Seçim Sonuçları
Tam da tahmin ettiğim gibi %60′lık çoğunluk sağlanamadığı için seçimler Pazartesi günü yapılacak olan 2. Tur’a kaldı.
Tahminim pazartesi günü bu iş bitmiş olur. Cidden uzadımı insanın canı sıkılıyor. Bu konu da beni zaten fazlasıyla yorduğu için sadece merak edenlere yazıyorum bu yazıyı. Pazartesi günü 2. tur seçimleri olacak.
Domuz Gribi de Neymiş?

Bone & Ağızlık
Bu olayı az önce yaşadım.
Kardeşim yüksekten düşmek suretiyle belini incitmiş. Bizde tabi hemen hastane’nin Acil Servisi’ne gittik.
Arada olanları anlatmıyorum. Yine aynı Levent Kırca skeci oynadı gözümün önünde. Kardeşim ve bazı hastalar ağrıdan ayakta duramıyorlar ama Acil’de yer olmadığı için sırada beklemek zorundalar falan.
Neyse, sıra falan azaldı muayeneye girdik. Gerekli tedavi yapıldı. İğnedir, tahlildir falan.
Acil’de yemin ederim hiç yoksa 20 kişi inliyordu. Hepsinin şikayeti de aynı ama. Yüksek ateş, grip. Ve en son kadının biri dayanamayıp dillendi: Ben domuz gribiyim, kızıma da bulaştı!
Lan cidden o an hissettiğim tırsmayı sormayın gitsin. Doktora sordum, her yerde var zaten diye bir cevap aldım. Lan?
Tüm hastane personeli olması gerektiği gibi ağızlık ve gerekli tedbiri almıştı. Ancak hiçbir hastada ağızlık vs yoktu. Biz de dahil. Yahu bu virüsün havadan bulaştığı söylenmiyor mu hep? Abi acile gelen adamın her türlü derdi olabilir. Kesiği, açık yarası ya da ne bileyim sapasağlam olabilir sadece başı ağrıyordur. Tüm bu hastalara, hastaneye girenlere birer ağızlık verielmesi çok mu zor?
Oradaki görüntü bana adeta, bu hastalığın bulaşması ve yayılması için özel çaba sarfedildiğine inandırdı.
Önlem almak kolaydır değil mi?
G.t Oldum :)

Eskişehir
Başlığımın kusuruna bakmayın. Bir insan g.t olduğuna bu kadar sevinir mi? Evet sevinir. Dün epey dertli yazdığım şu yazıdan sonra az önce şu haberi okuyunca keyfim yerine geldi ve dün yazdığım yazının özellikle ilgisizlik kısmında ne kadar haksız olduğumu gördüm.
Meğer dün Eskişehir’de büyük bir Cumhuriyet Yürüyüşü yapılmış lan. Ne güzel. Detay yazmıyorum, şu adresten haberin tamamını okuyunuz:
En Büyük Bayram 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun

Mustafa Kemal Atatürk
Başlığı Mert’in iletisinde gördüm ve çok hoşuma gitti:)
Cumhuriyete çok daha sıkı bağlanmamız gereken bu tarihi günlerde, tüm bu rezilliklerin malesef yaşandığı ve büyük bir talihsizlik eseri tam da bizim jenerasyonumuza, bizim gençliğimize denk gelmesinin üzüntüsü ayrı bir koyarken benim tahminim bu seneki Cumhuriyet Bayramı‘nın coşkuyla kutlacağı yönündeydi. Ama bu nereden çıktığı belli olmayan domuz gribi muhabbeti ayağına okullarda bile doğru dürüst kutlanamadı. Öncesinde verilen (tamam işime geliyor ama bunun sebebini halen anlayamadım) 1 günlük 28 Ekim tatiliyle millet birleştirip 5 gün tatil yapmış oldu.
Şunu farkettim, giderek yatmaya alışmaya başladık. Yani şu son 4 – 5 senedir dini bayramların yanında artık resmi bayramlarımız da giderek önemsizleşmeye, protokol bayramı olmaya başladı. Lan acaba eskiden çocuktuk da o yüzden mi her 29 Ekimi, 23 Nisanı, 19 Mayısı iple çeker, gider stadyumda izlerdik? Ne bileyim mahalli kurtuluş günlerini bile coşkuyla kutlardık. Ve o günler okul tatil olmazdı lan. Gayet de törenden sonra ders işlerdik.
Bu bilinçli bir politika mı? Millet olarak değişiyor muyuz yoksa değiştiriliyor muyuz?
Bugün çarşıda bir yürüyüş vardı. İnsanlar Türk bayrakları almışlar yürüyorlardı, arada anlayamadıklarım da olsa sloganlar atıyorlardı. Önce katılayım bende dedim. Sonra tedirgin oldum birden. Daha sonra dikkatli bakınca yürüyüşün ilgililerce kameraya alındığını gördüm. Anlayanlar anladı. Biraz daha dikkat edince bazı yüzleri bu olayla tamamen farklı başka olaylarda da gördüğümü hatırladım. Kafamda bazı sorular belirdi, bu yürüyüşlere katılanların kaçı ne için yürüdüğünü biliyor? Yürüyenlerin kaçı gerçekten bağırıp çağırdığı şeyler için yürüyor? Böyle yürüyüşleri organize etmek, bu yürüyüşlere katılmak için illaki bir gruba mı üye olmak gerek?
Neyse o ana kadar içimdeki herşeyi kenara bırakıp bende gruba dahil oldum. Biraz yürüdüm alkışladım. Sonra koptum gruptan. Belki de gerçekten herkesin niyeti iyiydi.
Yozlaşma diyor herkes. Ama kimse kendi yozluğundan yakınmıyor. Turkcell bayisine girdim kontor almak için. Adamlar kendi aralarında dert yanıyorlardı. İşte memleket şöyle elden gidiyor, başbakan şöyle kötü böyle iyi, PKK’nın Allah belasını versin falan. Dikkat ettim, bu adamlar çarşının göbeğinde esnaflar ve cidden Türkiye’nin de iyi bir markası sonuçta. Ulan dükkanda bir tane bayrak asılı değil. Sadece onlar mı? Nereyse esnafın, mağazaların çoğu sallamış Cumhuriyet Bayramı’nı. Haa, “Bayrama özel indirim” yazılarını unutmamışlar bak haklarını yemeyeyim şimdi. Neden acaba bu markalar Ramazanlarda müslüman olur, ramazan indirimi yapar? 23 Nisanda çocuk olur çocuk indirimi yapar? 19 Mayısta genç olur? Ne bileyim kabotaj bayramında denizci olur? Anneler gününde anne olurlar?
Sizi bilmem ama bana inandırıcı, samimi gelmiyor bunlar.
Bazen diyorum ne zamana kadar böyle sürecek. Hatta bazen abartıp diyorum ki ulan biri çıksa vursa yumruğu masaya. Atatürk gibi bu gidişe bir dur dese be. Olur mu lan? Olur evet, akıl, mantık ve halkın gücü ile yapılırsa olur.
Levent Kırca’nın bu arada dağdan inenlerle ilgili yaptığı başından sonu belli olan ama yine de güzel bir skeci var izleyin.
Yaa böyle işte. Cumhuriyet’in 86. yılı da böylece kutlanıp gitti. Şimdi bir hesap yaptım, 36 yaşına geldiğimde Cumhuriyet’in 100. yılını kutlayacağız. Eğer o zamana kadar ölmezsem ve küçükken bir tarafıma top falan da çarpmadıysa çocuğum olacak muhakkak. Ona bu yazıyı okutacağım lan. Evet. Ve yazıyı başlığı ile bitiriyorum. En Büyük Bayram 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!
Bilgisayarım Bozuldu

Kasamdan Bir Görünüş
Dün yaşadığım makine faciasının üzerine bu sabah yaşadığım bu kötü süpriz tüm günümü mahvetti. Dün gece uyku sersemliği ile bilgisayarı kapat diyip hemen fişini çektim. Sabah açmaya çalıştığımda hayatımda daha önce görmediğim duymadığım birşey oldu:
Bilgisayar başladı, Windows XP yazısının altından trenler geçti vee küt! Disk gözden geçirmesi yapmak istedi. İzin verdim. Bittiğinde kullanıcı seçimi yaptığımız sayfa geldi. Fakat orada herhangi bir kullanıcı adı vs yoktu. Bomboştu lan bildiğin. Lan ne oldu nasıl oldu falan ağlayacaktım neredeyse. Sonra sırasıyla şunları yaptım. Bu arada işleme saat sabah 10:00 civarı başladım. Şu an saat 23:00 bitti gibi.
- C‘nin kurulu olduğu 160 GB’lık harddiskten hariç 80 GB’lık bir harddiskim daha var. 80 GB’lık hardiskimde filmlerimin bir kısmı duruyordu. Makineye sadece bu harddiski bağlayıp XP’yi kurdum.
- Daha sonra bu harddisk ile makineyi açıp diğer harddiskin içine girebildim. Diğer harddiskte ani kapanmadan dolayı hata oluşmuştu. Zira Windows yine disk denetim uyarısı vermişti.
- Hatalı olan kısımdaki herşeyi ve Windows kurduğum 80′lik harddiskteki filmleri harici diskime taşıdım.
- Daha sonra bozuk kısmı biçimlendirdim. Çünkü hemen öncesinde format diskini takmıştım onarma yapmak için ve dosya sistemi bozuk olduğu için bir noktadan sonra hata vermişti.
- Bende makineyi yeniden 80′lik harddisk ile çalıştırıp windowsun kurulu olduğu dizine baktığımda Documents and Settings altındaki kullanıcı klasörüne ulaşamadığımı gördüm.
- Bu esnada ne olur ne olmaz diye eski windows’un kurulu olduğu diske bir yedekleme yaptım. Yine harici diskime attım.
- Windows Onarma’yı denedim. Olmadı. Çalışmadı.
- Yaklaşık 3 saat kadar dışarı çıktım, kafamı dağıttım. Aklımda yeni düşüncelerle eve geldim.
- 80 GB’lık harddiski çıkardım makineden. Sadece eski bozuk windowslu harddiski taktım. Üç kulhuvallah bir elham okuyup Win XP SP2 cd’sini bir daha taktım. Bu sefer de format atacakmış gibi başladım. Tam üzerine kurulacak işletim sistemini seçince “Onar” komutunu verdim.
- Makine kurulu Windows’tan bazı dosyalar silip yenilerini yüklemeye başladı.
- Bu noktadan sonra klasik format sonrası başladı. Windows yeniden yüklendi. Tabi doğal olarak benim iki yıldır mis gibi kullandığım lisanslı Windows XP‘im de buhar oldu.
- Makineye yeniden windows kurunca bir de ne göreyim! Tüm verilerim duruyor, silinmemiş ama bilgisayarda benim eski ayarlarımdan eser yok! Bir de baktım ki kullanıcı klasörü değişmiş.
- Benim normalde “pc” olan klasörümünün yanına “pc.PC.0534566464″ gibi bir kullanıcı klasörü gelmiş. Dolayısı ile benim eski ayarlarımın hepsi Windows’un kullanamadığı pc klasöründe kalakalmış.
- Neredeyse ağlayacktım. İnternetten küçük bir arama ile Windows’un kullanıcı klasörü olarak “pc” klasörünü görmesini sağlayınca tüm ayarlarım geri geldi
- Bu sefer de bazı programların çalışmadığını ve eski sürümlerine döndüklerini gördüm. Media Player, IE8 gibi programlarım eski versiyon olmuşlardı. Ayrıca Photoshop çalışmıyor, Office‘ler hata veriyor, Winrar, Winamp gibi programların Explorer uzantıları çalışmıyordu.
- Önce daha önceden edindiğim Service Pack 3 cdsi ile güncelleme yaptım.
- Sonra Internet Explorer 8‘i yükledim. Lan! Hayatımda duymadığım bir hata daha gördüm. Makinede masaüstü gelmedi ve şu hata dongladı:
“522 sıra sayısı, iertutil.dll dinamik bağlantı kitaplığında bulunamadı.“ - Önce Windows’u Türkçe’ye çevirenlere sövüp, sonra araştırdım neymiş diye. Adı geçen dll dosyasını indirip değiştirdim. Tüm bu işlemleri masaüstünü göremeden yaptım. Baya zor oldu. Ama nafile, olmadı. Görev yöneticisini açıp CCleaner programı ile IE8′i kaldırdım.
- Bilgisayar düzeldi:)
- Şimdi halen daha ufak tefek sorunları düzeltmeye çalışıyorum. Media Player 11′i kurdum. Photoshop’u falan kuracağım bakalım.
İşte bu beklenmedik hata bana bir güne böyle mâl oldu. Allah bir daha göstermesin. Amin:) Neredeyse 12 saattir uğraşıyorum ama değdi. Veri kaybım neredeyse sıfır oldu. Bu vesileyle harddiskler de toparlanmış oldu. İnşallah yine bir sorun çıkmaz.
Dolandırılmış Olabilirim
Lan galiba dolandırıldım. Dur bakalım yarın saat 16:00′da anlayacağım ama büyük ihtimalle dolandırıldım ya. Çarşıda Haller Tren Geçidini geçince Cengiz Topel Caddesi üzerindeki sağdaki ilk sokakta (Örs Öğrenci Yurdunun olduğu sokak) bir spotçudan çamaşır makinesi almıştık. 110 lira verdik lan makineye. Makineyi kurduk bozuk çıktı. Neredeyse 15 gündür adam ne yeni makine veriyor ne de parayı. Sürekli oyalıyor falan.
Dur bakalım yarın belli olacak. Yarın bu yazının devamını okuyacaksınız.
Yoğunum Ben Yoğunum Yoğunum

Ben çektim ama bu konuyla alakası yok
Ve yorgunum da aynı zamanda. Bu haftaya pazar gününden kalma bir yorgunlukla başladım. Pazartesi sabahın köründe gidip staj raporumu onaylatmak istedim ama sorun çıktı. Düzeltmem gereken bir yer oldu. Epey uğraştım yani. Neyse Allah’tan hallettim de bugün, nihayet bana totalde 8 liraya mal olmuş raporumu verebildim.
Bu Temel İşlemler ve Süreçler dersi harbiden yakıp kavurmaya başladı. İlk ödevi neredeyse boş verdim lan. Bu hafta inanır mısın 2 quiz ve 2 de acayip kazık ödevim vardı. Üstelik bu işin daha başı yav. Laboratuvarlar başlayınca ki bu perşembe başlıyor ne yapacağımı bilmiyorum. Aldığım tüm dersler, Almanca ve Fotoğrafçılık da dahil, sıklıkla ödevi olan dersler. En başta yazdığım Temel İşlemler dersinin de 15 günde bir quizi ve her hafta ödevi var. Ve bu ikisinin ortalaması acayip etkili geçme notunda.
Güce ihtiyacım var sevgili okurum. Burnuma bana doğru yaklaşan bir felaketin kokusu geliyor bir yandan. Elimden geldiği kadar önünü kesmeye çalışıyorum ama, bakalım…
Güzel şeyler de olmuyor değil. Mesela bugün Seval’e şu Tivilayt vampiri Edward’ın resminin olduğu metal bir plaka hediye ettim. Kız o kadar sevindi ki, ben de mutlu oldum. Gerçi sağolsun onu da Didem‘den hacılamıştım. Bir de Merve’lere yeni bir çamaşır makinesi aldık. Ama henüz daha kurup da bakmadık nedir ne değildir diye. Bakalım hayırlısı oldun. Markası Ariston ve 110 TL’ye aldık. Hamallığını Serdar‘la birlikte yaptık.
Eskirock projemiz sıçar gibi geliyor, üzülüyorum. Hiçbir moderatörün olayı sallamaması üzüyor. Savaşla bunu konuştuk geçen. Bu arada Savaş’ın kız arkadaşıyla da nihayet tanıştım.
Dostlar eğer bir aksilik olmazsa 21 Ekim’de Eskişehir Rock Topluluğu 222‘de bir tanışma partisi düzenleyecek ve gece de Akademik Uyarı çalacak. Bakalım bu hafta sonu herşeyi kesinleştirip yayınlarım zaten.
Kendinize iyi bakın. Buraya yazmak nasıl da rahatlatyor beni lan. Bak nerden aklıma geldi bilmiyorum, Hicran Hoca‘yı özledim birden. Neyse.
NOT: Bunu yazarken Birth Of Three çalıyordu. Yarın da muhtemelen çuvallayacağım bir Temel İşlemler ve Süreçler quizi var.
Başarının Sırrı İlk Gün Okula Gitmekte Saklıdır
Bu sözü kimse söylememiş. Ben söyledim. Doğruluğu tartışılır tabi:) Tahmin edebileceğin yazı da bu kardeşinin okuldaki ilk günü ile alakalı olacak. İl dediysem, 3. sınıfın ilk günü
Bugün pek çok kötü şey oldu. Mesela programıma süper uyan Diferansiyel Denklemler dersini bırakmak zorunda kaldım. Zira Calculus II‘yi vermeden alınamıyormuş. Allah bu Calculus’un bin bir türlü belasını versin.
Sonra Alper‘i aradım. Dün sabah gelmişler Selma ile Hollanda’dan. Lakin dün gece anneannesi vefat etmiş. Kötü bir hoşgeldin olmuş yani. Allah rahmet eylesin. Neyse çarşamba geliyorlarmış onu öğrendim.
Günün en güzel kısımları Seval‘le geçirdiğim kısımlarıydı. Sonra bir de Espark’a gittim Sercan‘la Merve‘nin yanına. O sıra Burak geldi veda etmeye sağolsun. (Burak okur musun bilmem ama senin gömlek bendeymiş. Annem hatırladı lan.)
Bugün aldığım başka bir kötü haber de şu: Meğer Ankara’da Kızılay’ın rehabilitesi için bir proje yarışması düzenlenmiş. Mimarlık Bölümü’nden iki kız bizim Ozan Hoca‘ya da danışmışlar. O da sağolsun bizim adresleri falan vermiş. O iki kızdan birisi ile geçmişte bazı problemler yaşadığımız için bunlar beni aramamışlar. Ona üzüldüm lan. Yaz başındaki Konur Sokak Projesi‘nde gerçekleştiremediğimiz epey fikirler vardı aklımda. Hem de ne olur ne olmaz diye çizime de dökmüştüm. Neyse bakalım ne olacak o projelerinin sonucu.
Okurum bugün aylardır hayalini kurduğum bir olay hakkında tekrardan hayal kırıklığına uğradım. Zaten afedersin b.ku çıktı yavaştan bu işin. İçimdeki istek azalıyor lan yavaştan. Artık başka şekillerde telafi etmem gerekecek. Neyse muhtemelen anlaması gereken anlamıştır.
Sevgili okurum, neden bütün arkadaşlarım (Seval, Orbay, Can, Ati hariç) okulun ilk günü okula gelmez ki? Neden hep yalnız takılmak zorundayım lan?
Bu dönem girdiğim ilk ders diferansiyel denklemler oldu. Tabi daha sonra dersi bıraktım ama
Su ve Toprak Kirliliği diye bir ders var. Çok acayip görünüyor. Akışkanlar Mekaniği dersi de öttürmeye aday bir ders kanımca.
Bugünün diğer sevimli anları ve durumları ise şöyle; Hicran Hoca‘yı gördüğüm an, Özlem Hoca‘yı da gördüğüm an, Ozan Hoca’nın yakında kestireceği saçları, tekrar 26A numaralı dolabı almam, Merve’nin “Ya bu yüzüğü küçülttürelim” diyişi, en sonunda yaptırabildiğim Proofhead armalı polarımı giymem
Ders Seçimlerim
Herhalde şimdiye kadar yaptığım en kolay; en sorunsuz ders seçimi bu oldu. Kayıt günü sabah 8′de sistem aktifti. Bende girdim hangi dersi istiyorsam aldım. Çok da mutluyum valla. Hemen paylaşıyorum;
| Almanca I | 4.0 | ||||
| Computer Programming in Engineering (Mühen. Bilgisa. Prog.) | 3.5 | ||||
| Unit Operations and Processes I (Temel İşlemler ve Süreç. I) | 6.0 | ||||
| Su ve Toprak Kirliliği (Water and Soil Pollution) | 4.0 | ||||
| Temel İşlemler ve Süreçler Laboratuvarı I | 3.0 | ||||
| Fotoğrafçılık | 3.0 | ||||
| Hidroloji | 4.5 | ||||
| Diferansiyel Denklemler | 4.5 | ||||
| Akışkanlar Mekaniği | 6.0 |

Bu dersi çok merak ediyorum.
İşin iki yönü var. Kötü yönü bölümün en ağır dersleri bu dönemde muvcut. İşin güzel yanı ise Almanca ve Fotoğrafçılık diye iki tane eğlenceli dersim var. Umarım yanılmam. Ayrıca alttan kalan ama hiç almadığım Diferansiyel Denklemler dersi hiç birşey ile çakışmadı alabildim.
Tabii sonuç olarak bu 38,5 kredi benim tüm günlerimi doldurdu. Napalım lan kısmet artık.
“Esen rüzgarlar başakları sallıyordu uzakta ve bir çocuk ağlıyordu.”
Endemik Tür Tespiti Yapmışım!

Muttalip'in Ortasında Akbaba
Yapmışım diyorum zira gerçekten haberim yok
Geçtiğimiz hafta bir şikayet üzerine Muttalip Sanayi Bölgesi‘nde boş bir araziye gittik. Buraya, kaçak yapılan hayvan kesimlerinin atıkları boşaltılmış. Hayatımdaki en kötü kokulardan birisiydi. İşin ilginç tarafı o koskoca arazide bizim bu atıkları nasıl tespit ettiğimiz oldu. Ben farkettim. Yahu dedim şu kuşlara bakın. Belki 100 tane akbaba bir bölgede toplanmış. Üzerinde de birkaç yırtıcı kuş dönüyor. Birkaç tane köpekte akbabalara uzaktan bakıyor. Bunun üzerine mühendislerden birisinin talimatıyla hemen o noktaya yöneldik.
Allahım ne manzara! Ne iğrençlik! Neyse gerekli fotoğrafları çektik falan. Tabi ben öncesinde ve sonrasında bolca akbaba fotoğrafı çektim.
Daireye döndüğümüzde ÇED Planlama Şubesi’nin çok ilgisini çekti bu fotoğraflar. Meğer bu akbabalar burada endemik bir türmüş. Bende onları fotoğraflayan endemik bir stajer oldum
Valla artık ne derece doğrudur dedikleri, bu fotoğraflar cidden işe yarar mı bilemiyorum.
Lan belki de cidden tüm bunlar doğrudur ve belki bunlara bir isim bile verirler. Ben bulduğuma göre adını da ben koyayım:
“Kamuran, Kamuran, Kamuran…”
Not: Şimdi bu yazıda belki bir hata yapmış olabilirim. Özellikle bu endemik tür kavramıyla. Yorum yazıp rezik etmeyin, uyarın








