Etiket arşivi: Prof. Dr. Günay KOCASOY

SEG 2. Gün

Bugün aslında düne göre biraz daha az notlar almışım. O yüzden yazı düne göre daha kısa olacak gibi duruyor. İkinci gün İzzet ÖZTÜRK’ ün Türkiye’de Kentsel Katı Atık Yönetimi: Mevcut Durum, Sorunlar, Sürdürülebilir Çözümler diye bir sunum sundu sağ olsun. Ancak ben bu sunumda birazcık iyimser ve pembe bir tablo çizildiğinden yanayım. Bu sunumun bir diğer özeti de atığın değerli bir kaynak, hammadde olduğu şeklinde düşünülebilir. Türkiye’de 1500 tane vahşi çöp sahası varmış bu arada.

Hoca, 4R prensibi isimli bir olaydan bahsetti. İngilizceleri Reduce (atık azaltma), Reuse (yeniden kullanma), Recycle (geri dönüşüm) ve Recovery (geri kazanım) bu terimlerin. Avrupa Birliği ülkeleri artık depolama alanı bulmakta zorlandıkları için termal arıtım (yakma) ve enerji elde etme yöntemlerini kullanıyorlar. Çok mantıklı.

Bir sonraki sunum Prof. Dr. Günay KOCASOY tarafından yapıldı. Bu hoca, ülkemizin atık profesörü! Yıllarca bu konularda çalışmış. Kendisi mükemmel bir fotoğraf slâydı ile yaptı sunumunu. Türkiye’den yıllar öncesine ait fotoğrafları ve o yıllarda yapılan hataları gösterdi, çöplük şehitlerinden (İstanbul’da bir çöplükte metan gazı sıkışması sonucu patlama olmuş, oraya ev yapan insanlar hayatlarını kaybetmişlerdi.) Hoca sunumunun sonlarına doğru çantasından file ve bez torbalar çıkardı. İnsanların bunların kullanımına teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Hoca bir de atık malzemenin yeniden elde edilmesiyle üretilmiş bir tişört gösterdi. Bu tişörtü ona Cradle To Cradle isimli kitabın yazarı hediye etmiş.

Çevre ekonomisi ile ilgili yapılan sunumu birazcık isteksiz izlemiş olsam da yine de faydalı olabilecek notlar aldım kendimce. Mesela çevre standartları konusunda, daha sıkı standartların konulması bir süre sonra mal ve hizmetlerin fiyatında bir artışa sebep olacaktır. Ancak bu da sosyal refahı azaltacaktır. Maliyete karşılık sosyal refah grafiğini çizecek olursak bu grafiğin tepe noktası bize Optimum Çevre Kalitesi denilen olguyu verecektir. Üretimi kısıtlayan faktörlerden birisi hammadde, hammaddenin geri dönülemez biçimde tüketilmesidir. (petrol gibi)

Hoca arada şöyle ilginç bir bilgi de verdi. Osmanlı zamanında yaşanan Lale Devri’nin ağırlıklı olarak yaşandığı yer bugün Kağıthane Deresi civarıdır.

Hocanın bir söylemi aynen şu şekilde: “Ne ekonomik kalkınma için çevreyi mahvedeceğiz, ne de çevreyi koruyacağız diye ekonomiyi baltalayacağız.”

Burada mükemmel bir öneri ortaya attı. Milli gelir hesabı değişmelidir, dedi. Yeni formül;

Net Milli Gelir = Toplam Milli Gelir + Bozulan Çevre Kaynaklarının Ekonomik Değeri

Ülkemizin dünyaya yaptığı karbon katkısını biliyor musunuz? Binde 8.Evet artık biliyorsunuz.

Benimde hatalı bulduğum şu politikanın aslında şu demek olduğunu da öğrendim: “Kirleten değil, tüketen öder.” Bu çevre sağlığı işlerinin yürütülebilmesi için insanlara vergi verdirmek yerine tüketiciyi arıtmak daha mantıklı bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu esnada çok acı da bir tespit yapıldı. Ekonomik bir kriz esnasında işten ilk çıkarılan çevre mühendisleri olmaktadır. Keza işveren bizim meslektaşlarımızı ekstra bir maliyet olarak görebilmektedir.

Aydilge ve Anadolu Üniversitesi Ekibi (ben yokum)

Günün sonlarına doğru dikkatim iyice dağıldığı ve yorgun düştüğüm için bundan sonraki notlarımı listeleyerek veriyorum:

  • 2010 yılında enerji üretimi ile enerji talebi kesişmişler. Bir önlem alınmazsa iki yıl sonra çok büyük bir enerji dar boğazı yaşanacakmış.
  • Bu esnada ben kalkıp hocaya biriktirmeli HES’leri sordum. Bilgi verdi sağolsun. Bu arada cebri borunun İngilizcesi penstock demekmiş.
  • Vee etkinliğin en bomba yanı: Konuk sanatçımız AYDİLGE :) Bu blogda daha önce Aydilge’nin bir klibi ile dalga geçmiştim. Şimdi karşımda duruyor he he. Aydilge, güzel ve etkili bir konuşma yaptı ve bunu plansız yaptı. Yeni bestesini ki bu da hakkını vermek gerekirse güzel bir çalışma olmuş, canlı canlı çaldılar. Daha sonra bizimkiler Aydilge ile fotoğraf çektirdiler.
  • Son sunum Petline akaryakıt firmasının sunumuydu. Bu sunumda da yine önemli sayılabilecek noktalar yakaladım. Ancak bataryam neredeyse bitmek üzereydi bu esnada. Son bir hamle ile yazdım. 2009’da tükettiğimiz petrolün %15’i kendi topraklarımızda üretilmiş. Ancak bizim petrolümüzün gravitesi (kalitesi) birazcık düşük.
  • Bu notumu olduğu gibi, sadece iki noktasına dokunarak yazıyorum. O an nasıl bir ruh haliyle yazmışsam: “10 numara yağ çevrenin ağzına s.ç.yor. Bu illegal bir akaryakıt olayıdır. Bu durumun da ekonomimize zararı 500-600 Milyon $

Geriye son gün kaldı. Son günümüzde de teknik gezilerde geçti. Onları da yazacağım. Az kaldı :)

Tamamen Doğal