Yusuf Selim Kolunsağ. Davulcu, GSF’li, komik bir adamdır. Pek çok farklı arkadaşlarımız sayesinde yolumuz kesişiyor kendisiyle. Kendisini ilk olarak Halil‘in grupta davulcu olarak tanıdım. Sonra başka bir rock projesi oldu kendisinin. Daha sonra Ozan Demir buradayken Kabus grubu ile çaldı. Ozan Demir ile birlikte o efsane “Release The Pain” parçasını yaptılar, bir de klip çektiler kendi imkanlarıyla.
Yusuf en son Eskirock Metal Fest. IV‘de “Lamb Of God Tribute” ile Kerem ve Mertler ile çalmıştı, ne yalan söyleyeyim çok da iyi çalmıştı. Konserden sonra birkaç kere daha rastlaşmıştık kendisiyle.Uzun süredir de görmemiştim.
Anadolu Haber
Önceki gün Facebook‘ta gördüm ki Yusuf, bu seneki geleneksel bahar yürüyüşünde Marvel’in meşhur “Thor” karakterini canlandırmış! Okulun gazetesi Anadolu Haber‘e de basmışlar bizim Yusuf’un fotoğrafını Saçları zaten sarı ve uzun olduğu için gayet de güzel olmuş, çekiç detayıyla falan aynı Thor olmuş
Bizimkilerden birisi böyle gazeteye falan çıkınca bloga yazacağıma dair kendimle bir anlaşmam olduğu için bu yazıyı yazıyorum. Yusuf’a ve sizlere sevgiler yolluyorum.
Pazar gününün yorgunluğunu üzerimden anca atabildim ve sanırım artık Pazartesi günü 222 Park‘ta gerçekleştirdiğimiz Eskirock Metal Fest. Vol. IV ile ilgili değerlendirme yazımı yazabilirim.
Pazartesi günü ilk iş olarak Merve‘yi tren garından aldık Volkan‘la. Onu evine bırakıp, bir süre önce sponsorumuz ROCKAMANIA tişörtlerinin yollamış olduğu hediye tişörtleri aldık. Daha sonra Halil‘i evinden almak üzere yola çıktık. Halil’i de alıp Karakedi Stüdyosu‘una gittik ses sistemini almak için.
Rockamania Tişörtleri
Bu esnada Togay‘la da konuştum. Bir önceki gece İstanbul’da sahne alıp sabah 07.00′de Eskişehir’e geldiği için tüm kafile yorgunluktan ölmek üzereydi. Dolayısı ile Togay’a iyice dinlendikten sonra gelmesini söyledik.
Ses sistemini mekana taşıdık. Daha sonra Alper ve Volkan, Togay’ın ve Ufuk‘un evinde geceyi geçiren misafirlerimizi almak üzere gittiler. Bu esnada ben de 222′de davulu kurdum. Tonmaister ile birlikte sistemi hazırladık. En baştan teşekkür edeyim, Mehmet Akçay‘ın zil sehpalarını ve twin pedalını kullandık konserde. Sağolsun yardımını esirgemedi.
Mekanı hazırladıktan sonra, artık beklemeye başlamıştık. Derken Mary Jane Hits grubundan arkadaşlar geldiler önce. Sonra İzmir ekibinin tamamı geldi. Uzun süredir görmediğim Hande ile hasret giderdik Sonradan Tayfun falan da geldi.
Bu konserin süprizi In Flames Tribute grubu olacaktı. Kimseye duyurmadık ama bu grup aslında bizdik. Bu konserin bizim için özel bir anlamı olduğundan o gün sahneye çıkacak her grubun vokalistinden bizim için bir şarkı söylemesini rica ettik. Sağolsun onlar da kırmadılar. Ses kontrolleri In Flames Tribute ile yaptık. Herşey bittiğinde saat 18.30 civarındaydı ve biz de beklemeye başladık.
Kapı açıldı. İlk etapta gelen seyirci sayısı saatin erken olması sebebiyle biraz az oldu. Ancak bu sayı konserin sonlarına doğru artacak hatta son grup sahnedeyken dahi bilet alıp giriş yapan katılımcılar olacaktı.
İlk grup olarak sahneye duyurduğumuzdan 20 dakika daha geç çıktık. Bu erteleme konser sonuna yaklaşık 45 dakika olarak etki etti. Sahneye çıktık. Beş şarkı çalacaktık. Her biri de In Flames’in en bilinen parçalarıydı. Dediğim gibi diğer gruplardan farklı olarak sadece bu konser için kurulan bir grup olduğumuz için, hatta grup bile olmadığımız için eğlenceye odaklandık. İlk önce maskelerle çıkalım dedik, sonradan vazgeçtik. Neyse sahneye çıktık ve Lamb Of God Tribute grubunun vokali Türker bize eşlik etti ilk şarkıda: Dead Eternity. Türker’den sonra sahneye The Trusted‘tan Tayfun ve Fire and Forget‘ten Hande çıktı. Gyroscope‘u çaldık bu sefer de İşin ilginç tarafı o gün Türker hariç hiçbir vokalle konser öncesinde çalışamamıştık başka şehirde olduklarından. Biz albüm versiyonları çaldığımız için sorun olmadı vokallere de. Gyroscope bittikten sonra sıra Episode 666‘ya geldi ki çaldıklarımız içinde en sevdiğim parça da buydu sevgili okur. Bu parçayı da ağırlıklı olarak Tayfun söyledi Hande ile birlikte. Episode’dan sonra da son parçamız olan Only For The Weak‘e geldi sıra. Yağızhan’ın en sevdiği parça buydu. Bu parçayı da Mary Jane Hits’in vokali ile birlikte söyledik. Yağız’a bakamadım ama Togay’ın çılgınlar gibi kafa salladığını gördüm, acayip gaza geldim oturduğum yerde sevgili okur. Son parça bittikten sonra İzmirliler “Göztepe Göztepe” diye bir sevinç gösterisinde bulundular
Black Omen
Bizden sonra sıra Black Omen‘a gelmişti. Çıkmak üzere olan bir albüm, bir demo ve iki bandrollü albüm ile diskografisi ve kalitesi gayet üst düzey bir gruptur Black Omen. Melodik Black Metal yapan ülkemizin sayılı gruplarındandır. Black Omen sahnede hem önceki iki albümden hem de yeni albümden parçalar çaldı. Eskilerden olmazsa olmazlar Black Candle, Gate Of Darkness ve When The Sun Rises‘da sahne önündeydim. Ancak Loki‘yi çalmadılar üzüldüm epey. Tüm grup hem sahne kostümleri hem de performansları ile epey alkış topladı. Bu arada vokal Karahan Abi, tüm
Uçan Onur
Eskirock Metal Fest.’lerde sahneye çıkan ilk tek müzisyen olma sıfatını devam ettirdi İlk konserde Garmadh‘la, ikinci konserde Truck‘la, üçüncü konserde yine Garmadh’la ve son konserde de Black Omen ile sahne aldı. Desteği için teşekkür ediyorum. Reha, Serkan ve Murat Teğmenim ile birlikte sahne önündeydik hep. Bu üç arkadaşıma da teşekkür ediyorum. Murat Teğmenim demişken, A’khulion‘un vokalisti Murat kardeşimiz askerden dönmüş ve ilk iş olarak da bizim konserimize gelmişti.
Reha, Serkan, Murat, Ben
Tolga ve Ben
Black Omen’dan sonra İzmirli dostlarımız The Trusted sahne aldı. Bu grupta Tayfun gitar çalıyordu aynı zaman da Fire and Forget’te de bass çalıyordu. In Flames’te de iki şarkı da vokal yapınca gecenin en çok sahnede kalan elemanı da Tayfun olmuş oldu Grup İzmir’den gelmiş olmasına rağmen sahne önü boş değildi. İzmirlilerin de birbirine desteğini görmeliydin sevgili okur
Fire and Forget
Trusted’tan sonra canımız ciğerimiz, her bir üyesi kardeşimiz olan Fire and Forget‘imiz sahne aldı. Böylece topluluğumuz bünyesindeki her grubumuz da festivallerimizde ikişer defa sahne almış oldu. Fire and Forget’i koşuşturmacadan dolayı ancak performansının sonlarına doğru izleyebildim. Ama en sevdiğim iki şarkıları en sona kaldığı için de kaçırmamış oldum. Togaykardeşimle bakışarak kesişerek
Togay Çalıkoğlu
karşılıklı sevgi gösterilerinde bulunarak son şarkılarını da bitirdik ve sahneden indiler. Yağızhan‘ın ciddi biçimde gaza getirici olarak sallandığı bir performans oldu. Mehmet çok iyi çaldı. Togay’ın upuzun saçları yerleri falan süpürdü bir ara! Bence Fire and Forget, tarzında öncü gruplardan biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor sevgili okur. Bunu birkaç sene içerisinde göreceğimizden eminim.
Hair Metal!
Bu arada içerideki kalabalık da artmaya başlamıştı. Sahneye yine İzmir’den gelen Mary Jane Hits grubu çıktı. Groove metal yapan bu grubun Eskişehir’deki ilk konseriydi. O esnada dışarı da olduğumdan performanslarını izleyemedim. Ancak tepkiler gayet olumluydu.
Lamb Of God Tribute
Şimdi bu paragrafa da bir itiraf ile başlayayım. Konserin son grubu Lamb Of God Tribute’du. Bu gruptan beklentimiz vardı, vardı ancak şok edecek kadar değildi sevgili okur. Saat 00.10 civarında Lamb Of God Tribute sahneye çıktı ve dışarıdan içeri geldiğimde gözlerime inanamadım! İnsanlar sahne önünü tıka basa dolmuştu ve tüm salon gruba eşlik ediyordu! Olamazdı lan böyle birşey! Herkes poga yapıyordu, headbang yapanlar, bağırıp çağıranlar… Konserin süpriz grubuydu kısacası Lamb Of God Tribute. Kerem‘in gitaristliği, Yusuf‘un davulculuğu, Türker’in vokalleri ve diğer grup elemanları Cem ve Mert, Volkan’ı ve beni şaşırttı. Genelde son gruplara doğru katılımcı sayısı azalırdı
Lamb Of God Tribute - Yusuf
ancak bu konserde hiç de öyle olmadı. Lamb Of God’ı Erasmuslular da dahil yüzden fazla kişi sahne önünde izledi sevgili okur. Ve konser de bu gazla sona erdi.
Konser bittikten sonra Eskirock ekibi için bu sefer bambaşka bir uğraş başladı. Sahneyi toparladık. Hesabı kitabı yaptık, ödenecek ücretleri ödedik. Ödeyemediklerimizi vade yaptık Sonra nakliye ile ekipmanları kiraladığımız yere götürüp bıraktık. Ve gece iki buçuk üç gibi kendimizi yorgun argın bir çekyata atıp uyuduk Çok dramatik oldu.
Konsere gelip bizi destekleyen onlarca arkadaşımız var ama özellikle adını vermek istediğim şu insanlara teşekkür bir borçtur: Alper, Sercan, Merve, Ender, Bilge, Ufuk, Nil, Merve, Anıl, Özge, Anıl’ın kardeşi, Ergin, Yunus.
Bu konser sadece grupların müzikalitesi ile değil pek çok yönden benim için çok değerli bir konser oldu. Bir kere en yakın müzisyen dostlarımla aynı sahneye çıkabildim Daha sonra çok sevdiğim insanlarla muhabbet etme fırsatı buldum. Murat Teğmen, Sertan Hocam, kardeşi Süheyl, Black Omen ekibi, Garmadh Serkan, Hande, Tayfun ve Emre Oduncu şimdi bir seferde hatırlayabildiklerim. Hatırlayamadıklarıma da sevgiler.
Sponsorumuz Rockamania Tişörtleri
Bu konserimizde ilk defa bilboard çalışması yaptık. 10 metrekarelik bir bilboard astık. Ayrıca ilk defa bu konserimizde Eskirock Üye Kartı‘na büyük ilgi oldu. Tüm ilgi gösteren arkadaşlarımıza teşekkürü bir borç biliriz.
O gece bize büyük destek veren Hz. Özgür Demirtaş‘a da en derin saygılarımızı iletiyorum.
NOT: Bu yazıyı önümüzdeki bir hafta içerisinde sürekli olarak güncellenecektir. Yeni videolar ve fotoğraflar eklenecektir. O yüzden ara ara kontrol etmen senin menfaatine olacaktır.
EKLEME 1: Evet, aradan bir hafta geçti ve yavaş yavaş materyaller gün ışığına çıktı. İlk olarak Hürriyet Eskişehir‘de çıkan haberimizi sunuyorum sevgili okur:
Aslında mezun da oldum. Ama şu an şu durumda Calculus II‘yi geçmek benim için çok daha onurlu ve gurur duyulacak bir durum oldu. Ben bir tabuyu yıktım. Evet, Calculus II’den geçilebiliyormuş.
Adam's Calculus
Hazırlıktayken bir gün Mertler’e gitmiştik. O zaman birinci sınıfta olan Mert’in ev arkadaşı ve kuzeni Alper‘in Calculus kitabını görerek hayatıma Calculus olgusunu sokmuş oldum. Nereden bilebilirdim ki bu ders benim tüm üniversite hayatım boyunca başımın belası olacaktı…
Birinci sınıfın ilk döneminde Calculus I dersini ilk defa aldım. Dersin ilk haftasında hayatım boyunca öğrendiğim matematiği özet geçtik. Dersin İngilizce olması, sanal sınıf denilen bence o saçma sistem falan derken dersten inanılmaz soğudum ve korktum. Dersin sıkıcılığı yetmezmiş gibi bir de cumartesi günleriydi. Dolayısı ile iyice işkenceydi bizim için. O dönemin sonunda tüm arkadaşlarım gibi ben de bu dersten kaldım.
Birinci sınıfın ikinci dönemi dersi bu sefer başka bir hoca, Ömer Hoca verdi. Bu sefer de dersleri akşam 5-7 arası koymuşlardı. Akşamın bir köründe dersten çıkıyorduk. Bu dönemde de hiç beklemediğim bir şekilde bir vizeden sıfır almıştım. Bu dönemin sonunda ben bu Calculus I dersinden yine kaldım.
O sene yaz okulu ilk yaz okulum olacaktı. Sadece Calculus I aldım. her gün okula geldik gittik o yaz. Dersi Ömer Hoca açmıştı o zaman, ama ilk vizeden sonra hoca değişince ben yine afalladım ve o yaz da kaldım. O yaza dair unutamadığım bir şey, hocanın final günü koridorun bir ucuna geçip oturması ve sınavdan çıkanlara bakmasıydı. Rezil olmuştum yine.
İkinci sınıf başlamıştı tabi dolayısıyla. İkinci sınıfın ilk dönemi yine şans eseri hiçbir dersimle çakışmadığı için Calculus I’yi yine aldım. Ama bu dönem ne oldu ne bitti hiç hatırlamıyorum, kaldım yine.
O günden sonra bir daha dönem içerisinde Calculus almamaya yemin ettim. Bu esnada Lineer Cebir ve Sayısal Yöntemler dersini geçmiştim. İkinci sınıfın yaz okulunda bu sefer yine Calculus I dersi aldım. Bu yaz okulunda Calculus I’yi Sedat Hoca verdi. Hayatımda ilk defa Calculus dersi beni bu kadar sıkmadı, boğmadı ve ben Sedat Hoca’nın tüm sınıfa hediye ettiği o üç puanın sayesinde dersi nihayet DD ile geçtim. O zaman ki mutluluğumu şu yazımda yazmıştım. Dersi nihayet 5. alışımda geçebilmiştim.
O yazdan sonra akıllanıp artık sadece yaz okullarında Calculus almaya karar verdim. Üçüncü sınıfın yaz okulunda Calculus II’yi ilk defa aldım. İlk vizeye kadar dersi bambaşka bir hoca veriyordu, Nuray Hoca. İlk vizeden nasıl oldu naptım ne ettim bilmiyorum sıfır aldığımı görünce benim moralim, adaptasyonum faan kayboldu gitti. Vizeden sonra dersi yine benim efsane hocam Sedat Hoca vermeye başladı. Her ne kadar kurtarmaya çalışsam da olmadı. Kaldım dersten sevgili okur. Şu yazımda da o zaman kaldığımda hissettiklerimi yazmışım.
Bir sonraki yaz, yani geçen yaz, yine yaz okulunda yine Calculus II alıyordum. Bu yaz okulunda dersi Nuray Hoca veriyordu. Yaz okuluna çok umutlu başlamıştım. Ara sınavdan düşük alınca epey bir depresyona girdim. Çünkü okul uzayacaktı böyle giderse. O dönem yaşadıklarımı şu yazımda ve şu yazımda anlatmışım. Sonuç malesef hüsran olmuştu ve ben yine Calculus II’den kalmıştım. Bu lanet ders hayatımı mahvediyordu, üstelik okulumu da uzatıyordu.
Bu sene ilk dönem mezun olabilmek için geriye tek dersim kaldığından sadece Calculus II dersi aldım. Ayrıca özel öğrenci olarak yüksek lisansa da yavaştan başlayabilmek adına iki ders de yüksek lisanstan almıştım. Neyse dönem başladı. Dersleri çok büyük titizlikle dikkat ediyor ve çalışıyordum. Dersi de en çok çekindiğim hoca veriyordu. Ne olduysa olmuştu ve yine ben bu dersin ilk vizesinden 13 almıştım. Bu kötü haberden kısa bir süre sonra da almayı beklediğim onur belgesini Calculus II yüzünden alamadığımı öğrenince ben yine bir depresyona girdim.
Ama bu iş artık çığrından çıkmıştı ve kontrol altına almam gerekiyordu. İkinci vizelere giremeyince rapor alıp telafi sınavına girdim. Telafi sınavı normal sınavdan farklı olarak yazılı oluyordu. Bu sınava çalıştım epey. Ama bu sefer çok kontrollü çalıştım. Sağolsun dersin asistanı Mehmet Hoca da beni epey cesaretlendirdi. Çok büyük bir heyecanla telafi sınavına girdim. Bu sınavdan 41 almıştım ve özgüvenim tavan yapmıştı. Artık yavaş yavaş bu dersi geçebileceğime inanıyordum ama hala geçen yazdan dolayı tedirgindim. Bu arada dönem içerisinde olduğumuz kısa sınavlar da fena değildi. İlk iki kısa sınavdan da 42 almıştım. Son kısa sınava ikinci vizeden aldığım notun gazıyla girdim ve tam 85 aldım! Bugüne kadar Calculus’a dair hiçbir şeyden bırak 85′i, 45′ten yukarı not alamamıştım. Bu şekilde hesaplayınca tam 20 puanım oluyordu. Hocanın geçme notu olan DD’yi de ortalama 30 civarına vereceğini hesaplıyordum. Zira sınıfın da ortalaması çok kötü idi. Bu durumda geçebilmek için %45 etkili final sınavından 25 alsam ucu ucuna yetiyordu. Korkarak ve büyük bir tedirginlikle ders çalışmaya başlamıştım. Daraldığım zamanlarda dört yıl boyunca geçtiğim zor dersleri, Diferansiyel Denklemler dersini tek seferde geçtiğimi falan düşünüyordum. Gitar çalıyor, Sabhankra dinliyordum. Sınav gecesi uyuyamadım.
Sınav sabahı titreyerek yerime oturdum. Mert‘le gözgöze geldik. Deniz‘le helalleştik ve sınav başladı. Kağıda baktım ve önce biraz afalladım. Sonra yavaş yavaş açıldım lan. 20 soru vardı. İçimden “6 tanesini çöz, mezunsun olum” diyordum. Yaklaşık bir saat bu gazla yola devam ettim. 11 soru çözmüştüm ama korkuyordum lan yanlış manlış olmasın diye. İşte o noktada da imdadıma sınava asistan olarak giren iki hocam koştu. Çok gerginleşip artık ağlamaklı olduğumu görmelerinden midir nedir, Esra Hoca önce geldi sakin ol dedi. Sonra sınav bitti artık diyerek çıkmaya yeltenince Zerrin Hoca gözleri ile oturmamı ve devam etmemi işaret etti. İyi ki de etmiş! Oturunca çözemediğim bir soruyu başka bir yöntemle çözmeyi denedim ve oldu! Ve başka bir soru daha çözdüm formülü hatırlayıp. Dolayısı ile Zerrin Hoca’nın o hareketi bana iki soru daha kazandırdı. Artık sınavın sonuna doğru kağıdımda 13 soru işaretli olarak teslim ettim. Herkesle helalleşip çıktım.
Üstte duran iki kitap benim geçen yaz ve bu dönem tuttuğum ders notlarımdan, çözdüğüm açıklamalı sorulardan, uygulama sorularından, çözümlü quiz sorularından ve notlardan çıkardığım kısa notlardan oluşmaktadır. Alttaki kitap ise dersin kendi kitabıdır.
Tam bir hafta süründüm sevgili okur. Aklımda o sınav ızdırabıyla takılmaya çalıştım. Sonra cuma günü öğlen okulda durakta beklerken Yalçın‘ın telefonundan Mert aradı ve müjdeyi verdi: Sınavda 13 sorumdan 3 tanesi yanlış olmuş, bende 50 almışım ve harf notum da CC düşmüş. Yani bir Calculus vizesinden aldığım en yüksek notu alarak Calculus II’yi geçmişim. Hem de CC ile! Bu haberi de bana üniversitedeki ilk arkadaşım, Calculus illetiyle ilk defa beni tanıştıran insan, Mert vermiş oldu. Mert’in kendisi de benimle birlikte geçmiş ve bu defteri kapatmış oldu.
Şimdi durup düşünüyorum ve bu dersleri geçme sürecinde bana en büyük yardımı dokunan arkadaşım Levent‘e; Sedat Hoca’ya (verdiği güvenden ötürü), Nuray Hoca’ya (geçen seneki yardımlarından dolayı) ve Mehmet Hoca’ya (cesaretlendirdiği için) teşekkür ederim. Ben Calculus II’yi geçtim sevgili okur.
Uzun bir yazı olacağından iki kısım halinde yayınlayacağım.
Pazar günü saat 14.50′de tren garından Elif‘siz Sabhankra‘yı almamla başladı herşey. Ertesi günün gecesinde yine aynı mekanda süper bir şekilde bitecekti.
Ankaralı misafirlerimizin sahne alamaması sebebiyle konser afişimizin de son hali bu oldu
Konserden bir gün önce Savaş Abi, Süha, Mehmet, Doğukan ve Mert olarak geldi Sabhankra. Birkaç gün önce de Çanakkaleli misafirlerimiz Blackmail gelmişti zaten. Savaş Abi’leri gardan alıp önce Barlar Sokağı‘nda Tugies‘e götürdüm. Burada daha kapının önündeyken Mert’in Estonya’dan mı nerden bir yerden getirdiği katalizör kod adlı icatla tanıştım. Bu icat size yemek borunuzun nereden geçtiğini gösteriyor. Çok acayip bir şey. Neyse, Tugies’den sonra Hera Cafe‘ye geçmek için hareket ettik ki günün süprizini yaptım gruba. Şu an askerde olan kardeşimiz Sabhankra basçısı Gürkan izin alıp gelmişti Uşak’tan. Grup ufak çaplı bir şok yaşadı Gürkan’ı da yanımıza aldık Hera’ya geçip grubun enstrümanlarını bıraktık. Daha sonra acıkan ekibi müdavimi olduğumuz Yıldız Lokantası‘na götürdüm. Burayı “başarılı” bulduklarını söylediler Yemekten sonra Hera’ya geri döndük. Hera’dayken Togay, Halil, Yunus, Volkan, Ender, Ufuk geldiler. Yağız da gelmiş yanlarında Sabhankra’yla bir alakası olmadığı halde anlayamadım. Allahalla?
Hera’da otururken gidip Süha’ya boğazı için bir pastil aldık. Bu esnada Mehmet çok yorgun olduğu için bizden ayrılıp akrabasının evine gitti. Hera’da tatlı tatlı vakit geçirirken Ankara’dan bir telefon geldi. Tuna Abi, Van Depremi‘nden ve şehitlerimizden dolayı sahneye çıkamayacaklarını ve albümlerini yayınlamayı da daha ileri bir tarihe ertelediklerini söyledi. Ancak bizim konseri erteleyebilmemiz mümkün değildi. Zira grupların yarısı zaten Eskişehir’deydi. Biz de şu şekilde düşündük, konseri ertelemek ya da iptal etmek yerine daha yararlı bir hale getirelim dedik. Böylece 222 Park ile de konuşup konserden elde edeceğimiz tüm geliri Van’daki depremzedelere bağışlamaya karar verdik. Ayrıca gruplarla da görüşüp merchandise standında satılan ürünlerin de gelirlerini bağışlamak konusunda anlaştık. Son olarak da yardım etmek isteyen herkese ulaşması için bir bağış kutusu oluşturmaya karar verdik.
Ankaralı misafirlerimiz sahneye çıkamayacağından geriye 4 grubumuz kalmıştı: Sabhankra, Baht, Garmadh ve Blackmail. Biz acilen 222 Park’a gittik Volkan, Togay ve Halil’le. Sabhankra’yı ve Hera’da kalan diğer dostlarımızı Barlar Sokağı’na çağırdık. Yine Tugies’te toplandık. Konserin yapılacağını garantiye aldıktan sonra sözleşmemizdeki ilgili maddeleri de düzeltip işin yardım konseri olduğunu da belgeye dökmüş olduk. Bu duyuruyu önce Tuna Abi sağolsun kendi profillerinden yaptı. Sonra biz de etkinlik sayfasından ve Eskirock profilinden duyurduk. Tuna Abi’ler sahneye çıkmayacağı için biletlerini iptal ettiğini söyleyen bir kaç kişi dışında Ankaralı 2 grubumuz da dahil herkes verdiğimiz kararı mantıklı buldu ve sağolsunlar bizi desteklediler. Aşağıda yaptığımız açıklama yer alıyor:
Ulkemizde son zamanlarda yasanan uzucu olaylar, tum milletimizi uzdugu gibi bizi de uzmus, moralimizi bozmustur.
Yarin yapilacak olan EskiRock Metal Fest. Vol.3. Etkinliginin gelirinin tamamini, merchandise standinda satilacak urunlerin gelirlerinin de tamamini depremzede vatandaslarimiza gonderme karari aldik. Ayni gece yardim etmek isteyen arkadaslarimiz icin de bir yardim kutusu olusturulacaktir. Bu sayede sizlerin de yapacagi yardimlar depremzedelerimize ulasacaktir.
EskiRock olarak bu konseri iptal etmek yerine bu sekilde bir yardim kampanyasina donusturmesi mantikli bulduk.
Konser kadrosunda ve siralamasinda bu sebepten dolayi olusabilecek degisiklikler daha sonra aciklanacaktir.
Tum milletimizin basi sagolsun.
Tugies’ten bir ara ayrılıp Sabhankra’yı hastası oldukları Donas‘ı yemeye götürdüm. Yine bunu da tekrardan “çok başarılı” buldular. O gece özel bir işim olduğu için saat 21.00 civarında Tugies’ten ayrıldım. Sabhankra da Togaylar’a geçti. İşimi halledip gece yarısına yakın bir saatte Togaylar’a geçtim bende. Tüm gece gülmekten karnımız ağrıdı. Gitarda perdenin ortasına nasıl basınca ne gibi sesler çıkar bunu denedik ağızla. Yağız gene şakalar yaptı. Türkiye’nin her yerinde metal konserleri nasıl yapılıyormuş bunu tartıştık. Süha gitar çaldı. Savaş abi şakalar yaptı. Gürkan kızdı
Gece Ufuklar’a geçtik Yağız ve Ender’le. Orada uyumuşum. Sabah erkenden kalkıp ayrıldım evden zira dersim vardı. Okula geldim. Okuldaki işleri yoluna koyup saat 13.00 gibi çarşıya indik Alper’le. Vakit geldiğinde ses sistemini Karakedi‘den alıp hep çalıştığımız nakliyeci abinin kamyona yükleyip 222′ye getirdik. Ben hemen kamyondan inip tren garına geldim. Zira dün Savaş abilerin geldiği trenle bugün de Elif ve Baht grubu gelecekti. Önce Elif’i gördüm. Sonra da Baht grubunu buldum. Grup halinde 222′ye doğru hareket etmeye başladık.
Baht grubunu bizzat ben davet etmiştim konsere. Bizimkiler de sağolsunlar beni kırmamışlardı. Müzikal anlamda cidden çok başarılı buluyorum kendilerini bilesiniz. Neyse, 222′ye geldiğimizde Togay’ın Sabhankra’yı getirmiş olduğunu gördüm. Böylece grubu tamamlamış olduk klavyeci de gelince. Baht bir süre sonra ayrıldı yanımızdan ve şehre geçtiler. Biz de soundcheck, sahne kurulumu falan bir sürü ıvır zıvır işle uğraşmaya başladık. Bu esnada bir takım sıkıntılar oldu. Jack eksikliği, zil sehpası eksikliği gibi. Sağolsun bizim Mehmet Akçay kendi sehpalarını getirince sıkıntı çözüldü. Blackmail grubu soundcheck almak için içeri girince iyice acıkmış olduğumdan Sabhankra’yı da alıp yine Donas’a gittim. Karnımızı doyurup mekana döndük.
Mekan yavaş yavaş dolmaya başlıyordu. Bu esnada birkaç kişi biletini iptal ettirmek için geldi. İade ettik paralarını. Saat gelip en nihayet kapıları açtığımızda artık performansları beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.
Hangi gazete olduğunu bilmiyorum. Geçen gün Saygın paylaşmış orada gördüm. Bir gazetenin Avrupa ekinde kardeşimiz Mert’in bu yaz staj için Türkiye’den Almanya‘ya gitmesinden bahsetmişler. Gazete haberinde Mert için verilen özellikler ise hayli şaşırtıcı.
Gazete bizim Mert için “bölümünde okuyan 240 öğrenci arasında not ortalaması ve İngilizcesi en iyi öğrenci” diye bahsetmiş. İnan sevgili okur, dostları olarak hepimiz inanılmaz gururlandık
Mert’te gelecek de daha büyük başarılar diliyorum. Canım kardeşim
Bu yazıyı yazmayı hiç istemiyordum aslında sevgili okur. Çok güzel bir geceydi ve bunu sadece orada olanlarla paylaşmak, hafızamda bırakmak istiyordum. Ancak sizi de seviyorum. O sebepten dolayı sadece satırbaşlarından bahsedeceğim. Bir sonraki sene bu yazıyı eğer bir Yıl Kom üyesi okursa belki faydalanabilir diye yazacağım.
Bu sene (2011) Anadolu Üniversitesi MMF, geleneksel mezuniyet balosunu Anemon Hotel‘de yaptı. Zira buradan çok iyi fiyat aldık. 55 liraya sınırsız yerli içkili bir organizasyon yaptık. Sınırsız yerli içki olunca sonlara doğru insanlar salonu emekleyerek dolaşmaya başladılar. Allahtan kimse salona kusmadı.
Saat 7′de kapılar açıldı ve insanlar gelmeye başladılar. Hocalarımız, arkadaşlarımız birer ikişer gelmeye başladı. Anemon’da Eskişehir Salonu’nda yaptık bu baloyu. Anemon’la çalışırken çok dikkatli olun, çünkü sizin verdiğiniz kişi sayısı üzerinden servis çıkarıyorlarmış. Yani oradaki görevliy sorduğumda fazladan tek bir dolma bile olmadığını söyledi. İşte o sebepten dolayı müzisyen ekibini sayıya dahil etmediğimizden sıkıntı yaşadık. Biz de dışarıdan birşeyler yaptırıp ekibe bunun parasını ödedik. İçecekleri de mekandan sağladık. Bunda da problem çıkarır gibi olsalar da hallettik.
Yemek yenirken çello çalan bir arkadaşımız da yemek müziği çaldı. Yemek müziği dediysem bildiğin klasik müzik işte. Zaten o anda çelloyla ya da kemanla ne çalsan giderdi. Bu arkadaş da aralarda Nothing Else Matters ve One‘ın başlarındaki Intro’ları çalarak fazlasıyla mutlu etti bizi.
Balo için SET grubunu ayarladık. Başlangıçtaki iki şarkıda sesin çok fazla olduğundan falan şikayet edildi. Birkaç kişi de beğenmediğini, böyle bir balo için uygun olmadığını falan söyledi. Ancak grup 3. şarkıda “Ya Mustafa” diye başlayınca birde herkes piste döküldü, böylece hocaların hemen önünde pisste onlarca kişi olduğu için bir duvar oluştu ve hocalar da sesten fazla rahatsız olmadılar. Grup bu şarkıdan hemen sonra bir mastika patlatınca zaten olay koptu gitti. Buradan SET grubuna ve Özgür Abi‘ye çok teşekkür ediyorum. Bu arada SET’in kendi programlarından farklı olarak son şarkıda Murat Abi gitara geçti, o da solakmış, Özcan Abi’de bir şarkı söyledi.
SET’ten sonra bizim Vecihi‘nin ayarladığı klarnet dabruka ekibi çıktı sahneye. Bu saatlerde millet iyice astronot olduğu için herkes birbiriyle oynuyordu. Bu arada sonlara doğru şefleri gittiğinden herhalde garson elemanlar millete içecek falan vermemeye başladılar. Bahşiş istiyorlardı herhalde. Bunlara şefinizle görüşeyim diyince bertaraf oluyorlar. Aklınızda olsun.
Ben hariç tüm YılKom ekibi
Alper acayip sarhoş oldu. Öyle böyle olmadı. Bir noktadan sonra ben daha fazla olamaz dedim. Daha çok oldu. Emre ve Turgut ama çakı gibi dimdik durdular. Gece bizim masada Dilek, erkek arkadaşı, Turgut, Emre, Merve, Selma, Alper ve tabiki ben vardım. Aslında Selma’nın masası arkadaydı ama o bizimle oturmayı tercih etti. Böyle son bir defa (Seval olmadan) tüm ekip bir arada oturmuş olduk. 4 seneyi birlikte geçirip birlikte noktalamış olduk. Gece kimseye belli etmesem de en eski arkadaşlarımdan hiç biri yoktu. Sadece Ergin ve Aygün vardı. Bu ikisiyle bol bol sarıldık, güldük, eğlendik. Ancak gözlerim hep Volkan‘ı, Savaşalp‘i ve Mert‘i aradı. Aynı masada oturacaktık gelselerdi Savaşalp ve Volkan. Ama olmadı.
Gece partinin devamında 222‘ye ücretisiz servis ayarladık. Ancak Alper iyice uçuşa geçtiğinden biz partiye gidemeden taksiye binip evlere döndük. Ancak Turgut, son bir bira içmek için 222′ye gitti. Helal olsun bu çocuğa
Yıllıklar için Burak Dijital‘le anlaştığımız için Özgür Dijital, baloya fotoğraf makinesi sokturmadı. Sokanlarınkini de içeride avladı. Ancak yine de sağolsunlar sürekli fotoğraf çekip çektiklerini de 3 liradan sattılar. O sebepten mekanda hiç fotoğraf çekemedik. İki tane fotoğraf aldım.
Aralarda güzel şeyler oldu, aklıma gelenler gelmeyenler var bir sürü. Çok şaaşaalı giyinip bence hiç güzel olmayanlar olduğu gibi, gayet sade giyinip gecenin en güzel kızlarından olanlarda vardı. Bizim Erman papyon takmış, süper de olmuştu.
O gece pek çok yüzü orada son kez gördüm. İşte bu şekilde düşününce biraz hüzünlü oluyor be sevgili okur.
Bu arada gecey katılarak bizi yalnız bırakmayan tüm hocalarıma da teşekkür ediyorum. Özellikle pistte de bizi yanlız bırakmayan Serdar Hoca‘mıza, Özlem, Hicran ve Burcu Hocalarımıza acayip teşekkür ediyorum.
Beş günlük bir zorunlu aranın ardından yine tuşlara dokunabilmek harika gerçekten. Dediğim gibi zorunlu bir ara oldu bu. Modemim arızalanmış. Sağolsun Tayfun ve Saygın eski modemlerini hediye edince bana hemen sorunumu çözdüm. Rahatladım, huzura kavuştum. Şu an kullandığım modem U.S. Robotics marka dört portlu güzel bir modem. Bu arada yeri gelmişken ebedi dostumuz Mert, Saygın ve Tayfun’la çıkıp şimdiye kadar duyduğum en orjinal ev kadrolarından birisini oluşturdu. (Diğer ikisi Volkan-Benan-Sercan ve Savaşalp-Duran-Gil-Aykut-Ayberk)
Uzak kaldığım bu süre içerisinde neler oldu neler! Mesela Calculus II‘den kaldım, ehliyet için trafik sınavına girdim, eskirock.com‘u açtık falan. Epey bir şey birikti doğal olarak.
Aklıma gelmişken artık yavaş yavaş ekim ayında yapacağımız organizasyonumuz için çalışmaya başladık. Görüşmelerimiz devam ediyor. Ortaya güzel şeyler çıkacak gibi. Şu an için grup başvurularımız devam ediyor. Detayları ilerleyen günlerde buradan ve eskirock’tan vereceğim.
İnternetsiz geçen günlerimde uzun bir aradan sonra televizyon izlemeye başladım. Ancak cidden neden televizyon izlemediğimi yeniden keşfettim bu sayede. İyi gündüz vakitleri okuldayım, lan evde olsam ne izleyecektim ben! Ancak internetin kesilmesi Prison Break izlememe engel olmadı. Evet ben bu diziyi henüz yeni izlemeye başladım Dün gece CNN Türk‘te Fazıl Say‘ın konuk olduğu BeşN BirK isimli harika programı izledim. Programın sunucusunu gerçekten seviyorum. Fazıl Say’ı da taktir ettim pek çok konuda. Ancak elbette aynı kanıda olmadığım çok konu da olmadı değil.
Bir süre önce Akif Hoca‘dan aldığım Roland marka elektronik davulu geri verdim hocaya. Ahh lan keşke bir iki hafta daha bende kalsaydı. Alet mükemmel çünkü! Param olsa düşünmeden alırım ben cidden. Hassasiyet, tonlar, malzemenin dayanıklılığı falan on numara!
İnternet başlıklı bir yazı yazınca biraz daha internetten bahsetmek gerekir diye düşünüyorum sevgili okur. Bakın buraya da yazıyorum yaşadığım yere TTNET’e alternatif olabilecek bir sistem gelsin ne bileyim kablonet ya da superonline’ın fiber optik bağlantısı gibi, direkt olarak ona geçiyorum ve Telekom’un sümüğünü çekmesini beklemiyorum artık. Harika!
Bu arada bir gelişme daha var ki pek çoğunuzun güleceğini biliyorum. Artık kelim! Yani saçlarımı sıfıra vurdum. Bir süredir aklımda vardı, iyi oldu kanımca. Rahatladı biraz beynim. Oh.
Az önce bizzat grubun bass gitaristi Gürkan Abi tarafından haber verildi süpriz bir şekilde. Daha sonra Chaos Fest’in organizatörü Murat Abi’nin de sayfasında bu haberi verdiğini gördüm. Sabhankra, 21 Şubat’ta yapılacak Chaos Fest V’te sahne alacak. Ki haber şöyle;
Self Torture grubu, vokalisti Mehmet’İn , Amerika’da yaşadığı ve Türkiye’ye girişte vize konusunda sıkıntı yaşadığı için grubun kendi ricası ile konsere çıkamayacaktır. Self Torture yerine, özellikle yoğun istek alan bir grup olan İstanbullu folk/death metal grubu SABHANKRA ,line up’a dahil olmuştur. Hayırlı olsun…
İstanbullu Sabhankra grubu,bu muhteşem kadro ile hem death metal severler,hem de Türk ezgilerinin metal müzikle muazzam uyumunu merak eden tayfa için Eskişehir’i sallamaya geliyor. Kendilerini burada büyük bir heyecanla bekleyen kemik bir kitlelerinin olduğunu da hatırlatmak gerek
Burada sözü geçen kemik kitlenin büyükçe bir kısmı ben oluyorum. Şu geceden itibaren 10 gün kaldı bu büyük olaya. Eskişehir Sabhankra Yetkili Bayisi olarak bu organizasyon için hazırlıklara başlıyorum yarından tezi yok. Çocuklar sizde hazırlayın kendinizi: Volkan, Alper, Savaş, İlker, Selma, Merve, Sercan, Koray, Burcu, Liomc, Duran, Mert, Utku (Hayırsızsın ama müzik seversin) ve daha şu anki sevincimden dolayı aklıma gelmeyen onlarca arkadaşım! Hazırlanın, biletinizi alın. Bilet çok pahalı falan da değil, bak 6-7 grup dinleyip 12.5 lira para vereceksiniz, 1 bira beleş. Para değil lan yeminle yapmayın
İlerleyen günlerde daha da detaylı olarak ulaşacağım sizlere. Öpüyorum.
Başlığı Mert’in iletisinde gördüm ve çok hoşuma gitti:)
Cumhuriyete çok daha sıkı bağlanmamız gereken bu tarihi günlerde, tüm bu rezilliklerin malesef yaşandığı ve büyük bir talihsizlik eseri tam da bizim jenerasyonumuza, bizim gençliğimize denk gelmesinin üzüntüsü ayrı bir koyarken benim tahminim bu seneki Cumhuriyet Bayramı‘nın coşkuyla kutlacağı yönündeydi. Ama bu nereden çıktığı belli olmayan domuz gribi muhabbeti ayağına okullarda bile doğru dürüst kutlanamadı. Öncesinde verilen (tamam işime geliyor ama bunun sebebini halen anlayamadım) 1 günlük 28 Ekim tatiliyle millet birleştirip 5 gün tatil yapmış oldu.
Şunu farkettim, giderek yatmaya alışmaya başladık. Yani şu son 4 – 5 senedir dini bayramların yanında artık resmi bayramlarımız da giderek önemsizleşmeye, protokol bayramı olmaya başladı. Lan acaba eskiden çocuktuk da o yüzden mi her 29 Ekimi, 23 Nisanı, 19 Mayısı iple çeker, gider stadyumda izlerdik? Ne bileyim mahalli kurtuluş günlerini bile coşkuyla kutlardık. Ve o günler okul tatil olmazdı lan. Gayet de törenden sonra ders işlerdik.
Bu bilinçli bir politika mı? Millet olarak değişiyor muyuz yoksa değiştiriliyor muyuz?
Bugün çarşıda bir yürüyüş vardı. İnsanlar Türk bayrakları almışlar yürüyorlardı, arada anlayamadıklarım da olsa sloganlar atıyorlardı. Önce katılayım bende dedim. Sonra tedirgin oldum birden. Daha sonra dikkatli bakınca yürüyüşün ilgililerce kameraya alındığını gördüm. Anlayanlar anladı. Biraz daha dikkat edince bazı yüzleri bu olayla tamamen farklı başka olaylarda da gördüğümü hatırladım. Kafamda bazı sorular belirdi, bu yürüyüşlere katılanların kaçı ne için yürüdüğünü biliyor? Yürüyenlerin kaçı gerçekten bağırıp çağırdığı şeyler için yürüyor? Böyle yürüyüşleri organize etmek, bu yürüyüşlere katılmak için illaki bir gruba mı üye olmak gerek?
Neyse o ana kadar içimdeki herşeyi kenara bırakıp bende gruba dahil oldum. Biraz yürüdüm alkışladım. Sonra koptum gruptan. Belki de gerçekten herkesin niyeti iyiydi.
Yozlaşma diyor herkes. Ama kimse kendi yozluğundan yakınmıyor. Turkcell bayisine girdim kontor almak için. Adamlar kendi aralarında dert yanıyorlardı. İşte memleket şöyle elden gidiyor, başbakan şöyle kötü böyle iyi, PKK’nın Allah belasını versin falan. Dikkat ettim, bu adamlar çarşının göbeğinde esnaflar ve cidden Türkiye’nin de iyi bir markası sonuçta. Ulan dükkanda bir tane bayrak asılı değil. Sadece onlar mı? Nereyse esnafın, mağazaların çoğu sallamış Cumhuriyet Bayramı’nı. Haa, “Bayrama özel indirim” yazılarını unutmamışlar bak haklarını yemeyeyim şimdi. Neden acaba bu markalar Ramazanlarda müslüman olur, ramazan indirimi yapar? 23 Nisanda çocuk olur çocuk indirimi yapar? 19 Mayısta genç olur? Ne bileyim kabotaj bayramında denizci olur? Anneler gününde anne olurlar?
Sizi bilmem ama bana inandırıcı, samimi gelmiyor bunlar.
Bazen diyorum ne zamana kadar böyle sürecek. Hatta bazen abartıp diyorum ki ulan biri çıksa vursa yumruğu masaya. Atatürk gibi bu gidişe bir dur dese be. Olur mu lan? Olur evet, akıl, mantık ve halkın gücü ile yapılırsa olur.
Levent Kırca’nın bu arada dağdan inenlerle ilgili yaptığı başından sonu belli olan ama yine de güzel bir skeci var izleyin.
Yaa böyle işte. Cumhuriyet’in 86. yılı da böylece kutlanıp gitti. Şimdi bir hesap yaptım, 36 yaşına geldiğimde Cumhuriyet’in 100. yılını kutlayacağız. Eğer o zamana kadar ölmezsem ve küçükken bir tarafıma top falan da çarpmadıysa çocuğum olacak muhakkak. Ona bu yazıyı okutacağım lan. Evet. Ve yazıyı başlığı ile bitiriyorum. En Büyük Bayram 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!
Yaklaşık 1 haftadır hayatımda ilk defa bir oyuna sarmış vaziyetteyim: Frets On Fire ! Kanımca 10 numara bir oyun bu. Guitar Hero ile aynı şekilde oynanıyor ama bence guitar hero’dan çok daha iyi.
Bir kere portable. Yani setupla, kurulumla falan uğraşmıyorsunuz. Ve programın tamamı sadece 35 MB (program + 3 şarkı). İnanılmaz! Guitar Hero’da bildiğim kadarıyla ya da gördüğüm kadarıyla şarkı indirip ekleyemiyorsunuz. Yani oyunda tanımlanan şarkıları çalıyorsunuz. Ama bu öyle değil. İnternetteki yüzlerce forumdan binlerce şarkı indirebilirsiniz. İsterseniz kendiniz de programın bir özelliği sayesinde şarkılar hazırlayabilirsiniz. İndirdiğiniz şarkının özelliğine göre aynı şarkıyı farklı zorluk seviyelerinde çalabilirsiniz.
Şarkı Seçiyoruz
Oyunu oynamak için F1, F2, F3, F4 ve F5 fonksiyon tuşları ile Enter’ı kullanıyorsunuz. Tavsiyem denemenizdir. Özellikle Guitar Hero oynayan arkadaşlar denesinler memnun kalacaklar.
Çalma Ekranı
Şimdi geldi sıra işin en şıkşıklı aşamasına. Aşağıdaki linke tıkladığınızda doğrudan ana sayfasından indirebiliyorsunuz oyunu.
DÜZELTME: Evet aradan epey zaman geçmiş ve linklerin çoğu hatta tamamı ölmüş. Ben de çok daha fazlasıyla birlikte yeniledim. İyi eğlenceleler. 06.01.2012