Etiket Arşivi: ilker

Proofhead FM, Ejderhalar, İtalya Filmi

İtalya dönüşü epey bir sıkıştı yine iş güç sevgili okur. Yapılması gereken çok fazla iş, çekilmesi gereken çok fazla dert var yine. Ama bu sıkışıklıkta dahi yine de kendime vakit ayırmaya önem veriyorum.

İtalya’dan geldiğim gün 1 TB‘lık harddiskimin çöktüğünü gördüm. İçerisindeki yüzlerce albüm gitmiş, binlerce klibim yalan olmuştu. Aşağı yukarı beş gündür parça parça da olsa bu albüm ve klipleri toparlamaya çalıştım yedeklerden. Ancak henüz yedeklemediğim bir klasörüm vardı. İçerisinde de yaptığımız işlerin tasarım dosyaları vs duruyordu. O klasörün gitmesi beni mahvetti. Neyse, yavaş yavaş da olsa telafi ediyorum.

FlatCast

Bir süredir 20 kadar arkadaşımla oluşturduğum bir sms listesinden şarkı isimleri paylaşıyorum. Bunu da bir radyo formatında yapıyorum. Komik oluyor bazen, bazen can sıkıcı oluyor, bazen listedekilerin de istek parça istediği falan oluyor. Listedekiler demişken kim bunlar hemen hatırlayalım: Alper, Ender, Erol, Sercan, İlker, Koray, Levent, Murat, Mustafa, Savaşalp, Ahmet, Merve, Aslan, Cihan, Ezgi, Halil, Orcan, Özge, Seval, Anıl ve Togay kardeşim. Uzun ama epey uzun süredir aklımda olan hatta bir ara Eskirock için denediğimiz ama sora bıraktığımız şu radyo yayını olayına girebilir miyim diye bir araştırma yaptım. Çok kısa sürede ücretsiz yayın yapmanıza izin veren bir siteye kayıt olup, yapmak istediğim şeyi yapabildiğimi gördüm. Yani bilgisayarımdan yaptığım yayını diğer bilgisayarımdan dinleyebildim :) Güzel oldu.

Ancak bazı sorunlarım var. Birincisi dinleyiciler bir eklenti kurmak zorundalar. İkincisi ise yayın kalitesi birazcık düşük. Her neyse, şimdi bir kamuoyu yoklaması yapıp belki de haftanın bir günü birkaç saatlik radyo programları yapabilirim. Eğlenceli olur. Çok fazla kişinin dinlemesine de gerek yok üstelik. SMS radyomdan takip eden kişiler ve belki birkaç kişi daha fazlası yeter de artar bile :)

Ejderhalar dedim. Dünya üzerinde bir ejderhanın yaşabilmiş olma ihtimali var mıdır acaba? Olsa süper olurmuş. Neyse, blogun üzerindeki reklam banner’ına güzel bir ejderha koyayım diyorum. Aslında kararsızım. Belki de kolaj yapmalıyım çeşitli fotoğraf ve çizimlerden. Bu konuda yardım bekliyorum. Bana 990×180 piksel genişliğinde bir görsel lazım.

Hayır, İtalya'da Pisa Kulesi'ni görmedim.

Ve İtalya filmi demişim. İtalya’da elbette videolar da çektim. Bunların çoğunun arka planında ben konuşuyorum. Ama kendi sesim bana çok komik geliyor sevgili okur. Bu video blog olayını da o yüzden bir türlü cesaret edip koyamıyorum. Neyse, bu İtalya’da çektiğim videolardan kısım kısım alıp Hope To Find‘ın bir şarkısının altına ekleyeyim diyorum. Ne yaparım, nasıl yaparım bilmiyorum. Deneyeceğim bakalım.

Dert Tasa Sıkıntı Var

Bunların hepsi var şu ara. Calculus II vizesinden gene 40 45 beklerken 13 alarak hayata küstüm sevgili okur. Umudum da hevesim de iyice kırıldı lan. Kantine gitmek istemiyorum. Kantine gidince de hemen işimi halledip kaçıyorum laboratuvara geri. Eskiden olsa öyle mi olurdu lan, fakültenin güzel kızlarına bakardım, Erol‘la muhabbet ederdim, milletin masada bıraktığı gazeteleri dergileri okurdum. Hem kişisel gelişimime katkıda bulunur hem de o anda açık Kral TV’den piyasada dönmekte olan şarkıların kliplerini göz ucuyla izlerdim. Lan artık kimse kalmayınca kantinin mantinin de tadı olmuyor. Herkes mutlu lan, bakıyorum herkes geçmiş Calculus’u, öff başka hiçbir dertleri yok. Krallar gibiler. Bir de bana bak lan.

Red Riding Hood

Geçen gün Red Riding Hood diye bir film izledim. Kırmızı Şapkalı kız masalına epey bir boyut kazandırmışlar, cidden beğendim. Çok iyi hedef şaşırtıyorlar. Bir de dürüst olarak söylemek gerekirse filmin başından beri erkek seyircilerin %90′ının istediği şeyin filmin sonunda olması ayrı bir kayda değer noktaydı. Amanda Seyfried‘ı buradan öpüyorum lan. Çok samimiyetle öpüyorum kendisini.

Tekirdağ Köfte

Dün Sercan‘ın Tekirdağ‘ın en iyi köftecisinden getirdiği Tekirdağ köfteleri ıslattık Volkanlar’da. Volkan yoktu, daha gelmedi, onun anısına da ben gece boyunca hep matkapla oynayıp durdum. Hırvastistan maçını izledik. Kalecimizi alnından öptük. Alper de öptü. Bu arada Sabhankra‘nın Moonlight‘ı klavye ve gitar olarak çıkardık sayılır sevgili okur. Çok yakında yeni süprizlere hazır ol. Acayip olacak.

Dün Sercan’ın interneti hızlı diye biriktirdiğim dizi bölümlerini indirdim onlarda. Lan hepsini benim taşınabilir harddiske attım. Eve geldim, harddiski bilgisayara taktım ve geri zekalı “BİÇİMLENDİRMENİZ GEREKİYOR ABİ AÇMAK İÇİN” hatası verdi. Yani ayıp lan. Deli oldum. Şu anda da halen File Scavenger programı ile harddiski tarıyorum. Bakalım kurtaracam lan umarım formata gerek kalmadan.

Dediğim gibi sıkıntı çok. Ama iyi şeyler de olmuyor değil. Mesela bakalım yakın zamanda ilk ödemeyi alacağız projeden. Borcumu harcımı düzeltip rahata ereceğim. Bir de Sercan’la Merve‘ye bir sözüm var bakalım onu yapacağım. Ha bir de Alf Kırtasiye‘den bir süredir biriktirdiğim DVD kapaklarını bastıracağım.

Sivrihisar’dan tanıdığım bir arkadaşım var, Sevinç. Kendisi THY‘de aşçı olarak çalışıyor. Biniyor uçağa, Dünya’nın dört bir yanına uçuyor. Önceki akşam konuştuk biraz, nasıl mutlu oldum anlatamam. Japonya’daymış şu an. Dedim ki hemen benim koleksiyonuma bir tane Japon günlük gazetesi getir. O da sağolsun çok daha fazlasını getirmiş bugün mesaj attı. Bu beni mutlu eden bir diğer olaydı.

Geçen gün tarayıcının driver’ını bulamadığımdan bahsediyordum ya buldum onu kurdum. Şu an sistem maşallah çok kararlı sevgili okur. Bu arada şu yazımda aldığımı söylediğim mouse bozuldu. Kendi kendine kapanıyor. Gittim bugün Teknosa‘ya garantiye yolladım, bakalım neler olacak.

Çok uzun süre önce sözünü verdiğim video blog olayına başlıyorum artık. Yarın ilk videoyu Alper’le çekeceğim. Kısacık videolarla haftada bir ya da iki defa sizlere cam açacağım.

Volkan’ı, İlker‘i ve Savaşalp‘i çok özledim. Epeydir bir araya gelemiyorum bu adamlarla. Hepsine sevgiler.

Bu arada Doğa ve Çevre Kulübü olarak salı günü gittik Levent‘le dilekçeleri teslim edip resmen göreve başladık. Haydi bakalım.

Video Blog ve 45′lik Plak Kabı

Plak Kabı

Bugün canım sıkıldı biraz. Öğlene doğru dışarı çıktım. Önce bir Selami Abi‘nin yanına gittim. Oradan da ticaret hayatında emin adımlarla ilerleyen Volkan‘ın mekanı olan Pikolo Bar‘a gittim. Yunus‘la oturuyorlardı vardığımda. Ben de yanlarına iliştim. Oturduk muhabbet ettik biraz.

Sonra İlker‘le Türker geldi. Özlemişim ikisini de. Onlarla da muhabbet ettim. Bu esnada dün gece  yatmadan önce aklıma gelen 45′lik plak kabı olayını anlattım bunlara. Şimdi koleksiyondaki çoğu plağın kabı yok benim. İşte bunlar için bir default kap yapayım dedim. Ancak plak kabının ortasında yer alacak ve içerisindeki plağın göbek kısmını gösterecek büyüklükteki deliği nasıl açacaktım? İşte sorunda buydu zaten. İlk etapta 50 tane yapayım dedim. Böyle diyince İlker “ilk etapta” sözcüğüme dikkat çekti. Güldük hep beraber. Sonra biraz televizyon maceralarından konuştuk İlker’in.

Bir süre önce aklıma gelen video blog fikrini Türker gene teklif etti. Nedense mantıklı geldi bu sefer. Haftanın belirli bir günü bloga kendime ait bir video koyacağım. En fazla 2 dakika sürecek.İlk haftalarda deneme amaçlı Türker’le ortak hazırlarız belki.

Neyse, plakların ortasındaki deliği de nasıl yapacağımı buldum  Türker’in fikri ile. Biz de bir demir bardak var. Onun kenarlarını keskinleştirip kağıdı kolaylıklıkla kesebilirim daire şeklinde. Şimdi onunla uğraşıyorum.

Bugün Oruç Aruoba‘nın Özlediğin Gidip Göremediğindir şiirine aşık oldum lan. Belki bana içinden “hadi canım” diyeceksin ama kendimi sanki kendi şiirimi okuyormuş gibi hissettim. Bu kadar çok şey bu kadar yalın anlatılamaz ki kardeşim! Bu adamı hayatımda ilk defa okumuştum ama sanki hayatım boyunca onu okuyormuş gibi hissettim. Diğer yazdığı şiirleri de okuyorum şimdi. Adamın anlatış tarzı kafama o kadar uyuyor ki ben bile şaşırıp kaldım. Neyse, yukarıda adını yazdığım şiiri verip bitiriyorum.

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

Garmadh’tan Mükemmel Parça!

Garmadh, yeni albüm için çalışmalar başladı sevgili okurum. Black Metal dinliyorsan ve ikamet adresim de Eskişehir diyorsan Garmadh’ı kesin duymuşsundur.

Grup kadrosuna Black Omen‘dan tanıdığımız Karahan‘ı da dahil ettikten sonra yeni besteleri için çalışmaya başlamıştı. Uzun süredir çıkacak ürünü bekliyorduk ve Serkan bugün bana değil ama Volkan‘a yollamış ilk şarkıyı :) Ben o esnada içeriden duydum. Kim olduğunu anlayamadım. Merak içinde kim bu diye kalkıp bakınca GARMADH’ı gördüm. Karahan, Serkan ve İlker harika bir iş çıkarmışlar. Çok beğendim, çok tuttum. Hepsini kutluyorum. Yeni albüm çok iyi olacak!

İlker’in Laboratuvarı

Japon dostum İlker‘in mekanına da gittim bugün sevgili okur. ÖSYM bürosunda işim vardı bugün. Ayıptır söylemesi ÜDS‘ye başvurdum. Başvuru ile ilgili detayları bir başka yazıda anlatacağım.

Saat 12′de Osmangazi Üniversitesi‘ne vardığımda ÖSYM bürosu kapandığından İlker’in yüksek lisansında çalıştığı yer olan Fen Edebiyat Fakültesi F5 bloğuna gittim. Bizimki sağolsun kapıda karşıladı beni. Yediğim iki doz morfinin etkisiyle ağzım yüzüm yamulsa da bir şekilde iletişim kurabildik :) Şaka lan o kadar da yamulmadım. Bizim İlker malum organik kimyacı, kısa ziyaretim boyunca epey miktarda uçucu organik bileşiğe maruz kaldım. Oysa ki canım arkadaşım hergün bunları soluyor!

İlker’in laboratuvarı bir nevi cep laboratuvarı lan. Çok beğendim valla ne yalan söyleyeyim. Büyüklük olarak da Alper bilir, Akif Hoca‘nın mekanından az daha ufak. Tepeleme cam malzeme dolu. İlker’in yanında çalışan lisans öğrencileri de varmış. Onu öğrendim. Sonra da gittik öğle yemeği yedik. Villa diye bir yerde. İlker tabağını bitirdiğinde mesela ben daha yeni yarılamıştım sevgili okur. Performans düşüklüğünü görebiliyorsun demi :)

 

Olasılıksız

Neyse oradan gittik işlerimi hallettik. Sonra sağolsun benle birlikte geldi, bir de çıktı aldım oradaki bir yerden. Bir de otuzluk cetvel aldım. Neden yaptım bunu bilmiyorum. Dönerken de ilaçlarımı aldım. En son da dayanamadım oradaki bir kitapçıdan Olasılıksız‘ın çakmasını aldım. Böylelikle aylar önce Seval‘in aldığı bir diğer Adam Fewer eseri olan Empati‘nin yanında kardeşini eklemiş oldum.

Şanslıydım ki İlkerler’in fakültenin hemen arkasındaki duraktan doğruca bizim eve gelen 23 numaralı otobüs geçiyormuş. Sabah ki beklemelerimin acısını çıkarırcasına hemen geldi otobüs. Yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra eve geldim.

Dişim hala sızlıyordu geldiğimde sevgili okur.

8 MM

8 MM

İlker‘le Serkan‘ın yeni kurdukları grubun adı bu. Gruplarına birde mükemmel sesli güzel bir bayan eşlik ediyor. Cumartesi günleri saat 21.00′de Jazzgır Bar‘da sahne alıyorlar. Üç kişiden bu kadar güzel melodiler duymak inanın geceyi daha bir güzel yapıyor.

Açılış parçaları Kill Bill I‘in soundtrack’i de olan Nancy Sinatra‘nın Bang Bang parçası oldu. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim Kill Bill I ve II’nin soundtrack albümü de en az filmin kendisi kadar başarılı. Hatta benim gözümde filmin önüne çoktan geçmiştir. Tabi bunda cenazemde çalmasını istediğim ‘nın da bu albümlerde yer almasının etkisi yok değil. (L’arena’yı hiç dinlemediyseniz buraya tıklayın son ses dinleyin.)

Her neyse, şimdi 8 MM‘nin Bang Bang’ini dinliyorum da hakkaten orjinal olmuş yav :) Bayanın sesini bir noktada tıpatıp aynısı olmuş hatta. Siz de dinleyebilin hem de grup hakkında bir fikriniz olsun diye buraya da koyuyorum çektiğim videoyu.

8 MM’yi izleyin. Pişman olmayacak, haftanın tüm o beyin zonklatan çılgınlıklarından, çığlıklarından kurtulup yumuşak bir müzik eşliğinde kendinizi resetleyeceksiniz.

Eş Dost Blogları

Bu aralar yakın blog yazarı arkadaşlarım bloglarına eklemeler, yenilikler yaptılar. Ben de biriktirip sizinle paylaşayım dedim.

1. İlk olarak Burki‘nin blogunu yazayım. Burki yeni açmış blogunu. Yeni açmasına rağmen gayet kaliteli spor haber ve yorumlarıyla hemen bazı başka sitelerde de yazıları yayınlanmış. Eğer dünya kupasıyla, basketbolla ve bilimum spor olayıyla ilgili yorumları okumak, üstelik bunu maddi bir beklenti içerisinde olmadan anlık olarak yazan birinden okumak istiyorsanız bu bloga bir göz atın. Banner’ini yaptığımda dost sayfalarıma da ekleyeceğim. Blogu ziyaret etmek için tıklayın.

Burak Mustafa Çakmak

2. Bright Of Darkness: Onur ve İlker‘in blogu. Uzun süredir sesi soluğu çıkmıyordu. Ben kapatacaklarını düşünürken, Onur geçen gün “bloga ayar çekeceğim” diye bir mesaj postaladı. Bakalım neler olacak :) Dost Sayfalar’da (sağda en altta) linkini bulabilirsiniz.

3. Paw Of Destiny: Türker kardeşimizin blogu. Önceden kötükedi olarak yayın hayatına devam eden blogunu değiştirmiş, yepyeni bir imaja büründürmüş, görünce çok sevdim. Yazıları falan da daha bir okunası olmuş. Helal olsun. Yakında dost sayfalarıma ekleyeceğim Paw of Destiny’i de. Buraya tıklayarak bloga ulaşın.

Tanıtım videosu: http://img821.imageshack.us/img821/6555/44626184.mp4

Paw Of Destiny

Kısa Film Çekmek

Zor iş, başta bunu söyleyeyim. Hele ki bizim gibiyseniz acayip zor.

Geçtiğimiz hafta sonumuzu Yeşil Kamera adlı organizasyona kısa film çekmek için harcadık. Aslında katılmayacaktık ancak son anda sitelerindeki “film göndermek zorundadırlar” ibaresini görünce dedik saçma falan bir şeyler yollayalım.

İyi oldu aslında. Çok şey öğrendim. Mesela Türkiye’deki sayılı elektronik atık toplayıcılarından olan Media Markt‘in bizim elektronik atıklar ilgili kısa filmimizdeki bir sahnemiz için izin vermemesi çok düşündürdü bizi. Üstelik bunu biz size döneriz diyerek geçirtirmeleri daha bir düşündürücü ve aslında ayıp oldu. Media Markt’a kalsa halen daha dönmelerini bekleyecektik. Benzer şekilde 15 saniyelik bir sahne için bir haftalık izin bürokrasisi şartı koşan Cinebonus‘a ve Teknosa‘ya teşekkür ederiz.

Ama teşekkürün en büyüğünü okulumuzu temsil etmek adına katıldığımız bu yarışmada 30 saniyelik bir görüntü için bir boş oda vermeyen okulumuzun kendi hastanesi Mavi Hastane‘ye ediyorum. Bu sebepten senaryoya hiç istemediğimiz eklentiler yapmak durumunda kaldık. Filmin en önemli sahnesini de bir türlü canladıramayınca film çöpe döndü. Allahtan montajını bizim İlker‘e yaptırdık da oradan biraz kotardık durumu.

Ama Erol‘la Volkan‘ın montaj esnasında bu kadar ciddi hataya nasıl izin verdiklerini bir türlü anlayamadım. Filmin sonuna bir müzik koysaydınız lan!

Neyse, dediğim gibi bu olay epey zor bir iş. Ama zevkli. Yalan söylemeyeceğim, yakın zamanda böyle bir proje olursa yine girerim. Çünkü bu sahne arkası muhabbetleri çok komik oluyor. Her filmde olduğu gibi bunda da yine en yırtık karakteri ben canlandırdım. Benim dışımdaki oyuncular ise çok da yabancı olmayan Alper, Erol, Volkan (hem çekti hem oynadı), Funda, Selma, Alper ve kuzeni. Sağolsun hepsi de.

Dediğim gibi film aklımdaki filme çok az benzediği için bir ödül vs beklentim yok. Bu sebepten de burada sizinle paylaşmıyorum. Ama set arkası fotoğraflarından koyacağım. Her biri de epey güldüğümüz anlara ait. Sonucunda birşey çıkmasa da emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoro.

Sünger Birahanesi

Volkan'ın Evi

Volkan'ın Evi

Bayrak Direği

Mavi Hastane

Mavi Hastane

Mavi Hastane

Volkan Mutfak

Volkan'la İlker

Sessiz Sular

Bu yazının başlığını seçerken en büyük yardımı az önce 1-0 yenerken 1-1 berabere kalan takımım Galatasaray’ın verdiği ilhamla yazdım. Çok değil, arada güldür yüzümü. En azından kırk yılın başı buldum internetten izliyim dedim. Ayıp be. Neyse.

Bugünler normalde olması gerekenden biraz daha rahat geçmeye başladı. Artık grupça sorumluluk sahibi olduk ve ödevleri, projeleri günü gününe yapmaya başladık. Bu da bize diğer projeler için vakit kazandırıyor. Bu arada diğer projelerde de iyi durumdayız. Hava Kirliliği dersi projesinde artık herşey hazır. Matematiksel işlemleri yapmaya başladık. Enerji dersi için yapacağımız sunum için de hazırladık herşeyi, bir tek sunuma yazmak kaldı. Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları kongresi için yazdığımız bildiriyi yazdık; tahminim nihai halini yolladı kızlar. O iş de hazır yani. Şimdi Temel İşlemler Laboratuvarı projesi için çalışıyoruz. Onun da aslında büyük kısmı bitti. Rapor yazıp asistanımıza vereceğiz, beğenirse deneylere başlıyoruz.

İşte tüm bu ahval şerait içerisinde dahi rahat duramadım ve Volkan‘la Erol‘un yanında Yeşil Kamera adlı bir proje yarışmasına katıldım. Bakalım yarışma düzenleyenlerin belirleyeceği kategoriye göre beş dakikalık kısa bir film hazırlayacağız çevre sorunlarıyla ilgili. Kazanırsak yedi bin lira para ödülü alacağı; kazanamazsak da şanımız yürür lan olsun :) Yalnız yarışmayı düzenleyenlere helal olsun; insan herşeyi karmakarışık olan, neyin ne olduğu bu kadar mı belli olmayan bir organizasyon düzenler de üstelik katılım koşulunu 3 değil 5 değil illa ki 4 kişilik gruplarla sınırlandırır? Bravo.

Bugün laboratuvardan hayatımızın rekorunu kırarak erken çıktık; kısa sınavında çuvallamamıza rağmen, güzel bir deney oldu. Seviyorum bu asistanlarımızı hehe :) Deney raporuna da başladım bugünden. Hafta sonu çok acayip işlerim var. Zaman kalsın biraz onlara.

Bugün İlker‘e 2 sayfa bir şey çevirdim. Yemin ediyorum fevrim döndü ne olduğunu bilemedim ya. Kitabı yazan adam o kadar teknik yazmış, o kadar uzun cümleler kullanmış ki, elimde olmadan bazı cümleleri saçma bir şekilde çevirdiğimi farkettim. Hemen bir örnek vereyim:

Bu yüzden şekil 2.1 deki farklı dienophile’lere bakacak olursanız, butadiene 2.1’in ikizleşmesi, acrolein 2.4 Metil acrylate ve benzer güçteki elektron veren değişken Z’lere  sahip metil vinil ketonla’la olan tepkimesinden daha yavaştır ve benzer bir hızda gerçekleşir ancak bir beta-alkil substituent’i olan siklohegzan 2.5 çok az reaktiftir.

Hakkaten zormuş bu. İlker ve Onur‘a sevgilerimi yolluyorum buradan. Bugün Alper’i harbiden ne kadar sevdiğimi ve Sercan’ın Koray’ı harbiden ne kadar sevdiğini anladım sevgili okur. Diyeceksin bana ne? Haklısın, olsun ama ben yine de anladım. Bu arada çarşamba prova alalım İlker. Çok ara verdik yine.

Bugün okulda hiç langırt oynamadık ya. Hakkaten artık verdiğimiz paraya acımaya mı başlıyoruz yoksa? Ayın 7′si gelmiyor bir türlü. Kaç gündür paramız pulumuz yok. Alper bile otobüsle gelip gitmeye başladı. O kadar! En iyisini bizim asistan Ömer abi yapmış, almış kendine bir motor. Onla gelip gidiyor.

Ah sevgili okur ah, geldi bahar ayları, gevşedi bir tarafımızın yayları. Ayar tutmuyoruz yeminle. Derse merse giresimiz yok. Hava da bir güzel, bir güzel anlatamam. Okuldan yürüyerek gelebilir miyim diyorum. Hem yaptığım rejime bir katkısı olur. Ha bu arada evet ben rejim yapıyorum. Öle çok da kasmıyorum. Sadece ekmeği azalttım ve dışarıda yemek yemeği kestim. Bir de okuldan sonra çarşıda falan hızlı hızlı yürüyorum. Dur bakalım göreceğiz kısa sürede faydasını inşallah.

Kulaklığım bozuldu. O yüzden bir haftadır okula gidip dönerken insanların konuşmalarını dinliyorum. Lan bazen çok komik oluyor da çoğunlukla tahammül edilmez oluyor. Ama bunun bendeki bu sağdan soldan kendime malzeme çıkarma yeteneğime katkısı inanılmaz. Bugün eve gelene kadar Fizik dersinden kalan bir kızın öne sürdüğü inanılmaz iddiaları dinledim. Üstelik bu kız Batıkent’te oturuyormuş. Kulaklık alıcam Philips’in 15 liralık var bir tane. Mükkemel, ondan alıcam yine.

Sercan‘ın eve çıkma durumu var. Sercan eve çık artık da, şu dışarda yeme işini sizde bitirin, makarna yaparız lan. Pizza bile yaparız. Her yola gideriz valla. Ben hatta mangal bile yapabilirim. Bu aralar acayip canım çekiyor. Sercan’ın odaya bir takım pijama, bir çift terlik bir çarşaf atma durumum var. Şimdiden söylüyorum, zamanı gelince yamuk yapmaz inşallah. Volkan bir temiz olmuş, bir temiz olmuş sevgili okur anlatamam. Odasına bir tane daha gardrop almış; mükemmel bir zeka örneği sergileyip artık kirlileri birinde, temizleri birinde saklıyor. Böylece koku problemini halletmiş yavrucak.

Supernatural’i tekrar baştan almaya karar verdim. Dizi akıyor resmen! Hatta yeter bu kadar yazmak, gidip yine izleyeyim.

NOT: Lilith, Deadquenn, Curly sizleri görüyorum.

Kötü Kedi Productions sunar: Hakan’s Movie

Kötü Kedi

Japon asıllı gitaristim İlker’in kendisine benzemeyen kardeşi Türker, çalışmalarını Kötü Kedi Production adı altında devam ettiriyor. Teknik ressamlık eğitimi alan bu kardeşimiz blogumun sağ üst köşesinde gördüğünüz karikatürün de çizeridir. Böyle çalışmaları mevcuttur ayrıca :) Bir süredir konuştuğumuz ve fikir paylaştığımız ilk film ve animasyon denemesi olan Hakan’s Movie’yi yayınlamış. Sağolsun sonunda bana da selam yollayarak beni de bir hayli mutlu etti. İlerleyen dönemlerdeki grafik çalışmalarımızda da birlikte çalışacağımız Türker’in bu animasyon denemesini sizlerle de paylaşayım dedim. Videoyu izlemek için;

http://kotukedii.blogspot.com/2010/02/hakans-movie-d.html

Ve  bu da facebook linki oluyor:

http://www.facebook.com/video/video.php?v=1359681758670&ref=mf