Etiket Arşivi: bursa

Neşe Ablam Vefat Etti

Bu bloga yazdığım kara yazılardan biri olacak yine bu yazı da. Nefret ediyorum buraya böyle şeyleri yazmayı, gözlerim doluyor detayları hatırladıkça. Dolayısı ile ara vererek yazacağım.

Canımdan çok sevdiğim Neşe Ablamın aniden, tutarsızca ve bizi ateşin ortasında bırakarak vefat etmesini anlatacağım.

Pazar günü akşamı Bursa’dan gelen bir telefon Neşe Ablamın yoğun bakıma alındığını haber veriyordu. Pazartesi sabahı annem erkenden Bursa’ya gitti. Bursa’daki hastanelerde yoğun bakım üniteleri tamamen dolu olduğu için ablamı İnegöl’deki Özel Medice Hastanesi’ne yollamışlar. Pazartesi öğle yemeğinden hemen sonra annem beni aradı ve durumun çok kritik olduğunu, Ferhat abimin desteğe ihtiyacı olduğunu söyleyip beni de İnegöl’e çağırdı.

Ben de sağolsun hocamızdan izin alıp apar topar İnegöl’e gittim. Oraya gittiğimde durumun hiç de iç açıcı olmadığını gördüm. Pazartesi’den çarşamba günü öğleye kadar durumunda hiç bir iyileşme olmadı. Bizler de hastanenin önünde beklemekten başka bir şey yapamadık. Bu o kadar acıydı ki anlatamam sevgili okur. Abimi ve 3 yaşındaki kızını düşündükçe, içeride yoğun bakımda yatan ablamı düşündükçe nefesim daralıyordu.

O üç günün inanın hiç bir şekilde tarifi yoktu. Ağlayan herkesi teselli etmeye çalışmak, umut vermeye çalışmak çok zordu. Salı günü öğlene doğru doktor abimi acil olarak aradı. Yanında ben de gittim doktorun odasına. Doktordan izin isteyip konuşmalarımızı kaydettim. Meğer ablam çok ağır bir beyin kanaması geçimiş. Bu kanamayı ilk 12 saatte tepsit etmek de tomografi ile imkansızmış. Yeni çektikleri bir tomografi ile bunu tespit etmiş doktor. Böylece önceki tecrübelerine dayanarak bize kurtulmasının neredeyse imkansız olduğunu söyledi. İşte ben o an ölümün kaçınılmaz olduğunu anladım. Bu gerçeği sadece ben ve abim biliyorduk. Defalarca ısrar etmeme rağmen izin vermedi, söyletmedi kimseye. İnsanların ve belki kendisinin de umudunu kırmak istemiyordu.

Çarşamba günü durum giderek kötüleşti ve öğlene doğru doktor bizi çağırdı. Dayım, abim (dayımın oğlu), ablamın abisi ve eniştesi içeri girdik. Doktorun yanında başka bir kadın doktor vardı. Kendisi bize hastanın beyin ölümü gerçekleşti, başınız sağolsun, dedi. O an hayatımın en kötü anlarından birisiydi sevgili okur. En kötü. O an orada yaşananlar belleğime o kadar kazındı ki herhanlde bir ömür boyu asla unutamayacağım. Ben bu anlarda da ses kayıdı almıştım. Ancak hiç bir zaman bu kayıtları dinleyebileceğimi sanmıyorum.

Fazla detay vermeden devam edeyim. Ablam resmi olarak saat 14.00′de beyin kanamasına bağlı olarak hayatını kaybetmişti. Ancak ülkemizdeki kanunlar gereğince halen makineye bağlı tutuluyordu. Halen şokta olan abim doktordan rica edip yoğun bakıma yanında ben olduğum halde girdi. İşte burada ablamı gördüm. Artık neredeyse tamamen ölmüş gibi yatıyordu. Kendimi çok zor tuttum. Abimi yukarı çıkardım, biraz uzaklaştım. Bu esnada doktor bizzat ve ismen beni çağırdı. Doktorun yanına gittim. Soğukkanlılığımı koruduğum için böyle bir şey yaptığını, kalbin de tahminen yarım saat içinde duracağını; dolayısı ile cenaze işlemlerine başlamamız gerektiğini söyledi.

Ablamın naaşı yıkanmadan önce son defa abime gösterildi. Burada artık dayanacak gücü kalmadığından yine ben de yanında gittim. Son kez gördüm. İşte bu görüşüm 4 yıl önce hayatımıza giren, bir kere bile küsmediğim, her gittiğimde beni krallar gibi ağırlayan, bir birimize sürekli takıldığımız ablamı son görüşüm oldu.

Cenaze önce abimin Bursa Merkez’deki evine getirildi. Hayatımda ilk defa bir cenaze evine bu şekile girdim. Bir daha böyle bir anı yaşamak nasip olmasın.

Ablamın mezarı kararlaştırıldığı üzere köyüne, Kars’a götürülecekti. Eve getirilen cenazeyi arabadan indirmeden hemen Kars’a doğru yola çıkardılar. Abimin yanında destek olmak için annem ve ben de hemen ardından iki tane de akrabamız bir arabaya binip cenaze aracının ardından Kars’a doğru yola çıktık. Şoförler bir hata yapıp yanlış bir rota belirlediler. Bu yüzden normalde otobüsle 19 saat süren Kars’a hususi araçla tam 22 saatte varabildik.

Perşembe günü saat 17.00 civarında köye geldik. Hiç vakit kaybetmeden hemen mezarlığa geçtik. (Bu esnada köyde bekleyen ablamın annesi babası kardeşleri ve diğer akrabalarımızın durumlarından bahsetmiyorum bile.) Mezar yeri açılmıştı. Bir grup cenaze namazını kılarken ben ve Haris, abimin koluna girip mezarın başına götürdük. Cenaze, mezara getirildi. Koyuldu. Abim eşine karşı son görevini yerine getirip birkaç kürek toprak attı ve bıraktı.

İşte böylece ablamı defnetmiş olduk.

Ertesi gün dedemi ziyaret ettim. Kars’tan Bursa’ya üç günde bir otobüs vardı. Cumartesi günü deannemle birlike otobüse bindik. 19 saatten sonra bu sabah (pazar) 07.15′de Eskişehir’e vardık.

Bir bütün olarak düşündüğümde hayatımın en kötü haftalarından birisiysi. Ben üzerimden bu acıyı, yorgunluğu, hüznü atmaya çalışıyorum. Ama ateş de düştüğü yeri yakıyor sevgili okur.

Ablama Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Geride kalan bizlere de sabır versin.

Alis Harikalar Diyarındaymış

Bu fotoğrafı görerek hafta sonuna başladım sevgili okur. Millyet.com.tr sağolsun, hafif erotik içeriği ile her zaman milletimizin gönlüğünde taht kurmayı başarmıştır. Bu fotoğraf da “Çocuk Masalın Ne Hale Getirdiler” isimli bir fotogaleriden alıntı. Valla kral iş yapıyor bu Milliyet :) Görüntülenen sayfa sayısı olarak açık ara Türkiye’nin en iyi haber sitesi. Ancak bunu verdiği haberlerin yanında büyük oranda fotogalerilerine de borçlu.

Neyse haberleri bir güzel okuduktan sonra kahvaltı yaptım. Sonra oturdum bilgisayarın başına. Bursa‘dan dün gece kuzenim gelmişti. Onun kızını sevdik ailece. Babam sabah kalkmış erkenden, almış çocuğu gezmeye götürmüş parka. Bizim eve bir küçük çocuk gerek anlaşılan.

Illustrations for Fairy Tales 2012

Bu aralar okuduğum bir blog var. İş sebebiyle kesiştiğimiz bir kişinin blogu. Ara ara göz atıyorum. En son post’unda bu yanda kullandığıma benzer görseller kullanmış. Bunları çizen sanatçının adını da vermiş hatta: Adriana Farina. Valla ne yalan söyleyeyim Milliyet’in Alis Harikalar Diyarı galerisinden sonra bu çizimler pek bir hoşuma gitti. Hepsini indirdim arşivime.

Saat 16.30 civarında evde 3 yaşında bir kız olduğu için kalktık Sazova Parkı‘na gittik. Uzun süredir gitmiyordum. Maşallah herşey paralı olmuş :) Masal Şatosu‘nu da bitirmişler nihayet. Fotoğraflarını çektim. Epey dolaştık. Kuzenimin 3 yaşındaki kızı Sude bizi epey koşturdu peşinden. Sonra yorulduk eve geldik.

Söz verdiğim gibi: Masal Şatosu

Bu yazıda göze çarpan ağırlıklı öge masal oldu değil mi? İlk olarak Alice Harikalar Diyarı’nda masalının tahrik edici bir uyarlamasından bir kare sundum. Sonra başka bir masaldan bir çizim sundum ve en son olarak da kendi çektiğim Masal Şatosu fotoğrafını koydum. Bu yazı için bu yöntemi ilk defa denedim. Aynı oldu etrafında farklı olaylar anlattım. Bunu biraz da üstünkörü yaptım. Neden? Çünkü değişik ifade yöntemleri kullanmak istiyorum.

Sevgiler.

Bursa’ya Gittim Geldim

İşte yine o çocuklar!

Çarşamba günü son iğnemi olduktan sonra Yağız ve Onur‘la buluştum. O çocukları epey özlediğim için kendilerini gece geç saatlere kadar takıldık, yemek yedik, muhabbet ettik. Hastalıktan sonra çok iyi geldi bu.

Ertesi gün yani perşembe günü sabahtan birkaç günlüğüne Bursa‘ya gitmek üzere hazırlandım. Eskişehir’de epey bunalmış, yorulmuş, üzülmüş ve yer yer hayal kırıklığına uğramış olduğumdan birkaç günlük bu ortam değişiminin bana iyi geleceğini düşündüm.

Ak Turizm

Saat 11.00′de Bursa Yolu‘na çıktım. Otobüs durağında beklemeye başladım. Galiba Kahramanmaraş Ak Turizm‘di, bir otobüs geldi durdu şansıma. Bursa arabasıymış hemen atladım. Bir ay önce Antalya’ya giderken bindiğimiz Pamukkale Turizm‘deki hizmetin aynısı vardı bu arabada. Yine dokunmatik LCD ekranlar, süper rahat koltuklar ve on numara ikramlarla keyif yaşadım Bursa’ya gidene kadar. Bilet fiyatı da 15 lira, diğer firmalarla aynı yani. Yolculuk inanmazsın 1 saat 40 dakika sürdü ve nasıl geçtiğini anlamadım. Yolda Son Savaşçı filminin epey kısılmış, kesilmiş bir versiyonunu izledim. Şaşılacak derecede keyifli geçen bu yolculuktan sonra Bursa Otogarı‘na indim.

Sude

Sude

Ferhat abim geldi hemen aldı minibüsle. Eve gittik, hazırlanıp hemen piknik yapmak üzere çıktık. Botanik Park‘ının yanındaki yeşillik bir alanda piknik yaptık sevgili okur. Köfteci Yusuf var Bursa’da meşhur, ondan pişmemiş köfte almıştık. Onları pişirdim. Pişirdim diyorum yine her zamanki gibi mangal yakma olayı bana kaldı. Neyse yaptım güzel oldu. Akşam hava iyice karardığında eve döndük. İşte bu gezi de benim Bursa’da yaptığım yegane gezi oldu. Cumartesi akşamına kadar aralıksız evde oturduk. Baklava yedik, kola içtik. Kısır yaptım ben yine. Ama süper oldu sevgili okur. Ferhat abimin bilgisayarıyla uğraştım. Bir de taşınma olayı var dayımların. Onunla uğraştık. Nihayet cumartesi akşamı bir saatliğine de olsa çıkıp AS Merkez’e gidip yeğenim Sude‘yi biraz atlatıp zıplattık. Sonra canımız sıkıldı eve döndük. Alper‘le buluşamadım hiç. Bu konuda tel suçlu da benim. Dolayısıyla Alper atıp atacağı her tripte haklıdır.

Pazar sabahı yani bu sabah uyanıp saat 9′da Nilüfer Turizm‘in Ankara arabasına bindim. Gelirken bindiğim firmadan daha iyi değildi. İkram mikram olmadı.

Bu Bursa ziyaretimle alakalı olarak aklımda kalan şeyler Köfteci Yusuf’un köftesindeki o acayip tat, yediğimiz 2 kilo beyaz tuzlu çekirdek ve Sude’nin inanılmaz sevimliliği oldu. Ayrıca can sıkıntısından güreştiğim Ferhat abimin kolumda bıraktığı o morluğu da pas geçmiyorum.

Güzel bir iki gündü. Sevgiler.

Geleceği Söylemek

Athena

Dün yazdığım yazıyı okuyanlar muhtemelen bugün beni termik santrale gitti zannediyor. Olmadı. Yirmi iki senelik makus tarihim yine tekerrür etti ve birşeyi yapmadan “aa yarın da bunu yapacam, oo çok eğlenecem” diye önceden yazdığım için o şeyi yapamadım.

Hocamızın ne kadar süredir uğraşıp ayarladığı teknik geziye yine hocamızın işi çıktığı için gidemedik. Son dakikada gezinin iptal olduğunu öğrendik. Allahım nasıl yıkıldım, nasıl üzüldüm anlatamam :( Bunun neden böyle olduğunu yıllardır çözememişimdir. Bu nokta farkına varamadığım metafizik bir tür olay mı dönüyor lan etrafımda? Ne iş? Yalan söylemiyorum, dün o yazıyı yazarken de biraz biraz tereddüt ettim. Bak işte yine oldu. Hayır bu korkudan dolayı çok önemli bir iş içerisine girince haber de veremiyorum. Evet artık resmi olarak adını koyuyorum. Ben “geleceği söyleyince” o gelecek gelmiyor birader. Ara sıra bunu çakallık yapmak için kullanıyorum. Olmasını istemediğim birşey için söylüyorum mesela.

Önerme: Yarın Temel İşlemler sınavı çok kolay olacak.
Sonuç: Doğru!

Ee ne oldu? Hani işe yarıyordun?

Neyse sevgili okur, kara bahtlı olmanın şahsıma getirdiği bir takım sıkıntıların detaylarıyla boğmak istemiyorum seni. Yalnız şunun altını çiziyorum. Şansın seninle birlikte olmasını istiyorsan beni yanına alma. Önceki gün Bursa’ya gittiğimde olan olaylar: Yağmur yağdı, müthiş bir lodos patladı, dışarı çıkamadık, lodos biraz dinince dışarı çıktık ve 60 liralık nefis bir trafik cezası yedik :) Yok böyle bir talih.

İşte bu ahval ve şerait mütevelliyetiyle yarın yapacağım şeyi anlatamıyorum ki bir aksaklık olmasın. Yalnız Volkan dört senelik arkadaşlığımız boyunca ilk defa beni sabah 9 da bir yere çağırdı. Çok şaşırdım, gözlerim doldu.

Kardeşim - Alican Tezer

Dün gece yazmadım ama şimdi yazayım. Birazcık da Sercan’ın hatrına okuldaki Athena konserine gittim. Güzeldi, maşallah iyi çalıyorlar. Yeni davulcularına bakıyorum şimdi internetten. Alican Tezer. Herifin 10 parmağında 10 marifet neredeyse 11. parmağı da takacak. O kadar! Takip ettiğim birkaç grupla olan ilgisini de görünce daha da bir sevdim kendisini.

Bu kadar :)

NOT: Herifi gökte ararken yerde buldum. Meğer dün kardeşimle fotoğraf çektirmişler. Aha bu da fotoğrafı. Adamın internette fotoğrafı yok. Alın bakalım :) ( Sercan lan :) )

Bursa Ziyaretinden Kareler – Scenes From Bursa

This is the first entry which I have written in English. Aim of this entry is not effect anyone but effect Steve our Czech friend :)

I won’t tell details about the trip. I will just put the photos and want you to comment on them. One more thing, do not eat fish-in-bread (balık ekmek lan) and stuffed mussels (midye dolma) in Mudanya’s litoral Restaurants! The costs are very expensive and the portions are too small. Anyway these are the photos. Tell me Sercan now, whose new year was greater?

Türkiye'nin en büyük açık hava Carting pistinde yarıştan hemen önce

Ben - Steve - Selma - Alper

Mudanya'lı Balıkçılar

Denizde bir kayık

Kargocu

Sahil Güvenlik

Karabatak - Martı

Yılbaşında Bursa!

Yine bir son dakika kararıyla 31 aralık gecesi kendimi otogarda buluverdim. Bursa‘ya gidiyordum. Bu yolculuğumu da kısa notlar halinde anlatayım o halde.

:: Yolculuğumu Özkaymak Turizm ile yaptım. Adı her ne kadar itici gelse de otobüsleri çok rahat. 14 liraya gittim Bursa’ya. Her koltukta şu radyolardan da var.

:: Kimi gördüm aynı otobüste? Arkadaşım Selen‘i :) Selen çok sevdiğim iyi de anlaştığım bir arkadaşımdır. Otobüste de yanyana oturmak istedik ama olmadı. İkimizin de yanında oturanlar istemedi :(

:: Otobüste yaklaşık yarım saatlik bir DVD problemi yaşandı. Ardarda pek çok film taktılar kimisini beğenmeyip, kimisini de dvd olduğu için (kumanda olmadığından ana menüden filmi başlatamadılar) değiştirdiler. En son Zincirbozan filminde karar kılabildiler. Ben film izlemedim. Gidene kadar müzk dinledim. Sabhankra‘nın yeni EP’si Our Kingdom Shall Rise‘ı birkaç defa dinledim. D.T.‘nin Fiction‘ı ve Atheist‘in Elements‘i ağırlıklı olarak döndürdüğüm parçalar oldu.

:: “Close your eyes, close your minds” diyordu Crematory. Bu yolculuk benim için böyle olmalı diye düşündüm. Aklımdaki olanca şeyi boşaltıp yola devam edebilmek istedim. Olmadı lan.

:: Hayatımda ilk defa Coffemate ile Nescafe’nin oranını mükemmel bir şekilde tutturdum. İlk defa içtiğim bir ayaküstü nescafesi bana bu kadar lezzetli geldi.

:: Bursa’ya varıp otobüsten inince Selen’e veda etmek için bakındım lakin göremedim. Havaya mı uçtun sen?

Sude :)

:: Yılbaşına da gayet normal, çekirdek çitleyip yedi aylık yeğenim Sude‘yi severek girdim. Bir de Çok Güzel Hareketler Bunlar‘ı izledim. Testere Skeci mükemmeldi. Hatta en iyi skeçlerinden birisiydi bence. Helal olsun. İnce İnce Yasemince vardı bir de. Ama olmamış, hiç olmamış hem de.

:: Ertesi gün kuzenimin bilgisayarını komple söktüm. Tüm fanları, güç kaynağını, herşeyini temizledim. Tozunu aldım. Tertemiz bir şekilde bağlantıları yaptım. İşlemciyi monte etmek için termal macunu da Teknolojix‘ten aldım 15 liraya. Bir şırınganın içinde satıyorlar, biraz pahalı geldi ama o an yapacak başka bir şeyimde yoktu zaten. Neyse geldik eve bağladık çalışmadı :( Meğer herifin Power Supply‘ı zaten bozukmuş ve anakartı yakmış. Geçmiş olsun demekten başka elimden bir şey gelmedi. Bir yerden Gigabyte’ın ortalama bir anakartı ile acayip sağlam bir güç kaynağı için 200 lira fiyat aldık. Bakalım ne yapacak.

:: Bu arada kuzenim bir yerden eski bir bilgisayar kasası bulmuş getirmiş. İçinden neler buldum neler :) Kasa o kadar eski ki USB desteği yok :) Benim koleksiyona epey malzeme çıktı anlayacağınız.

:: Kuzenimin takıldığı bir kıraathane var. Evet bildiğiniz kıraathane. Okey, batak falan on numara yani. Sigara yasağını şişe modeli ile deldiklerini gördüm gurur duydum. Şişe modelini anlatmayacağım.

:: Ertesi gün ise Alper, Selma ve Steve ile buluştum. Bu kısımdan sonrasını yeni başlığımda anlatacağım. Okumak isteyenler devam ederler.

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Metal Invasion II

Bir insan tek günlük bir festivale neler bekleyerek gider? Elbetteki bu sorunun cevabı sahne alacak gruplarda gizlidir. Elbette ki o gece tanıdığınız bir grup vardır ve onu izlemeye ve yanında da diğerlerinin deyim yerindeyse tadına bakmaya gidersiniz. İşte bu gece benim için tadına bakmak şöyle dursun, tıka basa doyduğum bir gece olarak geçti. Hayal Kahvesi‘de buna şahit oldu.

Witness

Witness

Konserler tam da olması gerektiği gibi 6′da başladı. Önceki pek çok deneyimiz sonucu biz en erken 7′de başlar diye beklerken tam da saatinde başlaması güzel oldu. Ancak mekanın boşluğu gözden kaçmadı. İlk olarak Bursa’dan pek çoğumuzun tanıdığı trash metal grubu Witness çıktı. Grup, kendilerini evsahibi olarak hissettikleri için açılışı yaptıklarını söylediler. Witness’ın performansı çok iyiydi. Kendi şarkılarını çaldılar. Gecenin ilk grubu olmalarının tek kötü yönü, insanların azlığından dolayı ister istemez önlerin boş kalmasıydı. Bu arada yine kendi fikrim olarak söylüyorum, Witness’in davulcusu Ömer çok iyiydi. Özetle, Witness sahnedeyken ilginin biraz az olması sebebiyle bence hakettiği değeri göremedi. Helal olsun hepsine.

Serkan Abi

Serkan Abi

Witness Ömer

Witness Ömer

Akhuilon

A'khuilon

Gecenin ikinci grubu Eskişehirli melodik death metal grubu A’khuilon‘du. Grubun yanılmıyorsam ilk performansıydı. (Yanılıyormuşum, yorumlara bakınız.) Grup harika coverlar çaldı. Ama gecenin beni kahreden olayını da yaptılar. Dark Tranquillity‘nin Focus Shift‘ini çaldılar. Peki ben o esnada neredeydim? Arkada tuvalette Witness davulcusu Ömer ile konuşuyordum. Şarkının sonuna yetiştim. Çok bağırdım bir daha çalın diye ama çalmadılar. Canları sağolsun, daha çok izleriz diyorum.

Prime Object

Prime Object

Vee işte en başta dediğim şekilde, konsere gelme sebebim olan gruba sıra geldi. Aslında bu grubu tanıyalı belki bir hafta olmuyordur. Tamamen şans eseri dinlediğim 4 parçasının mükemmelliği ve sonrasında Eskişehir’e gelecek olmalarını duymam bu konsere gelme sebebimi sağlamlaştırdı:) Evet, üçüncü olarak sahneye İzmirli melodik death metal grubu Prime Object çıktı.

Prime Object Sedat

Prime Object Sedat

Grubun özellikle bayan vokal ve syntheiser altyapıları ile güçlendirip çeşitlendirdikleri müzikleri benim tam da hastası olduğum tarzın kendisidir. Melodileri bana Dark Tranquillity’i anımsatsa da grup üyelerinin In Flames‘i sevdiklerini öğrendiğim de ise epey bir mutlu olduğumu söyleyebilirim. Grup eğer hafızam ve müzik bilgim beni yanıltmıyorsa kendi parçalarınından oluşan bir set çaldılar. Bazı yerlerde mekandaki ses sisteminden dolayı bayan vokali duymakta zorlansak da, tamamı harika bir performanstı. Beklediğimden çok çok yukarıda çıkmıştı. Bu grupla ilgili bir diğer ilginç nokta davulcuları ve vokalistlerinin yeni olması. Davulcuları

Prime Object

Prime Object

Sedat, çok genç olmasına karşın 10 numara çaldı. Bu arada unutmadan söyleyeyim, gecede çalan davulcuların çoğu kendi yaşıtlarımdı. Yani 25 yaş altı :) Süper, bizim jenerasyon geliyor gümbür gümbür :) Prime Object o ana kadar ki en coşturan grup oldu. Evet, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. (Lan hatta aklıma ilk etapta aklıma gelmese de çok kral birşey daha yaptılar, okumaya devam edin.)

UNdertakers

UNdertakers

Gecenin dördüncü grubu İstanbulluUndertakers oldu. Grubun vokalistini arkada maske takarken gördüm. Heyacan olsun biraz, diyerek beni güldürmeyi başarınca boynum iyiden iyiye ağrımaya başlamasına rağmen yine sahnenin önüne geçtim. Undertakers yıktı! Deyim yerindeyse hatta evet yerinde, Undertakers sahneyi yıktı! Vokalleri Arsen aşağı indi, ‘kafa salladı‘ seyircilerle :) Undertakers, süprizi sonda yaptı ve ne çaldı? Redneck

Undertakers uçuyor

Undertakers uçuyor

çaldı! Evet yaptılar bunu. (Hayır yapmamışlar, Redneck’i Prime Object çalmış, yorumlara bakınız. Bende oluyor böyle geçici hafıza kayıpları olsun lan :) ) Gerçi kimse Wall-Of-Death yap(a)madı ama olsun lan süperdi yinede. Undertakers’le ilgili bir not daha, davulcuları o kadar rahat, o kadar kasmadan çalıyordu ki cidden sinir oldum. Ulan insan hiç mi zorlanmaz be :)

Seyirci!

Seyirci!

Undertakers Arsen

Undertakers Arsen

Kene

Kene

Gecenin son grubu yine Eskişehirli Kene grubuydu. Grup bence gecenin en eğlendiren grubu oldu. Bassçılarının çalarken ki hareketleri, hatta bir şarkıda beni yaran vokali, vokalistlerinin çok iyi performansı ve şu an hatırlayamadığım çok harika bir şarkıları sebebiyle Kene iyiydi. Boynum ve belim ağrıdığından dolayı gruba gerilerden eşlik etsem de gruba önlerden çok fazla sayıda insan katıldı.

Kene

Kene

Kene

Kene

Ve gece saat 23:30′da bitti. Bu da güzel oldu, izlemeye gelenler her grubu dinlemiş oldu.

Organizasyonun en byük eksiği tanıtımın az yapılmış olmasıydı. Çünkü ben eminim ki zamanı ve fiyatı ile çok cazip bir etkinlikti ve herkes gelebilirdi. Gecenin en büyük ayıbı ise Hayal Kahvesi’nce yapıldı. Kene grubu sahnedeyken ve insanlar sahnenin önünde pogo yaparken mekanın sahipleri oradaki insanları hiçe sayarak sahne önüne masalar yerleştirdiler ve masaların üzerine rezerve yazıları koydular. Bunu grup sahnedeyken yapmaları ayıptan başka bir şey değildir. Acaba aynı şeyi bir Gökhan Özen konserinde de yaparlar mı diye aklımdan geçirmedim değil. Kene grubu sahneden indiğinde bizde toparlanmaya başladık. Bu esnada mekan görevlilerinin arkadaşlar boşaltın hadi club başlayacak uyarısı ile alelacele çıkmak zorunda kaldık. Hayal Kahvesi’ne önceden acırdım da yok abi haklıymış insanlar.

Gecenin benim açımdan güzel yanları; pek çok insan ve grupla tanıştım. Hiç hesapta yokken uzun süredir görmeyi istediğim İlkim Oulanem ile tanıştım. Witness ve Prime Object grubu üyeleri ile samimi sohbetler yaptık. Bu insanlarla aynı şeylerden dert yakındığımızı görmek beni mutlu etti :) Ha, şunu unutmadan söyleyeyim, çıkan tüm grupların üyeleriyle gayet samimi muhabbetler edebildik Volkan’la. Volkan bir de Pantera t-shirt’ü yakaladı:) Bende her gruptan gecenin hatırasına pena aldım. Koleksiyonum baya genişledi.

Gecenin üzücü bir olayı Witness’dan Serkan Abi’nin fotoğraf makinesinin çalınmasıydı. Çok üzüldüm.

Eskişehir’de giderek artan bu tip etkinlikler metal müzik severler için tanışma ve buluşma imkanları sunuyor. Eskişehir, giderek öne çıkıyor. Yazıyı Prime Object gitaristinin beni epey bir gaza getiren şu sözü ile bitireyim:

Eskişehir, Türkiye’nin Gotenburg’u!” (anlayana :) )

Grupların Myspace adresleri:

Witnesshttp://www.myspace.com/witnessthrashmetal

A’khuilonhttp://www.myspace.com/akhuilonband

Prime Objecthttp://www.myspace.com/primeobject

Undertakershttp://www.myspace.com/undertakers_tr

Kenehttp://www.myspace.com/keneband

Yine, Yeni, Yeniden Bursa’dayım!

Evet, yine şok bir kararla son dakikada Bursa’ya gittim. Ancak bu sefer yalnız değildim, ailecek gittik bizim arabayla. Planımız, tercih zamanı yaklaşan kardeşimi bir süredir bulunduğu Bursa’dan dayımın yanından alıp eve getirmekti. Hem bu sayede annemler kuzenin yeni doğmuş kızını ve dayımgili de göreceklerdi. Süper olacaktı yani. Oldu da :) Cumartesi akşama doğru Bursa sınırlarına girdik. Bu arada şunu da ek bilgi vereyim, meğer cumartesi günü 2009′un en sıcak günüymüş :) Bursa’da dayımlar her zamanki geleneklerini bozmadan bizi yine planladığımızdan bir gün sonra dönmeye ikna ettiler. Dayımın bu yeteneği beni oldum olası büyülemiştir zaten :) Cumartesiden pazartesiye süper bir ziyaret oldu. Kuzenimle önceki Bursa ziyaretimde gittiğimiz, ancak tadına bir türlü doyamadığım Saklıkent‘te tekrar gittik. Her neyse sevgili okur, işte bu iki günlük ziyaret sebebi ile blogtan epeydir uzak kaldım. Bir de bir önceki yazımda 3. sıradaki yorumu yapan herif cidden beni acı acı düşündürdü. Yani benim anlatmak istediğim şeyin o kadar dışında bir tepki vermiş ki şaşırdım kaldım lan. Neyse, öyle işte.

Farkettim ki bu Bursa’yı seviyorum arkadaş. Eskişehir’den sonra en çok Bursa’yı seviyorum hatta :) Kuzenimin küçük kızı Sude’yi buradan öpüyorum çok içimden geldi.

Şok Bursa Ziyareti!

Hayatımda verdiğim en acil kararlardan birisi oldu bu. Cuma gecesi saat 22:05′te bilgisayar başında otururken Bursa’dan kuzenim aradı. Telefonu kapattığımda Bursa‘ya gitmeye ikna olmuştum. Hemen hazırlanıp evden çıktım ve 23:00′teki Kamil Koç Bursa arabasına 22:59:50′de biletimi aldım, 15 liraya. Tam 10 saniye kala :) Otobüs yaklaşık 2 saat 25 dakikaya Bursa’ya gitti. Kuzenim Ferhat ve eşi sağolsunlar gece saat 2′ye yaklaşırken beni almaya geldiler.

Gecenin bu köründe gitmiş olmam zaten yeteri kadar ilginçti. Yolda bir de Vodafone‘da çalışan bir baz istasyonu teknisyeni ile tanıştım, Enes. Bu yüzden yol o kadar da uzun gelmedi. Enes’in iddiasına göre baz istasyonları insana bizim bildiğimiz kadar zarar vermiyormuş. Zira zaten yüksekte oldukları için insanları görmüyormuş. Dolayısıyla parklarda vs olmasının bire sakıncası yokmuş. Ancak şöyle bir şeyde ekledi, ne kadar doğrudur bilemem tabi, bu baz istasyonlarının kullandığı çanağın önünde çiğ eti 15 dakika tutmak eti pişiriyormuş. Aklım karıştı tabiki. Ama gece gece kafa yormadım.

Sabah ilk iş olarak kuzenimin, yeni doğan kızının vermiş olduğu babalık gazıyla açtığı fabrikaya gittik. Kuzen küçük bir tekstil atölyesi ile işe başladı. Şimdi biraz da riske girip en yakın arkadaşıyla ortaklaşa bu fabrikayı açmışlar. Valla gittim gördüm mekan güzel. İnşallah hayırlı olur.

Süper oldu valla :)

Süper oldu valla :)

Şimdi geliyoruz ziyaretim benimle ilgili kısmına. Uzun süredir kafamda bir kamuflaj alıp bunu hem kapri hem de pantolon olarak kullanma fikri vardı. İşte bu isteğime Bursa’da nail oldum :) Eskişehir’de Esnaf Sarayı‘ndan 25 liraya aldığım pantolonu kuzenimle çalışan bir tekstil ustasının yardımıyla çok amaçlı bir hale dönüştürdüm. Hatta bu yazıyı yazarken de o kapri hala üzerimde. Gerçi şimdi çıkarıp fotoğrafını çekeceğim buraya koymak için.

Kamuflaj işini halletikten sonra abimin birlikte iş yaptığı bir bayana gittik. Bu bayan nakış işi ile uğraşıyor ve askeriyeye rütbe dikiyor. Deposuna girdiğimde çıldırmak üzereydim! Yer gök kamuflaj kumaşları kaynıyordu :D Özel ilgimden bahsedince sağolsun aşağı yukarı her renkten bir parça verdi. Ayrıca bir toptan da bir pantolon çıkacak kadar kesti verdi. İhya oldum Allah canımı alsın ki! Bizim dükkana dönene kadar dua ettim lan hayrına valla bak.

Öğlenden sonra Kestel ilçesinin ücra bir köyüne gittik. Köyde kimse yoktu lan! Orada bir adamla bazı resmi işleri (imza, kontrat vs) halletti kuzenim. Daha sonra o dağ yolundan sallana sallana, mahvolarak, suyumuz sıkılarak geri döndük Bursa’ya. Akşamı da bu yorgunluk sardı valla. Gece erkenden uyudum. Sabahına da saat 08:00′de bindim geldim güzel Eskişehir’ime :) Oh be! Akşama da Chaos Fest 4‘te gideceğim Savaş’la :) Aha bu da biletim:

Chaos Fest IV - Death Metal

Chaos Fest IV - Death Metal

DVD Rafı Aldım

Blogumda Bursa gezimin etkileri hala sürüyor!

Rafın Dörtte Biri

Rafın Dörtte Biri

Yakın çevrem benim DVD ve CD arşivcisi olduğumu bilirler. Hatta pek çok kimse beni bu yönümle tanımıştır. Böyle olunca artık evimdeki CD ve DVD’ler aşıp coşmaya, hatta taşmaya başlamıştı. Bursa’dayken Öner abimle birlikte IKEA‘ya gittik. IKEA, ev dizaynı ve dekorasyonu üzerine bir mağaza. Aklınıza KOÇTAŞ gelmiştir muhtemelen. KOÇTAŞ’tan farklı olarak mobilya ağırlıklı bir mağaza burası. Samimi söylüyorum, IKEA’nın Bursa şubesi, şimdiye dek gördüğüm en büyük mağazalardan birisi. Kuzenimle burada gezmeye, mobilyaları, ofis çözümlerini incelemeye başladık. Özellikle IKEA konseptiyle oluşturulmuş 22 m², 35 m² ve 55 m²’lik ev dizaynlarına epey ilgi gösterdik. Bunlardan 35 m²’lik benim acayip hoşuma gitti. Düşünsenize 35 m²’lik bir kutuda 4 oda var. Ve herşey o kadar mükemmel tasarlanmış ki hiç bir eksik yok, artılar var. Tam bana göre diye geçirdim içimden.

Her neyse, geleyim bu yazıyı yazma sebebime. Lan uzun süredir aklımda benim tüm DVD’leri, CD’leri alacak işlevsel bir raf alma fikri vardı. IKEA’da tam da aradığımı buldum. 20 cm genişlik ve derinliğinde, 2 metre yüksekliğinde bir CD&DVD rafı. Her bir bölmesinin yüksekliği ayarlanabiliyor üstelik. Ancak fiyatı 60 liraydı. Pahalı geldi. Biraz daha dolaştım. Aynı modelin değişik renklisi (siyah üzerine beyaz dantel desenli :) ) 30 liraydı. Kuzene dedim, Abi 10 lira ver alayım bunu ben. Sağolsun verdi ve aldım bende. Malum bu tip yerlerde aldığınız mobilyalar portatif oluyor. Bir kutuda kolumun altında eve getirdim. Bursa’dan Eskişehir’e getirirken birazcık sıkıntı oldu gerçi. Otogara giderken taksinin camlarını açıp ön camdan ve arka camdan kollarımızı dışarı uzatıp tutmak suretiyle taşıdık dayımla. Eve geldiğimde oturup kurdum, güzel de oldu.

Bu arada IKEA’nın gittiğimiz mağazasında bizi şoke eden bir kampanya vardı be. İki adet sosisli + sınırsız içecek yalnızca 1.5 lira! Şaka mı lan dedim, yok değilmiş. Kuzenle 6 tane sosisli aldık 4.5 liraya. İçecek sınırsız ya, 3′er bardak ta kola içtik. Gerçi ben son aldığım sprite’ı içemedim ama olsun. Yolu düşen herkese tavsiye ederim.

Merak edenler için aldığım mal bu: http://www.scribd.com/doc/10302023/IKEA-Benno-2009