Unutma Beni

Öylece, kurumuş gibi bekledim. Kaç dakika geçti sahi? Aklıma bakmak bile gelmedi. Telefon kapandığında olduğum yerde çöktüm. Öylece halının üzerine. Asırlar sonra gelen bu telefon beni alt üst etmiş, binlerce parçaya ayırmıştı. Üzülmek desen değil, sevinmek desen değil. Korku mu bu? Yoksa heyecan mı?

Değil telefon almak, sesini bile duymak o kadar uzak bir ihtimaldi ki. Ama oldu. Üstelik tam da en uzakta olması gereken zamanda işte yine birden bire karşıma çıktı bu illet. Oysa daha dolunaya bile kaç gün vardı. Ona da böyle söyledim. “Sen hala dolunayı mı?” diye soracak oldu. “Biliyorsun zaten“, diye sözünü kestim. İnan hiç büyümemişim. Gözlerinden altın damlıyorken sesin uyuşturuyor beni hala. Aklım karıncalanıyor. Aklıma Tuğba‘nın şu resmi geldi. Tarif etsem belki, böyle çizilemezdi.

Bunalmış durumdayım. Üzerimde büyük bir baskı var. Hayatımda aynı hissi bununla birlikte tam üç kere yaşadım. İlki üniversiteden mezun olduğum zamandı. Neyse ki Alper yanımdaydı. Aynı şeyleri yaşadık. Bir sonraki ise askerliğime denk geldi. Öncesi ve sonrasına. Neyse ki onu da savuşturabildim. İşte şimdi en büyük sınavımı vereceğim. Nasıl olacak?

Kendimi yine burada tuşlara basarken buluyorum. Hep böyle oluyor. Bu arafta kalmışlık hissinde, mutluluğun payı biraz daha fazla olsaydı kağıda kaleme sarılır mektup yazardım. Şimdi ise galiba biraz hüzün var. Biraz da korku. En unutamadığım anlardan birisiydi yüzüme “Korkak” diye haykırdığın zaman. Korktum ne yalan söyleyeyim.

Böyle hissetmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki… Forget me not.

Durağan Geçen Günler

Su sıralar biraz blogdan uzakta kaldım. Doktora teziyle uğraşıyorum. Uğraşmadığım zamanlarda da “neden şu anda tezle ilgili bir şeyler yapmıyorum?” diye vicdan azabı çekiyorum.

Yakın birkaç dostumda ve akrabalarımda korona virüs çıktı. Dolayısıyla aklımın bir köşesinde de hep bu sorular ve endişeler var. Önceki gün iş yerinde Caner‘le vedalaştık. Tayini çıktı ve Zonguldak’a gitti. Bir eksiğiz. Caner’in gidişiyle yaklaşık üç yıldır devam eden sistemde bazı değişimlerin olmasını bekliyoruz. Haliyle bu değişimin beklentisi de bir diğer stres kaynağım.

Güzel şeyler de olmuyor değil. Yıllardır peşinde koştuğum, kovaladığım Resimli Özel Baskı Harry Potter kitaplarına kavuştum. Üstelik hediye olarak! Yedi kitaplık serinin şu anda ilk dört kitabı resimli olarak Jim Kay‘in çizgileriyle yayımlanmış durumda. Geçen ay dördüncü kitap Ateş Kadehi yayımlandı. İlerleyen yıllarda tüm serinin yayımlanacağı aşikar. Hediyenin fiyatı söylenmez ama bu büyük bir avantaj olduğu için My Resort okurlarıyla paylaşmam lazım. Şu anda İlknokta.com sitesinde dörtlü set fiyatı 292 Lira! Instagram’daki ve Nadirkitap.com‘daki satıcıların bazı kitaplara tek başına 100-150 ve hatta 250 lira isteyenler olduğu için bu kampanya kaçmaz. Üstelik şaka gibi, bu seti kargo bedava sipariş ettikten sonra bir de Sabahattin Ali Üçlemesi hediye etti. Böylelikle bu hediyeye ekstra hediyelerle sahip oldum 🙂

Kitaplardan yana şansım döndü. Geçen gün İnsancıl Kitabevi‘nden yine acayip bir fiyata Buz ve Ateşin Dünyası isimli Game of Thrones serisine ait resimli baskıyı aldım. Bu kitap, Westeros ve Taht Oyunları‘na ait anlatılmamış, dizide gösterilmemiş ve seride değinilmemiş detayları içeren muazzam bir rehber. İkinci el ve ufak bir defosu olduğu için çok ama çok uygun bir fiyata aldım.

Geçen hafta iki dostuma iki mektup yazdım. Önümüzdeki günlerde de tüm diğer eşe dosta mektup yazmaya karar verdim. Elimdeki dolma kalemleri döküp toparladım ve çalışır duruma getirdim. Sen de biliyorsun ki yazmayı çok seviyorum. Uzaklardayken yazmak ise hüzünle birlikte bir heyecan veriyor. Sanki kendimden bir parça gönderiyormuşum gibi.

Şunu anladım ki kitaplarım, filmlerim ve müziklerimle mutluyum. Tombik oğluma bunların hepsini sevdiremezsem diye korkuyorum. Kendimi motive ediyorum: Şu doktora bitsin, hepsi senin olacak diye 🙂 Daha fazla müzik, daha fazla fotoğraf ve daha çok yazmak!

İmrendiğim ve aslında etkilendiğim bir kaç resim gördüm biyolog arkadaşım Menekşe‘den. Bir süredir yağlı boya tablolar yapıyor. Uzun süre sessizce takip ettikten sonra giderek kendine has çizgiler üretmeye başladığını görünce de beğenimi dile getirdim. Şu iki resmi gerçekten çok hoşuma gitti. Yıllar önce yazdığım sonuçsuz bir hikaye vardı. Sonunu yazmadan, aşırı ısrar sonucu okutmuştum. Sonra gördüğüm yüz buruşması, hevesimi epey kırmıştı ve öylece bırakmıştım. Şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Yazı burada sona eriyor. Günler böyle gelip geçiyor. Görüşmek üzere.

Mavi Dolunay

31 Kasım 2020 – Eskişehir

Yok öyle bir ay 🙂 Tıpkı bu ay içerisinde olduğu gibi, aynı ay periyodu içerisinde iki defa dolunay olduğunda, bu ikinci dolunaya mavi ay deniliyor. Dolayısıyla her yıl 12 defa yaşanan dolunay olayı, bu yıl 13 defa yaşanacak. Astronomi için istatistiksel bir değeri olan bu doğa olayı, astroloji için ise pek çok farklı anlamlar taşıyor.

Eğer bu yıl içerisinde Mert doğmamış olsaydı, hiç şüphesiz hayatımın en berbat yılıydı diyebilirim. Ülkenin içinde olduğu sıkıntılara, bir de virüs ve doğal afetler eklenince tahammül edemiyorsunuz. İzmir’de olan depremden sonra haberleri burnumun direği sızlayarak izledim. Yaşanan her bir mucizede, hayata tutunmayı başaran her bir yavrunun çıkartılmasında kendimi zor tuttum. Çocuk sahibi olmanın bir etkisi galiba bu.

Seni çok özledim. Seni dayanabilme sınırlarımın da ötesinde özledim. Yıl sonuna kadar yol almam gereken bir de tez çalışması var elimde. Yazmaya başlamadan önce o gözünde büyüyüp devleştiği an vardır ya, yaklaşık iki haftadır bunu yaşıyorum.

Bir takım başarısızlıklar söz konusu. Hangi siteydi hatırlamıyorum, bir tanesinin hata mesajı buydu. Adeta kurduğum hayaller gibi değil mi? Ufak tefek gelişmelere tutunuyoruz sadece. Herkes, bu yılın bitmesine öyle kenetlenmiş durumda. Ben de dahil. Yeni yıl geldiğinde her şey daha güzel olacak mı? Üstelik sen böylesi uzaktayken?

Yazmam gereken bir tez var. Çok yakın akrabalarımdan Covid-19 hastası olanlar var ve bazılarının durumları gerçekten ciddi. Bu yazı da birkaç gündür taslak olarak sürünüyordu. Büyük bir keyifsizlikle yazıp bitiriyorum. Sana da hep söylediğim gibi, hayatımın özeti burada. Şurada yayımlanmakta olan yaklaşık 1700 tane yazının her bir satırında ben varım. Ben istiyorum ki sen de ol. İşte o yüzden bu yazıları yazıyorum her ay. Bu hesaplaşma yıllardır devam ediyor.

Biraz daha bekliyorum. Çok yakında bu yılın en önemli müzikal gelişmeleriyle ilgili güzel bir derleme yazacağım. Mert 6 aylık oldu. Darkside‘ın kişisel hesabından tam bir buçuk yıl sonra ilk defa bir video geldi. Hem de ne video…

Kamuran Akkor – Boşver Üzülme Plağım

Belki inanmazsınız ama koleksiyonumdaki ilk plaklardan birisidir Kamuran Akkor‘un Boşver Üzülme uzunçaları. Yıllar önce İlker‘in bana yaptığı müthiş bir kıyaktır, unutulmaz bir hediyedir. O zamanlar üniversite sınavı için dershanedeydik İlker’le ve Batuhan‘la. Yıllardır devam eden dostluğumuzun temeli böyle atılmıştı. Bir sabah İlker bana babasının plaklarından bir tanesini aşırarak getirdiğini söyledi. Böyle gatefold bir Boney M. kabının içerisinde bir tane pikap matı ve Kamuran Akkor plağı. Boney M. kabından farklı bir plak çıkınca şaşırmış epey de gülmüştük.

Ben yıllar içinde bu arabesk ama pop altyapılı (tıpkı Gülden Karaböcek’e benzetirdim) plağı defalarca dinledim. Özellikle de matematik sınavlarına çalışırken 🙂 Kabı/kapağı olmayan bu plağım için yapabileceğim en işi şeyi yapıp onu bir zarfa ve pvc kılıfa koyup arşivledim.

Geçenlerde aklıma geldi, yahu ben bu plağa neden kendim kapak yapmıyordum ki? Hemen ismini aratınca, Gittigidiyor‘da bu plağın sadece kabını 50 TL’ye satan bir satıcı buldum. Şansıma bir de plağın yakın zamanda yeniden basıldığını gördüm. Yeni baskınının kapağını ise mükemmel bir çözünürlükte şipşak buluverdim. Eh gerisi biraz Photoshop ve 300 gr kuşe kağıda baskı…

Harika oldu. Yıllardır rafta öksüz bekleyen plak, Kamuran Akkor’un müthiş dekolteli kapağıyla adeta bir adım öne çıktı. Böylece zaten güzel bir öyküsü olan plağa bir öykü daha yazmış oldum. Yıllar sonra bir kere daha teşekkürler İlker.

Pentagram Tişörtü – Mgla Digipack

Bir süredir gribim ve çok ağır geçiyor. Doktora çalışmamla biraz ilgilenebilmek için izin almıştım ancak hastalık canıma okudu. Neyse ki bugün biraz kendime gelebildim. Küçük bir boşluk bulunca da bir süredir birikenleri yazayım dedim.

Pentagram Tişörtü

Birkaç ay önce, Facebook’taki Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘ndan Abdullah isminde bir arkadaşım Pentagram‘ın Trail Blazer albümünün yüksek çözünürlüklü görselini istedi. Tişört olarak bastıracakmış. Kendisine yardımcı olacağımı söyledim. Elimdeki CD’den yüksek çözünürlükte tarama yaptım. Daha sonra da Photoshop’la bazı ufak tefek kusurları temizledim. Kendisine yolladım.

Birkaç hafta sonra sağ olsun, bastırdığı tişörtün fotoğrafını gönderdi. Harika olmuş! En güzel anlarına eşlik etmesi dileğiyle 🙂

Mgła – Age Of Excuse Digipack

MCA Productions isimli bir distrom var. Kendi halinde ufak tefek bir iş. Zamanında çok iyi albümleri basıp dağıtmışlığım var. Sonradan kendi fan-made işlerime döndüm. Arada paylaşıyorum hatta blogda da.

Çok sevdiğim Mgła‘nın, 2019’da çıkan Age Of Excuse isimli albümünü digipack formatında kendim için basmaya karar verdim. Bu tip baskılarda internette orijinal albümlerden yapılan kalıp dosyalı (.cue vb.) torrentlerden yararlanıyorum. Yani indirilen içerik orijinal cd’nin dijital olarak aynısı oluyor. Özellikle Ruslar bu konuda çok iyiler. Kartonet baskısı için kendi oluşturduğum bir kalıp var. O kalıba orijinal albüm görsellerinin yanı sıra kendi hoşuma gidenleri de ekleyebiliyorum. Örneğin bu baskıda, iç kısma şarkı sözlerinin yanı sıra Age Of Excuse plağından bir görsel ile bu albümden favori parçam ve çok sevdiğim “II“nin Youtube arka planını (ki albüm görselinin bir kısmı aslında) ekledim.

Bu üretimle ilgili en iyi şey Mgła’nın albüm tasarımlarının çok minimal olması. CD baskısı bile no-name CD’lerin üzerine grup adının basılması şeklinde yapıyor adamlar. Sadeliğin getirdiği bir ağırlık oluyor böylece grubun imajında. Sahnede de böyleler. Hoodie, deri ceket ve les paul gitarlarla efsane oluyorlar.

Anatolian Rock Revival Project

Youtube‘da keşfettiğim en iyi ve en sıra dışı müzik kanallarından birisi ve şu sıralar bana göre en iyisi: Anatolian Rock Revival Project. Yazıyı okumaya başlamadan önce hemen alttaki videoyu dinlemeye başlayın. Blogun en iyi keşiflerinden birini okumak üzeresiniz.

Anatolian Rock Revival Project (ARRP), özellikle 1964 ile 1980 yılları arasında yayımlanan, Türk Rock tarihinin az bilinen parçalarını duyurmak, bilinmesini sağlama amacıyla kurulan bir oluşum. Bir sanat projesi. Kesinlikle bir “kanalıma hoş geldiniz” projesi değil.

Her bir şarkı için çizilen eşsiz görsellerle yükleniyor videolar. Sakın Youtube’daki grup fotoğrafının üstüne yayın yapan sayfalarla karıştırmayın. Burada ciddi bir kaliteden bahsediyorum.

https://www.youtube.com/c/AnatolianRockRevivalProject

Söylediğim gibi, bu bir sanat projesi olduğu için renk ve müzik iç içe geçmiş haldeler. Özellikle Instagram hesaplarında öylesine müthiş görseller yer alıyor ki her biri ayrı ayrı poster olarak asılabilir. Kaldı ki patreon hesapları aracılığıyla da bunu yapıyorlar zaten 🙂

https://www.instagram.com/anatolianrockrp/

Şu an için (Ekim 2020) 150’den fazla şarkı, özgün çizimler eşliğinde yayımlanmış durumda. Bu liste her geçen gün genişliyor. Spotify listesini o yüzden veriyorum. Belki mobil versiyonda görünmeyebilir. Spotify’da aynı isimle aratınca bulabilirsiniz. Benim favorilerim Zafer Dilek‘in eserleri. Çocukluğu bu ülkede geçmiş herhangi birinin bilmemesi imkansız zaten. Listede tanıdık bir şeyler bulma şansınız biraz az. En başta bahsettiğim gibi, az bilinen, unutulmuş şarkıları keşfetmek için ise bire bir.

https://www.youtube.com/c/AnatolianRockRevivalProject

Yeni Bir Dolandırıcılık Yöntemi: Define Bulduk!

Bu ülkede “dolandırıcılık ve sahtekarlık” üzerine yapılan ar-ge’nin yarısını bilim ve tekniğe yapsaydık her şey belki de bambaşka olurdu. Bu ülkede “dolandırıcılar” kadar kısa sürede ve çözüm odaklı çalışsaydık ülkemiz bambaşka bir yerde olurdu. Ve bu ülkede “dolandırıcılar ve sahtekarlar” kadar yenilikçi ve teknoloji meraklısı olsaydık, bizler de bambaşka hayatlar yaşıyor olabilirdik.

Şunu iddia ediyorum: Cebinde telefonu olan herkes, dolandırılmaya bir adım daha yakındır. Sahip olduğumuz her iletişim kanalı da bizi dolandırılmaya ve kandırılmaya bir adım daha yaklaştırıyor ne yazık ki.

Yıllardır gördüğümüz, duyduğumuz dolandırıcılık yöntemlerine bir yenisi daha ekledi sevgili okur: Define bulduk, yardımın lazım. Geçen gün telefonuma tanımadığım bir numaradan şöyle bir mesaj geldi.

Bu kişiyi, bu telefon numarasını, bu bahsedilen köyü falan tanımıyorum elbette. Ama verdikleri bilgileri girince burada “Sart Antik Kenti” isminde bir antik kentin yer aldığı Google’dan hemen karşınıza çıkıyor. Numaramı nereden nasıl bulduklarını da bilmiyorum. Define işini hiç yapmadım ama çok sayıda defineciyle muhabbet ettim. Gerçekten define bulan birinin böyle bir mesaj atması imkansız.

Peki ne amaçlıyor bu herifler? Olur da cevap verirseniz, sizden saçma sapan bir masraf karşılığında küçük ya da büyük bir meblağ para isteyecekler. Örneğin, “Abi el altından bir eksper bulduk ama 100 dolar istiyor” gibi. Ya da işte “definede büyü varmış, hoca dua için 1000 lira istiyor” gibi. Ya da “Bir kuyumcu var 1500 dolar peşin alıp tüm altınları külçe haline getiriyormuş, böylece izi sürülemiyor.” Zaten bunların tuzağına düşecek kadar safsanız, bu parayı da “kaz gelecek yer” diye düşünüp gönderiyorsunuz.

Benden uyarması. Benzer mesajlar aldıysanız yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Efendi – 2020 Single’lar Yılı

“Bazen bir fırtınayla öldürürsün kaşifleri.”

Geride bıraktığımız hafta içerisinde Efendi, Neden Bilmem isimli yepyeni parçalarını yayımlayınca, uzunca bir süredir bloga grup hakkında yazı yazmadığımı fark ettim. Yazının sonuna eklediğim bir anketle birlikte, Efendi hakkında Türkçe yazılmış en uzun yazıyı yazdım. My Resort, Türkiye’de Efendi hakkında en çok yazan sitedir. Benim burada yazdıklarımı kaynak göstererek ya da göstermeden alıp yayımlayan çok fazla müzik sitesi de oldu hatta.

Bu yıl tüm Dünya’yı etkileyen pandemi süreci başta ekonomi olmak üzere günlük hayatımızın pek çok alanında etkisini gösterdi. Etkinlikler azaldı, iptal edildi ve hala süreç eskisinin yarısına bile ulaşamadı. Ancak tüm bu eve kapanma sürecinin bazı müzisyenler için avantaja dönüştüğünü fark ediyorum şimdi. Bu yıl çıkan bir birinden harika metal albümleri oldu. Galiba bazı müzik insanları, günlük hayatın sıkıcı rutinlerini pandemi “sayesinde” geride bırakınca ortaya çok kaliteli işler koyabiliyorlar.

Efendi, bu yıl üç parça yayımladı. Yılın tamamına neredeyse eşit zamanlamayla yayımlanan parçalar ise ayrı ayrı yorumlanmayı hak ediyor. Bu yazıda, Efendi cephesinden neler olup bittiğinden ve yeni şarkılardan bahsetmeye çalışacağım. Grubun solisti Utku ve gitaristi Alper‘le yaptığım telefon görüşmelerinde aldığım notlardan faydalanacağım 🙂

Bu yılın ilk çeyreğiydi galiba, Spotify‘dan grubun 2016 tarihli ilk albümü “Hangi Rüya“yı aratınca “bulunamadı” diye bir hata aldım. Grup üyelerine ulaştım. Belki sistemsel bir arıza vardır diye. Ancak sorunun kaynağı ilk albümün yapımcısı olan firma çıktı. İlk albüm Hangi Rüya’yı yayımlayan firma, Spotify’ın yıllık ücretini yatırmamış. Üstelik Spotify firmayı birkaç kere mail’le uyarmasına rağmen. Akıl alır gibi değil! Neyse ki grup elini taşın altına koyuyor ve yapımcının yapması gerekeni kendi yapıyor, bu ücreti kendisi ödüyor. Bu sorun böylece aşılıyor. Albüm yeniden Spotify’a yükleniyor ancak ne yazık ki eski reytingleri uçuyor. Bir de parça adlarında yazım hatası oluyor. “Ben Hep Öyle” isimli şarkı “Ben Hep Böyle” olarak yüklenmiş mesela 🙂 Youtube ve diğer platformlara da bu şekilde yansımış. İlk defa dinleyecek olan dinleyicilere uyarı, bu albüm 2020’de değil, tam dört yıl önce 2016’da yayımlandı.

Çok değil birkaç ay önce grup üyelerinin tamamı Eskişehir‘de yaşıyordu. Ancak yakın zamanda Alper Ankara‘ya taşındı. Ancak bu durum teknolojinin de sayesinde, grubun üretim sürecini hiç etkilemedi. Bu süreçte, kayıtların büyük kısmı Utku’nun ev stüdyosunda alındı. Davulların bir kısmı, vokal ve bass gitar kayıtları ise Ufuk Bulut Stüdyosu‘nda yapıldı. Miks ve mastering de de önceki çalışmalarda olduğu gibi Ufuk Bulut imzası var. Çok yaşasın.

Neden Bilmem, geçen hafta yayımlandı. Açıkçası ilk dinlediğimde bende çok easy-listen bir hava bıraktı. İngilizce yazdım kusura bakmayın. Kolay dinlenebilir desem olmaz, çünkü vermek istediğim anlam o değil. Parçayı değersizleştiriyorum gibi bir anlam çıkmasını istemiyorum. Parçanın tek sindiremediğim kısmı solosu oldu. Akustik düzenleme olarak yayımlanınca bunun acaba davullu bir düzenlemesi de gelecek mi diye bekliyorum. Bu single için hazırlanan kapak resmi Cem Kater‘e ait.

Sen Varsın Diye, şaşırtıcı bir şekilde sample davullarla kaydedilmiş. Efendi, bugüne dek, pek çok grubun aksine kayıtlarda davulları canlı olarak kaydederdi. Şarkıda ise altyapı olarak eklenmiş. Henüz ilk notayı duymuşken başlayan sözleriyle insanı hemen içine çekiyor. Birkaç yıl önce İstanbul’a gidişimizi hatırlıyorum. Orada grubun prodüksiyon şirketiyle birlikte birkaç demo dinlemiştik. Bu grubun kurulduğu ilk günden beri altını çizdiğim bir husus var. “Tüketilebilir” pek çok şarkının aksine, Efendi şarkılarında çok ön plana çıkan bir şarkı sözü kalitesi var. O gün prodüksiyon şirketinin de üzerinde ısrarla durduğu husus buydu. Tüm bu notalara bezenmiş kelimeler, Utku’nun en güzel şiirleri. Utku’dan sıkça duymayı beklediğimiz vokal oyunlarıyla bitiyor parça. Kapak çalışması Büke Sevindi‘ye ait. Kendisiyle ben de tanışmış misafiri olmuştum. Selamlar.

Ada. Efendi’nin bana göre en sıra dışı şarkılarından birisi. Tam bir vokal şöleni. İlk notalarını duyunca “yoksa siz de mi üçüncü yeni akımına dahili oluyorsunuz?” diye sormuştum. Synth destekli bir ana melodi, hemen ardından gelen neredeyse arabesk bir solo ile tamamlanmış. Saykodelik grupların bu kolajı sıkça yaptığını biliyoruz. Oysa bu parçada sözlerin hüznüyle bambaşka bir duygu seli başlıyor. “Yarın yokmuş, gemiler gitmiş, rüzgarda boğulmuş bir çiçek, denize düşmüş…” Şarkının neredeyse her sözü çerçevelenecek kalitede. Yazının ilk cümlesi gibi. Kapak resmi bizzat Utku tarafından çekilmiş.

Şimdi bir müjdeyle bitirelim. Yaklaşık iki hafta sonra yepyeni bir şarkı daha yayımlayacak Efendi. Bu yılın son şarkısı olacak bu da. Kişisel olarak, gruptan beklentim çok fazla. Aslında bu üç şarkı da bana göre müzikal bir evrimin işaretleri. Özellikle grubun sahip olduğu donanım ve kayıt imkanlarının bu dönüşüme katkısı olacağına eminim. Ve son bir beklenti: Bu şarkılar mutlaka plak olarak basılmalı. Çünkü Efendi şarkıları pikapta dinlenebilecek naiflikte olmalarının yanı sıra, ortalama frekanslarıyla plağa basılmak için en uygun aralıktalar.

Haydi bir anket yapalım şimdi. Varsayalım ki Efendi bir EP yani 45’lik çıkarmak istiyor. Bunun için iki şarkı seçmemiz gerek. Siz hangi şarkıları seçerdiniz? (Mobil cihazlarda anket görünmeyebilir)

https://www.instagram.com/efendi.band/

BKM Kitap İle Başarısız Bir Alışveriş

Daha önce yaptığım birkaç alışverişte hiçbir sorun yaşamamıştım oysa ki!

Geçen ay Head Bang‘in yeni sayısı çıktığında hemen BKM Kitap‘tan siparişimi verdim. Head Bang’le birlikte İş Bankası Modern Klasikler Serisi‘nden yeni çıkan Buzullar Arasında Bir Kış, ve birkaç başka kitabı da sipariş ettim.

İlk sipariş tarihi görülüyor

Bun bu siparişimi 7 Eylül‘de verdim. Head Bang 6’nın stoklara girmesi için birkaç gün daha beklemek gerekiyordu. Head Bang 6 sadece BKM Kitap’ta değil, ülkedeki tüm diğer kitapçılarda satışa girdi. Acele ediyordum çünkü derginin yeni sayısı aslında son sayısı olacaktı. Bunu bir an önce okuyup bloga bir değerlendirme yazmalıydım.

Ancak acele ettiğim bu sipariş hüsranla sonuçlandı. Tam 21 gün boyunca siparişim hep “hazırlanıyor“du. Üstelik bu süreçte müşteri hizmetlerinden yardım alamadım. Firmanın Instagram hesabından mesajlar attım. Doğru düzgün bir dönüş alamadım.

İptal Talebi Oluştur butonu çıkar çıkmaz iptal ettim

Nihayet üç hafta sonra uygulamada “İptal Talebi Oluştur” butonu çıktı. Hemen bu butona bastım. Yaklaşık 3-4 gün de siparişin iptal edilmesini bekleyerek geçti. Nihayet iptal edilince gidip başka bir siteden alacaklarımı alabildim.

Özetle, BKM Kitap’tan alışveriş yapacaksan aman dikkat et. Eğer alacağın kitaplara acilen ihtiyacın varsa sakın buradan alma. Benzer şekilde alacağın ürünle ilgili satış sonrası destek arıyorsan aman sakın buradan alma çünkü bir destek sunmuyor. Sürekli müzik çalan bir müşteri hizmetleri var. Robot. Gerçek insan sesi değil 🙂

Bir Devrin Sonu: Head Bang 6

Nisan ayında Çağlan Tekil‘in vefat haberini alınca şu yazıyı yazmıştım. O yazımda “Şimdi ardından Head Bang ne olur, yeni sayı yayımlanır mı, yoksa Baron’la birlikte bu efsane de ölümsüzlüğe doğru yelken açar mı bilmiyorum” diye eklemiştim. Head Bang, geçtiğimiz ay son sayısını yayımlandı ve ölümsüz diyarlara doğru yelken açtı. Artık Head Bang yok.

Şüphesiz, ülkemizde yayımlanan en kaliteli rock ve metal içeriğiyle Blue Jean yanında ek olarak verildiğinde de, ayrı bir dergi olarak çıktığında da ve yepyeni bir formatta bookazine olarak yayımlandığında da çizgisini ve kalitesini hiç bozmadı. 2000’li yıllarda ülkedeki rock ve metal hareketleri hep Çağlan Tekil’in ve ekibinin kaleminden takip ettim. Huzur içinde uyusun.

Head Bang 6, “No Death To Us” diyerek başlayıp “Don’t stop believin” diye bitiyor. Tekil’in hayattayken yarım bıraktığı çalışması yakın arkadaşları ve diğer yazarlar tarafından tamamlanıyor. Hatta bilgisayarını açamadıkları için yarım kalan ya da çıkartılan işler de oluyor. Bu yeni sayı 13 yıllık derginin 101. ve son sayısı olarak yine Karakarga Yayınları‘ndan çıkıyor. Önsöz’ü Doğu Yücel kaleme almış ve duygusal olduğu kadar eğlenceli de bir giriş yapıyor dergiye. Bu süreçte yaşananları özetliyor.

Derginin kapağında elbette o var. Üstelik Metalium‘un son albümü Tenebris için hazırlanan çok özel bir posterin aynısı bu kapak. 224 sayfalık bu “ansiklopedi“, son sayı olmanın ardına sığınmamış ve yine dopdolu olarak geliyor. Sayının büyük kısmı “ÇAĞLAN TEKİL DOSYASI” için ayrılmış. Baron’un hayatı üç bölümde (Laneth, Non Serviam, Blue Jean) ve bizzat şahitlerin anlattıklarıyla ele alınmış. Bu anılar bazen duygusal bazen ise cidden kahkahalarla gülünecek kadar komik.

Sonra bana göre derginin bir diğer önemli dosyası olan yaklaşık 25 sayfalık bir “Klasik Albüm: Pentagram – Pentagram” dosyası var ki açıkçası okumaktan en çok keyif aldığım dosya bu oldu.

Dediğim gibi içerik sadece Çağlan abi odaklı değil. Mayhem, Metalium, Amorphis, Paradise Lost, Horrocious, Knight Errant, Rötbrains, Mispyrming, Vovoid, Decaying Purity röportajlarının yanı sıra Doğu Yücel tarafından hazırlanan Hail Satan? ve Headbang’in Tarihi isimli yazılar ilk bakışta öne çıkan içerikler. Haa bir de 2010’ların en iyi metal albümleri listesi var ki muhakkak keşfedilecek bir iki albüm bulacaksınız. Burada sadece bir yazar tarafından Mgła‘ya yer verilmiş olması beni şaşırttı. 2015 ve 2019’da yayımlandığı iki başyapıtla bence çok daha fazla dikkati çekebilmeliydi.

Baron’un ardından gelen gerçekten güzel bir sayıyla Head Bang’e de veda ettik. Bu sayıda emeği geçen herkese, bir okur ve müzik dinleyicisi olarak teşekkür ederim. Kim bilir belki aynı ekip başka bir çatı altında yine buluşurlar. Çağlan Tekil’den kalan mirasın yok olup gitmesine izin vermemek için…