Hayatımın Yolu

En temiz havanın bile henüz ciğerlere çekilmesinden saatler önce çıkmaya başladım bu tepeye. Kim bilir kaç bin yıldır gururla yükselen bu garip kaya parçasının kendinden aşağıda uzanan ovaya bu denli kibirle bakmasını doğal karşıladım. Ancak şimdi de izin vermiyordu bana geçmem için. Bunu doğal karşılayamazdım.

Düşündüm. Yolculuğumun adı “Hayat” olacaksa işte bu kibirli kaya parçası da hayatta karşıma çıkan ilk zorluk olmalıydı. Düşündüm. Hayatta karşıma çıkan ilk zorluk Muhsin’di. Eski evimizde üst katımızda otururdu Muhsin ve ailesi. Hayatımın altı ayı bu çocuğun bana yaptığı kalleşliklere katlanmakla geçmişti. Altı yaşında bir insan yavrusu olarak işte nefreti ilk bu çocuğa karşı hissetmiştim. Kayaya baktım. Muhsin’in hayali sanki kayayla bütünleşmiş ve yine o kibirli duruşu sergiliyordu. Çocukken yaptığım şeyi yaptım. Arkamı kayaya dönüp 20 adım daha fazla yürüdüm ve hemen çaprazımda bulunan daha düz bir kayanın üzerinden geçtim. Muhsin arkamda onu umursamayıp yoluma devam ettiğimi görünce belki de yüzlerce metre yerin altındaki kökleri çatırdadı öfkeden. Ancak yine de dönüp tek kelime etmedim.

Cinebonus'un yolladığı doğum günü görseli

Güneşin yakıcı ışınları henüz beni kavurmaya başlamadan önce sabahın o serin havası çarptı yüzüme. Bu serinliği az çok bilirsiniz. Üşümezsiniz ama biraz sonra daha çok üşüyecekmişsiniz gibi titrersiniz. Bunun verdiği heyecan bambaşkadır. Tepenin halen gölgede kalmış yerleri bir anda karanlık gelmeye başladı gözlerime. Bu anı biliyordum. Bu anı daha önce yaşamıştım. Şimdi hissettiğim şey belki biraz yorgunluktu ancak bir önceki tecrübem de hissettiğim şey aşktı. Tüm bedenim tepeden tırnağa aşkla doluydu. Bu hikâye de hayatımın ilk aşkıyla ilgiliydi. Güneş o kente tırmandığım tepenin ardından doğuyordu. Kendimce bir plan yapmıştım. Güneş doğarken tam o tepenin zirvesinde olacaktım. Böylelikle o güneşi ben doğurmuş olacaktım. Aynı günün akşamında da güneş batarken benimle olmasını isteyecektim. Bu fikir o zaman bana teoride de pratikte de mükemmel gibi gözükmüştü. Dediğimi yaptım. Güneşin doğuşuna yetiştim. Güneşi o gün ben yükselttim sevdiğimin üzerine. Ama o akşam kimse gelmedi. Benimle doğan güneş öksüz battı. Üstelik bu da yetmezmiş gibi yorgunluktan kayanın birisinin üzerinde sızmıştım. Bu sızmanın bedelini tam 2 sene bel ağrısı çekerek ödedim geceleri. Bu hikâyemden de yeteri kadar sevmek gerektiğini çıkarmıştım. Aklımda bunlarla yürümeye devam ettim.

Güneş seyirlik bir konuma gelmişti. Daha öğlene çok vardı. Acıktığımı anladım. Karnım bunu bana işaret ediyordu. Saatlerdir hareketime güç veren bacaklarım artık sızlamaya başlamıştı. Ancak bu yolculuğun adını hayat koyunca yanıma alacağım birkaç lokma yiyeceğe ne ad vereceğimi bilemedim. Ya da dinlenerek harcadığım dakikaları hayatımın hangi anıyla karşılayacaktım? O yüzden yanıma yiyecek almadım. Dinlemek için mola vermeyeceğime dair söz verdim.  Bunca yıldır yanımda yürüyen dostlarımla da vedalaşmadan ayrıldım. Tıpkı ani bir ölümün kolumdan tutup çekiştirmesini taklit eder gibi apar topar çıktım.

Bir süredir omzumda benimle seyahat eden, olan bitenden habersiz bir arıyı fark ettim. Bu yorgunlukla bir de canımın yanması fikri önce epey canımı sıktı. Sonra düşündüm. Hayat’ta farkında olarak ya da farkında olmadan ilk arkadaşım bu arıydı. Belki buradan kilometrelerce uzakta yaşıyordu. Ama şimdi benim yanımdaydı. Biraz da işimi sansa bırakıp arıyı kovmadım. Arı bir müddet benimle geldi. Sonra uçup gitti. Ben yine insan olmanın verdiği o tiksinti ile elimle omzumu silktim birkaç defa. Arı, tıpkı hayatımdaki ilk arkadaşım Ersin gibiydi. Şans eseri karşılaştırmıştı hayat bizi. Etrafımızda bizim yaşlarımızda onlarca çocuk vardı. Ama biz birbirimizi seçmiştik arkadaş olmak için. Kendimizi bilmeden birkaç sene kardeş gibi büyüdük. Sonra Ersin başka ben ise başka bir yere gittim. Şimdi düşündüğümde o günler hayal gibi, gördüğüm bir rüya gibi geliyor bana. Zihnimin en kuytu yerlerinde üzerini kaplayan tozdan okunmuyorlar bile. Ersin’i özlüyorum aradan geçen bunca yıla rağmen. Benim hatırlamayıp da onun hatırladığı neler vardır diye merak ediyorum.

Güneş tepede yakmaya başlayacaktı birazdan beni. Önümdeki yola baktım. Geride bıraktığım yola baktım. Bu yolculuk bitmeyecekti. Yaşadıklarım işte buraya kadar gelmeme izin veriyordu. Biraz daha ileri gitmeme ne bacaklarım ne de zihnim izin veriyordu. Bir an düşündüm. Hayatımın geldiğim yere kadar olan kısmını izlemiştim. Şimdi ileriye gitmeye çalışmak filmin sonunu görmek olurdu. Öyleyse bu yolculuğa neden çıkmıştım? Bu hikâyeleri neden anlattım?

Durdum. Durdum ve geriye döndüm. Zamanın akışına paralel yürümeye başladım. Anlattığım hikayeleri ve anlatamadığım nicelerini yeniden yaşadım. Aylar boyunca geceleri ağrılar çektim. Muhsin’in kibirli bakışlarına katlandım. Onu bir daha sevdim. Ve yeniden doğdum.

Yeniden doğmanın dayanılmaz hafifliği ile anneme biraz daha sarıldım. Ve bu yazıyı yayınlamak için tam 24 sene bekledim. 24 sene önce bu gece dünyaya gelmiştim çünkü.

Doğum günüm kutlu olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s