Hastaydım iki gündür, bugün daha iyiyim. Hatta artık iyileştim denebilir. Önceki hafta yaşadığımız şok ve ardından Kars‘a gidip gelmem, üzerine yaşadığım bahar alerjisi derken bir şekilde hastalanacağım kesindi. Hastalık geldi annemin evde olmadığı zamanı seçip kondu yastığıma. Neyse, dediğim gibi iyileştim artık. Ancak muhtemelen uzun bir süre maske ve ilaç kullanmaya devam edeceğim.
Süpersonik Efe
Annem ve babam hafta sonu Bursa‘ya gitmişlerdi. Benim annem babam uzağa gidince bu sefer de arkadaşlarımın aileleri Eskişehir‘e geldiler Rastlantı tabiki. Her neyse, Merve‘nin annesi, ablası, çocukluk arkadaşı ve süpersonik yeğeni Efe gelmişlerdi. Bugün gittim yanlarına. İki günden sonra dışarı çıktım. Volkan Paşa’nın 19 Mayıs günü doğum günüydü. Hasta olduğumdan doğru dürüst bir şey yapamadım. Bugün Sercan‘dan öğrendim ki onun da annesi
Süpersonik Volkan
babası gelmiş. Bugün de gitmişler. Yanlarına giderdim eğer bugün gitmemiş olsalardı. Bugün ayrıca Alper de KPDS‘ye girdi. Detaylı öğrenemedim ne yaptığını ama yarın laboratuvarda zaten o anlatır.
İki gün hasta yattım diye her şeyin dışında kaldım sevgili okur. Bugün dışarı çıkınca bir durum güncellemesi yaptım kendime. Son detayları öğrendim falan. Bizim çocukları da bir özlemişim ki sorma gitsin. Dün gece Bayern Munih ile ChelseaŞampiyonlar Ligi Finalini izledim. Lan maçın başında Almanları tutuyorken maçın sonunda Chelsea’nın şampiyonluğuna sevinirken buldum kendimi. Maçın ilk 80 dakikası golsüz geçince pek bir canım sıkılmış, ulan hiç final maçı olmadı be, son dakika golleri falan olsa da penaltılara uzasa, demiştim. Keşke öyle demeseymişim de ulan şimdi 15 tane çift katman dvd olsa deseymişim. Kabul olurmuş. Her neyse, güzel bir finaldi. Şıvanşıtayger‘in kaçırdığı penaltıdan sonra formayı kafaya geçirip ağlaması pek bir etkiledi beni. Kaleci Neuer‘i de pek bir sevmiş ama yazık oldu.
Bütün hafta sonu hasta yatınca dedim bari ders mers çalışıyım. Nah çalıştım! Başım ağrıdı lan ne zaman kağıdı kalemi elime alsam. Ben de oturdum birikmiş dizilerimi sezon finali yaptım. How I Met Your Mother‘ı yine Allah belanızı versin lan, diyip uğurladım. Big Bang Theory bu sezon bence iyiydi, aynı güzellikle de sezon finali yaptı. Supernatural ise ortalama bir şekilde bitti. Yani çok merak içinde kalmadım. Şimdi epey birikmiş Game Of Thrones var. Onları da aradan çıkarmak için uygun zamanı bekliyorum. Malum abiler ablalar cüceler beline kuvvet, ortalık yerde izlenmiyor meret.
Son olarak, aralık ayında kısa dönem olarak askere giden arkadaşlarım (343. dönem) nihayet askerliklerini tamamlayıp döndüler. Hakkari‘den dönen Emre ile perşembe günü buluştuk sağolsun. Aynı akşam hastalandığım için bir daha göremedim, çok da mahcubum, gönlünü almak lazım. Diğer bir yandan Savaş Abi ile Oğuz var. Onlarla da konuşabildim. İyiler hepsi. Sevindim ne yalan söyleyeyim.
Yarın okul var malum. Birazdan devrilir yatarım sevgili okur. Ellerinden öperim.
Evet sevgili okur. İlk gün olanları şu yazımda okumuştun. Yazının bu kısmında da ertesi gün olanları anlatacağım.
Sabah erkenden uyandım Alper‘in evinde. Dün geceden hazırladığımız köfteleri kontrol ettim, bir sıkıntı yoktu. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi‘nin sağolsun tahsis ettiği otobüsler 10.00′da Açıköğretim Fakültesi önünden hareket edecekti. Dolayısı ile hemen hazırlanıp toplarlanıp çıktık.
Levent
Yoldan Volkan‘ı da alıp buluşma noktasına geldikten kısa bir süre sonra beklediğimiz otobüsler geldi. Ancak pikniğe katılacaklar hala ortalıkta yoktu. Klasik Türk mantığı ile hareket saatinden tam 45 dakika sonra kalkabildik. Bir otobüse sığabilecek kadar adam ne oldu nasıl oldu bilmiyorum, iki otobüse yayıldı ve o şekilde yola çıktık. Musaözü Göleti‘ydi piknik için seçtiğimiz yer. Ancak buranın girişi ücretliydi ve bir otobüs için de 40
Ben
lira alıyorlardı insafsız vicdansızlar. Kapıda epey bir dil döküp iki otobüse 60 lira verip içeri girdik.
Piknik alanına geldiğimizde planlanandan bir saat geç geldiğimiz için de yer bulmada epey sıkıntı yaşadık. En sonunda bir yer bulup geçtik. Hemen köfte için hazırlıklara başladık sevgili okur. İşte o anların heyecanı bir başkaydı benim için Her piknikte olduğu gibi bu piknikte de bazı eksiklerimiz oldu. Ekmek sayısı azdı ve ne hikmetse kimse yanına, suyu bırakın, oturacak bir parça örtü bile almamıştı. Lan insanların bu piknik anlayışına
Hazırlıklar
şaşıyorum. Neyse, mangal için ön hazırlıkları tamamladık. Kızlar da (hepsi değil birkaç tanesi, üstelik bunların için de misafir olarak gelenler de vardı) ekmekleri ve iç malzemeleri hazırlamaya başladılar.
Arkadaşlarımıza “akustik bir dinleti” yapacağımızı söylemiştik. Dolayısıyla Alper, Ahmet, Tuna, Volkan, ben ve Tuna’nın bir arkadaşından oluşan ekibimizle “popüler bir takım şarkıları” icra ettik
Mangal
Bu icradan hemen sonra köfte pişirme işlemine başladık sevgili okur. 260 tane köfteyi, ben ve İTÜ‘den gelen Cengiz arkadaşımızla pişirmeye başladık. Pişirdik, pişirdik, pişirdik bir de baktık ki köfte yetmedi! 48 kişiye beşer taneden 260 köfte nasıl yetmedi lan diye hesaplar yaparken kızlardan gelen bir itiraf herşeyi açıkladı: Meğer bunlar köfteleri tepsilere aktarırken 12 tanesini yere düşürmüşler, sonra da bunları delilleri yok etmek adına çöpe atmışlar!
Duvar kağıdı
Sazova Parkı’nda
Yemek yedikten sonra tabi bir gevşeme hali geldi yavaştan. Biz de kalan vakti daha iyi değerlendirebilmek adına otobüs şoförleri ile konuşup katılımcıları Sazova Parkı‘na götürelim dedik.
Sazova Park’ında çok enteresan olaylar yaşanmadı. Saat 16.45 civarında toparlanıp araçlara bindik. Şehre döndük. O gece şehirde olamayacaklarla vedalaştıktan sonra hiç vakit kaybetmeyip Alper’le
Sazova Göleti’nde
birlikte bir gün önce aldığımız mangalı götürüp teslim ettik. Oradan bize geçtik. Ben üzerimi değiştirdim. Daha sonra Alper’e gittik. Alper de bir duş aldıktan sonra Volkan’a geçip internetten Beşiktaş‘ın Fener’e nasıl yenildiğini görüp kahrolduk. Gündüzden Sercan‘ın yaptığı yemeklerden yiyip dışarı çıktık.
O akşam Eskişehir’de sadece Yıldız Teknik Üniversitesi’nden gelen arkadaşlarımız kalmıştı. Bizim ekipteki herkes yorgunluktan bitap düştüğü için birer ikişer kaçmıştı. Arkadaşlarımızı o gece 222‘deki bir programa (Funk Alaturka) davet edip yanlarından ayrıldık. Alper ve Volkan’la birlikte yeni açılan Peyote‘ye gittik. O an benim gözlemleyebildiğim kadarıyla “bizim gibilerin” anlayamayacağı şeyler çalıyordu mekanda. Eskişehir’deki tüm İstanbullu öğrenciler ve bir şekille İstanbulla bağlantılı herkes Peyote’deydi. Biz İstanbul’dayken de Peyote’ye takılıyorduk, demek istiyorlardı anlaşılan.
Peyote sarmayınca Alper ve ben çıktık. Biraz dolaşıp önce Volkanlar’a geri dönüp Alper’in unuttuğu telefonunu aldık. Sonra da 222′ye geçtik. Biz oradayken de misafirlerimiz aradılar. Biraz dışarı da oturup sohbet ettik. Özgür Abi‘yle falan konuştuk, gülüştük.
Ekip toplanıp tamamlanınca Funk Alaturka’yı izlemek üzere içeri girdik. Bu noktadan sonra olanları anlatamayacağım.
Sabaha karşı çok acıktığımız için Onur İşkembe‘ye gidip zerre kadar lezzetli olmayan ama fiyatı utanmaz bir şekilde 5 lira olan çorbadan içtik. Yıldız Lokantası‘nın işkembe çorbası gerçek işkembe çorbasıdır. Yemek faslından sonra Alper’in eve geçip kahve içtik ben uyurken.
Sabah saat 6′ya yaklaşırken arkadaşlarımızı otogara bırakıp eve döndük. Yolda Alper’le epey durgun geldik, bi acayip geldik yani.
Saat 06.15′de kafamı yastığa koydum alarmı saat 13.00′e kurarak. Ve işte bu an 3. Geleneksel Çevre Şenliği‘nin resmi olarak bittiği an oldu sevgili okur.
Şenlik bittikten sonra etkilerini gözlemleme süreci başladı tabi. Herşeyden önce iyi bir dinlenip bu yazıları yazdım. Daha sonra bulabildiğim kadarıyla etkinliğin haberlerini aradım. Şu linkte bulduğum en detaylı olanı. Zaten yazan da bizim ekipten Barış.
Çalışan ve emek veren tüm dostlarıma teşekkür ederim. Son olarak etkinlikten bazı notları veriyorum ve bitiriyorum:
İlk şenlikteki ekipten sadece Elif ve ben vardık.
Cumartesi günü salon etkinliğine 60 kişi katıldı.
Pazar günü pikniğe 48 kişi geldi.
3 kişi bir yıllık EKOIQ aboneliği kazandı.
5 üniversite kulübü EKOIQ’den süresiz abonelik kazandı.
Katılımcılardan Prof. Dr. İrfan Erdoğan beraberinde getirdiği 10 kadar kitabı üniversitemiz kütüphanesine bağışladı.
İlk konuğumuz Duygu Yazıcıoğlu’nu karşılayıp, YTÜ’den arkadaşlarımızı uğurlaadığımız ana kadar ki süreyi resmi etkinlik süresi olarak belirlediğimizde, 3. Geleneksel Çevre Şenliği toplamda 55 saatlik bir periyotta gerçekleşti.
Duygu Yazıcıoğlu, kişisel blogunda şu yazı ile bizi anlattı.
Diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarımızla çok fazla konuşma fırsatım olmadı koşturmaktan. Sadece Yıldız Teknik Üniversitesi’nden gelen 3 arkadaşımızla çok samimi olduk: Elif Irmak, Betül ve Şeyma. Samimiyetleri için bir kere daha teşekkür ederim.
Çarşamba gecesi 222 Park‘ta çok ilginç bir organizasyon vardı sevgili okur. Biz de bu organizasyonda Özgür Abimize destek olmak için mekanda bulunduk. Ben, Merve, Alper, Sercan, Volkan, Togay, Seval, Yağız, Ender, Halil ve Hande‘den oluşan kalabalık bir ekiptik.
Vega, benim Türk Rock grupları içerisinde dinlediğim ve müzikal duruşlarına saygı duyduğum bir gruptur sevgili okur. Karı koca çizgilerini hiç bozmamışlar maşallah üç albümdür. Tamamı olmasa da sevdiğim üç beş şarkıları da mevcuttur.
Dün saat 17.00 civarında 222 Park’a Görkem‘in yanına gittik Volkan’la. İyi ki gitmişiz, hem grubu soundcheck esnasında gördük, hem de konserin detayını öğrendik. Meğer konser internetten de fizy.com‘dan canlı yayınlanacakmış! Başlama saati de bizim bildiğimizden tam 1.5 saat önceymiş! Dolayısı ile kursa gitme işi yalan oldu benim.
Akşam saat 19.50 civarında mekana geldiğimizde grup sahneye çıkmış başlıyordu performansına. Konser kameralarla çekildiği için sahne önüne kimse gidemedi. Grup 1 saatlik bir performans sergiledi. Bütün hit parçalarını çaldı. Daha sonra kameralara el sallayıp sahneden indiler ve 15 dakikalık bir ara verdiklerini söylediler. O esnada mekanda çok az kişi vardı.
15 dakika oldu 1 saat! Tam bir saat sonra sahneye çıktılar. Gecikmeden dolayı özür dilediler. Bu sefer sahne önü doldu. Mekan da kalabalıklaşmaya başladı. Grup bu sefer yine sil baştan çalmaya başladı parçalarını. Performans olarak ilk kısım çok iyiydi. Ancak ikinci kısımda galiba Deniz sarhoştu. Şarkıları yer yer unuttu, söylemedi. Gerçi grup yine kütür kütür çaldı. Samplelar falan harikulade idi. Ama vokalin sesini duyamadık parçalarda. Üzüldük.
Konsere geç çıktıkları için zamanımız daralmıştı dolayısı ile mekandan grup sahneden inmeden ayrıldık. Zaten bizden sonra da 3 şarkı çalıp onlar da inmişler. Sonuç olarak sevdiğim Vega şarkılarını canlı olarak dinleme fırsatı bulduğum için mutluyum sevgili okur. Güzel bir akşamdı.
Pazar gününün yorgunluğunu üzerimden anca atabildim ve sanırım artık Pazartesi günü 222 Park‘ta gerçekleştirdiğimiz Eskirock Metal Fest. Vol. IV ile ilgili değerlendirme yazımı yazabilirim.
Pazartesi günü ilk iş olarak Merve‘yi tren garından aldık Volkan‘la. Onu evine bırakıp, bir süre önce sponsorumuz ROCKAMANIA tişörtlerinin yollamış olduğu hediye tişörtleri aldık. Daha sonra Halil‘i evinden almak üzere yola çıktık. Halil’i de alıp Karakedi Stüdyosu‘una gittik ses sistemini almak için.
Rockamania Tişörtleri
Bu esnada Togay‘la da konuştum. Bir önceki gece İstanbul’da sahne alıp sabah 07.00′de Eskişehir’e geldiği için tüm kafile yorgunluktan ölmek üzereydi. Dolayısı ile Togay’a iyice dinlendikten sonra gelmesini söyledik.
Ses sistemini mekana taşıdık. Daha sonra Alper ve Volkan, Togay’ın ve Ufuk‘un evinde geceyi geçiren misafirlerimizi almak üzere gittiler. Bu esnada ben de 222′de davulu kurdum. Tonmaister ile birlikte sistemi hazırladık. En baştan teşekkür edeyim, Mehmet Akçay‘ın zil sehpalarını ve twin pedalını kullandık konserde. Sağolsun yardımını esirgemedi.
Mekanı hazırladıktan sonra, artık beklemeye başlamıştık. Derken Mary Jane Hits grubundan arkadaşlar geldiler önce. Sonra İzmir ekibinin tamamı geldi. Uzun süredir görmediğim Hande ile hasret giderdik Sonradan Tayfun falan da geldi.
Bu konserin süprizi In Flames Tribute grubu olacaktı. Kimseye duyurmadık ama bu grup aslında bizdik. Bu konserin bizim için özel bir anlamı olduğundan o gün sahneye çıkacak her grubun vokalistinden bizim için bir şarkı söylemesini rica ettik. Sağolsun onlar da kırmadılar. Ses kontrolleri In Flames Tribute ile yaptık. Herşey bittiğinde saat 18.30 civarındaydı ve biz de beklemeye başladık.
Kapı açıldı. İlk etapta gelen seyirci sayısı saatin erken olması sebebiyle biraz az oldu. Ancak bu sayı konserin sonlarına doğru artacak hatta son grup sahnedeyken dahi bilet alıp giriş yapan katılımcılar olacaktı.
İlk grup olarak sahneye duyurduğumuzdan 20 dakika daha geç çıktık. Bu erteleme konser sonuna yaklaşık 45 dakika olarak etki etti. Sahneye çıktık. Beş şarkı çalacaktık. Her biri de In Flames’in en bilinen parçalarıydı. Dediğim gibi diğer gruplardan farklı olarak sadece bu konser için kurulan bir grup olduğumuz için, hatta grup bile olmadığımız için eğlenceye odaklandık. İlk önce maskelerle çıkalım dedik, sonradan vazgeçtik. Neyse sahneye çıktık ve Lamb Of God Tribute grubunun vokali Türker bize eşlik etti ilk şarkıda: Dead Eternity. Türker’den sonra sahneye The Trusted‘tan Tayfun ve Fire and Forget‘ten Hande çıktı. Gyroscope‘u çaldık bu sefer de İşin ilginç tarafı o gün Türker hariç hiçbir vokalle konser öncesinde çalışamamıştık başka şehirde olduklarından. Biz albüm versiyonları çaldığımız için sorun olmadı vokallere de. Gyroscope bittikten sonra sıra Episode 666‘ya geldi ki çaldıklarımız içinde en sevdiğim parça da buydu sevgili okur. Bu parçayı da ağırlıklı olarak Tayfun söyledi Hande ile birlikte. Episode’dan sonra da son parçamız olan Only For The Weak‘e geldi sıra. Yağızhan’ın en sevdiği parça buydu. Bu parçayı da Mary Jane Hits’in vokali ile birlikte söyledik. Yağız’a bakamadım ama Togay’ın çılgınlar gibi kafa salladığını gördüm, acayip gaza geldim oturduğum yerde sevgili okur. Son parça bittikten sonra İzmirliler “Göztepe Göztepe” diye bir sevinç gösterisinde bulundular
Black Omen
Bizden sonra sıra Black Omen‘a gelmişti. Çıkmak üzere olan bir albüm, bir demo ve iki bandrollü albüm ile diskografisi ve kalitesi gayet üst düzey bir gruptur Black Omen. Melodik Black Metal yapan ülkemizin sayılı gruplarındandır. Black Omen sahnede hem önceki iki albümden hem de yeni albümden parçalar çaldı. Eskilerden olmazsa olmazlar Black Candle, Gate Of Darkness ve When The Sun Rises‘da sahne önündeydim. Ancak Loki‘yi çalmadılar üzüldüm epey. Tüm grup hem sahne kostümleri hem de performansları ile epey alkış topladı. Bu arada vokal Karahan Abi, tüm
Uçan Onur
Eskirock Metal Fest.’lerde sahneye çıkan ilk tek müzisyen olma sıfatını devam ettirdi İlk konserde Garmadh‘la, ikinci konserde Truck‘la, üçüncü konserde yine Garmadh’la ve son konserde de Black Omen ile sahne aldı. Desteği için teşekkür ediyorum. Reha, Serkan ve Murat Teğmenim ile birlikte sahne önündeydik hep. Bu üç arkadaşıma da teşekkür ediyorum. Murat Teğmenim demişken, A’khulion‘un vokalisti Murat kardeşimiz askerden dönmüş ve ilk iş olarak da bizim konserimize gelmişti.
Reha, Serkan, Murat, Ben
Tolga ve Ben
Black Omen’dan sonra İzmirli dostlarımız The Trusted sahne aldı. Bu grupta Tayfun gitar çalıyordu aynı zaman da Fire and Forget’te de bass çalıyordu. In Flames’te de iki şarkı da vokal yapınca gecenin en çok sahnede kalan elemanı da Tayfun olmuş oldu Grup İzmir’den gelmiş olmasına rağmen sahne önü boş değildi. İzmirlilerin de birbirine desteğini görmeliydin sevgili okur
Fire and Forget
Trusted’tan sonra canımız ciğerimiz, her bir üyesi kardeşimiz olan Fire and Forget‘imiz sahne aldı. Böylece topluluğumuz bünyesindeki her grubumuz da festivallerimizde ikişer defa sahne almış oldu. Fire and Forget’i koşuşturmacadan dolayı ancak performansının sonlarına doğru izleyebildim. Ama en sevdiğim iki şarkıları en sona kaldığı için de kaçırmamış oldum. Togaykardeşimle bakışarak kesişerek
Togay Çalıkoğlu
karşılıklı sevgi gösterilerinde bulunarak son şarkılarını da bitirdik ve sahneden indiler. Yağızhan‘ın ciddi biçimde gaza getirici olarak sallandığı bir performans oldu. Mehmet çok iyi çaldı. Togay’ın upuzun saçları yerleri falan süpürdü bir ara! Bence Fire and Forget, tarzında öncü gruplardan biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor sevgili okur. Bunu birkaç sene içerisinde göreceğimizden eminim.
Hair Metal!
Bu arada içerideki kalabalık da artmaya başlamıştı. Sahneye yine İzmir’den gelen Mary Jane Hits grubu çıktı. Groove metal yapan bu grubun Eskişehir’deki ilk konseriydi. O esnada dışarı da olduğumdan performanslarını izleyemedim. Ancak tepkiler gayet olumluydu.
Lamb Of God Tribute
Şimdi bu paragrafa da bir itiraf ile başlayayım. Konserin son grubu Lamb Of God Tribute’du. Bu gruptan beklentimiz vardı, vardı ancak şok edecek kadar değildi sevgili okur. Saat 00.10 civarında Lamb Of God Tribute sahneye çıktı ve dışarıdan içeri geldiğimde gözlerime inanamadım! İnsanlar sahne önünü tıka basa dolmuştu ve tüm salon gruba eşlik ediyordu! Olamazdı lan böyle birşey! Herkes poga yapıyordu, headbang yapanlar, bağırıp çağıranlar… Konserin süpriz grubuydu kısacası Lamb Of God Tribute. Kerem‘in gitaristliği, Yusuf‘un davulculuğu, Türker’in vokalleri ve diğer grup elemanları Cem ve Mert, Volkan’ı ve beni şaşırttı. Genelde son gruplara doğru katılımcı sayısı azalırdı
Lamb Of God Tribute - Yusuf
ancak bu konserde hiç de öyle olmadı. Lamb Of God’ı Erasmuslular da dahil yüzden fazla kişi sahne önünde izledi sevgili okur. Ve konser de bu gazla sona erdi.
Konser bittikten sonra Eskirock ekibi için bu sefer bambaşka bir uğraş başladı. Sahneyi toparladık. Hesabı kitabı yaptık, ödenecek ücretleri ödedik. Ödeyemediklerimizi vade yaptık Sonra nakliye ile ekipmanları kiraladığımız yere götürüp bıraktık. Ve gece iki buçuk üç gibi kendimizi yorgun argın bir çekyata atıp uyuduk Çok dramatik oldu.
Konsere gelip bizi destekleyen onlarca arkadaşımız var ama özellikle adını vermek istediğim şu insanlara teşekkür bir borçtur: Alper, Sercan, Merve, Ender, Bilge, Ufuk, Nil, Merve, Anıl, Özge, Anıl’ın kardeşi, Ergin, Yunus.
Bu konser sadece grupların müzikalitesi ile değil pek çok yönden benim için çok değerli bir konser oldu. Bir kere en yakın müzisyen dostlarımla aynı sahneye çıkabildim Daha sonra çok sevdiğim insanlarla muhabbet etme fırsatı buldum. Murat Teğmen, Sertan Hocam, kardeşi Süheyl, Black Omen ekibi, Garmadh Serkan, Hande, Tayfun ve Emre Oduncu şimdi bir seferde hatırlayabildiklerim. Hatırlayamadıklarıma da sevgiler.
Sponsorumuz Rockamania Tişörtleri
Bu konserimizde ilk defa bilboard çalışması yaptık. 10 metrekarelik bir bilboard astık. Ayrıca ilk defa bu konserimizde Eskirock Üye Kartı‘na büyük ilgi oldu. Tüm ilgi gösteren arkadaşlarımıza teşekkürü bir borç biliriz.
O gece bize büyük destek veren Hz. Özgür Demirtaş‘a da en derin saygılarımızı iletiyorum.
NOT: Bu yazıyı önümüzdeki bir hafta içerisinde sürekli olarak güncellenecektir. Yeni videolar ve fotoğraflar eklenecektir. O yüzden ara ara kontrol etmen senin menfaatine olacaktır.
EKLEME 1: Evet, aradan bir hafta geçti ve yavaş yavaş materyaller gün ışığına çıktı. İlk olarak Hürriyet Eskişehir‘de çıkan haberimizi sunuyorum sevgili okur:
Yirmi beş yıllık insanlık tarihimde nihayet ben de bir güneş gözlüğü aldım sevgili okur. Geçen yaz yaşadığım o göz sulanmalarını ve kaşıntılarını bu yaz yaşamamak için biraz da Merve‘nin ve Sercan‘ın gazıyla ve hatta yer yer Alper‘i de kıskanarak kendime bir güneş gözlüğü aldım. Daha önce ihtiyaç duymadım ama anlaşılan gözlerim hassaslaşıyor.
Espark‘ta Atasun Optik diye bir yer var. Burası galiba fiyat ve kalite olarak da iyi bir yer ki epey adını da duymaya başladım bu son zamanlarda. Neyse girdik buraya. Dükkanda en baştan en sona sırasıyla ucuzdan kazığa doğru gözlükler sıralanmış.
Şimdi benim kafa yapım büyük ve yuvarlak olduğu için taktığım gözlükler de karpuza gözlük takılmış gibi durur genelde. Camları büyük olunca ya da küçük olunca sırıtır yüzümde. Bir de bu gözlüğün orta kısmı nedendir bilmiyorum benin alnıma denk geliyor. Yani burnumun çatısında durması gereken yer alnıma değince de komik oluyor haliyle. Ben önce satıcı hanıma bu durumu anlattım, o da satıcılığın veridiği rutinlikle “tüm müşterilerimiz aynı şeyi söylüyor” dedi. Ancak ne kadar haklı çıkacağımı dakikalar sonra anlayacaktı.
En baştan denemeye başladık gözlükleri. Yok ulan bir tane yakışmıyor! En baştaki sıradan bir gözlük fena değil gibi geldi gözüme onu elimize aldık ve sona doğru ilerleyemeye başladık. Geldik, geldik, geldik. Satıcı kız da artık ben taktıkça gülüyor, bazen zor tutuyordu kendini. Aralardan bir iki tane daha gözlük çıktı ama hepsi ya çerçeveleri çok komikti ya da alnıma değiyordu. En son bir RayBan’den bir model uydu suratıma. Ancak bunun da camları kahverengi idi. ben siyah renk istediğim için bunu da almadım.
En baştan beri elimde gezdirdiğim gözlük böylece benim güneş gözlüğüm oldu. 69 liraya beklediğimin ve ayırdığım paranın çok altında bir gözlük alınca mutlu oldum. Üstelik iki yıl da garanti veriyor. Hele ki eve gelince bizimkiler de beğenince epey bir mutlu oldum. Hele hele bir de laboratuvardakiler de beğenince dört köşe oldum.
Şimdi siz hepiniz, benim bu yazıyı güneş gözlüğümle çektirdiğim bir fotoğrafla süslememi bekliyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Ama en azından gözlüğün bir fotosunu koyayım da Volkan görsün.
Bugün çok aksilik oldu sevgili okur. Önce laboratuvardaki hassas terazi bozuldu. Sonra gittik baktık bozulmamış. Açtık kapattık düzeldi alet. Standart kütle ile ölçüm yaptım, çok iyi bir sonuç verdi. Dün aleti temizlerken üstündeki tablasını düşürmüştüm masaya, sonra taktım herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Ölçümlerimi yaptım, tüplerimi falan hazırladım. Bu sabah Betüller açmaya çalışmışlar teraziyi, açılmamış, saçmalamış falan. Sonra Alper‘le baktık, ölçümde falan bir sorun yok. Zaten daha sonra hem standart kütle ile hem de Semra Hoca ile olan konuşmamız bir sıkıntı olmadığını teyit etti bana. Hayır aletin parası pulu sıkıntı, bir de inanılmaz zaman kaybı yaratacaktı. Allahtan olmadı öyle birşey. Ama bundan kaynaklı moral bozukluğum gün boyu devam etti. Hocamız ezelden beri çok kral olduğundan, en ufak bir tepki göstermedi bana. Kızsaydı falan herhalde 9 ml nitrik asit çözeltisini içerdim.
Bir diğer aksilik de Alper’in maaş kağıdında çıktı. Alper İtalya’dayken ki Alper İtalya’ya benim kadar sık sık gidip gelmez, bunun maaş kağıdını ben hazırlamıştım. Şimdi en hata yapılmayacak bir yerde ne olmuş nasıl olmuşsa hata yapmışım. Dolayısı ile Alper’in ve diğer herkesin maaşı gecikti. Zaten iki hafta geciken maaş bir de böyle gecikti. O da acayip canımı sıktı.
Şimdi sevgili okur, gördüğün üzere hatalar yapıyoruz. Hatalardan ders çıkarıyor muyuz? Evet. Mesela bu hassas terazi ile ilgili çok radikal kararlar almayı teklif edeceğim iş arkadaşlarıma. Ayrıca Alper’e de yine bir ufak hediye mediye artık Allah ne verirse birşeyler alırım.
Sabah çok komik bir şey oldu bu arada. Uygulamalı Matematik dersinde sınıf birbirinden habersiz olarak iki parçaya bölünüp zemin kattaki ve 1. kattaki amfilerde beklemeye başladık. Alper aşağıdan bana, nerdesin, diye mesaj attı. Ben de, dersteyim, dedim. O da, lan ben de dersteyim nasıl oluyor, dedi. Meğer hoca alt katta insanları görünce direk girip orada başlamış derse. Sonra herkes üst kata bizim olduğumuz sınıfa çıktı. Hoca da derse yeniden başladı.
Bu ara biraz psikolojik olarak gergin olduğumun farkına vardım bugün. Sercan‘la epey konuştuk, Merve‘yle epey konuştuk rahatladım. Bir de yarın yapacağım konuşmalardan sonra tamemen rahatlayacağımı düşünüyorum. Evet öyle yani.
Bugün epey farklı işler yaptım, tamamını da bitirdim sevgili okur. Sırf kendi egomu tatmin etmek için şimdi bunları seninle de paylaşıyorum.
Sabah Selami Abi aradı, dün söz verdiğim ama eve geç geldiğim için yapamadığım internet sitesi işini bir çırpıda hallediverdim. Burada bir büyük teşekkürü de Sercan‘a yolluyorum. Neden bilmiyorum ama godaddy.com‘dan benim kredi kartım ile bi b.k alamıyorum. Neyse, yarın Sercan’la buluşup parasını vereceğim. Ha, ne yaptığımı soruyorsanız, çok basit bir işti. http://naturelpipo.com/
Vehici İmmenso‘ya benden istediği sponsorluk dosyasını yolladım. Çok mutlu oldu, beni de sevindirdi.
Doğa ve Çevre Kulübü‘nün pazartesi günü dağıtacağımız fotoğraflı kimlik kartlarını hazırladım. Eksikleri tamamladım. Baskıya gönderilecek tabakaları bitirip kulüp başkanımız Levent‘e yolladım.
Pazartesi günü yapacağımız üye toplantısı için basit bir afiş hazırladım. Tüm bunları internet sitemize de yerleştirdim. Kulübün sitesine yeni bir kısım daha ekledim. Ancak wordpress‘e bir türlü marquee kodunu yediremedim. Yarın bir daha deneyeceğim.
Eskirock Üye Kartı için başvuru yapanlara mail attım. Eğer siz de Eskirock Üye Kartı almak istiyorsanız yarın saat 15:00′de Adalar Hera Cafe‘ye gelin.
Annemle birlikte odamdaki fotoğraf çerçevelerini yeniledim sevgili okur. Eski birkaç fotoğrafı onarmak için aldım. Yeni fotoğraflar ekledim. Çerçevelerimi sağlamlaştırdım.
Kodak M1033 marka modelli fotoğraf makinemin driver‘ını geçen internette aradım. Saatlerce aramama rağmen saçma sapan sitelerle uğraştım. Bugün driver cd’sini buldum ve blogda daha önce makineyi alırken yazdığım yazıya ekledim driver linkini. Birilerinin işine yarar lan kesin. Gerçi upload halen devam ediyor. Ama bitecek birkaç dakikaya.
Önceki gün Sercan paylaşınca ve Sercan’ın paylaşımının altına bir arkadaşı yorum yapınca haberim oldu bu iki Youtube oyunundan. Hemen oynadım, denedim ikisini de. Senle de paylaşayım dedim sevgili okur, belki oynarsın, vaktin vardır boşa harcayacak
THE DARK ROOM
Ekranda sürekli bu kafa var
İnanılmaz sinir bozucu bir ses tonu ve vurgu ile ekranda bir kafa size komutlar veriyor. Oyunu oynayabilmek için orta seviyede İngilizce bilmeniz lazım. Zira ekranda görünen kafa size atar yapıyor. Oyunda basitçe size karanlık bir odada bulunduğunuz söyleniyor. Ve yapabilecekleriniz hemen videonun sağında solunda beliriyor. Siz de bu seçeneklere tıklayıp ışığı yakmaya ya da odadan kurtulmaya çalışıyorsunuz. Aşağı yukarı 30 farkılı seçenek var, siz de bir döngü içerisinden kurtulmaya çalışıyorsunuz. Oyun 10 üzerinden 5 puanı hakediyor bence.
BBOY JOKER
Müzikleriyle, animasyonuyla ve tasarımıyla özgün ve mükemmel bir youtube oyunu! Bu oyunu Sercan’ın paylaşımının altına yorum olarak bir arkadaşı vermişti. Sağolsun, çok harika bir çalışmaya işaret ediyormuş meğer.
Joker vs Batman
BBoy Joker adlı oyunda Batman ve Joker karşımıza break dansçı olarak çıkıyorlar. Oyunun başında bizden karakterimizi seçmemiz isteniyor. Herhangi bir karakter seçtikten sonra bizim seçtiğimiz ve rakibimiz karşılıklı olarak atışmaya başlıyorlar, tabi dansederek!
Önce rakibimiz bir takım hareketler yapıyor ve üzerindeki tabelada bu hareketlerin kodu çıkıyor. Sıra bize geldiğinde bizim üzerimizdeki tabelada az önce rakibin yaptığı hareketlerin kodu çıkınca kırmızı butona basıyoruz ve kendi karekterimizin karşılık vermesini sağlıyoruz. Doğru hatırlamışsak eğer bir sonraki tur başlıyor ve rakip diğer hareketlerine başlıyor. Oyunu bu şekilde üç tur oynayıp rakibin hareketlerini doğru hatırlayabilirsek kazanıyoruz.
Oyundaki kodları aklımızda tutmamız gerekiyor
Bu oyunu oynamak için temel düzeyde İngilizce gerekiyor. Karakterlerin animasyonları, müzikler falan çok harika olduğundan oyun sarıyor gerçekten. Zaten kısa sürüyor. Mutlaka deneyin. Oyunun dört milyondan fazla kere oynandığını da ekleyeyim. Oyunun yapımcısı Patrick Boivin‘in profiline de bakmanızı öneririm.
Oyun 10 üzerinden 8.5 puanlık bence. Tek kötü yanı mantığının çok çok basit kalması. Yani o kadar uğraşıp animasyon ve müzik yapıldığını görünce biraz daha komplike olabilirmiş demekten alamıyor kendini insan.
İki günlük sevinç gösterisinden sonra nihayet yazabiliyorum. Bu başlığı atabilmeyi tam 4 senedir bekliyordum lan! Evet, 20 ocak 2012 cumartesi günü, Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü‘nden teorik olarak mezun oldum. Diplomamı falan daha almadım ama.
1. Sınıfta ben
Bu yazı sizlere benim normalde 8 dönem yani dört sene ama benim için 9 dönem süren Çevre Mühendisliği eğitimim hakkında bilgi vermek için hazırlanmıştır. İçerisinde çeşitli bilgi ve değerlendirmeler olacaktır. İlk olarak bu 9 dönem ve 4 yaz okulu boyunca aldığım dersleri listeledim aşağıya. Dersin adının önünde yazan kredisidir. Üzeri kırmızı ile çizgiliyse o dönem o dersten kalmışım demektir. Eğer dersin adı koyu ile yazılı ise o dersi AA ya da AB ile geçmişim demektir.
2007-2008 Güz Dönemi
7,5 Calculus I (Genel Matematik I): Lanet ders.
3,0 Technical Eng.I (Tek.İng.I): Ozan Hoca ile bu ders sayesinde tanıştım.
6,0 Fizik I: Fizikten zaten nefret ederdim, bu dersle nefretim tavan yaptı.
1,5 Fizik Laboratuvarı I: Resmen bir kabustu. Asistanlar bize pislikmişiz gibi davranıyorlardı.
6,0 General Chemistry I( Genel K.): Eftade Hoca ile tanışma sebebimdir. Kimyayı hep sevmişimdir.
2,0 Kültürel Etkinlikler: Hayatımın en kültürel dönemidir.
4,0 Türk Dili: İhsan Oktay Anar‘ı bu ders sayesinde tanıdım.
2,0 Atatürk İlke. ve İnk. Tar. I: Tarihi hep severdim, yine sevdim. Şaduman Halıcı‘ya hayran oldum.
2007-2008 Bahar Dönemi
3,0 Introduction To Environmental Eng.: Garip bir dersti ama sevmiştim.
6,0 Fizik II: Fizikten tamamen soğumuştum. Lanet etmiştim.
1,5 Fizik Laboratuvarı II: Kabus Part. II idi. Gene aynı davranışlara maruz kalıyorduk.
1,5 General Chemistry Laboratory: Çok sakardım lan ben.
6,0 General Chemistry II(Genel K.): Kimyayı hep sevdim. Bu biraz zordu ama.
4,5 Teknik Resim: Zakir Poyraz hocamın ellerinden öperim. Gayet keyifle geçtim bu dersi.
7,5 Calculus I (Genel Matematik I): Ucu ucuna kalmıştım.
2,0 Atatürk İlke. ve İnk. Tar. II: Şaduman Hoca bir efsanedir. Tarih II ise daha keyiflidir.
4,5 Bireylerarası İletişim: Bu dersi AA ile geçmek hiç de zor değildi. Taa ki o talihsiz ana dek.
2007-2008 Yaz Dönemi
7,5 Calculus I (Genel Matematik I): Param boşa mı gitti lan diye üzülmüştüm.
2. Sınıfta Alper ben Emre
2008-2009 Güz Dönemi
2,0 Türk Sanat Müziği: Danyal Mantı hocamıza buradan sevgiler. Sağolsun varolsun.
7,5 Calculus I (Genel Matematik I): İllallah dedim!
4,5 Fundamental of Infor.Tech: Hehe çok kolaydı lan
2,0 Technical English II (Tek.İng.: Evet, yavaş yavaş mühendis mi olıuyorum sorusunu sormaya başlamıştım.
3,0 Çevre Kimyası Laboratuvarı I: İşte. İşte benim en sevdiğim derslerden birisi. O raporlar meğer gelecek yılların habercisiymiş.
4,5 Çevre Kimyası I: Çok iyi, çok sıkıntısız geçtim. Savaş Hoca‘ma saygılarımı iletiyorum.
3,0 Economics (Genel İktisat): Mükemmel bir ders daha. Halen aklımdadır hocanın verdiği örnekler.
3,5 Materials Science: Emrah Hoca bu okuldaki en kral hocalardan birisidir.
3,0 Topluma Hizmet Uygulamaları: 100′den değil de 90′dan AA aldığıma üzüldüğüm tek derstir.
Topluma Hizmet Uygulamaları dersi için şarkı hazırlarken
2008-2009 Bahar Dönemi
4,5 Çevre Mikrobiyolojisi: Mikrobiyolojiyi seviyorum.
2,5 Çevre Mikrobiyolojisi Lab.: Mikrolaboratuvarını da sevdim. Yalnız bir kere hasta oldum Eşerşiya yiyerek.
4,5 Environmental Chemistry II: Bu dersin kitabını çok severdim garip bir şekilde.
3,0 Environ. Chemistry Lab. II: Laboratuvarları hep sevmişimdir. Bunu da sevdim.
4,5 Ekoloji: Arzu Hoca ile tanışmamı sağlayan ders.
4,5 Statics Strength of Materials: Turgut‘un çok büyük desteği ile geçtim. İlk vizeden sıfır alıp ikincisinden 60 alıp da geçtim.
4,5 Linear Algebra and Numerical Methods: Ucu ucuna tırmalayarak, ite kaka geçtim. Ama geçtim! Erdem Hoca ile bu derste ilk defa tanıştık.
2008-2009 Yaz Dönemi
6,0 Fizik II: Metin Hoca‘nın sayesinde fiziğe yeniden saygı duydum.
7,5 Calculus I (Genel Matematik I): Sedat Hoca kraldır.
3. Sınıfta Murat ile girdiğimiz seçim
3. Sınıf Matra Projesi toplantısı
2009-2010 Güz Dönemi
3,5 Computer Program. in Engineering: Matlab‘ı çok sevdim, çok da rahat geçtim.
6,0 Unit Operations and Proces. I: Çok zor geldi, öyle böyle zor gelmedi yani.
4,0 Su ve Toprak Kirliliği: Serdar Hoca‘yı işte bu derste sevdim.
3,0 Temel İşlemler ve Süreç. Lab.I: Laboratuvarları çok sevdim. Bu laboratuvar epey zorladı ama geçtim.
3,0 Fotoğrafçılık: Güzel bir ders, tavsiye ederim.
4,5 Hidroloji: Malesef bu derste birşey öğrenemedim. Ucu ucuna ancak geçebildim.
6,0 Akışkanlar Mekaniği: Mantığını çözdüğümde final sınavı bitmişti.
4,0 Almanca I: Sertan Gür‘ü bu sayede tanıdım. Ich bin Mesut.
Volkan'la birlikte aldığımız yegane ödül
2009-2010 Bahar Dönemi
4,5 Su Temini ve Atıksu Uzaklaştırma: Yılmaz Muslu ve kitapları.
3,0 Temel İşlem. ve Süreç. Lab. II: Efsane olup zirvede bıraktım, laboratuvar defterini kapattım.
4,5 Air Pollution (Hava Kirliliği): Hava derslerini çok zor anlayabildiğimi keşfettim.
4,5 Çevre Mühendis. Bilişim Tekno.: Serdar Hoca’dan tez almaya bu ders sayesinde karar verdim.
4,5 Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları: Okul hayatım boyunca aldığım en iyi derslerden biriydi. Çok araştırıp çok şey öğrendim.
3,0 İstatistik: Zorlanırım diye korkuyordum ama rahat geçtim.
4,5 Termodinamik: Çok zor oldu ama geçebildim. Tabloların hastası oldum. Ayrıca Yunus Çengel‘in kitabına da hayran oldum.
6,0 Temel İşlemler ve Süreçler II: Çok ağır geldi. Acayip geldi bu ders.
3. Sınıf Yaz Okulu Savaşalp Volkan Seval
2009-2010 Yaz Dönemi
7,5 Calculus II (Genel Mat. II): Yazık oldu. Üzüldüm.
4. Sınıfın en yoğun zamanları
2010-2011 Güz Dönemi
6,0 Unit Operations and Proces. I: Zorlandım ama affetmedim, çaat diye geçtim.
6,0 Akışkanlar Mekaniği: Mantığını anladığımı söylemiştim. Rahat geçtim.
6,0 Katı Atık Yönetimi: İşte en zorlayıcı ama bana en faydalı olan derslerden biri daha. Çok iyi bir deneyim oldu bana.
4,5 Air Pollution Control: Hava derslerini anlayamadığımı keşfettim. Ama suç kitaptaydı ben de değil.
4,0 Su Arıtımı Projesi: Zevkli derslerden birisiydi. Yusuf Hoca‘ya baba demeye başladık.
4,5 Environmental Modelling: İlk vizeden 20 alıp ikinci vizeden 85 aldım. Öyle geçtim.
3,5 Wastewater Engineering: Ben sevdim bu dersi sizi bilemem.
3,0 Çevre Müh. Bitirme Projesi I: Hehe.
3,0 Küçük Ölçekli Atıksu Arıtma Sistemleri: Bir diğer faydalı seçmelilerdendi bu ders de. Herkese tavsiye ederim.
Volkan ve Savaşalp
2010-2011 Bahar Dönemi
4,5 Differential Equations): Tek seferde çaatt diye geçtim. Laplace ve Yılmaz Dereli sağolsun.
6,0 Temel İşlemler ve Süreçler II: Affetmedim bu sefer. Çok onurlu geçtim.
4,0 Atıksu Arıtımı Projesi: Bu ders de iyiydi.
6,0 Çevre Yönetimi: Proje kısmı çok zorladı. Arcgis öğrendik biraz da, o açıdan iyiydi.
3,5 Tehlikeli Atık Yönetimi: Fena değildi. Ama Katı Atık kadar sevemedim.
3,0 Suların Yeniden Kullanımı: Kolay bir dersti. İkili dağıtım sistemi mantığını aklıma soktu.
6,0 Çevre Müh. Bitirme Projesi II: Hahaha.
4,5 Computer Aided Engineering Design: Kesinlikle alınması gereken bir ders. Otoket herkese lazım.
4,5 Çevre Politikaları: Ethem Torunoğlu‘nu tanıma şansını elde ettim.
2010-2011 Yaz Dönemi
7,5 Calculus II (Genel Mat. II): Ölüyordum az daha. havale geçirdim.
2011-2012 Güz Dönemi
7,5 Calculus II (Genel Mat. II): Efsane oldum.
Buradaki tabloya baktığımda en başarılı yılımın son sınıf olduğu görülüyor. Hatta öyle ki son sınıfın ikinci dönemini 3.06 ortalama ile bitirmişim. O yaz Calculus II’den kalmasaymışım Onur Belgesi bile alabiliyormuşum. Her sene yaz okuluna gelmişim ama bir tek ikinci sınıfın yaz okulunun faydasını görmüşüm. Calculus I ve Fizik II derslerini bu yaz vermişim. Ayrıca ilk stajımı da o yaz yapmıştım. Son stajımı da 4. sınıfın yazında yapmıştım. Arkadaşlara tavsiyem stajlarını 2. ve 3. sınıfın yaz aylarında yapmalarıdır. Son senelerini mezuniyet telaşına bıraksınlar.
Bu dört yılda beni zorlayan dersler Calculus I, Calculus II, Temel İşlemler I ve Temel İşlemler II olmuştur. Bu dört ders benim dengemi o dönemlerde altüst etmiştir.
Serdar Hocamızla
Aşağı yukarı her hocamla aram çok iyidir. Her birine burada saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ancak danışman hocam olması sebebiyle Ülker Hoca‘nın, sonsuz yardımlarından dolayı Ozan Hoca’nın, yapı olarak çok benzediğimizi düşündüğüm için Serdar Hoca’mın yeri bende çok ayrıdır. Müfide Hoca‘nın da kimsenin açıkça dile getirmediği herşeyi üzerine basa basa söylemekten hiç çekinmediği ve mesleğimizi bu kadar savunduğu için yeri ayrıdır. Bölümümüzde
Ozan Hocamızla
istisnasız tüm hocalarımı sever, saygı duyarım. Şu dört senede en az sevdiğim dersler Fizik I, Fizik II, Calculus I, Calculus II, Hidroloji, Bireylerarası İletişim ve Hava Kirliliği Kontrolü dersleridir. Bu dersleri sevemeden geçtim. Kendimi olayın tamamen dışında hissettiğim tek ders ise Diferansiyel Denklemler dersi olmuştur. Zaman zaman Hava Kalitesi Kontrol dersinde de bu şekilde hissettiğim anlar oldu.
Bu dört yılda en keyif alarak geçtiğim dersler bitirme tezi, Katı Atık Yönetimi, Çevre Yönetimi’nin proje kısmı, Temel İşlemler Laboratuvarı II’nin projesi, Fotoğrafçılık, Almanca I, İnkilap Tarihi I ve II, Türk Dili, Teknik Resim, Temel Bilgi Teknolojileri, Türk Sanat Müziği, İktisat, Topluma Hizmet Uygulamaları, Mühendislikte Bilgisayar Uygulamaları, Bilgisayar Destekli Tasarım, Enerji Üretiminden Kaynaklanan Çevre Sorunları dersleri oldu. Unuttuğum bir iki ders olabilir.
Eğitimimi su konuları ağırlıklı olarak aldım. Tezimi de yine su ile çalışarak yaptım. Dolayısı ise sucu oldum. Sucu olmasam belki Katı Atık konularıyla çalışabilirdim.
2009 Bahar Şenliği
Okuldaki 5 senemde de Bahar Şenlikleri‘ne katıldım. Bunların son 3 senesinde çeşitli aksiyonlara girdik. Eğlendik epey. 2011 – 2010 – 2009Son yılımızda yaptığımız tramvay halen bölümde durur
Beş buçuk yıllık üniversite hayatımın en süper zamanı hazırlık zamanıydı. Bir yıl boyunca hiçbir şey yapmadım. Hiçbir şey yapmadım diyorum! En zor ve
2010 Bahar şenliği: Sercan Merve ben
sıkıntılı zamanı da dördüncü sınıf zamanıydı. Çünkü zaten zor olan dördüncü sınıf derslerine ilaveten alttan Temel İşlemler ve Süreçler dersi ile Akışkanlar Mekaniği dersleri alıyordum. Yaz geldiğinde zihnen ve bedenen bitmiş tükenmiş durumdaydım.
2011 Bahar Şenliği Seda Ben Tramvay Alper Ahmet
Ben Akif Hoca Alper Volkan
Asistanlarımızın hepsi ile aram iyi olmuştur. Ancak halen daha Akif Hoca‘nın yeri bende ayrıdır. Hatta Alper’de de ayrıdır. Akif Hoca bizim Akif Abi’mizdir.
Bizim dönemin tek derli toplu fotoğrafı
Dört yıl içinde teknik gezilerimiz de oldu elbette. Bunlar içerisinde en iyileri İzaydaş Teknik Gezisi ile barajlara yaptığımız teknik gezi oldu.
Dört yılda en çok utandığım an Tehlikeli Atık vizesinden 5 aldığım zaman ile Kimya II dersinde Eftade Hoca’nın yerine o derslik Malzeme Mühendisliği’nden gelen bir hocanın bana kızması oldu. Öldüm yerin dibine geçtim.
2011 Mezuniyet Emre Turgut Ben Alper En İyi haber fotoğrafı ödülü.
En mutlu olduğum an ise Alper ve Emre ile birlikte Çevre Yönetimi dersinin sunumunda birinci olduğumuz an oldu. Emre’yi o kadar mutlu ve kontrolden çıkmış olarak görebileceğim bir başka an daha yoktur. Öğrenciliğimizin en mutlu dönemleri Alper, Selma ve Emre ve Turgut’la kantinde langırt oynadığımız zamanlardı. İş yükü olarak en yoğun olduğumuz zaman dördüncü sınıfın ikinci döneminde ilk vizelerden sonraki dönemdi. Benim moral olarak en bitik olduğum zaman dördüncü sınıfın yaz okulu zamanıdır.
2006 Yılı Hazırlık Ergin Ben Mert
Üniversite hayatımın en eski arkadaşları sırasıyla Mert, Ergin ve Volkan’dır. Birinci sınıfta da Alper’le tanıştım. İkinci sınıfta da Sercan’la ve Koray’la tanıştım. Sercan o zaman şişmandı.
Çevre Mühendisliği eğitimi öyle akılsız salakların söylediği “çevrede okusam 5 ortalama yaparım” gibi birşey değilmiş bunu gördüm sevgili okur. Zor yani hakikaten emek istiyor, hata kabul etmiyor. Sürekli çalışman lazım. Boşlasan olmuyor, bir vizeden düşük alsan sıkıntı oluyor, üstelik bizim bölümde devamsızlık da çok ciddi sorun. Adamın gözünün yaşına bakmıyor.
Mezuniyet için 240 kredi gerekiyor. Benim 255 kredim var. Bunu da ekstradan aldığım seçmelilere borçluyum. Evet, ben mezun oldum. Vatana millete hayırlı olsun.
Halkı selamlayarak bitiriyorum.
Yazdığım uzun yazılardan birisi oldu bu farkındayım. Hepsini okuyana da helal olsun Yorum olarak hepsini okudum yazan ilk beş kişiye Proofhead My Resort kupası vereceğim. Buraya kadar sıkılmadan okuyan eşe dosta okura sonsuz teşekkürler.
EKLEME: Facebook’tan da sevincime ortak olan herkese teşekkürler.
Dün yılbaşı etkinliklerinde bulunmak üzere evden çıkarken Alper arayıp benden geçen seneki yıl başında aldıkları ve içtikten sonra da benim sakladığım o Baileys şişesi duruyor mu diye sordu. Ne oldu diye sordum ancak cevap da vermedi. Sonradan Alper, Sercan’ın yine dahiyane bir buluşla Baileys’in tadının Pınar Kido‘nun Çikomiks sütüne benzediğini keşfettiğini söyledi.
Akşam oldu, ışıklar yandı, aradan zaman geçti. Sevallere gittik. İşte burada bende nihayet deneme fırsatı buldum. Bildiğin üzere ben alkol kullanmıyorum sevgili okur. Alkolle olan deneyimlerim sadece tadımlık boyutlarda. Her neyse, Alper’in uzattığı şişeden tadınca
önce beni kandırdıklarını, sütün içine biraz da olsa alkol karıştırdıklarını düşündüm. Çünkü normal çikolatalı süt tadının yanında farklı bir tad vardı içecekte. Sonradan ben de teyit etmiş oldum ki evet, Baileys’in tadı Çikomiks’e benziyor. Normalde süt ile alkolü karıştırmak da pek mümkün değil. Alkol üste çıkıyor. Dolayısı ile Baileys’i taklit etmek epey zor. Ama tad olarak Çikomiks çok başarılı.
Haa, n’oldu? Tüm gece süt içtim. Fındık fıstık yedim. Arada Alper’in kolayla Sercan’ın meyve suyundan içtim. Doksanlar pop dinledik deli gibi. Alper iyice uçtu. Sercan mayıştı. Sonra Togay‘ı aradım iki defa 01.12 ve 01.20′de. Ama telefonu kapalıydı. Volkan‘ın da o gece yeminini bozacağını öğrendikten sonra geri dönememe korkusuyla öyle kalakaldık.