Vega – Delinin Yıldızı Plağım

delinin002

delininyildiziSon yıllarda çıktığı günden beri aralıksız dinlediğim az sayıdaki albümden birisiydi Delinin Yıldızı. Az değil, tam 12 sene sonra yayımlandığında, benzeri pek çok grubun aksine, kaldığı yerden devam etti müziğine Vega. Şaşırtmadı belki ama üzmedi de. İşte bu yüzden Vega, Delinin Yıldızı ile kendi tarzında son yılların en doğru dürüst işini yaptı diyebilirim.

Albüm çıkmadan hemen önce ön siparişi vermiştim. Şansıma Eskişehir‘deki konserinden önce CD’sini almıştık. Ancak birkaç ay sonra, grubun bağlı olduğu firma Gergedan Müzik, albümün plak formatında da yayımlanacağını duyurduğunda artık beklenecek üç şey kalmıştı: İlk klip, albümün plağı ve ilk reaksiyon. İlk reaksiyonu boş verin, onu daha sonra açıklayacağım. Okumaya devam et

Reklamlar

Muhteşem Bir Hata!

IMG-20180410-WA0004Her şey bundan birkaç ay önce, 10 Nisan’da Facebook’taki Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Mezunları Grubu‘na Ozan Hoca‘nın attığı bir fotoğrafla başladı. Fotoğraftaki tişörtü hem görsel olarak hem de verdiği mesaj sayesinde kısa sürede pek çok kişi beğendi: The hardest part of my job is being nice to people who think they know how to do my job. Yani bunu çevirmek gerekirse, “İşimin en zor kısmı, işimi nasıl yaptığımı bildiğini zanneden insanları hoş karşılamaktır.” Eh, bu durum ne yazık ki çevre mühendisleri için geçerli bir durum. “Çevrenin mühendisi nasıl oluyor?” zihniyetine sahip, yıllardır çalıştığım pek çok idareciden ve farklı branşlardan arkadaşlarımdan bu lafı bizzat duymuştum.

Ben de tekstilci kuzenime böyle bir tişört yapıp yapamayacağımızı sordum. Normalde tekstilciler baskı işini aldıklarında, çalıştıkları adetler bin ve katları şeklinde oluyormuş. Dolayısıyla bizim sadece yirmi adet olan baskımızı yapabilmek için yeni ürünlerin numunelerinin basıldığı bir zamanı beklememiz gerekti. Bu bekleyiş de bir aydan biraz daha uzun sürdü ama nihayet, olumlu cevap gelince o güne kadar grupta tişört istediğini ve bedenini yazan herkes için siparişi verdim. Okumaya devam et

Mayıs Dolunayı – Bitmeyen Öykü

mayissonDolunay gecesinde, baharın son güzel gününde şu yazıyı yazıp bitirdim. Gerçekten güzel, keyifli bir akşamdı. Aylardır bitiremediğim bir öykü var. Yeniden denetim bitirmeyi. Niyetim sana sunmaktı. Ama yine beceremedim. Öyküyü bitiremedim. Buyurun:

Zeminka’dan bir gece yarısı Yenikara’ya doğru yola çıkan gemide yüz yirmi iki kişi vardı. Ortalıklarda hiç görünmeyen kaptanı ve insana pek de güven vermeyen 8 tayfayı saymazsak gemideki yolcuların hiç birisi bu yolculuğun nasıl biteceğine dair en ufak bir fikre sahip değildiler. Yolcular arasında yer alan üç kadın, geminin iyice eskimiş güvertesinde ilk defa o gün, yola çıktıktan uç gün sonra karşılaştılar. Daha uzun boylu olan ve yüzündeki hüznü gizleme gereği bile duymayan kadın simsiyah saclarını bir parça bezle bağlamış, geride biriktiği evini, kaybettiği kocasını düşünüyordu. Kestane rengi sacları, kalkık üst dudağının masumiyeti ve dimdik durusuyla iskele tarafındaki kalastra yaslanmış halde duran ikinci kadın ise bu zoraki göçün ona yepyeni bir hayat şansı sunmasını diliyordu sürekli olarak. Kucağında bebeğiyle kıç taraftan öne doğru seğirtmeye çalışan üçüncü kadın çok zayıftı. Soluk sarı rengi saçlarını kısacık kesmişti.

Gemideki sallantı bir an olsun durmuyordu. Ahşapların gıcırtısı üçüncü kadının bebeğini, rahatsız etmek şöyle dursun, kahkahalar atmasını sağlıyordu. Böylesi bir karamsarlıkta bu küçücük kahkahalar diğer yolcuların sımsıkı tutunduğu umut kırıntılarıyla ancak beslenebiliyordu.

İkinci kadın diğer yolcularla pek konuşmuyor, nispeten daha uzakta ve yalnız olmayı tercih ediyordu.

Zeminka’da tüten dumanlar, talan edilmiş evler ve yağmalanmış dükkânlardan geriye büyük bir sessizlik kalmıştı. İç savaş ülkeyi yıkıp geçmiş, katledilmeyen bir avuç sivil ise Yenikara’ya ancak deniz yoluyla ulaşmaya çalışıyordu. Gemide yiyecek ve içecek bir şeyler neredeyse yoktu. O yüzden yolcuların günlük bir parça ekmek ve yarım şişe suyla idare etmeleri gerekiyordu. İkinci kadın durumdan pek şikâyetçi değil gibiydi. Birinci kadın açlıktan epey etkilenmişti. Ancak son zamanlarda üçüncü kadın ve bebeği gerçekten zor durumdaydılar. Kadının sütü azalmaya baslamıştı. Göğsünden akan her damla sut canından kopan bir parçaydı artık. Yolcular arasında o günün tarihini bilen de tutan da yoktu. Bir önceki gece ne yaşadığını unutamayan kaptan ise yeni günün tarihini neşeyle yazdı defterine: 21 Mart. Kendisi de Zeminka’da doğmuş olan bu adamı memleketinin yanıp küle dönmüş hali hiç etkilemiyordu. İlginçtir o, daha çok Yenikara’da anlaştığı adamları düşünüyordu. Çok iyi bir paraya tüm gemiyi teslim edecekti. Tüm gemiyi çürümüş döşemeleri, paslı makineleri ve çaresiz yolcularıyla birlikte…

İşte bu. Bir harf daha yazamıyorum. Günlerdir düşünüyorum, ancak şu üç kadının akıbetine bir türlü karar veremiyorum. Bana bu konuda yardım edebilecek herkesin yardımına açığım. Yorum kısmında ve mesajlarınızla bana fikir verebilirseniz minnettar olurum.

Güzeller güzeli, en az senin kadar güzel ve eğlenceli bir sürü iş yaptık şu birkaç haftada. Sınavlarım bitti. Hepsi de çok iyi geçti. Doktoranın son dersini çok iyi bir notla geçtim. Artık yeterlilik sınavı için hazırlanmalıyım. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünün de final sınavı gayet başarılıydı. Gerçi henüz sonuçlar açıklanmadı ancak çok büyük ihtimalle 1. sınıfı sıkıntısız geçtim. Bu hafta vakti buldukça, yaptığım projeleri yazmak istiyorum.

ikiyolu

Zoraki Üçleme

Artık yaz başladı. Yaz mevsimini çok severim bilirsin. Gökyüzü daha berrak, vicdanlar daha sıska olur. Umarım bu yaz ikimiz için de iyi geçer. Bugüne özel bir sürprizi az önce Vega yaptı. Aylar sonra, Delinin Yıldızı şarkısına klip çekti ve yayımladı. Bu şarkı benim için çok özel. Bu şarkıya nasıl bir klip çekerler acaba diye düşünüyordum. Yayımlanan çalışmayı çok beğendim ne yalan söyleyeyim. İzle bak sen de. Bir de sürpriz göreceksin. Sevgiyle.

 

Proofhead Gaziantep’te! – 2

Yazının ilk bölümünü okumak için tıklayın.

Saat 13.20’de İmam Çağdaş’ın kapısındaydık. İçeri girdik, ancak bir sorun vardı. Hem de çok önemli bir sorun. Kapıdan içeri girdik ve bir kişi bize merhaba bile demeden, “Üst kata” dedi. O an Sercan‘a hak verdim. Bu iş hep böyle oluyor. Bir mekan, herhangi bir şekilde lezzetiyle ön plana çıkmaya başlayınca, kalitesi ve müşteriye olan ilgisi giderek azalıyor, bayağılaşıyor, yapmacık oluyor.

gazin022İmam Çağdaş, gördüğümüz kadarıyla Gaziantep‘teki en meşhur kebapçıydı. Alt katta hemen girince üzerine “Nusret Bey” yazan baklava kolileri göze çarpıyor. Nusret’e her gün giden havuç dilimlerdi bunlar büyük olasılıkla. Kendimize bir yer bulup lahmacun, alinazik ve sonrasında baklava sipariş ettik. Alper, lahmacundan bir ısırık alıp yüzüme baktı ve “Oğlum lahmacun böyle bir şeyse, biz ne yiyoruz lan?” dedi. Vah canım kardeşim. Alinaziği kıyma ve et karışık söyledik. Kıyma dediği de aslında şiş köfte gibi diyeyim. İlginçtir, Gaziantep’te köfte ve türevlerine “kıyma” diyorlar. Olamaz, dediler Alper’in arkadaşları. Böyle bir tat olamaz! İmam Çağdaş’a lezzet olarak diyecek hiçbir şey yoktu gerçekten. Sonrasında baklavaları beklerken Dünya’nın en imkansız olaylarından biri oldu ve Alper’le sınıf arkadaşımız, Emrah Dal‘ı gördük! En son mezunlar buluşmasında gördüğümüz arkadaşımızı, Gaziantep’te bir kebapçıda bulmak nasıl bir tesadüftür yahu? Okumaya devam et

Proofhead Gaziantep’te! – 1. Bölüm

Şu geride kalan iki hafta ve önümüzdeki bir hafta inanılmaz yoğundum ve yoğun olacağım sevgili okur. Hem Fotoğrafçılık Bölümü’nün sınavları hem de doktora dersi sebebiyle bırak yazı yazmayı, doğru dürüst bilgisayar başına bile oturamadım. Geçen hafta sonum da birazdan okuyacağın Gaziantep gezisine gitti. Önümüzdeki haftanın ortasından itibaren rahatlayacağım ve biriken yazıları bombalayacağım. Söz.

Bu yolculuğa aslında bundan yaklaşık iki üç ay öncesinde, biraz da aceleyle karar vermiştik. Gaziantep’e yapılan günü birlik yolculukların epey revaçta olduğu bir zamandı. Alper’e dedim, “Madem bakalım ucuz uçak bileti bulursak biz de gidelim.” Gidiş için 19 Mayıs tarihini seçtik, neden bilmiyorum. Şansımıza tam da o tarihte ucuz bilet vardı. Böylece toplamda dört, son anda bize de sürpriz olan iki şirin ilaveyle, altı kişilik kafilemiz yola çıkmaya hazırdı. Hazırdı ama henüz yolculuğa çıkmaya iki aydan çok vardı. Böylece hayatın olanca dertleri arasında unuttuk gitti Gaziantep işi.

Bu ayın 10’u civarında, Alper’in sayesinde planımızı yeniden hatırlayıp hazırlıklarımızı yapmaya başladık. Gerçi tek günlük bir yolculuk için öyle etraflı bir hazırlık da yapmak gerekmedi. Sağ olsun Alper ve arkadaşları, hepimiz için konaklanacak yer de dahil tüm hazırlıkları yapmış, hedefleri belirlemişti.

gazin000Böylece Cuma akşamı Ankara’ya gitmek üzere yola çıktık. Trende yolculuk boyunca uyumayı planlıyordum ama olmadı, uyuyamadım. Ankara’da o gece konakladık. Toplam 4 saat uyuyabildikten sonra, ertesi günün ilk saatlerinde buluşup havaalanına gittik. Aracı park edip havaalanına girdik. Ziraat Bankası kredi kartımın şifre işlemlerini hallettim ATM görünce (Bu detayı neden yazdım bilmiyorum). Daha sonra uçuş için atanan kapıyı da bulduk ve burada Alper’in diğer iki arkadaşıyla buluştuk ve tanıştık. Kısa süre sonra uçağa yerleştik ve kalkışı beklemeye başladık. Planım yolculuk boyunca uyumaktı. Ancak 55 dakika süren uçuş boyunca gözümü bir an olsun kırpamadım. Okumaya devam et

Köpek Balığı – Gillette Blue 3 – Yusuf Atılgan

Merhaba sevgili okur. Bu yazıda, birbirinden alakasız üç farklı gelişmeden bahsedeceğim. Yıllar önce bu şekilde çoklu yazıları daha sık yazardım. Kendime bir zaman boşluğu uydurdum ve eski günleri hatırlatan bir şarkı eşliğinde yazmaya koyuldum.

Köpek Balığım Öldü

kopekbaligiAkvaryumun en hızlı ve agresif sakinleri olan köpek balıklarımızdan bir tanesinin garip hareketlerini önceki akşam fark ettim. Küçük balık, tamamen yüzeyde yüzüyordu. Hatta buna yüzmek de denilemezdi. Kendini tamamen bırakmıştı suyun akışına. Birkaç ay önce ölen Japon balığım İmpuru, ölümünden önce aylarca bir ters bir düz yüzmüştü. Neler olduğunu anlamaya çalışırken tecrübeli akvaryumcum bana balığın şoklandığını söylemişti. Ve ne yazık ki şoka giren bir balığı düzeltmenin de bir yolu yokmuş. Balığın bir kere denge mekanizması bozulunca en nihayetinde hayatını kaybediyormuş.

Köpek balıklarımızı, Utku ve Hazal‘la birlikte almıştık. Dolayısıyla ikisinin adlarını vermiştik balıklara. Ancak çok benzediklerinden hangisi hangisiydi bilemiyorduk. Bir süre sonra bir tanesi giderek gelişmeye ve küçük boyutlu bir shark‘a dönüşmeye başladı. Okumaya devam et

İsmimiz Güneş’e Gidiyor!

missionsun

Burada gördüğün sertifika, NASA tarafından yürütülen Parker Solar Probe projesi kapsamında, insanoğlunun Güneş‘i araştırmak üzere yaklaşık 3 ay sonra, bu yılın sıcak yaz aylarında göndereceği ilk uzay aracında ismi yer alacak kişiler için düzenleniyor. Ve Güneş’e gidecek tam 1.137.202 tane isimden iki tanesi bize ait 🙂 Bu müthiş bir şey sevgili okur. İnsanoğlu’nun Güneş’e yapacağı en yakın görev, Parker projesi kapsamında gerçekleştirilecek. Bu yönüyle proje, NASA’nın son yıllarda hayata geçireceği en önemli projelerden birisi hiç şüphesiz.

Anti-Ram-Facing-View.pngTam olarak nerede gördüğümü hatırlamıyorum, ancak NASA’nın doğrudan Güneş’i incelemek üzere başlatığı bu proje kapsamında, başvuran herkesin isminin bir çip içerisinde Güneş’e gönderileceğini okudum. Bunun üzerine hemen proje için NASA tarafından oluşturulan internet sayfasına girip kayıt yaptırdım. Görev kapsamında yapılacak incelemeleri gerçekleştirecek uzay aracındaki özel bir çipin içerisindeki birkaç bit’lik kısımda “Mesut Proofhead Ciftci” yazacak 🙂 Bu yolculukta elbette ki, gönderilen aracın Güneş’e inmeyi bırak, güneşin birkaç bin kilometre yakınına bile gelmesi olanaksız. Ancak isminizin böyle özel bir şekilde atmosferin dışına çıkmasını sağlamak çok keyifli 🙂 Üstelik bir de, her başvuran için anı olması bakımından, özel üretilmiş numaralı bir sertifika – HOT TICKET – veriliyor.

Yukarıda da yazdığım üzere tüm Dünya’dan bu proje kapsamında ismi gönderilmek üzere 1.1 milyondan fazla kişi başvurmuş. Ülkemizden ya da hangi ülkeden kaç kişi başvurmuş onu bilemiyorum. Sitede böyle bir istatistik de yayımlanmamış. Belki de kalkış gerçekleştirildikten sonra bu istatistiki veriler paylaşılır. Son olarak, projeye ilişkin bilgilerin yer aldığı ve muhtemelen kalkış anının da zamanı geldiğinde canlı olarak yayımlanacağı sitenin adresi aşağıda yer alıyor:

http://parkersolarprobe.jhuapl.edu/

İlkyazım! Biricik Dolunayım!

dolnask02

Merhaba,

Bahar geldi artık. Hatta biraz da acele etti ve neredeyse yaza döndü yüzünü. Her sabah yalnız başıma, Eskişehir’in bahar sabahlarını adımlıyorum. Belki seneler sonra, bu şehre dair hatırlayacağım en güzel anları yaşıyorum bir başıma.
dolnask09Bu ay enfes bir dolunay var gökyüzünde. Üstelik ilginçtir, tam üç gündür öylece parlıyor. Fersah fersah uzakta ancak ışığı sıcacık, aydınlığı çok berrak. Baktıkça güzünü alamıyor insan. Sana çok yakınım biliyordum ama uzanıp dokunmak için bir hamle yapmıyordum. Yapmadım da. Döndüm ve geldim o küçük dünyama yine. Çirkinliğimi bağışla, inan içim seninle dolu.

Mor ve Ötesi büyük bir sürpriz yapmıştı hani geçen ay. Biriciğimiz, Sultan-ı Yegâh‘ımızı yeniden yorumlamıştı. İşte sürprizin büyüğü, bu teklinin plağa basılması oldu. Dayanamadım, sınırlı sayıda basılan kırkbeşliklerden bir tanesini sipariş ettim. Heyecanla beklemeye başladım. Şimdiye kadar aldığım en kaliteli kaliteli baskıya ve malzeme kalitesine sahip dış kabıyla çıktı geldi plağım.

Atilla İlhan, süper yazmış eyvallah da, Ergüder Yoldaş‘ın mucizesine her seferinde şaşırmak da neyin nesi? Bunca ay geçti, bir sana bakmaktan bir de bu şarkıyı dinlemekten bıkmadım.

dolnask03Bu tekli, ülkemizi yıllar sonra kaliteli baskı plaklarla yeniden tanıştıran, Rainbow45 Records tarafından 500 adet sınırlı sayıda yayımlandı. Ambalajda yer alan etikette de bu ibare yer alıyor. Bu noktada, Rainbow45’i bir kere daha tebrik etmek lazım. Çünkü ülkede plağa basılmayı hak eden ne kadar kaliteli albüm varsa birer ikişer yayımlamaya devam ediyorlar. Her ay muhakkak sitelerini (http://www.rainbow45records.com/)kontrol ediyorum. Plak koleksiyonculuğuyla ilgilenen herkesin de takip etmesinde fayda var. Çünkü ülkemizde plak basan firma sayısı çok az. Rainbow45’ten başka bir de Sony Music bu işi yapıyor ama açık söylemek gerekirse çoğu işi sırf para tuzağı, başka bir şey değil. Çok kaliteli materyaller sunamıyor.

dolnask01

Geçen hafta, dergileri düzenlerken OT‘un bir sayısında, bloga eklemek için işaretlediğim sayfaları fark ettim. İşaretlediğim dizelerin özellikle çizimleri beni benden aldı. “Neden herkes güzel olmaz?” diye soruyor. Neden herkes sen olmaz? Nedir seni, benim olarak gören her gözden çektiğim? “Seni görünce, aynı anda geçer aklımızdan aynı düşünce… Bir duvar gibi aramızdan.” El ayak çekildiğinde, karanlık bir gecede, sessizce bekleyen benim. Ne olur gözlerim kamaşsa ve kesilse soluk alış verişim?

Bu manzaraları eklemek artık geleneksel bir hal aldı. Belki aynı kareler diyebilirsin. Ancak yanılıyorsun. Her biri tam da o gün çekilen, o anı anlatan kareler. Hiçbir şey aynı kalmıyor. Bir sonraki dolunay, biraz daha yaşlanmış oluyor. Tıpkı büyüyen bir bebeğin fotoğrafını, her ay çekmek gibi düşün. Büyüyen yalnızca et ve kemik değildir onda. Düşüncelerdir, hislerdir ve en önemlisi içindeki o en gizli karanlıktır. Kendisiyle baş başa kaldığında duymaya başladığı o sestir, kendisidir. O hiç susmayan itiraftır. Sen de büyüyorsun dolunayım. Belki gökyüzünde, belki benim içimde…  Değişiyorsun, eskiyorsun, ama hiç bitmiyorsun. Biz göremiyoruz sendeki o tükenişi. Sahi, kim biliyor? Kaç kişiye fısıldıyorsun aklındakileri?

dolnask05

Ulus’a giden yol

dolnask06

Bariyer

Gün batımı

dolnask08

Gizli

Bir Anket: KAFA mı? OT mu?

Birkaç yıldır KAFA Dergisi‘ni takip ediyorum sevgili okur. Alper‘le birlikte Sercan‘ı ziyaret ettiğimiz şu tarihlerde ilk defa Sercan’ın şirket aracında görmüştüm KAFA Dergisi’ni. İlk birkaç sayfasını okuyunca da epey hoşuma gitmişti. Eskişehir’e dönünce Temmuz 2015’te, 11. sayısından itibaren almaya başladım. Yalnızca 13. sayısını almayı unuttum. Onun dışında bu ay (Nisan 2018) yayımlanan sayısı da dahil olmak üzere 11. sayıdan itibaren yayımlanan her sayısını aldım bu derginin. Tamamı olmasa da çoğunluğu kaliteli yazarlardan ve keyifli yazılardan oluşuyor. Her ay verdikleri poster ve kitap ayraçları da koleksiyonluk kalitedeler.

dergank25

dergank26

KAFA Dergisi – Nisan 2018

Okumaya devam et

Bir Bahar Dolunayı – Mart’ın Son Akşamı

mesutmatizDışarı müthiş bir hava var. Soğuk değil, tatlı bir esinti var sadece. Bunu söyleyince insanlar şaşırır ama, ben çok üşürüm. Soğuğa karşı öyle pek de dayanıklı değilim. Bu akşam işte öyle bir akşam. Kalabalığız epey. İstanbul var bir tane. Pek heyecanlılar. Oradan oraya savruluyoruz. Yollar, insanlar, mekanlar değişiyor, küçük ekibimiz hep aynı kalıyor. Gece bitip herkesle öpüşünce, başımı bir de kaldırıyorum ki sen! Dolunay, uzaklardaki bir çift göz, tüm şiirlerin ilhamı, tüm öykülerin kaynağı, Merhaba! Okumaya devam et