Yine, Yeni, Yeniden Bursa’dayım!

28/07/2009 at 20:01 (Gezdim Gördüm Yazdım) (, , , , )

Evet, yine şok bir kararla son dakikada Bursa’ya gittim. Ancak bu sefer yalnız değildim, ailecek gittik bizim arabayla. Planımız, tercih zamanı yaklaşan kardeşimi bir süredir bulunduğu Bursa’dan dayımın yanından alıp eve getirmekti. Hem bu sayede annemler kuzenin yeni doğmuş kızını ve dayımgili de göreceklerdi. Süper olacaktı yani. Oldu da :) Cumartesi akşama doğru Bursa sınırlarına girdik. Bu arada şunu da ek bilgi vereyim, meğer cumartesi günü 2009′un en sıcak günüymüş :) Bursa’da dayımlar her zamanki geleneklerini bozmadan bizi yine planladığımızdan bir gün sonra dönmeye ikna ettiler. Dayımın bu yeteneği beni oldum olası büyülemiştir zaten :) Cumartesiden pazartesiye süper bir ziyaret oldu. Kuzenimle önceki Bursa ziyaretimde gittiğimiz, ancak tadına bir türlü doyamadığım Saklıkent‘te tekrar gittik. Her neyse sevgili okur, işte bu iki günlük ziyaret sebebi ile blogtan epeydir uzak kaldım. Bir de bir önceki yazımda 3. sıradaki yorumu yapan herif cidden beni acı acı düşündürdü. Yani benim anlatmak istediğim şeyin o kadar dışında bir tepki vermiş ki şaşırdım kaldım lan. Neyse, öyle işte.

Farkettim ki bu Bursa’yı seviyorum arkadaş. Eskişehir’den sonra en çok Bursa’yı seviyorum hatta :) Kuzenimin küçük kızı Sude’yi buradan öpüyorum çok içimden geldi.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Şok Bursa Ziyareti!

12/07/2009 at 13:02 (Gezdim Gördüm Yazdım) (, , , , , , , )

Hayatımda verdiğim en acil kararlardan birisi oldu bu. Cuma gecesi saat 22:05′te bilgisayar başında otururken Bursa’dan kuzenim aradı. Telefonu kapattığımda Bursa‘ya gitmeye ikna olmuştum. Hemen hazırlanıp evden çıktım ve 23:00′teki Kamil Koç Bursa arabasına 22:59:50′de biletimi aldım, 15 liraya. Tam 10 saniye kala :) Otobüs yaklaşık 2 saat 25 dakikaya Bursa’ya gitti. Kuzenim Ferhat ve eşi sağolsunlar gece saat 2′ye yaklaşırken beni almaya geldiler.

Gecenin bu köründe gitmiş olmam zaten yeteri kadar ilginçti. Yolda bir de Vodafone‘da çalışan bir baz istasyonu teknisyeni ile tanıştım, Enes. Bu yüzden yol o kadar da uzun gelmedi. Enes’in iddiasına göre baz istasyonları insana bizim bildiğimiz kadar zarar vermiyormuş. Zira zaten yüksekte oldukları için insanları görmüyormuş. Dolayısıyla parklarda vs olmasının bire sakıncası yokmuş. Ancak şöyle bir şeyde ekledi, ne kadar doğrudur bilemem tabi, bu baz istasyonlarının kullandığı çanağın önünde çiğ eti 15 dakika tutmak eti pişiriyormuş. Aklım karıştı tabiki. Ama gece gece kafa yormadım.

Sabah ilk iş olarak kuzenimin, yeni doğan kızının vermiş olduğu babalık gazıyla açtığı fabrikaya gittik. Kuzen küçük bir tekstil atölyesi ile işe başladı. Şimdi biraz da riske girip en yakın arkadaşıyla ortaklaşa bu fabrikayı açmışlar. Valla gittim gördüm mekan güzel. İnşallah hayırlı olur.

Süper oldu valla :)

Süper oldu valla :)

Şimdi geliyoruz ziyaretim benimle ilgili kısmına. Uzun süredir kafamda bir kamuflaj alıp bunu hem kapri hem de pantolon olarak kullanma fikri vardı. İşte bu isteğime Bursa’da nail oldum :) Eskişehir’de Esnaf Sarayı‘ndan 25 liraya aldığım pantolonu kuzenimle çalışan bir tekstil ustasının yardımıyla çok amaçlı bir hale dönüştürdüm. Hatta bu yazıyı yazarken de o kapri hala üzerimde. Gerçi şimdi çıkarıp fotoğrafını çekeceğim buraya koymak için.

Kamuflaj işini halletikten sonra abimin birlikte iş yaptığı bir bayana gittik. Bu bayan nakış işi ile uğraşıyor ve askeriyeye rütbe dikiyor. Deposuna girdiğimde çıldırmak üzereydim! Yer gök kamuflaj kumaşları kaynıyordu :D Özel ilgimden bahsedince sağolsun aşağı yukarı her renkten bir parça verdi. Ayrıca bir toptan da bir pantolon çıkacak kadar kesti verdi. İhya oldum Allah canımı alsın ki! Bizim dükkana dönene kadar dua ettim lan hayrına valla bak.

Öğlenden sonra Kestel ilçesinin ücra bir köyüne gittik. Köyde kimse yoktu lan! Orada bir adamla bazı resmi işleri (imza, kontrat vs) halletti kuzenim. Daha sonra o dağ yolundan sallana sallana, mahvolarak, suyumuz sıkılarak geri döndük Bursa’ya. Akşamı da bu yorgunluk sardı valla. Gece erkenden uyudum. Sabahına da saat 08:00′de bindim geldim güzel Eskişehir’ime :) Oh be! Akşama da Chaos Fest 4‘te gideceğim Savaş’la :) Aha bu da biletim:

Chaos Fest IV - Death Metal

Chaos Fest IV - Death Metal

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Ankara Kalesi Gezisi ve Ankara Mimarisi İncelemeleri

06/07/2009 at 22:10 (Gezdim Gördüm Yazdım) (, , , , , , , , , , , )

Tablet Pozu

Tablet Pozu

Bu yazıyı yazmak inanın zor olacak. Zira Yeşim Hoca mekanlar hakkında bilgiler verirken biz de kameraya kaydettik. Ancak o kamera kayıtları henüz elime ulaşmadı. O yüzden bende bu gezi ile ilgili bir albüm oluşturdum.

“Ankara Kalesi Gezisi” albümüne bakmak için buraya tıklayın!

:: Türk Milleti olarak “ziyan etmeme” politikasını cidden çok seviyormuşuz :) Bu ziyan etmeme olayından kastım şu: Kalede bir kaç tane cami var. Zamanın Türk ustaları tutmuş, artık kiliseden mi neredense bütün heykelleri, tabletleri sök, caminin duvarında kullan :) (Örnekler 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7)

:: Kaleden çıktıktan sonra aşağıya bir yerlere gözleme yemeye gittik. Orada hayatımın en iyi gözlemelerinden birisini yedim. Buranın bir güzel yanıda benim için bir cennet olması! Zira pek çok koleksiyoncu ve plakçı vardı bu enterasan yerde :) (Örnekler 1, 2, 3)

İçerisinde olduğum tek kare!

İçerisinde olduğum tek kare!

:: Dikilitaş özellikle ilgimi çekti. Üzerinde bir leylek yuvasının bulunması ve yapılış amacı süper :) Bu kentte epey Roma kalıntıları var. Bir de yol var Romalılar döneminden kalan. Peki biz ne yapmışız? Üzerine alışveriş merkezi yapmışız, yaa :) (Örnek 1, 2)

:: İlk Meclis Binası hiç beklediğim gibi çıkmadı lan. Ne biliyim insan bir düşünüyor, sonuçta Cumhuriyet’in ilk meclisi falan. Adam en azından sağında solunda askerler falan bekliyor bakınca ama yok. Hatta demeseler burası da ilk meclis diye, hayatta farketmezdim.

:: Ama İkinci Meclis Binası ilkine göre on numara! Cidden süper duruyor, böyle şaaşaalı şaaşaalı :) (Örnekler 1, 2)

:: Ankara’da konak yokmuş arkadaşlar. Bugün bilmem ne oğlu konağı, ne ağa konağı diye gösterdiklerinin hepsi çakma! Evet, Ankara’da konak türü mesken yokmuş.

:: Bu Ankara Kalesi’nde ne kadar çok çingene var lan! Sonradan Çin Çin Mahallesi‘ninde olay yerine yakın olduğunu görünce anladım durumu. Kısa bir süre kendimi Hindistan’da hissettim.

:: Ankara Kalesi’nde hediyelik eşyalar acayip pahalı. Haberiniz olsun.

:: Kalenin dışında Rahmi Koç Müzesi var ama nedense gezmedik yav. Orada kapının önünde tamamı demirden yapılma bir traktör var, süper. Abi ne varsa eskide var zaten :) (Örnekler 1, 2, 3)

:: Kentin içine indikçe pek çok yerde halen daha eski mimarinin özelliklerini taşıyan binalarla karşılaştık. Yanlış hatırlamıyorsam Erzurum Otel’i diye bir yer vardı. Şekli falan çok iyi ama maalesef kötü yola düşmüş…

:: Pek çok yerde pek çok başarısız restorasyon çalışması gördüm. Bir tanesinde pencerelere çift cam takmışlar :) (Örnek 1)

:: Keşke bizim apartmanda da şöyle bir kapı olsa be! (Örnek 1)

:: Kale girişinin hemen üstündeki bu kirişte yapılan sağlamlaştırma beni ürküttü, bir an üstüme düşse ne olur diye düşündüm. (Örnek 1, 2)

:: Ankara Kalesi, fantastik bir film çevirmek için fena bir yer değil :) Ayrıca acayip bir Hint Mahallesi havası var.

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Bursa Çıkarması

20/06/2009 at 21:03 (Gezdim Gördüm Yazdım) (, , , , , , , , , )

Bu yaz ki 7 günlük tatilimin 4 gününü Bursa’da oturan dayımlarla geçirmek istediğimden dolayı geçtiğimiz salı günü Bursa’ya gittim. Takip eden okur zaten hatırlayacaktır.

Bu sefer ki Bursa gezim diğerlerine oranla daha bir dolu geçti be:) Aileye yeni bir birey daha katıldı :) Kuzenimin bir kızı oldu, adı Sude Gül. 4 günlük ziyaretimin büyük kısmı Sude Gül’ü sevmek ve izlemekle geçti. Daha 5 günlük bir bebeği öpmek pek doğru olmayacağından uzaktan uzağa dakikalarca izlemek yeterli geliyor. Kuzenin dükkanına bir de ses sistemi yaptım. Lan altından kalkamam falan dedim ama yaptım be. İyi de oldu hani. Artık geleneğe dönüştüğünden “Hadi Mesut hazır geldin, bir de format atıver benim makineye” dedi. Ben de uzun süredir denemek istediğim özel bir Windows XP sürümünü kurdum. Birkaç hata dışında iyi yapmış elemanlar.

2003te 596 yaşındaymış.

2003'te 596 yaşındaymış.

3. günün akşamı kuzen ve arkadaşları ile Tarihi Çınaraltı diye bilinen bir yere gittik. Burada ki 600 yaşındaki çınar ağacının altında çay içtik. Ağaç devasa! Uzun süre acaba bu ağacın kökü cehenneme uzanmış mıdır diye geyik yaptık. Benim kuzen, acaba bunun bir dalından kaç tane kürdan çıkar diye derin(!) hesaplara girince kalktık :) Bu arada burada çayı demlikle getiriyorlar, o süper bak. Bir demlik 7 TL. Yüksekçe bir yer olduğu için püfür püfür valla. İnsan keyif alıyor.

Dalların kalınlığı ortalama bir ağaca eşit

Dalların kalınlığı ortalama bir ağaca eşit

Cidden kalın bir ağaç

Cidden kalın bir ağaç

Baya kalın...

Baya kalın...

Detaylı bilgi yazıyor ama okunmuyor

Detaylı bilgi yazıyor ama okunmuyor

Ben - Kuzenim - İsmail Abi

Ben - Kuzenim - İsmail Abi

Daha sonra Uludağ’a biraz daha tırmanıp araçla “Saklıkent Kafe” diye acayip

Armutlar ve üzerine oturdukları

Armutlar ve üzerine oturdukları :)

yüksekte ama acayip te havalı bir mekana gittik. Çimlerin üzerinde armutlarda oturuyorsunuz. Bursa aşağıda uzanıyor. Hava estiği için garsonlar çaydan önce battaniye veriyor :) Burada da birer çay içtik. Yalnız ben çayı döktüğümden pek birşey anlamadım, o kötü oldu.

Yüksek çözünürlük Bursa manzarası

Yüksek çözünürlük Bursa manzarası

Yüksek çözünürlük Proofhead manzarası

Yüksek çözünürlük Proofhead manzarası

Günbatımı

Günbatımı

Dağ havası inanılmazdı. O gece bebek falan da ağlamış ama öyle bir uyumuşuz ki kuzenle ikimizde duymamışız. Bursa’ya bir sonraki gidişimde de kesin gideceğim her iki mekana da. Sizinde yolunuz düşerse uğrayın.

Daha sonra son gece de ayıptır söylemesi dayımların yeni evin terasında bir mangal yaktık. O da süper eğlenceli oldu. Bu sabah ta erkenden çıktım geldim Eskişehir’e.

NOT: Şimdi Alper’den mesaj geldi Bursa’da neden beni aramadın, ayıp ettin diye. Brocuğum Allah belamı versin ki vakit olmadı kardeşim. Burada yazdığım gün hariç Panayır’da kaldım hep. Bebeğin yeni doğmasından ve kuzenimin de işte olmasından dolayı evde bulunmam gerekti hep.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Bursa’dan Geldim

20/02/2009 at 12:30 (Gezdim Gördüm Yazdım) (, , , , , , , , )

Az önce odaya girdim ve hemen yazıma başlıyorum. Güzel bir tatil oldu. Tabii, birkaç can sıkıcı olay da olmadı değil hani. Başlıklar halinde anlatmak daha keyifli olur herhalde;
:: Otobüste Önümde Sevişen Çift: Lan giderken oldu bu! Mezitler diye bir yer var. Baya baya öpüşmeye başladılar. Muhtemelen herif öpüşmektende fazlasını yapıyordu da ben görmedim. O değil, kızla göz göze geldik!

:: Kuzenimin Satışı ve Bursa Keşifleri: Sözde bana sinirlenen kuzenim tarafından Bursa’nın göbeğinde terkedildim! Bende Alper’i aradım; akşama kadar takıldık, eğlendik. Baya da süper oldu. Sonra gece dayımlara geçmem gerekti. Bu sayede bu metro olayını falan epey bir çözdüm :) Kolaymış yani. Haa bak lan unutuyordum, Alper’e bir teşekkür borcum var. Uzun bir süre sonra midye yedim sayesinde :)

:: Hasta Oldum!:
Olacağı buydu, hasta da oldum! Bir gün yattım. Önce kuzenin dikim atölyesinde kumaş tozundan hapşırmaya başladım. Ertesi gün acayip bir kırgınlık ve baş ağrısı ile uyandım. Şansa bak.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Proofhead Bursa Yolunda

20/02/2009 at 12:28 (Gezdim Gördüm Yazdım) (, , , )

Lan daha dün Sivrihisar’dan geldim. Bu sefer de rotayı Bursa’ya çevirdik :) Hadi bakalım. Muhtemelen yarına kadar ölmeyeceğimden yarın öğlene kadar Bursa arabasına binmiş olmayı ümit ediyorum. Hadi bakalım. Eğer denk gelirse daha önce de binmiş olduğum Kamil Koç’un RaHat arabalarına bineceğim. Bu sefer 20 yıllık geleneği bozup önce amcamlara gideceğim. Eğer planlarımız tutarsa kuzenim garajdan alacak beni; bakalım neler olacak. Lan o değilde bir yerden çok komik bir de tehdit geldi. Dur bakalım sonu ne olacak, merakla ve korkarak (!) bekliyorum :) Bursa’daki diğer kuzenim, abim Ferhat ta yeni bir iş yeri açtı. Ona sözüm vardı logo için. Şimdi bir yandan da onunla uğraşıyorum. Bu arada ders seçimleri yaklaşıyor; inan daha ne yapacağım, ne seçeceğim bilmiyorum. Hadi bakalım hayırlısı diyelim. Neyse, Bursa’da olduğum süre içerisinde internet bağlantısı bulamayacağım gibi geliyor. O yüzden ben ortalama bir hafta kadar uzaklaşmış olacağım. O zamana kadar kendinize iyi bakın ;)

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Samsun Gezim

12/02/2009 at 20:03 (Deneyimler & Projeler, Gezdim Gördüm Yazdım) (, , , , , , , )

Bu yazıyı 11fenalemi.com daki günlüğüm için yazmıştım ama orada yayınladığım versiyonu bu kadar detaylı olmadı. Torpillisiniz lan, hadi hadi :)
Hayatımda ilk defa Samsun’a gideceğimden ve bunu okulla yapacağımdan dolayı heyecanım olağanüstü seviyedeydi.
18 Mayıs’ta saat 18:00 de Yunus Emre Kampüsü’nün önünde toplanmamız gerektiğini bizim adımızı geziye yazdıran ancak daha sonra kendisi gelmekten vazgeçen arkadaşım Pelin’den öğrendim. Bana grup sorumlumuz Necla isminde bir arkadaşın telefonunu verdi. Neyse, Gümrah (ben Bülent diyorum sinir oluyor, Didem ve Canan’ım) verilen saatte belirtilen yerde olmamıza rağmen henüz otobüslerden haber yoktu. Sevgili okur ben o esnada heyecandan saate bakmayı unuttuğumdan saatin kaç olduğunu hatırlamıyorum, kızmayın:)
Otobüs numaramız 7 imiş. Necla’yı aradığımda gayet tatlı bir sesle bekleyin dedi. Neyse saat 7:30 civarıydı galiba, otobüse bindik ve şaşılacak şekilde istediğimiz yerde oturabilme fırsatımız ile oldu :) Neyse, kaç numaraydı hatırlamıyorum, koridor tarafından nefret etmeme rağmen cam kenarını Cananıma verdim. Bu arada Alperler de 12 numaralı Mühendislik Fakültesi otobüsüne binmişlerdi Selma ile. Söylemeyi unuttum, ben Fen Fakültesi otobüsüyle gidiyordum. Zira, kaydettiren arkadaş Fen Fakültesi’nde olduğu için. Her neyse, saat 8:10 civarı çıktık okulun önünden. Her otobüs sebebini anlayamadığım bir şekilde 10 ar dakika, hatta 20, arayla çıktı. Biz topluca gidilir diye tahmin ediyorduk. Neyse, Saat 22:00 ye yaklaşıyordu ki, bizim otobüsler Sivrihisar’ı geçti. Caner’in amcasının Alabalık Tesisleri’nin oradaki köprüden geri dönüp önce TŞOF’a girir gibi yaptı, sonra saçmaladı, geri döndü gitti eski Tempo (yeni adını bilmiyorum) tesislerine girdi. Biz sövüyoruz tabii. Neyse, ben hemen tuvalete girdim. Çıkarken de para vermedim :D Bizim Gümrah gitti, gözleme yaptırdı. Hayatımda yediğim en dandik gözlemelerdi bunlar. Aha işte onlar. Bu da ben ve Bülent. Neyse, ister inanın ister inanmayın, saat gece 01:00 e kadar orada kaldık. Tam 4 saat! Sonradan öğrendik ki meğer bazı gruplara otobüs yetişmemiş, son anda otobüs bulunup kiralanmış. Bizde tüm grubun toplanmasını beklemişiz 4 saat. Demekki biz tesise girdiğimizde hala okulun önünde bekleyen gruplar varmış. Gece o kadar sıkıcı geçtiki anlatamam. Zırt pırt mola verdik. Ben de tuvalete gittim. Birinde yine para vermedim ama diğerinde yemedi :) Bu arada kolanın bende bira etkis yaptığını kanıtlamıl oldum kendimce. Lan yalnız adını hatırlamıyorum, galiba Çorum’daydı bir dinlenme tesisinde durduk denyoların yaptığı anons şu şekildeydi; “Eskişehir’den Samsun yönüne giden Anadolu Lisesi öğrencileri, hareket saatiniz geldi, yerlerinizi alın” Tabii, ortalığı bir kahkaha tufanı almasıyla durumu toparlamak istediler ama bu sefer yaptıkları anons daha da yardı bizi. İlk anonsu kadın yapmıştı. İkinci kızgın bir erkek sesi yapıyor; ” Eskişehir, Afyon, Kütahya yönünden gitmekte olan üniversite öğrencileri araçlarınıza bininiz.” Öldük, öldük, öldük :D Sungurlu Ocaklı dinlenme tesisleriydi, şimdi aklıma geldi. Bu arada lanet olası telefonumun şarjı bitik olduğundan kapalı tutuyordum, yoksa bu anonsu kesin kaydederdim. Neyse lan, sabaha karşı bir kaç dakika uyudum galiba. Otobüste uyuyamamak gibi kötü bir huyum var benim. Millet nasıl uyuyor, hele bizim Didem, kız molalarda kalktı etrafına baktı ve uyudu. Tüm yolu uykuya verdi. Gece önemli birşey olmadı. Yalnız ben biraz büsküvi yedim ve kola içtim. Sabah saat 9 civarı Samsun’a girdil ancak bu seferde Samsun girişinde bekletildik. Sebep yine diğer otobülerin gecikmesiydi. Bu arada gece bize T-Shirt dağıtıldı, üzerinde Atatürk resmi olan ve izindeyiz yazan bir t-shirt. Ben büyük numara aldım ama yine de birazcık ufak geldi ne yalan söyleyim. Aha bu da t-shirt’im. Neyse, o esna’da bize tüm otobüsü yıkan haber verildi; Samsun Valiliği yapacağını yapmış ve tüm grubun izlemesine izin vermemiş. Sadece küçük bir grup alınacak ve maalesef biz o grupta değiliz dedi Necla. Hay dedik başlarız böyle işe. Sonra otobüsler stadın önünde durdu. Anam o ne? Kıyamet resmen:) Neyse, Didem dedi benim bir arkadaşım gelecek ama ne zaman geleceğini tam olarak bilmiyorum. Dedim ya olmaz böyle, gelin kaçak maçak girelim izleyelim. Diğer gruplara bayrak dağıttılar, bize vermediler sinir olduk. Neyse, araya karıştık ve stada girdik. Aklımda böyle yıkılan, hınca hınç dolu bir stadyum hayal ediyordum. Lan girdim o ne? Tırt :S Trübünler çok dolu değildi, monoton bir geçit töreni. İşin dahası bizim gruptan ayrı bir yere oturduk dördümüz. Neyse, izledik, sıkıldık, kameraya el salladık falan dedim daha gidelim artık. Sonra çıktık işte stadtan. Biraz stadın çevresinde dolaşıp bekledik Didem’in arkadaşını ve geldi sonunda, Kübra. Yanında da onun bir arkadaşı vardı. Nereye gitmek istersiniz dedi. Kimseye söz hakkı tanımadan “Bandırma Vapuruuuu” diye bağırdım. Sonra yürüyerek vapura doğru gitmeye başladık. Yolda paso konuştuk falan. Neyse, dedim yoruldum ben, oturalım. Ohh, oturduk Karadeniz’in kıyısına. Lan nasıl dalga çarpıyor, aklın almaz. Fotoğraf falan çektim üç dört tane. Ondan sonra dedim artık gidelim vapura. Gittik, lan o ne? Süper! Adamlar aynısını yapmış, birebir boyunda. Neyse, yavaş yavaş tırmandık, kuyruk var tabi, bindim içine. Kaptan köşküne bir baktım. Bismillah dedim Atatürk bana bakıyor. Yav o kadar gerçekçi ki… Foto yasak dedi, ama ben çektim gizlice mükemmel oldu lan. Neyse, Ordan makine dairesine indik, alt kısmı böyle müze gibi yapmışlar. Süperdi valla. Resimler, silahlar, mektuplar ve teknik bilgiler. Bu fotoğrafta manevi kızıyla birlikte Atatürk. Burada da silahları var. Neyse, zorla kopararak indim gemiden tabii inmeden 11Fen Alemi markasını da bastım bir resime. Aşağı kata inerken galoş giyiyorsun. Ben aldım hatıra diye yanıma :) Bir de vapurun önünde fotoğraf çektirip ayrıldık. Sonra Kübra dedi ne yiyelim? Döner möner dediler. Lan manyak mısınız ne döneri? Döneri her yerde yersin dedim, yürü gidelim balık ekmek, midye uff. Çiftlik diye bir yer varmış iki dolmuşla gittik oraya. Çarşısını ben çok sevdim lan bide Samsun’un. Böyle dedeler  flüt çalıyo para falan topluyo (dikkat ettim bartıkları 5 notadan 2 si yanlış ama olsun). Çiftliğe gittik, 6 tane balık ekmek, 10 tane de midye. Oradaki abiyle iyi bir muhabbet geçti. Neyse, aldık gittik sahile. Lan yer bulamıyoruz, deli olduk. Bilmem ne gölü varmış, oraya gittik yer yok. Biz de hemen yakındaki demiryolunun yanında bulunan göle gir yere yumulduk. Cananım yine standardı gereği yarısını bıraktı. Gümrah ta bıraktı sağolsun. Aşağı yukarı 2 ekmek arasını götürdüm. Bülent’le Cananım midyeye ağızlarını sürmediler, diğer kızlar birer yediler. Galiba Kübra iki tane yedi, gerisini de malumunuz ben yedim :) Neyse, daha sonra düştük sahil kıyısına. ben buraya Samsun Kordon’u adını taktım. Belki cidden böyledir de. Yürüdük boyunca kordonun. Lan o değilde arada yanımızdan faytonlar geçiyo, lan bu ne konu, yamuldum. Neyse, dedim lan napsak? Dediler Rus Pazarı var burada. Ee dedim Rus var mı? Yok dediler, boşver o zaman dedim. Didemle bitanecik dik dik baktılar, diğer kızlr güldü, Bülent’te derin derin düşündü. Tabii ben sonradan orada Rusların olduğunu Mert’ten öğrendim. İçimden kendime sövdüm, lan niye gitmedim diye. Hayır yanlış anlamayın, ben Rus hatun aramıyorum, Rus arıyorum:) Hoppa, yine dolmuştayız ve hatta ikinci dolmuştayız. Nereye? Teleferik. Tam yarım saat bekledik sıra gelsin diye. Geldi, bindik gittik karşı tepeye. Giderken süperdi. Vardı bir de baktım lan ne manzara! Oyalandık orada biraz. Sonra aşağı indik, tekrar iki dolmuş geldik stada. Hemen Migros’a girdik, yakınmış zaten. Çikolata falan aldılar, su aldılar kızlar. Tabii ben biliyorum, bunların yarısı yalan olacak yolda. Kafamdan acaba hangisini yesem diye plan yaptığımdan o migros faslını pek hatırlamıyorum. Neyse çıktık, sağolsun Kübra ve arkadaşı otobüslerin yanına kadar geldiler. Çok teşekkür ettim kendilerine. Gerçekten ikisini de çok sevdim. İnşallah buralara da yolları düşer de misafir ederiz. Otobüs tam kalkacak lan ayıptır söylemesi bir boşaltım ihtiyacı hissettim, bir boşaltım ihtiyacı hissettim anlatamam. Neyse, hemen oradaki Samsun Amatör Küme Klüpleri odasının tuvaletine koştum. Otobüsümüz şaşılacak şekilde denilen saatte 8 de kalktı. Otobüste bayrak dağıttılar. Ulan en başında vermedin ki, şimdi ne anlamı var… Neyse, bayrağımızdır diyerekten aldım katladım attım çantaya. Allah dedim lan nasıl bitecek yol? Gelirken bir dakika uyumadım ki, giderken nasıl olacak? Dediğim gibi işkenceyle geçti dönüş. Her tesiste durduk yine. Şöföre nasıl sövdüm varya. Lan millet indi bi ara leblebi bira falan aldı. Otobüsün arkada çekiyolar, yuh dedim. Lan zaten bi eleman vardı, ciddi sinir etti beni terbiyesiz herif. Uyutmadı tüm otobüsü. Neyse, tahmini Eskişehir’e bir kaç kilometre kala biraz uyu gibi oldum. Sonra hemen uyandık geldik çünkü saat 5:30 da yuhhh. Okulun önünde şarj yok, numara yok, bekliyoruz alperlerin otobüsü, en son alperi aradım şans eseri. Tam numarayı aldım şarj bitti. Bitanemin son diş şarjıyla nerdesiniz dedim, evdeyiz dedi. Kalktık hemen okulun yakınındaki alperlerin evine gittik. Saat 8:30 a kadar uyudum ve naptım? Kalkıp Teknik Resim dersine gittim. Yuh lan bana :) Neyse, bu geziye ben 10 üzerinden 9 verdim. O bir puanı da organizasyonun berbatlığından kırdım. Bana tek eksi tarafı yorgunluk ve parasızlık oldu. Artıları ise daha fazla. Bir kere, bir insanı en iyi birlikte yolculuk yaparak tanırsın kavramı dendim. Sonuç olumlu oldu. Samsun’u gördüm. Atatürk’le, Kurtuluş Savaşı ile ilgili ilk defa bir anı gördüm. (Ben daha Anıtkabir’e ve Çanakkale’ye gitmedim.) Balık ekmek yedim süperdi, midyeler de fena değildi. Kübra ve arkadaşıyla tanıştım, insan daha birkaç saat önce tanıştığı birine ne kadar iyi ve samimi davranabilir onu gördüm. Samsun çarşısının bana çok değişik ve fantastik bir his uyandırmasının tadını çıkardım. Bir T-Shirt’im ve bayrağım daha oldu :D Umarım beğenirsiniz biraz uzun oldu ama okuyun ve yorum yapın :D Bu arada bu resimleri de hem fotogaleriye eklerim hem de siz tıklayıp bakın diye böyle listeli yazıyorum;
:: Samsun’da bir keklik (Hemen vapurun yanında)
:: Yanlış Çıkış (Çıkış diye içeri giren yolu gösteriyor)
:: Bandırma  Vapuru (Osmanlıca-Türkçe)
:: Vapurun önündeki heykel
:: Bandırma Vapuru Tüm Görünüş
:: Atatürk ve kurmayları
:: Tayfa abi ve ben
:: Çark
:: Tablo
:: Mektup
:: Atatürk ve manevi Mesut
:: Silahlar
:: Beylik Silahı
:: Pusula
:: Son Fotoğraf
:: Kaptan
:: Pervane
:: Balık Ekmek Mesut
:: Bayrak Direği ve Mesut

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın