Etiket Arşivi: anadolu üniversitesi

Anadolu Habere Tavsiyeler

Anadolu Üniversitesi‘nde öğretime başladığım 2006 yılı Eylül ayından beri okulun gazetesi Anadolu Haber‘i takip eder, biriktiririm. Blogda da bu gazete ile onlarca yazı yazmışlığım vardır. Şu linktenAnadolu Haber” ile ilişkili yazılara hızlıca göz atabilirsiniz.

377. Sayı

Bana göre Anadolu Haber, Anadolu Üniversitesi gibi medya yönü güçlü bir üniversiteye yakışmayan bir okul gazetesidir. Haftalık olarak ve bazı dönemlerde de 15 günde bir olarak yayımlanan gazetede sadece ön ve arka sayfa renkli olarak yayımlanıyor. Bazı özel sayılarda gazetenin sayfa sayısı artsada genel olarak 8 sayfa ve siyah beyaz basılıyor. Bugüne kadar verilen özel sayılar Anadolu Haber 2 ve Mezuniyet Özel sayıları oldu.

Bu yazımda okulumuzun gazetesinde gördüğüm eksikliklerden bahsedeceğim ve gazete için bir takım önerilerde bulunacağım. Bunu belki de bu gazeteyi okulda en ciddiye alan kişi olarak yapacağım kendi çapımda.

629. Sayı

1. Sayfa Sayısı: Bugün süpermarketler bile 16 sayfalık kitapçıklar dağıtabiliyorsalar, üstelik bunların tamamı renkli olabiliyorsa pekala Anadolu Haber de bunu yapabilir. Anadolu Üniversitesi gibi her yıl etkinlik rekorlarının kırıldığı, aynı il içerisinde altı yedi tane farklı kampüs, tesis ve benzeri sosyal ve kültürel alanlara sahip bir üniversite herhalde yazacak haber bulma sıkıntısı yaşamaz. 8 sayfalık bir gazetede insan okulla ilgili bir gazete okuyormuş hissine kapılmıyor. Dolayısı ile Anadolu Haber’in sayfa sayısı arttırılmalıdır.

2. Renkli Baskı: Gazetenin sadece ilk ve son sayfası renkli olarak basılıyor. Diğer sayfalar tamamen siyah beyaz. Renkli baskının maliyeti arttırdığının bir gerçek olduğu ortada. Ancak en azından iç sayfalardan iki tanesi daha renkli olsa ve bu sayfalara da ilk sayfada manşet ya da sürmanşet olarak verilen haberlerle ilgili daha detaylı ve renkli görseller yer alsa çok daha başarılı olur.

3. Manşet Haberleri: Gazetenin ilk sayfasında yer alan manşet haberleri “devamı şu sayfada” diye bitiriliyor. İlgili sayfaya gittiğinizde de saçma sapan bir ya da iki sütunsuz resimsiz siyah beyaz bir haber buluyorsunuz, bu muydu manşet diyorsunuz. Manşette verilen haberler iç sayfalarda daha detaylı anlatılmalı, görsellerle desteklenmelidir.

Gazeteye çıktığım 489. Sayı

4. İç Sayfa Haberleri: İç sayfa haberlerinin çoğu insanın okumak için ilgisini çekmeyecek konum ve dizilimdeler. Halbuki insanların iç sayfa haberlerini de okumaları, pas geçmemeleri esastır. Bununla alakalı olarak Anadolu Haber, iç sayfalarda yer alan haberleri görsellerle desteklemelidir.

5. Öğrencilere Sorduk Kısmı: Gazetenin artık geleneksel hale gelmiş bir kısmı bu. Son sayfada renkli olarak yayımlanıyor. Her hafta farklı bir konuda öğrencilerin görüşleri alınıyor. Bence gazeteyle özdeşleştiği için bu kısım aynen kalmalı ve belki içeriği bir nebze olsun genişletilmelidir.

6. Bahar Şenliği Sayısı: Bahar Şenliği gibi mükemmel bir dönemde Anadolu Haber Bahar Şenliği’ne özel, tamamı renkli bir sayı çıkarmalıdır. Ayrıca her bahar şenliğinde sanki bahar şenliğini sadece Güzel Sanatlar Fakültesi kutluyormuş gibi davranıp sadece orada okuyan öğrencilerin fotoğraflarını yayımlamamalıdır.

475. Sayı – Tanıtım Özel Sayısı

7. Yılın İlk Sayısı: Bu sayı da yine cıvıl cıvıl koleksiyon değeri olan bir sayı olarak hazırlanmalıdır. Okula yeni gelen öğrenci eline aldığında “vay be ne okula gelmişim” demelidir.

8. Daha Fazla Öğrenci Katılımı: Öğrenciler gazete için makale, araştırma ve inceleme içerikleri hazırlayabilirler. Bunları Anadolu Haber editörlerine yollayarak yayımlanmasını sağlayabilirler. Bunlar, hem gazete için çok geniş bir içerik arşivi oluşturur hem de çok farklı konularda olacakları için gazetenin kültürel değeri artar.

9. Röportajlar: Ben öğrenci olarak diğer öğrenci arkadaşlarımın yaşamlarını merak ederim. Eskiden Anadolu Haber’de okulumuzda eğitime devam eden ve çeşitlli yönleriyle ön plana çıkan öğrenci arkadaşlarımızla yapılmış röportajlar olurdu. Bence bu çok başarılı bir uygulamaydı. Yeniden yapılmalıdır. Ben öğrencilerin ünlü simalardan çok, kendileriyle aynı şartlarda yaşayan, eğitim gören arkadaşlarını daha fazla ilham kaynağı olarak göreceklerinden eminim.

2008 Yılı Mezuniyet Özel Sayısı

10. Dağıtım: Anadolu Haber’in belki de en çok üzerinde durması gereken konu gazetenin dağıtımı olmalı sevgili okur. Gazete ne kadar iyi olursa olsun, eğer okuyucu ona ulaşamıyorsa ya da o okuyucuya ulaşamıyorsa hiçbir anlamı kalmıyor. Okulda Anadolu Haber için şimdiye kadar uygulanandan farklı dağıtım yöntemleri uygulanmalıdır. Kantinlere, fakültelerde koridorlara vs. mutlaka düzenli olarak koyulmalı, takibi iyi yapılmalıdır.

Okul gazetesi ilk bakışta çok küçümsense bile bence okul içerisindeki kitlenin iletişimi için en güçlü araçtır. Gazete sadece bir tabakanın diğerlerine bilgi verdiği bir iletişim aracı olmamalı, kitleleler arasında, aynı tabakalar, farklı tabakalar arasında da bir iletişim, organizasyon aracı olarak kullanılmalıdır.

Nacizane olarak yukarıya yazdığım 10 maddeye dikkat edilir ve uygulanırsa inanıyorum ki Anadolu Haber daha güzel bir gazete olacaktır.

Kim Kimdir: Toros Can

Bir süre önce (başta Eskişehir yerel basını olmak üzere) basına yansıyan bir haberin kahramanıdır Doç. Dr. Toros Can.

Toros Can

Anadolu Üniversitesi, verdiği bir öğretim elemanı alım ilanında muhtemelen bir işgüzarlığa kurban gitmiş, ilanda normalde sadece kadro ve alınacak kişi sayısı verilecekken, alınacak kişinin de adı yazılmıştı. Elbette ki okulumuzun son dönem ki tüm icraatlerini, akılsız harcamalarını ve yolsuzluk iddialarını da düşününce bu haber bazı kesimlerce abartılmış, kocaman yapılmıştır.

Evet, durum yanlıştı, Yani bu ilanların ve kadroların tamamen tarafsız ve herkesin özgürce başvurabileceği şekilde verilmesi esastır. Ancak söz konusu kadrolar için atanacak isimler çoğu zamanbellidir ve yıllarca bunun için çalışmış ve haketmiş hocalardır. Her neyse, yazının konusu bu değil. Dolayısı ile uzatmayacağım.

Toros Can Etudes

Doç. Toros Can, araştırıp gördüğüm kadarıyla ülkemizin yetiştirdiği en büyük piyano sanatçılarından birisi ve Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı‘nda görevli. Kendisi ayrıca Uludağ Üniversitesi‘nde de dersler vermekteymiş. Kendisinin dinletilerini adeta bir ders niteliğinde olarak tanımlamış takipçileri. Yayımlanan ve hatta amazon.com‘da bile satışa bile sunulan CD’leri var.

Mekanik piyano (altında alan bir mekanik sistem var)

Bunlardan özellikle Macar besteci György Sándor Ligeti‘nin ETÜTLER adını verdiğini eserlerini yorumladığı CD’si bizzat Ligeti tarafından bile takdir almış. Ligeti ki çalamıyorlar diye bazı parçalarının çalınmasını bazı piyanistlere yasaklamış kadar özgüvenli ve diva bir piyano sanatçıdır. Eserleri artık kültleşmiş Kubrick filmlerinde soundtrack olarak kullanılmıştır. (Bunları ben de bilmiyordum, bu yazı için araştırma yaparken öğredim.) Bu etütleri Ligeti “mekanik piyano” için yazmış, çalınamayacak aranjmanlar oluşturmak istemiştir. Şu aşağıdaki 1.5 dakikalık meşhur Etüt 14a (Coloana Infinita) videosunu izleyin önce. Burada parça mekanik piyano ile çalınıyor.

Toros Can

Toros Hoca, bu ve buna benzeyen diğer etütleri yaklaşık bir yılda çıkarmış. Bu süreçte yüz felci bile geçirmiş! Şuraya tıkladıktan sonra parça adına tıklayıp Toros Can nasıl çalmış dinleyebilirsiniz. Sadece 14a etüdünü İdil Biret bile günde 12 saat çalışıp 1.5 ay da çıkarmış. İşte böylesine yetenekli ve farklı bir piyanist Toros Can. Eskişehir de yaşıyor ve okulumuzun bir hocası. İlk fırsatta kendisini izlemek herhalde çok büyük bir şans olsa gerek.

Toros Can, aynı zamanda fotoğrafa da meraklı. Kendisine ait bir deviantart hesabı var. Buraya tıklayıp bazı fotoğraflarını görebilirsiniz. Toros Can’ın kişisel web sitesi:

www.toroscan.com

MacBook Pro’ya Windows 7 Kurmak

Anadolu Üniversitesi, yeni döneme hocalarına yaptığı süper bir kıyakla başlıyor sevgili okur. Okuldaki tüm hocaların bilgisayarları MacBook Pro ile değiştirildi, sadece MacBook Pro değil, bunları bağlayabilecekleri ve ofislerinde çalışırken kullanabilecekleri Apple Led Cinema Display 27 inch monitörler de verildi.

MacBook Pro

Geçen gün hocamızın bilgisayarı da geldi ve kurmaya başladık. Büyük bir hevesle tüm kutuları açıp, kabloları bağladık ve açma düğmesine başladık. Lan! Windows 7 başlamasın mı! İnanılmaz bir hayal kırıklığına uğradık sevgili okur. Monitörü de çalıştırmadık. Zira Türk mantığı, aletin içine Windows 7 kurmuş ama Amerikan prizini Türk prizine dönüştürücü koymamış.

i7 işlemcili bu MacBook Pro’ların piyasada en ucuzu zaten 4500 lira civarında. Sen bu kadar para ver, git bir de 27 inch monitör al, sonra gel içine Windows 7 kur. Olacak iş mi yahu!

Şimdi aklıma takılan sorular var elbette. Madem böyle bir şey yapılacaktı, neden MacBook Pro ayrı, monitör ayrı alındı? Station şeklinde olanlardan alınsa daha hesaplı olmaz mıydı? Şimdi burada belki de hedef akşam olduğunda insanların cihazları eve götürüp belki işlerine orada da devam edebilmesi ve veri güvenliğinin sağlanmasıdır. Ama madem Windows 7 kurulacaktı, neden Apple alındı? Yani çok daha ucuz bir fiyata aynı özelliklerde bir pc alınamaz mıydı? Yani burada neden en pahalı tercih edilmiş?

İnşallah hocalardan toplanan bilgisayarlar iyi değerlendirilip okullara falan bağışlanır da en azından faydalı bir hareket olur.

MacBook Pro zaten bildiğimiz bir şeydi de bu devasa monitör çok daha acayip bir şey sevgili okur. Üzerinde dahili kamerası, arkasında USB portları ki MacBook’u monitöre bağlayınca buralara da mouse ve klavyesini bağlıyoruz, inanılmaz renk kalitesi ve ekran çözünürlüğü insanı mest ediyor. Ekranın çözünürlüğü 2560 x 1440 piksel. Bir gece hocamdan izin alıp okulda kalarak bu ekranda 1080p Bluray The Lord Of The Rings izlemeyi planlıyorum. Windows’tan printscreen aldığımda çözünürlük 72 piksel/inch oluyor. Ancak Mac’ten aldığınız ekran alıntısının çözünürlüğü 96 piksel/inch! İşte görüntüdeki o yoğunluk ve kalite de buradan kaynaklanıyor.

Bu yeni windows kurulu Mac’ler tabiki taban tabana uyumsuz olduklarından hatalar veriyor, performanslarının çok altında çalışıyorlar bence. Bu noktada bir tek Serdar Hoca’m Windows’u kaldırtıp yeniden Mac OS yükletmiş, iyi de yapmış.

Tüm hocalarımıza hayırlı uğurlu olsun.

MacBook Pro’ya Windows 7′nin verdiği performans puanı 5.7 olmuş.

Ve aletten aldığım ekran görüntüsü. Tıklayarak büyütebilrsiniz.

ESOGU MobilogrenG I-Phone Uygulaması

Sevgili okur, yakın arkadaşım Ergin Karadağ mobil yazılımlar üreten bir firmada bilgisayar mühendisi olarak çalışıyor. Ergin’in uzmanlık alanı Apple yazılımlarıdır. Bitirme tezinde bu programlama diliyle çalıştı ve mezuniyetinden kısa süre sonra şimdi çalışmakta olduğu firmaya girdi.

Erginlerin, mobil yazılımlar üzerinde, daha ziyade akıllı telefon yazılımları üzerinde çalıştığını biliyordum. Üç beş aydır çalışıyordu bu firmada. Ve nihayet bugün Apple Store‘a giren bir yazılımının müjdesini verdi Ergin bana. Uygulamanın adı MobilogrenG. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğrencilerinin okul durumlarını kontrol edebilmelerini sağlıyor.

Bu yazılımın IPhone ile alakalı kısmını Ergin yazmış. Kendime ait bir Apple cihazım olmadığından bu yazılımı deneme şansım yok. Eğer herhangi bir Apple ürününe sahipsen ve Osmangazi Üniversitesi’nde okuyorsan sen deneyebilirsin sevgili okur. Yazılımın dağıtımı ücretsiz. IPhone, IPad ve IPod Touch‘larda kullanılabiliyor.

Şimdi bu projeyi nasıl ve ne şartlarda yaptılar bir fikrim yok. Ancak bence Osmangazi Üniversitesi yerine Anadolu Üniversitesi tercih edilebilirdi. Osmangazi Üniversitesi’nin öğrenci sayısı ortada. Dolayısı ile programın reytingi ne olur şüpheli. Ama aynı programı Açık Öğretim Fakülteleri ile birlikte neredeyse 1.5 milyon öğrencisi olan bir üniversite için yapabildiğinizi düşünsenize!

Her neyse, ilgili onlanlar şu linke tıklayıp uygulamayı Apple Store’da inceleyebilir. Aşağıda da bazı ekran alıntıları yer alıyor.

http://itunes.apple.com/tr/app/esogu-mobilogreng/id491311443?mt=8

Blog Görselleri Görünmüyor Diyenler

Bu başlığı blogda kullandığım görselleri görememekten şikayet eden okuyucularım için yazıyorum.

Bildiğiniz gibi bu blogu kendime ait bir hosting’de barındırmıyorum. Dolayısı ile fotoğraf, resim ve buna benzer içerikleri çeşitli sitelerde barındırıp bloga link ile ekliyorum. Yazılarda kullandığım görseller de buna en güzel örnekler. Blogun temasından yazılarına, kullandığım görselleri tam beş farklı görsel barındırma sitesinde ve kaynağında tutuyorum. Peki neler bu kaynaklar?

İlk olarak Anadolu Üniversitesi‘nin verdiği kişisel alanda blogun temasında yer alan sağda ve solda gördüğünüz butonlar yer alıyor. Anadolu Üniversitesi’nin ana server’ı çökmedikçe blogda bu resimler görülebiliyor. Ayrıca okulun içerisindeki internet ağından neredeyse tüm görsel saklama sitelerine giriş yapılamadığı için blogun okuldan da düzgün olarak görülebilmesi için böyle yapmaktan başka çarem yoktu. Yani sözün özü buraya yüklediğim görselleri herkes her şekilde görebilir. Çünkü kaynak .edu, yani üniversitenin alanı.

İkinci alanım da wordpress’in vermiş olduğu upload alanı. Bu alana hiç güvenmiyorum. Neden derseniz çünkü bir kere geçmişte blogum kapatılmıştı. Şimdi yine bir şey olur, kapatılır diye buraya birşey yüklemiyorum. Burada sadece blogun arka planı ve üstteki banner yer alıyor. O da açılışta hızlı yüklensin diye. Yine bu görselleri de mutlaka görebilirsiniz. Zaten eğer görseller çıkmıyorsa sayfa da çıkmıyor demektir.

Yazılarda kullandığım görselleri ilk başlarda servimg.com adresine yüklerdim. Burası kullanışı basit, az kullanıcısı olduğu için de hızlı bir sunucuydu. Ancak daha sonra okuyucular yazılarda resimler çıkmıyor diye mesajlar atmaya başlayınca ben de imageshack.us‘a geçtim. Bu ikisinin haricinde bir de imagebam.com var. Burayı da çok sayıda fotoğraf yüklerken kullanıyordum. Mesela konser fotoğrafları gibi. Ancak sonradan imageshack.us ile bunu da yapabildiğimi görünce tamamen terkettim burayı.

Şimdi gelelim fotoğrafların neden görünmediğine. Aslında fotoğraflar gayet güzel görünüyorlar. Eğer sevgili okuyucu, sen göremiyorsan bu yazıdaki görselleri, muhtemelen bilgisayarında DNS ayarı yoktur. Zira nedendir bilmiyorum, bu görsel yükleme sitelerinin hepsi engelli olduğundan eğer DNS ayarı kullanmıyorsan bunlara yüklenen fotoğraf ve resimleri göremiyorsun. Yani mesela bak bu paragrafın altında üç tane logo var. Eğer hiçbirini göremiyorsan DNS ayarın yok demektir. Sadece bu sitelere değil, yasaklı diğer sitelere de ulaşamıyorsun demektir.

Servimg.com
Imagebam.com
Imageshack.us

Peki ne olacak? Bunun çözümü yok mu? Var elbette. Bunun çözümü DNS ayarlarını değiştirip tüm bu sıkıntı ve engellerden kurtulmak. Bunu yapmayı muhtemelen biliyorsun. Bilmiyorsan çok basit. Şu aşağıdaki görsele tıklayıp büyüterek adım adım hareket ederek dns ayarını değiştirebilirsin.

DNS ayarı nasıl yapılır (tıkla büyüsün)

Şu an için benim kullandığım dns adresleri;

8.8.8.8
8.8.4.4

Mesela bak, bu görseli herkes sorunsuz görebilsin diye Anadolu Üniversitesi’nin sunucusuna yüklüyorum şimdi. Umarım bundan böyle sorunun ortadan kalkar.

Proofhead TRT’de! – 1. Bölüm

Yüksel Aydın

Geçtiğimiz pazartesi günü Alper, Volkan, Merve, Sercan ve ben İstanbul‘a gittik sevgili okur. TRT OKUL kanalında pazartesi akşamları yayınlanan Demokrasi Platformu isimli tartışma programının bu sene yeni sezon açılışında Anadolu Üniversitesi konuk okul olarak seçilmiş. Programda iki grup bir konu üzerinde tartışıyorlar. Seyirciler de oylayarak gruplardan hangisinin daha başarılı olduğunu belirliyor. Tartışma konusu ise “Modern yaşam koşulları kültürel değerlerimizi olumsuz yönde mi etkiliyor?” idi.

Deli Dumrul

Pazartesi sabah 10.00′da Öğrenci Merkezi‘nin önünden iki otobüs halinde hareket ettik. Sayımız 70 civarındaydı. Yolculuk çok güzel başladı. Şoför geçen sene bizi Bursa’ya götüren şofördü. Selamlaştık. O berbat dönüş yolculuğundan bahsettik falan. Neyse, şoför televizyona hemen bir film koydu: DELİ DUMRUL. İnan sevgili okur, beklediğimizin çok çok üstünde çıktı film. Konusu falan çok ortalamaydı. Ancak çok güldük. Herkesin şair olması dışında filmde sıkıcı bir yer yoktu. Deli Dumrul’un söylediği komik şiirler Volkan’ı, Alper’i, beni kopardı. Epey eğlendik. Filmi muhakkak izleyin. Gayet cesur sahneler de var. Aklınızda olsun.

Neyse, ikinci molamızda okulumuzun bizim için hazırladığı kumanyalar dağıtıldı. Bizim okul çok bozsa da halen çok iyi bir okul sevgili okur. Öğrencisine değer veriyor. Merve hayatında ilk defa ton balığı yemeye karar verdi. Ancak şansına balık bozuk çıktı. Bildiğin içerisine tiner dökülmüş gibiydi. Kızcağızın midesi bulandı. Burada öküz gibi ısırdığım domates üzerime fışkırdı acayip oldum.

Volkan

Volkan

Bu ikinci moladan kısa bir süre sonra saat 15.00 gibi İstanbul’da İstanbul Modern’in otoparkında indik. Grup olarak Taksim‘e gitmek istediğimizden geriye doğru yürümeye başladık. Sahilde birkaç poz fotoğraf çektirdik. Bu arada acayip sıkışmıştım. Biraz yürüyüp bir benzin istasyonunu geçtik. İleride bir caminin yanında müftülük binası vardı. Altında da tuvalet. Hayatımda 1 lira karşılığında bu kadar rahatladığımı hiç hatırlamıyorum.

Islak Hamburger

Tuvaletten çıkıp topluca bir parkın içinden geçerek Taksim’e doğru türlü türlü rampayı tırmanıp, bir sürü konsolosluğun önünden geçtik. Nihayet Taksim’e ulaşabildik. Ancak epey acıktığımızdan yolun başından beri konuştuğumuz şu ıslak hamburger olayını denemeye karar verdik. Çok meşhur olduğu söylenen Bambi Cafe‘ye gittik. Adam başı 3′er ıslak söyledik. Yanına da limonata aldım. Islak hamburger güzel

Ferhat Güzel ve biz!

falan ama öyle abartıldığı gibi bir olay da değilmiş hani. Ha çok ucuz orası güzel ayrıca. Neyse yemek faslından hemen sonra Savaş Abi‘ye mesaj atmıştım. Ona yanıt geldi. İstiklal Caddesi‘ne girdik. Olgunlaşma Enstitüsü müydü neydi öyle bir yerin önünde durup Savaş Abi’yi beklerken kimi gördük! Ferhat Güzel! Çok güzel adam :) Hemen fotoğraf çektirdik. Begüm’ün albümü çıkıyor, dedi bize.

Şişmanlar

Ferhat Güzel’den hemen sonra Savaş Abi geldi. Epey yorgundu anlaşılan. Neyse sağolsun bize İstiklal Caddesi boyunca eşlik ettik. Oradan Tünel‘e gittik. Tünel’e gittik de sadece vitrin baktık. Hatırlıyorum eskiden burada plak falan satanlar olurdu, o dükkanlar komple başka dükkanlara dönüştürülmüş. Bu esnada ramazan boyunca sürekli teraviye giden, hiç bir cumayı kaçırmayan Alper, Volkan ve Sercan oradaki bir kilisenin içini görmek istediler. Hatta Sercan içine girip 3+1 yapmak istedi. Kilisenin sıralarına oturup ne yaptılar bilmiyorum. İçeride bir zenci arkadaş “no video please” dedi bana. Ben de kapattım kamerayı.

Tünel’den, kiliseden sonra Galatasaray Lisesi‘nin önüne geri dönüp Sabhankra‘nın ilk kadrosunda yer alan Sinan‘la buluşmaya gittik. Sinan, 24 Ekim’deki Eskirock Metal Fest Vol. III‘te de gelecek. Neyse, Sinan da uykulu gözlerle geldi yanımıza. Kısa bir yürüyüşten sonra yemek yemek üzere Savaş abi ve Sinan yanımızdan ayrıldılar. Savaş abi ile yemek sonra görüşmeyi planladık ama acil işi çıkmış. Görüşemedik.

Happy Hours

Biz de ne yapalım ne yapalım derken önce Dorock‘a geçtik. Daha sonra da Leman Kültür‘e geçtik. Eskişehir’deki Leman Kültür, abartılı bir şekilde lüks, zengin ve havalı dekore edilmiştir ve o şekilde işletilmektedir. Fiyatları da ona göredir. Ancak İstanbul’daki onun tam aksine daha salaş, daha rahat, insanı huzurlu kılıyor. Fiyatları da çok hoş. Bence gerçek Leman Kültür, İstanbul’daki gibi olmalıdır. Leman’dan sonra zaten artık

Sercan

toplanma vakti geldiğinden ancak bir midye tava yiyebilecek kadar vaktimiz kaldı. Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanıp bir daha gerisin geriye İstiklal’in diğer ucuna yürümeye başladık. Kısa bir yürüyüşten sonra da TRT OKUL programının yapılacağı binaya ulaştık.

Yarım saat sonra meşhur olacağımdan inanın haberim yoktu…

(Yazının devamı gelecek)

Özel Öğrenci Oldum

Fen Bilimleri Enstitüsü

Malum okulu tek dersten uzatınca 5 sene boyunca her dönem 40 kredi almaya alışan ben bir boşluğa düştüm. Zaten yüksek lisans yapmak gibi bir hedefim de oldupu için yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve Fen Bilimleri Enstitüsü‘nde Çevre Mühendisliği Anabilim Dalı‘na Özel Öğrenci olarak başvurdum.

Özel öğrenci olduğunuzda senelik yüksek lisans harcını bir defa da yatırıp o sene bir daha para yatırmıyorsunuz. Yüksek lisans derslerinden de 2 tane alabiliyorsunuz. Ben de öyle yaptım. Zorunlu derslerden iki tane aldım.

Anadolu Üniversitesi‘nde özel öğrenci olmak çok kolay sevgili okur. Ekle sil haftası içerisinde aşağıdaki dilekçeyi ve dilekçeye ek olarak öğrenci belgeniz ile kimlik fotokopinizi götürüyorsunuz Enstitüye. Orada seçtiğiniz iki dersin kontenjan durumuna bakıp onaylıyorlar. Ortamala 1 hafta sonra da sizden parayı yatırmanızı istiyorlar. Bu bir haftalık süre zarfında seçtiğiniz yüksek lisans derslerine girebiliyorsunuz üstelik.

Aldığım dersler lisans dersim olan Calculus II‘den boş kalan günlerim olan pazartesi ve çarşamba günlerine denk geldi. Bir tanesini Savaş Hoca, diğerini de Tuncay Hoca veriyor. Bu arada lanet olası Calculus II’den bahsetmişken bu dönem çok işim var sevgili okur. Quiz muiz de varmış. Üstelik allah uzun ömür versin, hocanın yazısı da çok çirkin lan. İnan derse sırf bu yazıdan dolayı konsantrasyon olamıyorum. Neyse bakalım, alışacağız buna da.

Bu yazıyı yazmamın bir sebebi de Beril‘in bu konuyla ilgili attığı bir maildi. Kısmen de olsa cevaplamış oldum sanırım.

Başvuru dilekçesi için buraya tıklayın.

Haraç Parası Olayı

Malum bir haftadır gündemde olan ancak ne hikmetse sadece internet gündeminde konuşulan, yine basın tarafından artık bilinerek mi bilinmeden mi gözardı edilen bir konu var. Bu sene sessiz sedasız bir karar yayınlandı Resmi Gazete‘de. Bakanlar Kurulu almış bu kararı: 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILINDA YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARINDA CARİ HİZMET MALİYETLERİNE ÖĞRENCİ KATKISI OLARAK ALINACAK KATKI PAYLARI VE ÖĞRENİM ÜCRETLERİNİN TESPİTİNE DAİR KARAR.

2. öğretim

Şimdi bu herkes bu kararın 13. maddesinde yazanlara göre felaket senaryoları üretiyor, bir kısım da herkesin yanlış düşündüğü, bilakis bu uygulamanın öğrenci yararına olduğunu söylüyor. Açıkçası ödeyeceğim harç ücretini görmeden ben de peşinen diyemiyorum bu yeni karar benim yararıma ya da zararıma diye. İstanbul’da bazı üniversitelerde okuyan öğrenciler çok yüksek tutarlar ödediklerini söylüyorlar. Yine aynı okullarda okuyan bazı arkadaşlarım da eski sistem olsaydı daha çok harç ödeyecektim diyor.

Şimdi o 13. Madde‘yi paylaşayım:

Süresinde mezun olamayanların katkı payı ve öğrenim ücretleri

MADDE 13- (1) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 44 üncü maddesinin (c) fıkrasında yer alan öğrenim sürelerinde eğitimini tamamlayamayan öğrencilerden, aynı Kanunun 46 ncı maddesinin (ç), (d), (e) ve (f) fıkralarında yer alan hükümlere göre katkı payı veya öğrenim ücreti alınır.

(2) Yukarıda belirtilen durumlarda her bir ders için kredi başına ödenecek katkı payı veya öğrenim ücreti tutarları, her bir dersin kredisinin ilgili dönemde alınması gereken toplam ders kredisine oranlanması sonucu bulunacak katsayının ilgili dönem için belirlenen öğrenci katkı payı veya öğrenim ücreti ile çarpılarak, ilgili yükseköğretim kurumunca dönem başlarında hesaplanır.

Şimdi maddenin (2). fıkrasında yer alan hesabı yapacağım. Okulu tek dersten uzattım. Bu ders 7.5 kredilik bir ders ve bizim okulda dönemde 30 kredi alıyoruz. Buna göre;

7.5 / 30 = 0.25 (katsayı bu oluyor)
Dönemlik harç (Mühendislik Mimarlık Fakültesi): 288 lira*

* Şimdi bu miktarı da nasıl bulduğumu anlatayım. Bu sene Bakanlar Kurulu kararıyla harçlara zam yapılmamış. Yani geçen seneki fiyatlar geçerli. Mühendislik Mimarlık Fakülteleri için bu ücret 387 lira. Bir de bunun üzerine okul bir katkı payı koyuyor. Bulduğumuz sonucu ikiye bölüyoruz 2 dönem olduğu için. Bu durumda Anadolu Üniversitesi için 288 lira çıkıyor. Yani geçen sene verdiğim para bu kadardı.

Şimdi yukarıdaki maddeye göre ödeyeceğim para:
( 288 x 0.25 ) + 288 = 360 lira

Ama işte bundan emin değilim. Yani insanlar öyle şeyler yazıyorlar ki artık bilen bilmeyen, sallayan, gerçeği söyleyen belli değil. Bizim okulun kayıtlarına daha var. O yüzden ne kadar harç ödeyeceğimi öğrenmem için beklemem gerekecek. Yalnız bir yerde “katkı kredisi aldığım halde 55 lira ödedim” diyen bir arkadaşın yazısını okudum. İçim ürperdi. Hadi bakalım.

Şimdi bu yeni sistemle benim gibi okulu bir dersten falan uzatanlar kısmen avantajlı oluyor anladığım kadarıyla. Ama çeşitli sebeplerle daha fazla ders alması gerekenler için ise resmen soyguna dönmüş durumda olay. Haa, bir de olayın dışında olup belki de pislik olsun diye “adam olun siz de devlet üniversitesini 4 yılda bitirin, gezmeyin karıyla kızla” diye yorum yapan tipler var. Bunların hepsinin suratına vurmak istiyorum. Bunların hepsini getirip Temel İşlemler aldırmak, Calculus dersine sokmak, Katı Atık Yönetimi‘nden proje hazırlatmak istiyorum.

Bu yazıyı okuyan sevgili okur. Bu konu hakkında en ufak bir fikrin varsa lütfen paylaşmaktan çekinme. Beni de bilgilendir. Öpüyorum.

Facebook’ta şöyle bir etkinlik var. Etkinlik sayfasından insanların mağduriyetlerini takip edebilirsiniz:
http://www.facebook.com/event.php?eid=230082857043927

Anadolu Üniversitesi 2011 Mezuniyet Töreni – 2. Kısım –

Bu yazının 1. kısmını okumak için tıklayınız.

O gün törene beni izlemeye ailemin yanında Merve‘yle Sercan‘da geldiler sağolsunlar. Sercan, Alper‘le beni çağırdı açık tiribünün önüne fotoğraflarımızı çekmek için. Gittim annemleri de gördüm.

3 Bas Ses

Bu pozu Sercan çekti

Gecenin ilerleyen saatlerinde değerli hocalarımız da indiler sahaya. Hep beraber topluca, tek tek belkide yüzden fazla fotoğraf çektirdik :) Erdem Hoca‘nın şalında neden 3 bant, Eftade Hoca‘nın şalında neden tek bant olduğunu Erdem Hocam “bunların bir tanesi 10 yıl demek” diye açıkladı. O gecenin belki de en sıcak anları da işte bu anlardı. Hocalarımızın bizi ne kadar sevdiği işte bu anlarda bir kez daha anladım. Bu duygusal bir cümle oldu. Ancak bu yazıyı okuyan sevgili okurum, inan o an hissettiğim şey buydu. Daha sonra bize mezuniyet törenine katıldığımız için teşekkür eden rektörümüzün yazısını verdiler. Bunlar işte temsili diplomalarımız oldu. Bu olaydan sonra sıra kep atmaya geldi.

Toplandık ve büyük bir küme oluşturduk. Sonra çıldırmış gibi savurduk lan keplerimizi. Alper’le ben dim dik havaya attık. Sonra hemen yakaladık. Ama o gazla geriye, öne, sağa ya da sola savuranlar bir daha bulamadılar keplerini yazık oldu. Bu arada standart kep koca kafama sığmadığı için arkasından hafif söktürüp lastik taktırdım ben.

Sonra Kıraç başladı. Bu sene mezuniyet için Kıraç’ı çağırdılar. Kıraç başlayınca babam eş zamanlı olarak aradı hadi gidelim diye. Gidelim dedim bende. Zira ertesi gün Diferansiyel Denklemler sınavım vardı benim. Babamın zeki hamleleri sayesinde trafiğe yakalanmadan eve geldik. Bu esnada sahanın içinden 5 dakika dış kapıya çıkabilen bana tezat, annemlerin çıkması tam 25 dakika aldı.

Anne ben burdayım

Böylece hayatımda bir kez yaşayacağım “Mezuniyet” heyecanını yaşamış oldum. Ertesi gün o yorgunlukla gireceğim Diferansiyel Denklemler sınavının psikolojik baskısı olmasa daha mutlu olurdum.

Törenden sonra aklımda kalan tek olumsuzluk annemlerin içeri giremeyip geçişimi görememeleri. Bu konuda okulumu hiç affetmeyeceğim. O gün benimle birlikte olan, olamayan tüm dönem arkadaşlarıma, dostlarıma teşekkür ederim. Aileme, sevdiğim insanlara da teşekkür ederim. Bu anlar hep bu güzel ve daha insancıl duygularla geçti.

Anadolu Üniversitesi’nin sitesinde mezuniyet fotoğrafları verilmiş. Buraya tıklayıp yüzlerce fotoğrafa bakabilir, tanıdığınız ve tanımadığınız insanları görebilir, yakışıklı erkekleri kesebilir, güzel kızlara göz kırpabilirsiniz. (Şaka yapıyorum, ayıptır o niyetle bakmayın.)

Şu linkte de okulun kamerasından beni görebilirsin sevgili okur.

Okul gazetesi Anadolu Haber‘in son sayısı da inan güzel olmuş sevgili okur. Mezuniyet özel sayısı gibi olmuş. Alper’e yaparsak kesin gazeteye çıkarız dediğim herşeyi yapmışlar ve gazeteye çıkmışlar lan! İlk fikrim TRT ile ilgili bir pankarttı. Uyanığın biri yapmış “Tören TRT‘de izlenir” yazmış, gazeteye çıkmış. Diğer fikrim de Anadolu Haber’le ilgili bir pankart hazırlamaktı. Bunu da yapmış bir diğer uyanık grubu. Anadolu Haber’in büyük boyunu yapmışlar ve gazeteye çıkmışlar. Bir başka kızcağız “Anne ben burdayım!” yazmış ve çıkmış yine gazeteye. Bunlar başarılı girişimler tabi.

Az önce demiştim okulun gazetesi diye. Mezuniyet sayısını indirmek için buraya farklı kaydet diyin.

Okulun gazetesinde çıkarak Vecihi yine tarihi bir başarı gösterdi tebrik ederim. Sadece Vecihi’yi değil, aynı karde çıkmayı başaran Aygün ve Özgünü de tebrik ederim. Bu arada Aygün öğrenci işlerinin inanılmaz özverili çalışması sayesinde acayip can sıkıcı bir sorun yaşadı. Canını hiç sıkmamasını buradan söylüyorum.

Ayün, Özgün ve arkadaşları

ŞU LİNKTE verdiğim haber çok iyi yalnız muhakkak açın dinleyin. Hem rektörümüzün, hem mezunlar adına konuşan aşırı heyecanlı arkadaşın hem de Cem Öğretir’in konuşması yer alıyor. Mezun olacaklar adına konuşma yapan arkadaşın Steve Jobs‘ın bir sözünü bize örnek göstermesini ise bazılarımız rezillik, bazılarımız ise komiklik olarak yorumladık. Elbette onun bir suçu yok. Bu konuşmayı hazırlayanlara güldük.

Birlite çekilebileceğimiz en kötü fotoğraf :)

Alper ve ben

Anadolu Üniversitesi 2011 Mezuniyet Töreni – 1. Kısım –

Bu sene mezun oluyorum sevgili okur. Mezuniyet töreni ile igili yazı çok uzun olduğundan iki kısma ayırdım. Kısım kısım okursunuz diye.

Bizim okulun mezuniyet törenleri de çok meşhurdur laf aramızda. Geçen sene yeni rektör mezuniyet törenini bizim kampüsteki stadyumda yaptırmak istemiş. Hatta mezuniyet töreni yapılmış da. Ancak tam anlamıyla bir rezalet olmuş. İnsanlar ezilmişler, kimse mutlu olamamış. Biz şanslıyız galiba bu sene yine stadyumda yapmaya karar verilmiş.

4 Haziran günü törenin provası için Eskişehirspor‘un da standyumu olan Atatürk Stadyumu‘na gittik. Üç aşağı beş yukarı bir sonraki gün ne yapacağımızı anlattılar.

5 Haziran sabahı erkenden kalktım. Saat 11 gibi annemleri alıp fakültemizin arka bahçesinde düzenlenecek olan mezunlar buluşmasına gittik. Mezun olacak öğrenciler, aileleri ve hocalar hep gelmişti. Burada nihayet ailem Alper‘in ailesi ile tanıştı. Ayrıca Emre‘nin de annesi ve halasıyla tanışmış oldum. Burada yine konuşmalar yapıldı, herkes birbirine sarıldı, pastalar yenildi. Sonra yıllık için anlaştığımız Burak Dijital mezuniyet için milletin sağa sola yukarı aşağı ya da çapraz bakarak çektirdiği pozları çerçeveletmiş halde getirdi. Bunlardan almak isteyenler aldılar. Bölüm birincilerine, ikincilerine ve üçüncülerine ödülleri verildi. Bu sene biz de birinci Ahmet Ali olmuş. Ancak çift anadal yaptığı için İnşaat’tan halen dersleri olduğu ve mezun olamayacağı için birincilik Murat‘a geçmiş. Yanılmıyorsam ikinci Seda ve üçüncü de Meltem oldu. Hepsini tebrik ederim.

Annemleri okuldan alıp akşam ki mezuniyet törenine daha çok vakit olduğu için eve geçtim. Akşam vakit gelince evden arabayla çıktık. Çarşıya gelince yaptığımız hatayı anladık. Hem biraz geç çıkmıştık hem de arabayla inanılmaz bir trafiğin içine düşmüştük. Zincirleme kazalar, anlayışsız sürücüler falan ne ararsan var yani. Zor bela stadyuma geldik. Arabayı hemen epey gerilerde bir yere parkettik. Trafikte neredeyse her araçta bir kepli öğrenci vardı bu arada çok komikti. Annemlerden ayrıldım ve fakültemizin beklediği yere gittim. Şimdi bu bekleme sistemini de şu şekilde anlatayım sevgili okur. Alfabetik olarak

Seval ben Turgut

okuldaki fakültelere numaralar vermişler. Bizim fakülte 24 numara! Ve bu 33 vagonluk trenin ilk vagonu yani ilk fakülte kapıda, diğer fakülteler de onun ardında dizilerek Savaş Caddesi boyunca sıralandık. Bu şekilde yaklaşık 4500 kişi tepemizde kep üstümüzde cüppe yarım saatten biraz fazla bekledik. Canımız sıkılınca yoldan geçen tramvaylara sardık falan. Sonra bu insan treni hareket etti. O ana kadar keyfim yerindeydi. Lan stadın kapısına yaklaşırken bir de ne göreyim! Annemler içeri girememiş! Kapıları kapatmışlar ve davetiyeleri olduğu halde bizimkiler girememişler. Acayip moralim bozuldu, canım sıkıldı.

Stada nihayet girip tiribünlere el sallarken salakça bir hise kapıldım. Kime el sallıyordum? Niye el sallıyordum? Buradaki kaç tane insanı tanıyordum ve kaç tanesi benim mezuniyetimle gurur duyuyordu ki? İndirdim elimi.

Tiribünler (tıkla büyüsün, gönlünce yürüsün!)

Wecihi ve çetesi

Önceden kararlaştırdığımız üzere hocalarımızın bulunduğu kapalı tiribünün önünden geçerken önce hocalarımız ellerindeki konfetileri patlattılar, sonra sırayla Alper, Burcu ve ben patlattık. Hoş bir andı. Tam bu anda annem aradı. Stada girebilmişler ve sonunun da olsa geçişimize yetişmişler. Bu biraz gönlümü ferahlattı. Geçişten sonra yerimizi aldık çimenlerdeki.

Okulun sitesindeki kenarlardan bastırılmış mezuniyet sevinci

Bu sene Türkiye’de ilk defa olmak üzere bir üniversitenin mezuniyet töreni ulusal bir kanalda canlı yayınlandı. Biz bunu başta bir lütuf, süper bir avantaj sandık. Evet, avantajlı yanları vardı. Örneğin hasta olan, yaşlı olan tanıdıklarımız bu sayede televizyondan izlediler torunlarının mezuniyetini, bu açıdan mükemmeldi. Ancak statdaki program akışını da canlı yayın akışına göre ayarlayınca herşey karıştı. Mezuniyeti canlı yayınlayan TRT OKUL reklama girdikçe biz de reklama girdik adeta statda. Bu araları BAS Üçlüsü doldurdu. Bu üçlüyü daha iyi bir ses sistemiyle dinlersem beğeneceğime eminim. Evet, ses sisteminden bahsedeyim biraz da. TIRT sözcüğü size neyi anımsatıyorsa işte ses sistemi de öyleydi. Çok kötüydü, konuşmaları duyamadık. Sahneyi neredeyse hiç anlayamadık. İstiklal marşımızı acayip coşkuyla okudum lan yalnız onu bi yazayım unutmadan.

Bu sene programın sunuculuğunu TRT’de Stadyum programını sunan Erdoğan Arıkan ve Fulin Arıkan yaptılar. Tören boyunca epey bir atraksiyona girdik sevgili okur. Ama en güzeli bayrak faslıydı. Stadın sağında ve solunda iki küme halinde bekliyorduk. Kapalı tiribüne yüzünüzü döndüğünüzde biz sol tarafta ve ortada kalıyorduk. Bizim tarafın en başından Anadolu Üniversitesi bayrağı, diğer taraftan ise Türk Bayrağı açıldı ve yavaş yavaş herkesin üzerini kapladı harika bir andı. Bir diğer atraksiyonumuz da okulumuzdan 16 sene önce mezun olan ve şu anda ATV Ana Haber Bülteni‘ni sunan  Cem Öğretir‘in geleneksel “Merhaba çağrısı” oldu. Bu da iyi bir andı. Cem Öğretir’in konuşmasının tamamı için buraya tıklayın.

Cem Öğretir

Etrafımda binlerce yeni mezun vardı sevgili okur. 50 yaşın üzerinde bir sürü Açıköğretim mezunu da gördüm :) Hatta yıllar önce Sivrihisar’daki lisemden ayrılırken hazırlıkta okuduğunu bildiğim Cansu’yu bile gördüm yıllar sonra. Daha doğrusu kızı gördüm, tanıdım ama nerden tanıdığımı çıkaramadım. Sağolsun o yardım etti :) Mutlu oldum lan ne yalan söyleyeyim. O da okul öncesi öğretmenliği’nden mezun olmuş bu sene. Hayat ne garip değil mi lan sevgili okur. Çok acayip.

(devam edecek)

Yazının ikinci kısmı için tıklayın.