Etiket Arşivi: merve

Vega Konseri

Vega

Çarşamba gecesi 222 Park‘ta çok ilginç bir organizasyon vardı sevgili okur. Biz de bu organizasyonda Özgür Abimize destek olmak için mekanda bulunduk. Ben, Merve, Alper, Sercan, Volkan, Togay, Seval, Yağız, Ender, Halil ve Hande‘den oluşan kalabalık bir ekiptik.

Vega, benim Türk Rock grupları içerisinde dinlediğim ve müzikal duruşlarına saygı duyduğum bir gruptur sevgili okur. Karı koca çizgilerini hiç bozmamışlar maşallah üç albümdür. Tamamı olmasa da sevdiğim üç beş şarkıları da mevcuttur.

Dün saat 17.00 civarında 222 Park’a Görkem‘in yanına gittik Volkan’la. İyi ki gitmişiz, hem grubu soundcheck esnasında gördük, hem de konserin detayını öğrendik. Meğer konser internetten de fizy.com‘dan canlı yayınlanacakmış! Başlama saati de bizim bildiğimizden tam 1.5 saat önceymiş! Dolayısı ile kursa gitme işi yalan oldu benim.

Akşam saat 19.50 civarında mekana geldiğimizde grup sahneye çıkmış başlıyordu performansına. Konser kameralarla çekildiği için sahne önüne kimse gidemedi. Grup 1 saatlik bir performans sergiledi. Bütün hit parçalarını çaldı. Daha sonra kameralara el sallayıp sahneden indiler ve 15 dakikalık bir ara verdiklerini söylediler. O esnada mekanda çok az kişi vardı.

15 dakika oldu 1 saat! Tam bir saat sonra sahneye çıktılar. Gecikmeden dolayı özür dilediler. Bu sefer sahne önü doldu. Mekan da kalabalıklaşmaya başladı. Grup bu sefer yine sil baştan çalmaya başladı parçalarını. Performans olarak ilk kısım çok iyiydi. Ancak ikinci kısımda galiba Deniz sarhoştu. Şarkıları yer yer unuttu, söylemedi. Gerçi grup yine kütür kütür çaldı. Samplelar falan harikulade idi. Ama vokalin sesini duyamadık parçalarda. Üzüldük.

Konsere geç çıktıkları için zamanımız daralmıştı dolayısı ile mekandan grup sahneden inmeden ayrıldık. Zaten bizden sonra da 3 şarkı çalıp onlar da inmişler. Sonuç olarak sevdiğim Vega şarkılarını canlı olarak dinleme fırsatı bulduğum için mutluyum sevgili okur. Güzel bir akşamdı.

DÇK – 3′ü 1 Arada Teknik Gezisi

Cumartesi saban 9′da Yunus Emre Kampüsü aşağı kapısında toplandık sevgili okur. Yaklaşık 17 kişi kadardık. Her gezide olduğu gibi bu gezide de ön kayıt yaptırıp gelmeyen kişiler oldu. Bu duruma artık alıştığımızdan fazla da ses etmedik. Sadece bu sene yapacağımız diğer şehir dışı teknik geziler için kontenjan haklarını kaybettiler bu şekilde yapanlar.

İçme Suyu Arıtma Tesisi

Yeterli sayıya ulaşıp hareket ettik. İlk durağımız ESKİ İçme Suyu Arıtma Tesisi‘ne gittik. Burada önce yanımızda bir hoca olmadığını gören bir inşaat mühendisi bize sorular sordu, 4.5 sene okuyup mezun olduğum bölümümü neden seçtiğimi sordu, yüzeysel su kaynaklarının doğrudan içme suyu olarak kullanıldığı durumlar var mıdır diye sordu. Porsuk‘taki problemin azot olduğunu söylediğimde, itiraz etti. Nitrit, nitrat, amonyak var, dedi. Evet, dedim bende.

Neyse, sonra tesisi gezmeye başladık. Önce su alma yapısını gördük. Geziye katılan arkadaşlar, evlerinde musluktan akan suyun kaynağının ne olduğunu anladıklarında yüzlerinde bir tebessüm oluştu. Sağolsun, bizi gezdiren görevli elinden geldiğince tüm detayıyla akış sistemini bize anlattı. Ben de aralara küçük eklemeler yaptım.

Bu esnada Regülatör‘ün yanında olduğumuzdan aklımda sürekli piknik yapmak vardı. Süper güneşli bir gündü ve az sonra da Volkan‘dan mesaj geldi pikniğe gidelim diye. İçim gitti ama olmadı malesef.

Tıbbi Atık Sterilizasyon Tesisi

Daha sonra toparlanıp bu sefer de Seyitgazi Yolu üzerinde yer alan Tıbbi Atık Sterilizasyon Tesisi‘ne gittik. Ancak burada bizi bir süpriz bekliyordu. Belediyeden izin almıştık ancak belediye tesise bunu bildirmeyi unutmuştu. Adamlar da cumartesi günü diye bakıma girmişlerdi. Önce bir şaşırdılar falan telefon görüşmeleri yapıldı ve nihayet tesise girdik.

Tesis kapladığı alan olarak küçük olmasına rağmen yaptığı hizmet ile birkaç ile (Ankara, Eskişehir, Bilecik gibi) hizmet ediyordu. Bizi önce görevli Çevre Mühendisi karşıladı sağolsun. Tesisle ilgili teknik ve mevzuat bilgilerini aktardı. Daha sonra tesisin sahibi Reha Bey geldi. Bir kez de o, tüm detayları ve püf noktaları ile akış şemasını bize anlattı. Daha sonra aşağı inip cihazı yakından inceledik. İtalyan patentli bu cihazın bir benzeri daha yokmuş. Sterilizasyon için gerekli ısıyı parçalayacı bıçağın oluşturduğu ısıdan elde ediyormuş. Dolayısı ile çıkan ürünün de yapısı çok daha stabil oluyormuş. Ayrıca kalorifik değeri de tavanlardaymış.

Reha Bey farklı tarzı ve samimi yaklaşımı ile bizleri kendisine hayran bıraktı. Bu tesisten ayrılıp şehir içinde Atatürk Lisesi civarında bir yemek molası verdik. Burada Eskişehir’in en lezzetli ve ucuz tavuk dönerini yapan yeri keşfettim. Yemek yedikten sonra Odunpazarı Evleri‘ne doğru yürüdüm biraz. Ev hanımlarının ürettiği ürünleri sattığı küçük bir pazar vardı. (Tüm yakın arkadaşlarım bu ara akıllı telefonlar aldılar.) Merve‘ye bir telefon kılıfı alayım dedim hediye. Güzel birşey buldum aldım. Ancak Alper‘e göre birşey göremedim. Kadınlar yaptığı için hep kedili, kuşlu, orangutanlı desenler vardı kılıfların üzerinde, bayanlara göreydi hepsi.

Neyse, buradan yine toparlanıp ESKİ Atıksu Arıtma Tesisi‘ne gittik bu seferde. Tesise geldiğimizde tıpkı Resident Evil filmindeki gibi bomboş bir bina ile karşılaştık. Koridorda bağırıp çağırdık ama kimse çıkmadı. Muhtemelen herkes zombiye dönüştü derken uzaktan gelen ve bize birazdan tesisi gezdirecek olan Makine Mühendisi’ni gördük. Hemen sonra da bir kimyacı bayan bize dahil oldu ve geziye başladık.

Atıksu Arıtma Tesisi

Eskişehir’in tüm pisliğini gördük bu tesiste de. Kaba ve ince ızgaralardan çıkanlar şehrimizin kültürünü, genç nüfusunu yansıtıyordu adeta :) Daha önce buraya da gittiğimden yine görevlilerin anlattıklarına küçücük minicik ilaveler yapmaya çalıştım yakınımdakilere. Bu şekilde gezdik tesisi. Gezinin en sonunda sayımızın az olmasının verdiği avantajla 25 metre yüksekliğindeki anaerobik tankların tepesine çıktık asansörle. Buradan tüm ovayı izlediki Eskişehir’imize baktık. Yüzlerce kare fotoğraf çektirdi arkadaşlar :)

İyice yorulmuş bir halde aşağı indik. Tam gitmeye hazırlanırken şoförümüz bize minibüsün bozulduğunu söyledi :) Birkaç metre itmeye çalıştık ama yemedi koca minibüs. Bunun üzerine tesisin traktörlerinden biri minübüsü çekti ve bu sayede aküden bağımsız çalışabildi araç. Hemen doluşup eve doğru yola çıktık. Saat 15.45 civarında sabah başladığımız noktada bitti yolculuğumuz.

Katılan herkese çok kulübümüz adına teşekkür edip bu isimleri doğrudan  şehirdışı gezilerine yazdım bile :) Aynı ekiple bir aksilik olmazsa güney illerimizden birine Teknik Gezi’ye gideceğiz mayıs sonu gibi :)

Eskirock Metal Fest Vol. IV ‘ün Ardından

Pazar gününün yorgunluğunu üzerimden anca atabildim ve sanırım artık Pazartesi günü 222 Park‘ta gerçekleştirdiğimiz Eskirock Metal Fest. Vol. IV ile ilgili değerlendirme yazımı yazabilirim.

Pazartesi günü ilk iş olarak Merve‘yi tren garından aldık Volkan‘la. Onu evine bırakıp, bir süre önce sponsorumuz ROCKAMANIA tişörtlerinin yollamış olduğu hediye tişörtleri aldık. Daha sonra Halil‘i evinden almak üzere yola çıktık. Halil’i de alıp Karakedi Stüdyosu‘una gittik ses sistemini almak için.

Rockamania Tişörtleri

Bu esnada Togay‘la da konuştum. Bir önceki gece İstanbul’da sahne alıp sabah 07.00′de Eskişehir’e geldiği için tüm kafile yorgunluktan ölmek üzereydi. Dolayısı ile Togay’a iyice dinlendikten sonra gelmesini söyledik.

Ses sistemini mekana taşıdık. Daha sonra Alper ve Volkan, Togay’ın ve Ufuk‘un evinde geceyi geçiren misafirlerimizi almak üzere gittiler. Bu esnada ben de 222′de davulu kurdum. Tonmaister ile birlikte sistemi hazırladık. En baştan teşekkür edeyim, Mehmet Akçay‘ın zil sehpalarını ve twin pedalını kullandık konserde. Sağolsun yardımını esirgemedi.

Mekanı hazırladıktan sonra, artık beklemeye başlamıştık. Derken Mary Jane Hits grubundan arkadaşlar geldiler önce. Sonra İzmir ekibinin tamamı geldi. Uzun süredir görmediğim Hande ile hasret giderdik :) Sonradan Tayfun falan da geldi.

Bu konserin süprizi In Flames Tribute grubu olacaktı. Kimseye duyurmadık ama bu grup aslında bizdik. Bu konserin bizim için özel bir anlamı olduğundan o gün sahneye çıkacak her grubun vokalistinden bizim için bir şarkı söylemesini rica ettik. Sağolsun onlar da kırmadılar. Ses kontrolleri In Flames Tribute ile yaptık. Herşey bittiğinde saat 18.30 civarındaydı ve biz de beklemeye başladık.

Kapı açıldı. İlk etapta gelen seyirci sayısı saatin erken olması sebebiyle biraz az oldu. Ancak bu sayı konserin sonlarına doğru artacak hatta son grup sahnedeyken dahi bilet alıp giriş yapan katılımcılar olacaktı.

İlk grup olarak sahneye duyurduğumuzdan 20 dakika daha geç çıktık. Bu erteleme konser sonuna yaklaşık 45 dakika olarak etki etti. Sahneye çıktık. Beş şarkı çalacaktık. Her biri de In Flames’in en bilinen parçalarıydı. Dediğim gibi diğer gruplardan farklı olarak sadece bu konser için kurulan bir grup olduğumuz için, hatta grup bile olmadığımız için eğlenceye odaklandık. İlk önce maskelerle çıkalım dedik, sonradan vazgeçtik. Neyse sahneye çıktık ve Lamb Of God Tribute grubunun vokali Türker bize eşlik etti ilk şarkıda: Dead Eternity. Türker’den sonra sahneye The Trusted‘tan Tayfun ve Fire and Forget‘ten Hande çıktı. Gyroscope‘u çaldık bu sefer de :) İşin ilginç tarafı o gün Türker hariç hiçbir vokalle konser öncesinde çalışamamıştık başka şehirde olduklarından. Biz albüm versiyonları çaldığımız için sorun olmadı vokallere de. Gyroscope bittikten sonra sıra Episode 666‘ya geldi ki çaldıklarımız içinde en sevdiğim parça da buydu sevgili okur. Bu parçayı da ağırlıklı olarak Tayfun söyledi Hande ile birlikte. Episode’dan sonra da son parçamız olan Only For The Weak‘e geldi sıra. Yağızhan’ın en sevdiği parça buydu. Bu parçayı da Mary Jane Hits’in vokali ile birlikte söyledik. Yağız’a bakamadım ama Togay’ın çılgınlar gibi kafa salladığını gördüm, acayip gaza geldim oturduğum yerde sevgili okur. Son parça bittikten sonra İzmirliler “Göztepe Göztepe” diye bir sevinç gösterisinde bulundular :)

Black Omen

Bizden sonra sıra Black Omen‘a gelmişti. Çıkmak üzere olan bir albüm, bir demo ve iki bandrollü albüm ile diskografisi ve kalitesi gayet üst düzey bir gruptur Black Omen. Melodik Black Metal yapan ülkemizin sayılı gruplarındandır. Black Omen sahnede hem önceki iki albümden hem de yeni albümden parçalar çaldı. Eskilerden olmazsa olmazlar Black Candle, Gate Of Darkness ve When The Sun Rises‘da sahne önündeydim. Ancak Loki‘yi çalmadılar üzüldüm epey. Tüm grup hem sahne kostümleri hem de performansları ile epey alkış topladı. Bu arada vokal Karahan Abi, tüm

Uçan Onur

Eskirock Metal Fest.’lerde sahneye çıkan ilk tek müzisyen olma sıfatını devam ettirdi :) İlk konserde Garmadh‘la, ikinci konserde Truck‘la, üçüncü konserde yine Garmadh’la ve son konserde de Black Omen ile sahne aldı. Desteği için teşekkür ediyorum. Reha, Serkan ve Murat Teğmenim ile birlikte sahne önündeydik hep. Bu üç arkadaşıma da teşekkür ediyorum. Murat Teğmenim demişken, A’khulion‘un vokalisti Murat kardeşimiz askerden dönmüş ve ilk iş olarak da bizim konserimize gelmişti.

Reha, Serkan, Murat, Ben

Tolga ve Ben

Black Omen’dan sonra İzmirli dostlarımız The Trusted sahne aldı. Bu grupta Tayfun gitar çalıyordu aynı zaman da Fire and Forget’te de bass çalıyordu. In Flames’te de iki şarkı da vokal yapınca gecenin en çok sahnede kalan elemanı da Tayfun olmuş oldu :) Grup İzmir’den gelmiş olmasına rağmen sahne önü boş değildi. İzmirlilerin de birbirine desteğini görmeliydin sevgili okur :)

Fire and Forget

Trusted’tan sonra canımız ciğerimiz, her bir üyesi kardeşimiz olan Fire and Forget‘imiz sahne aldı. Böylece topluluğumuz bünyesindeki her grubumuz da festivallerimizde ikişer defa sahne almış oldu. Fire and Forget’i koşuşturmacadan dolayı ancak performansının sonlarına doğru izleyebildim. Ama en sevdiğim iki şarkıları en sona kaldığı için de kaçırmamış oldum. Togaykardeşimle bakışarak kesişerek

Togay Çalıkoğlu

karşılıklı sevgi gösterilerinde bulunarak son şarkılarını da bitirdik ve sahneden indiler. Yağızhan‘ın ciddi biçimde gaza getirici olarak sallandığı bir performans oldu. Mehmet çok iyi çaldı. Togay’ın upuzun saçları yerleri falan süpürdü bir ara! Bence Fire and Forget, tarzında öncü gruplardan biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor sevgili okur. Bunu birkaç sene içerisinde göreceğimizden eminim.

Hair Metal!

Bu arada içerideki kalabalık da artmaya başlamıştı. Sahneye yine İzmir’den gelen Mary Jane Hits grubu çıktı. Groove metal yapan bu grubun Eskişehir’deki ilk konseriydi. O esnada dışarı da olduğumdan performanslarını izleyemedim. Ancak tepkiler gayet olumluydu.

Lamb Of God Tribute

Şimdi bu paragrafa da bir itiraf ile başlayayım. Konserin son grubu Lamb Of God Tribute’du. Bu gruptan beklentimiz vardı, vardı ancak şok edecek kadar değildi sevgili okur. Saat 00.10 civarında Lamb Of God Tribute sahneye çıktı ve dışarıdan içeri geldiğimde gözlerime inanamadım! İnsanlar sahne önünü tıka basa dolmuştu ve tüm salon gruba eşlik ediyordu! Olamazdı lan böyle birşey! Herkes poga yapıyordu, headbang yapanlar, bağırıp çağıranlar… Konserin süpriz grubuydu kısacası Lamb Of God Tribute. Kerem‘in gitaristliği, Yusuf‘un davulculuğu, Türker’in vokalleri ve diğer grup elemanları Cem ve Mert, Volkan’ı ve beni şaşırttı. Genelde son gruplara doğru katılımcı sayısı azalırdı

Lamb Of God Tribute - Yusuf

ancak bu konserde hiç de öyle olmadı. Lamb Of God’ı Erasmuslular da dahil yüzden fazla kişi sahne önünde izledi sevgili okur. Ve konser de bu gazla sona erdi.


Konser bittikten sonra Eskirock ekibi için bu sefer bambaşka bir uğraş başladı. Sahneyi toparladık. Hesabı kitabı yaptık, ödenecek ücretleri ödedik. Ödeyemediklerimizi vade yaptık :) Sonra nakliye ile ekipmanları kiraladığımız yere götürüp bıraktık. Ve gece iki buçuk üç gibi kendimizi yorgun argın bir çekyata atıp uyuduk :) Çok dramatik oldu.

Konsere gelip bizi destekleyen onlarca arkadaşımız var ama özellikle adını vermek istediğim şu insanlara teşekkür bir borçtur: Alper, Sercan, Merve, Ender, Bilge, Ufuk, Nil, Merve, Anıl, Özge, Anıl’ın kardeşi, Ergin, Yunus.

Bu konser sadece grupların müzikalitesi ile değil pek çok yönden benim için çok değerli bir konser oldu. Bir kere en yakın müzisyen dostlarımla aynı sahneye çıkabildim :) Daha sonra çok sevdiğim insanlarla muhabbet etme fırsatı buldum. Murat Teğmen, Sertan Hocam, kardeşi Süheyl, Black Omen ekibi, Garmadh Serkan, Hande, Tayfun ve Emre Oduncu şimdi bir seferde hatırlayabildiklerim. Hatırlayamadıklarıma  da sevgiler.

Sponsorumuz Rockamania Tişörtleri

Bu konserimizde ilk defa bilboard çalışması yaptık. 10 metrekarelik bir bilboard astık. Ayrıca ilk defa bu konserimizde Eskirock Üye Kartı‘na büyük ilgi oldu. Tüm ilgi gösteren arkadaşlarımıza teşekkürü bir borç biliriz.

O gece bize büyük destek veren Hz. Özgür Demirtaş‘a da en derin saygılarımızı iletiyorum.

Sahneye çıkan grupların profilleri:

NOT: Bu yazıyı önümüzdeki bir hafta içerisinde sürekli olarak güncellenecektir. Yeni videolar ve fotoğraflar eklenecektir. O yüzden ara ara kontrol etmen senin menfaatine olacaktır.

EKLEME 1: Evet, aradan bir hafta geçti ve yavaş yavaş materyaller gün ışığına çıktı. İlk olarak Hürriyet Eskişehir‘de çıkan haberimizi sunuyorum sevgili okur:

Metalle Sallandı

Fire and Forget – Good Morning Baghdat (Live):

In Flames Tribute Project Live:

Aylar Sonra İlk Defa

Dün aylar sonra ilk kez ağzımda çilek tadı hissettim. Güzel bir andı, sonra o tat yavaş yavaş kayboldu.

Perşembe günü annem ameliyat oldu sevgili okur. Burnunda nefes almasını zorlaştıran bir et parçası varmış. Aynı gün sabah 07.30′da hastaneye gitti. Tam 5 saat sonra saat 12.30 civarında ameliyata girdi. O akşam hastanede kaldı. Ancak çok kötü olmuş durumu. Tansiyonu falan düşmüş,çok şiddetli baş ağrısı yaşamış. Cuma sabahı eve geldi. Şu anda da iyi durumu. Lan annem olmadan ev ne kadar sıkıcı oluyormuş sevgili okur. Annemizin değerini bilelim.

Dün gece rüyamda çok acayip bir şey gördüm. Aylardır rüyamda görmüyordum. O yüzden sabah uyanınca içim bir garip oldu. Lanetmi etsem nasıl ağlasam? Uyanınca içim bir cız etti, öff ulan dedim.

Bugün de Volkan ve Halil‘le konserden önceki son rötuşları attık. Artık 222 Park‘ın yanında tam 10 metrekarelik bir afişimiz var! Ufuk, Nil ve Nil’in ev arkadaşı Merve ile buluştuk. Buluşmadık aslında, yanlarına gittik. Biraz oturdum. Şakalar yaptık birbirimize. Bugün şakacılığımız üzerimizdeydi :)

Yarın evde olurum muhtemelen. Pazartesi günü konser var. Salı günü de manavlara bakıp çilek arayacağım. İnşallah bulurum.

Güneş Gözlüğüm

 

Yirmi beş yıllık insanlık tarihimde nihayet ben de bir güneş gözlüğü aldım sevgili okur. Geçen yaz yaşadığım o göz sulanmalarını ve kaşıntılarını bu yaz yaşamamak için biraz da Merve‘nin ve Sercan‘ın gazıyla ve hatta yer yer Alper‘i de kıskanarak kendime bir güneş gözlüğü aldım. Daha önce ihtiyaç duymadım ama anlaşılan gözlerim hassaslaşıyor.

Espark‘ta Atasun Optik diye bir yer var. Burası galiba fiyat ve kalite olarak da iyi bir yer ki epey adını da duymaya başladım bu son zamanlarda. Neyse girdik buraya. Dükkanda en baştan en sona sırasıyla ucuzdan kazığa doğru gözlükler sıralanmış.

Şimdi benim kafa yapım büyük ve yuvarlak olduğu için taktığım gözlükler de karpuza gözlük takılmış gibi durur genelde. Camları büyük olunca ya da küçük olunca sırıtır yüzümde. Bir de bu gözlüğün orta kısmı nedendir bilmiyorum benin alnıma denk geliyor. Yani burnumun çatısında durması gereken yer alnıma değince de komik oluyor haliyle. Ben önce satıcı hanıma bu durumu anlattım, o da satıcılığın veridiği rutinlikle “tüm müşterilerimiz aynı şeyi söylüyor” dedi. Ancak ne kadar haklı çıkacağımı dakikalar sonra anlayacaktı.

En baştan denemeye başladık gözlükleri. Yok ulan bir tane yakışmıyor! En baştaki sıradan bir gözlük fena değil gibi geldi gözüme onu elimize aldık ve sona doğru ilerleyemeye başladık. Geldik, geldik, geldik. Satıcı kız da artık ben taktıkça gülüyor, bazen zor tutuyordu kendini. Aralardan bir iki tane daha gözlük çıktı ama hepsi ya çerçeveleri çok komikti ya da alnıma değiyordu. En son bir RayBan’den bir model uydu suratıma. Ancak bunun da camları kahverengi idi. ben siyah renk istediğim için bunu da almadım.

En baştan beri elimde gezdirdiğim gözlük böylece benim güneş gözlüğüm oldu. 69 liraya beklediğimin ve ayırdığım paranın çok altında bir gözlük alınca mutlu oldum. Üstelik iki yıl da garanti veriyor. Hele ki eve gelince bizimkiler de beğenince epey bir mutlu oldum. Hele hele bir de laboratuvardakiler de beğenince dört köşe oldum.

Şimdi siz hepiniz, benim bu yazıyı güneş gözlüğümle çektirdiğim bir fotoğrafla süslememi bekliyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Ama en azından gözlüğün bir fotosunu koyayım da Volkan görsün.

Fakir.

 

Bilim Etiği Kitaplarım

 

Bugün 8 Mart sevgili okur. Yazıya başlamadan önce tüm kadınlarımızın bu temsili gününü kutlarım. En azından 8 Mart günü kadınların şiddet görmediği bir dünyayı da çok samimi olarak arzu ediyorum. Hayvanlığı bırakın lan dünya insanları, kadına ve çocuklara şiddet uygulamaktan vazgeçin.

Bilim Etiği ve Jules Verne

Neyse, geleyim yazının asıl konusuna. Bu sene yüksek lisansın zorunlu derslerinden olan ve her dönem açıldığı için mezun olmadan önce zaman kısıtlaması olmadan almak zorunda olduğumuz bir ders olan Bilim Etiği dersini aldım sevgili okur. Bu dersin bir geçme harf notu vs. olmasına rağmen, not olarak ortamalaya katılmıyor, bu yönüyle de garip bir ders.

Neyse, geçen hafta derse gittiğimi şu yazımı okuyanlar hatırlayacaktır. Geçen haftadan hocamızın okunacak kitaplar listesinde belirttiği kitapları tedarik etmekle geçti bu haftam.

Bu hafta başında önceliği olan tüm kitapları da temin ettim. Önce Adalar‘daki İnsancıl Kitabevi‘ne gittim. Orada hocanın listeye yazdığı hiç bir kitabı bulamadım. Ancak Jules Verne‘nin Meteor Avı‘nı görünce dayanamayıp aldım. Dediğim gibi bu kitabın dersle bir alakası yok. Bu kitabı taaa yıllar önce yazdığım şu yazımda belirttiğim Jules Verne hayranlığımdan dolayı aldım. (Bu arada o yazı da bloga yazdığım ilk yazılardandır.)

Adalar’da avcumu yaladıktan sonra Reşadiye Camii karşısındaki ucuz dönercilerin tam arasındaki küçük bir dükkan olan Bilim Teknik Kitabevi‘ne gittim. Burada George Basalla‘nın “Teknolojinin Evrimi” isimli kitabını buldum ve aldım.

Ertesi gün geçen dönem bu dersi alan Alper ve Merve‘den de yine ders kapsamında ilerleyen haftalarda kullanacağımız David Resnik‘in “Bilim Etiği” kitabını aldım. Bu kitabın asıl sahibi Nesimi Hocama da sevgiler.

Son olarak Carl Sagan‘ın “Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı” isimli kitabını Ankara’dan Emre Abi yolladı. Kendisi de bizim bölümden mezundur ve benimle birlikte aynı dersi alıyor. Zaten sınıfta üç çevre mühendisi varız: ben, Emre Abi ve Gonca.

Şimdi bu kitaplardan Carl Sagan’ın kitabı biraz öyküleştirilerek yazılmış. Dolayısı ile okunması rahat oluyor. Kitabın yazarı, Önsöz ve Sunuş’ta belirtildiğine göre dünyada bu konudaki en değerli bilim insanlarından birisiymiş. 450 sayfalık bu tuğlayı kaç günde okurum bilmiyorum. Ama şu an için fena gitmiyor :) Yazar size sorular soruyor, örnekler veriyor, sizi de yanına alıp yanlışı göstermeye ya da sizin aklınızda yanlış olanın ne olduğunu sordurmaya çalışıyor. Başarılı.

Teknolojinin Evrimi ise daha çok bir makale tadında kaleme alınmış. Altbaşlıklar yine kendi içerisinde başlıklara ayrılmış ve diğer kitaptan farklı olarak yer yer görsellerle desteklenmiş. Hızlıca göz attığım bu kitapda yazar anladığım kadarıyla durumu anlatıp yorumu okuyucuya bırakmış. Kitap 300 sayfa.

Bu kitaplardan David Resnik’in Bilim Etiği kitabı hariç hepsi Tübitak Popüler Bilim Kitapları serisinden çıkmış kitaplar. Dolayısı ile fiyatları da uçuk değil. Bakalım bu dönem bu dersin sonunda bu kitaplar bana ne katacak sevgili okur. Merakla bekliyorum.

 

KPSS Denemesi

KPSS'ye giren kızlar

Bugün bir KPSS denemesine girdim sevgili okur. Çok kötü geçti. Yani konu olarak çok eksiğim var, bir de süre sıkıntım var. Mesela 11 Vatandaşlık sorusundan sadece 4 tane yapabildim. Çok canım sıkıldı. Sonuçlarıma baktım, muhtemelen bir önceki denemede aldığıma yakın bir puan alacağım.

Kim bu Erol Kuru diyenler için (Erol Kuru, Mesut Kuru, Alper Kuru)

Deneme sınavından çıktım ve önce bir kahvaltı yaptık Mervelerde. Sonra da bizimkilerle buluştum Hera‘da. Diğer günlerden farklı olarak bugün bize süpersonik insan Erol Kuru da katıldı. Kendisini Bankamatik’de hiç parasının kalmadığını gördükten hemen sonra gördüm. Aldım yanıma Hera’ya getirdim. Bu arada Halil‘le Yunus birlikte eve çıkıyorlarmış. İş güç konuşup dağıldık.

Togay‘la birlikte 222 Park‘a uğrayıp küçük bir işi hallettik. Daha sonra da gidip Özbesin Market’ten marulla maydanoz aldım. Yarın evde kısır yapacağım sevgili okur. Marul maydanozdan sonra Volkan ve Mehmet Akçay‘la Kahve Dünyası‘nda buluştum. Bizimkilerden bir kadro yine buradaydı :) Mehmet’le de sağolsun konuşup anlaştıktan sonra atladım dolmuşa eve geldim. Oh, bir rahatladım bir rahatladım ki sorma.

Yarın çok işlerim var. Dolayısı ile bu gece birkaç dizi izleyip yatacağım sevgili okur.

Kızıl saçlı kadınların %95'i güzeldir

Bu arada sırf yolda muhabbeti açıldı, aklıma geldi diye yazıyorum. Yeni doğmuş bir bebeğe insanları renklerle anlatmak istesem hangi renkleri seçerdim diye düşündüm. Kadınları kırmızı ile, çok güzel kadınları kızıl ile, erkekleri gri ile ve çocukları da beyaz ile anlatırdım herhalde. Yani bu renkleri seçerdim. Aklıma ilk gelenler bunlar oluyor. Kadın güzelliği nedense ben de kızıl ile kodlu. Çocuklar da beyaz.

Bugünün tek kârı Alper‘den hacıladığım silgi oldu bu arada. Bir de az önce Ergin‘in yolladığı şu harika şarkı var.

Su Sebiliyle Mutlu Olmak

 

Cuma günü Alper‘e ve kendime BİM‘den 8 liraya aldığım su sebili sayesinde tüm günüm çok güzel geçti sevgili okur. Birkaç gün önce yaşadığım o moral bozukluğunun etkisi geçiyor sanki :)

Sabah gidip BİM’den iki tane sebili alıp, durağa geri döndüm. İki dakika beklemiştim ki otobüs hemen geldi. Hızla okula geldim, o canım laboratuvarıma, o mutlu mesut iş yerime kavuştum. Bir gün önce yaptığımız alışverişin tüm detaylarını sağolsun benden öncekiler masalara dizmişlerdi. Kahveler, top top kağıtlar, kalemler, kokulu silgiler, tüylü kalemlikler, bonibonlar ve daha yüzlercesi…

Öğlene doğru yerimizde duramayıp, laboratuvarda bir temizlik yapmaya karar verdik. En aşağı 4-5 çöp torbası atılacak malzeme çıkardık. Eski numuneler, kokuşmuş pancarlar, gereksiz kağıtlar gibi her türden atığı tobalara doldurup uzaklaştırdık. Sonra Merve, Şevkiye ve Betül‘ün ileri ev dekorasyon deneyimlerinden faydalanıp çalışma ortamımıza yeni bir bakış açısı getirdik. Özellikle adını bile söyleyemediğim Mançois François gibi bir ev dekorasyon dergisini sürekli takip eden Betül’ü ikna etmek çok zordu ama oldu :) Bu arada Betül’e sakar dedim, sonra asıl sakarın ben olduğum ortaya çıktı ama buna fazla değinmek istemiyorum.

Öğleden sonra Eğitim Bilimleri Enstitüsü‘ne gittim. Geçen hafta giremediğimiz Bilim Etiği dersi bu hafta başlıyordu. Neyse, gittik, koskoca fakültenin bir köşesine saklanmış olan sınıfı bulduk ve ders başladı. Çevre Mühendisliği‘nden üç arkadaş vardık. Diğer arkadaşlarımız çeşitli branşlardan öğretmenlerdi. Özgür Hocamızın bende bıraktığı ilk izlenim gayet başarılı idi ve kanımca bu sene bu ders epey eğlenceli geçecek sevgili okur.

Bilim Etiği’nin beklediğimden iyi geçmesi ve sabah aldığım su sebili sayesinde moralim tavan yapmıştı. Su sebili çok önemli ve gerekli bir icattır. Mesela bizim evde beş kişi yaşıyoruz. O yüzden sürahiler sürekli boştur. Hele gece kalktığın zaman damacanı kaldır, sürahiye su doldur, onu bardağa aktar, iç, geri yat, sonra kalk, açık unuttuğun balkon ışığı söndür derken sabaha kadar o vakit boşa gider ya, bu bana ölüm gibi gelir sevgili okur. İşte su sebili bu sıkıntılara son verecek. Hem benim istediğim o iki üç tane musluğu olup yok sıcak, yok soğuk su verenlerden de değildi. Bana su versin yeterdi. Ve öyle oldu şimdiki sebilim.

Neyse, Bilim Etiği’nden sonra çarşıya geldim. Yağız, Ender ve Togay‘la stüdyoya girdik ayıptır söylemesi. Çok iyi çalmadım belki ama inanılmaz keyifli bir stüdyo oldu. Benim moral yine tavan yaptı.

Stüdyodan sonra KPSS kursuna geldim. Bir saat Vatandaşlık, iki saat matematik dersinden sonra yorgun argın eve geldim, yolda Selma ile mesajlaştık. Günler sonra ilk defa bu kadar mutluydum. Mutlu mutlu uyudum.

 

Bugün Aksilikler Günüydü

 

Bugün çok aksilik oldu sevgili okur. Önce laboratuvardaki hassas terazi bozuldu. Sonra gittik baktık bozulmamış. Açtık kapattık düzeldi alet. Standart kütle ile ölçüm yaptım, çok iyi bir sonuç verdi. Dün aleti temizlerken üstündeki tablasını düşürmüştüm masaya, sonra taktım herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Ölçümlerimi yaptım, tüplerimi falan hazırladım. Bu sabah Betüller açmaya çalışmışlar teraziyi, açılmamış, saçmalamış falan. Sonra Alper‘le baktık, ölçümde falan bir sorun yok. Zaten daha sonra hem standart kütle ile hem de Semra Hoca ile olan konuşmamız bir sıkıntı olmadığını teyit etti bana. Hayır aletin parası pulu sıkıntı, bir de inanılmaz zaman kaybı yaratacaktı. Allahtan olmadı öyle birşey. Ama bundan kaynaklı moral bozukluğum gün boyu devam etti. Hocamız ezelden beri çok kral olduğundan, en ufak bir tepki göstermedi bana. Kızsaydı falan herhalde 9 ml nitrik asit çözeltisini içerdim.

Bir diğer aksilik de Alper’in maaş kağıdında çıktı. Alper İtalya’dayken ki Alper İtalya’ya benim kadar sık sık gidip gelmez, bunun maaş kağıdını ben hazırlamıştım. Şimdi en hata yapılmayacak bir yerde ne olmuş nasıl olmuşsa hata yapmışım. Dolayısı ile Alper’in ve diğer herkesin maaşı gecikti. Zaten iki hafta geciken maaş bir de böyle gecikti. O da acayip canımı sıktı.

Şimdi sevgili okur, gördüğün üzere hatalar yapıyoruz. Hatalardan ders çıkarıyor muyuz? Evet. Mesela bu hassas terazi ile ilgili çok radikal kararlar almayı teklif edeceğim iş arkadaşlarıma. Ayrıca Alper’e de yine bir ufak hediye mediye artık Allah ne verirse birşeyler alırım.

Sabah çok komik bir şey oldu bu arada. Uygulamalı Matematik dersinde sınıf birbirinden habersiz olarak iki parçaya bölünüp zemin kattaki ve 1. kattaki amfilerde beklemeye başladık. Alper aşağıdan bana, nerdesin, diye mesaj attı. Ben de, dersteyim, dedim. O da, lan ben de dersteyim nasıl oluyor, dedi. Meğer hoca alt katta insanları görünce direk girip orada başlamış derse. Sonra herkes üst kata bizim olduğumuz sınıfa çıktı. Hoca da derse yeniden başladı.

Bu ara biraz psikolojik olarak gergin olduğumun farkına vardım bugün. Sercan‘la epey konuştuk, Merve‘yle epey konuştuk rahatladım. Bir de yarın yapacağım konuşmalardan sonra tamemen rahatlayacağımı düşünüyorum. Evet öyle yani.

 

KPSS Kursu

Aslında kursa falan gitmek çok aklımda yoktu sevgili okur. Yoktu ama Alper ve Merve‘nin ısrarlarına dayanamayıp kaydımı yaptırmış oldum. İhtiyaç Akademi denen kursa yazıldık 5 kişi.

Kurs Binası

Hafta içi çarşamba, perşembe ve cuma günleri işten sonra gidiyoruz. Saat 19.00′da başlıyor ve 22.00 gibi bitiyor. Tarih, coğrafya, vatandaşlık, türkçe ve matematik dersleri var. Tarihi falan zaten çok sevdiğimden ardarda üç saat tarih dersi hiç koymadı ilk gün. Dün de %99 metal müzik dinleyen coğrafya hocamızla ve sonrasında da vatandaşlık dersi hocamızla tanıştık. Bu arada programımızda üç saat tarih, birer saat türkçe, coğrafya ve vatandaşlık, iki saat de matematik var. Ayrıca ek dersler falan da olacakmış. Bir de internetten online olarak dersleri takip edebiliyormuşuz, henüz denemedim ben.

Kurstan çıkıp eve gidince ağır bir yorgunluk oluyor üzerimmde. Bakalım bunu dönem içinde nasıl atlatabileceğim. Alper şu an olmadığı için kursa da gelemiyor. Ancak ben, Merve, Ahmet, Betül, Esra ve Gonca devam ediyoruz kursumuza. Sınıfta 7 tane çevre mühendisi, bir o kadar maden mühendisi, 3 tane hukukçu, elektrik mühendisi, inşaat mühendisi, jeologlar falan var. İktisatçı ve fizikçi de var hatta.

Bugüne kadar KPSS hakkında en ufak bir düşüncem olmadı. Nedir, nasıldır pek bilmiyordum. Kursta zaten sınıfta daha önce KPSS’ye girmeyen bir ben bir de arkamda oturan Sertaç isimli maden mühendisi çocuk var.

Yoğun bir dönem olacak gördüğüm kadarıyla. Sonu da güzel olur umarım.