Etiket Arşivi: çevre mühendisliği

Su Sebiliyle Mutlu Olmak

 

Cuma günü Alper‘e ve kendime BİM‘den 8 liraya aldığım su sebili sayesinde tüm günüm çok güzel geçti sevgili okur. Birkaç gün önce yaşadığım o moral bozukluğunun etkisi geçiyor sanki :)

Sabah gidip BİM’den iki tane sebili alıp, durağa geri döndüm. İki dakika beklemiştim ki otobüs hemen geldi. Hızla okula geldim, o canım laboratuvarıma, o mutlu mesut iş yerime kavuştum. Bir gün önce yaptığımız alışverişin tüm detaylarını sağolsun benden öncekiler masalara dizmişlerdi. Kahveler, top top kağıtlar, kalemler, kokulu silgiler, tüylü kalemlikler, bonibonlar ve daha yüzlercesi…

Öğlene doğru yerimizde duramayıp, laboratuvarda bir temizlik yapmaya karar verdik. En aşağı 4-5 çöp torbası atılacak malzeme çıkardık. Eski numuneler, kokuşmuş pancarlar, gereksiz kağıtlar gibi her türden atığı tobalara doldurup uzaklaştırdık. Sonra Merve, Şevkiye ve Betül‘ün ileri ev dekorasyon deneyimlerinden faydalanıp çalışma ortamımıza yeni bir bakış açısı getirdik. Özellikle adını bile söyleyemediğim Mançois François gibi bir ev dekorasyon dergisini sürekli takip eden Betül’ü ikna etmek çok zordu ama oldu :) Bu arada Betül’e sakar dedim, sonra asıl sakarın ben olduğum ortaya çıktı ama buna fazla değinmek istemiyorum.

Öğleden sonra Eğitim Bilimleri Enstitüsü‘ne gittim. Geçen hafta giremediğimiz Bilim Etiği dersi bu hafta başlıyordu. Neyse, gittik, koskoca fakültenin bir köşesine saklanmış olan sınıfı bulduk ve ders başladı. Çevre Mühendisliği‘nden üç arkadaş vardık. Diğer arkadaşlarımız çeşitli branşlardan öğretmenlerdi. Özgür Hocamızın bende bıraktığı ilk izlenim gayet başarılı idi ve kanımca bu sene bu ders epey eğlenceli geçecek sevgili okur.

Bilim Etiği’nin beklediğimden iyi geçmesi ve sabah aldığım su sebili sayesinde moralim tavan yapmıştı. Su sebili çok önemli ve gerekli bir icattır. Mesela bizim evde beş kişi yaşıyoruz. O yüzden sürahiler sürekli boştur. Hele gece kalktığın zaman damacanı kaldır, sürahiye su doldur, onu bardağa aktar, iç, geri yat, sonra kalk, açık unuttuğun balkon ışığı söndür derken sabaha kadar o vakit boşa gider ya, bu bana ölüm gibi gelir sevgili okur. İşte su sebili bu sıkıntılara son verecek. Hem benim istediğim o iki üç tane musluğu olup yok sıcak, yok soğuk su verenlerden de değildi. Bana su versin yeterdi. Ve öyle oldu şimdiki sebilim.

Neyse, Bilim Etiği’nden sonra çarşıya geldim. Yağız, Ender ve Togay‘la stüdyoya girdik ayıptır söylemesi. Çok iyi çalmadım belki ama inanılmaz keyifli bir stüdyo oldu. Benim moral yine tavan yaptı.

Stüdyodan sonra KPSS kursuna geldim. Bir saat Vatandaşlık, iki saat matematik dersinden sonra yorgun argın eve geldim, yolda Selma ile mesajlaştık. Günler sonra ilk defa bu kadar mutluydum. Mutlu mutlu uyudum.

 

Mezun Oldum!

İki günlük sevinç gösterisinden sonra nihayet yazabiliyorum. Bu başlığı atabilmeyi tam 4 senedir bekliyordum lan! Evet, 20 ocak 2012 cumartesi günü, Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü‘nden teorik olarak mezun oldum. Diplomamı falan daha almadım ama.

1. Sınıfta ben

Bu yazı sizlere benim normalde 8 dönem yani dört sene ama benim için 9 dönem süren Çevre Mühendisliği eğitimim hakkında bilgi vermek için hazırlanmıştır. İçerisinde çeşitli bilgi ve değerlendirmeler olacaktır. İlk olarak bu 9 dönem ve 4 yaz okulu boyunca aldığım dersleri listeledim aşağıya. Dersin adının önünde yazan kredisidir. Üzeri kırmızı ile çizgiliyse o dönem o dersten kalmışım demektir. Eğer dersin adı koyu ile yazılı ise o dersi AA ya da AB ile geçmişim demektir.

2007-2008 Güz Dönemi

  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Lanet ders.
  • 3,0    Technical Eng.I (Tek.İng.I): Ozan Hoca ile bu ders sayesinde tanıştım.
  • 6,0    Fizik I: Fizikten zaten nefret ederdim, bu dersle nefretim tavan yaptı.
  • 1,5    Fizik Laboratuvarı I: Resmen bir kabustu. Asistanlar bize pislikmişiz gibi davranıyorlardı.
  • 6,0    General Chemistry I( Genel K.): Eftade Hoca ile tanışma sebebimdir. Kimyayı hep sevmişimdir.
  • 2,0    Kültürel Etkinlikler: Hayatımın en kültürel dönemidir.
  • 4,0    Türk Dili: İhsan Oktay Anar‘ı bu ders sayesinde tanıdım.
  • 2,0   Atatürk İlke. ve İnk. Tar. I: Tarihi hep severdim, yine sevdim. Şaduman Halıcı‘ya hayran oldum.

2007-2008 Bahar Dönemi

  • 3,0 Introduction To Environmental Eng.: Garip bir dersti ama sevmiştim.
  • 6,0    Fizik II: Fizikten tamamen soğumuştum. Lanet etmiştim.
  • 1,5    Fizik Laboratuvarı II: Kabus Part. II idi. Gene aynı davranışlara maruz kalıyorduk.
  • 1,5    General Chemistry Laboratory: Çok sakardım lan ben.
  • 6,0  General Chemistry II(Genel K.): Kimyayı hep sevdim. Bu biraz zordu ama.
  • 4,5  Teknik Resim: Zakir Poyraz hocamın ellerinden öperim. Gayet keyifle geçtim bu dersi.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Ucu ucuna kalmıştım.
  • 2,0   Atatürk İlke. ve İnk. Tar. II: Şaduman Hoca bir efsanedir. Tarih II ise daha keyiflidir.
  • 4,5    Bireylerarası İletişim: Bu dersi AA ile geçmek hiç de zor değildi. Taa ki o talihsiz ana dek.

2007-2008 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Param boşa mı gitti lan diye üzülmüştüm.

2. Sınıfta Alper ben Emre

2008-2009 Güz Dönemi

  • 2,0  Türk Sanat Müziği: Danyal Mantı hocamıza buradan sevgiler. Sağolsun varolsun.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): İllallah dedim!
  • 4,5    Fundamental of Infor.Tech: Hehe çok kolaydı lan :)
  • 2,0    Technical English II (Tek.İng.: Evet, yavaş yavaş mühendis mi olıuyorum sorusunu sormaya başlamıştım.
  • 3,0  Çevre Kimyası Laboratuvarı I: İşte. İşte benim en sevdiğim derslerden birisi. O raporlar meğer gelecek yılların habercisiymiş.
  • 4,5    Çevre Kimyası I: Çok iyi, çok sıkıntısız geçtim. Savaş Hoca‘ma saygılarımı iletiyorum.
  • 3,0  Economics (Genel İktisat): Mükemmel bir ders daha. Halen aklımdadır hocanın verdiği örnekler.
  • 3,5   Materials Science: Emrah Hoca bu okuldaki en kral hocalardan birisidir.
  • 3,0    Topluma Hizmet Uygulamaları: 100′den değil de 90′dan AA aldığıma üzüldüğüm tek derstir.

Topluma Hizmet Uygulamaları dersi için şarkı hazırlarken

2008-2009 Bahar Dönemi

  • 4,5    Çevre Mikrobiyolojisi: Mikrobiyolojiyi seviyorum.
  • 2,5  Çevre Mikrobiyolojisi Lab.: Mikrolaboratuvarını da sevdim. Yalnız bir kere hasta oldum Eşerşiya yiyerek.
  • 4,5   Environmental Chemistry II: Bu dersin kitabını çok severdim garip bir şekilde.
  • 3,0 Environ. Chemistry Lab. II: Laboratuvarları hep sevmişimdir. Bunu da sevdim.
  • 4,5    Ekoloji: Arzu Hoca ile tanışmamı sağlayan ders.
  • 4,5  Statics Strength of Materials: Turgut‘un çok büyük desteği ile geçtim. İlk vizeden sıfır alıp ikincisinden 60 alıp da geçtim.
  • 4,5 Linear Algebra and Numerical Methods: Ucu ucuna tırmalayarak, ite kaka geçtim. Ama geçtim! Erdem Hoca ile bu derste ilk defa tanıştık.

2008-2009 Yaz Dönemi

  • 6,0   Fizik II: Metin Hoca‘nın sayesinde fiziğe yeniden saygı duydum.
  • 7,5    Calculus I (Genel Matematik I): Sedat Hoca kraldır.
3. Sınıfta Murat ile girdiğimiz seçim

3. Sınıf Matra Projesi toplantısı

2009-2010 Güz Dönemi

  • 3,5   Computer Program. in Engineering: Matlab‘ı çok sevdim, çok  da rahat geçtim.
  • 6,0  Unit Operations and Proces. I: Çok zor geldi, öyle böyle zor gelmedi yani.
  • 4,0   Su ve Toprak Kirliliği: Serdar Hoca‘yı işte bu derste sevdim.
  • 3,0   Temel İşlemler ve Süreç. Lab.I: Laboratuvarları çok sevdim. Bu laboratuvar epey zorladı ama geçtim.
  • 3,0   Fotoğrafçılık: Güzel bir ders, tavsiye ederim.
  • 4,5  Hidroloji: Malesef bu derste birşey öğrenemedim. Ucu ucuna ancak geçebildim.
  • 6,0 Akışkanlar Mekaniği: Mantığını çözdüğümde final sınavı bitmişti.
  • 4,0    Almanca I: Sertan Gür‘ü bu sayede tanıdım. Ich bin Mesut.

Volkan'la birlikte aldığımız yegane ödül

2009-2010 Bahar Dönemi

  • 4,5    Su Temini ve Atıksu Uzaklaştırma: Yılmaz Muslu ve kitapları.
  • 3,0 Temel İşlem. ve Süreç. Lab. II: Efsane olup zirvede bıraktım, laboratuvar defterini kapattım.
  • 4,5 Air Pollution (Hava Kirliliği): Hava derslerini çok zor anlayabildiğimi keşfettim.
  • 4,5   Çevre Mühendis. Bilişim Tekno.: Serdar Hoca’dan tez almaya bu ders sayesinde karar verdim.
  • 4,5  Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları: Okul hayatım boyunca aldığım en iyi derslerden biriydi. Çok araştırıp çok şey öğrendim.
  • 3,0    İstatistik: Zorlanırım diye korkuyordum ama rahat geçtim.
  • 4,5   Termodinamik: Çok zor oldu ama geçebildim. Tabloların hastası oldum. Ayrıca Yunus Çengel‘in kitabına da hayran oldum.
  • 6,0    Temel İşlemler ve Süreçler II: Çok ağır geldi. Acayip geldi bu ders.

3. Sınıf Yaz Okulu Savaşalp Volkan Seval

2009-2010 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Yazık oldu. Üzüldüm.

4. Sınıfın en yoğun zamanları

2010-2011 Güz Dönemi

  • 6,0  Unit Operations and Proces. I: Zorlandım ama affetmedim, çaat diye geçtim.
  • 6,0  Akışkanlar Mekaniği: Mantığını anladığımı söylemiştim. Rahat geçtim.
  • 6,0    Katı Atık Yönetimi: İşte en zorlayıcı ama bana en faydalı olan derslerden biri daha. Çok iyi bir deneyim oldu bana.
  • 4,5  Air Pollution Control: Hava derslerini anlayamadığımı keşfettim. Ama suç kitaptaydı ben de değil.
  • 4,0    Su Arıtımı Projesi: Zevkli derslerden birisiydi. Yusuf Hoca‘ya baba demeye başladık.
  • 4,5    Environmental Modelling: İlk vizeden 20 alıp ikinci vizeden 85 aldım. Öyle geçtim.
  • 3,5    Wastewater Engineering: Ben sevdim bu dersi sizi bilemem.
  • 3,0    Çevre Müh. Bitirme Projesi I: Hehe.
  • 3,0  Küçük Ölçekli Atıksu Arıtma Sistemleri: Bir diğer faydalı seçmelilerdendi bu ders de. Herkese tavsiye ederim.

Volkan ve Savaşalp

2010-2011 Bahar Dönemi

  • 4,5  Differential Equations): Tek seferde çaatt diye geçtim. Laplace ve Yılmaz Dereli sağolsun.
  • 6,0    Temel İşlemler ve Süreçler II: Affetmedim bu sefer. Çok onurlu geçtim.
  • 4,0    Atıksu Arıtımı Projesi: Bu ders de iyiydi.
  • 6,0   Çevre Yönetimi: Proje kısmı çok zorladı. Arcgis öğrendik biraz da, o açıdan iyiydi.
  • 3,5  Tehlikeli Atık Yönetimi: Fena değildi. Ama Katı Atık kadar sevemedim.
  • 3,0    Suların Yeniden Kullanımı: Kolay bir dersti. İkili dağıtım sistemi mantığını aklıma soktu.
  • 6,0    Çevre Müh. Bitirme Projesi II: Hahaha.
  • 4,5  Computer Aided Engineering Design: Kesinlikle alınması gereken bir ders. Otoket herkese lazım.
  • 4,5    Çevre Politikaları: Ethem Torunoğlu‘nu tanıma şansını elde ettim.

2010-2011 Yaz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Ölüyordum az daha. havale geçirdim.

2011-2012 Güz Dönemi

  • 7,5    Calculus II (Genel Mat. II): Efsane oldum.

Buradaki tabloya baktığımda en başarılı yılımın son sınıf olduğu görülüyor. Hatta öyle ki son sınıfın ikinci dönemini 3.06 ortalama ile bitirmişim. O yaz Calculus II’den kalmasaymışım Onur Belgesi bile alabiliyormuşum. Her sene yaz okuluna gelmişim ama bir tek ikinci sınıfın yaz okulunun faydasını görmüşüm. Calculus I ve Fizik II derslerini bu yaz vermişim. Ayrıca ilk stajımı da o yaz yapmıştım. Son stajımı da 4. sınıfın yazında yapmıştım. Arkadaşlara tavsiyem stajlarını 2. ve 3. sınıfın yaz aylarında yapmalarıdır. Son senelerini mezuniyet telaşına bıraksınlar.

Bu dört yılda beni zorlayan dersler Calculus I, Calculus II, Temel İşlemler I ve Temel İşlemler II olmuştur. Bu dört ders benim dengemi o dönemlerde altüst etmiştir.

Serdar Hocamızla

Aşağı yukarı her hocamla aram çok iyidir. Her birine burada saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ancak danışman hocam olması sebebiyle Ülker Hoca‘nın, sonsuz yardımlarından dolayı Ozan Hoca’nın, yapı olarak çok benzediğimizi düşündüğüm için Serdar Hoca’mın yeri bende çok ayrıdır. Müfide Hoca‘nın da kimsenin açıkça dile getirmediği herşeyi üzerine basa basa söylemekten hiç çekinmediği ve mesleğimizi bu kadar savunduğu için yeri ayrıdır. Bölümümüzde

Ozan Hocamızla

istisnasız tüm hocalarımı sever, saygı duyarım. Şu dört senede en az sevdiğim dersler Fizik I, Fizik II, Calculus I, Calculus II, Hidroloji, Bireylerarası İletişim ve Hava Kirliliği Kontrolü dersleridir. Bu dersleri sevemeden geçtim. Kendimi olayın tamamen dışında hissettiğim tek ders ise Diferansiyel Denklemler dersi olmuştur. Zaman zaman Hava Kalitesi Kontrol dersinde de bu şekilde hissettiğim anlar oldu.

Bu dört yılda en keyif alarak geçtiğim dersler bitirme tezi, Katı Atık Yönetimi, Çevre Yönetimi’nin proje kısmı, Temel İşlemler Laboratuvarı II’nin projesi, Fotoğrafçılık, Almanca I, İnkilap Tarihi I ve II, Türk Dili, Teknik Resim, Temel Bilgi Teknolojileri, Türk Sanat Müziği, İktisat, Topluma Hizmet Uygulamaları, Mühendislikte Bilgisayar Uygulamaları, Bilgisayar Destekli Tasarım, Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları dersleri oldu. Unuttuğum bir iki ders olabilir.

Eğitimimi su konuları ağırlıklı olarak aldım. Tezimi de yine su ile çalışarak yaptım. Dolayısı ise sucu oldum. Sucu olmasam belki Katı Atık konularıyla çalışabilirdim.

2009 Bahar Şenliği

Okuldaki 5 senemde de Bahar Şenlikleri‘ne katıldım. Bunların son 3 senesinde çeşitli aksiyonlara girdik. Eğlendik epey. 201120102009 Son yılımızda yaptığımız tramvay halen bölümde durur :)

Beş buçuk yıllık üniversite hayatımın en süper zamanı hazırlık zamanıydı. Bir yıl boyunca hiçbir şey yapmadım. Hiçbir şey yapmadım diyorum! En zor ve

2010 Bahar şenliği: Sercan Merve ben

sıkıntılı zamanı da dördüncü sınıf zamanıydı. Çünkü zaten zor olan dördüncü sınıf derslerine ilaveten alttan Temel İşlemler ve Süreçler dersi ile Akışkanlar Mekaniği dersleri alıyordum. Yaz geldiğinde zihnen ve bedenen bitmiş tükenmiş durumdaydım.

2011 Bahar Şenliği Seda Ben Tramvay Alper Ahmet

Ben Akif Hoca Alper Volkan

Asistanlarımızın hepsi ile aram iyi olmuştur. Ancak halen daha Akif Hoca‘nın yeri bende ayrıdır. Hatta Alper’de de ayrıdır. Akif Hoca bizim Akif Abi’mizdir.

Bizim dönemin tek derli toplu fotoğrafı

Dört yıl içinde teknik gezilerimiz de oldu elbette. Bunlar içerisinde en iyileri İzaydaş Teknik Gezisi ile barajlara yaptığımız teknik gezi oldu.

Dört yılda en çok utandığım an Tehlikeli Atık vizesinden 5 aldığım zaman ile Kimya II dersinde Eftade Hoca’nın yerine o derslik Malzeme Mühendisliği’nden gelen bir hocanın bana kızması oldu. Öldüm yerin dibine geçtim.

2011 Mezuniyet Emre Turgut Ben Alper En İyi haber fotoğrafı ödülü.

En mutlu olduğum an ise Alper ve Emre ile birlikte Çevre Yönetimi dersinin sunumunda birinci olduğumuz an oldu. Emre’yi o kadar mutlu ve kontrolden çıkmış olarak görebileceğim bir başka an daha yoktur. Öğrenciliğimizin en mutlu dönemleri Alper, Selma ve Emre ve Turgut’la kantinde langırt oynadığımız zamanlardı. İş yükü olarak en yoğun olduğumuz zaman dördüncü sınıfın ikinci döneminde ilk vizelerden sonraki dönemdi. Benim moral olarak en bitik olduğum zaman dördüncü sınıfın yaz okulu zamanıdır.

2006 Yılı Hazırlık Ergin Ben Mert

Üniversite hayatımın en eski arkadaşları sırasıyla Mert, Ergin ve Volkan’dır. Birinci sınıfta da Alper’le tanıştım. İkinci sınıfta da Sercan’la ve Koray’la tanıştım. Sercan o zaman şişmandı.

Çevre Mühendisliği eğitimi öyle akılsız salakların söylediği “çevrede okusam 5 ortalama yaparım” gibi birşey değilmiş bunu gördüm sevgili okur. Zor yani hakikaten emek istiyor, hata kabul etmiyor. Sürekli çalışman lazım. Boşlasan olmuyor, bir vizeden düşük alsan sıkıntı oluyor, üstelik bizim bölümde devamsızlık da çok ciddi sorun. Adamın gözünün yaşına bakmıyor.

Mezuniyet için 240 kredi gerekiyor. Benim 255 kredim var. Bunu da ekstradan aldığım seçmelilere borçluyum. Evet, ben mezun oldum. Vatana millete hayırlı olsun.

Halkı selamlayarak bitiriyorum.

Yazdığım uzun yazılardan birisi oldu bu farkındayım. Hepsini okuyana da helal olsun :) Yorum olarak hepsini okudum yazan ilk beş kişiye Proofhead My Resort kupası vereceğim. Buraya kadar sıkılmadan okuyan eşe dosta okura sonsuz teşekkürler.

EKLEME: Facebook’tan da sevincime ortak olan herkese teşekkürler.

Herkes sağolsun varolsun

12. Eko Okullar Koordinatör Öğretmenler Semineri’ne Katıldım

Sercan’la birlikte bu cumartesi günü 12. Eko Okullar Koordinatör Öğretmenler Semineri’ne katıldık. Bizimle ne alakası vardı diyeceksiniz, alakası şuydu ki Yard. Doç. Dr. Ozan Devrim YAY ve Prof. Dr. Cengiz TÜRE de konuşmacılar arasındaydı.

Cuma günü Ozan Hoca’dan bir davet alınca etkinlik programına baktım. Biyoloji Bölümü’nden Cengiz Hoca’nın da Karbon Borsası isimli bir sunum yapacağını gördüm. İki hocanın da sunumlarını kaçırmak olmazdı. Gitmeye karar verdim. Aynı akşam Sercan bize geldiğinde bir şekilde o da bu sunumlardan haberdar olup yanıma takıldı.

Ertesi gün saat 10.30’da Eczacılık kapısında buluşup Yeşiltepe-Şirintepe Beldeevi’ni bulmak üzere düştük yollara. Önce kaybolduk. Acayip yerlere gittik. Sonra Sercan’ın telefondaki GPS’i kullanmayı akıl edip tam da sunumlar başlarken bulduk mekânı girdik içeri.

Sercan’ın sınıftan arkadaşları da gelmişti. Bunların içerisinden Bilge isimli kızı tanıyordum ancak daha önce hiç sohbet fırsatımız olmamıştı. Gayet hoş muhabbet bir kızmış. Neyse, kısa bir ara verdiler ve aradan sonra Cengiz Hoca sunumuna başladı. Ben de sunumdan kısa notlar aldım. Çevre Mühendisliği öğrencilerinin bildiğini düşündüğüm bu notları diğer disiplinlerden okuyucular için genel kültür olması amacıyla paylaşıyorum.

  • Karbon Borsası kavramı, ekonomik anlamdaki ilgiyi çevreye dönüştürmek için oluşturulmuş.
  • Karbon Borsası’nın temeli karbon ayak izi kavramına dayanmaktadır.
  • Küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında gelecek 20 yıl içerisinde 0,4 C’lik bir artış olacağı öngörülüyormuş bu sera etkisinden dolayı.
  • Cengiz Hoca KYOTO Protokolü’nden de bahsetti ancak bence bu protokolün işlevsizliğinden de bahsetmeliydi. Amerika’nın nihayet imzalamak üzere olduğunun altını çizdi.
  • Cengiz Hoca ekolog olabilmenin şartlarını geleceği tahmin edebilmek ve modelleme yapabilmek olarak açıkladı. Ayrıca ekolojik zekayı kullanabilenlerin başarılı olacağından bahsetti.
  • Dünya’daki kirletici ülkelerin kirletmeyen ülkeler tarafından umursanmamasını Cengiz Hoca şu örneği ile eleştirdi. “Dünya bir havuz olsa, kirletici ülkeler bu havuzun bir köşesine işese, diğer ülkeler buna tepki göstermeyecek mi? Kirletici ülkelerin atmosferi ayrı değil. Hepimiz aynı atmosferi kullanıyoruz.” Bence durum bundan daha güzel açıklanamazdı.
  • Karbon Borsası’nın işlemesinin en önemli koşulu karbon ayak izi’nin belirlenmesidir.
  • Ülkelere göre salınan karbondioksit miktarları;
  1. Türkiye: 3,14 kişi/ton.yıl
  2. Amerika: 20,4 kişi/ton.yıl
  3. Almanya: 9,8 kişi/ton.yıl
  4. Yunanistan: 8,7 kişi/ton.yıl
  • Cengiz Hoca’ya göre Karbon Borsası, çevresel ve ekonomik adaleti sağlamak için oluşturulmuş.
  • Borsa’nın işleyişi karbon emisyon ticaret sistemi ile sağlanıyor. Ülkelere ve firmalara karbon kotası koyup, kullanmadıkları kotayı satabilmek imkanı sağlıyor. Gelişmekte olan ülkeler, kotalarının tamamını kullanamayacağından artanlarını satabilecekler. Bu sistemde herhangi bir yatırım bedeli yok.
  • Hoca sunumu boyunca kirleten öder prensibi üzerinden hareket etti.
    AB ve Avustralya’da Karbon piyasasına göre hareket etmek zorunluymuş. Ülkemizde de 2013’ten sonra zorunlu olacakmış.
  • Karbon yutağı denilen elemanlar doğal elemanlardır (ağaçlar ve bitkiler).
  • AB, 2003 yılında 25 ülke ve 13000 firma ile 362 milyon ton karbon üzerinden bu bor sayı oluşturmuş. Borsanın 7,2 milyar Euro’luk bir piyasa hacmi var.
  • Dünya’daki çeşitli Karbon Borsaları: AB’de Londra Borsası, Avustralya’da New South Wales Borsası, ABD’de Şikago İklim Borsası.
  • 2011’de karbon borsalarının tahmini hacmi 121 milyar Euro civarındadır.
  • Bu sisteme Cengiz Hoca bacasız sanayi diyor ve ekliyor bu bir hayal değil, senaryo değil, şu anda uygulanan bir sistem.
  • Londra Borsası’nda 1 ton karbon 20 Euro, Şikago İklim Borsası’nda 15 dolar, Japonya’da 1600 Yen.
  • Tepebaşı Belediyesi, kendi ekolojik ayak izini belirlemek üzere bir çalışma yapmış.
  • Bir ülkede, doğal bir kaynağı satarak elde edilen gelir, ülke hazinesinde gelir hanesine değil; gider hanesine yazılıyormuş. Çünkü bu kaynak artık kaybedilmiş oluyor.
  • Ülkemizde %76’lık oranla Enerji Sektörü karbon salınımı konusunda başı çekiyor. Ülkemizde 1 dolarlık üretim yapabilmek için 0,467 kg karbon salınımı yapılıyormuş.
  • Hoca karbon salınımını dengelemek için ağaç dikilmesi gerektiğinden bahsedip sunumunu “Bedavaya hiçbir şey olmuyor, çevre için de ekonomiye ihtiyaç var. Bu borsadan elde edilen gelirler çevre yatırımları için harcanabilir.” diyerek bitirdi.

Cengiz Hoca’nın sunumundan hemen sonra Ozan Hoca’nın sunumu başladı. Ozan Hoca da Matra Projesi’nden bahsetti. Gösterdiği fotoğraflarla beni taa 2. sınıftaki günlerimize götürdü. Lan ne güzel günlermiş be :) Sağolsun birkaç defa da salondakilere beni takdim etti. Mutlu oldum. Ozan Hoca sunumunda Matra’dayken ilköğretim okullarında yaptığımız eğitim çalışmaları üzerinde durdu. Hazırladığımız rehberlerden ve izlediğimiz yöntemlerden bahsetti. Yaptığımız şarkıyı ve klibi örnek verip, sınıflardan birinde şarkıyı çalarken çekilmiş bir kaç fotoğrafı gösterdi. Ozan hoca verilen süreye uyarak sunumunu bitirdi. Daha sonra yine bir ara verildi.

Sunumlardan sonra gidip hem Ozan Hoca’yı hem de Cengiz Hoca’yı tebrik ettik. Bilge, Sercan ve ben ayrılırken bir de baktık ki bizim fakültenin dekanı Tuncay Hocamız da gidiyor. Sağolsun bizi arabasına aldı ve Açıköğretim Fakültesi binasının önüne kadar bıraktı.

Orada Bilge ile vedalaştık ve Sercan’la ben sucuklu yumurta yapmak üzere Sercanlar’a doğru yollandık.

Çevre Mühendisliği Anadolu Haber’de!

Bir önceki yazımda Anadolu Haber‘i epey eleştirmiştim. Koleksiyondaki sayıları incelerken birkaç sayı önce arka kapakta tamamen Çevre Mühendisliği öğrencilerini görünce acayip sevindim sevgili okur. Gerçi sordukları soru klasikten de öte saçma bir soru olmuş ama olsun. Hepsini tanıdığım bölüm arkadaşlarımı görünce mutlu oldum tabi :) Yalnız Erdoğan‘ın adını Ozan diye yazmışlar ya acayip güldüm :)

Bu yazıyı da sırf hatıra olsun diye yazayım dedim. Aşağıda verdiğim görselin üzerine tıklayıp bizimkilerin düşüncelerini okuyabilirsiniz.

EKLEME: Aynı sayıda bizim Elif de çıkmış sevgili okur. Onu da ekliyorum. Yıllar sonra bakar güleriz diye.

Tıklarsanız büyüyor

Kayıt Haftası Muhabbetleri!

Bu hafta, bizim okulda kayıt haftası. Bu sene okul güzel bir olay düşünmüş. Şöyle ki üst sınıflarda okuyan ve kayıt haftası tarihlerinde Eskişehir de olan bazı öğrencileri, kayıt için yeni gelenlere yardım etmek üzere okula çağırdı. Ben de gittim yarım gün kadar durdum kayıt masasının yanındaki bir kısımda.

İnsanlar kayıt olmak için genellikle aileleriyle gelmişlerdi. Bir kişi için beş kişi gelen de vardı :) Kayıt saati başlayınca içeriye kayıt olacak öğrencilerden çok veliler hücum etti. İnsanların heyecanını anlayabiliyorum açıkçası. Orada tanıştığım ve ikiz kızlarından birisi bizim bölümü yani çevre mühendisliğini birisi de İzmir de kimya mühendisliğini kazanmış bir baba, öğle arası tatiline girince kayıt masaları kapandı diye kıyameti kopardı. Biraz konuşunca adama şu cümlesinden dolayı hak verdim: “Bir buçuk saat bekle diyorlar, yav ben 17 senedir bekliyorum be!”

Üstüne bir de okulumuzun “aşırı verimli ve aşırı özverili (!)” çalışan BAUM‘unun kontrol ettiği öğrenci kayıt sistemi çökünce velilerden bazıları ciddi anlamda tepki gösterdi. Benim gördüğüm, BAUM, okulumuzu rezil etti velilere karşı.

Her türden, her kesimden insan gördüm kayıt günü. Sudanlıların giydiği o beyaz entarilerden giyen siyahi bir baba kızını kaydettirmeye getirmişti, memleketimizden türlü türlü insanlar vardı :) Şansımdan mıdır nedir, konuştuğum tüm insanlar cidden beyefendi ve tamamen sevecen insanlardı. Karşılıklı olarak iyi anlaşabildim lan insanlarla. Şunu gördüm ki özellikle barınma ihtiyacı sorununa yönelik sorular geldi. Bu kayıt gününü aslında okul insanların bu tip ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde düzenleyebilirdi. Yani bu apart vs. lere ait birer temsil olabilirdi; bunlara birer stand kiralanabilirdi. Biz elimizden geldiğince yardım ettik insanlara.Kayıt olan çocuklar kıymetimi bilsinler, ailelerinin hepsine Bağlar civarından apart ya da yurt bulmasını tavsiye ettim. Diğer yerleri kötüledim len :)

Geçen sene bizim okulun Yabancı Diller Yüksekokulu tam bir katliam yapmış! Binlerce kişilik yüksekokuldan 300 kişi mi geçebilmiş hazırlığı, öyle konuşuluyordu. Bu da her nasılsa yeni gelenlerin kulağına ulaşmış. Bana gelip “hazırlık zor mu?”, “atlayabilir miyim? atlasam ne olur? atlamasam ne olur?” diye soran onlarca insan oldu. Ben de istisnasız herkese hazırlık okumasını tavsiye ettim. Okuyun abi, bir sene kafanız rahat olsun. Hazırlık sınavı 15 Eylül’de saat 10′da yapılacakmış. (11 de olabilir.) Bir de her sene Mühendislik Mimarlık öğrencileri hazırlık sınavına Yabancı Diller binasında girerdi; bu sene herkes kendi bölümünde girecekmiş. Acayip?

Musa Hoca sağolsun uğradı masamıza. Beş on dakika kadar konuştu bizimle. Benden ders aldın mı sen, diye sordu. Diferansiyel alıcam, dedim. Kes o sakalı, dedi. Peki hocam, dedim.

Bu arada her zaman ki gibi Malzemeciler yine epey broşür kağıt bastırmışlardı. Reklam olayına girmişlerdi hatta bir tanesini çok beğendim, “Titanik niye battı?” diye. Erdem Hoca‘mın  “Zaten kazanıp geldiler bu saatten sonra neyi tanıtıcaklar?” fikrine hak vermemek elde değildi doğrusu :) Dekan yardımcımız da benzer bir şey diyince hak verdim artık. Ama yine de bir şekilde, bölümümüzün de bir broşürünü temin edip en azından kazanıp gelenleri neler bekliyor öğrensinler gibilerinden kayıt yardım masasına koydum. (Yalnız dikkat ettim de bu ne kadar uzun bir cümle olmuş böyle?) Aşağıya da tarayıp koyuyorum, özellikle okuyacak olanların bakmasında bir fayda var. Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü‘nü kazananların her hangi birisinin bu yazıya rastlaması hoş olur doğrusu. Nasıl bir bölümde okuyacağını merak ediyorsa geriye doğru tarayarak bu blogu anlayacaktır.

Herkese yeni okulu ve yeni bölümü hayırlı olsun.

Tıklayınca yürüyor!

İşimi Seviyorum Yav :)

Penguen

Her ne kadar;

havalı bir adı olmasa da,

bulunduğu fakültenin genelde en düşük puanlı bölümü olsa da,

uğraştığı şey ağırlıklı olarak kötü kokulu şeyler (atıksu gibi) olsa da,

Temel İşlemler gibi bir dersten geçmek zorunda olsam da,

neredeyse tüm mühendislik bilimlerinden birşeyler içeriyor olsa da,

özellikle peyzaj mimarlığı ile karıştırılıyor olsa da,

üstelik bunu size diyen de bir mühendis adayı olsa da,

mesleğimi yani Çevre Mühendisliği‘ni seviyorum. Bunu bugün laboratuvarda bir kere daha anladım üstelik o esnada elek analizi deneyi yapıyordum :) Oturup düşünüyorum yaptığımız daha doğrusu yapmamız gereken işi, insanların gerçekten bu işi yapan insanlara ihtiyaç duyduğu gerçeğini görüyorum. Bizim memlekette Çevre Mühendisliği yeni bir meslek. Bugüne kadar bizim işlerimizi sağolsunlar kimya, makina, inşaat ve hatta endüstri mühendisleri yapmışlar. Artık yavaş yavaş da olsa bu işlerde çevre mühendislerini görmek mutlu ediyor beni.

Bizim mesleğin kaderi aslında çok daha iyi olabilirdi. Ancak pek öyle olacak gibi durmuyor. Ben bu konuda suçu her yere üniversite açan zihniyette buluyorum. Her üniversiteye nasıl ki bir fen edebiyat fakültesi açılıyor; bu fakültelere yüzlerce fizik bölümü, biyoloji bölümü, tarih bölümü öğrencisi alınıyor ve her yıl yüzlercesi öylece mezun ediliyorsa, bu adamlar dört sene çatır çatır okudukları halde iş bulamıyorlarsa aynı durum biz mühendislik öğrencileri için de geçerli. Kolaylığından mıdır nedir, artık her mühendislik fakültesine bir çevre mühendisliği bölümü açılır oldu. Ne de olsa kolay değil mi:) Birkaç inşaat hocası, birkaç kimyacı, ayıp olmasın diye bir de biyolog tamam işte :) Ama öyle değil sevgili okurum, öyle değil. Sen üniversite açıyorsan, oradan mühendis mezun ediyorsan bunu “o şehri kalkındırmak için” yapamazsın! Senin amacın bu ülkeyi düşünmektir. İşte bu yüzden hep “gavur yapıyor“.

Burada link verecektim ama şimdi bulamadım o yazıyı. Geçenlerde tamamen şans eseri olarak bizim meslek odasının genel sekreteri dünyalar tatlısı Burçak Ablamın bir demecini okudum. Mesleğimizin geleceği yok, diyordu. Haklıydı da. Sanki biz çok geniş bir iş sahasında oynuyormuşuz gibi, elimizdeki dilimi de almaya çalışıyorlar. Saçma sapan yönetmeliklerle alakasız insanları denetçi yapıyorlar. Türkiye’yi paylaşan üç beş meslek odasının tırnak izlerini görebiliyoruz bunun arkasında.

Geçenlerde Ege Su Forumu‘na giden arkadaşlarımız anlattığına göre Su Ürünleri Fakültesi‘nde okuyanlar bile “Biz de çevre mühendisleri ile aynı şeyleri yapabiliriz” diyorlarmış :) Eğer hava kirliliği, toprak kirliliği, katı atıklar, çevre modelleme ve mevzuat dersleri alıyorsanız su derslerine ilave olarak buyrun yapın, ne diyeyim.

Tüm bu karmaşası, zorluğu ve sıkıntısına rağmen seviyorum lan bu mesleği. “Tankların yanından laboratuvara girince, kendimi bir başka mutlu addediyorum“. Ve içimdeki şey yavaş yavaş belirmeye başlıyor günden güne. Bildiklerimi paylaşmak da istiyorum. Tüm o deney raporlarını yazarken kendimi ders anlatan bir hoca havasına sokuyorum ya :)

Neyse fazla uzatmayayım. Buraya kadar okuduysan okurum helal olsun be :)

NOT: Sevgili blogum, Zehra Hoca da seni beğendi, hadi yine iyisin bak.

1. Vize Haftasının Ardından

Tanıdık geldi mi:)

Bu yazıyı yazmak için erken aslında. Zira vize haftası halen daha bitmedi. Yarın Almanca I sınavı var. Ama Sertan Hoca’nın bir krallık yapacağını umduğum için o sınavın fazla zorlayacağını sanmıyorum.

Sürekli okurun bileceği üzere kardeşiniz her vize ve sınav haftalarından sonra o haftanın ve sınavlarının yorumunu yapar. Bu yazıda da bunu bulacaksınız.

Pazartesi ilk sınavım olan Akışkanlar Mekaniği sınavı vardı. Deyim yerindeyse hatta evet yerinde, çuvalaldım. Baya baya hemde. Çalışmadım yeteri kadar. Ayrıca sınava girince herşey allak bullak oldu beynimde. 20′yi geçeceğimi zannetmiyorum. Bu sınavdan sonra aynı gün Su ve Toprak Kirliliği sınavım vardı. Akışkanlar’da s.çtığım için hırslanıp bu sınava o arada baya çalıştım. Evet, sınav güzel geçti. Serdar Hoca epey kıl tüy sormuş ama olsun. Fena değildi. 60′ın altında alırsam ayıp olur.

Salı günü sınav yoktu ama çarşamba günü en baba sınavım vardı: Temel İşlemler ve Süreçler. Bu sınava çok çalıştım. Baya çalıştım. Yani çalıştım evet. Sonra girdim sınava. Başta çok kötü oldum lan. Korkudan yeminle. Sonradan kendimi sakinleştirip çözmeye başladım. Her soruya cevap verdim. Cidden bende merakla bekliyorum. Çok iyi gelmeyecek ama heralde ortalama bişey gelir.

Perşembe Hidroloji sınavım vardı. Bu derse de çalıştım ama heralde yeteri kadar çalışmadım ki sınav çok da iyi geçmedi. ama bir soruyu çok acayip bir şekilde çözdüm. Bakalım hoca puan verecek mi lan. Merakla bekliyorum

Bugün diğer bir kazık sınav vardı. Bizim MATLAB dediğimiz Bilgisayar Programlama dersi sınavı. Erdem Hoca‘nın sınavları meşhur olduğundan sınavdan önce “İyi çalışın, kalakalırsınız” demişti. Lan o kadar çok çalıştım ki buna. Hatta bilgisayara MATLAB kurdum evde. Ordan uygulama yaptım. Sınava girdim. Sonuç? KALAKALDIM…

Bakalım sevgili okur, yarın ne olacak Almanca ‘da.

Bu hafta malum sınav falan, yoğunluktan yazamadım. Güzel şeyler oldu bu hafta. Bölümümde Öğrenci Temsilciliği’ne aday oldum. Bakalım lan, kazanabilecek miyim. Bununla ilgili detaylı bir yazımı şuradan okuyunuz.

Yarın Merviş’in doğum günü. Önümüzdeki hafta seçim propagandası yapmamız lazım. Bugün bir selam beni ne kadar mutlu etti öyle :) Bir de bugün hayal mi gördüm, yoksa eski bir tanıdık bizim kampüse hazırlık mı okumaya geliyor?

Yanıtlar bir sonraki sayıda. Öperim hepinizi :)

Vay Be ÖSS – 2

ÖSS

Geçen sene şu yazıyı yazarken aslında içten içe bir beklenti içerisinde olduğumu farkettim tekrar okuyunca. Özellikle o sene yapılan %15′lik kontenjan arttrıma olayına canım epey sıkılmıştı. Ve sanki geçen sene ki artış yetmezmiş gibi, artış bu sene de devam etti. Evet, belki duymayanlarınız vardır. Tıpkı 2008 yılında yapıldığı gibi, 2009 ÖSS‘de de kontenjanlar devlet üniversiteleri için %15, vakıf üniversiteleri için %20 oranında arttırılmış.

Bu sene üniversite başvurularında kayda değer bir düşüş yaşandığı malum. Hatta YÖK Başkanı bile basın toplantısında bu durumu, ilginç bir durum olarak nitelendirip, sebebini araştıracaklarını söylemişti. Bana göre bu düşüşün sebebi pek çok adayın artık üniversite okumanın da bir işe yaramadığı düşüncesine yavaş yavaş inanması. Bilmiyorum, geçen seferde olduğu gibi bu sene de mezun vermeme gibi bir durum söz konusu mu? Bu düşüş ve kontenjan arttırımı sebeplerinden dolayı pek çok aday muhtemelen şu anda (ben bu yazıyı yazmaya başladığı da sınav başlayalı 15 dakika olmuştu) bu sene çok şanslı olduklarını düşünüyordur. Hatta nereden duyduğumu şimdi hatırlamıyorum, pek çok dersanede, öğrencilere bu sene üniversiteye girme şansının diğer senelere göre %30 daha fazla olduğu söyleniyormuş. Bu yüzdeyi nasıl buldular onu da bilmiyorum.

Arkadaşlarımla hep konuştuğumuz, hatta arada takıldığımız durum ise şu an üniversite okuyan çoğu gencin ki bende bunlardan birisiyim, boşuna okuduğunu düşünmesi. Birkaç belli başlı bölüm haricinde haksız da sayılmayız. İnsanlara Çevre Mühendisliği okuduğunuzu, Biyoloji Bölümü okuduğunuzu ya da ne bileyim Basın Yayın okuduğunuzu ve hatta Güzel Sanatlar’da okuduğunuzu söylediğinizde halen daha yüzlerindeki “hee, boşa okuyorsun yani” ifadesini görmeye biz alışalı çok oldu. Arkamızdan gelen alt devrelerimizde alışıyorlar. Ve aslında uğruna çalıştıkları üniversitenin, aslında hiç bir dertlerine çözüm getirmediğini gördüklerinde “Bunun için miydi?” diyiveriyorlar. Şu noktaya dikkat: Üniversiteyi kötülemiyorum, bana göre dünyanın en güzel şeylerinden birisi üniversite öğrencisi olmak. Ama sorun şu ki, biz galiba üniversitenin geleceğimize getirisini biraz fazla abartmış olarak, hatta geleceğimiz için tek yol olarak görüp  geliyoruz kampüse. Üniversiteyi seviyorum çünkü burası bana, hayatta başka neler yapabileceğimi, hayatta daha başka nasıl başarıya ulaşabileceğimi öğretiyor. Bunu bir genelleme olarak almayın, benim okulumda ben bunları keşfedebiliyorum. Sizin okulunuzda durum sizin açınızdan nasıldır bilemem.

Üniversitenin bu müthiş kurtarıcılığı aslında bize yıllardır anne babalarımızın, daha da gerçekçi bir yaklaşımla çevremizin yansımalarından kaynaklanıyor. İlkokula giderken üniversiteli demek benim için öğretmenin bir alt seviyesiydi :) Ortaokulda biraz daha ayaklarımın üzerine basıp, Bilgisayar Mühendisliği okuyucam ben!, diyebildim. İşte lise de bunun o kadar da kolay olmadığını keşfediverdim :)

Hepimizin yaptığı bir sorgulamadır bu: “Ulan bu kadar bilgisayar biliyorum, tam bilgisayar mühendisi olacak adamım ama çevre okuyorum :) ” ya da şunu hep söyleriz “Olum dört sene resim çizsem ben mimar değil, ressam bile olurum be!”. Bu noktada şunu farkettim: Benim yıllardır planladığım, annemin babamın hayal ettiği geleceğe aslında benim katkım çok az lan! Benim kaderimi ÖSYM belirliyor! Eskiden TV8′deydi, şimdi hangi kanalda bilmiyorum bir program vardı, Hayatımız Sınav diye. Bayılırdım lan o adama. ÖSS‘de bir şeyler bilmenin tek başına yetmeyeceğini ben bu amcadan öğrendim. Aklımda kalanlarla şöyle demişti; Sınav sabahı 100 tane Türkiye 1. si uyanır. Sonra girerler sınava, daha şanslı olan, o sabah moralini daha yüksek tutabilen, hastalanmayan, yolda gelirken canı en az sıkılan 1. olup çıkar sınavdan :) Evet, şans diyordu amca.

Oturduğum çevrede Düz Lise’ye gidenlere kaybetmiş gözüyle bakardık. Onlar şanssızdılar. Neden? Biz Anadolu Lisesi’ydik çünkü. O zaman ki saçmalağımın şimdi farkına varabilmem bile mutlu ediyor beni. Meğer eğitim sistemimizmiş bizi ÖSS‘ye odaklayan:

- Abi ben Anadolu Öğretmen Lisesi‘ne gidecem.

- Niye ki lan?

- Olum ÖSS‘de çok deli ek puan veriyo!

- Abi herifin üniversite garanti zaten.

- Neden abi?

- Olum adam Fen Lisesi‘nde!

Yıllarca bu geyiği döndürmüşüz. Etkisinde kalmamak mümkün mü? Neyse yazı giderek uzuyor. Vayy be ÖSS, bak yine neler yazdırdın bana :) Ömrüm olursa, seneye yeni bir ÖSS sınavında devam ederim :) Hatam olduysa affola.

Bu yazıyı istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz fakat yayınladığınız yerde bu
sayfanın linkini vermek zorundasınız. Vermemeniz durumunda ayıp edersiniz. Ayrıca
emek hırsızlığı da yapmış olursunuz değil mi? Bu kadar tantanaya gerek kalmadan
siz en iyisi kaynak olarak buraya link verin kurtulun, rahat rahat yayınlayın.
Aklınıza bir şey takılırsa buraya tıklayıp bana ulaşın.

Staj Başvurusu Maceram

000

Form Doldurmayı Temsil Eden Görsel

Bu yazıyı okuyanlardan okurlarımdan muhakkak ki staj yapmamış olanlar da vardır. İşinize yaraması ümidiyle. Madde madde anlatıyorum bak.

:: Staj yeri belirlenir: İl Çevre Müdürlüğü’nde staj yapma fikri kafama bir tanıdığımız sayesinde girdi. Aynı tanıdığımız İl Çevre Müdürü Sayın Mehmet Bey ile bir görüşme ayarladı.

:: Staj periyodu ve zamanı belirlenir: 20 gün yapmak istedim olmadı. Bende Akademik Takvimi önüme koyup hesapladım. Yaz okulundan hemen sonra başlarsam okul açılana kadar 28 iş günü oluyor. Aslında 30 oluyor ama iki maalesef bu sene eylül sonuna denk gelen Ramazan Bayramı tatiline denk geliyor.

:: Bu periyodun uygunluğu staj komisyonuna sorulur: Erdem Hoca’ya sordum. Önce bir şey demedi. Komisyona soracağım, dedi. Sonra düşündüler, olur dediler :)

:: Dilekçe yazılır: Staj yapmak istediğiniz kuruma dilekçe yazmalısınız. Bak bunu çok güzel yaparım işte. Gittim laboratuvara, oturdum kendim taslak maslak kullanmadan yazdım dilekçemi. Aha buradan bakınız.

:: Kuruma gidilir: Saçınıza başınıza iyi bir düzen verin giderken. Benim sakallar vardı, pek sıkıntı olmadı zira arada tanıdıklar vardı. Ancak staj yaparken devlet memuru statüsünde görüleceğiniz için sakal makal olmuyor. Ayrıca kıyafetlerinize de özen göstermeniz gerekiyor. Ben gittim, müdür ile görüşeceğimden direk sekreterine gittim. Müdürün misafiri varmış. 20 dakika bekledim. Çok hoş bir sekreter hanım vardı. Onunla sohbet ettik. Daha sonra müdür beyin odasına gittim. Mehmet Bey de gayet babacan görünüşlü fazlasıyla sakin bir insandı. Açıkçası sevdim. Ormanmühendisiymiş. Ona durumumu anlattım. Neden staj yapmak istediğimi, neden İl Çevre Müdürlüğü’nde yapmak istediğimi söyledim. Sakalımı kesmemi söyledi :) Keserim tabi ki, dedim. Daha sonra staj kabul kağıdını hemen almam gerektiğini söyledim. Aşağıya talimat verip, Getir hemen imzalayayım, dedi sağolsun. Aşağı indim.

:: Staj kabul kağıdınız okulunuza verilmek üzere alınır: Aşağıda bu iş ile ilgilenen görevli izne ayrılmış. Oradan bir memur, biraz da bana neden acele ediyorum diye fırça atarak, bilgisayarını açtı. Bir taslak buldu, sonra beni geçirdi bilgisayarın başına. Oturdum gerekli yerleri düzelttim. Süper! Çıktıları aldım. İmzalatmak için yukarı çıktığımda müdürün ayrıldığını öğrenip şoka girdim. Bu arada zaten o kağıtlarda bir imza eksikmiş. O eksik imzanın sahibinin de ne zaman geleceği belli değilmiş. Anlayacağınız işim bir sonraki güne kaldı.

:: Staj Bilgi Formu, SGK Başvuru Formu ve Staj Kabul kağıdı okula verilir: Ertesi gün sabah erkenden uyanıp İl Çevre Müdürlüğü’ne gidip kağıdımı aldım bir zarfın içerisinde. Daha sonra okula geçip, diğer iki belgeyi (Staj Bilgi Formu, SGK Başvuru Formu) internetten temin edip doldurdum. Zaten SSK numaram olduğu için bir sıkıntı olmadı. Daha sonra bu belgeleri staj komisyonunda görevli Zerrin Hoca’ya götürdüm. O bana bölüm başkanımız Erdem Hoca’ya imzalatmak üzere bir kağıt daha verdim. Sonra elimde toplamda 4 kağıt oldu. Bunlardan SGK Başvuru Formunu staj komisyonu başkanına imzalattım. Daha sonra bu kağıdı öğrenci işlerine götürdüm. Ancak staj başlamadan 10 gün önce gelmemi söylediler. Staj Bilgi Formu ve Staj Kabul yazısını bölümde bıraktım (Mühendis Sevgi Hanım’a), bölüm başkanına imzalatılacak kağıdıda imzalatıp staja başladığımda verilmek üzere yanıma aldım.

Evet tüm prosedür bu şekilde. Haa, bir de staja başladığınızda yapılacaklar var. Onları da o zaman anlatırım :)

Mühendislik Etiği Konferansı ve Sonrasında Olanlar

15 Mayıs’ta oldu bu konferans. Düşüncesizlik edip yazmayı unuttum. Dün konferensta tuttuğum notları bulunca yazayım dedim. Konferansın tam adı da yanlış hatırlamıyorsam “Mühendislik ve Çevre Etiği” idi. Hayatımda izlediğim en dopdolu konferanslardan birisiydi. Tamam, itiraf ediyorum başlarında çok sıkıldım. Ama sonlara doğru özellikle mühendislik etiği işin içine girince epey eğlenceli oldu. Konferansı veren hoca, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Çevre Mühendisliği mesleğinin Türkiye’de ki peygamberlerinden (bana göre tabiki :) ) Prof. Dr. Ayşen Müezzinoğlu. Kendisi yıllarını (30 sene) bu işe adamış. Derslerde etik ile ilgili pek fazla şey göremiyoruz. O yüzden bu konferans çok iyi oldu. Hele ki böyle bir hocadan çok daha iyi oldu. Mühendislik okuduğum için sevindiğim anlardan birisi oldu. Ben genelde şikayet ederim çünkü :) Şimdi not düştüğüm, ilgimi çeken bazı başlıkları aktarayım;

:: “Mühendis, toplumun sağlık, güvenlik ve refahını her şeyden üstün tutar.” Bu cümle çok hoşuma gitti. Ayrıca hocanın insanlık tarihini anlatırken mühendislikle ilgili verdiği örneklere bayıldım. Bir tanesi; “İnsanlar giyinmeye ihtiyaç duymuşlar ve tekstil mühendisliği ortaya çıkmış.”

:: Mühendislik etiği denen kavramın Dünya’daki ilk hocalarından birisi Aarne Vesilind. Ayşen Hoca da Vesilind ile görüşmüş.

:: Hukuk ve mühendislik etiğinin başlangıcı kabul edilen olay 1972′de patlak veren ve A.B.D. Başkanı Nixon‘u istifa etmek zorunda bırakan Watergate Skandalı. Detaylı bilgi için tıklayın.

:: 1974 yılında olan ve havacılık tarihine DC10 Faciası olarak geçen ve 346 kişinin öldüğü uçak kazası da yine mühendislik etiği tartışmalarını başlatan bir olay. Verdiğim linkten detayları okuyunca anlayacaksınız ki tüm sorumluluk gerçekten uçağı yapan mühendislerde. Bilmeyenler için uçak THY‘ye ait ve ölenlerin çoğu Türk. Detaylı bilgi için tıklayın.

:: Tıp Etiği’nin başlangıcı olarakta 1960′lı yıllar kabul ediliyor.

:: Çevre Mühendisliği ile ilgili bu madde. Atık üretimi, doğrudan kişi başına milli hasıla ile ilgiliymiş.

Ayşen Hoca bizlere ilerdeki iş hayatımızda etikten vazgeçmememizi ve patronu dinlemememizi öğütledi :) Benim konferanstan çıkardığım kadarıyla ülkemizde ve hatta dünyada çevre konusunda sözü söyleyenler, çevrenin ne kadar kirletileceğine karar verenler maalesef üniversiteler; bu işe yıllarını ve hayatlarını adayan insanlar değil, politikacılar ve bürokratlar. Konferanstan zonra aklımda kalan belki de en kötü farkındalık bu oldu. Yani biz mühendis olarak bir şeyi ne kadar doğru yaparsak yapalım, o şeyin toplamda ne kadar doğru olacağına maalesef patronlar veya politikacılar karar veriyor.

Konferansta ayrıca bir de ayıp yaşadık. İmzasını atan bazı arkadaşlar Ayşen Hoca konuştuğu halde kalkıp gittiler. Konferasın sonlarına doğru salon iyice boşaldı. Belki dersleri vardı ama benim de vardı ve sonuna kadar bekledim. (Hatta laboratuvara 15 dakika geç kaldım.) Erdem Hoca da tabi ki inanılmaz kızdı ve derste bunun cezasız kalmayacağını söyledi. Korkum, bu durumun final sınavına yansıyacağı yönünde ya, hadi bakalım.