Selçuk Ceylan Külliyatı

ruya06Sürekli okuyucuların daha önce bu blogda zaman zaman ismini okuduğu kıymetli yazar arkadaşım Selçuk Ceylan’ın, Can Çocuk Yayınları’ndan çıkan dört kitabından sonra, geçtiğimiz aylarda farklı yayınevlerin tarafından basılan iki kitabı daha yayımlandı. Tilki Tilda ve Evcil İnsanlar ile Dünyayı Kurtaran İnek.

Her ne kadar Selçuk, kendisini bir “çocuk masalı” yazarı olarak tanıtıyor olsa da kitapları okumaya başlayınca anlıyorsunuz ki kullandığı kelimeler, satır aralarına gizledikleri ve olayları ele alış biçimiyle çocuk masallarının çok ötesinde büyüklere de masallar anlatıyor. Selçuk Ceylan’la yaklaşık altı ay süren maceramız boyunca, kişiliğini ve düşünce yapısını anlayabildiğimi iddia etme cüretini gösteriyorum. Çocuğuna masal anlatabilecek ya da masal kitabı okuyabilecek bir anne babanın da asgari olarak bazı erdemlere, hayat görüşüne ve –entelektüel demeyelim ama– hayatı kavrayabilme yeteneğine sahip olması gerekmez mi? Bence Selçuk işte bu görüş üzerinden kaleme alıyor kitaplarını. Yazdığı her kelimenin, her cümlenin bir anne ya da baba tarafından küçük bir yavruya okunacağını hayal ediyor. Elbette anne babasına ihtiyaç duymadan ve küçük elleriyle kitabını kavrayan yavrucukların varlığı da onun yazın dünyasının temel motivasyonunu oluşturuyor.

Külliyatın ilk kitapları olan Rüya Dalgıçları İçin Masallar serisi (üç kitap) benim açık ara en sevdiğim ve sadece anlatılan maceralarıyla değil, Meltem Şahin’in çizimleriyle de kendine has bir kurgu dünyasını yaratmayı başarabilmiş kitaplardır. Yazar, Güney Amerika’nın kim bilir hangi boğucu gününde, kendini kapattığı o çatı katında yazmaya başlıyor ilk satırları. Bu serinin temeli Selçuk’un hayatında çok önemli bir dönüm noktası olan Arjantin günlerinde atılmış. Bu açıdan Rüya Dalgıçları, maceraya aç iki kardeşin başından geçenlerin öyküsü/masalı olmasının yanı sıra Selçuk’un ilk atışta hedefi vuran kıymetli eserleri oluveriyorlar.

ruya04

Rüya Dalgıçları İçin Masallar (Çizen: Meltem Şahin)

ruya03

Göğün Mavi Kabuğu (Çizen: Mustafa Delioğlu)

Göğün Mavi Kabuğu, yıllar önce yazdığım bir yazımda da bahsettiğim üzere Selçuk Ceylan’ın “Yetişkinler için masallar” fikrini iyice benimsemeye başladığı bir dönemin eseri. Bir çocuğun ancak büyük olgunluk göstererek idrak edebileceği hayata dair bazı gerçekleri, Selçuk ufak ufak gün ışığına çıkartıyor, okuyucuya (ister çocuk olsun ister yetişkin) sezdiriyor. Çizimlerini de oldukça başarılı bulduğum bu kitap, Rüya Dalgıçları İçin Masallar Serisi’nin üç kitabıyla birlikte Can Çocuk Yayınları’ndan çıkan son kitaptır.

ruya05

Tilki Tilda (Çizen: İrem Çağıran)

Bir süre sonra, farklı bir yayınevinden ve farklı bir formatta yayımlanan “Tilki Tilda ve Evcil İnsanlar” karşıma çıktı. Ciltli sert kapak, özel gramajlı kalın sayfalar, sayfa tasarımına uygun olarak çizilen görselleri ve “fabl” formatıyla oldukça dikkat çeken bir kitaptı bu. “Siyah-Beyaz-Yeşil” renk uyumunu örnek olarak gösterebileceğimiz cıvıl cıvıl sayfa tasarımları, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya sayfa geçişleri ve dizgisiyle insanı okumaya teşvik ediyordu. Tilda’nın bu upuzun şiiri, Selçuk’un külliyatındaki en sıra dışı eserdir. Çocuk masalı görüntüsü altında, yetişkinlere de çok şey öğreten kitap, kafiyelerle bezenmiş bir hayat öyküsünü anlatıyordu. İşte bu kitapla başladı Selçuk öykülerinin içerisine kendisini de sıkıştırıvermeye… Öyküdeki Sakallı’nın kim olabileceğini okuyucunun takdirine bırakıyorum.

ruya02

Dünyayı Kurtaran İnek (Çizen: Nuray Çiftçi)

Geçtiğimiz günlerde bir internet sitesinde şans eseri olarak, Selçuk Ceylan kitaplarında indirim olduğunu gördüm. İşte o zaman Ceylan’ın son kitabını da gördüm: Dünyayı Kurtaran İnek. Hep Kitap Yayınevi’nden çıkan kitap belki de Selçuk’un yazdığı son çocuk masalı olacak. Yanılıyor olabilirim ama kitabın anlatım dili bana bu hissi verdi. Masal örtüsü altında, masalsı bir dille aslında günümüz gıda ve hayvancılık endüstrisine, toplumun uyuşukluğuna ince ince gönderiyor mesajlarını. Masalın (!) sonu ise bir ütopyayla bitiyor. Yan yana olduğumuz zamanlarda bana canlı kopyalama, klonlama işlemine dair bir şeyler sormuştu. Kitabı okurken anladım ki meğer amacı bu öyküyü yazmakmış.

“Dünya’yı Kurtaran İnek” gibi çocuksu bir süper kahraman başlığın altında bulmayı beklediğinizin aksine, tüm olayın seyrinde çok fazla teknik sözcük ve satır arası eleştirisi dikkati çekiyor. İşte bu açıdan belki de yazar, bir sonraki kitabında bu “gizemli olaylar” anlatma yetisini bir üst seviyeye taşıyıp nihayet (!) yetişkinler için bir roman kaleme alabilir. Belki de almaz. Profil fotoğrafını halen bir zürafanın süslediği bu renkli adamın, bu modern ozanın ne anlatmak isteyeceğini kim bilebilir?

ruya01

Gelişmeler: Tel Zımba, Exlibris, Fren, Matrakçı Nasuh

İnkar etmek boşuna! Mert‘in varlığı hayatımızın eksenini yavaş yavaş değiştiriyor. Ancak tüm bu süreçte blogu ihmal etmeyi düşünmek söz konusu bile olamaz. Devam ediyoruz. Devam ediyoruz ve yazılmayı bekleyen irili ufaklı olaylar var. Şöyle tek bir yazıda toparlayayım istedim.

HEIFER ZIMBA MAKİNESİ

zimba01Yanılmıyorsam Bilecik’te çalışırken BİM‘den almıştım bu Heifer markalı zımba makinesini. Aradan geçen sürede ufak tefek işlerde epey bir işime yaradı. Birkaç ay önce de Erhan Abilere lazım olunca onlara götürdüm. Makinenin yanında verilen zımba telleri böylece bitti.

zimba_02Ulan biz sonradan farkına vardı ki meğer bu makinenin içerisinde olan zımba telleri piyasada yok! Bir yerde buldum sanmıştım ancak deneyince o da olmadı. Nasıl bir standart ise artık bırak Eskişehir’i, internette bile bulamadım. Ufak bir araştırma yapınca da o dönem BİM’in millete müthiş bir kazık attığını anlamış oldum. Eskişehir’deki zımba teli bayisi de daha önce gelen giden olduğu için konuyu biliyormuş ve bana güldü 🙂

Şansımı denemek için sağdan soldan birkaç farklı ebatta tel buldum ancak nafile. Makinenin şarjör kızağına olmuyor hiçbirisi. Olanların ise tel kalınlığı ince olduğundan, çakma işlemi yapamıyor makine. Böylece elimde patladı. Eğer uygun tel bulamazsam yeni bir mekanik zımba bulmak zorundayım 😦

EXLIBRIS ve FERİT

exlib_mesut2Hiç beklemediğim bir anda, haberim bile yokken bir kargo geldi geçen hafta. Öyle ufak tefek bir paket. Açınca insanı daha da meraklandıran bir zarf gördüm. Üzerinde “NBR?” yazıyordu. Göndericinin Ferit olduğunu anlayınca heyecanım daha da arttı. Zarfın içerisinde çok kaliteli bir baskıyla üretilmiş bir sürü exlibris çıktı. Ferit sağ olsun benim için çizmiş ve bastırmış. Hepsi sticker şeklindeydi.

Aradım hemen nereden esti diye? O da bir süre önce, özellikle de eski dönemlerde basılan kitapların önlerindeki her biri neredeyse kitapla yarışacak kadar güzel çizimleri araştırdığını, exlibris adı verilen bu çizimlerden bir tane de benim için yapmak istediğini söyledi.

Elimde bir deste var. Kullanmaya kıyamıyorum bile. Ferit’in her yıl çok sınırlı sayıda yapıp hediye ettiği takvimlerden sonra bu da hem tasarımı hem de yarattığı sevinç dalgası sayesinde unutulmaz bir hediye oldu. Sağ ol Feritcim!

exlib_mesut

BİSİKLET FRENİ

frenvidaKorona mevzusu ülkeye yayılmaya başladığından beri, yaklaşık iki aydan uzun bir süredir işe bisikletle gidip geliyorum. Toplu taşıma kullanmıyorum. Durum böyle olunca, eskiden haftada ayda bir bindiğim bisikletimle her gün yol yapmaya başladım. Biraz daha zaman geçince arka frenlerin iyice işlevsiz kaldığını fark ettim.

Aslında sorun da basitti. Fren kolunun dibindeki vida yalama olduğundan fren teli istenen gerginlikte kalmıyor ve fren pabuçları istediğim kadar sıkı kavrayamıyordu. Sürekli gittiğim bir bisikletçi var. O vida var mı diye sormaya gittim geçen gün. Yokmuş, onun yerine tam takım fren vereyim dedi. Tam takım fren 100 lira? Yok dedim, kalsın. internetten araştırdım. Ancak bu basit vidanın bazı sitelerde 15 lira, bazı sitelerde de çift olarak 15-20 tl civarlarında satıldığını gördüm.

Durum böyle olunca son bir kere de şansımı yıllar önce Betül’e bisiklet aldığımız büyük bisikletçide denemek istedim. Eskişehir’de Hat Boyu mevkinde yer alan bu bisikletçinin adı: Çınar Bisiklet. hem satış hem de yedek parça olarak Eskişehir’deki en büyük dükkanlardan birisi. Aradığım parçayı burada 1 liraya buldum. Aldım ve hemen taktım. Bisikletin freni kendine geldi 🙂 Ulan iyi ki gaza gelip 100 liraya yeni fren seti taktırmamışım 🙂

MATRAKÇI NASUH VE ESKİŞEHİR MİNYATÜRÜ

nasuh copyBirkaç ay önce Betül, yeni bir fikirle geldi. Yeni evlerine Matrakçı Nasuh‘un meşhur Eskişehir minyatürünün güzel bir tablosunu asmak istiyordu. Bu çok meşhur minyatür, Eskişehir’de bugün bile çok az kişinin hatırladığı, bildiği bir değirmenin varlığını ortaya koyması bakımından önemli bir çalışmadır. O gece oturup hep birlikte Matrakçı Nasuh övünce, ben de oturup güzel bir görsel hazırlayayım dedim.

Bu minyatürün yüksek çözünürlükte halini bulmak biraz zor. Bulduğum en kaliteli görselin üzerinde Photoshop’la biraz uğraşmam gerekti. Bazı deformasyonları da dijital olarak onardım. Ayrıca renkleri biraz daha düzelttim. Daha sonra ilk örneği bastırdım. Mustafa‘yla birlikte bize uğradıkları bir gün örneği Betül’e gösterdim. Çok beğenilince ekibin tamamına yaptırmaya karar verdik.

Geçen hafta içi çok sevdiğim bir dijital baskı makinesiyle baskısını aldık. Daha sonra Palet Çerçeve‘ye götürüp teslim ettik. Daha önce de yazmıştım bu dükkanı. Adam büyük usta. Hemen bu çalışmanın yanına bir de paspartu eklemiş. Güzel bir de çerçeve seçince sonuç leziz oldu. Eskişehir’imizi, yüzyıllar önce yaşamış bir sanatçının elinden çıkmış güzel bir eserle duvarımıza astık. Harika değil mi?

Almanya’da Yayımlanan Atatürk Kapaklı Dergi

hislif00

Geçtiğimiz günlerde Almanya‘da yayımlanan History Life isimli dergi, “Die Grossen Revolutionäre” yani “En Büyük Devrimciler” isimli sayısında, kapağının tam ortasında Mustafa Kemal ATATÜRK‘e verince sosyal medyada ülkece olarak yine göğsümüz kabardı.

Yurt dışında yayımlanan ve ülkemizden, özellikle de Atatürk’ten söz eden bu tip dergi, gazete vb. yayımlar sadece benim değil, pek çok kişinin ilgisini çekiyor elbette. O yüzden hemen Seval‘e ulaşıp durumu anlattım. O da görmüş zaten ve arıyormuş dergiyi. İnanmazsın birkaç hafta aradı durdu ve geçen gün müjdeyi verdi: Nihayet bulmuş ve son iki dergiyi de satın almış.

“Modern Türkiye’nin kurucusu” ve “Atatürk, sarsılmaz bir cumhuriyet yarattı” gibi okudukça insanı gururlandıran ifadelerin kullanıldığı bu dergiyle ilgili olarak hemen hemen tüm basında haberler çıktı. Ancak hiç kimse, derginin iç kısımlarından bir şeyler paylaşamadı.

Evet, Proofhead My Resort çok büyük bir kültür hizmeti daha sunuyor. İşte History Life dergisinin Almanya’da yayımlanan Mayıs sayısında Atatürk’ün ve onun başarılarının anlatıldığı sayfalar aşağıda yer alıyor. Okumaya devam et

Yaza Merhaba: Dolunay, Kendi Fontum

Dün Mert Ekin bir aylık oldu. Doğum gününe denk gelmedi ama o güne denk geldi Dolunay. Parçalı tutulmayı iyi bir teleskoba sahip olanlar gözlemleyebildi ancak. Ben de birkaç fotoğrafını çektim. Stoklama ve biraz da Lightroom dokunuşlarıyla güzel görseller çıktı bu ay.

FINAL copy

IMG_6862_-2_1000px

Eskişehir – Bademlik Üzeri Dolunay
(135mm / f/4.5 / 1/15sn / ISO1600 / 10stacked / Lightroom & Photoshop / EOS550 / EF75-300)

Geride kalan dönemde müzik yapmaya hiç ara vermedik. Hayatımızdaki en değerli gruplardan olan Pentagram‘ın en sevdiğimiz iki şarkısını coverladık Alper‘le birlikte. Yetişmediği için Türker ve Cem‘le yapacağımız iki cover’ı daha ilerleyen günlerde yayımlarız.

This Too Will Pass ve Lions In A Cage, Pentagram’ın  şarkıları olmalarının yanında, kendi adıma benim hayattaki en sevdiğim şarkılar arasındadır kesinlikle. O yüzden bu cover işini yaparken büyük keyif aldım. Lions In A Cage’te de biz eşlik eden Serkan Yıldırım‘a kattığı şeyler için ne kadar teşekkür etsek azdır.

mcaelyazisi

www.calligraphr.com adresinden de siz de kendi fontlarınızı oluşturabilirsiniz. Kendi el yazımdan oluşan fontu, yakın zamanda yaptığım bir afişte de kullandım. Aldığım tepkiler çok iyi oldu. Kaligrafi üzerine biraz daha çalışıp bundan sonraki tasarımların çoğunda kendi ürettiğim fontları kullanabilirim.

afisfont

Bu ay hiç beklenmedik şekilde normale döndük ve çok hızlı başladık. İş yerinde bir yoğunluk var. Evde yoğunluk var. Diğer işlerimde biraz hareketlilik var. Bir sonraki Dolunay’a dek kendine dikkat et sevgili okur. Görüşmek dileğiyle.

Massive Agressive Tasarım!

massivelogo

Steampunk ilginizi çekiyor mu? Evinizde, iş yerinizde steampunk tasarımlara yer veriyor musunuz? Ya da doğal ahşap ürünlere karşı bir sempatiniz mi var? O zaman sizi Massive Agressive‘le tanıştırayım: Yepyeni dekorasyon fikirleri ve iddialı ürünler sunuyorlar.

Tamamı el ürünü olan, seri üretim bakış açısını reddeden ve aldığınız her ürünün bir benzerinin daha üretilmeyeceğinin garantisini veren Massive Agressive, sevgili kardeşimiz Mustafa‘nın bir süredir kıyıda köşede görüp beğendiğimiz işlerinin artık daha derli toplu bir hali.

massive

Bu yazıyı bir reklam yazısı diye düşünmeyin. Bu blogda daha önce de beş kuruş para almadan, kaliteli işler çıkaracağına kefil olduğum eş dost ve arkadaşlarımın yanı sıra, hiç tanışmadığım tasarımcıların tanıtımlarını yaptım. Adamlar, aylar sonra şans eseri yazımı görüp teşekkür ettiler hatta. Bu yazıda da, Massive Agressive platformunda şu anda sergilenen ve her geçen gün sayısı artan dekorasyon örneklerine yer vereceğim.

Mustafa’nın kendi başına, kendi küçük atölyesinde çıkardığı işlere hayran olmamak elde değil gerçekten. Aydınlatma gereçleri, ev içi yardımcı elemanlar, enstrüman sehpaları gibi tasarımlar, şu anda platformda yayımlanan ve satışa sunulan işler. Doğal ahşap, yeniden kullanılan malzemeler, siyah hakim tonlar ve gün ışığı rengi gibi ögeler, Massive Agressive tasarımlarının bazı öne çıkan tarafları. Talep etmeniz halinde, sizin belirleyeceğiniz alanlarda özel uygulamalar ve tasarımlar da yapabiliyor Mustafa.

Bundan aylar önce Mert Ekin’e doğum hediyesi olarak yaptığı “Küçük Zamanlarda Kaçan Adam” tasarımı şu anda salonumuzu süslüyor bile 🙂

massiveagressive (5)

Küçük Zamanlarda Kaçan Adam

Şu anda Instagram üzerinden ulaşabiliyorsunuz Massive Agressive’e. Ancak yakın zamanda diğer platformlarda da boy göstermeye başlayacak.

http://www.instagram.com/massiveagressive_/

Daktilo Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

daktilo01Çok spesifik, hedefe yönelik bir başlık attım. Bu sabah kalktığımda Instagram‘dan bana gelen bir mesaj isteği gördüm. Bu arada, blogda da iletişim formu olmasına rağmen Instagram’dan çok daha fazla mesajlar alıyorum. Bana iletilen istekte Ecemsu isminde bir kullanıcı blogda 2015 yılında yazdığım şu yazımı okuduğunu ve bir daktilo almak istediğini belirtmiş. Bu konuda nelere dikkat etmesi gerektiğini sormuş.

Daktilo konusunda bir kere kazık yediğim için, aklımda kalanlarla kendisine bir mesaj attım. Sonradan baktım ki aslında bloga yazılacak bir yazının konusu olacak kadar çok şey yazmışım. Böyle de olunca ilgilenenlerle paylaşmak istedim aktardıklarımı.

2015 yılından bugüne, tüm değerli dostlarıma, kutlama mesajları başta olmak üzere, değer verdiğim, önem verdiğim mesajların tamamını daktilomla yazdım. Daktiloyu aldığım gün aldığım üç tane şeritten, ikisi hala yedek olarak duruyor. Zaman zaman da internetten satış var mı yok mu diye hala kontrol ederim.

Daktilo alırken önce gerçekten daktilo almak isteyip istemediğinizi netleştirin. Çünkü bu mekanik makineler hantal, bakımları pahalı, ustaları çok denecek kadar az ve en önemlisi üzerilerindeki mürekkep şeritlerini bulmak giderek zorlaşıyor. Ancak elbette daktilodan çıkan bir mektup, bir şiir ya da bir öykü hem yazarken sizi hem de okuyacak kişiyi heyecanlandırıyor.

Benim tavsiyem piyasada belki de %90 oranında bulunan F klavyeli daktilolardan kesinlikle almayın. Dikkat edin, eğer F klavye ise almayın. Çünkü bu daktilolara ş ç ğ gibi Türkçe karakterleri eklemek için diğer karakterlerden kırpılıyor. Örneğin bazı noktalama işaretleri yok. Mesela “1” rakamı yok. Bunun yerine küçük “L” kullanıyorsunuz. Kaldı ki büyük ihtimalle günlük hayatta Q klavye kullandığınız için F klavyeye alışana kadar daktilodan soğursunuz. Çünkü daktiloda yazmak darbe şiddetinden dolayı biraz da fiziksel güç gerektiriyor.

Bu açıdan Q klavyeli makineler bence daha iyi çünkü hepsi Avrupa yapımı. Gerçi F klavyeler de ülkeye ilk gelirken Q klavye olarak geliyor, sonra Devlet Malzeme Ofisi‘nde başlıkları değiştiriliyormuş. Ancak Q klavyelerde de bazı ufak versiyon farklılıkları oluyor. Örneğin QWERTY düzeni yerine AWERTY düzeni ya da Y ile Z harflerinin yerleri değişik oluyor. Bunlara dikkat edin. Muhakkak makinenin altında, sağına soluna iyi bakın. Eğer “DMO” yazısı görüyorsanız almayın. Bu makine Devlet Malzeme Ofisi’nin hurdaya ayırıp sattığı yıllarca kullanılmış bir makinedir çünkü. Piyasada hurdacılarda, sağda solda satılan, dekor olarak kullanılan makinelerde de ben aynı logoyu gördüm defalarca.

daktilo02Travel tip denen, kutulu olan daktiloları tercih edin. Her ne kadar travel tip denilse de cidden ağır oluyor daktilolar. Eğer kutusu olmayan hantal bir tip alırsanız bir köşede tozlanır durur. Genelde ağır hantal tiplerin görüntüsü güzel oluyor ancak eve getirdiğinizde anlıyorsunuz hatanızı.

Yukarıda da yazdığım gibi daktiloyu alırken alabiliyorsanız muhakkak iki üç tane şerit alın. Yedekli bulunsun.

Bazı daktilolar benimki gibi çift şerit yazabiliyor, inanın bu özellik hiç önemli değil. Çünkü çift şerit bulmak zor ve işlevsiz. Satıcı çift şerit diye fiyatı yükseltirse aldanmayın.

Üst kısımda şeridin aktığı ve tuşların vurduğu siper bölümünde satın alırken şeridin takılı olduğundan emin olun hatta yazmayı deneyin. Bazen buradaki metal aksam eğiliyor ve satıcı bu kısım boşken satıyor. Evde de şerit takılamıyor haliyle. Sonra satıcı “siz takarken eğilmiştir” diyor. Siz alırken şeridi taktırıp makinenin yazdığından emin olun.

Tuşların baş kısımları dikkat ederseniz kaynaklı/lehimli/perçinli kafalara sahip. Bu kafalar bazen gevşiyor. Ancak kaynakla yine sabitlenebilir. Kontrol için bu kafalara da bakabilirsiniz. Eğik, eksik, oynayan vb. varsa satıcıya söylersiniz. Aynı şekilde tuşların butonları da çok sıklıkla çıkabiliyor, altındaki tırnaklar kırıldığı için Japon yapıştırıcısıyla geçici olarak tutturulabiliyor. Boşluk tuşu, satır başı tuşu, satır kolu gibi en önemli aksamları kontrol edin. Üst kısımda tabla üzerinde marjin ayarlamaya yarayan çubuklar vardır sağa sola hareket eden. Bunlar sıkışmış olabilir. Dikkat edin.

Dünyada daktilonun hala en aktif kullanıldığı ülke Hindistan. Elektriğin bile olmadığı bazı yerleşim yerlerinde, seyyar da olsa kamu hizmetlerini bu sayede yapabiliyorlar. O yüzden YouTube da Hintlilerin yüklediği bir sürü daktilo bakım videoları var. Bakabilirsiniz.

Tavsiye edebileceğim bir marka yok açıkçası. Benim aldığım daktilo Royal marka. Memnunum. Mekaniği çok sağlam. Şimdiye kadar üzmedi sağ olsun. Çalışan ve pratik olan her cihaz bence alınabilir. Genelde malzemeden çalınamayan yıllarda üretildikleri için gördüğüm en hurda daktilonun bile mihrabı hala yerindeydi.

Son olarak, en başta yazdığımı bir daha yazayım. Gerçekten daktilo almak istediğinizden emin olun. Bu hantal, masraflı, bakım isteyen ama kullanması müthiş keyifli makineye sahip olmak istiyor musunuz?

daktilo03

Murat İlkan – Fanus (Hatalı Basılan Plak)

fanus_plakMerhaba sevgili okur. Geçtiğimiz günlerde, koleksiyonum için değerli bir plak daha eline geçti. Bu yazıda bahsedeceğim plak, sevgili Murat İlkan‘ın Fanus isimli ilk solo albümü için basılan, bende de imzalı olarak bulunan plağının mispress (hatalı basım) denilen “ilk baskısı“.

Erdem Abi‘nin Facebook grubunda konusu açılınca hemen talip oldum. Murat İlkan’ı çok severim çünkü. Hatta yeri gelmişken Pentagram, içerisinde Murat İlkan’ın da olduğu üç vokalistinin kayıt yaparken çekilmiş bir fotoğrafını yayınladı. Umarım eski şarkıların değil de, yepyeni bir parçanın düzenlemesi ve kaydı için uğraşıyorlardır.

vokalkayit

Gelelim bu özel plağın hikayesine… Dediğim gibi Murat İlkan, albümün yayımlanmasından bir süre sonra Eskişehir’e geldiğinde ben de hemen albümün plağını da alarak konserine koşmuş ve imzalatabilmiştim. Büyük bir mutluluktu bu. Ancak bu basılan plak, albümün ilk baskısı değildi. 2013 yılında çıkan albüme aslında 2014 yılında bir plak basılmıştı. Üstelik gatefold yani açılır kapak olarak basılmıştı. Fakat Sony firması, artık nasıl bir hata sonucu olduysa parçaların mastering yapılmamış ya da en azından plağa göre ayarlanmamış olan sürümlerini basmıştı. Böylece CD’den dinlenen albüm plaktan dinlenmeye başlayınca bazı yerlerde seviyelerin karıştığı, vokallerin absürd bir şekilde daha önde olduğu bir şey ortaya çıkmış. Durum böyle olunca ilk çıkan plağı imza gününde alan kişileri saymazsak, hatanın fark edilmesiyle piyasaya sürülen tüm plaklar toplatılmış. Çünkü birkaçı değil, hepsi hatalıymış.

miplak_04

Solda delik hatalı ilk baskı; sağda imzalı ikinci baskı

Benim de almış olduğum ikinci baskı ise 2016 yılında, ne yazık ki tek kapaklı (gatefold değil) ve detaylardan mahrum olarak basıldı. Ses kalitesi konusunda da hiçbir sıkıntı yoktu. Aradan geçen yıllarda koleksiyon değeri olduğu için de bu hatalı basılan ilk plakları alan az sayıda kişiden biri belki satar diye bekledim durdum.

miplak_02

İmzalı olan hatasız ikinci baskı, açık gatefold ise hatalı birinci baskı

Erdem Abi sayesinde, Sony tarafından piyasadan toplatılarak “delinen” plaklardan bir tanesini elde ettim nihayet. Plağı tek bir noktadan delmişler ancak ambalajını bile açmamışlardı. Ambalajı açıp şöyle bir hasar kontrol yapınca her iki yüzde de birinci parçanın ortasına gelecek şekilde plakların ve kartonetin delindiğini, ancak bu haliyle bile dinlenebilir olduğunu gördüm. Evet ses kalitesi kötüydü ancak yine de örneğin Yaramaz Çocuk parçasını atlama yapmadan dinleyebiliyordum.

miplak_01

Delik okla gösteriliyor

miplak_03

Soldaki ilk baskıda delik görülüyor, sağdaki ikinci baskı

miplak_05

Kalın ve beyaz renkli sırt ilk baskı. Gatefold olduğu için haliyle daha kalın

Böylesi özel ve nadir bir parçayı koleksiyonumla buluşturduğu için Erdem Abi’ye teşekkür ederim. Her plakla çektirdiğim klasik pozumu zaten yazının başında gördünüz. Yıllar sonra fark ettim ki bu plağı ilk aldığımda bu pozu çekmemişim. Eh, dört yıl sonra da olsa adet yerini bulsun istedim. Albümün en iyi parçasıyla yazı sona eriyor:

19 Mayıs Coşkusu: Hoş Gelişler Ola!

Bu yıl özel bir günde, çok sevdiğimiz bayramlardan olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı‘nda, hep birlikte Memleket Orkestrası dediğimiz grubumuzla bir video yapmak istedik.

Evde kaldığımız şu dönemin de ruhuna uygun olacak şekilde, profesyonellik kasmadan, herkesin elinden geldiğince katılım sağlayacağı organize bir iş sayesinde buluşmak çok güzel olacaktı. Üstelik bu bize uzun yıllar hatıra olarak da kalabilecekti.

Böylece Alper‘le ilk olarak videonun planlamasını yaptık.  Daha sonra tüm katılımcılar için referans olacak ritim ve melodi altyapılarını hazırladık. Sonrasında arkadaşlarımız kendi enstrümanlarıyla ilgili kısımlarını çaldılar. İşin en zor kısmı da burada başladı. Alper önce tüm sesleri, ardından da videoları miksledi ve kurguladı. Her ne kadar profesyonel olmasak da iki dakikalık bu videonun kurgu işleri ufak tefek ayarlar, senkron vs derken yaklaşık iki günümüzü aldı.

Peki kim bu dostlarımız? İsimlerini vermezsem olmaz elbette. Videoda görünme sıralarıyla bendirde kardeşim Mehmet Mustafa, elektro solo ve akustik gitarda Alper, elektro ritim gitarda Koray, davulda ve akordeonda ben, kemanda Kübra, klasik gitarda Utku, bağlamada Cem, ukulelede Özge, kajonda Caner, klarnette Murat, akustik gitarda Sercan eşlik ettiler.

Nihayetinde ortaya çıkan sonuçtan memnunuz ve gururluyuz. Ortaya çıkan şu manzara pek çok şeye değerdi. Nice mutlu ve kutlu 19 Mayıs’lara!

Mini Vidalama Makinesi Yapımı

Bir süredir internette izlediğim videoların etkisiyle kendime el altında bulundurup ufak tefek işlerimi yapmama yarayacak bir vidalama makinesi yapmak istiyordum. Biraz mekanik, biraz elektrik ve biraz da tasarım içeren bu projem, koronavirüs sebebiyle biraz geç bitti ancak sonuçta ortaya çıkan ürün çok mutlu etti beni.

torna04Elimdeki elektrik motorunun ucunda bir redüktör var ve bu sayede motorun hareketi, bir tornavida için kullanılabilecek kadar yavaş ve güçlü oluyor.

Bu motoru 9 voltluk bir pille beslemek ise motorun sahip olması gereken güç için yeterlidir. Bunu elbette projenin en başında deneme yanılma yoluyla buldum.

Bu motoru, bir kutu içerisine alıp üzerine de güç kaynağını oturttuktan sonra elektrik tesisatını hazırlamak kalıyor geriye. Bunun için elimdeki 6 pinli üç bacaklı sürgülü anahtarı kullanmaya karar verdim. Burada 1-6 ve 2-5 bacakları çapraz bağlayınca ve ortadaki 3-4 ayaklardan da güç besleyince, anahtarın ileri geri hareketiyle motoru da sağa ve sola (yani vidayı sıkmak ve açmak için) kullanabiliyoruz.

torna07

Kullandığım tüm malzemeler

torna05Bu projenin en büyük ekipmanı elbetteki motorun kendisi. Onun dışında dediğim gibi, anahtar zaten elimde vardı. Bir de 9 volt pil yuvası ve motorun ucuna tornavida ucunu bağlamak için gerekli kaplin denilen bağlantı parçasına ihtiyaç duydum.

Elektrik motorunun içine gireceği kutunun ve kapağının tasarımını SolidWorks‘te Türker yaptı sağ olsun. Benim aldığım ölçüleri yazılımda modelleyip bir de kutu üzerinde elektrik anahtarı için yuva açtı ve ufak detayları modelledi. Türker’in yarım torna06saatten bile kısa sürede hazırladığı modeli de Süha kardeşim 3D yazıcıyla imal etti ve karantina başlamadan hemen önce bana ulaşmasını sağladı.

3D yazıcıyla üretilen malzemede ölçülerle ilgili ufak tefek sapmalar vardı. Bunları dremel yardımıyla törpüledim ve motorun kutunun içerisinde tamamen oturmasını sağladım.

Elektrik anahtarı üzerinde çok ince bir işçilikle lehimleme yapılması gerekiyordu. Burada da kardeşim Murat sağ olsun yardımıma koştu. Murat’ın lehim işlerine eli çok yatkındır.

torna08

Murat, projenin tüm tesisatını hazırladı. Daha sonra da her bir parçayı kırk kere düşünerek yerleştirdik. Güçlü yapıştırıcı ile motor kutusunu ve kapağını birleştirdik. Daha sonra ise Güç kaynağı ile motor kutusunu yapıştırdım.

torna09

Motorun dönüşünü sağa sola çeviren anahtarın lehimlemesi

torna10

Tornavida ucu ile motor ucunu birleştiren parça: Kaplin

torna11

torna12En sonunda uygun çapta bir tornavida ucuyla motorun ucunu kaplin yardımıyla birleştirdim. Yaklaşık 14 cm uzunluğunda ufak tefek hobi işleri işlerini rahatlıkla yapabilecek bir vidalama makinem oldu artık.

Bu işi yapınca tabi pek çok değerli tecrübe de kazandık. Hem ben, hem Türker, hem Süha hem de Murat. Şimdi değil ama belki bir süre sonra bu motor kutusu tasarımı pil yuvasını da içine alacak şekilde yapabiliriz. 3D yazıcıyla basılan parçanın malzemesi ciddi anlamda kaliteli bir malzeme olduğu ve aşındırmak için epey uğraştırdığı için belki de ölçümlere ikişer milimetre pay bırakmalıyız. Ki bu sapma zaten malzemenin doğasında varmış. Bir de sürgülü anahtarın lehim işi cidden zor bir işti. Bunun yerine kullanılabilecek alternatif bir malzeme ya da sistem düşünebiliriz belki de bir sonraki için.

Murat, Türker ve Süha; ellerinize sağlık çocuklar!

tornavida

 

Bir Hafta: Bebek, Yüzük Kardeşliği, Madeni Paralar

Bir hafta önce dünyaya gelen bebeğimizin hayatımızdaki pek çok şeyi değiştirmeye başladığını söyleyerek başlıyorum. Bu süreçte yanımızda olan, arayan, mesaj atan, kalp bırakan ve sevincimizi paylaşan tüm eş, dost, akraba ve arkadaşlarımıza teşekkürler.

Mert Ekin az ötemde uyurken, blogda da hız kesmemeye kararlıyım. Önümüzdeki günler ve aylar boyunca burayı bebeğe ve onun fotoğraflarına boğmayacağım elbette. “Herkes İçin Blog” mottomuz doğrultusunda, yine yazmaktan keyif aldığım ve sizlerin de okurken keyif alacağınızı düşündüğüm şeyleri yazmaya devam edeceğim. Arada belki Mert de konuğumuz olur.

Rıza Türker isimli sanatçının “rizaciziyor” rumuzlu Instagram hesabını uzun süredir takip ediyorum. Geçtiğimiz gün müthiş bir panoramik çizimle, Yüzük Kardeşliğinin Moria macerasını resmetti. Kendine has çizgileriyle, özellikle çok sevdiğim Boromir detayıyla görür görmez hayran oldum. Instagram hesabında üç parça olarak yayımladığı görseli birleştirip tek bir panoramik görsel elde ettim. Çok uzun süredir değiştirmediğim Facebook cover resmimi de güncellemiş oldum.

rizafellowship

Konu Yüzüklerin Efendisi‘nden açılınca (ki bu konu en azından benim için 2001’de açıldığından beri kapanmıyor), geçen gün Caner sayesinde gördüğüm şu süper çizimleri de paylaşmazsam haksızlık yapmış olurum. Sam Rapp isimli çizerin çalışmaları bunlar. Instagram hesabını inceleyince kendisiyle özdeşlemiş üslubu hemen anlaşılıyor. Çocukluğumun kitaplarında sıkça gördüğüm Disneyvari (bu terimi ben şimdi uydurdum) çizimleri gerçekten çok başarılı.

Çok iddialı olmasam da güzel bir para koleksiyonum var. Dünya’dan ve ülkemizden topladığım hem kağıt hem de madeni paraları biriktiriyorum. Bir de yaklaşık üç yıldır peşine düştüğüm ayrı bir koleksiyonum var. İlk defa basıldığı 2009 yılından bugüne kadar tüm madeni paralarımızı yıllara göre katalog şeklinde topluyorum. Daha büyük koleksiyonerler bu işi, Merkez Bankası‘nın her yıl yayımladığı yıllık setlerle yapıyor zaten ama ben biraz daha mütevazi takılıyorum.

2009’dan 2020’ye kadar basılan ve benim elime geçen tüm madeni para setleri bu şekilde. Her bir setten iki takım var. Yani her setten ikişer tane bulup tamamlıyorum. Paraların mümkün olduğunca temiz ve hatta mümkünse çil olması gerekiyor. Ancak az basılan paralarda bu lükse girmiyorum. Örneğin 2012 basım 25 kuruş çok azdır, onu nerede olsa alırım. İnanmazsanız cebinize bakın.

parakoleksiyon

Buradaki eksikler ile ilgili yardımınızı istiyorum. Özellikle bir lira ve bir kuruş eksiklerimi tamamlayabiliriz dostlar. Mutlu ve sağlıklı günler 🙂