Açık Öğretimden Nasıl Kayıt Silinir?

08/10/2009 at 22:45 (Faydalı Mevzular) (, )

Açık Öğretim

Herhangi bir sebepten dolayı diyelim ki Açık Öğretim kaydınızı sildirmek istiyorsunuz. Süper :)

Öncelikle kem küm etmeden o öğretim yılına ait olan harcın iki taksitini birden yatırmanız gerekiyor Vakıfbank’a. Mesela ben ilk taksiti yatırıp kitapları aldım. Daha sonra hiçbir sınava girmedim ve kaydımı sildirmek istedim. Bana ikinci taksiti yatırmadan kaydımın silinmesinin mümkün olmadığını söylediler. Almadığım hizmetin, girmediğim sınavların parasını ödedim yani.

Neyse daha sonra bulunduğunuz ildeki Açık Öğretim Bürosuna gidip kaydınızı sildirmek istediğinizi söylüyorsunuz. Size bir dilekçe örneği veriyorlar, o örneğe göre bir dilekçe hazırlayıp veriyorsunuz. Dilekçeye ek olarak pembe rekli Açık Öğretim kimliğinizi de veriyorsunuz. Sistemden borcunuz olup olmadığına bakıyorlar. Daha sonra bilgilerinizi onaylayıp kaydınızı siliyorlar. Yani herşey yolunda giderse dilekçenin yazımı da dahil 5 dakika sürüyor tüm işlem. Daha sonra size okuduğunuz bölümle hiç bir ilişkiniz kalmadığına dair bir kağıt imzalatıp veriyorlar.

Bu kadar işte :)

Bu arada ben geçen seneye ait harcın 2. taksitini daha bugün yani yeni öğretim dönemi başlamadan birkaç hafta önce yatırdım. 240 civarı olan borç faizle 273 TL olmuştu. Benim tahmin ettiğim kadar faiz yemese de biraz yemiş yani :)

Neden kaydımı sildirdim peki? Okumak istemedim çünkü. hem sildirmezsem bir sonraki dönem için de harç yatırmam gerekecekti ve borç katlanacaktı. Ve kötü haber, Açık Öğretim kayıtları eskiden yeniletmeyince siliniyordu. Ancak artık silinmiyor.

Umarım bu bilgiler işinize yarar.

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Metalciler İçin Siyah Elbise Pratiği!

11/09/2009 at 00:01 (Faydalı Mevzular) (, , , )

Ter izi

Ter izi

Yaz günü siyah tişört mü giyiyorsunuz? Hatta siyah gömlek falan da mı giyiyorsunuz? Hatta ter kokmayalım diye koltuk altı roll on’u da mı sürüyorsunuz? Ne oluyor sonuçta peki? Yıkamakla bile çıkmayan o ter izleri. İnsan vücundan çıkan o kireç beyazlığı.

İşte size ip ucu: Gömleğinizi yıkamadan önce ilgili bölgeye limon sıkın ve ovuşturun.

Sonuç: Süper lan! Tüm tişörtlerim, gömleklerim kurtuldu :)

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Media Markt E-Atık Projesi

05/08/2009 at 22:38 (Faydalı Mevzular) (, , , , , , , , , , )

Media Markt

Media Markt

Bugün Seval’le boş boş Media Markt‘ta gezerken gördüğüm bir broşür sebep oldu bu yazıyı yazmama. Sloganlarını beğenmesemde yapmaya çalıştıkları şey güzel bir olay gibi geldi bana. Adım gibi biliyorum muhakkak ki bir menfaatleri olduğunu ama olsun.

Benim de kafamı kurcalayan bir olay bu e-atık olayı. Yani artık giderek makineleşen hayatımıza paralel olarak artık çöplerimiz de giderek makineleşmeye başladı. İşte e-atık kavramı da basitçe elektronik çöp terimini karşılamak için üretilmiş. (İngilizcesi Waste Electrical and Electronic Equipment) Bu tanıma her türlü eski elektrikli eşya dahildir. Cep telefonları, buzdolapları, çamaşır makineleri, fotoğraf makineleri, bilgisayar parçaları, görüntü cihazları, televizyonlar ve daha benzer pek çok ürünün eskileri. Bunlar genelde organik çöplerle aynı konteynıra, çöp kutusuna atılır, aynı işlemlere tabi tutulurlar. Ya da çöp kutusunun yanına bırakırsınız gece gelir çingeneler at arabalarıyla toplar götürürler :) İşte Media Markt’ın yeni projesi mağazalarında bulabileceğiniz her türlü cihazın eskisini getirin, geri  dönüştürelim, ekonomimiz kazansın şeklinde duyruluyor. Evet, karşılığında yenisini vermiyorlar :)

E-atıkla ilgili hazırladıkları broşür gerçekten hoşuma gitti. Pek çok rakamlar, veriler vermişler. Ülkemizde hergün 65 bin ton çöp üretiliyormuş ve bunların %15-20’si geri kazanılabilir nitelikteymiş. Gelişmiş ülkelerde e-atıkların çöpler içerisindeki oranı %1 civarında ve 5 seneye kadar bu oranın ikiye katlaması bekleniyor.

Şimdi bu e-atıklar,  iki özelliğinden dolayı önemlidirler. Öncelikli olarak tehlikeli ve toksik maddeler içerebilirler. Özellikle bilgisayar parçalarında ve cep telefonlarında bu durum çok daha ciddi boyutlarda. E-atıkların diğer özelliği ise yüksek oranda geri dönüştürülebilir madde içermeleri. (Metal, cam, plastik vs.) E-atıklardan çıkan elementlere baktığımızda özellikle bazılarının doğada öylece kalmasının ciddi sıkıntılar yarattığını görebiliriz. Bakır, demir, plastik, alüminyum, altın, gümüş, palladium, platin, kurşun, fosfor, cıva, kadmiyum, krom, baryum ve berilyum bu elementlerdir. Bunlardan cıva beyinde hasara yol açıyor, berilyum akciğer kanserine sebep oluyor, krom ise DNA’ya zarar veriyor. Cıva bulaşması halinde bir  su kaynağı kullanılmaz hale getiriyor.

Anakart var orada bir tane!

Anakart var orada bir tane!

Yukarıda da saydığım üzere monitörler (%10), televizyonlar (%10), bilgisayar-telefon-faks-yazıcılar (%15), DVD-VCD çalarlar-radyo-ses sistemleri (%15), buzdolapları (%20), çamaşır makinesi-elektrikli süpürge-fırın-klima-kahve makinesi vs (%30) başlıca e-atıklardır.

Elektronik atıkların organik atıklarla aynı işleme tabi tutulması ortaya acayip çevre felaketleri çıkmasına sebep olur. Özellikle Uzak Asya ülkelerinde ara sıra duyuyoruz bu tip haberleri.

Media Markt’ın hazırladığı kitapçıkta bir de örnek vermiş; 14 ton eski elektronik eşyadan 1 ton bakır elde ediliyormuş. Aynı bakırı maden ocağından karşılamak için ise 1000 ton taşın işlenmesi gerekiyormuş. Kâra bak!

Sonuç olarak Media Markt, nereden almış olursanız olun; mağazalarında bulabileceğiniz her türlü cihazın eskisini getirin, geri dönüştürelim diyor. Büyük boydaki eşyalar için ise müşteri temsilcilerine danışabilirmişsiniz.

Tebrikler Medya Markt, böyle iyi bir projeyi başlattığın için!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Ankara ve Ağaçlarına Dair Bir Değerlendirme

30/06/2009 at 23:29 (Faydalı Mevzular) (, , , , , , , , , , , , )

Başkentimizin Anıtsal Ağaçları

Başkentimiz'in Anıtsal Ağaçları

Bu yazıyı Ahmet Demirtaş‘ın bize yaptığı Kent İçi Ağaçlandırma sunumundan derlediklerimle yazıyorum. Ahmet Hoca’nın Ankara’nın Anıtsal Ağaçları diye bir kitabı da var. Ahmet Hoca’nın sunumu salt bir sunumdan çok bizim sorularımızla da yönlendiği için yazı içerisinde teknik bilgilerin yanısıra uygulama yanlışlıklarına dair bilgiler de bulacaksınız. Makale şeklinde yazmak yerine notlar şeklinde yazıyorum, okuması kolay olsun diye.

:: Ağaçlar bir perde gibi kullanılarak gürültüyü kesmede kullanılabilirler. Ben bunun örneğini bizzat Mülkiyeliler Lokali’nde gördüm.

:: İğne yapraklı ağaçlar (ladin, köknar, sedir vs.), havanın kirliliğine çok duyarlıdırlar. Bunlar, yapraklarını çok geç döktükleri (8 senede) için yapraklarda bulunan stomalar kirli havanın etkisiyle tıkanır ve bir süre sonra ağaç nefes alamaz duruma gelir ve ölür. Buradan hareketle bir ağaç, yapraklarını ne kadar geç dökerse hava kirliliğinden o kadar çok etkilenir, havayı o kadar az temizleyebilir sonucunu çıkarabiliriz. Bu yüzden bu ağaçları şehir içerisinde trafiğin yoğrun olduğu yerlere dikmek mantıklı değildir. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bu tip uygulamaları çok yaygın :)

:: Sıhhıye, adının aksine, Ankara’nın en kirli havasına sahip bölgelerinden birisidir.

:: Ağaçlar meğer kışın oksijene çok ihtiyaç duyuyorlarmış! Bunlar sadece geceleri değil, kışın da sürekli solunum yapıyorlarmış. Havanın zaten kirli olduğu kış aylarında yerleşim yerlerinde ağaçların abartılı bir biçimde bulunması zaten az olan temiz havayı daha da azaltacaktır.

:: Ağaç ve ağaççıkların dikiminde bazı esaslara dikkat etmek gerekir;

Orman Ne Güzel :)

Orman Ne Güzel :)

1) Dikilen yerin topoğrafik durumu ve yükseltisi
2) Toprak yapısı
3) İklim değerleri
4) Var olan yapıların biçim ve renkleri
5) Alanın genişliği ve bakısı(Cadde, sokak ve bulvarlar için)
6) Var olan bitkiler
7) Elektrik, su, kanalizasyon vb. donatılar ile yaya kaldırımlarının durumu
8) Rüzgar ve hava kirliliği
9) Belirlediğimiz amaçlar ( Önceden yapılmış olması gereken plan)
10) Dikilecek ağaç ve ağaççıkların biyolojik ve ekolojik istekleri.
11) Dikilecek ağaç/fidanın kalitesi
12) Dikim aralıkları

:: Melih Gökçek, ilk seçildiği sene Beşevler mevkiine palmiye ve hurma ağaçları dikmiş. Kendi iklimleriyle alakasız Ankara iklimine uyum sağlayamayan ağaçların istisnasız heposi kurumuş. Bu ağaçlar yurtdışından getirildiği için milyarlarca para boşa gitmiş.

:: Ankara Gençlik Parkı, 1937′de bir bataklığa kurulmuş. Helal olsun.

:: Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kent içi ağaçlandırma politikası: “Boylu ve Formlu Ağaç Dikme Politikası” imiş. Burada, dikilen ağaçların hemen hepsi yurtdışından büyük paralar ile getiriliyor. Çok büyük bir kısmı da kuruyup ölüyor.

:: Bazen aynı türden ağaçlar bile farklı iklim koşullarında yetişemeyebilir. Buna”Orijin (köken) Etkisi” denir.

:: Ankara’nın ilk dönemlerindeki toz sorununu çözmek için dikilen ağaçlar Akasya ve Huş ağaçlarıdır. Bu ağaçların ömürleri ortalama 60 senedir. Günümüzde pek çoğunun kurumaya başlamasının bir sebebi de buymuş.

:: Leylandi Selvi ağaçlarının saksılarda yetişebileceği inancı tamamen yanlıştır. Ne olursa olsun, ağaç saksıda yetişmez. Ankara Büyükşehir Belediyesi ise inatla saksılara ağaç dikmeye devam ediyor.

:: Yurtdışından getirilen ağaçlarla çoğu zaman çeşitli mantar ve böcek hastalıkları da geliyor.

:: Ankara Belediyesi’nin Eskişehir Yolu’nda yaptığına benzer, yollarda refüjlere ağaç dikmek keyfi ve anlamı, amacı olmayan bir uygulamadır.

:: Ankara Büyükşehir Belediyesi yurtdışından çok büyük paralarla ağaçlar getiriyor. Ancak kendisine ait iki adet fidanlıkta fidan üretimi yapmıyor.

:: Ağaçların göğüs hizzasında çapları 10 cm’den büyüktür. Ağaççıkların ise 10 cm’den küçüktür. Ayrıca ağaççıkların boyu 5 m’den kısadır. Ama ağaçlar ile ağaççıklar arasındaki en büyük fark, ağaçların topraktan tek bir gövdesi çıkar; ağaççıkların ise birden fazla gövdesi çıkar.

:: Anıt Ağaçlar, yaşlı (uzun ömürlü), yaş-çap-boy değerleri bakımından kendi türlerinin alışılan ölçülerinin üzerinde olan, geçmişten günümüze bazı değerler taşıyan belirlenmiş ağaçlardır.

:: Gürgen ağacı, fazlaca nem gerektiren bir ağaç cinsidir. Göknar ve ladin yarı gölgede yetişen ağaçlardır. 20 – 30 doğrudan güneş almadan yaşayabilirler.

:: Dendroloji, ağaçbilim demektir.

:: Kavak ağaçlarının dişisi ve erkekleri vardır. Sanılanın aksine bunların pamukları alerji yapmaz. Hadi yapıyor diyelim, bunları erkek ağaçlar havaya bıraktığı için, erkek ağaçları keserek bu sorun halledilebilir. Ama dediğim gibi kavak polenleri alerji yapmaz.

:: En alerjen bitkiler buğdaygiller ve iğne yapraklılardır.

Umarım birilerinin bir şekilde işine yarar bunlar.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Konur Sokak & Ankara’da Kentleş(me)

24/06/2009 at 00:49 (Faydalı Mevzular) (, , , , , , , , , , , )

Vahşi Kentleşme

Vahşi Kentleşme

Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda biraz tereddüt ettim ama çok ilginç ve yer yer faydalı olabilecek bilgiler içerdiğinden paylaşmaya karar verdim. Bu yazı benim Erdal KURTTAŞ‘ın Konur Sokak hakkında yaptığı konuşmadan derlediğim notlardan oluşmaktadır.

:: (İki noktayı buldum) Konur Sokak ve civarındaki yayalaştırma çalışmaları 89 yılında Murat KARAYALÇIN’ın Belediye Başkanlığı döneminde başlıyor. Bu çalışmalar 40 tane mezarlık işçisine bizzat Erdal bey tarafından verilen eğitimle gerçekleştiriliyor. Proje kapsamında sokağa beton çiçeklikler, havuz, satıh kaplaması ve çeşmeler yapılıyor. Satıh kaplaması o zaman ki imkanlarla doğal küp taşlar kullanılarak yapılıyor. İlerleyen yıllarda bunlar fabrike taşlarla değiştiriliyor.

:: Bu yayalaştırma projesi tam anlamıyla gerçekleştirilemiyor. Mevcut alt yapıya (su, elektrik ve kanalizasyon sistmeleri) dokunulmuyor. Aslında bu alt yapıyı iyileştirmekten öteye geçecek bir uygulama için Galeri Sistemi denilen ve içerisinde bir kişinin rahatlıkla çalışabileceği yerin altında uzanan tüpler düşünülmüş. Ancak maliyet ve sürenin azlığı buna engel olmuş.

:: Proje iyileştirme olarak kalmış. Daha sonra bu yaptıklarının korunurluğu adına Yaya Bölgeleri Yönetmeliği‘ni çıkarmışlar Aralık 1989′da.

:: Konuşmanın bir yerinde Erdal bey kaliteyi, maliyet ve yerel yönetimin olaya bakışıyla ilişkilendirdi şaşırdım.

:: 99-04 döneminde Konur, Karanfil Sokaklarda ve Yüksel Caddesi’nde yapılan çalışma yalnızca yenilemeden ibaret olmuş. Erdal Bey, bu 5 seneyi bir kayıp olarak görüyor. Bu dönemde bütün beton malzemeler kırıldı, ağaç havuzcukları ve büyük havuz iptal edildi.

:: Havuz yapılırken projesini çizen kişi aslında havuzun yapılmamasını istememiş. Gerekçesi şuymuş; “Suyla Türk barışık değildir. O havuz çöplüğe döner.” Hakikaten de aynısı olmuş. Bunun sonucunda da çeşmeler sökülmüş. Politik afişler asılan havuzun civarı iptal edilmiş, havuz kaldırılmış.

:: İlerleyen yıllarda 3 tanesi Karanfil, 2 tanesi Yüksel ve 1 tanesi de Konur’da olmak üzere büfeler yaya yollarının üzerine konulmuş. Erdal beyin buradaki yorumu “Kentin ortasında gecekondu mantığı” çok hoşuma gitti.

Konur Sokak

Konur Sokak

:: Konur Sokak’ta 2004′e kadar dersanaler, meslek odaları ve kitabevleri yaygınmış. 2004′ten sonra yerel yönetimin bilinçli ilgisizliğiyle sokak bir işporta mekânına dönüştü. Özellikle akşam saatleri bu bir felakete dönüşüyor. Bu işportanın ardındaki güç sokağın eski haline dönmesine karşı özellikle bir direniş gösteriyor, direniyor.

:: Konur Sokak eskiden kültürel kimliğiyle öne çıkarken artık sokağa yayılmış bir ticaret anlayışıyla biliniyor.

:: Çankaya Belediyesi’nin hedefi buranın eskiden olduğu gibi kültürel kimliğiyle ön plana çıkmasını sağlamakmış. Özellikle işgal edilen yaya bölgelerini temizlemek istiyorlar.

:: Bunun için Sakarya Caddesi bölgesini örnek gösteriyorlar. Burayı basit ve ucuz önlemlerle iyileştiriyorlarmış. Burada bir Ahşap Heykel Sempozyumu düzenlemişler. İnsanlara sazlı sözlü heyetler yerine klasik müzik dinletiyorlarmış. (Bu cümle beni güldürdü) Burada belediye, esnafa ne istediğini anlatmış. Esnaf ta destek vermiş. Belediye sadece buranın değil, Kızılay kent merkezinin bütün olarak yücelmesini amaçlıyormuş. Ancak 12 metreden geniş yollar Büyükşehir Belediyesi’nin alanına girdiği için etkisiz kalıyorlarmış.

:: Şu an için Çankaya Belediyesi‘nin iyileştirme odakları; 1 numara da Sakarya Caddesi, 2 numarada da Konur Sokak’mış.

:: Bölgenin geçmiş yıllardaki profili şu şekilde: Konur’da eskiden konutlar varmış. Karanfil Sokak’ta ise zayıf ticarethaneler. Hatta bunlardan bir tanesi (fotoğrafçı) bugün hala duruyor. Burada yıpranmış konut sayısı Konur’a göre daha fazlaymış. Konur Sokak’taki ticaret sıçraması çok ani olmuş.

:: Selanik Caddesi’nin yayalaştırılamamasının tek sebebi DYP Parti Teşkilatı olmuş. Bunun sebebi makam otolarının yanaşamayacak olmasıymış. Burada şu gerçeği bir kez daha hatırladım, bu memleketin başına gelen en şanssız olay Adalet Partisi ve devamıdır.

:: Ankara kentinin ulaşım politikası aslında tüm bu aksaklık ve arızaların sebebiymiş. Burada şu ifadenin altını çizdim: Kutsal Taşıt İmparatorluğu Toplu taşıma dediğin, sağlıklı, ucuz ve konforlu olur :)

:: Kent merkezinde gözlemlenen durum artık şu: Konuttan ticarete dönüşüm.

:: Konur Sokak için öne çıkan sorunlar; dükkanların önündeki çıkıntılar, arka bahçelerindeki kapamalardır. Ayrıca bina cepheleri çok kalitesiz, tabelelalar çok göze batıyor. Bu sorunlar ve benzerleri için yapılacak çözüm tasarımları şık ve az maliyetli olmalıdır.

:: Bak bu çok ilginç işte. Ankara’nın ilk imar planı Herman Jansen adındaki Alman Şehircilik Uzmanı tarafından yapılmış. Ancak bu adamcağız Atatürk’ün ölümünden yalnızca 11 gün sonra kovulmuş. Bunu kovan zihniyet, daha sonra Selanik Caddesi’nin yayalaşmasını engelleyen ve milletvekilleri kentin en güzel noktalarında kooperatifler yapmaya başlayan zihniyetle aynı kökten geliyor.

:: Sonraları 50′lerin başında Nihat Yücel adında biri bir planlama yerine yoğunluk artışı çalışması yapıyor. İlerleyen zamanlarda özellikle kent merkezinde artan yoğunlaşma tamamen burada belirginleşmeye başlayan bir sermaye birikimi ile alakalıdır.

:: Kat Rejimi Planları; bugün etrafımızı saran binaların klavuz planıdır. 80′lerde Yık-Yenile Politikası popülerleşmeye başlıyor. 90′larda bu önüne geçilemez bir hale geliyor.

:: Murat Karayalçın döneminden sonra kent, bütün bir mekanizma olmaktan çıkarılıp parçalarına ayrıldı. Her parça ticaret, işletme mekanlarına dönüştü. Ankara artık iyiden iyiye sosyal ve kültürel bir şehir olmaktan çıktı. Kentli olmak profili artık ters yönde işlemeye, gerilemeye başladı.

:: Bu noktada şu unutulmamalıdır: Şehir, kültürel ve politik bir oluşumdur şüphesiz. Bizim sormamız gereken soru ve amacımız burada insana dair neyi kurtarabiliriz olmalıdır.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Mühendislik Etiği Konferansı ve Sonrasında Olanlar

24/05/2009 at 19:59 (Faydalı Mevzular) (, , , , , , , , , )

15 Mayıs’ta oldu bu konferans. Düşüncesizlik edip yazmayı unuttum. Dün konferensta tuttuğum notları bulunca yazayım dedim. Konferansın tam adı da yanlış hatırlamıyorsam “Mühendislik ve Çevre Etiği” idi. Hayatımda izlediğim en dopdolu konferanslardan birisiydi. Tamam, itiraf ediyorum başlarında çok sıkıldım. Ama sonlara doğru özellikle mühendislik etiği işin içine girince epey eğlenceli oldu. Konferansı veren hoca, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Çevre Mühendisliği mesleğinin Türkiye’de ki peygamberlerinden (bana göre tabiki :) ) Prof. Dr. Ayşen Müezzinoğlu. Kendisi yıllarını (30 sene) bu işe adamış. Derslerde etik ile ilgili pek fazla şey göremiyoruz. O yüzden bu konferans çok iyi oldu. Hele ki böyle bir hocadan çok daha iyi oldu. Mühendislik okuduğum için sevindiğim anlardan birisi oldu. Ben genelde şikayet ederim çünkü :) Şimdi not düştüğüm, ilgimi çeken bazı başlıkları aktarayım;

:: “Mühendis, toplumun sağlık, güvenlik ve refahını her şeyden üstün tutar.” Bu cümle çok hoşuma gitti. Ayrıca hocanın insanlık tarihini anlatırken mühendislikle ilgili verdiği örneklere bayıldım. Bir tanesi; “İnsanlar giyinmeye ihtiyaç duymuşlar ve tekstil mühendisliği ortaya çıkmış.”

:: Mühendislik etiği denen kavramın Dünya’daki ilk hocalarından birisi Aarne Vesilind. Ayşen Hoca da Vesilind ile görüşmüş.

:: Hukuk ve mühendislik etiğinin başlangıcı kabul edilen olay 1972′de patlak veren ve A.B.D. Başkanı Nixon‘u istifa etmek zorunda bırakan Watergate Skandalı. Detaylı bilgi için tıklayın.

:: 1974 yılında olan ve havacılık tarihine DC10 Faciası olarak geçen ve 346 kişinin öldüğü uçak kazası da yine mühendislik etiği tartışmalarını başlatan bir olay. Verdiğim linkten detayları okuyunca anlayacaksınız ki tüm sorumluluk gerçekten uçağı yapan mühendislerde. Bilmeyenler için uçak THY‘ye ait ve ölenlerin çoğu Türk. Detaylı bilgi için tıklayın.

:: Tıp Etiği’nin başlangıcı olarakta 1960′lı yıllar kabul ediliyor.

:: Çevre Mühendisliği ile ilgili bu madde. Atık üretimi, doğrudan kişi başına milli hasıla ile ilgiliymiş.

Ayşen Hoca bizlere ilerdeki iş hayatımızda etikten vazgeçmememizi ve patronu dinlemememizi öğütledi :) Benim konferanstan çıkardığım kadarıyla ülkemizde ve hatta dünyada çevre konusunda sözü söyleyenler, çevrenin ne kadar kirletileceğine karar verenler maalesef üniversiteler; bu işe yıllarını ve hayatlarını adayan insanlar değil, politikacılar ve bürokratlar. Konferanstan zonra aklımda kalan belki de en kötü farkındalık bu oldu. Yani biz mühendis olarak bir şeyi ne kadar doğru yaparsak yapalım, o şeyin toplamda ne kadar doğru olacağına maalesef patronlar veya politikacılar karar veriyor.

Konferansta ayrıca bir de ayıp yaşadık. İmzasını atan bazı arkadaşlar Ayşen Hoca konuştuğu halde kalkıp gittiler. Konferasın sonlarına doğru salon iyice boşaldı. Belki dersleri vardı ama benim de vardı ve sonuna kadar bekledim. (Hatta laboratuvara 15 dakika geç kaldım.) Erdem Hoca da tabi ki inanılmaz kızdı ve derste bunun cezasız kalmayacağını söyledi. Korkum, bu durumun final sınavına yansıyacağı yönünde ya, hadi bakalım.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Bahar Alerjim ve Nasacort AQ

24/05/2009 at 00:09 (Faydalı Mevzular) (, , , , , , , , )

Nasacort AQ

Nasacort AQ

Beni yakından tanıyanların bileceği üzere başımın belası bir bahar alerjisine sahibim. Her yılın bahar aylarında başlayıp yazın ilk dönemlerine kadar devam eden, beni salya sümük içerisinde bırakan, seri hapşırıklara boğan, gözlerimi kaşındırıp kanlandıran lanet bir rahatsızlık bu. Tıp dilinde adı: Allergic Rhinitis. İnsana gerçekten azap veriyor. Bu yazıyı yazma sebebim de olurda aranızda benzer olayları yaşayan ama bir anlam veremeyenler olursa ne yapacağını bilsin diyedir. Öncelikle bu derdin en büyük çaresi hiç şüphesiz doktora gitmektir. Mevsim dengeleri iyice bozulduğundan bitkilerin özellikle yeşil alanlarda ağaçların vs. ne zaman polenlerini bırakacağını kestiremiyorsunuz. Örnek verecek olursak, geçen sene nisan 20 de başlayan alerjim bu sene mayısın 15′inde kendini hatırlattı. Yıllardır türlü türlü ilaç kullandım. Bunlar genelde bir alerji hapı ve bir burun spreyi olur. Burun spreyleri; Nasacort AQ, Flixonase ve Nasonex markalı spreyler. Bunlardan benim en iyi verim aldığım Nasacort’tur. Sprey gerçekten çok etkilidir. Benim gibi aynı sorunu yaşayan pek çok arkadaşım da bunu onaylamaktadır.  Alerji hapı olarak bir sürü ürün olduğundan, doktorlar her sene farklı bir şey yazıyorlar. Şu an ben Nasonex kullanıyorum. Geçen gün Mavi Hastane’nin KBB’sine gittim ve doktor Nasonex yazdı. Bu da fena değil gibi. Ama Flixonase özellikle dayanılmaz kokusu ile çok iyi olmayan bir sprey. Ben memnun kalmadım.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Star-Trek Karakteri Yapın

16/05/2009 at 13:49 (Faydalı Mevzular) (, , )

Bana Nasıl da Benziyor :)

Bana Nasıl da Benziyor :)

Şu sıralar mutlaka görmüşsünüzdür fragmanını zaten Star Trek’in. Geçenlerde bir blogda gezerken görmüştüm. Acayip hoşuma gitti, bende yapayım dedim. Bir siteye fotoğrafınızı yüklüyorsunuz, 3 boyutlu animasyonunuzu yapıyor. Hemde baya sağlam yapıyor. Benim ki bana pek benzemedi ama olsun. Sizin ki benzer. Ayrıca bu arkadaşı konuşturabiliyorsunuz. Bende denedim, baya ciddi mesajlar verdim karakterim aracılığıyla. Şimdi merak ettiniz değil mi:)

Tıklayın bakalım.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Bu Ne Pislik Lan!

25/04/2009 at 17:23 (Faydalı Mevzular) (, , , , , , , , , , )

Yavrukuş, Burcu ve Sercan’a atfen :)

Koka Kola

Koka Kola

Lan bu hafta içinde 2. defa böyle bir mail alınca, yazmaya

KFC

KFC

karar verdim bu başlığı. Severek yediğimiz içtiğimiz herşeyin pislikten ibaret olduğu gerçeği midemi bulandırdı yeminle. Lan içimden diyorum lan n’olur gerçek olmasın diye. Birazdan görecekleriniz midenizi bulandırabilir. Ya da “Yaa, ben demiştim valla” diyebilirsiniz.

KFC ve Coca Cola malum sevdiğimiz olaylar. Coca Cola hakkında zaten yıllardır söylentiler vardı içerisindeki pisliğe dair. KFC‘nin ise özellikle ‘Fried Chicken’ durumu, yani yağda kızartılması olayı sağlık açısından zararlı olarak biliniyordu. Ama şu sıralar ortalıkta dolaşan iki mail bunun bizim düşündüğümüzün biraz daha üzerinde olduğunu ortaya koydu. Gerçi doğrulukları şüpheli. Umarım doğru değillerdir hatta. Önce Coca Cola ile başlayayım;

Cochinecal Böceği

Cochineal Böceği

Coca Cola’nın özütü COCHINEAL diye bilinen bir

Kurutulmuş Böcek

Kurutulmuş Böcek

böcüğün ezilmesiyle elde edilen sıvıymış. Bu böcek Meksika’da kaktüslere yapışarak parazit olarak yaşarmış. Bunu Meksika köylüleri toplayıp kola fabrikasına satarmış. Bunların ezilmesiyle çıkan sudan Karmin diye bir boya pigmenti elde edilirmiş. Köylüler bunu ataları olan Aztekler’den kalan bir gelenek olarak yaparmış ve boyayı ip boyamada kullanırlarmış. Ama bu Coca Cola, bunu kolaya renk vermesi için kullanıyormuş. Bu böcek suyu, çok farklı bir tada sahipmiş ve içen insanı rahatlatırmış. Evet, tahmin ettiğiniz üzere uyuşturucu özelliği varmış. Bağımlılık

Kaktüs Üzerinde Böcekler

Kaktüs Üzerinde Böcekler

yaratıyormuş ve uzun vadede insanı içten içe çürütüyormuş. Hani hep derler ya, kırmızı etin

Lavralar

Larvalar

üzerine kola dök. Ne olduğuna bak diye. İşte bu olay.  Ya böyle işte. Eğer bu yazanlar doğruysa yıllardır içtiğimiz kola bizim ağzımıza hafiften … Lan zaten çoğu ülkede artık ilkokullarda falan yasaklanmış kola. Bana gelen mailin devamında daha da iğrenç bir iddia vardı da, artık onu buraya yazmayacağım.

KFC Yaratığı

KFC Yaratığı

İkinci olarak KFC’ye geleyim. Şimdi benim

KFC Yaratığı

KFC Yaratığı

yıllardır duyduğum, ki bunda KFC bir süre çalışan kuzenimin de etkisi var, bu KFC tavukların genetiği ile oynayıp çift kanatları tavuklar üretiyormuş. Böylece üretimin miktarı artıyormuş. Bu biraz uçuk bir teoriydi belki de ama gelen mailde gördüklerim buna çok yakın görüntüler olunca inanmaya başladım. Kentaki, bu tavukların genetiği ile oynayıp yani bir yaratık üretmiş. Bunun kemikleri ince, eti bol oluyormuş. Ayrıca tüyleri olmadığı için de daha kolay hazırlanıyormuş. Lan çok inandırıcı geldi bana. Yani bu yeni ürettikleri yaratık o kadar iğrenç ki, bir daha KFC’ye gidebilir miyim bilmiyorum yav. Halbuki nasıl da severdim Extreme Menü’sünü be.

Evet, iki teoriyi de okudunuz. Lan inşallah ikisi de yalandır, iftiradır. Samimi söylüyorum midem bulandı be. Televizyonlar falan bunu yayınlamamışlar. Çünkü Coca Cola’nın ve KFC’nin inanılmaz bir reklam bütçesi varmış. 20 – 30 saniyelik reklamlara inanılmaz ücretler ödüyorlarmış. Kim böyle bir paydan vazgeçmek ister ki? Şimdi bu ürünleri artık yemeyin falan demeyeceğim. Bu size kalmış. Ama biraz daha dikkatle yaklaşın derim. Sorun mesela KFC’ye falan nasıl bir üretimleri varmış diye.

Karar Sizin :)

Karar Sizin :)


Bu yazıyı istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz fakat yayınladığınız yerde bu
sayfanın linkini vermek zorundasınız. Vermemeniz durumunda ayıp edersiniz. Ayrıca
emek hırsızlığı da yapmış olursunuz değil mi? Bu kadar tantanaya gerek kalmadan
siz en iyisi kaynak olarak buraya link verin kurtulun, rahat rahat yayınlayın.
Aklınıza bir şey takılırsa buraya tıklayıp bana ulaşın. 

Kalıcı Bağlantı 4 Yorum

Zilimi Yaptırdım :)

30/03/2009 at 20:21 (Faydalı Mevzular, Kategorisiz, Öylesine) (, , , , , )

Mikrotek Kaynak

Mikrotek Kaynak

Evet, bir süre önce “Küfür ettim çünkü;” kısmında da yazdığım çatlayan Crash zilimi tamir ettirdim. Bu noktada Selma’ya inanılmaz bir minnet borcum var. Sağolsun hem İstanbul’a götürdü hem de tamir ettirip getirdi. Bir tanıdığı yapıyormuş bu kaynak işini. Daha önce de hihat zilimi tamir etmişti. Ben kapattılar sanıyordum. Hatta uzun süre Eskişehir’de aradım nerede yaptırsam diye ama Selma sağolsun halletti yine. Ben de belki ufakta olsa bir yardımım olur diye yaptırdığım yerin reklamını koyuyorum bak. Ziliniz miliniz çatlar bir şey olur, çok temiz yapıyorlar yeminle. Atom Kaynağı yapıyormuş. Ya da buna benzer bir şeydi. Ama çok kaliteli oluyor ve zilin sesini bozmuyor.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Next page »