Etiket Arşivi: in flames

Zamanı Hızlı Yaşamak

Bir haftadır keşfettiğim bir şey var sevgili okur. Eğer zamanı hızlı yaşamak istiyorsanız hayatınızı monotonlaştırın! Peki bu ne demek ve ben bunu nasıl keşfettim? Hemen anlatayım.

Geçen hafta ara sınavdan düşük aldığımı öğrendiğimden beri hayatım zehir oldu bana. Artık okulda durmak moralimi bozduğu için bir an önce üç saatlik dersi bitirip eve gitmeyi diliyorum. Bu yüzden geceleri 04.00′de yatıp öğlen 13.00′de kalkıyorum. Yarım saat içerisinde hazırlanıp minibüse biniyorum. Minibüsle yolculuğum 20 dakika sürüyor. Son bir haftadır bu yolculuklarda da Demonaz‘ın March Of The Norse albümünü dinliyorum. Minibüsten inince sadece MP3 çalar için Duracell pil aldığım bakkala selam verip İşçi Bulma Kurumu‘nun önündeki durağa gidiyorum. Bu gidiş aşağı yukarı 7-8 dakika sürüyor. Durakta şanslıysam hemen otobüse biniyorum ama şanssızsam da 15 dakika bekliyorum. Oradan okula gitmek de 20 dakika falan sürüyor. Demonaz’ın albüm bitmiş oluyor. Ardından Deftones başlıyor. Kapatıyorum zaten okula geldiğim için. Bazen de kantine gidene kadar My Own Summer‘ı dinliyorum.

Neyse, kantine geliyorum. Kantinde her zaman oturduğum tarafa geçiyorum. Burada beni büyük olasılıkla Ersil karşılıyor. Ders başlayana kadar konuşuyoruz, ders çalışıyoruz falan. Sonra derse gidiyorum saat 15.05′de. Kimse yerime oturmasın diye sınıfta hemen çantamı atıyorum kapıdan tarafta olan sıralardan önden ikinci sıranın en soluna. Burada 45 dakika hiç ses çıkarmadan, konuşmadan salakça bir tebessümle tahtadakileri yazıyorum. Sonra teneffüs oluyor. 15 dakikalık bu arada hemen sınıfın yanındaki geniş camlı yere gidiyor ve oradaki bankta oturuyorum. Seval, Levent ve Orcan da eşlik ediyor bana. Bugün Can da geldi hatta. Sonraki iki dersi de aynı şekilde bitirip Seval’le çıkışta buluşup hmen otobüse biniyoruz. Bazen Yıldız Durağı‘nda, bazen de Espark’ın aşağısında inip doğruca minibüs durağına gidip 23 numaralı minibüse biniyorum. Sabah oturduğum gibi akşam da en arka köşeye oturuyorum. Minibüsün eve gelmesi 40 dakikadan bazen az sürüyor. Bu dönüş vakitlerinde de Sabhankra ya da In Flames dinliyorum.

İşte böylelikle bir gün geçmiş oluyor. Son bir haftadır bunu harfiyen yaptığım için zaman çok çabuk geçiyor. Zamanın bu kadar çabuk geçmesini istemiyorum ama geçiyor. Olsun.

Şöyle Bir Takıntım Var

Budur!

Lan neden bilmiyorum bu hanıma bu aralar takıntılıyım sevgili okur. Yani söylediği şeyi anlamıyorum, yaptığı müzik de çok güzel değil ama bu hanıma takmış durumdayım. Budur isimli komik şarkısına çektiği klibi izliyorum nerede denk gelse. Hatta youtube’dan kaliteli versiyonunu indirdim arada evde In Flames, Sabhankra falan dinlemeyi bırakınca açıyorum bunu.

Ya da görüntü olarak sesi kapatıp döndürüyorum ki o zaman daha hoş oluyor. Atiye‘nin internetten fotoğraflarına baktım. O kadar güzel değil. Ama bu klipte ne yapmış nasıl yapmışlarsa mükemmel güzel bir hanıma dönüştürmüşler. Helal olsun bunun makyözüne, ışıkçısına, kameramanına ve yönetmenine.

Üstelik sadece ben de değil, Volkan da %100 oranda bana katılıyor. Antalya’ya giderken Türkçe kliplerin içinde ilk sıradaydı otobüste. İzleyip durduk. Dediğim gibi müzikal anlamda bir beğeni falan durumu yok. Yani şarkının müziği, efektler falan çok komik. Youtube yorumlarında yazmışlar ditijal ses kalitesi budur diye. Aynen katılıyorum. Ancak işte klipteki hanım kız da nasıl sevimli lan. Öyle böyle sevimli değil :) Bir de aralarda bu mudur diye sorarken falan masum masum bakıyor. Hakkaten çok iyi ayarlamışlar bu bakışları makışları helal olsun.

Doğum Günü Süprizleri

Bu doğum günüm diğer doğum günlerime göre güzel geçti sevgili okur. Sağolsun tüm eş dost doğum günümü kutladı. Hepsine teker teker teşekkür ettim.

Doğum günümden bir gün önce Özgün‘le yaptığımız çalışmadan bir video veriyorum öncelikle. Bu henüz deneme aşamasında bir iş olduğu için çok iyi olmadığının farkındayım. Bize biraz zaman verin :) Özgün’e buradan çok teşekkür ederim. Bu çalışmamızda Ağlatan Kafe üzerinde durduk biraz. Akordeonda Özgün, vurmalıda ben ve kamerada Aslan Abi, buyrun:

Bu güzel günümde Seval‘in beni çılgına çeviren armağanı In Flames‘in Come Clarity albümünün Limited Edition‘ı oldu. Zira bu albüm aynı zamanda bir bonus DVD hediyeli ve o DVD’de de grup tüm albümü baştan çalıyor. Mükemmel!

Come Clarity

Şüphesiz doğum günümün en inanılmazı da Akif Hoca‘mın değerli katkılarıyla edindiğim Pink Floyd – Dark Side Of The Moon 30th Year Anniversary Edition Vinyl‘i oldu. Pink Floyd’un en iyi albümünün plak olarak elimde olmasına halen inanamıyorum. İnanılmaz mutluyum sevgili okur. Üstelik özel bir basım olduğu için içerisinde bonus materyalleri de var. Aşağıda eklediğim fotoğrafın üzerine tıklayıp doya dya bakabilirsiniz kocaman haline :)

Dark Side Of The Moon Plak

Ve bugünün en güzel kısmı da Seval, Hatice, Özge, Ersil ve Aslan Abi’nin yaptığı süpriz doğum günü pastası oldu. Ulan acayip mutlu oldum sevgili okur. Bu kadar mutlu olacağımı ben hayatta düşünmezdim. Ama o kadar mutlu oldum yani. Sevallerde yedikten sonra şekerlemelerimizi, Aslan ve Ersil’le ayrıldık. Sonra gece oğlanlar laf maf atarlar diye durağa kadar bıraktılar sağolsunlar.

Bu doğum günüm de böylece bitti. Pink Floyd çok çok iyi oldu. Pink Floyd’a olan bu ilgimi hayatta iki kişiye borçluyum: Volkan Vardar ve Furkan Aktakka. Var olsun ikisi de. In Flames için de Serkan Afşar‘a selamlarımı iletiyorum. O anlar beni :)

Bundan önceki son 3 doğum günüm için yazdığım yazılar:
1. 2010 yılı yazısı
2. 2009 yılı yazısı
3. 2008 yılı yazısı (yayın tarihine bakmayın. Diğer blogdan aktardığım için öyle görünüyor)

Bugün

Bugün çok yorucu değildi esasen. Ama epey moralim bozuktu. Dünkü 13 şehit haberlerinden sonra epey canım sıkıldı.

Okula da biraz erken gittim. Can sıkıntısı ve meraktan birkaç kişiye mesaj attım. Geri dönüp cevap veren olmadı. Sevgili okur böyle anlarda boğulur gibi oluyorum.

Bomboş oturdum. Yaklaşan vizenin tedirginliği sardı birden. Sonra derse girdim. Allahtan ders çabuk geçti. Sonra babam aradı eve birlikte dönmek için. Seval’le olan buluşmamı ertelemek zorunda kaldım. Babamla eve döndüm.

İnternete girdim. Bazı şeyler gördüm. Yine canım sıkıldı daha beter sıkıldı.

Ama yarın süper bir gün olsun diye artık hayatımın akışına elle müdahale etmek zorunda kaldım. Dolayısı ile yarın nispeten daha güzel bir gün olacak. Hatta bazılarınız beni kıskanabilir

Yarın bir de uzun bir aradan sonra stüdyoya gireceğiz. Yağız ile Togay’ın şimdilik hobi olarak başladıkları bir olayları var. In Flames çalacağız birlikte. Bol bol In Flames dinliyorum.

Bugün böyle bir gündü işte. Yorucu değil ama üzücü. Lan dur yazıyı bitirmeden bir şey daha yazayım. İki haftadır yemekhanede yalnız yiyorum. Acayip koyuyor bana. Sanki köşeden her an Turgut çıkacakmış gibi geliyor. Sanki Emre “Az bak hele” diye lafa girecekmiş gibi geliyor. Sanki Alper yanımda oturuyor da köftelerden birini her an yemeye hazır bakıyor gibi geliyor. Yemekhanede çalışan bir kız var. Adını bilmiyorum. Bu kızın da bana gıcığı var onu keşfettim bugün. Benim oturduğum masaları temizlemiyor. Herkesin masasına gidip poşet moşet ne varsa topluyor bana gelmiyor.

Şu an evdeyim sevgili okur. Bu yazıyı yayınladıktan sonra biraz bendir çalacağım. Sonra da yarın ki olaya hazırlanacağım.

Th Jester Race Nihayet Benim!

The Jester Race (1996)

Çok kısa süre önce yazdığım şu yazıdan hemen sonra, hemen birkaç gün sonra yani nihayet In Flames‘in The Jester Race albümünü aldım. Hem de orjinal 1996 baskısını. Oğlum çok iyi albüm lan! Öyle böyle değil yani. Baya iyi albüm. Şu an ki kadrodan sadece Anders ve Björn var bu albümde. Björn de davullarda zaten :) Jesper o kadar genç ki anlatamam. Yani gözlerim doldu inan mutluluktan.

Albümün inlay'i

Albümü taktım CD player’ıma. Bilgisayarıma da takıp dinleyebilirdim ama hayır. Daha marjinal olsun diye cd çalarıma taktım. Geçen gün yaptığım (yeminle yaptım) 4+1 ses sistemine bağladım. Allahım bu ne mutluluk! Yarabbi bu ne güzel albüm böyle…

Yavaş ama emin adımlarla topluyorum sevgili okur In Flames’in tüm güzel albümlerini. Elbet bir gün bu albümlerin hepsini toplayacağım. İşte o gün, huzu içinde ölebilirim.

NOT: Serkan‘a selamlar.

In Flames Günlüğü – Sounds Of A Playground Fading

Bu aralar günlerim biraz In Flames‘li geçiyor sevgili okur.

Son iki ay içerisinde In Flames’in en iyi albümlerinden üç tanesini ele geçirdim. Bunların zaten mp3 olarak elimde vardı. Ne zamandır orjinal CD’lerini arıyordum. Hepsini teker teker avladım :) Çok iyi fiyatlarla çok iyi satıcılardan aldım sevgili okur.

Lunar Strain - Subterranean

Şu an elimde Whoracle (Deluxe Edition), Come Clarity (USA Edition, son parçada bonus kısım var) ve Lunar Strain-Subterranean (Remastered Edition) var. Özellikle şu son yazdığım 17 parçalık bir albüm. In Flames’in ilk dönemlerinde çıkardığı iki albümün birleşimi. Çok iyi bir eser yani.

Sounds Of A Playground Fading

Bir de takip edenlerin bildiği üzere In Flames’in yeni albümü Sounds Of A Playground Fading internete düştü. Bir önceki saçmalık A Sense Of Purpose‘tan sonra biraz daha derli toplu bir albüm olmuş. Ancak çok yerde Jesper‘in eksikliği hissedilse de Björn ton olsun, klasik In Flames kalıpları olsun kotarmış gibi görünüyor. Albümde saçma sapan şarkılar da var elbette. The Attic, Jester’s Door ve Liberation işte bunlara örnek. Özellikle Jester’s Door diye bir şarkı yapmak nedir diye sordum, şarkı da değil gerçi, Anders düz bir metin okuyor. Şarkının adına bakınca aklıma ilk olarak “Kapıyı gösterdik lan sana” diyecekmiş gibi geliyor. Olmamış yani.

Ancak albümde çok iyi parçalar da var. Orta dönem In Flames tarzında (şimdi nedir bu orta dönem diyenler için Reroute To Remain ile Come Clarity’e kadar olan dönem bence) acayip gaz işler yapılmış bu parçalarda. Gerçekten takdir ettim. Deliver Us, All For Me, The Puzzle ve A New Dawn işte böyle parçalar. Albümün en iyi parçası da bana göre Fear Is The Weakness. Burada klasik In Flames parça yapısını dışında bir öge var. Parçanın gövde melodisini klavye ile vermişler. Ancak gitar tonları tipik In Flames. Mükemmel bir parça. O yüzden bu albüme saygı duydum.

Grup albümün çıkış parçası olarak Deliver Us’ı seçmiş. Salaklar ben olsam Fear Is The Weakness’ı seçerdim. Herşeye rağmen soluk alan bir In Flames’in olduğunu görmek sevindirdi beni. Küçücük de olsa mutluyum o açıdan.

Albüm Malbüm İşlerim

Whoracle Deluxe Edition

Geçen gün tamamen şans eseri olarak In Flames‘in baş tacı albümü Whoracle‘ın Deluxe Edition CD‘sini çok çok ucuz bir fiyata gittigidiyor’dan aldım sevgili okur. Mutluluktan çıldırdım :) Elbette bu konuda en büyük teşekkürü de Sercan kardeşim hakediyor. Zira onun kredi kartıyla aldım. Şimdi bu Deluxe Edition’da ne var ekstra olarak peki? Bir tane bonus parça var: Clad In Shadows ’99. Ayrıca Jotun parçasına çektikleri video klip var. Yetmedi! Fotoğraf galerisi, albümün şarkı sözleri, winamp skin’i, wallpaperları, ekran koruyucuları var.

İsveç Melodik Death Metalinin saf özelliklerini yansıtması açısından bana göre 4 albüm vardır en iyi denilebilecek. Bunlar In Flames’in The Jester Race (1996) ve Whoracle (1997) albümleri ile Dark Tranquillity‘nin The Gallery (1995) ve At The Gates‘in Slaughter Of The Soul (1995) albümleridir. Zaten bu 3-4 yıllık dönemin sonunda da bu tarz kan kaybetmiş, komaya girmiştir. Zira Whoracle, In Flames’in kuruluş çizgisinde yaptığı son albümdür. Bu albümden sonra grubun davulcusu değişmiş, eski davulcu gitara geçmiş ve grubun tarzında bıçak kesiği gibi belirgin bir değişme olmuştur. Aynı şekilde At The Gates de 1995′teki albümü çıkardıktan dağılmıştır. İşte bu en iyi 4 albümden bir tanesinin Deluxe Edition’ı elimde var artık.

Onun dışında bir diğer husus da Godspel‘in hızla sona yaklaşan albüm süreci kapsamında basım işleri için model olması amacıyla kendi tasarladığım Digipack albümler oldu. Bunlardan özellikle In Flames’in Colony albümü inanılmaz güzellikte oldu. Bunların da fotoğraflarını aşağıya ekliyorum sevgili okur.

Digipack Set

 

Digipack Set

Black Metal Sohbetleri

Black Omen

Dün gece geç saatlere kadar Gar‘ın hemen yanındaki Çay Bahçesi‘nde epey kalabalık bir kadro ile oturup sohbet ettik. Uzun süredir böyle eğlenceli bir akşam geçirdiğimi hatırlamıyorum. Epey kalabalık olduğumuzdan tek tek isim vermeyim ancak normal gruba ilaveten o gece Black Omen‘dan Serkan abi ve Onur da aramıza katıldığı için özellikle benim için tadından yenmez bir gece oldu.

Öztürk, yaklaşık 3 saat süren bir oyun oynattı. Cthulhu isimli bir kalamarın dünyasında Nazi subaylarını canlandırdık :) Oyunun sonunu getiremedik ama, yarıda bıraktık. Sonunda zaten ölüyormuşuz. (detaylı bilgi) Bu arada karnımız çok acıktığı için Finger ???? isimli bir yerden yine adını unuttuğum bir dürüm söyledik. 3,5 lira ama yanında gelen patatesiyle falan deli gibi doyuruyor. Adını falan bi hatırlıyım bir daha deneyeceğim. Yalnız bu dürümle ilgili yazacaklarım bitmedi henüz.

Oyundan sonra yaklaşık 5 saattir oturduğumuz çay bahçesinden kalkıp hemen 2 dakika mesafedeki Serkan Abi’nin evine geçtik. Sabaha kadar müzik dinledik lan! Black Omen’ın yeni albümünü dinledim Cubase‘den. Bak buraya yazıyorum: “An Ancient Town” diye bir şarkı var, Serkan Abi’nin rüyasından ilham almışlar, mükemmel olmuş! Girişi falan fevkalade! Bakalım, güzel bir albüm gelecek anlaşılan. Devamında Serkan abiyi ve Onur’u soru yağmuruna tuttum.  Death metal sevdiğim kadar black metal sevmediğimden bu müzik hakkındaki bilgim sınırlı. Yani yok değil ama sınırlı. Tanımadığım onlarca grup dinledik. (Shining gibi) Yalnız Serkan abinin eline yeni geçen bir materyaller vardı ki, 23 senelik hayatımda böyle şeyler duymadım ben!

Fransız Underground Black Metal gruplarıymış bunlar. Aralarından sadece bir tanesi konserlere çıkıyormuş. Diğerleri konser bile vermiyormuş. Bu adamlar Norveç Black Metal‘ine bile popüler, piyasa falan diyormuş. Bunların parçalarından dinletti. Parçaların neredeyse tümünde davul ve gitar yok. Kayıtlar o kadar kirli ki duyduklarınız cızırtıdan öteye gitmiyor. Vokaller ise sadece inleme be haykırışlar şeklinde. Keşke cüzdan-ceptelefonu-flashbellek üçlüsünü o gece bozmayıp belleğimi alsaydım da size buradan bir örnek verebilseydim, ama dediğim gibi uzun süre dinlediğinizde insanı tribe sokabilecek türde müzikler.

Sabaha yakın saate baktım ki saat olmuş 6! Uyumadık yani. Ama olsun lan süperdi :) Yalnız farkettim ki Serkan abi de hatrı sayılır bir kaset arşivi var. Hatta In Flames‘in de Colony ile The Jester Race var. Acayip kıskandım, acayip kıskandım ama elimden ne gelir ki :) O sıralarda karnımın ağrımaya başladığını farkettim. Lan bana ne oluyordu? Midem acayip bozulmuştu anlaşılan. Sebep olan şey ise dün gece yediğim o aşırı doyurucu dürüm:) Bu arada Onur’da da benim gibi Allergic Rinitis varmış. üzüldüm kardeşime.

Sabah saat 7 sularında, Eskişehir’i en çok sevdiğim saatte çıktık Serkan Abi’den. Volkanlara doğru yürümeye başladım. Lan sokaklar bomboş, nasıl güzel, nasıl sessiz. Bildiğin aşık oldum şehre yav :) Neyse, böyle keyifli bir geceydi yani. Sizinle de paylaşayım dedim.

Bir In Flames Fanı Haykırıyor!

Jesper Strömblad

Jesper gitme! Olsun lan, alkol al, kafayı bul, ne bileyim, hayatın mahvolsun belki ama In Flames bırakılıp da gidilir mi ya?

Evet, In Flames’in en eski üyesi, kurucus Jesper Strömblad 12 Şubat’ta grubu bırakmış. Bunu da İzmir’den Serkan Abi sayesinde öğredim dün gece. In Flames seven bizleri derin bir üzüntü içerisine sokan bu vaka, Jesper’in bir yılı aşkın süredir devam eden alkol rehabilitasyonu sonucunda halen daha düzelememesi sonucu grubu bırakmaya karar vermesi ile cereyan etmiştir. Kendisi bizi üzmüştür.

Grubun resmi sitesinde haber şu şekilde verildi:

Jesper Strömblad Leaves In Flames

Jesper Strömblad, guitarist in In Flames has decided to leave the band permanently.

“I have decided it is best for me to leave In Flames and to quit the band permanently.

The last 17 years have been a blast, and I am proud to have been part of this great journey, with the most talented and amazing people anyone can wish to have the privilege to work with.

I’m also the luckiest guy in the world, to have the BEST fans in the world, who have been supporting me during my difficult times. It means the world to me, and I’m determined to fight and defeat my demons once and for all…. and by the help from you guys, I’m on my way.

I’m far from done with music, metal, or whatever my direction is taking me, so be sure to hear from me in the future.

… May the Force be with you!” – Jesper Strömblad

We are losing a great guitar player and musician, but in order to keep a very dear friend this is probably for the best.

If this feels right for Jesper we are behind him 100% on his decision.

It is way too early to speculate about the future and possible replacements and things like that. However, we can assure you that In Flames will continue as a band, release albums and tour the World.
The door to In Flames is always open to Jesper. We are, and will always be behind Jesper 100% on his way to recovery.” – Anders, Peter, Daniel & Björn

Özetleyecek olursak kendisi de grup da arada bir kırgınlık olmadığını söylüyor. Grubun diğer üyeleri Jesper’a kapılarımız sonuna kadar açık diyor. Jesper’da güç sizinle olsun diyerek onlara teşekkür ediyor falan filan. Sadece In Flames’le değil, kendi başına da gerçekten mükemmel bir müzisyendir Jesper. Kendisi Hammerfall‘da bir dönem davul çalmış. In Flames’in ilk dönem albümlerinde klavyeleri çalmıştır. Geçenlerde yazdığım bir grup vardı Dimension Zero isminde. O grupta da hem basgitar çalmıştır hem de elektro gitar. Dün Serkan Abiyle de güldük epey, bu kuzeyliler zaten doğuştan gelen bir genle herşeyi çalmayı analarının karnında mı öğreniyorlar nedir arkadaş.

Şimdi Jesper ayrıldı diye In Flames dağılmayacaktır elbette. Ancak bariz değişiklikler olur mu işte orasını kestirmek zor. Grup zaten son yıllarda pek çok fanını kendisinden uzaklaştıran ancak kimilerinin de hayli hayli beğenisini toplayan bir tarza yönelmişti. Allahtan bunu kaliteyi düşürmeden yapmıştılar da bizde Come Clarity gibi bir albüm dinleyebilmiştik :) Son albümlerini her ne kadar diğerleri kadar sevmesem de onu da yine dinliyorum elbette. Konuyu dağıtmadan diyeceğim, In Flames yine devam eder girdiği yola. Benim aklıma gelen bir ihtimal, Jesper kendini toparlayıp Dimension Zero ile iyi işler yapabilir. İnşallah da öyle olur.
Sonuç olarak üzüldüm sevgili okur. Tek tesellimiz ölmemiş olmasıdır heralde. Dikkat et lan kendine.

NOT: Sevgili okur bu yazıyı yazarken Eskişehir’de  3.0 şiddetinde bir deprem oldu. Bir kere alıştım artık, hep hissediyorum. Geçmiş olsun.

Şu Grupları da Bir Kere Dinleyin

Şu sıralar hem yeni keşfettiğim, hem de uzun süredir dinlemediğim bazı gruplar var listemde. Bunları sizinle de paylaşmamak olmazdı. Hele ki aynı zevklere sahip arkadaşlarım da okuyorsa yazdıklarımı :)

Mors Principium Est - Pure

1. MORS PRINCIPIUM EST: En büyük keşiflerimden birisi oldu bu grup. Prime Object‘ten Murat Abi’nin profilinde görüp merak ettim bu adamları. Aradım buldum ve dinledim. Dinledim ki ne göreyim! Safkan melodik! Hakikaten dinlemek farzmış bu adamları. Özellikle 2005′teki Unborn albümleri beni aldı götürdü. Bayan vokali mükemmel kullanmışlar, melodiler çok sağlam, helal olsun valla :) Tavsiye şarkı Pure. Grubun adı çok ilginç bu arada. Anlamını araştırdım. Latince Ölüm Başlıyor gibi bir anlamı var.  Aklımda da tutamıyorum lan bir türlü. Winamp‘a mors yazınca geliyor. Grubun çoğu şarkısını dinlerken bazen kaptırıp In Flames dinliyormuş gibi olabiliyorsunuz. Az önce de dediğim gibi Pure şarkısını özellikle dinleyin dostlar. Bu grup son zamanlarda dinlediğim en iyi gruplardan birisi oldu kısaca.

2. DIMENSION ZERO: Bu grubu dinlemiştim, ancak yüzeysel olarak. In Flames’in bir toplama albümünde bunların da iki parçası vardı. Sadece adlarını biliyordum o yüzden. Geçenlerde Serkan Abi bir parça paylaştı dinlemem için. O an dedim aha da budur! O parça Blood On The Streets idi. Hatta şu anda da çalıyor :) Bu adamların istisnasız tüm albümleri harika. Önce bir yan proje olarak başlamış bu grup. Kadroda kimler yok ki! In Flames’in Jesper’i, Marduk’un eski vokali, Dark Tranquillity basçısı (gerçi gitar çalıyor). Bu grubun farkettiğim bir özelliği davullar hep aynı. Haa kötü mü? Değil. Parçalara gidiyor ama dediğim gibi işte çoğunluğu aynı. Melodik Death Metal severler, özellikle In Flames’in Colony öncesi albümlerini sevenler mutlaka This Is Hell (2003) albümünü dinleyin. Grup bu aralar aktif değil. Ancak dağıldılar mı bilmiyorum, bir bilgi bulamadım. Keşfetmeme yardımcı olduğun için sağol Serkan Abi.

Dimension Zero

3. MITHOTYN: Folk ve Death metal türlerinin güzel bir karışımını icra ediyor grup.  Viking Metali deniyor. Bu grup da dağılmış. Melodiler mükemmel bir folk havası taşıyor. Tam bir kuzey havası var şarkılarında. Aynı kim gibi? Sabhankra :D Yalnız bunların vokalleri daha yırtıcı. Daha bir black vokali. Bazı şarkıların girişleri bana Blind Guardian’ı anımsattı. Ama dediğim gibi grubun sertliğinin de kendine has bir havası var. Kayıtları çok kirli yalnız. Gitarlar bazı yerlerde sadece cız cız olarak geliyor. Diğer iki grubu düşündüğümzde bu grubun melodilerinin, sololarının hiç altta kalır yanı yok. Hatta From the Frozen Plains şarkısının ortada bir yerde bir solosu var. Gayet ele verir cinsten. Bu grubun adını sanını duymamı sağlayan kişi Sabhankra’dan Gürkan Abidir. Sağolsun. Ekşisözlük‘de ilgili maddeyi okuyun.

4. BROOKS & DUNN: Bu grup metal grubu değil. Bilerek araya yazıyorum o yüzden. Bu adamlar dinleyip dinleyebileceğiniz en güzel ve en eğlenceli kovboy müziklerini yapıyorlar. Country denilen tarzı adamlar alıp bıkmadan usanmadan dinlenecek bir formata sokmuşlar :) 2007′de Cowboy Town diye bir albüm yapmışlar. 10 numara! Şarkıları acayip eğlenceli. Kafanızı dinlemek istediğinizde bir göz atabilirsiniz. Volkan sağol dostum.

5. AMORPHIS: Bilerek en sona bıraktım Amorphis’i. Yazının sonunda bunlarla ilgili adı geçen şarkıyı bulacaksınız. Ben Amorphis’in Silent Waters albümünü hiç dinlememiştim Geçen denk geldi bir yerde. Ulan meğer ne mallık yapmışım. Adamların harika bir şarkısı varmış bu albümde. Albüme adını veren Silent Waters parçası. Bu aralar neredeyse hergün 3 5 defa dinliyorum. Tavsiye ediyorum. My Kantele‘de takılıp kalmayın benim gibi :) İşte o şarkı: