İhsan Oktay Anar’dan Büyük Sürpriz: Tiamat

Bu müjdeyi Cihan verdi.

Bugün Everest Yayınları, Twitter hesabından İhsan Oktay Anar‘ın çok uzun süre yayımlanacak olan yeni kitabının müjdesini verdi: Tiamat. Bu haber edebiyat çevrelerinde müthiş yankı uyandıracak bir gelişme elbette. Çünkü biz onu “artık yazmayacak” diye biliyorduk.

Tiamat olarak duyurulan yeni kitabın içeriği hakkında en ufak bir bilgimiz yok. Tiamat, Babillerde kaosun sembolü olan kadın tanrıçanın ismidir, meşhur Enuma Eliş destanında ismi geçer. Bir de metal müzik grubu var aynı isimde. Bir de Rotting Christ grubunun Enuma Elish isimli müthiş şarkısındaTiamut” olarak ismi sayılıyor.

Türkiye’de İhsan Oktay hakkında şüphesiz ve tartışmasız en çok yazan blog olarak daha geçen ay şu yazıyı yazmış ve yazıya şöyle başlamıştım: “İhsan Oktay Anar‘ın, son romanı Galiz Kahraman‘ın yayımlanmasının ardından geçen 7 yılı aşkın sürede şunu anladık ki üstat büyük bir olasılıkla bir daha roman yazmayacak.” Hayatımın en keyifli yanılgılarından birisi oldu bu.

Elbette böyle düşünmeme neden olay şey, hem geçmişte bununla ilgili dedikodular olması, hem de süreli dergilere yazdığı zorlama yazıları saymazsak uzun bir sessizliğe bürünmüş olmasıydı. Dediğim gibi bu yedi yıllık arada, ben hiç boş durmadım ve üstadın çeşitli dergilerde yazdığı hikaye, kurgu ve anıları derleyip blogdan yayımladım. Blogdaki arama kutusuna “İhsan Oktay Anar” yazmanız halinde tüm bu içeriklere ulaşabileceksiniz.

Taa 2014’te üstadın “yazmayı bıraktığı” yönündeki iddiaları araştırıp yazdığım şu yazıyı geriye dönüp okuduğumda şöyle bir kısım ilgimi çekti: “okuduğum bir röportajında yakın Türkiye tarihinden kesitler içeren, Adnan Menderes‘e, Deniz Gezmiş‘e göz kırpan bir roman yazacağını söylemişti.” Hata edip o zaman buna kaynak vermemişim. Şimdi ise nereden okuduğumu bulamıyorum. İhsan Oktay’ı Galiz Kahraman’da kısmen yaptığı gibi yakın Türkiye tarihinde bir macera kaleme almasını bekleyelim mi? Böyle bir ihtimal olabilir mi? Yoksa İhsan Oktay, o tadından yenmez üslubuyla bizi büyülü gerçekliğin sonsuz sahillerine mi çağıracak? Üstat yıllar önce Puslu Kıtalar Atlası’yla aynı dönem yazdığı Tamu isimli romanını, kendi tabiriyle “başkalarının eline geçmiş olabilir” düşüncesiyle çöpe atmıştı. Belki de şimdi çıkacak roman budur, ne dersiniz?

Bir diğer ilginç olan ise yıllardır onu İletişim Yayınları‘ndan okumaya alıştık. Hatta öyle ki İlban Ertem‘in çizdiği resimli romanı bile İletişim’den çıkmıştı. Acaba aradan geçen zamanda ne oldu da Everest Yayınları ile anlaştılar? Alışılageldik bir kapak tasarımı vardı romanlarının. Muazzam bir seriydi. Acaba Everest nasıl bir mizanpaj ve kapak tasarımı yapacak? İletişim Yayınları, bu süreçte diğer romanlara özel baskılar yapacak mı? Resimli roman projesi başka kitaplarıyla da devam edecek mi? Bilmiyoruz.

Bildiğimiz yegane şey işte şu aşağıda yer alan ve Everest Yayınları’nın sosyal medya hesaplarından paylaşılan görsel. Haydi İhsan Hocam, daha fazla bekletme bizi!

Beklenen Buluşma: Covid Pozitifim!

İyiyim, çok iyiyim ama testim pozitif. Beşinci dalga vurdu, kaçamadım.

Geçen hafta yıllık izinde evdeydim. Pazartesi mesaiye başladım. Salı günü öğleden sonra bir hapşırma başladı. Burnum da tıkanınca mesai çıkışı sağ olsun Serdar Abi götürdü bıraktı hastaneye, test verdim. Saat 17.30 civarı verdiğim testin sonucu gece 02.00’de çıkmış. Sabah karşı telefonuma Sağlık Bakanlığı‘ndan gelen SMS’i görünce şaşırdım. Test sonucum pozitif çıkmıştı. Herhangi bir ağrı sızı, öksürük vs şikayetim yoktu.

Bu sabah eşim de erkenden gidip test verdi. Sonuç bir kere daha şaşırttı: Günlerdir yan yana olmamıza rağmen o negatifti. Filyasyon ekibi eskisi gibi eve gelmiyor. En azından Eskişehir‘de gelmiyor. Telefonla aradılar. Yaklaşık 10 dakika konuştuk. Arayan görevli, 3 doz biontech aşısı olduğum için, muhtemelen hiçbir şey hissetmediğimi söyledi. Genelde bunu görmüşler.

Son birkaç haftadır kardeşlerim ve tüm arkadaşlarım birer ikişer hastalandı, ocak dışı kaldı ve elendiler. Şöyle bir saymaya kalksam Alper‘in de dediği gibi (ki kendisi de pozitifti) her aileden bir kişi pozitifti. Özellikle Eskişehir’imizin Türkiye’de başa oynadığı şu dönemde yolumun kesişmesi çok da zamansız olmadı. Neyse en azından durumum iyi. Umarım kötüleşmez.

Şimdi eşim de benim gibi 3 doz biontech’li olduğu için temaslı bile sayılmadı. Beş gün boyunca işe gidip gelecek. Benzer şekilde benim de yedi günlük karantinamın beşinci gününde gidip test yaptırarak negatif çıkması halinde aynı gün, pozitif çıksa bile bulaştırıcılığım sona ereceği için yedinci gün işe dönmem gerekiyordu. Ancak ben bu satırları yazarken bilim kurulu yeni kararlar aldı ve anladığım kadarıyla artık semptom göstermeyenler PCR testi yaptıramayacaklar. Öyle ya da böyle, Mert‘le birlikte geçireceğim “dolu dolu” bir hafta beni bekliyor.

Bugün Eskişehir’e Sercan geldi uzun süre sonra. Birkaç gün önceden haber verdiği için plan yapıp hazırlık yapmıştık. Bu akşam bize gelecekti. Ertesi gün de Efendi‘nin sahne alacağı konsere birlikte gidecektik. Olmadı. Olmayınca olmuyor. Her şeye rağmen beni unutma. Sizlere de başarılar çocuklar. “İçimdeki boşluk büyüyor, güzel şeyler niye ölüyor? İnsan düşünür, düşünür de bir yol bulamaz ki…”

Metis Ajanda Koleksiyonum

Yeni yılın ilk yazısı bir koleksiyon haberi olsun istedim.

2019 yılının son günlerinde Hicri Bilakis Kuşçu‘yu o dönem çalıştığı iş yerinde ziyaret etmiştim. Sağ olsun bana Metis Ajanda isimli bir kitap/ajanda hediye etmişti. İlk bakışta küçük bir not defteri gibi görünen bu kitapçık, aslında o yıl seçtiği temaya göre edebiyatın seçkin eserlerinden pasajlar içeren, sayfa aralarında kısa sloganlara yer veren bir üründü.

2020 yılı boyunca Metis ajandam elimden düşmedi. O yıl satın aldığım ve okuduğum kitapları bu ajandaya günü gününe yazmaya başladım. Kitaplarla ilgili değerlendirmelerimi de yazdım. Sağa sola yaptığım yolculuklarda yanıma aldım. Küçük notlar aldım ve hafta arası pasajlarını okudum. Yılın sonunda bir baktım ki elimde bir hazine tutuyordum.

Metis Ajanda, her yıl bir tema belirlenip hazırlanıyor. Örneğin 2022’de bu tema “normali beklerken” olarak seçilmiş. İçerisinde “normal” olmakla ilgili literatüre giren pek çok yazından kesitler içeriyor. Bir önceki yılın teması olan “hayat memat” ise o sene boyunca edebiyatta “yaşam ve ölüm üzerine” yazılmış en ünlü pasajları içeriyordu. 2014’te direniş, 2015’te beni siz delirttiniz, 2016’da rüyanın gör dediği, 2017’de hiçbir yerden, 2018’de fili yuttu bir yılan, 2019’da insan nedir ki, 2020’de ya kebikeç idi temalar.

Durum böyle olunca, birkaç aylık sahaf gezmesi neticesinde 2014’e kadar olan tüm Metis Ajanda’ları toplayabildim. Daha da eskileri çıkarsa onları da alırım. İthaki geçen sene Bilim Kurgu Ajandası yayımlamıştı. Aynı konsept. İçerisinde bilim kurguya dair pek çok edebiyat içeriği yer alıyor. Boyut olarak Metis’ten daha büyük ve ciltli. Bu sene de aynı yoldan giderek Korku Ajandası basmışlar. Bu yıl iş yerinde kullanmak için hiç promosyon ajanda gelmedi. Bir hafta sonra bu korku ajandasından iki tane alıp birini koleksiyona koyacağım. Diğerini ise iş yerinde kullanacağım. Bunaldıkça okur ferahlarım böylece.

2021 Yılımın Özeti

Ne yıldı ama!

Koronavirüsün bir artıp bir azaldığı, virüse karşı geliştirilen aşıların da başarılı olması sayesinde virüsün bir dönem epey kontrol altına alındığı, ancak rehavete kapılıp tüm tabloyu yerle bir ettiğimiz, ekonomik krizi iliklerimize kadar hissedip fiyatların akıl almaz bir biçimde yükselişine, fırsatçılığa, üç kağıtçılığa artık kapalı kapıların ardında değil, aleni olarak güpegündüz şahit olduğumuz bir yıl oldu.

Virüse ve ekonomiye dair haber pek parlak olmasa da sevdiklerimizle, arkadaşlarımızla bir dolu güzellikleri paylaşıp, hatıralar biriktirip, sanatın, edebiyatın ve olmazsa olmaz müziğin dibine iyice vurduğumuz bir yıl oldu. Maddi açıdan çöken yılımızı manevi açıdan zenginleştirdik.

Blogda bu yıl toplam 79 tane yazı yazmışım. Geçen yıl bu sayı 80 imiş. Dolayısıyla eşit bir performans sergilediğimi söyleyebilirim. Bu da haftalık yaklaşık 1,5 yazı ediyor. Aslında haftada 2 yazı yazabilsem çok daha iyi olurdu. Geçmiş yıllarda bu ortalamayı 3’de tutuyordum. Ancak Mert Ekin‘in hayatımıza katılmasıyla birlikte ister istemez bu ortalama da düştü. Bu yılın en çok okunan yazıları İyi Bir Münazara İçin İpuçları, Bir Reflü Macerası, Gillette Tıraş Bıçakları Kullanıcı Deneyimleri ve Leyla İle Mecnun’daki O Prenses: Elenor başlıklı yazılar oldu. Arama motoruna münazara yazdığınızda bu blogun ilk sıralarda çıkıyor olması sevindirici. Ayrıca muhtemelen Leyla ile Mecnun dizisinin yıllar sonra yeniden başlamasının bir etkisi olarak taa 2013’te yazdığım bir yazının hala hit alması da şaşırttı beni. Blogda en çok tıklanan görseller; bu, bu ve bu olmuş. Keşan‘a askerliği çıkanlara selam olsun. Bu yıl bloga yine en çok ziyaretçi Facebook’tan gelmiş. Ancak önceki yıllara göre şaşırtıcı olan en çok takipçiyi ikinci olarak yönlendiren WordPress‘in kendi mobil uygulaması olmuş. Dünya’nın farklı ülkelerinden gelen kullanıcıları bu sayede kazanabildim. Daha sonra ise Twitter, Instagram (linktr.ee katkısı) ve LinkedIn geliyor. Bu yıl bloga bir Instagram hesabı açtım. Beklediğimden daha çok ilgi gördü. Buradan görüp bana ulaşan bir sürü okuyucu kazandım. Bu yıl da Instagram hesabımıza umarım artan bir ilgiyle devam edeceğiz.

Bu yılın blogla ilgili bir sürprizi ise Spotify üzerinden olacak. Blogdaki bazı çok sevdiğim yazılarımı, eski ve yeni hikayelerimi seslendireceğim. Bunları belki bir podcast gibi düzenli olarak değil ama yine haftada en az bir tane olmak üzere yüklemek niyetindeyim. Bu fikrimi ilk defa Alper‘e anlattım. Mektubunda bu fikrim için aynen şu cümleyi kullanmış: “Podcast fikrin, ince ama sağlam, ilmek ilmek ama boşluksuz işlenmiş bi hayatın çok değerli bir aşaması olacak.” Böyle bir yorumu okuyunca fikri projeye dönüştürdüm bile. Bu ay ilk podcast gelecek.

Blogun aylık performansını değerlendirmeye geldi. Bu kısmı seviyorum. Çünkü koskoca bir yılı birkaç paragrafta özetlemiş oluyorum.

Ocak 2021: Yıla bu ay içerisinde 7 yazı yazarak başlamışım. Yılın ilk ayında ortalama bir performansla yazmışım.

  • Jules Verne Koleksiyonum: İş Bankası İş Çocuk Klasikleri‘nden yayımlanmış 6 kitaplık ciltli seriyi nihayet tamamladım. Bu yıl ALFA Yayınları‘nın Olağanüstü Yolculuklar Serisi‘ni toplamaya başladım. Ayrıca Elma Yayınları‘ndan çıkan ciltli Yayımlanmamış Tüm Hikayeleri isimli kitabı aldım.
  • Black Omen – Demo: Çok sevdiğim grubun 2003 yılında çıkan demosu o dönem yalnızca CDr olarak dağıtılmıştı. Aradan geçen yıllardan sonra nihayet Vaykorus Tapes, bu demoyu çok sınırlı sayıda yeniden bastı, üstelik kaset formatında. Kasetin basılacağı haberini aldığım ilk günden itibaren takip etmeme, defalarca mesaj atmama rağmen kaset tükendi. Neyse ki Serkan Abi sayesinde bir tane bulup alabildim.
  • All About History ile tanıştım: Uzunca bir süredir süreli yayın almıyordum. Ancak bu dergiyle tanışınca nihayet kendini ders kitabı olabilmekten ve üç sayıda bir aynı şeyleri yazmaktan kurtarmış bir tarih dergisi keşfettim.
  • Ekran kartımı değiştirdim: Kerem Bey ve Lütfi Abi sayesinde topladığım bilgisayarımın ekran kartından kaynaklı bir çok hata yaşamaya başlamıştım. Oyun oynamadığım için üst segment bir karta ihtiyacım olmadığından ben de sistemimle uyumlu, güzel bir ekran kartı aldım: MSI GT710. Çok ekonomik bu kartın yanında driver CD’si bile vermediler. Şu güne kadar en ufak bir sorun yaşamadan kullanmaya devam ediyorum.
  • My Resort Instagram’da: Yılın ilk dolunayının olduğu gün bloga bir Instagram sayfası açtım. https://www.instagram.com/myresortblog/ İlk olarak kişisel hesabımdaki arkadaşlarımı davet ederek başladım. Sonra birer ikişer takipçiler gelme devam ettiler.

Şubat 2021: Yalnızca 4 yazı yazdığım blog açısından verimsiz ancak hayatım açısından önemli bir ay oldu. Bu ay hayatımın ilk otomobilini aldım. Otomobili yıllar sonra alınca son kez 2010 yılında direksiyon sınavında kullandıktan sonra ilk defa otomobil kullandım. Böyle yazınca komik geliyor ama kendi kişisel tarihimde bu benim için büyük bir olay!

  • Asia Minor – Points Of Libration plağım: Asia Minor tam 41 yıl sonra yeni bir albüm yayımlamaya karar verdi ve albüm plak formatında basıldı. 2021’de aldığım ilk plak da bu albüm oldu böylece. Albüme, Türkçe yazılmış en kapsamlı inceleme yazısını yazdım ve bu yazım bizzat grup üyeleri tarafından da beğenildi. Yılın ilerleyen günlerinde bana büyük bir sürpriz yaptılar.
  • Davul setime yeni bir zil ekledim: Birkaç yıldır davul setimi geliştirmeye, eskiyen donanımları yenilemeye çalışıyorum. Hep ilave bir crash zili almak istiyordum. Bu yıl nihayet bunu becerdim ve yeni bir zil aldım. Roland CY8 modelli bu zili davul setime harici bir zil sehpası kullanarak monte ettim. Davul setimi yenilemek istiyordum ancak bu döviz kuruyla yenilemeyi bırak, kırılan bir parçasını bile yenileyemem. O yüzden gözüm gibi bakıyorum.
  • Otomobil aldım: 2012 model otomatik vites güzel bir Opel Corsa aldım. Aracı alınca direksiyona geçip kullanmak zorunda kaldım ve Serdar Abi sayesinde sürücülüğü de öğrenmeye başladım. Bu yıl otomobil sayesinde hayatımızın daha önceki dönemlerinde yaşadığımız getir götür krizlerini yaşamadık. Artık planları kendimize göre yapabilmenin verdiği rahatlıkla hareket ediyoruz.
  • Türkiye Ay’a gitmeye karar verdi: O günden bugüne de henüz bir gelişme yok. Şu sıralar milli otomobil projesi epey gündemde. Ancak onun da ilk duyurulduğu üzere herkes tarafından alınabilecek, makul bir fiyatı olmayacakmış.

Mart 2021: Bu ay 9 tane yazı yazmışım ki gerçekten takdir ediyorum kendimi. Yılın ortaları, kış geride kalmış, Mert artık iyiden iyiye hareketlenmişti. Bu ay blogun üst bannerini de güncelledim.

  • Çocukluğumun hatırası, Casio G-Shock saatimi restore ettim: Doksanlı yılların ortalarında halalarım tarafından hediye edilen ve çocukluk fotoğraflarımın çoğunda bana eşlik eden canım saatimi yeniden onardım ve kullanıyorum.
  • Arabaya park sensörü taktırdım: Serdar Abi’yle birlikte arabayı sürmeyi öğrendikten sonra sıra onu birazcık değiştirmeye, sürüş güvenliğini arttıracak tedbirler almaya geldi. Gittik birlikte, aracın arkasına park sensörü taktırdık.
  • Ayfer Tunç romanlarıyla tanıştım: Halil Abi‘nin kıymetli hediyesi sayesinde Ayfer Tunç‘un efsane üçlemesini okumaya başladım. Kapak Kızı ve Yeşil Peri Gecesi‘ni okuyup bitirdim. Serinin son kitabı olan Osman‘ı ise bu yıl okuyacağım.
  • Orcan’ın Desolation isimli albümünü bastım: Özellikle yılın ortalarında çok sık dinlediğim bu enstrümental albümü Orcan‘ın da izniyle sınırlı sayıda ve digipack formatında bastım. Orcan istemediği için dağıtımını yapmadık ancak benim hala umudum var 🙂
  • City Soul’u coverladık, Sercan’ın müjdesi: Bu ay ki dolunay yazısına çok sevdiğimiz City Soul parçasının coverı eşlik etti. Ayrıca Sercan bir bebekleri olacağının haberini verdi. Kadere bak ki biricik Yekta‘mız yine bir dolunay gecesi doğacaktı.
Mart 2021’de iş yerimden bir manzara

Nisan 2021: Bu ay tembellik yine kendini göstermiş ve 5 yazı yazabilmişim. İş yerinde müthiş bir covid patlaması oldu. Genel olarak keyifsiz, moralsiz ve yorgun geçen bir aydı.

Khruangbin
  • Muhteşem Jules Verne kitapları gelmeye devam ediyor: Altın Kitaplar ve İletişim Yayınları’ndan çıkan kitaplara ek olarak Hayalgücünün Merkezine Seyahat isimli kitabı aldım. Bu son kitap, Jules Verne Öykü Ödülleri yarışmasında dereceye giren yazarların öykülerini içeriyor.
  • Arabayla ufak bir kaza atlattım: Bana maliyeti 1250 lira olan, küçük bir sürtme yaşadım. İyi ki bu kazayı yaptım. Bu kaza sayesinde hiçbir zaman tedbiri elden bırakmıyorum. Bu yazıyı yazmadan önce bloga 15 günlük bir ara vermiştim. Bunun sebebi ise iş yerinde covid salgınının patlak vermesiydi. çalıştığım birimde şube müdürü, ben ve Volga hariç herkes bir şekilde ya hasta oldu ya da temaslı oldu.
  • Selahattin’in bendir yapmasına ilham verdik: Geçen yıl aldığım bendiri gören arkadaşım Selahattin, aynı yöntemi kullanarak kendisine bir bendir yapmış. Blogtan ilham alarak kendi projelerini yapanlar kervanına o da katılmış oldu böylece.
  • Türkiye bir kez daha tam kapandı: Evet, ülkece bir kere daha tam kapandık. Ama biz çalıştık. Aslında herkes çalıştı. Bu ay Khruangbin‘i keşfettim, canlarım benim. Bir de Alper’le Pentagram‘ın Pain isimli baş yapıtını eksiksiz olarak çalıp coverladık.

Mayıs 2021: Tam 10 yazı yazarak yılın en verimli, en çok yazı yazdığım ayını geçirmişim. Keşke hep böyle olabilse. Bayram tatilinin bu aya denk gelmesi sayesinde arşivimi düzenleyip kitaplığımda epey bir yer açabildim. Minik yavrumuz Mert Ekin bu ay 1 yaşına bastı. Dünya’nın en tatlı hobbiti olarak da pastasını kesti.

  • Odea Bank’ın Eşit Masallar projesiyle tanıştım: Bir radyo reklamında duyarak keşfettiğim bu müthiş proje, klasik çocuk masallarının aslında hiç de çocuk masumiyeti taşımadığı gerçeğinden hareketle yola çıkıyor. En popüler masallar, cinsiyet eşitliğine dayalı olarak uzmanlar tarafından yeniden ele alınıp küçük eklemelerle çocuklara yeniden sunuluyor. Üstelik Odea Bank bunu ücretsiz yapıyor.
  • Kitap okuma gözlüğü yaptım: Mert bizimle uyumaya başladığı için geceleri kitap okumak alışkanlığım sekteye uğrayınca ben de elde olan malzemelerle bir gözlük yaptım.
  • Serdar Abi’yle Günyüzü’ndeki kaitsuderatuyu etkisiz hale getirdik: Serdar Abi’nin bir arkadaşına musallat olan kaitsuderatuyu yakalayıp etkisiz hale getirdik ancak sonuçları hiç de beklediğimiz gibi olmadı.
  • Sabhankra – Death To Traitors albümü yayımlandı: Sabhankra, yeni albümünü yayımladı. Albümün CD’si o dönem henüz ülkemize gelmemiş olduğundan Spotify ve Youtube üzerinden dinleyebildik. Albüm Finlandiyalı Saturnal Records tarafından yayımlandı. A Call To Arms ve Awakened In The Dark favori parçalarım oldu.
  • Madrigal’in Outro’sunu çalıp kaydettik: Madrigal‘in bu yıl yayımlanan Neogazino isimli çok iyi albümünün çok iyi Outro’sunu Alper’le birlikte çalıp kaydettik. Ayrıca dergi arşivimin bir kısmını dijitale aktardım. Altın Kitaplar’ın Jules Verne kitaplarını da büyük oranda topladım. Çok kıymetli Murat Haser‘in bunda payı çok büyük elbette.
  • Avatar – Arayış çizgi romanı yayımlandı: Geçen yılın sonunda Gerekli Şeyler‘den çıkan ilk Avatar çizgi romanı Verilen Söz’ün ardından bu yıl da serinin ikinci öyküsü Arayış basıldı. Gerekli Şeyler bir sürpriz yaparak bu yılın sonunda bir hikaye daha basacaktı.

Haziran 2021: Bu ayın yarısından fazlasını İstanbul‘da geçirmeme rağmen 8 tane yazı yazmışım. Aslında belki de İstanbul’da olduğum için yazabildim. Ayın hemen başında doktora tez savunma sınavımı geçtim ancak diplomamı alamadan İstanbul’a gitmek zorunda kaldım. Bu sebepten özellikle doktora teziyle ilgili inanılmaz sıkıntılar yaşadım. Tezimin tamamını yeniden Enstitünün tasarladığı tez yazım şablonuna aktarmam gerekti. Bu da yaklaşık iki gecemi aldı. Gündüzleri müsilaj denetimlerine katılıp geceleri otel odasında çalıştım. Bu müsilaj görevi benim için bir dönüm noktası oldu. Böyle bakınca, galiba yılın en hareketli geçen ayı bu ay oldu.

İstanbul Sinema Müzesi

Temmuz 2021: Yılın en sevdiğim ayında toplam 7 yazı yazmışım. Bu ay da tıpkı Haziran’ın son günlerinde olduğu gibi doktora mezuniyet işleriyle uğraşarak geçti. Bu ay en çok yolculuk yaptığım ay oldu. Side, Bucak, Denizli ve Trabzon‘a gittim. Epey de yoruldum.

  • Yavuz Çetin – Satılık (2001) plağım: Bir önceki ay İstanbul’dan aldığım plağı ve albümün incelemesini bu ayın ilk yazısı olarak yazdım. Yazdığım yazı özellikle Instagram’da çok beğenildi. Bu albüm bu yıl en çok dinlediğim salbümler arasında yer alıyor.
  • Diş kaplama tedavim nihayet sonuçlandı: Haziran ayında dişimdeki bir ağrıdan dolayı doktora gidince doktor kaplama yapmaktan başka bir çare kalmadığını söylemişti. Hemen o gün ölçüler alıp bir hafta sonrası için de randevu vermişti. Ancak Haziran’ın ilk haftası içinde apar topar İstanbul’a gönderildiğim için bu tedavim yarım kalmıştı. Nihayet Eskişehir’e dönünce tedavimi tamamladım. Doktorum Burak Akçoral‘a bir kere daha teşekkür ederim.
  • Tatil için Side ve Bucak’a gittik: Bu yıl benden kısa süre sonra Mustafa‘da otomobil aldı. Böylece üç aile yaz tatili için plan yapmaya karar verdik. Side’de kalacağımız oteli ayarlayıp bir gün önceden gidip yolda Bucak’a Ayşelerin evine de uğradık. Side özellikle antik kentiyle çok sevdiğim bir yöre. Buraya kendi arabalarımızla gidip istediğimiz gibi gezme fırsatı yakalayınca daha da keyif aldık. Ufak tefek aksaklıklar yaşadık ancak bunlar da güzel hatıralar oldu bizim için.
  • Betül ve Tacettin Evlendi: Side’den döndüğümüz günün akşamında ayağımı gazdan hiç kesmeyip çok sevgili arkadaşlarım Betül ve Tacettin‘in düğününe katıldım.
  • Kübra ve Volkan Evlendi: Togay‘la birlikte Denizli’ye gittik. Volkan ve Yağızhan aynı gün evlenmeye karar verince şöyle bir plan yaptık: Düğünden bir gün önce Denizli’ye gidip Volkan’la birlikte olacak, aynı sabah erkenden yola çıkıp Eskişehir’e yetişip öğlen de Yağızhan’ın düğününe katılacaktık. Öyle yaptık. Denizli’de Volkan, Alper ve Halil‘le görüştük bu sayede. Denizli’de fırsattan istifade Pamukkale‘ye de gittik Togay’la.
  • Hazel ve Yağızhan Evlendi: Togay’la birlikte, Volkan ve Kübra’nın düğüne katılamadan sabahın erken saatlerinde yola çıkıp Denizli’den Eskişehir’e geldik. Yağızhan’ın düğünü epey eğlenceli geçti. O kadar eğlendik ki çiftimize nazar değdi!
  • Prof. Dr. Ahmet ÖNCÜER’le tanıştım: Bu yıl tanıştığım en kıymetli kişilerden birisi de Prof. Dr. Ahmet ÖNCÜER oldu. Bir bayram ziyareti için Ankara’ya gittiğimizde bir fırsatını bulup kendisiyle buluştum ve blog üzerinden başlayan arkadaşlığımız daha da pekişmiş oldu. Aynı yıl içerisinde sevgili hocamı birkaç kere daha görecektim.
  • Öner ve Ferhat Abimler Eskişehir’e geldi: Yıllar sonra kuzenlerim Öner ve Ferhat abilerim nihayet Eskişehir’e geldiler. Birlikte peye güzel zamanlar geçirdik.

Ağustos 2021: Bu ay yolculuğumuza 5 yazıyla devam etmişiz. Temmuz ayının son günlerinde Trabzon‘a gitmiştim Kübra ve Mustafa’nın düğünü için. Haliyle yazısını yazmak da Ağustos’a sarktı.

  • Kübra ve Mustafa Evlendi: Bu yıl katıldıklarım ve katılamadıklarımla en çok arkadaşımızın evlendiği yıl oldu. Mustafa ve Kübra’nın düğünleri de Trabzon’da olduğundan günübirlik de olsa gidip katıldım. Hayatımda ilk defa Trabzon’a gidip ilginç anılarla döndüm.
  • Doktora eğitimim resmi olarak bitti: Haziran’ın ilk haftası savunma sınavımı vermeme rağmen zincirleme yaşadığım bazı sorunlar, İstanbul görevi ve bayram tatili derken nihayet diplomamı alabildim. Doktora çalışması boyunca bana destek olan herkese, ancak özellikle de kıymetli ağabeyim Tarık DURMUŞ‘a teşekkür ederim. Doktoranın bana kazandırdığı en kıymetli kişi sen oldun. Merve ve Ümit sizleri de unutmuyorum elbette.
  • Setrak Bakırel Fransa’dan Points Of Libration’ın turkuaz baskısını gönderdi: Asia Minor’un yıl başında aldığım Points Of Libration albümünün plak baskısının İtalya’da sınırlı olarak basılan turkuaz renkli baskısını Setrak Bakırel üstad sayesinde arşivime ekledim. Yılın en önemli koleksiyon olayıydı bu.
  • İnanç’la Zafer Turuna katıldık: Bu hayatıma giren en renkli adamlardan biri olan İnanç‘la birlikte güzel bir bisiklet turuna katılıp Eskişehir’i dolaştık.

Eylül 2021: Rutini bozmadan, 5 yazı yazarak koskoca bir ayı geçirmişim. Yaz bitmiş, Covid bitmemişti.

  • Özel Sayı Dergi koleksiyonum genişliyor: DoganBurda dergilerinin bazı özel sayılarını toparlamaya devam ediyorum. Bu arada All About History dergisi de yıl içerisinde yayın hayatına emin adımlarla devam etti.
  • Araba ilk ciddi arızasını verdi: Ankara’dan Eskişehir’e üstelik tek başıma dönmek üzere yola çıktığım anda aracım arıza lambası yaktı. Aracı daha da ciddi bir sıkıntıya neden olmadan Eskişehir’e getirebildim. Arıza yapan parçanın ve işçiliğin bana maliyeti bin lirayı geçti.
  • Serdar Abi’yle S.. ilçesinde define avına çıktık: Yine başımıza gelmeyen kalmadı. Neyse ki ikimize de hiç bir şey olmadan sağ salim dönebildik eve.
  • Xiaomi şarjlı taşınabilir kompresör aldım: Bir önceki ay İnanç’la çıktığımız bisiklet turunda lastiğimin biri bana epey sorun çıkarmıştı. Daha sonra ise scooter’ın önce ön, sonra arka lastikleri sırasıyla patlamıştı. Bu sorunları art arda yaşayınca uzun süredir almayı düşündüğüm şarjlı kompresörü aldım. Xiaomi‘nin bu küçük ama işlevsel kompresörü otomobil lastiğini bile şişirebiliyor, dolayısıyla zor zamanlarda umulmadık bir yardımcı olarak güven veriyor.

Ekim 2021: 6 yazı yazmışım.

  • Kingdom of 3D ile işlevsel parçalar ürettik: Scooter için bir taşıma askısı almak istiyordum. Sağ olsun Kingdom Of 3D‘den Süha bana scooter’ın yapısal bütünlüğünü bozmadan kullanabileceğim bir aparat üretti. Bu sayede kısa mesafede ufak tefek şeyleri sürüş güvenliğini riske atmadan taşıyabiliyorum.
  • Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi projesi üzerine bir değerlendirme yazdım: Yazın İstanbul’da Masumiyet Müzesi‘ne gidip giremeyince Eskişehir’e döndüğümde takıntı haline getirip projenin tüm basılı ve görsel kaynaklarını topladım. Üretim sürecine ilişkin derlediğim notlarımı da blogda paylaştım. Bu projeyle ilgili olarak Türkçe yazılmış en iyi içeriklerden birisi olduğuna adım gibi eminim.

Kasım 2021: Kasım ayında 5 yazı yazmışım. Demek ki şu son dört ayda rölantide devam etmiş her şey. Bu ay kısa bir Ankara seyahatim oldu. Bu iş gezisinde Yahya Bey‘le birlikte kaldık. Ankara’da Ahmet Hocamla ve İlkan Abi’yle görüştüm.

  • Ankara’da Alper ve Özge’ye misafir olduk: Ekim ayının son hafta sonu, Kasım’ın da ilk günü Ankara’daydık. Ahmet Öncüer hocamla buluşup Jules Verne koleksiyonlarımıza orijinal gravürleri içeren yeni ciltler ekledik. Bunları ben bastırdım. Daha sonra ise Alper ve Özge’ye misafir olduk. Uzun bir aradan sonra böyle görüşebilmek hem çok mutlu etti hem de çok hüzünlendirdi.
  • Arabaya cam filmi çektirdim: Bir süredir Yunus Emre‘nin de teşvikiyle arabaya cam filmi çektirme planı yapıyorduk. Bu konuyu Mustafa’ya açtığımda sağ olsun dakikalar içerisinde olayı bağladı ve aynı hafta sonu işi bitirdik. Filmlerin koyuluğundan dolayı sürüşte sıkıntı yaşar mıyım diye tereddüt etsem de kısa sürede alıştığımı söyleyebilirim.

Aralık 2021: Yılın son ayında biraz da elde biriken taslakları eritmek için hızlanarak 8 yazı yazmış ve yılı kapatmışım. Bu ayın özellikle son günleri covid tedirginliğiyle geçti ve ne yazık ki iki kardeşim covid olup eve kapandılar. Anneme ve babama bulaşmasa da aynı evde kaldıkları için her günü o tedirginlikle yaşıyoruz.

  • Fahrenheit 451 sahaf yeni yerine taşındı: Değerli arkadaşım Devran’ın sahibi oldu Fahrenheit 451 sahaf, yeni bir binaya taşındı ve çok daha müthiş bir yer oldu. Yılın geri kalanında da defalarca uğrayıp bir şeyler aldım ve verdim.
  • History Of War yayın hayatına başladı: All About History’nin yalnızca savaş tarihine odaklanan kardeş dergisi History Of War, Türkiye’de yayın hayatına başladı. Üç aylık olarak yayımlanacak derginin ilk sayısı da epey ilgi görmüşe benziyor.
  • Perlatörle sudan tasarruf etmeye başladım: Denetime gittiğim bir fabrikadaki meslektaşımın tavsiyesiyle evdeki musluklara perlatör takarak birim zamanda harcanan su miktarını üçte bire düşürdüm.
  • Bir DV kameram oldu: Aslında bu gelişme bir önce ay temellerini attığım bir projeydi ancak sonuca ermesi yaklaşık bir ayı buldu. Artık eski teknoloji de sayılsa, Sony DV Handycam‘im oldu. Enes‘e bu hediyesi için ne kadar teşekkür etsem azdır.
  • Avatar – Uçurum çizgi romanı yayımlandı: Serinin üçüncü çizgi romanı da yine Gerekli Şeyler tarafından basıldı. Önceki iki baskının aksine, bu sefer çok kısa sürede duyurulup dağıtıldı. Diğer ikisi içerisinde en zayıf öykü bence buydu.
Şu ana kadar Türkçe olarak yayımlanan tüm Avatar çizgi romanları

Bu yazıyı yazarken Seval‘in kızının doğduğu haberini aldım. Minik yavrumuz Birce, İngiltere’de bizden kilometrelerce uzakta gözünü açtı. Muhtemelen yakın zamanda görme fırsatımız olmayacak ama birazdan annesini arayıp kameradan da olsa dayısıyla tanışmasını sağlayacağım. Ömrün uzun ve sağlıklı olsun Birce!

Bu yıl iş yerinde üç yılı doldurup dördüncü yılıma başladım. Şevkiye, Pınar ve Melike doğum izni sürecinde olduklarından yılın büyük kısmında yoktular. Yılın son haftası ise Volga’nın bir oğlu oldu. Sanem Abla’yla birlikte bir yılı devirdik. Her şey olabildiğince rutin giderken özelleştirilen Makina ve Kimya Endüstrisi işletmelerinden çok sayıda personelin Eskişehir’i ve çalıştığım kurumu tercih ettiğini öğrendik. Önümüzdeki günlerde başta bölümden arkadaşım Serkan olmak üzere bir sürü yeni arkadaşla tanışma ve çalışma heyecanı içerisindeyiz. Geçen yıl Caner’in gitmesi sebebiyle bu yılı da Halil Abi ve Yunus Emre’yle baş başa geçirdik. Bu yılın iş yerindeki en güzel haberlerinden birisi Sevda‘nın karşı şubemize gelmesi oldu. Böylece daha çok birlikte çalışma fırsatımız oldu. Bu durum pek çok arkadaşımızı pozitif yönde ivmelendirdi. Ancak geçen yıl olduğu gibi bu yıl da halı saha maçı yapmadık. Bir de bu yıl, çok uzun süre sonra kurumumuza stajyer öğrenciler geldiler. Sağ olsun hepsi de çok doğru düzgün insanlar, umut veren meslektaşlarımızdı. Faik, Gözde, Buket, Ayşe, Büşra, Damla, Ayşenur ve Zeynep’e gelecek hayatlarında başarılar dilerim. Sağ olsun Faik’le iletişimimiz hiç kopmadı.

Spora yeniden, yaz aylarında başladım. Pandemi nedeniyle yaklaşık 1,5 yıl hiç salonda antrenman yapmamıştım. Ancak yazın bu gidişe bir dur diyerek spora başladım. Kısa sürede olmasa da ortalama denilecek bir sürede, eski performansıma yetişmeyi hedefliyorum. Spor salonundaki çok kıymetli arkadaşlarım Enes, Emre Önk, Emre Akçakaya, Bilal, Batuhan Abi ve elbette Erhan Abi‘ye selamlar olsun.

Bu yıl Instagram epey hareketli sayılırdı. Hem blogun sayfasından, hem de kendi kişisel sayfamdan pek çok güzel içerik ve cover paylaştım. Özellikle cover çalışmalarında birlikte olduğum Alper, Ender ve Yağızhan’a teşekkürü bir borç bilirim. Aşağıya en güzellerinden ekliyorum.

Dolunay yazılarımı bu yıl da eksiksiz yazdım. Güzel bir ruh haliyle yazdığım bu yazılarda pek çok başarılı ve başarısız şiir girişimlerim oluyor. Eskiden daha korkmadan yazardım şiirlerimi. Şimdi ise şiir konusunda yenemediğim bir korkum var. Üzerine gitmeli miyim bilmiyorum. Yazın Gürkan Abi’yle şiir üzerine konuştuk ve bu türün, üzerinde en çok uzlaşılamayan tür olduğuna karar verdik. Şiir bambaşka bir ruh hali. Bazen en afili sözcükler bile yavan kalırken, öyle cebinde gezdirebileceğin türden iki üç kelimeyle dünyaları başına yıkabiliyorsun insanın.

Bu yıl Sertan‘ın bana çok güzel bir hediyesi oldu doktoramı bitirince: IPTV. İnanılmaz bir hizmet bu. Bunun dışında Netflix ve Amazon Prime‘ı sık sık kullandım. Netflix’de yayımlanan popüler içeriklerin (Squad Game, La Casa De Papel, Witcher, Kulüp vb.) büyük kısmını izledim. Bunun yanı sıra izlemekten büyük keyif aldığım özellikle II. Dünya Savaşı temalı filmleri de birkaç kere döndüre döndüre izledim. Hariçten izlediğim en güzel şey ise Brooklyn Nine Nine‘ın final sezonu oldu. Amazon Prime’da Zaman Çarkı serisini beğenerek izledim. Bu yıl izlediğim en güzel film galiba Dune idi. Ben önce filmi izleyip sonra kitabı okumaya karar verdim. Bir de İthaki’den yayımlanan Dune çizgi romanını aldım. Bu da çok kıymetli oldu filmi daha iyi anlayabilmek için. Exxen’de yayımlanan Gibi dizisi bu yıl izlediğim en komik diziydi. Müthişti gerçekten 🙂

Bu yıl kitaplığıma hediye edilen ve benim satın aldığım toplam 116 kitap dahil olmuş. Bunu 10 tane dergi izlemiş. Aldığım kitapların 60 tanesi Jules Verne’ye ait eserlermiş. Yıla Dostoyevski’nin Kumarbaz‘ını okuyarak (Mustafa’nın hediyesi) başlayıp Orhan Pamuk’un Kafamda Tuhaf Şeyleri okuyarak bitirmişim. Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Masumiyet Müzesi’ni ise yeniden okudum. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü yarıda bıraktım. Masumiyet Müzesi’yle birlikte Şeylerin Masumiyeti ve Hatıraların Masumiyeti isimli yan kitapları da okuyup Hatıraların Masumiyeti’ni bir de film/belgesel olarak izledim. Çizgi romanları giderek sevmeye başladım. Avatar’ın iki cildinin yanı sıra Dune’un grafik romanının ilk sayısını ve NTV Yayınları’ndan çıkan Frankestein’ı aldım. Arunas Yayıncılık’ık çizgi romanları serisini ise tamamlıyorum.

2021 yılı müzikal açıdan çok da başımı döndürmedi açıkçası. Özellikle metal dışı tarzlarda güzel keşifler yaptım. Bilgisayardaki ve telefondaki Spotify’ımda hep eski şarkılar liste başı olmuş. Cranberries – Promises, Gojira – Esoteric Surgery ve Yavuz Çetin – Benimle Uçmak İster misin? liste başı parçalarım. Metal türü dışındaki yeni keşiflerim ise Khruangbin, Akbaba İkilisi – Darıldım, LDRDO – Lost In The Fire (albümün tamamı), Melike Şahin – Uykumun Boynunu Bükme, Madrigal – Neogazino (albümün tamamı) ve Wet Leg – Chaise Long oldular. Melike Şahin’in bu şarkısını gerçekten sevdim. Çok bekledim ama Mabel Matiz yeni albüm yapmadı. Metal müzikte bu yıl severek dinlediğim albümlerin başında Sabhankra’nın son albümü, Cidesphere‘ın son albümü ve As I Lay Dying‘in Shadows Are Security (2005) yer alıyor. Ancak bu yılın bana göre en büyük müzik olayı ve yayımlandığı günden beri sürekli dinlediğim grubu The Halo Effect oldu. Büyük bir sürpriz yaparak eski In Flames üyelerinin bir araya gelip mevcut In Flames’e nazire yaparcasına çaldıkları grubun şu ana kadar Shadowminds isimli tek bir parçası yayımlandı. Albümün 2022 yılında çıkacağı söyleniyor. Umarım albüm de ilk single gibi bomba olur. Jesper’ı, Peter’ı ve çok sevdiğim Daniel’i yeniden bir arada görmek paha biçilmez. Pentagram bu yıl da yeni albüm yayımlamadı. Pride ve Sur isimli iki parça yayımladı. Artık koro işini bırakmaları gerek bence.

Geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da Mert’in ilk yaşına kadar olan her ayı farklı bir konseptle fotoğrafladım. Nihayet Mayıs ayında ise Mert Ekin’in ilk yaş gününü kutladık. Yıllardır hayalini kurduğum bir şey yaparak ilk doğum gününde Mert’i Hobbit yaptık. Merve sağ olsun pastayı Hobbit evi şeklinde kendisi yaptı. Pelerinini babaannesi dikti. Kılıcı ve diğer detayları da ben hallettim. Umarım Mert gelecekte bu fotoğraflara bakıp mutlu olur.

Evet şimdi de geldik en önemli bölüme: Hedefler. Bence yılımın özeti yazılarındaki en vurucu kısım burası. Hem koyduğum hedefler bakımından önemli, hem de bu hedefleri yıl içerisinde ne zaman yerine getirebildiğim ya da neden yerine getiremediğimin sorgulamasını yapabildiğim için önemli. Bakalım geçen yıl kendime hangi hedefleri koymuş ve ne kadarında başarılı olabilmişim.

  • Elektronik davuluma ilave bir crash zili almak (Alabildim, bu hedefe ulaştım)
  • Tank maketimi bir diorama ile bitirmek (Olmadı, bu yıl da bitmedi)
  • Vasatın üzerinde bir otomobil almak (Alabildim, bu hedefe ulaştım)
  • Doktoramı bitirmek (Bitirebildim, bu hedefe ulaştım)
  • Eğer covid-19 nihayet tüm ülkede sona ererse iki farklı zamanda tatile gitmek (Olmadı, Covid bitmedi, yazın üç günlük bir tatile gittik)
  • Alper’in isimsizini bitirmek (Bitmedi)

Peki bu yıl neler yapmayı hedefliyorum? Öyle çok büyük şeyler istemiyorum. Ekonomik durumumuzun biraz daha rayına girmesini diliyorum. Zaten bir lüksümüz yokken, en azından hala kitap alabiliyor olmayı diliyorum. Çünkü plak alabilmek ve hatta CD alabilmek lüks olmaya başladı.

  • Yabancı dil sınavına girip 70 almak
  • Makale yazıp yayınlatmak
  • Çadır kampı yapabilmek
  • ALFA Yayınları’nın Olağanüstü Yolculuklar serisinin en az %60’ını tamamlamak
  • Merve’ye araba sürmesini öğretebilmek
  • Kendime bir elektro gitar yapabilmek

Bakalım bu hedeflerin ne kadarı gerçek olacak hep birlikte göreceğiz. Blogu okumaya devam eden tüm okuyucular gibi sen de bu hikayelerin bir parçası olmaya devam edebilirsin sevgili okur. Bu blogu ben yazıyorum evet, ama bu blog yayın hayatına devam ettiği neredeyse 13 sene boyunca çevremdeki tüm arkadaşlarımın, dostlarımın da blogu oldu. Alper’in, Sercan’ın, Volkan’ın, Mustafa’nın, Koray’ın, Utku’nun, Seval’in, Halil Abi’nin ve Enes’in de blogu oldu. Çünkü hayatlarımız unutulup gitmeyecek kadar kıymetli. Herkese mutlu, sağlıklı, refah ve huzur dolu bir yıl diliyorum. My Resort Herkes İçin Blog!

Ciltli Kitap Çılgınlığı

Bugün itibariyle yıl bitti. 2021 yılı artık sona erdi. Birkaç gün sonra 2021 yılımın özetini yazacağım. Dün iki kardeşimin de covid pozitif olduğunu öğrendik. O yüzden biraz keyifsizim. Bugünü evde Mert‘e bakarak ve onunla oynayarak geçirdim. Taslaklar sayfasında bu yıl yayımlanmayı bekleyen tek bir yazı kaldığını görünce yazıp bitireyim istedim.

Bu yıl da bir sürü kitap okuduk ve özellikle kampanyaları denk getirip onlarca kitap aldık. Yıl boyunca çeşitli sitelerden ve kitapçılardan kampanyalı denk getirip aldığım ciltli kitaplar oldu. Ciltli kitaplar, özellikle koleksiyoncular ve arşivciler için çok kıymetlidir. O yüzden uyanık yayıncılar iyi bir kitabın, beklenen bir eserin ya da büyük ses getirecek bir kitabın önce karton kapaklısını üretip satar, ardından ikinci baskı olarak da ciltlisini çıkartırlar. Çünkü karton kapak ile ciltli kapağı aynı anda bassalar herkes az bir fark ödeyip ciltli olanı almayı tercih eder.

Ben de bu yıl aldığım pek ciltli kitap arasından en sevdiğim dört tanesini paylaşacağım. Genel/popüler kültür konseptli bu türde kitapları okumayı çok seviyorum. Buralarda okuduğum bir bilgi kırıntısı gündelik hayatta bazen öyle bir yerde karşıma çıkıyor ki dinleyenler de şaşırıyorlar, “Bunu nereden bildin?” diyorlar.

Guinness Dünya Rekorları (2019)

Her yıl güncellenen bu kitabın bir sonraki yıl baskısına göre içeriği en fazla %5-10 değişiyor. Belirli başlıca rekorları uzun süre kimse kıramıyor malum. Her yıl basılmasının amacı her yıl yeni konularda rekorların ekleniyor olması. Dolayısıyla bir kampanyada bu kitabı neredeyse kağıt parasına denk getirince hemen aldım. Kitaplıkta yaldızlı ve gösterişli cildiyle epey dikkat çekiyor. Misafirlerimin hemen ilk defa görüp ellerine aldıkları kitaplardan bir tanesi oldu bile!

Dünya’nın en uzun (ve en iğrenç) tırnaklı adamı

Sakın Açma!

Aslında bu kitabı taa yıllar önce bulup almıştım, ancak İngilizce olarak. Daha sonra gidip bastırıp okumuştum. Yıllar sonra NTV Yayınları‘ndan çıkan Türkçe versiyonunu, hem de epey ucuz bir fiyata bulunca aldım. Aslında içeriğinde herhangi bir sır ya da gizem yok. Dünya’da yaygın olarak bilinen bazı nesneler ve olaylar üzerinden incelemeler yapıyor. “Bunları biliyor musunuz?” formatında denilebilir. Yalnız interaktif bir içeriğe sahip. Kitap size sürekli sayfalar arasında atlayıp gezmeye yönlendiriyor. Farklı ya da bir birine yakın konular arasında bağlantı kurmuşlar. Okuması keyifli bir eser. Çok ama çok güzel bir cildi, kaliteli bir baskısı var. Bu haliyle iyi bir koleksiyon eseri.

Samuraylar

Uzak doğunun hayranlık uyandıran figürleridir samuraylar. Özellikle Son Samuray filmini ilk defa izlediğim 2004 yılından (film 2003’te çıktı) itibaren samuraylarla ilgili toplayabildiğim her şeyi, her görseli, her kitabı, her filmi toplama topladım. Kronik Kitap‘tan Stephen Turnbull‘un hazırladığı bu kitap ise hem baskısı hem de makul fiyatıyla güzel bir tercih oldu. Popüler kültür kitaplarına yakılır şekilde, bol görselle bezeli, alışılmışın dışındaki ebatlarıyla sevdiğim bir kitap.

Bu kitap, yayımlandığı seri itibariyle içerdiği konuya dair bir baş ucu kitabı olmak üzere hazırlanmış. Kronoloji, sözlük ve tarihi incelemeler popüler kültür kitaplarında yer almaz. Bu açıdan bakıldığında bu seriden çıkan diğer kitapları da ilerleyen yıllarda alabilirim.

Ekoloji Kitabı

Ekoloji alanına yönelip bir de bu alanda doktora yapınca, artık karşıma çıkan tüm ekoloji kitaplarını vakit ayırıp inceliyor, kaliteli bulduklarımı da arşivime katıyorum. Bu kitabı Hicri Bilakis Kuşçu‘nun bir paylaşımında, arka planda gördüm. Sonrasında ise olaylar gelişti ve alıp kitaplığıma ekledim. ALFA Yayınları‘nın bu serisi esasen pek meşhurdur. Aynı seriden ondan fazla kitap yayımlandı. Ekoloji Kitabı, elbette bir ders kitabı değil. Popüler ekoloji konularını tartışmacı bir biçimde ele alarak incelemiş. Ahmet Fethi Yıldırım tarafından İngilizce’den çevrilmiş. Sunumlarımı hazırlarken sıkça başvurduğum bir kaynak haline geldi.

Evet, yılın son yazısı da sona erdi. Önümüzdeki yılın çok daha güzel geçmesi dileğiyle. Herkese mutlu yıllar diliyorum. Proofhead My Resort’ten sevgilerle 🙂

Avatar – Uçurum (Çizgi Roman)

Gerekli Şeyler‘e teşekkür ederek başlamak istiyorum. 2020’nin son aylarında başladıkları Avatar çizgi romanlarını yayımlama serüvenlerine, bir yıla tam üç çizgi roman sığdırarak başarılı bir şekilde devam ediyorlar. Tam da geçen sene bu zamanlar ilk çizgi roman Verilen Söz‘ü okumuş ve çok beğenmiştim. Aslında Avatar evreninde yayımlanan tüm çizgi romanları Facebook’taki Avatar Türkiye grubunun emektar kahramanları sayesinde okumuştum. Bu arkadaşlar, İngilizce olarak ve üç bölüm halinde yayımlanan çizgi romanları Türkçe’ye çevirip okuyucuyla dijital ortamda buluşturuyorlardı.

İşte bu noktada Gerekli Şeyler, çok büyük bir yarayı kapatmak üzere devreye girdi. Yayımlanan çizgi romanları üç bölüm bir arada, kuşe kağıda ve çizim eskizleri/yapım notlarıyla birlikte yayımlamaya başladılar. Önce; Verilen Söz (The Promise), bu senenin ortalarına doğru da Arayış (Search) isimli çizgi romanlar basıldı. Bu çizgi romanları ben çıkar çıkmaz alıp blogda inceleme yazılarını yazdım.

Aşağıda 2021 Aralık itibariyle yayımlanan üç çizgi romanı görüyorsunuz.

İşte yine bir yıl sonunda, Gerekli Şeyler bir sürpriz yaparak serinin üçüncü çizgi romanı olan Uçurum‘u (The Rift) yayımladı. Bu kitapta, hikaye Toph‘a odaklanıyor. Ayrıca Aang‘in kendi iç dünyasına ve diğer avatarlarla olan bağlantısına değiniliyor. Seride en sevdiğim karakter Toph olsa da bu öyküyü ne yazık ki daha önce yayımlanan iki öykü kadar beğenmedim. Bu çizgi romanda ayrıca, özellikle Legend Of Korra serisinde yoğunlukla gördüğümüz makineleşme ve yüksek teknolojiyi kullanma dönüşümünün ilk evresini görüyoruz.

Yapım eskizleri ve notları

Bu öyküden sonra -eğer çizgi roman gününde yayımlanan ücretsiz kısa öyküleri yayımlamazlarsa- sırada Duman ve Gölge (Smoke and Shadow) isimli çizgi roman olacak. Geçtiğimiz yıl yayımlanan ve televizyon serisinde ikinci sezonun ortalarında geçen bir hikayeyi anlatan Katara ve Korsanın Gümüşü (Katara and Pirate’s Silver) isimli çizgi roman ile Kayıp Maceralar (Lost Adventures) isimli çizgi roman ise ne zaman yayımlanır hiç kestiremiyorum. Ancak görünen o ki Gerekli Şeyler, Avatar için yayın takvimini altı ayda bir kitap şeklinde planlamış. Umarım bu şekilde olur ve biz de 2022’de yaza girmeden önce yeni çizgi romanı okuruz. Bu yapımda emeği geçen herkese bir Avatar hayranı olarak teşekkür ederim.

Mert biraz daha büyüsün, seriyi bir kere de onunla izleyeceğim.

Bir DV Kamera Hikayesi

Bazen bir şeylere sahip olmak için tuhaf gereksinimlere, tuhaf rastlantılara ihtiyaç duyuyoruz. 33 yaşında sahip olduğum ve aslında çoktan retro olmuş Sony DV kameramın hikayesi de tam olarak ilk cümledeki gibi gelişti. Yazının devamında birden fazla isim okuyacaksınız, hazır olun.

Ankara‘ya son gittiğimizde Özge Abla elinde birkaç DV kasetle geldi ve bu kasetleri dijital ortama aktarıp aktaramayacağımızı söyledi. Ben de bu işi yapan bir arkadaşım olduğunu ve halledebileceğimi söyledim. Eskişehir‘e dönüp kendi arşivimi de karıştırınca muhtemelen Togay‘dan aldığım birkaç DV kasetim daha olduğunu gördüm.

Kasetleri dijital ortama video dosyası olarak aktarabildiğini bildiğim arkadaşıma ulaşıp sorunca elindeki tüm malzemeleri sattığını, artık bu işi yapmadığını söyledi. Durum böyle olunca ben de en azından verdiğim sözü tutabileyim diye bizim spor salonundaki arkadaşım Emre‘ye konuyu açtım. Emre de sağ olsun, soruşturup bana bilgi vereceğini söyledi. Emre’nin kendisi grafik tasarımcı ve bir reklam ajansı var. Muhakkak ki düğün işleri de yaptıklarından kendisi olmasa bile içinde bulunduğu iş ağı sayesinde yardımcı olabilecek birilerini bulur diye düşündüm.

Emre’yle konuştuğumuzun üzerinden bir iki gün geçmeden daha önce bu blogda ismini pek çok kere okuduğun çok sevdiğim kardeşim Enes‘ten bir fotoğraf geldi. Elinde Sony marka DCR HC23 model bir kamera tutuyor ve işime yarayıp yaramadığını soruyordu. Meğer Emre, sohbet esnasında benim bu arayışımdan Enes’e bahsedince Enes de evinde yıllardır öylece olan duran kamerasını hatırlamış. Böylece ertesi gün Enes’in bana verdiği kamerayla eve geldim.

Heyecanım yatışıp işe girişince beni ciddi bir sorunun beklediğini anladım. Kameranın şarj kablosu ve DV görüntü aktarma kablosu yoktu. İnternette akıl almaz fiyatlarda satılan kabloları görünce İstanbul’da Umur‘u aradım. Doğu Bank İş Hanı‘nda çalıştığı için bu tip tüketici elektroniği materyalinin membaında sayılırdı. Hemen aynı akşam orijinal Sony marka DV görüntü aktarma kablosunu alıp kargoya verdi bile.

Capture kart ve DV görüntü aktarma kablosu

Ancak lanet olası şarj aleti bir türlü bulunmuyordu. Böyle böyle düşünürken aklıma anahtar kelimeleri değiştirerek bir kere daha arama yapmak geldi. Böylece bir alışveriş sitesinde universal diye satılan bir şarj aleti bulup aldım. Aletin gelip ulaşması dört gün sürdü. Nihayet paketi alıp heyecanla eve geldim ve fişi prize soktum. Olmadı. Kamera çalışmadı. Ara kablolarını değiştirdim. Nafile. Sonra avometre ile şarj aletinin kutup başlarını kontrol edince şarj aletinin çalışmadığını anladım. Hemen iade edip başka bir siteden aynı ürünü biraz daha pahalı bir fiyata aldım. Aynı gün kameranın Türkçe kullanma kılavuzunu da indirip bastırdım.

Aldığım şarj aleti geldi. Fişi takmadan önce kendi kendime söz verdim. Bu da olmazsa bu işin peşini bırakacağım diye. Fişi takınca kamerada beliren SONY yazısıyla içime bir huzur ve güven yayıldı. Hemen kaset düğmesini bastım. Bir daha bastım. Bir daha bastım. Kamerayı bırakıp fişini çıkardım: Kaset bölümü çalışmıyordu.

Bu şoku da sindirip internetten birkaç video izledim. Meğer bu modellerde kaset mekanizması çok sık böyle takılıyormuş, arıza yapıyormuş. Bunun üzerine ne olacaksa olsun diyerek kameranın mekanizmasını sökmeye karar verdim. Tam bu esnada tornavidanın ucuyla kaset mekanizmasını ittirdiğim anda yukarı çıktı ve içerisindeki kaseti çıkarıverdi. Böylece kameranın nasıl çalıştığını artık anlamıştım.

Yıllar önce aldığım capture kartını USB’den bağlayıp tekrar tanıttım. İnternetten kısa bir araştırmayla güncel sürücüsünü bulup yükledim. Artık her şey hazırdı. Aktarım yapacağım ilk kaseti kameraya yerleştirdim, kabloları bağladım, bilgisayardan kayıt tuşuna bastım ve görüntü gelmeye başladı. Ancak bir sorun vardı: Görüntü siyah beyazdı.

Neden siyah beyaz diye tüm gün ve hatta iş yerinde bile düşündüm. Cevabı bulduğumda ise aslında cevabı birkaç yıl önce öğrenmiş olduğumu hatırladım. Düğün kasetleri NTSC formatında kaydedilmişti. Video kamera ise PAL formatındaydı. Nedir bu formatlar? Aslında bunlar her bir karenin tarama hızlarıdır. Amerika ve Kanada’da elektrik şebekesi 60 Hz ile çalışır. Diğer ülkelerde bu 50 Hz’dir. Analog dönem kalma bu formatlarda birim zamanda taranan resim sayısı baz alınır. Bu ve çok daha fazla teknik bilgiyi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü eğitimimde görmüştüm. Analog çalışan cihazlar Dünya’da kullanılan NTSC, PAL ya da SECAM formatlarına göre çalışırlar. Avrupa’da ve ülkemizde PAL formatı kullanılır. Dijital yayınlarda bu durum artık önemini yitirse de karasal yayınlarda ve analog kameralarda hala önemli bir husustur.

Bendeki düğün kasetleri zamanında NTSC formatında çalışan (muhtemelen Amerika’dan ithal) bir kamerayla çekildiği için şu anda Türkiye için üretilmiş bir analog tv’de ya da kamerada görüntüyü ancak siyah beyaz olarak alabiliyoruz. İşte yaşadığım sorun tam olarak buydu işte. Togay’dan aldığım kasetlerden bir tanesini denedim ve hiç bir sorun olmadığını, görüntünün renkli ve en yüksek tarama çözünürlüğünde oynadığını gördüm.

Peki NTSC’den PAL’e ya da tam tersi dönüşümü nasıl sağlarız? Ne yazık ki bunu yazılımla yapamıyoruz. Analog veri olduğu için bir cihaz kullanmamız gerekiyor. Bunu yapan adaptör Aliexpress‘te 150-200 TL arasında, Türkiye’de ise 250 liraya satılıyor. Ancak almayacağım. Biraz daha ileride belki alabilirim.

Evet, basit bir amaçla yola çıkıp adım adım yaşadığım sorunları ve bunları biraz da şansın yardımıyla nasıl çözdüğümü anlattım. Özge Abla’ya düğün videolarını şimdilik siyah beyaz olarak vereceğim. Ancak kasetleri muhafaza ettiğim sürece yeniden renkli olarak aktarımı yapabilirim. Başta Enes ve Umur olmak üzere, yardımı geçen herkese teşekkür ederim.

Perlatör Kullanarak Sudan Tasarruf Edin

Geçtiğimiz hafta Eskişehir’de Organize Sanayi Bölgesi‘nde faaliyet gösteren bir tesisi ziyaret ettim. Buradaki çevre mühendisi meslektaşım, fabrikanın hem ekonomik sebeplerden hem de çevre politikaları gereğince, üretimde ve sosyal alanlarda kullanılan enerji ve diğer kaynakların tasarrufu yönünde güzel çalışmalar yaptıklarından bahsetti. Anlattığı pek çok güzel proje içerisinde uygulanabilirliği ve yatırım maliyeti en düşük olan ise su tasarrufuna çok ciddi katkıda bulunan “perlatör” isimli aparat idi.

Perlatör, aslında hırdavatçılar ve tesisatçılar tarafından çok iyi bilinen, musluğun uç kısmına takılarak suyu olabildiğince havalandırarak tazyikini artıran bir aparattır. Ancak muslukların üzerinde hali hazırda gelen perlatörlerin tasarruf açısından pek bir faydası yoktur.

Benim ziyaret ettiğim fabrikada kullanılan ve bir Ar-Ge ürünü olarak pazarlanan perlatörler ise özel tasarımları sayesinde birim zamanda akan sudan ciddi bir tasarruf sağlıyorlar.

Bu noktada aklımıza hemen şu geliyor elbette: Eğer suyun az akmasını istersem musluğu daha az açarım. Ancak musluğu daha açınca ip kadar ince akan su ile de temizlik ve diğer ihtiyaçları çabucak gidermek zor oluyor. İşte bu özel tasarımlı perlatör, suyu havayla karıştırıp size aynı tazyikte suyu iletiyor. Debiyi düşürüyor ancak siz bunu anlayamıyorsunuz. Musluğu sonuna kadar açmak biraz da psikolojik bir tercih olduğu için özellikle musluğa perlatör takılı olduğunu bilmeyen aile fertleri eski alışkanlıklarına devam ederken siz en az %60 su tasarrufu sağladığınızı bildiğiniz için yüreğiniz ferahlıyor 🙂

Bu ürünle ilgili bir de deney yaptık. Onun da videosunu aşağıya ekliyorum. Ben bu aparatı hem mutfak hem de banyo bataryasına taktım. Aşağıda banyo görülüyor. Şöyle hızlıca bir elimizi yıkamamız yaklaşık 9-10 saniye sürüyor. Bu sürede harcanan su miktarı yaklaşık 1,5 litre. Perlatörün 1,5 litre su harcaması ise yaklaşık 3 defa el yıkamamıza eşit bir sürede oluyor.

Eskiden 50 liralık su alınca (Eskişehir’de suyu krediyle alıyoruz, karta yükleterek) saatin yerini unuturduk. Şimdi bir ay bile yetmiyor neredeyse. Gerçi insanların sudan tasarruf etmesini istiyorsak suyun pahalı olması gerekiyor. Bunu hep savundum. Ben de küçük bir maliyetle bu yatırımı yaptım. Su kaynaklarımızı korumak için artık bir şeyler yapmak gerektiğini herkes biliyor ancak kimse bir şey yapmıyor. Evet, işte ben artık başladım yapmaya.

Yılın Son Dolunayı: Bilinçaltı ve En Uzun Karanlık

Kış mevsimi başladığında, dolunay fotoğrafçılığı da iyiden iyiye zorlaşıyor. Üstelik benim gibi sınırlı bir manzaranız ve kısıtlı bir görüş açınız varsa adeta dua eder duruma geliyorsunuz. Kullandığım mobil uygulamada dolunayın konumunun binanın tam tepesinde ya da diğer cephesinde olduğunu görünce insanın bütün hevesi de isteği de kaçıyor. “Tıpkı cebimde en güzel kelimelerle yanına gittiğimde genellikle başıma geldiği gibi.” O yüzden bu ay gökyüzünde bir dolunay fotoğrafı yerine, Pınar‘ın masasından güzel bir rengi paylaşıyorum. Bazen çok derin anlamlar aramayı bırakıp sadece güzele “güzel” diyebilmek için bunu yapıyorum.

Geçtiğimiz gece, rüyamda eskiden çalıştığım yeri gördüm. Kapıdan girmemle bambaşka bir yere geldiğimi anlamam bir oldu. Üstelik ne alakaysa yanımda eşim de vardı. Binanın içi o kadar değişmiş ki adeta bir labirente dönmüş.  Tüm odalar yıkılmış, açık ofis sistemi olmuş. Bazı yerleri paravanlarla bölmüşler. Tanımadığım bir sürü insan vardı. Kendi kendime “Yahu o kadar sene çalıştım, bir tane bile tanıdık kalmamış mı?” diye hayıflanırken çok sevdiğim bir arkadaşımı gördüm ve yanına gittim. Çok sevindi, mutlu oldu. “Gel birlikte dışarı çıkalım, burası beni çok bunalttı” dedim. Bu esnada yanımdan eşim kayboldu. Bunun üzerine arkadaşım dedi ki “Merak etme, kızların yanına gitmiştir“. Onu ararken bu sefer de arkadaşımı kaybettim. Telefonla aramaya çalıştım ancak aksilik telefon çekmiyordu. Çok ama çok bunaldım bir anda. Nihayet böyle bir bunalımın esaretinde uyanıverdim. Bu benim kötü bir özelliğimdir. Bilinçaltımdan atamadığım, yarım kalmış, eksik kalmış ya da içten içe aşık olduğum şeyleri sürekli rüyamda görüyorum. Sivrihisar gibi mesela 🙂 Haftada en az bir kere Sivrihisar’ı görürüm. Tüm dağların esareti altında, ormanla kavuşmuş ve biraz kıyıda köşede bırakılmış halde. Bilinçaltım, bazen “gerçekleri yaşadığım ve hayatın kendisi olan” diğer bir boyutmuş gibi geliyor. Hayret!

Yılın en uzun gecesi, teknik olarak yılın en karanlık gecesi de oluyor. Bu karanlık geceyi Mert‘in aydınlık yüzüne uzun uzun bakarak geçirmek istiyorum. Dünya’nın derdini görmemiş gözlerine, hüznün henüz kırıştırmadığı alnına, unutulmanın ızdırabından uzak dudaklarına bakacağım. Pek bir sevimli oldu şu sıralar, kendi tosbiğim diye söylemiyorum. Sabahları karanlığa uyanıyorum. Karanlıkta çıkıyorum. Son birkaç haftadır iş yerine yürürken ve hava hala aydınlanmamışken, Kat 3 Daire 8 podcast‘i dinliyorum. Her sohbetin başlangıcında Anıl‘ın sesinden bir doğa üstü /gerilim/korku hikayesi dinliyorum. İş yerine ulaştığımda hafif bir gergin oluyorum bu yüzden. İtiraf etmek gerekirse bu his çok hoşuma gidiyor.

Yıl bitiyor dolunayım. Yazılmayı bekleyen birkaç yazı kaldı. Bu yıl bitmeden yayımlanacak son yazıları da tembellik etmeden yazıp yetiştirmem lazım. Sonra zaten bir My Resort geleneği olan “Yılımın Özeti” yazısını yazacağım. 2021 yılı yine senden binlerce kilometre uzakta geçti. En iyi objektif bile ancak eteğindeki tozları gösterebilir. Sana nasıl daha yakın olabiliriz ki?

History Of War Dergisi

Bir yılı aşkın süredir takip ettiğim All About History (AAH) dergisine yeni bir kardeş geldi sevgili okur: History Of War (HOW). AAH’ın son sayısında bu güzel haberden bahsediliyordu ancak nihayet HOW ilk sayısıyla yayımlanıp en yakın Migros’ta satışa sunulunca hemen gidip aldım. İşte yıllardır özlemini çektiğim, tarihin en çeken bölümleri olan askeri tarihi ve savaş tarihi anlatan o çok özel dergi artık Türkiye’de de yayımlanıyor.

Üçer aylık dönemlerde yayımlanacak olan derginin ilk sayısında çok güzel bir hediye kitapçık verdiler: Nazi Almanyası‘ndan daha önce çok az görülmüş fotoğraflardan oluşan bu kitapçık özellikle II. Dünya Savaşı meraklılarının ve koleksiyonerlerinin arşivinde muhakkak bulunmalıdır. Öyle görünüyor ki devamında gelecek olan sayılarda da bu tip güzel hediyeler almaya devam edeceğiz. Umarım All About History’nin yaptığı hayata düşüp hediye vermemezlik etmezler. Zira ben AAH’yi ilk defa bir takvim hediyesi sayesinde tanımış ve çok sevmiştim. Gerçi hala seviyorum ama bu açıdan bir hayal kırıklığı yaratmaya da devam ediyorlar.

Melih Şabanoğlu‘nun editörlüğünde yayımlanan ilk sayıda Nazilerin Polonya işgali kapak konusu olarak seçilmiş. Ayrıca meşhur Tiger I tanklarına ilişkin çok kapsamlı bir yazı, Napolyon‘un Rusya seferi, Varna Savaşı, Kalaşnikov tüfeği, Vietnam Savaşı ve Roma Ordusu aklımda kalan keyifli içeriklerdi. Tıpkı AAH gibi HOW da çeviri bir dergi ve sayfa tasarımları, kullandıkları görsellerin kalitesi ve anlatım dilleri çok benzer. Bu açıdan elinize alındığınızda, okumaya başladığınız bir makalenin sonuna gelmeden bırakamıyorsunuz. Ben an itibariyle dergiyi bitirdim. Yaklaşık 3 gün sürdü. Bir de en başta bahsettiğim gibi bu dergi diğer tarih dergilerinden farklı olarak aslında bir “savaş tarihi” dergisi. Okumaktan ve izlemekten büyük keyif aldığım II. Dünya Savaşı tarihine ilişkin bu sayıda olduğu gibi, hemen her sayıda güzel içerikler bulacağız gibi görünüyor.

History Of War dergisine yayın hayatında başarılar diliyorum. Umarım uzun soluklu ve keyifli bir yolculukları olur!