Dertname
Not: Bu şiir 85 kilonun üzerindeki bir dostun hüznünü paylaşmak adına yazılmıştır. Bazı yerlerde anlam karışıklığı yaşanabilir. Üşenmeyip merak edenler özelden ulaşabilir.
Yeryüzünden silsem de adını,
Rüyalarımda alıyorum tadını,
Değişmiyor kokun sırlarını görüyorum,
Korkularım kaplıyor yarını.
Görmüyorum seni; unutttum ismini,
Ah keşke, keşke saklasaydım resmini,
İhanet eder miydim sana, sadakat!
Eğer alsaydım dersimi?
Gururu bırakıp sevseydim,
Umudu kesip vazgeçer miydin?
Düşünür müydün aşksızlığı kendinde,
Gerçek bu kadar çıplakken zihninde?
Dokunmadın bana nasıl bilirsin,
Umrunda mı içim yanıp erisin,
Rüyalarım bitsin; ızdırap gibisin,
Dalgalanmıyor saçların, sen kimsin?
Rüzgarlarda tanırdım seni üzerime esen,
Yolumu kesen bir sen olurdun, yalnız sen,
Sana bakardım nefes almayı bilmesem,
Sen de bu kadar sever miyin gerçekten?
Yağmura Gönül Verdim
“Bu yağmur seni benden alıp götüren yağmur…”
Tenime dokunan damlacıklara aldırmadan yürümüştüm dakikalarca. Saçlarımdan gözlerime süzülüyordu sular. Kaçışan insanları farkedince gülümsedim içimden. Su, yalnızca su. Neden kaçıyorsunuz? İçimdeki kötülüğü yıkayacağını umdum o an yağmurun. Ellerimi havaya kaldırdım ve öylece bekledim. Yanımdan geçen kadının yüzündeki ifadeye takıldığımı hatırlıyorum. Uzakta, senin hep beklediğin o durak, ne kadar da kalabalıklaşmıştı. Her sabah yüzünü görmek umuduyla geldiğim, dakikalarca yalnız başıma beklediğim o durak, yağmurdan kaçan insanlarla doluydu. Kaderi mi böyleydi bu yerin, hep sığınanlara ev sahipliği yapıyordu. Herkesten, her şeyden kaçıp sana gelirdim, görebileyim diye. Oysa sen hiç gelmedin oraya. Belki bu şehri çoktan terketmiştin. Bana ise geride sadece umut bırakmıştın. Başka bir yaşamda belki, dediğini unutamıyorum. Vicdanımı söküp benden alan o bakışlarını özlüyorum şimdi. Beni bu denli acımasız yapan o bakışlarını.
Düşen her damlanın, içimdeki ateşe değip çıkardığı sesi yalnızca ben duyabiliyordum içimde. Aynı şey hep oluyordu, şehrin o kısmına geldiğimde yine sen geliyordun gözlerimin önüne. Yağmur aralıksız yağıyor. Hayatımdaki en değerli Savaş’ın bana miras bıraktığı o söz geliyor şimdi de aklıma. Değer verdiğinin o kadar da değerli olmadığını anladığın dakika, hayatının en değersiz dakikasıdır. İşte benim Savaş’ımın bittiği dakika. Kıymeti olan her şey bana değersiz gelmişti de neden küçücük bir umudun peşine düşmüştüm? Küçük, zayıf bir umudun…
Yağmur üstüme döküldükçe siliyordu seni aklımdan. Evet, içimdeki sana ait son zerreleride alıp götürüyordu. Ruhuma dolan kötülük sanki ayaklarımın altından süzülerek kayboluyordu. Sanki bulutlar aralanıyordu gökyüzünde.
Şimdi düşünüyorum da, hayır. Ateş sönmüyor içimdeki, yalnızca hafifliyor biraz daha. İçimdeki şeytan, senin adını verdim ona, bana tüm dostlarına ihanet et diyor. Sanki bu aldatmaca seni bana daha da yakınlaştıracak. Onlar bilmese de bazen şeytanıma, yani sana o kadar yakın oluyorum ki, kendimden korkuyorum. Yapabileceklerim beni ürkütüyor. Bu durumlarda şanslı da oluyorum biliyor musun? Bir zamanlar etrafında olan herkes listemde. Ne yaparım bilmiyorum ama tıpkı kiralık katiller gibi cebimde geziyor adları.
Gündüzleri sensizlik iyi de, geceleri rüyalarıma engel olamıyorum. Ellerini tutuyorum boşlukta, saçların yüzüme çarpıyor esen rüzgarlarla, belli ki kendi nefesim boğuyor beni. Yağmurlar hiç dinmiyor düşlerimde. Vücudunun ıslaklığı değiyor benim tenime de. Ve dayanamıyorum senin ihtişamına. Ben, sana yağan bir yağmur da aşık olmuştum. O gün sana aşık olmuşum sanıyordum. Meğer ben yağmura gönül vermişim. Anladım artık çünkü sabahlarım büyük bir yıkımla başlıyor. Senin olmadığın ve olmayacağın gerçeği ile. Artık çık hayatımdan! En azından rüyalarımı terket. Karşısında çaresiz olduğum tek kişi, n’olur duy beni.
Bu yazıyı istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz fakat yayınladığınız yerde bu
sayfanın linkini vermek zorundasınız. Vermemeniz durumunda ayıp edersiniz. Ayrıca
emek hırsızlığı da yapmış olursunuz değil mi? Bu kadar tantanaya gerek kalmadan
siz en iyisi kaynak olarak buraya link verin kurtulun, rahat rahat yayınlayın.
Aklınıza bir şey takılırsa buraya tıklayıp bana ulaşın.
|
Durum Hikayesi Denemesi: Işıklar Parlıyor
Gözlerim kamaşıyor! Seçemiyorum da ne olduğu. Birden parlamaya başlayan bir kıvılcım görüyorum. Sonra herşey yavaş yavaş aydınlanıyor. Yalnız başıma olduğum bu daracık oda genişlemeye başlıyor, önce ayağa kalkıyorum yavaşça. Her tarafım uyuşmuş. Bir el uzanıyor kaldırmak için beni. Ve bir başkası daha. Sonra o gözlerimi kamaştıran ışık hareket ediyor, önüme gelip duruyor. Gülümsemeye başlıyorum. Dost yüzler beliriyor dört bir tarafımda. Onlar biraz kızgın ama kurtulduğum için içten içe sevinen gözlerle bakıyorlar bana. Birisi önce gözlerini çeviyor bana, sonra boynuma sarılıyor. Bir diğeri gördüğü rüyayı anlatıyor bana. Rüyalara inanma diyorum ona da. Işık yeniden hareket etmeye başlıyor. Bir parlıyor, bir sönüyor. Sonra rüzgar çıkıyor. Bu sefer sonsuz çölün ortasında buluyorum kendimi. Işık çok uzaklarda beni gözlüyor. Rüzgar aman vermiyor ama yürüyorum ışığıma. Zor olacak diyorum, ama olacağını da biliyorum içimden. Aradan yıllar geçiyor, ben o ışığın altında otururken aklıma geliveriyor bu günler. Gülümsüyorum sadece. Işığımda parlıyor biraz daha. Çok uzaklarda tarlalarda ekinler baş sallıyor, katılıyorlar sevincime. Uzakta deniz katılıyor kahkalarıma dalgalarıyla. Işığım ve ben yükseliyoruz. Aşağıda parlıyor diğer ışıklar sevecenlikle
Bir Dokunuşundu
Alper’in ısrarı üzerine.
Bir dokunuşundu beni sana bağlayan;
Gözlerindeki derinlerden hiç çıkmak istemezdim,
Orada mutluluk vardı.
Birbirimize dokunuşlarımız da anlamlı olurdu,
Senden boşalan sandalyeye ben oturur,
Düşmemek için tuttuğun yeri tutar,
Kullanıp yere attığın biletleri toplardım.
Dokunuşlarımız birbirinden habersiz,
Ama hep birbirinin ardına.
Sen gelirdin karşıdan ve trafik durmuş olurdu;
Ben ölümden dönerdim acı bir fren sesiyle,
Beynimden geçip gitmiş olurdun sen oysa.
Benden kaçırdığın gözlerinle gördüklerine bakardım,
Farklıydı ne de olsa,
Uzun bir pişmanlık yaşamak, tarif gerekirse,
Yazacağın harfi; basacağın tuşu getirememek,
Yeniden bir dokunuşun ardına gizlemek tüm gerçeği.
Kendi gerçeğimi bilmeden yaşıyorum,
Rüzgar esiyor,
Sen sallanıyorsun gözlerimin de ötesinde,
Ve ben mutlu oluyorum anlamsızca;
Yüzümde gülücüklerle uyuyorum,
Soranlara seni nasıl anlatırım?
Rüzgarı bekleyerek,
Soğuğu içime çekerek,
Masumluğunun yarınım olmasını dileyerek,
Soranlara seni nasıl anlatırım?
Hergün yeniden iç çekerek,
Kapılmışçasına sürüklenerek,
Gülümseyerek, gülerek…
Aşk Hikayeleri Serisi – 2 Aylık İlişki
Bu öykücüğü de uzun geçen gecelerin, günlerin hatta ayların ardından aklımda kalan ilk satırlarla yazıyorum. Tatlı bir hatıra olarak.
- Bunu bulmak bana çok şey maloldu:)
- Neden yaptın ki böyle bir şeyi?
- Bilmem
Bu arada bugün seni gördüm koridorda; selam veremedim. Kusura bakma olur mu? Seni görünce dilim böyle tutuluveriyor.
- …
- Artık dayanamıyorum soracağım. Yoksa uyutmuyor bu düşünce. Bu yazdıklarım seni rahatsız ediyor mu? Eğer böyleyse bunu yapmaya hemen bir son verebilirim.
- Bak, aslında bende bunu nasıl söylesem diye düşünüyordum. Seni kırmaktan korktum. Benim iki aylık bir ilişkim var ve bu yazışmaların doğru olacağını düşünmüyorum. Lütfen kırılmanı istemiyorum.
- Anladım. Kendine iyi bak olur mu?
- Teşekkür ederim. Sende.
Sonra çocuk düşündü içinde. İşin içinden çıkmadı. Pilli Bebek‘in Açılsın Gözlerin‘i çalmaya başladı o esnada. Dünya’da ki tüm güzellikleri çağırdı içinde. “Senin olsun tüm güzellikler ve tüm iyilikler sana gelsin, dedi. 2 ay. İki yılın ardından, gelen o iki ayın acısıyla. Yüreği hala yanıyor bir yerlerde.
Kalbim Kırık :(
Uzun süre sonra nihyet k.çımın üzerine oturabiliyorum. Böyle bir yazı ile sizlere merhaba demek istemezdim. Neyse, olan oldu. Ondan bugün, kimden diyenler profil kısmından kimden bahsettiğimi anlayabilirler, şu sözü duydum: “Senin yüzünden hasta oldum.” Evet, cidden söyledi bunu. Doğru onu ben hasta ettim. Artık sinir hastası, panik atak, kalbi sıkışıyor, nefes darlığı var; ağladığında nefes alamıyor. Bunların hepsine sebep olan bnim şüphesiz. Bu aslında benim kendim itiraf edemediğim bir şeydi. Aslında size neden söylüyorum bunu da bilmiyorum. Belki vicdanımı rahatlatmaya çalışıyorum. Lan yok be, böyle vicdan da rahatlamıyor. Zaten alt tafarımda ufak bir sızı da var. Ne var aslında biliyor musunuz, ben bunları hakediyorum galiba? Valla bak, cidden düşünüyorum bunu. Neyse yav, sizinde canınızı sıkmak istemiyorum. Siz keyfinize bakın. Hayat üzülmek için çok abidik gubidik bir yer unutmayın…
NOT: Bu yazıyı yazarken Nickelback – Someday çalıyordu.
Neden Hep Aynı Masal Anlatılır?
Seversin, deliler gibi. Geceni gündüzüne katarak seversin. Sonra o kalkar, senin güneşini çalar; ışığını söndürür. Bir başkası çıkar; o ateşini, yanmaz artık dediğin ateşi öyle bir yakar ki, sen bile inanamazsın. Artık o ateşe tapmaya başlarsın. Sonra ne olur? “Yeter artık bu kadar ısındığın” der ve kendi yaktığı ateşi söndürmeye çalışır. Şaşırırsın, bocalarsın, saçmalamaya başlarsın. Yüzüne sahte ışık vurur. Yada sen hep o sahte ışıkların altında gezersin, belki yolum aydınlanır diye. Çünkü ne sende artık yakacak odun kalmıştır; ne de o ateşi yakacak bir el. Bomboşsundur lan. Dönüp arkana bakarsın, onu görürsün. Yoluna devam edersin; onun saçları dalgalanır dört bir yanında; onun adımları gezer kaldırımlarda. En çok ta o zamanlar inkar edersin kaderi; yaradanı. Yok, dersin. Olsa, yarattığına bunları yaşatır mı, dersin. Bunlar birkaç gün sonra hatırladığında canını sıkacak şeyler olur. Telefonunu hiç elinden düşürmezsin ama çaldığında korkarsın. Etrafındakilere anlatırsın; onlar seni anlamaz, sana o kadar uzak şeylerden örnekler verirler ki sen de o anda o uzaklıkta kaybolmak istersin. Hiç kimse senin masalını yaşamamıştır. Yaşayamaz. Ama herkesin anlattığı prenses ve prens aynıdır. Size çok benziyordur. Aslında sende biliyorsun, hepsi aynı masallar. Onları aynı yapan şey sonları imiş. Ben de bunu şimdi anlayan bir öküz olarak napıyorum? Lan aslında hiç birşey yapmıyorum. Kalbim kırık sadece. Sakın yorum yapmayın olur mu? Allah göstermesin beni mutlu falan edersiniz sonra. Aman ha…
Aşk Hikayeleri Serisi – Kötü Olmak
- Evlenince evimizi şurdan alırız.
- Ev mi?
- Evet, bak ara katlardan alırız.
- Ne güzel… Bak, bizim senle bir geleceğimiz yok.
- Ne? Bu ne demek ya? Bu nereden çıktı şimdi?
- Biliyorum lanet olsun, seni üzmek istemiyorum ama
- Lütfen sus, neden umut verdin bana öyleyse?
- Ben sana umut vermedim. Tanıştığımız gün bile sana onu anlatıyordum.
- Doğru, haklısın…
- Bak ben seni senin beni sevdiğinin yarısı kadar bile sevmiyorum. Sevemiyorum. Affet n’olur.
- Ben senin için bu şehre geldim ama sen…
- İş daha ciddiye binmeden bu aşamada kalırsa ileride daha az üzülürsün diye düşündüm.
- Bu kadar çok sevmişken. Dur bi dakika ben galiba neden oldu böyle biliyorum.
- Ne?
- Birilerinin ahı çıkıyor benden. Bende senden öncekine tıpkı böyle yapmıştım. Hatta sırf eğlenmek için böyle yapardım…
- (Yüzünde bir tebessümle) Ne acı… Hadi gel,seni son kez bırakayım.
- Dokunma bana lütfen…
Aşk Hikayeleri Serisi – Ayrılık
- Gitme, n’olur…
- Gitmeliyim, mecburum.
- Beni bırakmak zorunda mısın?
- Lütfen, zor olduğunu biliyorum, yapma.
- Bir başımayım geceler boyu. Dah mı yalnız olacağım?
- Ben, ben istemiyorum gitmek. Elimden gelse değiştirirdim, yemin ederim.
- Dokunduğum herşeydesin. Lanet olsun! Bunu kullanıyorsun!
- Saçmalama! Ne hale geldiğimizi göremiyor musun?
- Biliyorum, eskisi gibi olmuyor ama suç benim mi?
- Bence suçlu aramayalım. Sadece bu durumu anlamaya çalış.
- Anlıyorum, gerçekten anlıyorum. Artık görebilyorum gerçeği.
- Ne gerçeğinden bahsediyorsun sen?
- Git n’olur. Arkana bakmadan git…






