Hastaydım iki gündür, bugün daha iyiyim. Hatta artık iyileştim denebilir. Önceki hafta yaşadığımız şok ve ardından Kars‘a gidip gelmem, üzerine yaşadığım bahar alerjisi derken bir şekilde hastalanacağım kesindi. Hastalık geldi annemin evde olmadığı zamanı seçip kondu yastığıma. Neyse, dediğim gibi iyileştim artık. Ancak muhtemelen uzun bir süre maske ve ilaç kullanmaya devam edeceğim.
Süpersonik Efe
Annem ve babam hafta sonu Bursa‘ya gitmişlerdi. Benim annem babam uzağa gidince bu sefer de arkadaşlarımın aileleri Eskişehir‘e geldiler Rastlantı tabiki. Her neyse, Merve‘nin annesi, ablası, çocukluk arkadaşı ve süpersonik yeğeni Efe gelmişlerdi. Bugün gittim yanlarına. İki günden sonra dışarı çıktım. Volkan Paşa’nın 19 Mayıs günü doğum günüydü. Hasta olduğumdan doğru dürüst bir şey yapamadım. Bugün Sercan‘dan öğrendim ki onun da annesi
Süpersonik Volkan
babası gelmiş. Bugün de gitmişler. Yanlarına giderdim eğer bugün gitmemiş olsalardı. Bugün ayrıca Alper de KPDS‘ye girdi. Detaylı öğrenemedim ne yaptığını ama yarın laboratuvarda zaten o anlatır.
İki gün hasta yattım diye her şeyin dışında kaldım sevgili okur. Bugün dışarı çıkınca bir durum güncellemesi yaptım kendime. Son detayları öğrendim falan. Bizim çocukları da bir özlemişim ki sorma gitsin. Dün gece Bayern Munih ile ChelseaŞampiyonlar Ligi Finalini izledim. Lan maçın başında Almanları tutuyorken maçın sonunda Chelsea’nın şampiyonluğuna sevinirken buldum kendimi. Maçın ilk 80 dakikası golsüz geçince pek bir canım sıkılmış, ulan hiç final maçı olmadı be, son dakika golleri falan olsa da penaltılara uzasa, demiştim. Keşke öyle demeseymişim de ulan şimdi 15 tane çift katman dvd olsa deseymişim. Kabul olurmuş. Her neyse, güzel bir finaldi. Şıvanşıtayger‘in kaçırdığı penaltıdan sonra formayı kafaya geçirip ağlaması pek bir etkiledi beni. Kaleci Neuer‘i de pek bir sevmiş ama yazık oldu.
Bütün hafta sonu hasta yatınca dedim bari ders mers çalışıyım. Nah çalıştım! Başım ağrıdı lan ne zaman kağıdı kalemi elime alsam. Ben de oturdum birikmiş dizilerimi sezon finali yaptım. How I Met Your Mother‘ı yine Allah belanızı versin lan, diyip uğurladım. Big Bang Theory bu sezon bence iyiydi, aynı güzellikle de sezon finali yaptı. Supernatural ise ortalama bir şekilde bitti. Yani çok merak içinde kalmadım. Şimdi epey birikmiş Game Of Thrones var. Onları da aradan çıkarmak için uygun zamanı bekliyorum. Malum abiler ablalar cüceler beline kuvvet, ortalık yerde izlenmiyor meret.
Son olarak, aralık ayında kısa dönem olarak askere giden arkadaşlarım (343. dönem) nihayet askerliklerini tamamlayıp döndüler. Hakkari‘den dönen Emre ile perşembe günü buluştuk sağolsun. Aynı akşam hastalandığım için bir daha göremedim, çok da mahcubum, gönlünü almak lazım. Diğer bir yandan Savaş Abi ile Oğuz var. Onlarla da konuşabildim. İyiler hepsi. Sevindim ne yalan söyleyeyim.
Yarın okul var malum. Birazdan devrilir yatarım sevgili okur. Ellerinden öperim.
Evet sevgili okur. İlk gün olanları şu yazımda okumuştun. Yazının bu kısmında da ertesi gün olanları anlatacağım.
Sabah erkenden uyandım Alper‘in evinde. Dün geceden hazırladığımız köfteleri kontrol ettim, bir sıkıntı yoktu. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi‘nin sağolsun tahsis ettiği otobüsler 10.00′da Açıköğretim Fakültesi önünden hareket edecekti. Dolayısı ile hemen hazırlanıp toplarlanıp çıktık.
Levent
Yoldan Volkan‘ı da alıp buluşma noktasına geldikten kısa bir süre sonra beklediğimiz otobüsler geldi. Ancak pikniğe katılacaklar hala ortalıkta yoktu. Klasik Türk mantığı ile hareket saatinden tam 45 dakika sonra kalkabildik. Bir otobüse sığabilecek kadar adam ne oldu nasıl oldu bilmiyorum, iki otobüse yayıldı ve o şekilde yola çıktık. Musaözü Göleti‘ydi piknik için seçtiğimiz yer. Ancak buranın girişi ücretliydi ve bir otobüs için de 40
Ben
lira alıyorlardı insafsız vicdansızlar. Kapıda epey bir dil döküp iki otobüse 60 lira verip içeri girdik.
Piknik alanına geldiğimizde planlanandan bir saat geç geldiğimiz için de yer bulmada epey sıkıntı yaşadık. En sonunda bir yer bulup geçtik. Hemen köfte için hazırlıklara başladık sevgili okur. İşte o anların heyecanı bir başkaydı benim için Her piknikte olduğu gibi bu piknikte de bazı eksiklerimiz oldu. Ekmek sayısı azdı ve ne hikmetse kimse yanına, suyu bırakın, oturacak bir parça örtü bile almamıştı. Lan insanların bu piknik anlayışına
Hazırlıklar
şaşıyorum. Neyse, mangal için ön hazırlıkları tamamladık. Kızlar da (hepsi değil birkaç tanesi, üstelik bunların için de misafir olarak gelenler de vardı) ekmekleri ve iç malzemeleri hazırlamaya başladılar.
Arkadaşlarımıza “akustik bir dinleti” yapacağımızı söylemiştik. Dolayısıyla Alper, Ahmet, Tuna, Volkan, ben ve Tuna’nın bir arkadaşından oluşan ekibimizle “popüler bir takım şarkıları” icra ettik
Mangal
Bu icradan hemen sonra köfte pişirme işlemine başladık sevgili okur. 260 tane köfteyi, ben ve İTÜ‘den gelen Cengiz arkadaşımızla pişirmeye başladık. Pişirdik, pişirdik, pişirdik bir de baktık ki köfte yetmedi! 48 kişiye beşer taneden 260 köfte nasıl yetmedi lan diye hesaplar yaparken kızlardan gelen bir itiraf herşeyi açıkladı: Meğer bunlar köfteleri tepsilere aktarırken 12 tanesini yere düşürmüşler, sonra da bunları delilleri yok etmek adına çöpe atmışlar!
Duvar kağıdı
Sazova Parkı’nda
Yemek yedikten sonra tabi bir gevşeme hali geldi yavaştan. Biz de kalan vakti daha iyi değerlendirebilmek adına otobüs şoförleri ile konuşup katılımcıları Sazova Parkı‘na götürelim dedik.
Sazova Park’ında çok enteresan olaylar yaşanmadı. Saat 16.45 civarında toparlanıp araçlara bindik. Şehre döndük. O gece şehirde olamayacaklarla vedalaştıktan sonra hiç vakit kaybetmeyip Alper’le
Sazova Göleti’nde
birlikte bir gün önce aldığımız mangalı götürüp teslim ettik. Oradan bize geçtik. Ben üzerimi değiştirdim. Daha sonra Alper’e gittik. Alper de bir duş aldıktan sonra Volkan’a geçip internetten Beşiktaş‘ın Fener’e nasıl yenildiğini görüp kahrolduk. Gündüzden Sercan‘ın yaptığı yemeklerden yiyip dışarı çıktık.
O akşam Eskişehir’de sadece Yıldız Teknik Üniversitesi’nden gelen arkadaşlarımız kalmıştı. Bizim ekipteki herkes yorgunluktan bitap düştüğü için birer ikişer kaçmıştı. Arkadaşlarımızı o gece 222‘deki bir programa (Funk Alaturka) davet edip yanlarından ayrıldık. Alper ve Volkan’la birlikte yeni açılan Peyote‘ye gittik. O an benim gözlemleyebildiğim kadarıyla “bizim gibilerin” anlayamayacağı şeyler çalıyordu mekanda. Eskişehir’deki tüm İstanbullu öğrenciler ve bir şekille İstanbulla bağlantılı herkes Peyote’deydi. Biz İstanbul’dayken de Peyote’ye takılıyorduk, demek istiyorlardı anlaşılan.
Peyote sarmayınca Alper ve ben çıktık. Biraz dolaşıp önce Volkanlar’a geri dönüp Alper’in unuttuğu telefonunu aldık. Sonra da 222′ye geçtik. Biz oradayken de misafirlerimiz aradılar. Biraz dışarı da oturup sohbet ettik. Özgür Abi‘yle falan konuştuk, gülüştük.
Ekip toplanıp tamamlanınca Funk Alaturka’yı izlemek üzere içeri girdik. Bu noktadan sonra olanları anlatamayacağım.
Sabaha karşı çok acıktığımız için Onur İşkembe‘ye gidip zerre kadar lezzetli olmayan ama fiyatı utanmaz bir şekilde 5 lira olan çorbadan içtik. Yıldız Lokantası‘nın işkembe çorbası gerçek işkembe çorbasıdır. Yemek faslından sonra Alper’in eve geçip kahve içtik ben uyurken.
Sabah saat 6′ya yaklaşırken arkadaşlarımızı otogara bırakıp eve döndük. Yolda Alper’le epey durgun geldik, bi acayip geldik yani.
Saat 06.15′de kafamı yastığa koydum alarmı saat 13.00′e kurarak. Ve işte bu an 3. Geleneksel Çevre Şenliği‘nin resmi olarak bittiği an oldu sevgili okur.
Şenlik bittikten sonra etkilerini gözlemleme süreci başladı tabi. Herşeyden önce iyi bir dinlenip bu yazıları yazdım. Daha sonra bulabildiğim kadarıyla etkinliğin haberlerini aradım. Şu linkte bulduğum en detaylı olanı. Zaten yazan da bizim ekipten Barış.
Çalışan ve emek veren tüm dostlarıma teşekkür ederim. Son olarak etkinlikten bazı notları veriyorum ve bitiriyorum:
İlk şenlikteki ekipten sadece Elif ve ben vardık.
Cumartesi günü salon etkinliğine 60 kişi katıldı.
Pazar günü pikniğe 48 kişi geldi.
3 kişi bir yıllık EKOIQ aboneliği kazandı.
5 üniversite kulübü EKOIQ’den süresiz abonelik kazandı.
Katılımcılardan Prof. Dr. İrfan Erdoğan beraberinde getirdiği 10 kadar kitabı üniversitemiz kütüphanesine bağışladı.
İlk konuğumuz Duygu Yazıcıoğlu’nu karşılayıp, YTÜ’den arkadaşlarımızı uğurlaadığımız ana kadar ki süreyi resmi etkinlik süresi olarak belirlediğimizde, 3. Geleneksel Çevre Şenliği toplamda 55 saatlik bir periyotta gerçekleşti.
Duygu Yazıcıoğlu, kişisel blogunda şu yazı ile bizi anlattı.
Diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarımızla çok fazla konuşma fırsatım olmadı koşturmaktan. Sadece Yıldız Teknik Üniversitesi’nden gelen 3 arkadaşımızla çok samimi olduk: Elif Irmak, Betül ve Şeyma. Samimiyetleri için bir kere daha teşekkür ederim.
Çarşamba gecesi 222 Park‘ta çok ilginç bir organizasyon vardı sevgili okur. Biz de bu organizasyonda Özgür Abimize destek olmak için mekanda bulunduk. Ben, Merve, Alper, Sercan, Volkan, Togay, Seval, Yağız, Ender, Halil ve Hande‘den oluşan kalabalık bir ekiptik.
Vega, benim Türk Rock grupları içerisinde dinlediğim ve müzikal duruşlarına saygı duyduğum bir gruptur sevgili okur. Karı koca çizgilerini hiç bozmamışlar maşallah üç albümdür. Tamamı olmasa da sevdiğim üç beş şarkıları da mevcuttur.
Dün saat 17.00 civarında 222 Park’a Görkem‘in yanına gittik Volkan’la. İyi ki gitmişiz, hem grubu soundcheck esnasında gördük, hem de konserin detayını öğrendik. Meğer konser internetten de fizy.com‘dan canlı yayınlanacakmış! Başlama saati de bizim bildiğimizden tam 1.5 saat önceymiş! Dolayısı ile kursa gitme işi yalan oldu benim.
Akşam saat 19.50 civarında mekana geldiğimizde grup sahneye çıkmış başlıyordu performansına. Konser kameralarla çekildiği için sahne önüne kimse gidemedi. Grup 1 saatlik bir performans sergiledi. Bütün hit parçalarını çaldı. Daha sonra kameralara el sallayıp sahneden indiler ve 15 dakikalık bir ara verdiklerini söylediler. O esnada mekanda çok az kişi vardı.
15 dakika oldu 1 saat! Tam bir saat sonra sahneye çıktılar. Gecikmeden dolayı özür dilediler. Bu sefer sahne önü doldu. Mekan da kalabalıklaşmaya başladı. Grup bu sefer yine sil baştan çalmaya başladı parçalarını. Performans olarak ilk kısım çok iyiydi. Ancak ikinci kısımda galiba Deniz sarhoştu. Şarkıları yer yer unuttu, söylemedi. Gerçi grup yine kütür kütür çaldı. Samplelar falan harikulade idi. Ama vokalin sesini duyamadık parçalarda. Üzüldük.
Konsere geç çıktıkları için zamanımız daralmıştı dolayısı ile mekandan grup sahneden inmeden ayrıldık. Zaten bizden sonra da 3 şarkı çalıp onlar da inmişler. Sonuç olarak sevdiğim Vega şarkılarını canlı olarak dinleme fırsatı bulduğum için mutluyum sevgili okur. Güzel bir akşamdı.
Demonaz – March Of The Norse (2011): Serkan Abi‘nin deyişiyle “epik” bir albüm bu. Immortal‘ın söz yazarı Demonaz’ın albümü, salt black metal olmamakla birlikte teması ve müzikal kalitesi ile henüz bir yıllık bir albümken bile efsane olmuştur gözümde. Bu güzide çalışma sınırlı sayıda Picture Disk formatında basıldı. Eğer şanslıysam bu picture disklerden birisi de yakın zamanda benim olacak sevgili okur. Biz de Dağlar Dağlar diyince akla Barış Manço gelir, Norveç’te de Demonaz.
At The Gates - Slaughter Of The Soul
At The Gates – Slaughter Of The Soul (1994) (Remastrered 2002): At The Gates’in dağılmadan önce çıkardığı son albümdür. İsveç Death Metali‘nin en önemli dört albümünden bir diğeridir. Tipik bir melodik death metal albümüdür. Yine kendi tabirimle akışkan bir albümdür. Özellikle Cold parçası olmak üzere her parçanın ayrı bir havası vardır. Bu albümün 2002 yılında çıkarılan bir Remastered versiyonu vardır ki orjinal albüm parçaları haricinde içerdiği bonus tracklerle de albüme yeni bir tat katmıştır. Melodik Death Metal dinliyorum diyen metalseverlerin muhakkak dinlemesi gereken bir albümdür SOTS.
Atheist - Elements
Atheist – Elements (1993): Bu listeye koyup koymamakta çok kararsız kaldığım bir albümdür bu. Dinlediğim ilk anı hatırlıyorum. Volkan‘ın 2+1 evindeydik. Volkan uyuyordu. Ben albümü indirip ilk şarkı Green ile başlamıştım dinlemeye. O an bana nasıl inanılmaz gelmişti o parça! Yıllardır halen aynı tadı verir bana. Teknik Death Metal‘in çok önemli bir albümü olduğunu sonraları araştırıp öğrendiğim bu albüm’den tam 18 sonra grup yeniden toplanıp bir albüm kaydetti, Jüpiter. Atheist grubunun üyelerinin görüntülerine baksanız aklınıza hayatta gelmez bu adamların bu müziği icra edebilecekleri:)
Yazının bundan sonraki kısmında metalin dışında yer alan ama benim için yine önemli olan albümlerden bahsedeceğim.
Linkin Park - Meteora
Linkin Park – Meteora (2003): Dinlediğim ilk Linkin Park albümüdür. Sivrihisar‘da MTV‘yi bırak Kral TV bile olmadığı için müziğe anında erişimimiz kolay değildi. Bu albümü bir çarşamba günü Sivrihisar Halk Pazarı‘nda korsan cd satan bir adamdan almıştım. Albümün ilk şarkısı Don’t Stay‘i o kadar çok sevmiştim ki winamp‘ta repeat track‘de çalıyordum. Bence Linkin Park’ın en başarılı albümüdür. Sertliği ayarındadır, rapliği ayarındadır, tam Linkin Park’tır. Bir önceki albüm Hybrid Theory‘i tekrar etmektedir gerçi ama olsun. Albümün orjinal CD’sini de yıllar sonra Eskişehir’e taşındığımızda şans eseri bulmuş ve neredeyse iki haftalık paramı verip almıştım. Meteora, benim her zaman sevip dinleyeceğim bir albüm olmuştur.
Athena - Herşey Yolunda
Athena – Herşey Yolunda (2001): Athena’yı tanıdığım ve büyük kitlelerce de tanınmasını sağlayan albümdür. Üflemelilerin aşıp coştuğu, gerçek Athena havasını ilk kez dinleyiciye sunan albümdür bence. Çocukluğumdan beri dinlerim, tüm Türkiye dinler. Her şarkısı bilinir, her şarkısı dinlenir bir albümdür. Kaset formatından hemen her Türk gencinin elinden geçmiştir. Yeşil renktedir kaseti de.
Kurban - İnsanlar
Kurban – İnsanlar (2005): Lise 2′deyken çıkmıştı bu albüm ve önceki albümlerinin aksine Kurban’ı ben doğru dürüst olarak bu albümle keşfetmişimdir. Dolayısı ile benim Kurban anlayışımla ilk albümlerinden beri onları dinleyenler arasında fikir ayrılığı vardır (Bkz İlker Erdoğan vs ben). Albüm tamamı hit olacak şekilde hazırlanmıştır bana göre. Bir baş ucu albümüdür benim için zira içerisinde davul merakımın başladığı yıllarda çalmaya çalıştığım parçalar barındırır. Bence gerçek bir Rock albümüdür.
Pink Floyd - Dark Side Of The Moon
Pink Floyd – Dark Side Of The Moon (1973): Benim için çok geç bir keşiftir. Yıllardır Volkan dinlerdi, ben de ha iyi parçalarmış der geçerdim. Ancak ciddi anlamda ilgi duymam belki birkaç senedir söz konusu bu albüme ve Pink Floyd’a. Bu durumun benim için bir avantajı şu oldu: Albümün tadına bilinçli olarak varabildim, keşfettim çünkü. Ve tabi hemen bu gazla albümün long play’ini buldum aldım. Pink Floyd’un baş yapıtıdır. (Ancak kimileri de gerçek başyapıt olarak The Wall albümünü gösterir, evet The Wall çok iyi bir albümdür. Ancak bence her parçası hit değildir.)
Kill Bill II - Original Sound Track
Kill Bill II – Original Sound Track (2004): Filme özgü bir parça yoktur içerisinde. Tarantino‘nun efsane fimlerden, bestecilerden toplarladığı parçaları içermektedir. Ancak öyle bir toplamadır ki bu filmin etkisiyle dinlediğinizde film yeniden oynamaya başlar kafanızda. L Arena, Goodnight Moon, Can’t Hardly Stand It gibi harika parçalar içerir. Bu albüm long play olarak arşivimde gelecek kuşaklara aktarılmayı beklemektedir.
Cumartesi saban 9′da Yunus Emre Kampüsü aşağı kapısında toplandık sevgili okur. Yaklaşık 17 kişi kadardık. Her gezide olduğu gibi bu gezide de ön kayıt yaptırıp gelmeyen kişiler oldu. Bu duruma artık alıştığımızdan fazla da ses etmedik. Sadece bu sene yapacağımız diğer şehir dışı teknik geziler için kontenjan haklarını kaybettiler bu şekilde yapanlar.
İçme Suyu Arıtma Tesisi
Yeterli sayıya ulaşıp hareket ettik. İlk durağımız ESKİ İçme Suyu Arıtma Tesisi‘ne gittik. Burada önce yanımızda bir hoca olmadığını gören bir inşaat mühendisi bize sorular sordu, 4.5 sene okuyup mezun olduğum bölümümü neden seçtiğimi sordu, yüzeysel su kaynaklarının doğrudan içme suyu olarak kullanıldığı durumlar var mıdır diye sordu. Porsuk‘taki problemin azot olduğunu söylediğimde, itiraz etti. Nitrit, nitrat, amonyak var, dedi. Evet, dedim bende.
Neyse, sonra tesisi gezmeye başladık. Önce su alma yapısını gördük. Geziye katılan arkadaşlar, evlerinde musluktan akan suyun kaynağının ne olduğunu anladıklarında yüzlerinde bir tebessüm oluştu. Sağolsun, bizi gezdiren görevli elinden geldiğince tüm detayıyla akış sistemini bize anlattı. Ben de aralara küçük eklemeler yaptım.
Bu esnada Regülatör‘ün yanında olduğumuzdan aklımda sürekli piknik yapmak vardı. Süper güneşli bir gündü ve az sonra da Volkan‘dan mesaj geldi pikniğe gidelim diye. İçim gitti ama olmadı malesef.
Tıbbi Atık Sterilizasyon Tesisi
Daha sonra toparlanıp bu sefer de Seyitgazi Yolu üzerinde yer alan Tıbbi Atık Sterilizasyon Tesisi‘ne gittik. Ancak burada bizi bir süpriz bekliyordu. Belediyeden izin almıştık ancak belediye tesise bunu bildirmeyi unutmuştu. Adamlar da cumartesi günü diye bakıma girmişlerdi. Önce bir şaşırdılar falan telefon görüşmeleri yapıldı ve nihayet tesise girdik.
Tesis kapladığı alan olarak küçük olmasına rağmen yaptığı hizmet ile birkaç ile (Ankara, Eskişehir, Bilecik gibi) hizmet ediyordu. Bizi önce görevli Çevre Mühendisi karşıladı sağolsun. Tesisle ilgili teknik ve mevzuat bilgilerini aktardı. Daha sonra tesisin sahibi Reha Bey geldi. Bir kez de o, tüm detayları ve püf noktaları ile akış şemasını bize anlattı. Daha sonra aşağı inip cihazı yakından inceledik. İtalyan patentli bu cihazın bir benzeri daha yokmuş. Sterilizasyon için gerekli ısıyı parçalayacı bıçağın oluşturduğu ısıdan elde ediyormuş. Dolayısı ile çıkan ürünün de yapısı çok daha stabil oluyormuş. Ayrıca kalorifik değeri de tavanlardaymış.
Reha Bey farklı tarzı ve samimi yaklaşımı ile bizleri kendisine hayran bıraktı. Bu tesisten ayrılıp şehir içinde Atatürk Lisesi civarında bir yemek molası verdik. Burada Eskişehir’in en lezzetli ve ucuz tavuk dönerini yapan yeri keşfettim. Yemek yedikten sonra Odunpazarı Evleri‘ne doğru yürüdüm biraz. Ev hanımlarının ürettiği ürünleri sattığı küçük bir pazar vardı. (Tüm yakın arkadaşlarım bu ara akıllı telefonlar aldılar.)Merve‘ye bir telefon kılıfı alayım dedim hediye. Güzel birşey buldum aldım. Ancak Alper‘e göre birşey göremedim. Kadınlar yaptığı için hep kedili, kuşlu, orangutanlı desenler vardı kılıfların üzerinde, bayanlara göreydi hepsi.
Neyse, buradan yine toparlanıp ESKİ Atıksu Arıtma Tesisi‘ne gittik bu seferde. Tesise geldiğimizde tıpkı Resident Evil filmindeki gibi bomboş bir bina ile karşılaştık. Koridorda bağırıp çağırdık ama kimse çıkmadı. Muhtemelen herkes zombiye dönüştü derken uzaktan gelen ve bize birazdan tesisi gezdirecek olan Makine Mühendisi’ni gördük. Hemen sonra da bir kimyacı bayan bize dahil oldu ve geziye başladık.
Atıksu Arıtma Tesisi
Eskişehir’in tüm pisliğini gördük bu tesiste de. Kaba ve ince ızgaralardan çıkanlar şehrimizin kültürünü, genç nüfusunu yansıtıyordu adeta Daha önce buraya da gittiğimden yine görevlilerin anlattıklarına küçücük minicik ilaveler yapmaya çalıştım yakınımdakilere. Bu şekilde gezdik tesisi. Gezinin en sonunda sayımızın az olmasının verdiği avantajla 25 metre yüksekliğindeki anaerobik tankların tepesine çıktık asansörle. Buradan tüm ovayı izlediki Eskişehir’imize baktık. Yüzlerce kare fotoğraf çektirdi arkadaşlar
İyice yorulmuş bir halde aşağı indik. Tam gitmeye hazırlanırken şoförümüz bize minibüsün bozulduğunu söyledi Birkaç metre itmeye çalıştık ama yemedi koca minibüs. Bunun üzerine tesisin traktörlerinden biri minübüsü çekti ve bu sayede aküden bağımsız çalışabildi araç. Hemen doluşup eve doğru yola çıktık. Saat 15.45 civarında sabah başladığımız noktada bitti yolculuğumuz.
Katılan herkese çok kulübümüz adına teşekkür edip bu isimleri doğrudan şehirdışı gezilerine yazdım bile Aynı ekiple bir aksilik olmazsa güney illerimizden birine Teknik Gezi’ye gideceğiz mayıs sonu gibi
Geçen konserde Ufuk‘un kamera ile kaydettiği görüntüleri alabilmek için internetten bir capture kart sipariş ettim sevgili okur.
Bu cihazı önce Volkan‘ın el kamerası ile denedim. Ama cihazın girişlerinin benim capture kart ile alakası yoktu. Ben de 25 liralık bir aleti boşuna aldığım içim acayip canım sıkıldı. Ancak Ufuk’u aradığımda el kamerasının Volkan’ın kameradan farklı olduğunu öğrendim. Daha eski bir modelmiş ve halen şansım var kartın uyum sağlaması için.
Neyse eve geldim. Cihazı önce Discman‘ime bağladım. Discman dönemlerinin sonunda aldığım bu cihaz VCD de oynatabildiği için görüntü kaynağı olarak bunu kullanmaya karar verdim. Neyse, capture aletini netbook’a bağladım. Daha sonra 4 kanallı capture kartın ilk kanal bağlantısını vcd’ye bağladım. Ses kablosunu da taktım ve çalıştı!
Daha sonra dijital uydu alıcısından da görüntü alabilir miyim diye deneme yaptım. Sonun gene olumlu oldu. O an uydudan, kanalda ne varsa netbook’umdan izleyebiliyorum sevgili okur. İzleyebiliyor ve kaydedebiliyorum.
Aradaki kablo trafiği biraz karmaşık yalnız. Uzatma kablolarına ihtiyaç duyabilirsiniz. Cihazla beraber bir de yazılım geliyor. Bu yazılım bir güvenlik kamerası yazılımı görevi görüyor. Dört farklı görüntü kaynağından aynı anda görüntü alabilir, bir kanaldan da ses alabilirsiniz. Yazılımın ayarlarına erişiebilmek için, çıkış yapabilmek için, kayıt vs yapabilmek için bir paralo belirlemeniz isteniyor. O açıdan yazılıma başarılı diyebilirim.
Aleti aldım. Bunu da buraya not düşmek istedim. Bir gün olur da bunun driver’ına falan ihtiyacınız olursa bana ulaşabilirsiniz İletişim kısmından.
Pazar gününün yorgunluğunu üzerimden anca atabildim ve sanırım artık Pazartesi günü 222 Park‘ta gerçekleştirdiğimiz Eskirock Metal Fest. Vol. IV ile ilgili değerlendirme yazımı yazabilirim.
Pazartesi günü ilk iş olarak Merve‘yi tren garından aldık Volkan‘la. Onu evine bırakıp, bir süre önce sponsorumuz ROCKAMANIA tişörtlerinin yollamış olduğu hediye tişörtleri aldık. Daha sonra Halil‘i evinden almak üzere yola çıktık. Halil’i de alıp Karakedi Stüdyosu‘una gittik ses sistemini almak için.
Rockamania Tişörtleri
Bu esnada Togay‘la da konuştum. Bir önceki gece İstanbul’da sahne alıp sabah 07.00′de Eskişehir’e geldiği için tüm kafile yorgunluktan ölmek üzereydi. Dolayısı ile Togay’a iyice dinlendikten sonra gelmesini söyledik.
Ses sistemini mekana taşıdık. Daha sonra Alper ve Volkan, Togay’ın ve Ufuk‘un evinde geceyi geçiren misafirlerimizi almak üzere gittiler. Bu esnada ben de 222′de davulu kurdum. Tonmaister ile birlikte sistemi hazırladık. En baştan teşekkür edeyim, Mehmet Akçay‘ın zil sehpalarını ve twin pedalını kullandık konserde. Sağolsun yardımını esirgemedi.
Mekanı hazırladıktan sonra, artık beklemeye başlamıştık. Derken Mary Jane Hits grubundan arkadaşlar geldiler önce. Sonra İzmir ekibinin tamamı geldi. Uzun süredir görmediğim Hande ile hasret giderdik Sonradan Tayfun falan da geldi.
Bu konserin süprizi In Flames Tribute grubu olacaktı. Kimseye duyurmadık ama bu grup aslında bizdik. Bu konserin bizim için özel bir anlamı olduğundan o gün sahneye çıkacak her grubun vokalistinden bizim için bir şarkı söylemesini rica ettik. Sağolsun onlar da kırmadılar. Ses kontrolleri In Flames Tribute ile yaptık. Herşey bittiğinde saat 18.30 civarındaydı ve biz de beklemeye başladık.
Kapı açıldı. İlk etapta gelen seyirci sayısı saatin erken olması sebebiyle biraz az oldu. Ancak bu sayı konserin sonlarına doğru artacak hatta son grup sahnedeyken dahi bilet alıp giriş yapan katılımcılar olacaktı.
İlk grup olarak sahneye duyurduğumuzdan 20 dakika daha geç çıktık. Bu erteleme konser sonuna yaklaşık 45 dakika olarak etki etti. Sahneye çıktık. Beş şarkı çalacaktık. Her biri de In Flames’in en bilinen parçalarıydı. Dediğim gibi diğer gruplardan farklı olarak sadece bu konser için kurulan bir grup olduğumuz için, hatta grup bile olmadığımız için eğlenceye odaklandık. İlk önce maskelerle çıkalım dedik, sonradan vazgeçtik. Neyse sahneye çıktık ve Lamb Of God Tribute grubunun vokali Türker bize eşlik etti ilk şarkıda: Dead Eternity. Türker’den sonra sahneye The Trusted‘tan Tayfun ve Fire and Forget‘ten Hande çıktı. Gyroscope‘u çaldık bu sefer de İşin ilginç tarafı o gün Türker hariç hiçbir vokalle konser öncesinde çalışamamıştık başka şehirde olduklarından. Biz albüm versiyonları çaldığımız için sorun olmadı vokallere de. Gyroscope bittikten sonra sıra Episode 666‘ya geldi ki çaldıklarımız içinde en sevdiğim parça da buydu sevgili okur. Bu parçayı da ağırlıklı olarak Tayfun söyledi Hande ile birlikte. Episode’dan sonra da son parçamız olan Only For The Weak‘e geldi sıra. Yağızhan’ın en sevdiği parça buydu. Bu parçayı da Mary Jane Hits’in vokali ile birlikte söyledik. Yağız’a bakamadım ama Togay’ın çılgınlar gibi kafa salladığını gördüm, acayip gaza geldim oturduğum yerde sevgili okur. Son parça bittikten sonra İzmirliler “Göztepe Göztepe” diye bir sevinç gösterisinde bulundular
Black Omen
Bizden sonra sıra Black Omen‘a gelmişti. Çıkmak üzere olan bir albüm, bir demo ve iki bandrollü albüm ile diskografisi ve kalitesi gayet üst düzey bir gruptur Black Omen. Melodik Black Metal yapan ülkemizin sayılı gruplarındandır. Black Omen sahnede hem önceki iki albümden hem de yeni albümden parçalar çaldı. Eskilerden olmazsa olmazlar Black Candle, Gate Of Darkness ve When The Sun Rises‘da sahne önündeydim. Ancak Loki‘yi çalmadılar üzüldüm epey. Tüm grup hem sahne kostümleri hem de performansları ile epey alkış topladı. Bu arada vokal Karahan Abi, tüm
Uçan Onur
Eskirock Metal Fest.’lerde sahneye çıkan ilk tek müzisyen olma sıfatını devam ettirdi İlk konserde Garmadh‘la, ikinci konserde Truck‘la, üçüncü konserde yine Garmadh’la ve son konserde de Black Omen ile sahne aldı. Desteği için teşekkür ediyorum. Reha, Serkan ve Murat Teğmenim ile birlikte sahne önündeydik hep. Bu üç arkadaşıma da teşekkür ediyorum. Murat Teğmenim demişken, A’khulion‘un vokalisti Murat kardeşimiz askerden dönmüş ve ilk iş olarak da bizim konserimize gelmişti.
Reha, Serkan, Murat, Ben
Tolga ve Ben
Black Omen’dan sonra İzmirli dostlarımız The Trusted sahne aldı. Bu grupta Tayfun gitar çalıyordu aynı zaman da Fire and Forget’te de bass çalıyordu. In Flames’te de iki şarkı da vokal yapınca gecenin en çok sahnede kalan elemanı da Tayfun olmuş oldu Grup İzmir’den gelmiş olmasına rağmen sahne önü boş değildi. İzmirlilerin de birbirine desteğini görmeliydin sevgili okur
Fire and Forget
Trusted’tan sonra canımız ciğerimiz, her bir üyesi kardeşimiz olan Fire and Forget‘imiz sahne aldı. Böylece topluluğumuz bünyesindeki her grubumuz da festivallerimizde ikişer defa sahne almış oldu. Fire and Forget’i koşuşturmacadan dolayı ancak performansının sonlarına doğru izleyebildim. Ama en sevdiğim iki şarkıları en sona kaldığı için de kaçırmamış oldum. Togaykardeşimle bakışarak kesişerek
Togay Çalıkoğlu
karşılıklı sevgi gösterilerinde bulunarak son şarkılarını da bitirdik ve sahneden indiler. Yağızhan‘ın ciddi biçimde gaza getirici olarak sallandığı bir performans oldu. Mehmet çok iyi çaldı. Togay’ın upuzun saçları yerleri falan süpürdü bir ara! Bence Fire and Forget, tarzında öncü gruplardan biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor sevgili okur. Bunu birkaç sene içerisinde göreceğimizden eminim.
Hair Metal!
Bu arada içerideki kalabalık da artmaya başlamıştı. Sahneye yine İzmir’den gelen Mary Jane Hits grubu çıktı. Groove metal yapan bu grubun Eskişehir’deki ilk konseriydi. O esnada dışarı da olduğumdan performanslarını izleyemedim. Ancak tepkiler gayet olumluydu.
Lamb Of God Tribute
Şimdi bu paragrafa da bir itiraf ile başlayayım. Konserin son grubu Lamb Of God Tribute’du. Bu gruptan beklentimiz vardı, vardı ancak şok edecek kadar değildi sevgili okur. Saat 00.10 civarında Lamb Of God Tribute sahneye çıktı ve dışarıdan içeri geldiğimde gözlerime inanamadım! İnsanlar sahne önünü tıka basa dolmuştu ve tüm salon gruba eşlik ediyordu! Olamazdı lan böyle birşey! Herkes poga yapıyordu, headbang yapanlar, bağırıp çağıranlar… Konserin süpriz grubuydu kısacası Lamb Of God Tribute. Kerem‘in gitaristliği, Yusuf‘un davulculuğu, Türker’in vokalleri ve diğer grup elemanları Cem ve Mert, Volkan’ı ve beni şaşırttı. Genelde son gruplara doğru katılımcı sayısı azalırdı
Lamb Of God Tribute - Yusuf
ancak bu konserde hiç de öyle olmadı. Lamb Of God’ı Erasmuslular da dahil yüzden fazla kişi sahne önünde izledi sevgili okur. Ve konser de bu gazla sona erdi.
Konser bittikten sonra Eskirock ekibi için bu sefer bambaşka bir uğraş başladı. Sahneyi toparladık. Hesabı kitabı yaptık, ödenecek ücretleri ödedik. Ödeyemediklerimizi vade yaptık Sonra nakliye ile ekipmanları kiraladığımız yere götürüp bıraktık. Ve gece iki buçuk üç gibi kendimizi yorgun argın bir çekyata atıp uyuduk Çok dramatik oldu.
Konsere gelip bizi destekleyen onlarca arkadaşımız var ama özellikle adını vermek istediğim şu insanlara teşekkür bir borçtur: Alper, Sercan, Merve, Ender, Bilge, Ufuk, Nil, Merve, Anıl, Özge, Anıl’ın kardeşi, Ergin, Yunus.
Bu konser sadece grupların müzikalitesi ile değil pek çok yönden benim için çok değerli bir konser oldu. Bir kere en yakın müzisyen dostlarımla aynı sahneye çıkabildim Daha sonra çok sevdiğim insanlarla muhabbet etme fırsatı buldum. Murat Teğmen, Sertan Hocam, kardeşi Süheyl, Black Omen ekibi, Garmadh Serkan, Hande, Tayfun ve Emre Oduncu şimdi bir seferde hatırlayabildiklerim. Hatırlayamadıklarıma da sevgiler.
Sponsorumuz Rockamania Tişörtleri
Bu konserimizde ilk defa bilboard çalışması yaptık. 10 metrekarelik bir bilboard astık. Ayrıca ilk defa bu konserimizde Eskirock Üye Kartı‘na büyük ilgi oldu. Tüm ilgi gösteren arkadaşlarımıza teşekkürü bir borç biliriz.
O gece bize büyük destek veren Hz. Özgür Demirtaş‘a da en derin saygılarımızı iletiyorum.
NOT: Bu yazıyı önümüzdeki bir hafta içerisinde sürekli olarak güncellenecektir. Yeni videolar ve fotoğraflar eklenecektir. O yüzden ara ara kontrol etmen senin menfaatine olacaktır.
EKLEME 1: Evet, aradan bir hafta geçti ve yavaş yavaş materyaller gün ışığına çıktı. İlk olarak Hürriyet Eskişehir‘de çıkan haberimizi sunuyorum sevgili okur:
Dün aylar sonra ilk kez ağzımda çilek tadı hissettim. Güzel bir andı, sonra o tat yavaş yavaş kayboldu.
Perşembe günü annem ameliyat oldu sevgili okur. Burnunda nefes almasını zorlaştıran bir et parçası varmış. Aynı gün sabah 07.30′da hastaneye gitti. Tam 5 saat sonra saat 12.30 civarında ameliyata girdi. O akşam hastanede kaldı. Ancak çok kötü olmuş durumu. Tansiyonu falan düşmüş,çok şiddetli baş ağrısı yaşamış. Cuma sabahı eve geldi. Şu anda da iyi durumu. Lan annem olmadan ev ne kadar sıkıcı oluyormuş sevgili okur. Annemizin değerini bilelim.
Dün gece rüyamda çok acayip bir şey gördüm. Aylardır rüyamda görmüyordum. O yüzden sabah uyanınca içim bir garip oldu. Lanetmi etsem nasıl ağlasam? Uyanınca içim bir cız etti, öff ulan dedim.
Bugün de Volkan ve Halil‘le konserden önceki son rötuşları attık. Artık 222 Park‘ın yanında tam 10 metrekarelik bir afişimiz var! Ufuk, Nil ve Nil’in ev arkadaşı Merve ile buluştuk. Buluşmadık aslında, yanlarına gittik. Biraz oturdum. Şakalar yaptık birbirimize. Bugün şakacılığımız üzerimizdeydi
Yarın evde olurum muhtemelen. Pazartesi günü konser var. Salı günü de manavlara bakıp çilek arayacağım. İnşallah bulurum.
Yirmi beş yıllık insanlık tarihimde nihayet ben de bir güneş gözlüğü aldım sevgili okur. Geçen yaz yaşadığım o göz sulanmalarını ve kaşıntılarını bu yaz yaşamamak için biraz da Merve‘nin ve Sercan‘ın gazıyla ve hatta yer yer Alper‘i de kıskanarak kendime bir güneş gözlüğü aldım. Daha önce ihtiyaç duymadım ama anlaşılan gözlerim hassaslaşıyor.
Espark‘ta Atasun Optik diye bir yer var. Burası galiba fiyat ve kalite olarak da iyi bir yer ki epey adını da duymaya başladım bu son zamanlarda. Neyse girdik buraya. Dükkanda en baştan en sona sırasıyla ucuzdan kazığa doğru gözlükler sıralanmış.
Şimdi benim kafa yapım büyük ve yuvarlak olduğu için taktığım gözlükler de karpuza gözlük takılmış gibi durur genelde. Camları büyük olunca ya da küçük olunca sırıtır yüzümde. Bir de bu gözlüğün orta kısmı nedendir bilmiyorum benin alnıma denk geliyor. Yani burnumun çatısında durması gereken yer alnıma değince de komik oluyor haliyle. Ben önce satıcı hanıma bu durumu anlattım, o da satıcılığın veridiği rutinlikle “tüm müşterilerimiz aynı şeyi söylüyor” dedi. Ancak ne kadar haklı çıkacağımı dakikalar sonra anlayacaktı.
En baştan denemeye başladık gözlükleri. Yok ulan bir tane yakışmıyor! En baştaki sıradan bir gözlük fena değil gibi geldi gözüme onu elimize aldık ve sona doğru ilerleyemeye başladık. Geldik, geldik, geldik. Satıcı kız da artık ben taktıkça gülüyor, bazen zor tutuyordu kendini. Aralardan bir iki tane daha gözlük çıktı ama hepsi ya çerçeveleri çok komikti ya da alnıma değiyordu. En son bir RayBan’den bir model uydu suratıma. Ancak bunun da camları kahverengi idi. ben siyah renk istediğim için bunu da almadım.
En baştan beri elimde gezdirdiğim gözlük böylece benim güneş gözlüğüm oldu. 69 liraya beklediğimin ve ayırdığım paranın çok altında bir gözlük alınca mutlu oldum. Üstelik iki yıl da garanti veriyor. Hele ki eve gelince bizimkiler de beğenince epey bir mutlu oldum. Hele hele bir de laboratuvardakiler de beğenince dört köşe oldum.
Şimdi siz hepiniz, benim bu yazıyı güneş gözlüğümle çektirdiğim bir fotoğrafla süslememi bekliyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Ama en azından gözlüğün bir fotosunu koyayım da Volkan görsün.
Bugün bir KPSS denemesine girdim sevgili okur. Çok kötü geçti. Yani konu olarak çok eksiğim var, bir de süre sıkıntım var. Mesela 11 Vatandaşlık sorusundan sadece 4 tane yapabildim. Çok canım sıkıldı. Sonuçlarıma baktım, muhtemelen bir önceki denemede aldığıma yakın bir puan alacağım.
Kim bu Erol Kuru diyenler için (Erol Kuru, Mesut Kuru, Alper Kuru)
Deneme sınavından çıktım ve önce bir kahvaltı yaptık Mervelerde. Sonra da bizimkilerle buluştum Hera‘da. Diğer günlerden farklı olarak bugün bize süpersonik insan Erol Kuru da katıldı. Kendisini Bankamatik’de hiç parasının kalmadığını gördükten hemen sonra gördüm. Aldım yanıma Hera’ya getirdim. Bu arada Halil‘le Yunus birlikte eve çıkıyorlarmış. İş güç konuşup dağıldık.
Togay‘la birlikte 222 Park‘a uğrayıp küçük bir işi hallettik. Daha sonra da gidip Özbesin Market’ten marulla maydanoz aldım. Yarın evde kısır yapacağım sevgili okur. Marul maydanozdan sonra Volkan ve Mehmet Akçay‘la Kahve Dünyası‘nda buluştum. Bizimkilerden bir kadro yine buradaydı Mehmet’le de sağolsun konuşup anlaştıktan sonra atladım dolmuşa eve geldim. Oh, bir rahatladım bir rahatladım ki sorma.
Yarın çok işlerim var. Dolayısı ile bu gece birkaç dizi izleyip yatacağım sevgili okur.
Kızıl saçlı kadınların %95'i güzeldir
Bu arada sırf yolda muhabbeti açıldı, aklıma geldi diye yazıyorum. Yeni doğmuş bir bebeğe insanları renklerle anlatmak istesem hangi renkleri seçerdim diye düşündüm. Kadınları kırmızı ile, çok güzel kadınları kızıl ile, erkekleri gri ile ve çocukları da beyaz ile anlatırdım herhalde. Yani bu renkleri seçerdim. Aklıma ilk gelenler bunlar oluyor. Kadın güzelliği nedense ben de kızıl ile kodlu. Çocuklar da beyaz.
Bugünün tek kârı Alper‘den hacıladığım silgi oldu bu arada. Bir de az önce Ergin‘in yolladığı şu harika şarkı var.