Etiket Arşivi: Hope To Find

Episode 13′ün Eski Klavyecisi Bakın Kim!

Episode 13‘ün mükemmel parçası Forlorn… Till Dawn‘ın klibini belki 100 defa izlemişimdir. Ancak geçen gün birşeyin farkına vardım ve şaşkınlıktan dona kaldım!

Alper Dağalp (Hope To Find)

Klipte klavye çalan kişi, bizim Hope To Find‘dan tanıdığımız Alper abinin ta kendisi! Şimdi durdum düşünüyorum da hayatımda dinlediğim en iyi melodilerden ikisini bizzat bu adam çalıyor. Zaten hayrandım, daha da bir hayranı oldum. Neden bahsettiğimi anlamayanlar Hope To Find’ın Witness Of Happiness isimli parçasının klavyelerine odaklanabilir ve hatta özellikle tam 3.03′te başlayan melodiyi nefesini tutarak dinleyebilir.

Klipten bir kare

Ya da bu yazıyı yazma sebebim olan klibi izleyebilir, parçanın klavyelerinin ne kadar başarılı olduğunu görebilirler. Türk Black Metal parçaları arasında çok az parça bana bu Forlorn’un verdiği tadı verebilmiştir. İtiraf etmek gerekirse parçanın klibi efekleri açısından bakılacak olursa vasat denebilir, ancak yine de ruhu verebilmesi açısından benim düşünceme göre başarılı.

Episode 13′ün o dönemini çok iyi hatırlıyorum. Yani bir gün baktım bir haber, Episode 13, müziğinden klavyeyi çıkartıp gitar müziğine daha çok ağırlık verecekmiş diye. Tarzındaki bu değişim, bu sertleşme o zaman gençlik aklıyla biraz tedirgin etse de beni Pitch Black parçasını dinledikten sonra anlamıştım ki Episode, hala aynı kaliteli Episode.

Alper abi diyordum. Sadece Alper abi değil, gördüğümüz ve duyduğumuz kadarıyla Hope To Find’daki tüm eski ve yeni üyeler zamanında çok ekstrem işler yapmışlar. Ama en iyisini Alper abi yapmış ve çok sevdiğimiz bir grubun çok sevdiğimiz bir parçasının klibinde oynamış. Kendime kızıyorum ki bunu henüz keşfedebildim. Şimdi siz de izleyip 27. saniyede Alper Abi’mizi açıkça görebilirsiniz. Kendisine de saygılarımı iletiyorum buradan.

Proofhead FM, Ejderhalar, İtalya Filmi

İtalya dönüşü epey bir sıkıştı yine iş güç sevgili okur. Yapılması gereken çok fazla iş, çekilmesi gereken çok fazla dert var yine. Ama bu sıkışıklıkta dahi yine de kendime vakit ayırmaya önem veriyorum.

İtalya’dan geldiğim gün 1 TB‘lık harddiskimin çöktüğünü gördüm. İçerisindeki yüzlerce albüm gitmiş, binlerce klibim yalan olmuştu. Aşağı yukarı beş gündür parça parça da olsa bu albüm ve klipleri toparlamaya çalıştım yedeklerden. Ancak henüz yedeklemediğim bir klasörüm vardı. İçerisinde de yaptığımız işlerin tasarım dosyaları vs duruyordu. O klasörün gitmesi beni mahvetti. Neyse, yavaş yavaş da olsa telafi ediyorum.

FlatCast

Bir süredir 20 kadar arkadaşımla oluşturduğum bir sms listesinden şarkı isimleri paylaşıyorum. Bunu da bir radyo formatında yapıyorum. Komik oluyor bazen, bazen can sıkıcı oluyor, bazen listedekilerin de istek parça istediği falan oluyor. Listedekiler demişken kim bunlar hemen hatırlayalım: Alper, Ender, Erol, Sercan, İlker, Koray, Levent, Murat, Mustafa, Savaşalp, Ahmet, Merve, Aslan, Cihan, Ezgi, Halil, Orcan, Özge, Seval, Anıl ve Togay kardeşim. Uzun ama epey uzun süredir aklımda olan hatta bir ara Eskirock için denediğimiz ama sora bıraktığımız şu radyo yayını olayına girebilir miyim diye bir araştırma yaptım. Çok kısa sürede ücretsiz yayın yapmanıza izin veren bir siteye kayıt olup, yapmak istediğim şeyi yapabildiğimi gördüm. Yani bilgisayarımdan yaptığım yayını diğer bilgisayarımdan dinleyebildim :) Güzel oldu.

Ancak bazı sorunlarım var. Birincisi dinleyiciler bir eklenti kurmak zorundalar. İkincisi ise yayın kalitesi birazcık düşük. Her neyse, şimdi bir kamuoyu yoklaması yapıp belki de haftanın bir günü birkaç saatlik radyo programları yapabilirim. Eğlenceli olur. Çok fazla kişinin dinlemesine de gerek yok üstelik. SMS radyomdan takip eden kişiler ve belki birkaç kişi daha fazlası yeter de artar bile :)

Ejderhalar dedim. Dünya üzerinde bir ejderhanın yaşabilmiş olma ihtimali var mıdır acaba? Olsa süper olurmuş. Neyse, blogun üzerindeki reklam banner’ına güzel bir ejderha koyayım diyorum. Aslında kararsızım. Belki de kolaj yapmalıyım çeşitli fotoğraf ve çizimlerden. Bu konuda yardım bekliyorum. Bana 990×180 piksel genişliğinde bir görsel lazım.

Hayır, İtalya'da Pisa Kulesi'ni görmedim.

Ve İtalya filmi demişim. İtalya’da elbette videolar da çektim. Bunların çoğunun arka planında ben konuşuyorum. Ama kendi sesim bana çok komik geliyor sevgili okur. Bu video blog olayını da o yüzden bir türlü cesaret edip koyamıyorum. Neyse, bu İtalya’da çektiğim videolardan kısım kısım alıp Hope To Find‘ın bir şarkısının altına ekleyeyim diyorum. Ne yaparım, nasıl yaparım bilmiyorum. Deneyeceğim bakalım.

15 Mayıs 2011 – Haggard Konseri

Tek bir şarkısının adını bildiği bir grubun konserinde ne kadar eğlenebilir insan? Bu soruya belkide aklımızda oluşan ilk cevap az eğlenir olacaktır. Ben de öyle düşünüyordum Haggard konserine kadar. 222 Park‘tan Özgür Abi‘mizin mükemmel kıyağıyla bu konsere katılmaya karar verdik.

Aynı günün akşamında konserden birkaç saat önce bir sonraki gün “En Başından Türk Rock Tarihi” isimli paneli gerçekleştirmek üzere İstanbul’dan Türk Rock piyasasının yakından tanıdığı isim Güven Erkin Erkal konuğumuz olarak Eskişehir’e geldi. Kendisini karşıladık ve hemen oteline yerleştirdik. Otelde işlerimizi halettikten sonra Güven Abi’yi Barlar Sokağı‘nda bir arkadaşının yanına bırakıp biz de hazırlıklarımızı yapmak üzere evlerimize döndük.

Konserin kapı açılışına 2 saat varken Volkan, Yunus ve ben mekana gittik. Özgür Abi ile konuştuk bir süre. Sonra yavaş yavaş eş dost gelmeye başladı. Halil de geldi ardından. Halil yalnız bizimle kısa bir süre takılıp eski bir arkadaşının yanına geçip bizi sattı adi herif :)

Vokal Gitar Asis

Konseri beklerken Togay‘ın gelemeyeceğini öğrenip hemen Sercan‘ı çağırdık sözümüz vardı. Bekleme aşaması süper geçti sevgili okur. Önce girdik kaçamak bakışlarla soundcheck’i izledik 15 dakika. Sonra biri geldi bizi kovdu :) Dışarıda beklerken kimlerle görüşmedik ki… Hope To Find‘dan dostlarımız abilerimiz ve hala tabları yollamayan Erdem Abi ile eşi; Black Omen’dan Serkan Abi ve Tolga kardeşimiz ve tabiki de Godspel :) Güven Abi de mekana geldikten sonra içeri geçtik ve 23.30′da çıkmasını beklediğimiz grup saat gece yarısını 5 geçe sahneye çıktı.

Yazının başında dediğim gibi Haggard dinlerim evet, ama sadece bir şarkılarını ismen biliyorum. Grubun parçaları çok uzun ve senfoni gibi olduğundan oturup bu parça şuydu falan diye öğrenme gereği duymadım hiç. Ben de olan birkaç albümleri de winamp’tan sırayla çalıyor işte. İsmen bildiğim tek parça “Chapter III: Awaking The Centuries” isimli parçalarıdır yani.Bundan yaklaşık 2 ay önce grubun “Awaking The Gods: Live In Mexico” DVD’sini edinmiştim. DVD’deki performansları süper ötesi sevgili okur. Bu konser bu dvdnin de etkisinde kalarak izleyeceğim bir konser olacaktı benim için.

Grup mükemmel bir başlangıç yaptı. Sahnede tam 12 kişi izledik. Davulcu, iki gitar, bas gitar, klavye, üç keman, bir viyolonsel, bir yan flüt, bir soprano ve bir obua çalan müzisyen vardı sahnede. Bunlardan özellikle yan flüt çalan Catalina’ya salondaki tüm erkekler aşık olacak, hayatımızı, yuvamızı, okulumuzu feda edip yanına göç edecek duruma gelecektik.

Grubun şişman vokalisti ve gitaristi Asis Nasseri cidden mükemmel bir müzisyenmiş sevgili okur. Yani yarattığı tüm o kompozisyonları izleyince üstünü üstlük bir de soprano vokalin insanı alıp götüren danslarına uydurunca gözlerinizi müziğin akışının sizi tahrik ettiğine şahit oluyorsunuz farkında olmadan. Kemancıların ve üflemeli takımının gitaristlerden hiç de aşağıda kalmayan o mükemmel kafa sallama ritüelleri dinlediğiniz melodilerin ardında gizlenen asıl duyguyu her bir şarkıda başka bir şekilde ortaya koyuyordu. Ben bu düşüncelerde grubu izlerken grubun kısa boylu solo gitaristi birden “bluetoothlu” gitarıyla dalıverdi seyircilerin arasına. Ardından da şişman olan ama boyuyla bunu süper kapatan bass gitarist geldi. Bu adamlar geze dolaşa çaldılar o parçayı.

Victory parçasında Asis, bayan seyircilerden parçanın vokallerine eşlik etmelerini istedi. Ancak hanım kızlarımız bağırmaya çekinince adam parçayı çalmadı. Evet. İki üç parça çaldıktan sonra çaldı.

İşte o melek!

Yan flüt çalan hatun, Catalina, öldürdü bizi sevgili okur. Çok değerli abimiz Güven Abimiz bile bizi onayladı gece sonunda. Sercan bir ara gözlerimin dolduğunu falan söylese de ben inanmıyorum Sercan’a. Çok güzeldi kız sahnede. Volkan’ın çektiği 700′e yakın pozdan temiz 400 tanesinde bu kızı çektiğini söylersem anlarsınız herhalde.

Grup inanılmaz ve bazen de insanı sinir eden bir rahatlıkla çalıyordu sahnede. Viyolonsel çalan sarı saçlı abi, süper karizmasıyla ve elinde enstrümanla gitaristlerin yanına gelişleriyle acayip puan topladı. Gitar vokal Asis de özellikle Sercan’a şişmanların da karizma olabileceğini kanıtladı. Solo gitarist çizgi sakallarıyla bir garipti ama iyiydi. Davulcuları grubun en farklı görüntüye sahip üyesiydi. Ama iyi çaldı herif. Yalnız kick davulun tonunu gökgürültüsü gibi ayarlaması bir noktadan sonra ben de şu fikri uyandırdı: Bu davulla twin atarken ritim kaçırsan da çok belli olmaz. Bassçıyı çok beğendim. Adam acayip sevimli bir tipti, tam Alman’dı. Keman çalan iki hatundan bir tanesi neredeyse topuklarına değecek kadar uzun sarı saçlarıyla bizi aldı götürdü bu diyarlardan. Aklımıza Yüzüklerin Efendisi’ndeki Galadriel geldi lan. Bir acayip olduk. Volkan’ın dediğine göre piyano çalan takkeli amca süper sarhoştu.

Grup son parça olarak benim adını bildiğim o parça Awaking The Centuries’i çaldılar. Süper de çaldılar. Sonra grup sahneden indi gitti. Lan ne oluyo falan dedik önce. Sonra bari dışarıda kaçırmayalım derken gitar seslerini yeniden duymaya başladık. Grup tekrar sahneye çıktı. Vokal “sizi kandırdık ehe” vari bir konuşma yaptı. Çok hareketsiz ve tepkisiz olduğumuzu söyledi. Bir parça daha çaldılar. Bu sefer cidden indiler sahneden ve bu süper konser sona erdi.

Catalina'nın imzası

Konserden sonra bekleyip konserden önce bastırdığım posteri imzalattım elemanlara. Bir mutlu oldum ki sormayın sevgili okur.

Konserden ufak notlar vereyim:
:: Asis, grup üyelerini tanıttı performansın ortalarına doğru. O esnada çaldıkları parça Metallica‘nın Sad But True‘su oldu.
:: Bir yerde neden gaza gelmiyorsunuz gibisinden birşeyler söyleyip Slayer – South Of Heaven‘ın girişini çaldı, söylemeye başladı. Ama “Before you see the light, you must die” diyip bitirdi ve kendi parçalarına geçitler.
:: Bununla da kalmayıp Pantera‘dan da birşeyler çaldılar yine böyle. Onu da yarım kestiler.
:: Güven Erkin Erkal’ın söylediğine göre bu konser İstanbul’dakinden daha iyi olmuş. Hem samimi bir ortam hem de performans olarak.
:: Konserin sonunda kendi adıma yaptırdığım bir posteri imzalattım gördüğüm her elemanına. Süper oldu.
:: Yazı boyunca kullandığım görseller (poster imzası hariç) Volkan Vardar tarafından çekilmiştir.

kişi başına bin 370 kg petrol eşdeğeri birincil enerji tüketimi ile 69′uncu sırada yer alabildi

AÜ Rock Konserleri Vol. I

Bundan tam bir hafta önceki bir yazıyı şimdi yayınlıyorum. Özür dilerin sevgili okur.

10 Nisan Pazar gecesi Sinema Anadolu’ya gelmeyen talihsiz insanlar için yazıyorum bu yazıyı. Daha yazının başında ben şahsen sahne alan gruplarımız Hope To Find, Floyd Trio ve Volkan Yırtıcı ve ekibine teşekkür ederim.

Bir konseri yorumlarken o organizasyonun ne tarafında bulunduğunuzun çok önemi varmış sevgili okur. Son iki organizasyonumuzdan sonra bunu anladım. Sadece izleyici olarak gelip biletini alıp bir konseri izlemek, arka planda yaşanan sorunlardan bihaber olarak sadece müziğe kilitlenerek o geceyi yaşamak işin en güzel ve kolay kısmı sevgili okur. Olması gereken de budur bence. Ancak bu konser yorumu yazısını bizzat o konserin organizasyonunda yer alan üç kişiden birinin ağzından dinleyeceksin şimdi. O üç kişinin diğer ikisi olan Volkan ve Sercan’a selamlarımı iletiyorum ayrıca.

Konser sabahı saat 11.00’de okula geldim sağanak yağmur altında. Kulüp odamızdan zil sehpalarını, zilleri ve kaşeleri alacaktık sözde. Volkan ve Sercan’da benim hemen ardımdan geldiler. Ancak pazar günü Öğrenci Merkezi kapalı olduğundan bu iş yalan oldu. Boşuna beklemiş olduk. Çok acıktığımızdan Volkan Pastanesi’ne gidip içinde peynir olmayan peynirli poğaça ile zeytinli poğaça yedik.

Pastaneden çıkıp Sinema Anadolu’ya giderken orada çalışan adamı da gördük birlikte sinemaya geçtik. Sistemi kurmaya başladık hemen. Davulda aksaklık hemen peydah oluverdi. Bir önceki organizasyonda davulun vidalarından birisi düşmüştü. Daha sonra bir şekilde bu sorunu çözdük. Bizi okulun güzel yanı her şeyin sapasağlam olması sevgili okur. Kablolar olsun, diğer bağlantı elemanları olsun bir çırpıda bağladık. Mehmet Akçay’ın davul zillerini getirmesin beklemeye başladık. Bu arada Hope To Find geldi salona. Onlardan bir yarım saat sonra da Volkan Yırtıcı ve ekibi geldi minibüsleriyle. Konuklarımızı yerleştirip sahnedeki ayarlamaları yapmaya devam ettik. Alper Abi’nin 85 tane

Volkan Yırtıcı

klavyesini yerleştirdik önce. Sonra gitar ve bass’ın tesisatını kurduk. Volkan Yırtıcı’nın birbirinden atarlı ekipmanlarını da sahneye dizdikten sonra hızlıca ses kontrollere başladık. Önce Hope To Find kontrollerini yaptı. Sonra Volkan Yırtıcı ve ekibi yaptılar. Bu ses kontrol süreci acayip sıkıntılı bir süreçmiş sevgili okur onu anlamış oldum. O gün teknik ekip olarak 5 kişi yardım etti bize. Tonmaister’ımız ses mühendisi olan bir arkadaştı. Bir de caz kulübünden Barış arkadaşımız yardım etti sağolsun. Gecenin en hızlı ses kontrolünü Floyd Trio yaptı. Özellikle davulcuları çok kısa sürede bitirdi.

Ses kontrol olayının halen daha düşünüp de çözemediğimiz bir nedenden dolayı planlanandan çok uzun sürmesi sebebiyle saat 18.00’de yapacağımız kapı açılışını saat 19.15’te yapmak zorunda kaldık. İşte açık açık söylüyorum ki organizasyon olarak çuvalladığımız tek nokta da buydu zaten. Bu sebepten dolayı o gün oraya gelip beklemek zorunda kalan herkesten çok özür dileriz.

Neyse saat 19.15’te kapıyı açtık. Yaklaşık 5 dakika içerisinde insanlar salonu doldurdu ve kısa bir beklemenin ardından Floyd Trio sahnedeki yerini aldı. Grupla önceden anlaştığımız üzere sadece konser değil; konserin yanında Pink Floyd dokümanlarından oluşan bir görsel şölen de hazırlanmıştı. Sahne almalarıyla birlikte bu görüntüler de sahneye yansıtıldı. Bana göre çok iyiydiler. Gitaristleri aralarda ufak hatalar yapsa da grubun tamamına bunu asla yansıtmadı ve ustalıkla üstesinden geldi. Davulcuları Haldun Abi için çelenk göndermişlerdi sevgili okur. O açıdan acayip bir durum oldu, çok sevindik. Özellikle bu grubu dinlemek için gelen çok fazla seyirci vardı bir de. Grubun bass vokali Furkan Abi, kimse alınmasın, mükemmel performans gösterdi. Özellikle birkaç gün önce de yazmıştım bu grubun stüdyosunu. Aynen oradaki gibiydi sesi yine.

Floyd Trio

Konser boyunca gecenin hareketi denilebilecek 3 hareket oldu. Bunların ilki Floyd Trio sahnedeyken oldu. Grup Money’i çalarken parçanın saksafonlu kısımlarında arkadan bir saksafon sesi duyulmaya başladı. Bir süre sonra insanlar bu sesin kaynağını bulabilmek için bakınmaya başladılar. İşte tam o anda sahneye elinde saksafonuyla yandaki fotoğrafta gördüğünüz abimiz çıktı ve alkış koptu! Şanslısın sevgili okur çünkü bu anın videosunu da koyuyorum senin için!

Hope To Find

Floyd Trio’dan sonra hepimizin sabırsızlıkla beklediği grup Hope To Find saheneye çıktı. O gece grubu izleyenler grubun davulcusunun jübilesini de izlemiş oldu. Bilmeyenler için Orkun Abi artık grubu bıraktı. Bizi terketti, yapayalnız bıraktı, çok üzdü. Hope To Find sahnede gecenin en rahat grubu oldu. Aksaklıklar oldu birkaç defa ses sistemi kaynaklı. Son parçalara doğru sistem iyice çuvallamaya başladı. Grupla konserden hemen önce anlaştım ve grup klip parçaları City Soul’u çalarken eş zamanlı olarak projeksiyona parçanın klibini verdim. Mükemmel oldu sevgili okur. Az önce bahsettiğim gecenin hareketlerinden ikincisi grup son parçasını çalarken iyiden iyiye gaza gelen bizi de gaza getiren davulcu Orkun Abi tarafından yapıldı! Parçanın arasında bir yerde bagetini hava kaldırıp “Eskişehirrr!” diye bağırdı ve o bağırtıyla bir alkış koptu öff ne biçimdi o an! Hope To Find sahneden inerken gözümüzde yaşlarla koştuk sahneye. Evet. Hızl diğer grup için sahneyi hazırlamaya başladık. (Tamam lan sadece ben koştum ve ağlamıyordum.) Hope To Find sahnedeyken çok kızdığım bir olay oldu. O da şu ki seyircilerden birisiin parça aralarında bası duyamıyoruz, vokal yok abi, gibi cümlelerle gruba müdahele etmesi. Kıl oldum.

Volkan Yırtıcı ve Ekibi

Gecenin headliner’ı Volkan Yırtıcı ve ekibi oldu. Grup hemen kısa bir ses kontrol alıp başladı çalmaya. Kimse alınmasın da hakikaten çok iyiydiler. Bildiğimiz ve bilmediğimiz (yeni albümünden) birçok parça çaldı. Volkan Yırtıcı’nın sadece kendisi değil; ekibi de çok iyiydi. Bassçısı Koray Ergünay gecenin en iyi üç hareketinden üçüncüsünü yapan adamdı. O acayip bas gitarı ile acayipten daha acayip sololar attı. Bas gitarı hayatımda duyup görmediğim kadar ince perdelerine kadar ustalıkla kullandı adam. Bu arada kendisi “Yardımcı Doçent Doktor” ünvanına sahiptir Hacettepe Üniversitesi’nde. Grupta o gece davullarda Cenotaph, Self Torture ve Seth.Ect ile çalan Semih Örnek vardı. Bu dev adam hiç hata yapmadı! Klavye de ise karizmasıyla genç kızların kalbini çalan (bunu ben söylemiyorum valla kuliste konuştuk)  Ozan Dündar yer alıyordu. Back vokalleri hatta yer yer vokalleriyle çok başarılıydı. Konserin sonuna doğru iyice azalan seyirci sayısına rağmen grup kalitesinden hiçbir şey yitirmedi.

Volkan Yırtıcı’nın playlistini sahnesi biter bitmez koşup çaldım! O gece ele geçrdiğim şeyler arasında neler yoktu ki! Hope To Find’dan Zafer Abi sağolsun iki tane pena verdi. Orkun Abi’nin de Vic Firth markalı süper bagetlerini aldım koleksiyona. Volkan Yırtıcı’dan bir pena ben aldım, bir pena da Murat almış. Koray Ergünay’dan birşey alamadım zira adam parmakları ile çalıyordu. Ama Semih Örnek’in o güzelim Vic Firth bagetlerine acımadım ve koleksiyonuma bir çift daha kattım, yaptım bunu!

Herkesle güzel bir şekilde vedalaştık. Volkan Yırtıcı’yı yolcu ettik. Ekipmanları toplarladık. Mekandan ayrılırken hiç hesapta olmayan 200 liralık bir borcumuz olduğunu öğrenip yamulsak da belli etmedik. Alper’le Murat yolda ayrıldılar. Biz de tam evlere dağılacakken Volkan’ın bize çorba ısmarlayacağı tuttu. Gittik Urfalı Yedi Kardeşler’e. Birer işkembe söyledik. Adamlar getirip üzerine tereyağı döktüler öff nefis. Hesabı öderken anladık ki bu üzerine döktüğü tereyağı için de 1 lira alıyormuş. O gece öylece bitti.

Etkinlikten okulun e-gazete’sinde bahsedilmiş ama Anadolu Haber’e çıkmamışız. Çok üzüldük. Ayrıca koskoca etkinliğin sadece 5 dakikalık bir anına ait bir fotoğrafı kullanarak haber yapmak da nasıl bir durumdur anlamadım. İşte o link: http://e-gazete.anadolu.edu.tr/ayrinti.php?no=9690

NOT: Şimdi benim muhakkak unuttuğum noktalar vardır sevgili okur. O yüzden buı yazıyı bir kaç gün sonra bir kere daha kontrol etmende fayda var.
Kısa bir süre sonra Hope To Find ve Volkan Yırtıcı’nın da videosunu ekleyeceğim.

Geçen Hafta Olan Bitenler

Hope To Find’la Stüdyo’ya Girdik!

İlerleyen yazılarda detaylı olarak anlatacağım AÜ Rock Konserleri Vol. I etkinliğini gerçekleştirdik pazar gecesi. Bundan da bir gece önce Hope To Find ile stüdyoya girdik. Sağolsun Erdem Hocamız davet etti. Muhtemelen hayatımızda en eğlendiğimiz stüdyolardan birisi olmuştur Volkan, Sercan ve benim için. City Soul ve Witness Of Happiness‘ı kaydedip kişisel arşivime koydum sevgili okur. Çok daha ünlü olduklarında muhakkak ki bir DVD çıkaracaklar ve stüdyo görüntülerini de koymak isteyecekler. İşte o zaman da ben çok acayip fiyatlardan vericem bu görüntüleri. Aynı şekilde albümlerini de imzalattım saklıyorum.

İş Görüşmesine Gittim

Aslında iş görüşmesi demek yanlış olur sevgili okur. Tanışmak diyelim hadi biz buna. Karşılıklı olarak çok olumlu bir görüşme oldu. ESÇEV isimli yeni bir çevre danışmanlık firmasını kuran ve ikisi bizim okuldan mezun 3 çevre mühendisi ile tanıştım. Bunlardan Tahir Bey, Akif Hoca‘nın yakın arkadaşıymış. Yasemin Hanım da Serdar Hoca‘mın dönem arkadaşıymış. Diğer çevre mühendisi Emre Beyi ise okulda yaptığımız etkinliklerden tanıyordum zaten. Dediğim gibi iş görüşmesinden ziyade bir sohbet tadında geçti bu görüşmemiz. Sağolsunlar ileriye dönük olarak bana çok fazla fikir ve tavisyelerde bulundular. Yakın zaman da yine gideceğim yanlarına.

Volkan’ın Bisikleti Çalındı!

Konserden bir önceki gece Hope To Find’ın stüdyosundan dönerken oldu bu olay. Sercanla ikisi eve döndüklerinde kilitin parçalanıp bisikletin çalındığını görmüşler. Polis çağırmışlar hemen. İfadeleri alınmış falan. Bisiklet Bianchi‘nin iyi modellerindendi ve emektar bir bisikletti. Polis Volkan’a bisikletin faturasını sormuş. Volkan da eski bisiklete, çok süre geçtiği için fatura yok demiş. Polisler de “o zaman bulsak da alamazsın” diyerek müjdeyi vermişler. Buradan sıradan bir vatandaş olarak eğer bir gün hırsızlık yaparsam eski görünen ve faturası olmayan malları çalmam gerektiğini de çıkarmış oldum.

Floyd Trio – Pink Floyd’dan Hallice :)

10 Nisan - Sinema Anadolu

Volkan‘a teşekkür ediyorum. Dün eve gelip harddiskimin yandığını görmeden önce belki de bu haftanın en iyi “bir saati”ni yaşamamı sağladığı için.

10 Nisan günü Anadolu Üniversitesi Rock Kulübü Olarak “AÜ Rock Konserleri Vol. I” isimli konserimizi Volkan’ın üstün çabaları sayesinde düzenliyoruz sevgili okur. Bu konsere 3 grup çıkacak ki inanın her biri dinlemeye doyulmaz gruplar. 10 Nisan günü Sinema Anadolu‘da dinleyeceğimiz bu grupları tanıtayım hatta durun.

:: Volkan Yırtıcı: Ankaralı ve Fusion – Progressive Rock müzik yapıyor. http://www.myspace.com/volkanyirtici adresinden acayip süper parçalarını dinleyebiliyor ve kalitenin farkına varabiliyoruz. Sadece ekibine bile baksanız diliniz damağınız kuruyor!

:: Hope To Find: Artık yavaş yavaş kendi grubumuz gibi sahiplenmeye başladığımız -ve iddia ediyorum- Türkiye’nin en iyi progressive rock grubu. Aşağıda paylaştığım City Soul parçası en iyi ikinci parçaları. Parçanın sonunda şu sözü söyleyeceksin sevgili okur: “Lan en iyi 2. si buysa, ee?” Evet. Hope To Find çalarken City Soul’un son kısmında sahneye çıkıp atlayacak kişi ben olacağım. İzleyin görün sevgili okur. Grup için detaylı bilgi: http://www.myspace.com/hopetofind

:: Floyd Trio: Vee bu yazının başlığı ve yazılma sebebi olan grup. İşte bu Floyd Trio grubunu dinlemek üzere Volkan’la birlikte stüdyoya gittik nazik davetleri üzerine. Henüz iki ay önce kurulmalarına rağmen aralarındaki uyum mükemmel! Çaldıkları parçalarının tamamı Pink Floyd parçaları olan üçlü, dinleyenlere “Üç kişi bu kadar mı güzel müzik yapar lan?” dedirtiyor. “Lan” dedirtiyor çünkü acayip de samimi insanlar. Bir saatlik stüdyo süresince ağzım açık dinledim. Ara ara gözlerimi kapatıp seni hayal ettim.

10 Nisan’da Sinema Anadolu’da Floyd Trio’yu dinleyenler sadece Pink Floyd şarkılarını dinlemeyecek, harika bir Pink Floyd Görsel şovu yaşayacak ve süprizlerle kendinden geçecek. Kameralarınızı ya da ses kayıt cihazlarınızı getirmenizi tavsiye ederim.

Bu yazıdan çıkarılacak ders sevgili okur, 10 Nisan’da ne yaparsan yap, o konsere gel. Zaten gece yarısından çok önce bitecek. Böylelikle geç kalma sorunun da kalmayacak. Benden söylemesi :)

Bunalti.com’da Tanıdık Bir İsim

Last Donation: Zafush 30 $ (tıklayınca büyür)

Şimdi dikkatimi çekti sevgili okur: “zafush

Malumunuz her türk metalcisinin hayatında en az bir albüm indirdiği, linkini bulduğu, ya da dinlemek üzere olduğu olduğu bir albüm için yorumları okuduğu bir paylaşım ortamıdır bunalti.com. Kendi ifadeleriyle amaçları müziği baltalamak değil, tüm Dünya ile paylaşmaktır. Zimbabwe‘den bile giren var bunalti’ya. Böylesine kıymetli bir mabet. Bir ara sitedeki yoğun reklamdan dolayı eleştirilmişti. Sağa sola tıkladığında pat pat reklamlar açılıyordu. Çok can sıkıcıydı.

Ancak site sahibi de bu reklamlardan ve bağışlardan başka bir geliri olmadığını, sitenin kendi masraflarını anca karşıladığını söylüyor. Her neyse, bunalti.com’da sağda en üstte siteye bağış yapanların adlarının yazdığı bir kısım. Bugüm şans eseri gözüme takıldı. Ne kadardır orada yazıyor bilmiyorum ama zafush isimli bir şahıs tam 30 $ bağışlamış. Peki kim bu zafush? Bizzat bizim Hope To Find‘dan Zafer Abimizdir kendisi. Kendisini zaten pek severdim de bir de bu jestini görünce daha da bir sevdim.

Yaşasın Zafush!

Hope To Find – Still Constant

Gecikmiş bir yazı olacak bu. Zira günlerdir internet bağlantım yoktu.

Hope To Find

Eskişehirimizin çıkardığı güzide, yegane ve kaliteli gruplardan birisi olan Hope To Find‘ın Still Constant isimli EP’sini inceleyeceğim bu yazıda. Neredeyse 1 sene gecikmiş bir inceleme olacak ama kısmet böyleymiş sevgili okur.

Dediğim gibi bu çalışma 2009′un hemen sonunda, Aralık ayı içerisinde yayınlamış. Albüm kayıtları ve mix işleri Volkan Yırtıcı tarafından Ankara’da Detay Müzik Stüdyoları‘nda yapılmış. Bu albümle ilgili bir ilginç detay da mastering işlemlerinin Rick O’neil tarafından Avustralya Sidney’de Turtle Rock  Mastering Studios‘ta yapılmış olmasıdır. Özellikle mastering konusunda ülkemizdki pek çok grubun yurtdışıyla anlaştığını biliyordum da açıkçası bu kadar uzağını duymamıştım. Ancak albümü dinlediğinizde adamlar işlerini yapmış diyorsunuz. Çok başarılı zira.

Still Constant (büyütmek için tıklayın)

Şarkılara geçmeden albümün görsellerinden ve tasarımından da bahsedeyim. Albüm digipack olarak basılmış. Çok şık olmuş açıkçası. Grafik tasarımlar Ebru Baranseli tarafından yapılmış. Gerçekten bir EP’den çok öte, bandrollü bir albüm kalitesinde yapılmış. Şanslıysanız bir tane edinebilir ve arşivinize koyabilirsiniz :)

EP’de 4 parça var. Bunlar sırası ile;

  1. The Grand Opening
  2. Walking Walls
  3. Witness Of Happiness
  4. City Soul

Şunu tüm samimiyetimle söylüyorum sevgili okur, boş parça yok! Dörtte dört! İnan bana. Ancak kişisel favorim Witness Of Happiness‘tır. Bu albümün bir diğer önemli yönü de son parça olan City Soul‘a klip çekilmiştir. İnanın, Eskişehir’de yaşıyorsanız bu video, bu 7 dakika size çok fazla ve farklı duyguyu yaşatacaktır. Çok başarılı olmuş. Şarkıya çok paralel olmuş. Grubun albüm boyunca tüm şarkılarda ön plana çıkardığı (en azından bana göre) geride duran ama herşeyin merkezindeki o ruh halini bu videoda tüm çıplaklığı ile izleyebiliyorsunuz. Dediğim gibi başarılı olmuş.

EP, The Grand Opening’la başlıyor. Şarkı adını hakediyor ve albümün sonuna kadar sürecek olan bu 28 dakikalık serüvende sizi nelerin beklediğini bir anlamda haber veriyor. Grup sanki bu parçada bugünlere nasıl geldik ve bundan sonra ne yapmak istiyoruzu anlatıyor. Zafer Abi, “all those years past…” diye başladığında ilk tepkim “vay anasını” olmuştu. Vokal olarak en etkileyici parça bu. Bu arada albümde tüm vokalleri grubun gitaristi Zafer Yüksel yapmış. Sadece City Soul’un sözleri hariç, tüm söz ve müzikler de gruba ait. The Grand Opening’i sevmemin bir nedeni de 3:40 civarında başlayan o harika güzellikteki klavye kompozisyonu da olabilir. Bu kadar yumuşak bir melodinin yükselerek normal akışa bağlanması çok başarılı. Bzen olur ya hani zorlama gelir böyle geçişler. Bu albüm de o his yok işte, çok doğal.

İkinci parça Walking Walls, albümde en az sevdiğim parça oldu. Bu parçadaki vokaller özellikle diğerleri kadar etkileyici değil. Ancak bu parçada da gövde melodisi çok başarılı, ayrıca davul ve bas akışı on numara. Albümün süre olarak en kısa parçası. Sözleri gayet başarılı.

Albümün üçüncü parçası benim Allah’lık diye adlandırdığım Witness Of Happiness. Parçayı dinleyen ve olayla alakası olmayan pek çok eşimin dostumun “Aaa Türkler mi?” diye tepki verdikleri bir parça bu. Albümdeki en uzun eser. Yedi buçuk dakikalık bir mükemmeliyet. Söz olarak da en derin ve en başarılı parça bu. Vokaller çok yerli yerinde. Davulun ve klavyenin zirve yaptığı eser bu işte. Özellikle 1:30 da giren Dream Theatervari o kısım, grubun adını koyduğu o progressive yanını en iyi yansıtan kısımlar. Buralardaki bass yürüyüşleri, klavye partisyonları inanılmaz sevgili okur. Zaten 3. dakikadan itibaren başlayan bir kısımda var ki grubun klavyecisi Alper abiyi görseniz tutar ellerinden öpersiniz! Bu kadar açık bak! Burada tüm grubun harikalar yarattığını söyleyebilirim. İşte tüm bu sebeplerden dolayı bence albümün en sağlam parçasıdır Witness Of Happiness.

Ve son parça da klibi de çekilen City Soul. Bu parçaya sözleri Özge Yavuzer Koyuncu yazmış. Klibinin Eskişehir’de çekilmesi sebebiyle ve şarkının adında “şehir” sözü geçmesi sebebiyle bu şarkıya ben “Eskişehir’in şarkısı” diyorum. City Soul, bass gitarın en ciddi efor sarfettiği parçalardan birisi. İyi bass veren bir kulaklıkla dinlediğinizde anlayabilirsiniz ne dediğimi. Bu parçada da çok ciddi progressive ögeler var. Hatta pek çok kişiye göre de albümün en iyi şarkısı bu. City Soul, sevgilinize sarılarak dinleyebileceğiniz bir şarkı. City Soul, çok üşüdüğünüz bir gece de bir an önce evinize varmak isterken dinleyebileceğiniz bir şarkı. City Soul, aşık olduğunuz kız yanınızda habersizce otururken sizin çaktırmadan onun yüzüne bakarken dinleyebileceğiniz bir şarkı. City Soul, sınavınız kötü geçtiğinde son kısmını dinleyerek koşmaya başlayacağınız bir şarkı. Böyle bir şarkı işte.

En başta dediğim gibi bu EP’de boş yok sevgili okur. Albümün sınırlı sayıda basılan kopyalarından edinmeniz çok zor olabilir. Albümü şu aşağıda verdiğim link üzerinden (grup üyeleri tarafından yollanmıştır) indirebilirsiniz. Dağıtımı da serbesttir. Sıkıntı yaşayan olursa bana ulaşabilir.

http://www.bunalti.com/?p=102227

Albümdeki kadro şu şekilde:
Zafer Yüksel – Guitars, vocals
Seçkin Can Koyuncu – Guitars
Alper Dağalp – Keyboards
Erdem Korkmaz – Bass
Orkun Şen - Drums

Seçkin Can Koyuncu, şu an ki kadroda yok. Ayrıca artık vokallerini Bursa’dan Mert Erdem yapıyor. Eskirock Metal Fest Vol. I‘de sahnede o vardı. O festivale katılanlar izleyebilmişlerdi.

Grubun myspace adresi: http://www.myspace.com/hopetofind
Grubun internet sitesi: http://www.hopetofind.net
Grubun facebook sayfası:  http://www.facebook.com/hopetofind#!/pages/Hope-To-Find/171619490495

Hope To Find’a destek ver sevgili okur! Bu, boynumuzun borcudur.

Katı Atık Projesi Bitti

Bugün teknik gezi sunumlarımızı yaptık ve bitti.

Fizibilite Raporu CDsi

Neredeyse dönemin başından beri hazırladığımız ve inanılmaz efor sarfettiğimiz “Kentsel Katı Atık Yakma Tesisi Fizibilite Raporu‘muz nihayet bitti. Bugün seminer salonunda yapılan teknik gezi sunumlarıyla da noktayı koyduk.

Projenin sonunda diyebilirim ki yakma tesisi meselesi çok zor mesele arkadaş! Her şey para! Allah’tan biz binaları falan biraz ucuza malettik de, giriş sermayemizi biraz az tutabildik. Üstünü de kredi çekip tamamladık.

Neyse şimdi projenin detaylarından bahsetmeyeceğim. Zaten kaç aydır bunaldım. Özellikle şu son 3 gündür uykunun haram olduğu, lan döner fırın ne kadardır diye düşünmekten kendimi alamadığım; lan cürufu napsak kime satsak diye türlü türlü yer aradığım; acaba ara depolamayı sponsor mu alıp yaptırsak diye işin çakallığına girmeye çalıştığım yetti.

Bugün yaptığımız teknik gezi sunumlarında da hocalarımız sağolsunlar çok beğenmişler. Bizim gruba Anadolu Üniversitesi kupası hediye ettiler. Özellikle yeni bir kupaya ihtiyacı olan Alper, bu tip hediyeleri seven Seval ve elimdeki kupaların sayısı artmaya başladıkça içimden lan acaba bi kupa koleksiyonu mu yapsam diye düşünen ben çok sevindik bu işe.

Sevgili okur çok sıkıntılı oldu. Alperde kalmam gerekti gecelerce. MSN’den yazıştık saatlerce. Belki de milyonlarca kere klavye tuşlarına bastık. Yanlışlar yaptık. Yeniden yazdık. Turgut yanlışlar yaptı, düzeltmek zorunda kaldık. Şebnem sorular sordu, Selma‘nın laptopunun monitörü bozuldu, Emre müdür oldu falan…

Bu proje boyunca setek veren herkese sunumlarda teşekkür edemedim burada teşekkür edeyim. Teknik gezi için bizimle Kocaeli’ye gelen değerli dostlarımız Cem ve Volkan‘a; mimari çizimleri yapan Didem‘e; Alper’le canım sıkıldığında patlat bi Witness diyerek tekrardan gazlanmamızı sağlayan Hope To Find‘a;  İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden İsmail müdürümüze ve Halil Bey‘e; zırt pırt odasına gidip rahatsız ettiğimiz tüm hocalarımız özellikle de Aysun Hocamız, Ozan Hocamız, Akif Hocamız ve Zerrin Hocamıza ve elbette dersimizin hocasına büyük teşekkür ederiz.

Projedeki firmanın adı MORDOR olsun diye uğraştım olmadı. KATYAK oldu. Ben de bu ekinden bir tohum da olsa barındırsın diye nihai raporları bastığımız cd’nin sticker’ını Yüzüklerin Efendisi filminin bir ekstra dvd’sinin baskısı ile yaptım :) Oh.

Bu Dünya’da İlkbahar Olan Yer

Avustralya, Dünya’nın en büyük 6. ülkesi, en büyük adası, en küçük kıtasıdır.

Çölde hiç gölge yoktur.

Sonbaharın olanca moral bozukluğu yine üzerimde. Yorgunluktan artık tükenmiş bedenim, bu yorgunluğu fırsat bilip üşüşen ödevler ve projelerle boğuşmak zorunda kalıyor hergün. Her gece bir önceki geceden daha geç yatıyorum neredeyse.

Kaç gün oldu halen daha dizilerimi izleyemedim mesela. Hafta sonu da neredeyse nefes almadan geçecek. Hadi bakalım.

Bu gece aklımın bir köşesi beni bırakıp ilkbahara doğru uçuyor sevgili okur. Bu yağmurdan çamurdan, dertten tasadan kaçıp kendine yeni bir dal buluyor konacak. Aklıma yeniden sahip olabilmek için de bir süre beklemem gerekecek. Buna işte biraz canım sıkkın.

Cuma günü uzun süredir bir hediyeyi hak eden birine güzel bir hediye alacağım bu arada. İçten içten seviniyorum buna. Ancak yarın ki Hava Kirliliği Kontrolü dersi quizi de aklıma geldikçe canım sıkılıyor. Hocaların ne soracağını bilememek mi zor yoksa slaytlara çalıştığım halde buralardan çıkmayacağını bilmek mi? İkiside zor. Bu arada beni facebook’tan niye sildiniz hocam :(

Sevgili okur, şu iki günde sadece üç grup dinliyorum: Hope To Find, Sabhankra ve Dissection. Mesela bugün hep Hope To Find dinledim. Ama dur Garmadh‘ın da Catastrope’u dinledim az önce. Eğer canınız sıkkın, kafanız karışık, moraliniz sebepsiz yere bozuksa, uzaklaşıldığınızı hissediyorsanız Hope To Find‘ı dinleyin derim. İlaç oluyorlar.