Etiket Arşivi: çevre kimyası

SEG 1. Gün

(SEG= Sürdürülebilir Ekosistem Günleri)

Etkinliğin birinci günü İTÜ Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail TORÖZ’ün konuşmasıyla başladı. Hımm, başlangıç için güzel bir konuşmaydı. Konuşmasında Çevre Denetçiliği için çıkarılan saçma yönetmelik hakkında konuştu. Çevre danışmanlığı işlerini bu konulardan anlamayan, babadan devralan insanlar yapmamalı dedi. Ayrıca belediyeciliğe de dokundurdu. Bu işin teknik bir iş olduğunu ve mühendislere bırakılması gerektiğinden bahsetti. Haklı.

Salonda en önden 4. sırada oturduk. Önümüzde ODTÜ vardı ama onlardan da kimse yoktu. Dolayısıyla en önde biz oturduk. Eşyalarımızı da onların koltuklarına koyduk.

Ahmet Samsunlu Oğuz ve Ben

Daha sonra direksiyona Prof. Dr. Ahmet SAMSUNLU hoca geçti. Anadolu Üniversitesi’nde okuyan Çevre Mühendisleri için bu hoca çok önemli bir insandır. O yüzden kürsüye Ahmet Hoca çıktığında biz epey bir pür dikkat kesildik. Hoca, Türkiye’deki ilk çevre mühendisliği bölümünün kurucu hocasıdır. Bir anlamda bizim mesleğin peygamberlerinden. Ahmet Hoca, Türkiye, AB ve Çevre Vizyonu hakkında on numara bir sunum yaptı. Önce bizim memleketin Avrupa Birliği macerasından bahsetti. Çok salaklıklar yapmışız. Gerçi ben desteklemiyorum AB’ye girmemizi ama yinede bir devletin yapmaması gereken hataları yapmışız. AB’ye ilk adımı 1959’da atmış. AB oluşumu ilk olarak 1951’de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olarak kuruluyor. Daha sonra da 1957’de Avrupa Ekonomi Topluluğu’na dönüşüyor. 1959’da Yunanistan ve Türkiye asosiye (ön üyelik) üyeliğe başvuruyor ve 1963’te kabul ediliyorlar. Burada Ahmet Hoca, mükemmel bir tespitle Yunanlılar ve aynı şeyleri hep eş zamanlı olarak yaptığımızdan bahsetti. Her oluşuma neredeyse aynı tarihlerde başvurmuşuz. 1976’da Yunanistan tam üyeliğe başvuruyor. Ancak bizim hükümetimiz umursamıyor. Finalde Yunanlılar 1981’de tam üye oluyor. Üye olmadan önce milli geliri 3000 $ olan Yunanistan’ın geliri 38000 $’a yükseliyor.

Ahmet Hoca bir yerde okuduğu şu tespitten de bahsetti. Gelecekte ön planda olacak ve vazgeçilemeyecek alanlar sağlık, gıda, tarım, nanobilim, enerji, malzeme birimi, çevre, ulaştırma, sosyoekonomik, güvenlik ve risk yönetimi ve uzay bilimleri olacakmış. Evet.

Ankara Anlaşması’ndan dolayı ki bu anlaşmanın tarihine de bakacağım, Güney Kıbrıs’la ilgili bir problem belki de AB üyeliğimiz için en önemli engellerden birisiymiş. Dış İşleri Bakanlığımız, olası tam üyelik için mükemmel iyimser bir tavırla 2023 yılını işaret ediyor. Ayrıca AB ile olan Çevre müzakerelerinin tamamlanabilmesi için 58 milyar Euro gerek.

AB’de çevre yönündeki uygulamalar 73’ yılında kabul edilen 1. Çevre Eylem Planı ile başlıyor. Şu anda AB, 7. Çevre Eylem Planı’nı kabul etmiş.

Ahmet Hoca hepimize Kophenhag Kriteleri’nin, Life Yönetmeliği’nin ne olduğunu araştırmamızı söyledi. Araştırın!

1974’te BM ile TC arasında Çevre Mühendisliği Eğitiminin Geliştirilmesi Projesi başlamış. Bu projeye de İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi ve Ege Üniversitesi katılmış.

Ahmet Hoca’dan sonra kürsüye İTÜ Rektörü çıktı. Rektör biraz İTÜ’nün promosyonuna yönelik konuştu. Basında geçenlerde yer alan İTÜ Ağaçları Kesti haberinden bahsetti. Hoca bu haberin gerçeği tamamen yansıtmadığını, ağaçlardan taşınabilecek durumda olanları taşıdıklarını; taşınamayacak olanların da kesildiğini söyledi. Oraya bir yurt yapılacakmış. Ancak yurt inşaatlarını devletin yapmamasını isteyen insanların bu tip hareketlerle bunu baltalamak istediklerini söyledi. Rektör şöyle bir şeyle bitirdi: “Çevre Mühendisliği mesleği şunları kapsıyor: Sağlık, Enerji ve Su. İnsan bunlardan vazgeçebilir mi?”

Rektörden sonra Meteoroloji Mühendisliği Bölümü hocası Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu söz aldı. Bu hocanın yaptığı sunum etkinlik boyunca yapılan en sağlam sunumlardan birisiydi. Hoca genel olarak küresel iklim değişikliğinden bahsetti. Küresel iklim değişikliği aslına bakılırsa dünya var olduğundan beri olan bir durummuş. Miktad Hoca, insanların bu durumu dini sebeplere bağlamasının yanlış olduğunu; bunun doğrudan bilimle alakalı olduğunu söyledi.

Tarihe yön veren olayların hep doğal olaylar ve çoğunlukla da kıtlıklar sonucu ortaya çıkması gerçekten dikkate değer bir durum. Hoca bu olaylara örnek olarak Fransız İhtilali’ni, Celali İsyanları’nı gösterdi.

Dünyanın geçmişinde yaşanan iklimsel olayları belirlemek için çeşitli yöntemler varmış. Bunlar benim çok ilgimi çekti. Arktik buzulları, eski topraklar, mağara çökelleri ve ağaç halkaları kullanılarak bu tespitler yapılabiliyormuş.

Hocanın değindiği ancak benim başını kaçırdığım bir nokta da güneş lekeleri hakkındaydı. Sadece şunu yazabilmişim: 2016 yılında, güneşteki faaliyet ve dolayısıyla güneş lekeleri artacak. Sunum esnasında pek çok ilginç ve genel kültür sayılabilecek bilgiler de edindik. Mesela siz, 1815 yılında Endonezya’da patlayan bir yanardağ yüzünden 1816 senesinde yazın gelmediğini biliyor muydunuz? Sürekli kış olmuş tüm sene boyunca. Yeri gelmişken, volkanların atmosfere etkisi kısa ve uzun vadeli olarak sınıflandırılıyor. Kısa vadede tozla ve uzun vadede de karbondioksit ile etkisini gösteriyor.

Ani iklim değişikliğinin tanımını şu şekilde yaptığında tüm salon olayın ciddiyetini anladı. Normalde 150000 yılda 1 derece ısınan dünya maalesef son 150 yılda 1 derece ısınmış. Bu esnada Dünya’nın ortalama sıcaklığı 15 dereceymiş. Aklınızda bulunsun.

Kuraklaşma konusunda Avrupa’nın asıl endişesi magrip ülkelerinden (Kuzey Afrika) göç almakmış. Olaya bak!

Deniz seviyesindeki bir birimlik artış yatayda 100 katı kadar oluyormuş. Miktad Hoca, denizlerde su seviyesinde 67 cm.lik bir yükselme olacağı zaman bunun 67 metrelik bir kıyıyı yutacağını söylüyor.

Hoca günün en sağlam esprisini şu teknik detayla birlikte yaptı. Eskiden madenciler madende bir gaz sızıntısı olup olmadığını anlayabilmek için madenlere kafes içinde kuşlarla genelde de kanaryalarla girerlermiş. Zira bu hayvancıklar bu tip kirliliklere çok dayanıksızmış. Hoca espriyi burada patlattı. “Eh bu kirlenmeden dolayı beş altı seneye kanarya da kalmayacağına göre bazıları artık sarı kanaryayı değiştirip karga falan yapar.”

Türkiye’de tıpkı Arabistan’dakiler gibi bir çöl var. Karapınar çölü. Çok kötü oldum gördüğümde.

Sunumlardan sonra Ahmet Samsunlu hocamıza yanımızda getirdiğimiz Çevre Kimyası kitaplarımızı imzalatıp fotoğraf çektirdik. Daha sonra da yemeğe gittik zaten.

Öğleden sonraki panel su hakkındaydı. Yard. Doç. Dr. Ali UYUMAZ bir sunum yaptı. Sunumdan bazı başlıklar aldım sadece. Onları yazacağım.

  1. “TÜRKİYE IS A NOT WATER RICH COUNRTY! WE ARE WATER STRESS COUNTRY.”
  2. DSİ’nin yaptığı sulama kanallarında açık kanal yerine boru sistemi kullanılmalı.
  3. Gerekli önlemlerde sulama suyu ihtiyacı 40%’lara kadar azaltılabiliyor.
  4. Yağmur ve damla sulamada toprağa verilen gübre daha verimli kullanılabiliyor.

Hemen ardından Doç. Dr. İsmail KOYUNCU söz aldı. Onun sunumundan aldığım notları da yazayım hemen.

  1. Kullanılan enerjinin 6-18% oranı, su temini, arıtılması ve iletilmesi için harcanıyor.
  2. Şebeke yaşı, su kayıplarında önemli bir etken ve muhakkak en fazla 30 yılda bir şebeke değiştirilmelidir.

Bazı ülkelerin su kıtlığına ürettiği çözümlerden de bahsetti hoca. Bu yöntemler desalinasyon (deniz suyunun arıtılması), atıksu geri kazanımı, mevcut kaynakların kullanımı ve havzalar arası su transferidir.

Bu konuşmalardan hemen sonra oturum yöneticisi, her üniversiteden bir katılımcıyı çağırdı. Bizden Murat çıktı. İstanbul Üniversitesi’nden çıkan arkadaş çok iyi konuştu. Kocaeli Üniversitesi’nden çıkan arkadaşımızın da çevre mühendisinin nasıl ve kimler tarafından yetiştirilmesi gerektiğine yönelik fikirlerine katılmıyorum. Bu arkadaşlardan sonra sponsor firmalardan olan ENKA Firması’na ait bir çalışan tarafından, biraz şirketin reklamı yapıldı biraz da şirkette uygulanan çevre yönetim sisteminden bahsedildi. Bu da güzel ve faydalı oldu. Konuşmacı Tansel Bey, konuşmasına gelecekte çevre mühendisliği mesleği çok önemli olacak diyerek başladı. Ardından hemen patlattı. “Artık gelecek geldi.” Şirketi, Türkiye’nin ve Dünya’nın en büyük inşaat firmalarından birisiymiş. Bu adamların toplamda 3900 MW Kurulu güçte toplamda 3 tane doğalgazlı çevrim santralleri varmış. Bu santrallerindeki en ciddi emisyonlar da azot oksitlermiş. Dry Removal NOx isimli bir sistemle de azot oksitlerin giderimini sağlıyorlarmış. Tansel Bey’in ısrarla üzerinde durduğu ve tekrarladığı nokta şuydu ki çevre işlerinde şirketler bir gönüllülük esasıyla çalışmalıdırlar. Özellikle de Yap İşlet Devret modellerinde.

Günün son sunumunu Yüksek Çevre Mühendisi Aslı FIRAT yaptı ve bizlere yeşil binaları anlattı. Bu binalar içerisinde bulunan insanların üretkenliğini arttırıyorlarmış. Mesela okullarda 20% daha yüksek başarı ve hastanelerde 2.5 gün (ortalama) erken taburcu olunabiliyormuş. Alışveriş merkezlerinde satışlar artıyormuş ve ofislerde çalışanların verimliliği artıyormuş. Bu noktada ben yine başını kaçırdım ama bir gri su sisteminden bahsetti. Bu da evsel suyun tekrardan arıtılıp aynı evin olabilecek ihtiyaçlarında kullanılmasıymış.

Sunumun ortalarına doğru oturumu izleyen Ahmet Hoca direksiyonu eline alıp diğer mühendislerin bizim işimizi ele geçirmiş olmasından bahsetti. Biraz farklı bir konuya girip yeşil şehir oluşumlarından bahsetti.

Ahmet Hoca’nın eklemelerinden sonra da ilk günün programı son buldu. Biz de okulda bir saat sürünüp yurda gittik hemen. Sonra ben uyudum. Oh mis gibi:)

Finallerin Sonu ve Bu Yaz İçin Planlarım

Malum finaller biteli epey oldu. Geçen dönemlere göre bu finallerin pek parlak geçtiğini söyleyemem :( Lineer Cebir finalinden 19 alarak bir anlamda kalmayı garantiledim. Ekoloji ve Çevre Mikrobiyoloji finallerim aynı (60) geldi. Bu derslerim de BA düştü. Statik Mukavemet dersine gelince, haa bak süper oldu bu ders. Malum ilk vizesi sıfır geldi. 2. vizeden 60 aldım. Vee finalden de 70′i koyunca ödevlerle falan ortalama 51 geldi :) Bu da muhtemelen CC olur. N’olur olsun lan :) Çevre Kimyası Laboratuvarı finalinden 95 alarak hayatımda ikinci defa çancı oldum. Çok kişi bana sövse de bu dersim AA geldi. Şimdi durum böyle.

Bu yaz benim için dopdolu geçecek. Birazdan Bursa’ya gideceğim. Cuma günü Bursa’dan gelirim inşallah. Eğer bir sakatlık olmazsa da sonraki pazartesi Ankara’ya gidiyorum 1 haftalığına süper bir olay için. Eğer gidersem zaten yazarım buraya merak etme sevgili okur. Ankara’dan 29 Haziran’da dönüyorum veee YAZ OKULU! Bir buçuk ay kadar yaz okuluna gideceğim. Bir aksilik olmazsa başımın belası Calculus I ve Fizik II alıp vereyim artık diyorum. Yaz okulunun bittiği hafta benim için tatil başlamıyor :( Staj başlıyor! Evet, taa ki okulun açılacağı haftaya kadar aralıksız staja gidiyorum. Anlayacağınız bu yaz tatil matil yok bana. Kısmet lan n’apalım. İnşallah herşey yolunda gider de değer bu kadar koşuşturmacaya. Amin.

Neyse şimdi ben hazırlanayım, birazdan Bursa’ya doğru yola çıkacağım.

Final Haftası Psikolojisi

Googlea ÖSS yazıp buldum bu resmi

Aslında bu yazıyı yazmak için yanlış bir zaman seçtim. Yarın, en az bugün girdiğim Lineer Cebir sınavı kadar kazık olacağını tahmin ettiğim Çevre Kimyası II sınavım var.  (Bu arada hoş bir raslantı, bu iki dersi veren hocalarımız karı kocalar.) Lan gerçi bugün ki Lineer kazık değildi ama hep dikkatsizliğimin kurbanı oldum. Hele bir soruda bu yüzden 10 puanım gitti. Çok kötü bir sonuç bekliyorum. Muhtemelen kalırım gibi geliyor ama hadi hayırlısı. (Allah’ım DD ile bile geçsem süper olur) Yarın ki sınav için hocanın son derste biraz kızması üzere yaptığı “Çok iyi çalışın!” uyarısını dikkate aldım, almadım değil. Ama insan içten içe sıkıntıya giriyor. Çünkü 3 senelik yükseköğrenim hayatımda anladığım bir şey varsa o da şu ki; sınavlardan iyi not almak için çalışmak, konuyu çok iyi bilmek yetmiyor. Şansınız da olacak. Mesela dün o kadar strese girmişim ki gece uyuyamadım. Sabah ta kahvaltı yapmadan okula gittim. O yorgunlukla ve açlıkla sınava girince beyin duruyor tabi bir yerde. Olay çevre kimyası için biraz daha farklı. Çünkü sayısal mantığın yanında sözel de gerekiyor ve İngilizce de :) Bildiğiniz bir şeyi ifade edecek İngilizce sözcüğü bulamıyorsunuz sınavda. Son sınavda “nitrobakter” yerine “azotobakter” (Türkçesi) yazmışım salaklık edip. Hoca da haklı olarak çizmiş :)

Bu haftanın inanılmaz yoğun, yorgun ve gergin geçeceği gelişinden belliydi keza. Pazar akşamı hastalandım falan. Final zamanı daha bir strese giriyorum onu farkettim. Bugün Mert’le konuşurken aklıma hazırlıkta Mert’le girdiğimiz speaking sınavından önce yaşadıklarım geldi. Anlatmayacağım. Gülmekten yarıldık. O da tamamen şanssızlıktı bana göre. Diyeceğim, artık sınavlara çalışıp dua ediyorum bir aksilik çıkmasın diye. Aslında inancın en büyük yanı da bu. Yani insan sığınacak, sorumlu tutacak bir şeyler bulabiliyor. Şimdi Savaşalp ya da İlker bunu okuyorsa muhtemelen gülüyorlardır.

Bir de bugün sınavda çok kötü bir şey oldu. Sınavdan hemen önce benim gayet sevdiğim ve üç beş defa da sohbet ettiğim bir asistanımız, artık hocanın isteği üzerine mi yoksa kendisinin canı sıkkındı ondan mı, baya sert bir Kopya Çekmeyin Uyarısı yaptı. Zaten gergin olan ortam iyice gerildi.

Azı gitti (1 sınav9, çoğu kaldı (6 sınav). Daha önümde var koskoca 2 hafta! Lan n’aparım ne ederim bilmiyorum. Çevre Kimyası çok korkutuyor, Mikrobiyoloji’nin Laboratuvar sınavı çok korkutuyor, Statik canımı sıkıyor. Gördüğün üzere sevgili okurum, kardeşinin cephesinde sıkıntıdan başka birşey yok. Son günlerde şu aşağıda verdiğim videodan başka bir şeye yarıla yarıla gülmedim. Siz de izleyin.

Youtube’a giremeyenler, videoyu izleyemeyenler buraya tıklayarak derdinize son verin :)

Ayrıca sayfanın yanında Youtube ile ilgili bir ankey koydum, lütfen katılın.


Finaller Başlıyor

İşte yazmayı en sevmediğim başlıklardan birisi daha. Evet, önümüzdeki hafta Pazartesi saat 11:00 de Lineer Cebir sınavıyla başlayıp bir sonraki hafta perşembe Statik sınavıyla sona erecek olan final sınavları serisi başlıyor. Ders çalışıyorum tabi doğal olarak. Bu yüzden de blogla fazla ilgilenemiyorum. Üzülüyorum. Bir de neyi farkettim bak, benim bu sınav zamanları moralim nasıl bozuk oluyor lan anlatamam! Bu finallerde açıkçası en çok korktuğum iki sınav Çevre Kimyası ile Lineer Cebir sınavları. Statik te var tabi.

Kendime ve tüm final sınavı olan arkadaşlara kolay gelsin diyorum. Bu arada EskiRock projesine de başladık yavaştan. Finallerden sonra buraya daha detaylı olarak yazarım.

1. Geleneksel Vize Haftası Sonuçları

Bak bu başlığı da çok defa attım sevgili okurum :) Aynı başlığı tekrar attığımda mutlu oluyorum lan. Az önce hesapladım da aşağı yukarı 2 senedir yazıyorum. Neyse, ilk vizelerin sonuçları açıklandı. Gerçi daha internete girilmedi ama olsun. Ben yazıyorum buraya;

Environmental Chemistry II: (Çevre Kimyası II) Lan orta halli geçmişti. Beklediğimin üzerinde bir not geldi. Sevindim. 64.

Ekoloji: Valla iyi geçmişti ama nasıl olduysa 53 aldım. Ortalama 68 olduğundan hafiften s.çtım.

Çevre Mikrobiyolojisi: Şimdi hocam sınavdan çıktığımda herşeyi bir birine karıştırdığımı farketmiştim. Ama fazla da karıştırmamışım. 75.

Statics and Strenght Of Materials: (Statik Mukavemet) Hiç çalışmadan girdiğim için boş kağıt vermiştim. Sıfır (0) aldım. Evet salağım biliyorum…

Lineer Algebra: (Lineer Cebir) Bak bu da tırstığım, üç buçuk attığım sınavlardam birisiydi. Ama iyi lan, 43 aldım. Geri ortalama 50′lerde ama olsun.

Şimdi, bu sınav haftasıyla ilgili içimi yakan tek şey, keşke statik sınavına çalışıp en azından bir soru yapsaymışım. Hoca bugün “Bir daha böyle kolay bir sınav yapmayacağım” dedi derste. Anlayacağın okurum zaten zor olan dersi geçmem daha da zor artık. Onun dışında cidden çalıştığımı aldım. Mutluyum. Ama bu notlarla 2. vizeler nasıl olacak bilmiyorum. Ben kendimi bu vizeler için s.çmış sayıyorum. Hayırlı olsun.

1. Vizeler Bitti

Lan bu başlığı kaç defa attım, daha kaç defa atarım bilmiyorum :) Evet, 1. Geleneksel Vize Haftası bitti. Toplam 5 sınava girdim. İyi geçen sınavım yok. Statik’ten boş kağıt verdim kendi salaklığım yüzünden. Çevre Kimyası’ndan 40 üzeri; Lineer Cebir’den 30 üzeri; Mikrobiyoloji’den 50 üzeri; Ekoloji’den de 50 üzeri bekliyorum. Artık ne gelir ne olur bilemem. Dün gece Alperler’de geç saate kadar çalıştık. Bu grup işi epey sarıyor hadi hayırlısı. Bugün de uzun bir aradan sonra Mehmet Ayrancı ile bulaşacağım. Özlemişim valla. Baya bir arşiv gelecek elime, hadi bakalım :)

Erdem Hoca Mucizesi

Doç. Dr. Ahmet Erdem ALBEK, bu dönem aldığım Lineer Cebir ve Sayısal Yöntemler dersi hocam. Kendisi aynı zamanda Bölüm Başkanımız olur. Bu dönem ilk defa dersimize girdi kendisi. Ve kendi kanaatimce söylüyorum, mükemmel bir hoca. Yani anlatımı harika. Gerçekten anlatıyor konuyu. Hem de öle kağıda, kitaba bağlı kalmadan. Az önce biraz akademik kariyerine baktım. Aslen Endüstri Mühendisi’ymiş. Yüksek lisansını Çevre üzerine yapmış, iyide yapmış. Kaliteli bir hoca benim nacizane kanaatimce. Bana bu yazıyı yazdıran şey ise, bu hocamızın bölümümüzdeki JOKER hoca olması. Valla ufak bir araştırma, soruşturmadan sonra şunu öğrendim ki Erdem Hocamız, bölümdeki aşağı yukarı her dersi verebilecek kapasite de olan tek hocaymış. Ben kendim bizzat Lineer Cebir, Çevre Kimyası II ve Çevre Mühendisliği’ne Giriş derslerini verdiğini gördüm. Haa vermek derken öle derse girip oturmaktan bahsetmiyorum. Cidden konuyu mükemmel bir şekilde anlatıyor yani. En son Çevre Kimyası dersinde hocamız gelemedi, yerine Erdem Hoca girdi ve dersi harika bir şekilde götürdü. Bu kadar yalakalıktan sonra sınıfı geçerim diye düşünüyorum :) Şaka bir yana, elbet öğrenci olarak şikayet ettiğimiz tarafları da var.  Erdem Hoca imza konusunda çok kuralcı ve ciddi. Sahte imza olayından nefret ettiği kesin. Hatta bize sahte imza olayları devam ettiği sürece sınavları zorlaştıracağını söyledi. Ayrıca sınavlarda sorduğu zor sorularla da meşhur olmuş, en azından üst sınıfların anlattığına göre, bir hoca. Bugün Lineer dersinin ortalamasının genelde 50′yi geçmediğini söyledi. Bölümdeki en sevdiğim hoca, bölümün en şeker hocası Hicran Hoca’mız da zamanında tüm dersleri Erdem Hoca’dan almış. Zira bizim bölüm İngilizce’ye geçtiğinde dersleri İngilizce anlatabilecek az sayıda hoca varmış. Hatta Hicran hocanın anlattığına göre bir sene boyunca çoğu dersi Erdem Hoca’dan almış.

Neyse, uzun sözün kısası böyle kaliteli hocaların bölümümüzde varolması güzel bir durum olsa gerek. Eğer merak ederseniz buraya tıklayarak kendisinin akademik kariyeri hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Bu Nasıl Bir Yoğunluk?

Bak yemin ediyorum pazartesiden beri bir türlü rahata, huzura eremedim. 2 tanesi Mikrobiyoloji ve 1 tanesi Çevre Kimyası olmak üzere 3 adet rapor, Çevre Kimyası ödevi, Lineer Cebir ödevi ve Statik ödevi! Çevre Kimyası ödevini yazıp verdim. Pazar gecesini komple kapattı sağolsun. Raporlar canımı çıkardı yeminle. Dün gece saat 2:30 da bitirdim ve dümdüz uyudum. Sabah geç kalıyordum neredeyse. Statik ödevini bugün okulda bitirdik Alper’le. Allah razı olsun demekten kendimi alamıyorum. Ama geriye en baba, en insanlık dışı, en hamallık gerektiren ödev, Lineer Cebir ödevi kaldı. Muhtemelen tüm soruları yapamayacağım. O haliyle bile en az 15 kağıt tutacağından eminim ya. Ve en güzel haber; haftaya vizeler var. Lan ekmek çarpsın açık bir lokma çalıştıysam. Bugün yapmamız gereken Çevre Kimyası deneyi de iptal edildi zaten sinir oldum. Neyse, durumlarım bundan ibaret sevgili okurum. Haa, aklıma gelmişken bugün hazırlık sınıfından Writing dersi instructor’ım, değerli insan Nazmi Hoca’yla buluştuk öğle arasında. Az katılımlı (Feridun, Ergin, Volkan, Hüseyin ve ben) bir toplantı oldu. Ama her çarşamba yapmaya karar verdik. Şimdi benim statik ödevimi temize çekmem lazım. Bu arada bak yine aklıma geldi. Bugün postacılık oynadım akşama doğru. Güzel bir duyguydu, inşallah sonucu da güzel olur :)

Nasıl Bir Laboratuvar Lan Bu?

Lan bu gün belki de hayatımın en saçma laboratuvarına girdim: Çevre Kimyası 2 Laboratuvarı. Yani dersin geneli için konuşmuyorum. Sadece bugün yaptığımız deneyde olanları düşünerek yazdım bu cümleleri. Deney asistanı Akif Hoca, daha yeni Araştırma Görevlisi olmuş. Valla benim gördüğüm kadarıyla süper birisine benziyor ama tabi şu andan kesin konuşmak ta istemiyorum. Ama yanılmayacağım gibi geliyor, neyse. Abi herşey güzel başladı aslında.  Ama ne zaman ki quiz kağıdı geldi önüme, aha dedim Mesut bittiğin andır. Hakikaten de 3 sorundan sadece 1 tanesini ki “What is  heavy metal? Give four examples” gibisinden bir soruydu, yaptım verdim. Moralim haliyle öpüştü yerlerle. Sonra deneye başladık. Lan ne güzel; tarttık,  ölçtük, biçtik koyduk materyali fırına. Şimdi deneyin ne deneyi olduğundan falan bahsetmeyeceğim. Neyse, abi sen tak! Elektrik kesil… Ee, hocam ne olacak falan, hocamız dedi ki, sabah yapan grubun numunelerini inceleyin artık. Biz tuttuk tüm tüpleri yıkadık. Hoca yanımıza geldi ve bir buçuk saat sonra gider, inceleriz makinada dedi. Tam o esnada elektrik geldi.  Biz de dedik hocam madem vaktimiz var, hazırlayalım yeniden. Neyse abi, başladık hazırlamaya. Fırına koyduk. 15 dakika 175 C’de pişirdik :) Neyse, 5 dakikalık bir soğuma süresi başladı. Lan fırının ekranında şöyle yazdı: “Press Any Key!” Şimdi ben dedim lan bak 2 dakikadır soğuyor hala 175 derece. Bence bir herhangi bir tuşa basalım abi. Neyse biraz daha geçti 1 dakika kaldı, ben dayanamadım “5″ numaralı tuşa bastım. Lan alet durdu! Tabi bizim grupta bir bağrışma bir çağrışma. Lan n’oluyo be :) Görsen okurum, labda asistanlar dahil herkes bana böyle nasıl bakıyor! Hele bir de yan gruptan laf maf söylediler acayip canım sıkıldı. Neyse, hocayı çağırdık. Hafif fırça attı bize. Sonra durdurdu falan. Tüpleri aldık içinden. Bekledik saat 17:00′de bitmesi gereken labtan 17:43′te çıktık. Geberdim yorgunluktan. Hele hele bu deneyin raporunu düşündükçe…

İlk Dönem Notlarım Ağzına S..tım

Aslında böyle hayvani bir başlık atmaktan utanıyorum ama hayvan gibi sevindiğim için en güzeli bu olur diye düşünüdüm. Dün itibariyle ilk dönem notlarım açıklandı sevgili okurum. Lan her seferinde şüpheye düşüyorum acaba versem mi notlarımı diye de, neyse hadi gene iyisin.

Fundamentals of Information Technology: Lan bak bu dönemki en süper dersim yeminle :) AA bekliyordum hakkaten öyle geldi. Sevinçliyim ne yalan söyleyeyim.
Technical English II: İki ödevini yapmadım; sunumuma da süper hazırlandım ama Ozan Hoca benim sunumuma cidden sadece 5 dakika ayırdığı için (başkalarının 8-9 hatta 10 yaptığı düşünülürse) muhtemelen ödev kısmı düşük geldi. Onun dışında hepsi olması gerektiği gibi. Gerçi BB beklerken BA gelmesi iyi oldu. Sağolasın hocam :)
Çevre Kimyası Laboratuvarı I: Finali kötü geldiği için BB aldım. Halbuki raporlarım mükemmeldi. Yalnız bana en koyan ders bu oldu. Hocamız 70′e BA vermiş ve benim ortalamam 69.8 :( Ağlayacaktım lan yeminle.
Çevre Kimyası I: İkinci vizesi ve final sonucuyla beni şaşırtan, kalmaya kesin gözüyle bakmama rağmen CB gibi cidden çok iyi bir notla geçtiğimi öğrendiğimde sevinçten kafamı duvara çarptığım ders! Tarihe gömdüm yemin ederim. Savaş hocam, cidden sağolun :)
Economics: Bak kızma da sevgili okuyucu bu dersten AA bekliyordum; AB gelmiş. Ulan tüm sınavlarda da yazdım yeminle ne varsa. Tüm sınavlarım 90 :) Neyse, sağlık olsun.
Calculus I: Birşey yazmayacağım lan buna!
Materials Science: Lan Allah belamı versin, üniversite hayatımın süprizi oldu bu ders. Lan kesin kalmıştım. FF’le hemde. Lan ben tut finalinden 49 al. Oha dedim CD’yi görünce. Cidden o kadar sevindim, o kadar sevindim ki kafayı yiyordum valla. Halen daha hoca kağıdımı acaba yanlış mı okudu diye düşündüğümden hiçbir şey demeyeceğim :) O değilde, FF beklerken CD almak süper oluyor. İnşallah sizinde başınıza gelir :)
Türk Sanat Müziği: Ders seçerken AA diye hesaplayarak alabileceğiniz nadir derslerden.Sizde alın :)
Topluma Hizmet Uygulamaları: AA gelmezse ayıp olurdu zaten. Çünkü artık bizden beklenenden fazlasını yapmıştık. Yalnız Eftade hocanın neden 90 verdiğini cidden anlamış değilim. Bak okuyucum yine kız istersen ama bizim grupça yada en azından Alper, ben ve Selma olarak 100′ü hakettiğimizi düşünüyorduk hep. Aslında buruk bir sevinç oldu ya neyse :)

Ya işte böyle. Bu kardeşin bu notlarla galiba bu döneminde ağzına s..mış oluyor. Bu lafı neden kullandım, bir gün Volkanlar’da oturuyorduk. Birden Volkan dedi, çalışıp bu dönemin bir ağzı s..sam keşke, diye. Oradan aklımda kalmış. Neyse, bak söylüyorum; bu notları buraya yazarak hava atmak amacında falan değilim.Yorum olarak böyle birşey yazarsan ayıp olur bak. Hele hele Calculus’u 5. defa alacakken :)