Dünya Haritası Altındaki O Çocuk

12 Yıllık Dünya Haritam

O çocuk benim. Rüyalarımın epeyce karmaşıklaştığı bir dönemdeyim yine. Bir gece kolumdan tutup bir yerlere götürüyorlar beni. Neymiş efendim, ben cin avcısıymışım. Bir çocuğun yanına gidiyorum. Çocuğun kafasını bir aynaya doğru tutup ne olduğunu halen bilmediğim birkaç sözcük fısıldıyorum, çocuğun gözleri ateş gibi parlıyor. Tamam işte, diyorum. İçinde cin var bu çocuğun. Lan sonra bu çocuk beni kovalamaya başlıyor. Ben nasıl kaçıyorum anlatamam. Hayatımda bu kadar hızlı koştuğumu hatırlamıyorum rüyamda. Rüyamda bu şekilde düşünüyorum, hesap edin garipliği. Daha sonra geçmişten birine sığınıyorum. Ellerimi tutuyor, ben istemiyorum ellerimi tutmasını ama o ısrar ediyor, ellerimi tutuyor. Daha sonra bana “Bende aynı rüyayı görüyorum Mesut. İnanmıyorsan sor bana uyanınca.” diyor. Yani rüyamda biri bana rüya gördüğümü söylüyor.

Sonra uyandım rüyadan. Tepemde duran Dünya haritasına gözüm çarptı. Avustralya‘ya takıldım. Malum en altta sağ tarafta ya ondan herhalde. İnsan böyle bir rüyadan uyanınca muhtemelen biraz da izlediği filmlerin etkisiyle, “Lan gerçek olabilir mi? Acaba söylesem mi?” diyor. Ama diğer yandan bunun ucuz bir iş atma numarası olduğu da çok açık değil mi? İşte bu ikilem içerisinde ne elim telefona gidebildi ne de yastığa koyabildim başımı. Öylece uykusuz kaldım. Kitap falan okudum. Sabaha karşı biraz uyuyabildim.

Bu aralar evde olmanın verdiği bir rahatlık var üzerimde. Daha doğrusu vardı. Bu durum şu an tamamen bir huzursuzluğa dönüşmüş durumda. Nasıl olur, nasıl üstesinden gelirim bilmiyorum. Sırtımda bir ağrı başladı üstelik. Bu ağrılar da yoruyor beni.

Bu sabah sevgili okur, uzun süredir mesaj atmadığım bir arkadaşıma mesaj atarak güne başladım. Cevap geldi çok mutlu oldum. Bir süre mesajlaştık. Aslında daha böyle pek çok mesaj atmaya çekindiğim arkadaşım var. Ama onlara ne zaman ulaşırım hiç bilmiyorum. Bazılarını ben kırmış olabilirim. Bazılarının da beni kırdığını hiç unutamıyorum.

Benim odadaki Dünya haritasından bahsedeyim biraz daha. Madem yazının başlığına da yazdım. Atlas Dergisi‘nin meşhur üç parçalı haritası bu. Sonradan yenilenmiş pek çok versiyonunu verdiler. Ama bendeki 2000 yılında verilen ilk versiyonu. Tam üç ay sabırla beklemiştim. Son sayısında da İskender Iğdır vardı, AKUTçu ve dağcı. Onun ölüm haberiyle verdiler son parçasını. Ağrı Dağı’dan düşüp ölmüştü. Ondan mıdır bilmiyorum,  12 senedir bu haritaya ne zaman baksam aklıma hep Atlas Dergisi’ndeki o başlık gelir: Bir Dağın Ağrısı: İskender Iğdır.

Bu harita bakıyorum. Gitmek istediğim yerleri inceliyorum. Issız olabilecek adalar keşfetmeye çalışıyorum. 12 yıldır ücra, kıyıda köşede unutulmuş adaları arıyorum. Belki bir gece rüyamda görürüm bir tanesini. O zaman arar bulurum işte hiç üşenmeden. Bulunca da kimseye söylemem. Google Earth‘ten açar bakarım, yerleşim var mı diye.

Neyse, şimdi bekliyorum. Bakalım rüyamda gördüğüm üzere o da beni arayacak mı “bende seni rüyamda gördüm” diye. Lan olurda ararsa, işte o zaman Inception gerçek olacak, bak buraya yazıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s