Kitap Okuma Gözlüğü Projesi

Geçen aylardan birinde Mert üşütmüştü. Birkaç gün burnu aktı. Beşiğin bulunduğu oda galiba geceleri biraz daha soğuk oluyor diye yanımıza aldık. Birkaç aydır kısmen bizimle, bazen de beşiğinde yatıyor. Bu durumun hiç de hesaba katmadığım olumsuz bir etkisi oldu: Kitap okuyamıyorum 😦

İnternette kitap okuma gözlüğü ismiyle, iki tarafında birer led lamba bulunan gözlükler satılıyor. Amazon’dan alacak oldum ancak yorumlarda hep malzemenin, ledlerin falan çok kötü olduğundan bahsedilence vazgeçtim. Baktım evde malzeme var, ben de kendime bir kitap okuma gözlüğü yapayım dedim.

Öncelikle eski bir 3D gözlüğün plastik aksamlarını ayırdım. Daha sonra iki tane 5 mm beyaz led, bir tane CR2032 pil ve yuvası ve bir anahtarla gözlüğü yaptım. İlk olarak pil yuvası ve anahtarı epoksi yapıştırıcıyla gözlüğün bir kulpuna yapıştırdım. Daha sonra ise sürgülü anahtarın ve pil yuvasının bağlantılarını yaptım. Led lambaları paralel olarak bağlayıp çabuk kuruduğu için güçlü yapıştırıcıyla gözlüğün sağ ve sol şakak hizalarından sabitledim. Aktivatörü sıkınca güçlü yapıştırıcı plastiği adeta eriterek kaynak yapmış oldu.

Pili bittikçe değiştirilebilen, bilerek uzun bıraktığım pil bacakları sayesinde ışığın yönünü ayarlayabildiğim gözlüğümü iki gecedir kullanıyorum. Mert yanımızda fısır fısır uyurken ben istediğim gibi okumaya devam edebiliyorum 🙂

Odea Bank’tan Eşit Masallar

Özellikle son birkaç yıldır yeniden düzenli olarak radyo dinlemeye başladım. Eskişehir’de iş yerimde oda arkadaşım Hülya Hanım‘la başlayan alışkanlık, yeni oda arkadaşım Sanem Hanım‘la da devam ediyor. İşte böyle günlerden birinde bir radyo reklamında ilk defa duydum bu “eşit masal” kavramını ve çok ilgimi çektim. Hemen küçük bir internet aramasıyla Odea Bank‘ın bu proje için açtığı sayfaya ulaştım.

Odea Bank ve Can Yayınları ile psikolog Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk‘un yürütücülüğünde gerçekleşen projede hemen herkesin bildiği bazı dünya masalları, kadın ve erkeğin eşit olduğu, bireylerin yalnızca güzelliğiyle/yakışıklılığıyla değil, zekaları ve girişimcilikleri sayesinde başarılar kazandığı bir bakış açısıyla yeniden yorumlanmış. Kırmızı Başlıklı Kız, Rapunzel, Sindirella, Kurbağa Prens ve Pamuk Prenses masalları pedagoglar eşliğinde eşit bir gelecek için, çocuklar kadın-erkek eşitliğini küçük yaşlardan itibaren benimsesinler diye bazen eklemeler yapılarak, bazen de küçük değişikliklerle ve başlıkları değiştirilerek yazılmış. Örneğin Kırmızı Başlıklı Kız masalında, küçük kızımız “babasının” pişirdiği kurabiyeleri anneannesine götürüyor. Yolda diğer kızlarla oyunlar oynuyor. Orijinal masaldaki kurt ise anneanneyi yiyip yerine geçmek yerine anneanne evin kilerine gittiğinde yerine geçiyor ve aslında niyeti sepetteki kurabiyeleri yemek 🙂

Diğer masallarda da okurken sizi gülümseten, aslında bir yandan da düşündüren güzel eklemeler yapılmış. Farkında olmadan, toplumsal hayatta rollerin aslında nasıl da basmakalıp bir bakış açısıyla dağıtılmış olduğunu, üstelik bunların masallara bile sızmış olduğunu fark ediyorsunuz.

Odea Bank’ın müşterisi değilim ve hiç de kullanmadım. Ancak bana göre bu yılın en güzel sosyal sorumluluk projelerinden birisine imza atmışlar. İnternet sitelerinde belirtildiğine göre, bu kitapları ücretsiz olarak şubelerinde de temin edebiliyormuşuz. Projenin belki de en güzel yanı ise ise içeriklerin yalnızca basılı kitaplarla sınırlı kalmaması. Çünkü her bir masala hem pdf formatında dijital olarak, hem Youtube üzerinden video olarak, hem de ses kaydı olarak ücretsiz erişilebiliyor.

Projede şu an ilk etapta üç ve kısa süre önce de iki masal olmak üzere toplam beş masal yayımlanmış durumda. Öyle görünüyor ki ilerleyen günlerde bu sayı da artacak. Benim tavsiyem ise bu seriye bir de Türk masalı eklenmesi. Projenin resmi ve tüm içeriklerin indirilebildiği sayfası aşağıda yer alıyor. Sık kullanılanlara eklemekte ve ara ara kontrol etmekte fayda var.

https://www.odeabank.com.tr/esit-masallar

Masalları indirmek için: Kırmızı Başlıklı KızSindirella’nın BilmecesiRapunzelPamuk Kalpli Prens ve Yedi CücelerKurbağa Prens

NOT: İndirme linklerinde sorun yaşarsanız lütfen bana ulan. Tüm içerikleri (pdf, ses ve video) kaydettim.

GÜNCELLEME: Yazıyı yazdıktan bir gün sonra Eskişehir’deki Odea Bank Şubesi’ne giderek aşağıdaki seti ücretsiz olarak aldım.

Süper Ay’ın Işığında: Tam Kapanma, Khruangbin

Bu ay yine ana haber bültenlerinde haber olacak kadar güzel bir dolunay var. Ne yazık ki şu satırları yazdığım saatlerde Eskişehir‘de gökyüzü kopkoyu bir bulut tabakasıyla kaplı. Oysa dün Betül Türksoy‘un çektiği fotoğrafı görüp nasıl da heyecanlanmıştım, işten gelince hemen kamerayı şarj takmış, objektifi temizlemiştim.

Önceki gece yine imkansız rüyalardan birini gördüm. Hala uzanıp da erişemediğim sana rüyalar da olmasa büsbütün hasret kalacağım. Büyük ihtimalle izlediğim o filmin etkisinde kaldım. Uzay boşluğunda çaresizce salınıp ölmeyi bekleyen o kadın çok etkiledi beni.

Tam kapanma olacağı açıklandı. İşimiz gereği biz çalışıyoruz. Eşim de çalışmaya devam ediyor. Ancak kapanma olduğu için annem gelemiyor Mert‘e bakmaya. Böyle bir sorun var gündemimizde. Umarım en az sıkıntıyla çözmeye çalışacağız. Şu yazıyı yazdıktan kısa süre sonra, bir arkadaşım daha pozitif çıkınca kendimi sağlama alayım diye gidip test yaptırdım. Test sonucunu görene kadar hastalığın tüm belirtilerini gösterdim psikolojik olarak. Test sonucunu negatif görünce adeta dereye koşan ceylanlar gibi nasıl sekmeye başladım evin içinde anlatamam! Bir anda hiçbir şeyim kalmadı. Bu haftadan itibaren iş yerinde de toparlanmaya başladık sayılır. Hasta ve temaslı olan arkadaşlardan güzel haberler gelmeye devam ediyor. Umarım ki bir daha böylesine kitlesel bir durumla karşılaşmayız.

Geçen hafta müthiş bir grup keşfettim. Khruangbin ismindeki bu grup üç kişiden oluşuyor. Kaküllü peruklarıyla dikkati hemen çeken gitaristleri ve bassçılarına, DJ lakaplı davulcuları eşlik ediyor. Grubun parçaları enstrümantal. Gitaristleri ise rock ve metal tarzları dışında, son birkaç yıldır izleyip dinlediğim en iyi ve en yetenekli gitarist. Bassçıları ise Dünya’nın en zarif bass gitartisti 🙂 İlk dinlediğim şarkıları Maria También oldu. Melodilerde inanılmaz oryantal esintiler var. Kulağınızı muhakkak yakalıyor. Grubun performans videolarında davulcuları için sürekli inanılmaz bir metronomu olduğu yönünde espriler yapılıyor. Grubu ilk dinlediğimde Avrupalı olduklarını sanmıştım ancak Amerikalı ve hatta Teksaslı olduklarını öğrenince epey şaşırdım. Bir süre kendilerini keyifle dinlemeye devam edeceğim. Şu aşağıdaki videoda bana göre en iyi iki şarkılarını sırayla çalıyorlar.

Bir süredir sessiz kaldığımız cover işlerine geri döndük. Bu yazıyı yazdığım anda bir yandan Instagram‘a yeni videomuz yükleniyor. Pentagram‘ın Pain şarkısını coverladık. Öncekilerin aksine bu sefer parçanın tamamını çaldık, tam 6,5 dakika! Alper ve Ender epey yoruldular anlayacağın 🙂 En uzun cover videosu bu oldu. Haliyle kesip biçip editlemek de epey zor oldu. Öyle görünüyor ki önümüzdeki birkaç yıl içinde Pentagram’ın tüm sevdiğimiz şarkılarını böyle böyle çalacağız 🙂 Ben bu şarkıyı sana hediye etmek istiyorum.

Heavy conscience on my shoulder (Vicdan azabım omuzlarımda)
I can’t hold on any longer (Daha fazla taşıyamıyorum)
Cold ice now (Buz gibi soğuk…)
Darkness, kill my pain (Karanlık, acımı dindir)

İlham Veren Bir Bendir Yapım Hikayesi

Bu blogun arkadaşlarıma, bir arama sonucunda şans eseri bulup okuyan insanlara ilham vermesinden müthiş haz duyuyorum. Önceki yıllarda birkaç defa buna benzer gelişmeler olmuş; Harry Potter, Orta Dünya, Grimm Kardeşler gibi serilerin özel kutularıyla, Alper’e yaptığımız palet yatakla ilgili pek çok geri dönüş almıştım. Yardım isteyen herkese de yardımcı olmuştum.

Geçtiğimiz yılın son aylarında Emirhan’ın büyük desteğiyle eski bendirimi modifiye ettirerek çok şık bir bendir almıştım. O yazıdan birkaç gün sonra eski arkadaşım ve yıllar var bir türlü yüz yüze görüşemediğimiz Selahattin bana ulaşmış ve bendiri nerede nasıl yaptırdığımla ilgili bilgi almıştı. Selahattin’le çocukken Sivrihisar‘da az teneke çalmadık birlikte 🙂 İki farklı apartmanda kapı komşusu olduk, o açıdan bir birimizin üzerinde komşuluk hakkımız da çoktur 🙂

Aradan aylar geçti. Geçtiğimiz hafta telefona birden bire mesajlar gelmeye başladı Selahattin’den. Meğerse bizimki oturup kendi yapmaya karar vermiş 🙂 Onun böyle irili ufaklı imalat işleri olurdu zaten. Yaptığı bendirin son halinin fotoğrafını görünce şaştım kaldım. Sanki yıllardır bu iş yapan bir ustanın elinden çıkmıştı! Helal olsun kardeşime! Yaklaşık 140 liraya mal olmuş tüm bu süreç. Belki bir takım malzemeler hali hazırda elinde vardır, onu bilemiyorum. Ancak mekanizma olarak tıpkı benim bendirde olan havalı sistemi kullanmış. Fotoğraflar bizzat kendi çektikleri. Gaza gelip dışarıya sipariş alır mı bilmem ancak böyle bir projeye ilham vermiş olmak bu ayın güzel olaylarından biri oldu benim için. Değerli kardeşim Selo’ya çok teşekkür ederim!

Jules Verne Okumaları Vlog: Karanlık İzler

Geçtiğimiz günlerde Facebook’taki Jules Verne grubumuzda, müthiş bir Youtube kanalı keşfettim. Sevgili Uğur Karabürk‘ün Karanlık İzler ismindeki kanalında Türkiye’nin ilk düzenli Jules Verne okumaları yapılıyor.

Yukarıdaki video aslında seriye giriş niteliğinde ancak çekilen ilk video değil. Sevgili Uğur kardeşimiz bu videoyu 2020 yılında Mayıs ayında hali hazırda beş farklı okuma yaptıktan sonra çekmiş. Aşağıda listeyi vereceğim ama Vlog olarak çekilen ilk okuma videosu Buzlar Sfenksi isimli baş yapıta ait. 2019 yılında çekilmiş.

Pek çok yerde Uğur, Alfa Yayınları‘nın baskı kalitesinden özellikle de kitabın ebatlarının çok iyi olduğundan bahsetmiş. Kendisi cep boy kitapları pek sevemediğinden İthaki’nin serisini de sevememiş. Alfa Yayınları gerçekten de hem baskı kalitesi, hem çeviri kalitesi hem de yer yer orijinal çizimleri içermesi bakımından ülkemizde Jules Verne hakkında basılan en iyi serilerden bir tanesi basıyor halen. Efsane Inkılap & Aka ve İthaki serileri yıllar önce basılıp basılıp bittiği için halen devam eden en aktif seri Alfa Yayınları’na ait. Bir de İş Bankası Kültür Yayınları‘ndan çıkan Modern Klasikler Serisi’nden zaman zaman yeni baskılar çıkıyor ancak bu seri sadece Jules Verne’ye ait değil bildiğiniz üzere.

Yukarıda serinin ilk videosu Buzlar Sfenski yer alıyor. Mümkün olduğunca her ay bir kitap bitirmeye çalışıyor Uğur. Nisan 2021 tarihi itibariyle vlog serisinden çıkan okuma videoları şu şekilde:

Son video Yeşil Işın, bu ay içerisinde yayımlandı. Kitabı pek sevememiş. Ben de bu sayede tanımış oldum. Henüz vlogtan üç video izleyebildim. Bu arada Karanlık İzler kanalı sadece Jules Verne okumalarından ibaret değil. Yaklaşık 3 bin abonesi bulunan kanalda onlarca farklı video yer alıyor. Edebiyat söyleşileri, aylık okumalar, kitap incelemeleri… İlgilisi için tam bir hazine.

Kim bilir belki de bir gün Karanlık İzler ve My Resort el ele verip ortak bir Jules Verne videosu çekeriz. Hatta üstat Murat Haser‘i de dahil ederiz. Pes etmek yok, okumaya ve keşfetmeye devam!

Covid-19 Ensemizde – Ufak Tefek Kazalar

Şimdi baktım da neredeyse iki haftadır yazmamışım bloga. Bu aralar Covid-19 nedeniyle epey tedirgin geçiyor günler. Bu hafta başından itibaren, iş yerinde inanılmaz bir vaka sayısı artışı, bir patlama var. Büyük hizmet binasında pozitif çıkan 20-30 kişi olduğu söyleniyor. Bunların bir kısmı da elbette yakın arkadaşlarımız. Orada genel bir tarama testi yapıldı ancak bizim binada yapılmadı. Dolayısıyla bizde kimlerin şu anda virüsü bulaştırmaya devam ettiğini bilmiyoruz. Bizim binamızda da her gün birer ikişer pozitif vakalar çıkıyor. Ancak genel tarama yapılmadığı için muhtemelen pozitif olup belirti göstermeyenlerimiz varsa da diğerlerine bulaştıracak. O yüzden inanılmaz tedirgin, moralsiz ve keyifsizim.

Geçen hafta, şu kısacık araç kullanma kariyerimdeki ilk ufak kazayı atlattım. Bir minibüsü sol taraftan birazcık çizdim. Kendimde de sağ çamurluk üstünde sacda ufak bir göçük oluştu. Araç kullanmadan önce, yolcu olduğum yıllarda birkaç defa içerisinde bulunduğum araçlar kaza geçirmişti. Bir tanesi ciddi maddi hasarlı olan bu kazalardan sonra, soğuk kanlı olabilmeyi öğrendim. Paniklerim sanıyordum ama hiç tahmin ettiğim gibi olmadı. Karşı tarafla telefonlarımızı alıp fotoğraflarımızı alıp sözleştik ve ayrıldık. Bakalım nasıl bir masraf çıkacak. Heyecanla bekliyorum. İlerleyen günlerde bu sürecin nasıl işlediğini anlatacağım.

Heyecanla beklediğim diğer konu ise ilk paragrafta bahsettiğim hastalık durumu. Son çıkan genelgeyle birlikte iş yerinde birkaç kişi kaldık. Hastalık eğer bizleri de etkilerse bakalım ne olacak durumumuz. Evdekilere dikkat etmem gerekecek. Bu işin sorumluluk kısmı çok ağır geliyor ve düşündürüyor. Aylar önce annemin Kars’a gittiği dönem virüse en yakın olduğumuz zamandı. Neyse ki annemde herhangi bir şey çıkmamıştı ve rahatlamıştık. Şimdi yine tedirginliğin zirve yaptığı anları yaşıyorum. Mert’e ve evde Mert’e bakan anneme bulaştırmaktan korkuyorum. Bu ne büyük bir iç sıkıntısı anlatamam.

Muhteşem Jules Verne Baskıları: İletişim Yayınları ve Altın Kitaplar

Bir süredir Jules Verne koleksiyonumdaki gelişmeleri yazmıyordum. Şu sıralar elime yepyeni kitaplar ve baskılar geçti. Aslında bunları araştırıp bulmamda en büyük pay yine sevgili üstat Murat Haser‘indir. Kendisinin taşınma sürecinde yaptığı paylaşımlar bile o kadar ilham verici oluyor ki anlatamam 🙂

Ülkenin en klas yayın evlerinden birisi olan İletişim Yayınları, 2018 yılında Çocuk Klasikleri adı altında Seksen Günde Devriâlem‘i ve bu yıl ise Balonla Beş Hafta‘yı bastı. Orijinalinden kısaltılmamış çeviri olan eserleri Can Belge çevirmiş. Bence en büyük özellikleri ise iç sayfalarda kullandıkları çizimler. Seksen Günde Devriâlem’de kullanılan çizimler, 19. yüzyılda Verne ile aynı dönemde yaşayan ve orijinal Hetzel baskılarını resimleyen Léon Bennet ile Alphonse de Neuville‘e aitler. Balonla Beş Hafta’da ise tüm çizimler Edouard Riou ve Henri de Montaut‘a ait. Bu iki isim de tıpkı diğerleri gibi 19. yüzyılda basılan orijinal Hetzel baskılarını resimleyen kişiler. Her iki kitabın da henüz ilk sayfasında Hetzel baskılarının orijinal ilk sayfaları yer alıyor. İletişim Yayınları, 2018’den üç yıl sonra bu yıl da yeni bir Jules Verne baskısı yapınca, ben bu Çocuk Klasikleri serisinin devam edeceğini umuyorum. Sırf bu iki kitap bile özel ayraçları, kitap sonunda yer alan sözlük, harita ve karakter tanıtma sayfaları ile diğer pek çok yayınevinin bastıklarından sıyrılıp öne çıkıyorlar. Umarım devamı gelir.

Yıllar önce Altın Kitaplar tarafından şömizli ve ciltli olarak basılan Jules Verne eserleri özellikle 80’ler ve 90’larda çocuk olmuş herkesin en az bir defa elinden geçmiş, karşısına çıkmış, en azından sınıf kitaplıklarında yer almıştır. Aradan geçen onca yıldan sonra, Altın Kitaplar’ın 60. yılı şerefine Denizler Altında 20 Bin Fersah ve 80 Günde Devriâlem yeniden basıldılar ciltli olarak. Ne yazık ki bu kitapların seksenlerde basılan ilk baskıları bende yoktu. Ancak sevgili Murat Haser’in koleksiyonuna yapacağımız ufak bir ziyaretle seksenlerde basılan kitaplar ile 2019 yılında basılan bu iki baskı arasındaki farkı görebiliyoruz. Her iki basımı da Gülten Suveren çevirmiş. Ancak kapakların çizerleri farklı. Seksenli yıllarda basılan kapakları Aslan Şükür, 2019’da basılanları ise Selçuk Özdoğan çizmiş. Aşağıdaki görsel soldaki 2019, sağdaki ise 1985 basımı.

Başlıkta ismi yer almasa da, Türkiye’de Jules Verne koleksiyonu yapan herkesin kitaplığında yer alması gerektiğini düşündüğüm bir diğer eser ise İthaki‘den çıkan ve Jules Verne Öykü Ödülleri yarışmasında dereceye giren bilimkurgu öykülerinin yer aldığı bir kitap: Hayalgücünün Merkezine Seyahat. Kitapyurdu sağ olsun kitabın kapağı kırık, ezik, sayfalarının bir kısmı lekeli bir şekilde gönderdi. Aldığımda tam bir şok yaşamıştım. İthaki’den çıkan 46 kitaplık Jules Verne Kütüphanesi’nin yanı sıra Jules Verne ile ilgili olarak bu yayın evinden çıkan diğer çok önemli iki kitap daha var. Bir tanesi Hayalgücünün Merkezine Seyahat. Diğeri ise şu anda astronomik fiyatlara bulunabilen ve özel baskı ciltli olarak yayımlanan Düşlerin Efendisi kitabı. Yaklaşık 1100 sayfalık bu “tuğlayı” bulmak imkansız. Gerçi Hayalgücünün Merkezine Seyahat’i de basıldıktan tam 16 yıl sonra hem de ilk baskısını 12 liraya bulup alabildim. O yüzen umudumu koruyorum. Olur da burayı okursan sevgili İthaki, lütfen Düşlerin Efendisi’ni yeniden bas!

Altı Yılda Yüzde 1900 Prim Yapan Ürün!

Bir narenciye sıkacağı! Evet, 2015 yılının başında Media Markt‘ın internet sitesinden kendimize bir mini fırın almıştık 160 liraya! Kargo bedava olsun diye de yanına 40 liraya bir narenciye sıkacağı almıştık. Yıllardır zaman zaman, keyfe keder kullanırız. Ortadan kesilmiş portakal, greyfurt ve limonu küçük bir baskıyla saniyeler içinde şipşak sıkarız. Braun marka, gayet kaliteli bir malzemeden üretilen bu mutfak aleti bir kere bile arızalanmadan görevini yerine getirdi ve getirmeye de devam ediyor.

Önceki ay bizdeyken Ayşe görüp çok beğendi ve kendisi de almak istediğinde fark ettik ki fiyatı inanılmaz bir seviyeye yükselmiş! Hepsiburada, Trendyol gibi sitelerde 750-800 TL civarında satılıyor. Elbette ki 2015’teki ekonomik göstergeler ile şimdikiler arasında epey fark var ancak spesifik olarak bir narenciye sıkmaktan başka hiç bir işe yaramayan ve bir ekstrası olmayan bir ürününün bu kadar pahalanmış olması çok ama çok dikkat çekici.

2015’te aldığımız ürünün satış kaydı

Pandemiden dolayı insanlar evlerinde birden bire portakal, greyfurt falan mı sıkmaya başladılar? Ya da üretici firma Braun’un bir kararı mı bu bilmiyorum. Ancak bunca yıldır aldığım ve kullandığım ürünler arasında, geçen zaman içinde en çok prim yapan ürün budur: Bir narenciye sıkacağı! Ürün çok güzel ama sakın bu fiyata almayın.

2021 Mart ayında Hepsiburada fiyatı

Bu Ayın Ruhu: Sercan’ın Müjdesi & Yağızhan’ın Sürprizi

City Soul. Şehrin Ruhu. Eskişehirli progressive rock grubu Hope To Find‘ın 2009’da yayımlanan Still Constant isimli EP’lerindeki muhteşem dört parçadan birisiydi. Eskişehir’de çekilen klibiyle, hikayesiyle, akıl alan riffleriyle benim favori parçamdı. Aradan yıllar geçse de hala ilk günkü gibi dinlerim bıkmadan. Klibi öyle çok değil sadece 10 yıl içinde Eskişehir’in ne denli değiştirdiğini gösteriyor. Her izlediğimde doyamıyorum.

Bir zamanlar bu şehirde çok kalabalıktık. Bu şarkıyı benimle dinleyen, benimle seven, benimle hisseden dostlarımla doluydu şehir. Sonra birer birer, bir biri ardına gitti herkes. O günlerden tanıdığım, hala görüştüğümüz üç beş kişi ya varız ya yokuz. O yüzden ne zaman City Soul çalsa, hemen o “ruha” bürünüyorum. Hemen gözlerimi kapatıp kendimi 2010’da hayal ediyorum. Herkes yanımdaymış gibi.

Ender ve Alper‘e bu şarkının o çok sevdiğimiz final kısmını yapacağımızı söylediğimde benden daha çok heyecanlandılar. Sonradan fark ettik ki parça zor bir parça. Çünkü parçayı çıkartmak yetmedi, bir de oturup ciddi çalışmak gerekti. Yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayınca bu sefer de bass ve altyapı eksikliği kendini hissettirdi. Sağ olsun bu noktada da Yağızhan‘a ulaştık. Ben amacımızdan bahsedince Yağız da Alper ve Ender’inkine benzer bir tepki verdi. Çünkü diyorum ya, biz bu şarkıyı o yıllarda hep birlikte dinleyip hissediyorduk. Nihayet Yağız’ın da son dokunuşlarıyla parça ortaya çıktı. Çalarken bana dikkat ederseniz parçanın büyük kısmında gözlerim kapalı. O anlarda inanın aklımda olan şey, Anadolu Üniversitesi‘nde yapmış olduğumuz konser organizasyonunda sahne alan Hope To Find ve o konserde tüm dostlarımızın görev alması/destek vermesiydi. Şimdi burada olmayan herkesin… Aşağıda o konserden kareler var. Volkan ve Savaşalp’i bulamadım. Bana küsmesinler.

Parçayı yayımladıktan sonra gelen tepkiler arasında şüphesiz bizi en mutlu eden Zafer Abi, Orkun Abi ve Mert‘in yorumlarıydı. Özellikle Mert’in “yeni albümün artık vakti geldi” yorumuna çok sevindik. Yeni Hope To Find albümünün çıkması için küçücük de olsa bir teşvikimiz olduysa ne mutlu bize! Orkun Abi’nin yorumuna ise ben özellikle çok sevindim. Kendisi o dönem grubun davulcusuydu ve bu şarkının davullarını da bizzat yazmıştı. Onun çaldığı davulu çalmak pek mümkün olmasa da elimden gelenin en iyisini yaptım.

Bu ayın en güzel haberini şüphesiz Sercan verdi. Kaç gündür dolunay vaktini bekliyorum yazmak için. Geçen hafta Sercan whatsapp’tan bir görsel attı ve bombayı patlattı: bebekleri olacakmış! Böylesine büyük bir müjdeyi birkaç kilobaytlık bir görsele sığdırabildi. Sercan’ı ilk tanıdığım günü düşündüm. Yıllar içinde yaşadıklarımızı… Sonra Ülkü‘yle ilk defa tanıştığımız günü. Geldiğimiz zamanı, konuştuğumuz konuları düşününce gülümsedim. Şu anda bile kucağımda Mert’le bu satırları yazmaya çalışırken içimden “Ulan, ben bu bebeğin doğduğunun müjdesini yazarken Mert yürüyor, belki de konuşuyor olacak” diye geçiyorum. Sevgili kardeşlerim Sercan ve Ülkü, mutluluğunuz daim, yuvanız huzurlu ve mutlu, evladınız sağlıklı olsun.

Gelelim Yağız’a. Yukarıda bahsettiğim şarkı için cover videosu hazırlarken Yağız aslında bambaşka bir işle çok meşguldü. Çünkü evlilik hazırlığı yapıyordu! Hazel‘le birlikte evlerini tuttular, eşyalarını alıp yerleştirdiler. Lanet olası Covid-19 pandemisi yüzünden olabilecek en sade törenle evlenip hayatlarına devam edecekler. Taa ki covid bitene kadar! Covid bittiğinde öyle bir düğün yapacağız ki öeeefff! Bi kere hepimizin sahnede olacağı keyifli bir program hazırlayacağız. Sonra halaylar var. Çok şakalı bir düğün pastası düşünüyorum. Bu fikirlerimi hep sunacağım çiftimize. Ve umarım yaşadığımız en keyifli düğünlerden birisi olacak. Umarım.

Bu dolunay baharın ilk dolunayı. Ancak şu sıralar havalar epey soğuk gidiyor. Tahminimce Nisan’ın ilk haftası da böyle devam edecek. uzun süre sonra gökyüzünü bulutsuz görünce, akşam üzeri balkona koştum. Aylar sonra ilk defa dolunayın fotoğrafını çektim. Çok hoşuma gitti. Böylesi bir bakır tonunu elde edebilmek için küçük bir öznitelik ayarı yapmam gerekti. Şimdi diyorum keşke bu görüntüyü geçen hafta elde etseydim üst görsel için. Kesinlikle bunu kullanırdım.

Güzel haberlerle, covid tedirginliğiyle, müzikle ve türlü türlü dertle dolu bir ay daha geride kalıyor. Peki sen nasılsın? Neler yapıyorsun? O yüksek tahtından buralar nasıl görünüyor sana? Tüm bu minik noktalar, birleşince bir anlam ifade ediyor mu?

Eski Bir Bina

Öyle unutulmuş, öyle terk edilmiş ki, belki de bacasından tüten son dumanı gören kimse kalmadı ortalıkta. Boynu bükük duruyor. Bahar gelince eteklerine, yemyeşil oluyor tüm bahçesi ve ağaçlar. Arılar geri dönüyor kovuklarına. Kuşlar sığınıyor o en tepedeki harflerin arasına. Oysa onun rengi hiç değişmiyor. Kış geliyor, bembeyaz sarıyor şakaklarını. Bekçi bile üşüyor, üşeniyor dolaşmaya peşi sıra. Ve onun rengi yine hiç değişmiyor.

Bugün ona baktık. Herkes eskileri anlattı. Ben de anlattım. Hayallerimizden bahsettim. Belki avucuma doğmuştun bir kör gecede, belki de el ele gittik ölüme. Ben anlattıkça hayal gerçek bir birine karıştı. Sonra biz iyice –senli benli– olmaya başladık. Artık sus, dedim kendi kendime. Anlayacaklar.

Unutsan da terk edilsen de bir gerçek değişmiyor: Yalnız başına çürüyorsun. Belki gelip giden olur, belki elinden tutup ayağa kaldırırlar diye bekliyorsun. Ama nafile. Her geçen yıl biraz daha yıkılıyor ve çürüyorsun. İşte dedim, ben bu binayım ve yaşadıklarımın özeti. Nasıl güldüler anlatamam. Büyü artık ve masalları bırak, dediler.

Bahardayız. Kar yağıyor. Her sabah griliğe uyanıyoruz. Güneş sanki çok uzaklarda. Birkaç gün sonra dolunay var ve ben bitişe çok yakınım. Her yanımda sıra dağlar renk renk. Görüşürüz.