geçmiş Calculus’u, öff başka hiçbir dertleri yok. Krallar gibiler. Bir de bana bak lan.

Red Riding Hood

Geçen gün Red Riding Hood diye bir film izledim. Kırmızı Şapkalı kız masalına epey bir boyut kazandırmışlar, cidden beğendim. Çok iyi hedef şaşırtıyorlar. Bir de dürüst olarak söylemek gerekirse filmin başından beri erkek seyircilerin %90′ının istediği şeyin filmin sonunda olması ayrı bir kayda değer noktaydı. Amanda Seyfried‘ı buradan öpüyorum lan. Çok samimiyetle öpüyorum kendisini.

Tekirdağ Köfte

Dün Sercan‘ın Tekirdağ‘ın en iyi köftecisinden getirdiği Tekirdağ köfteleri ıslattık Volkanlar’da. Volkan yoktu, daha gelmedi, onun anısına da ben gece boyunca hep matkapla oynayıp durdum. Hırvastistan maçını izledik. Kalecimizi alnından öptük. Alper de öptü. Bu arada Sabhankra‘nın Moonlight‘ı klavye ve gitar olarak çıkardık sayılır sevgili okur. Çok yakında yeni süprizlere hazır ol. Acayip olacak.

Dün Sercan’ın interneti hızlı diye biriktirdiğim dizi bölümlerini indirdim onlarda. Lan hepsini benim taşınabilir harddiske attım. Eve geldim, harddiski bilgisayara taktım ve geri zekalı “BİÇİMLENDİRMENİZ GEREKİYOR ABİ AÇMAK İÇİN” hatası verdi. Yani ayıp lan. Deli oldum. Şu anda da halen File Scavenger programı ile harddiski tarıyorum. Bakalım kurtaracam lan umarım formata gerek kalmadan.

Dediğim gibi sıkıntı çok. Ama iyi şeyler de olmuyor değil. Mesela bakalım yakın zamanda ilk ödemeyi alacağız projeden. Borcumu harcımı düzeltip rahata ereceğim. Bir de Sercan’la Merve‘ye bir sözüm var bakalım onu yapacağım. Ha bir de Alf Kırtasiye‘den bir süredir biriktirdiğim DVD kapaklarını bastıracağım.

Sivrihisar’dan tanıdığım bir arkadaşım var, Sevinç. Kendisi THY‘de aşçı olarak çalışıyor. Biniyor uçağa, Dünya’nın dört bir yanına uçuyor. Önceki akşam konuştuk biraz, nasıl mutlu oldum anlatamam. Japonya’daymış şu an. Dedim ki hemen benim koleksiyonuma bir tane Japon günlük gazetesi getir. O da sağolsun çok daha fazlasını getirmiş bugün mesaj attı. Bu beni mutlu eden bir diğer olaydı.

Geçen gün tarayıcının driver’ını bulamadığımdan bahsediyordum ya buldum onu kurdum. Şu an sistem maşallah çok kararlı sevgili okur. Bu arada şu yazımda aldığımı söylediğim mouse bozuldu. Kendi kendine kapanıyor. Gittim bugün Teknosa‘ya garantiye yolladım, bakalım neler olacak.

Çok uzun süre önce sözünü verdiğim video blog olayına başlıyorum artık. Yarın ilk videoyu Alper’le çekeceğim. Kısacık videolarla haftada bir ya da iki defa sizlere cam açacağım.

Volkan’ı, İlker‘i ve Savaşalp‘i çok özledim. Epeydir bir araya gelemiyorum bu adamlarla. Hepsine sevgiler.

Bu arada Doğa ve Çevre Kulübü olarak salı günü gittik Levent‘le dilekçeleri teslim edip resmen göreve başladık. Haydi bakalım.