Mitsubishi Road Trip ’12 Macerası – 2. Gün

-Yolculuğun ilk kısmını okumak için tıklayın-

İlk günün ardından maceramız, gerçek maceramız ertesi gün yani cumartesi nihayet başlıyordu. Sabah erkenden kalkıp hazırlandık. Eşyalarımızı yükledikten sonra yola koyulduk.

Nilpar Hanım - Sercan - Buğra Abi - Sercan - Ben - Arda Abi - Volkan - Deniz Abi

Nilpar Hanım – Sercan – Buğra Abi – Alper – Ben – Arda Abi – Volkan – Deniz Abi

Yolda Sercan, Alibeyköy’deki teyzesini görmek istediği için bizi yanlış yola soktu. Alper de acele edip Ankara yoluna saptı. İstanbul’da yanlış yola sapmak ölüm demekti. Volkan GPS’ten bakıp yolu bulamayınca iş başa düştü ve ben bizimkileri doğru yola çıkardım. Sıkıntı olmadı yani bana. Altunizade‘deki TEMSA Global A.Ş.‘ye vardığımızda saat 8’i biraz geçmişti. Orada önceki gün tanıştığımız ekiple buluştuk. İlave olarak Deniz abiyle de tanıştık ki kendisi bu gecenin sonunda günün en süper lafını edecekti. Yolculuğumuzda bize Buğra abi ve Deniz abi eşlik edeklerdi.

Saat 9’u tahminen 5 geçe gibi yola çıktık. Konvoyumuz üç araçtan oluşuyordu. En öndeki araç bize klavuzluk eden Buğra abi ve Deniz abinin bindiği “Pajero, The Legend” idi. Hemen arkasından Volkan ve ben devam ediyorduk ve altımızda ASX vardı. Konvoyun en arkasında ise Alper ve Sercan, Lancer ile bizi takip ediyorlardı. Bu şekilde Boğaziçi Köprüsü‘nü geçtik. Gişeleri de geçtikten sonra Alper ve Sercan bu sefer Pajero’ya geçtiler ve ekip liderimiz Lancer’la en öne geçti yine.

Özcanlar Köftecisi

Tekirdağ‘da Özcanlar Köftecisi‘ne kadar bu sıralamayla yolculuğa devam ettik. İstanbul’da iyiden iyiye şiddetini arttıran yağmur zaten biz Boğaz’dan geçerken denizde kendini belli ediyordu. Yol devam ettikçe yağmur da şiddetleniyor, ASX’in silecekleri yetişemiyordu. Anlayacağınız yolculuğumuz ıslak başlamıştı. Özcanlar Köftecisi’ne gelince hemen koşar adım mekana girdik.

Tekirdağ Köftesi‘nin en iddialı mekanlarından birisiydi burası. Ancak Alper, Volkan ve ben köfte sipariş etmedik. Kendimizi tamamen löp ete verdik. Şaşırdık ve şaşırttık adeta! Burada ve yazının devamında yemeklere dair detay vermeyeceğim. Sadece tavsiyelerde ve tespitlerde bulunacağım. Buradaki tespitimiz, Volkan’a ve bana göre Tekirdağ Köftesi çok da aman aman bir olay değil. Et yiyin.

Köfteciden ayrılırken bir araç değişikliği yaptık. Lancer yine ekip liderinde kaldı. Biz Volkan’la Pajero’ya geçtik. Alper ve Sercan da ASX’e geçtiler. Bu şekilde yola devam ettik. Yağmur şiddetini azaltmıyor, bilakis yolun durumu da fenalaşıyordu. Arabalar yüzmeye başlamıştı yani.

Özellikle Gelibolu‘ya inerken geçtiğimiz bir tepe vardı. Rakımı 300 metre civarında olmasına rağmen dağların konumunun etkisiyle kış aylarında kalıcı kar örtüsü oluyormuş burada. Biz geçerken yağmur dinmişti ancak öyle bir sis vardı ki göz gözü görmüyordu. Bu tepeyi de aştıktan sonra şansımız döndü ve hava açılmaya başladı. Geçmişte çıkan bir orman yangınıyla adeta kel kalan tepeleri çok daha net görmeye başladık. Saros Körfezi uzaktan görülüyordu. Az önce yağmurdan önümüzü göremezken şimdi de güneşten gözümüzü açamaz olmuştuk. Ufak bir mola verip sürücülerin güneş gözlüklerini takmalarını sağladık.

Sercan – Buğra Abi – Ben – Deniz Abi – Volkan – Alper

Ekip liderimiz bölgeyi çok iyi bildiği için bir yandan bize liderlik ediyor, bir yan da bölgeyle ilgili bilgiler veriyordu. İşte bu orman yangını hadisesini de o şekilde anlattı. Daha sonra manzarı doyumsuz olan bir yerde durup epey bir fotoğraf çektik. Sonra rotamızda yer aldığı üzere, Gelibolu Mevlevihanesi‘ne kadar durmadan devam ettik yola.

Bu mekan Dünya’nın en büyük mevlevihanesi imiş. Ancak sadece semahanesi ayakta kalmış. Diğer kısımları komple tahrip edilmiş, yıkılmış, bir acayip olmuş. Binanın en görkemli kısmını sağlı sollu iki yüksek kapıya tırmanan iki kıvrımlı merdivenleri oluşturuyor. İç kısmında çok büyük restorasyonlar yapılmış ve boyamaları çok canlı duruyordu. Binanın dış kısmında ön ve arka cephede karşılıklı olarak birbirine bakan ve sadece kemerleri ayakta kalmış iki kapı duruyordu. Bunların da etrafları çevrilmiş, bir tür koruma hattına alınmıştı.

Lancer – Pajero – ASX

Mevlevihane’den ayrılıp yüksekçe bir tepeye çıktık. Buradan Çanakkale Boğazı çok güzel görülüyordu. Bir de türbeye gittik: Bayraklı Baba Türbesi. Türbeden sonra doğruca feribot iskelesine gittik. Konvoy halinde girdik feribota, bu halde olduğumuzdan epey dikkat çektik 🙂 Artık hava iyiden iyiye karardığı için sert bir rüzgar da çıkmıştı. Karşı tarafta Çanakkale ışıl ışıldı. Feribot yolu yarıladığında sağ tarafımızda aniden beliren o meşhur “Dur Yolcu” çizimini gördük.

Tıklayınca büyür

Ekip liderimizle feribotta

Feribota binmeden önce yolda çektim

Çanakkale’ye vardığımızda önce o geceyi geçireceğimiz 5 yıldızlı Kolin Hotel‘e gittik. Bizden hemen önce iki otobüs dolusu Japon turist gelmişti ve biz Japonları seviyorduk. Neyse, odalarımız yan yanaydı ve hemen eşyalarımızı alıp yukarı çıktık. Zira saat 20.00’de yemek için aşağıda buluşacaktık ve saat 18.00’di. Odalarımıza eşyalarımızı bıraktıktan sonra önceden planladığımız üzere otelin havuzuna doğru koşmaya başladık. Ekip olarak havuza vardık dört balina. O an hepimiz çocukları gibi şendik! Bizi gören teyzelerin havuzu terketmesine aldırmadık bile! Yaklaşık iki saat boyunca yüzdük, sırf mentollü diye saunaya girdik. Hiç ihtiyacımız kalmadığı halde hamama girdik ve nihayet odalarımıza geri çıktık.

Volkan’ın “klorlu su saçlara iyi geliyor, yakışıklı gösteriyor adamı” tavsiyesi üzerine hızlıca bir duş alıp o şekilde çıktık dışarı. Gideceğimiz yer “Çanakkale Şehir Kulübü” isimli bir mekandı. Üst katta bir yuvarlak mesa etrafına oturduk. Etraf gayet gösterişli dekorasyonlarla doluydu. Kırmızı kadife perdeler falan vardı. Hemen arka masamızda entellektüel bir ses tonuyla konuşan bir bey ve bir hanım vardı. Yemek faslı acayip uzun ve lezzetli geçti. Yemekten sonra Çanakkale’yi gezmeye başladık.

Çanakkale Şehir Kulübü

Farkettim ki Çanakkale, Eskişehir’den daha renkli ve canlı bir şehir. Tıpkı Eskişehir’in 2006’daki hali gibi. Sahil boyunca gezen onlarca kız grubu var. Bugün Eskişehir’de bile kız gruplarına biz rastlayamazken, her taraf iyiden iyiye “aşırı marijinal tipler” ile doluyken, Çanakkale’nin gerçek bir öğrenci şehri olduğunu gördüm. Hem sevindim, hem de üzüldüm Eskişehir’in yavaş yavaş dönüştüğü duruma.

Çanakkale’de tanıdığımız birini görsek ne efsane oluruz, dedim birden bire. Yanımdakiler güldüler. Lafım bittikten 3 dakika sonra Blackmail grubundan Cihan abiyi birden bire karşımızda bulduk. O an ki şaşkınlığımızı anlatamam. Kucaklaştık sarıldık falan, ayaküstü sohbet ettik.

Cihan Abi – Ben – Volkan

Yolculuğumuzun başından beri devam eden bir peynir helvası muhabbeti vardı. Nihayet burada tadına bakabildik. Volkan’la Sercan birer kutu aldılar. (Daha sonra bu kutuları otelde dolapta unutacaklar, odayı temizleyenler bulacaklar, amirlerine teslim edecekler, onlar da Sercan’ı arayıp bildirecekler ancak biz çoktan feribotla karşıya geçtiğimiz için helvalar onlara kalacaktı.) Helva faslından sonra her biri Eskişehir’de de olan mekanları görmeye başladık. Hangover, Hayal Kahvesi gibi. Truva filminde kullanılan maketin gerçekten tahta olup olmadığı konusunda şakalaştıktan sonra Hangover’a oturduk. Burada da kısa bir süre zaman geçirdikten sonra nihayet kalkıp otelimize doğru yola çıktık.

Otele girdiğimizde aşağı kattan bir canlı müzik programının sesleri geliyordu. Ekip aşağı inip dinlemek istedi. Birkaç kişi bizler odalarımıza çıkıp eşyalarımızı bıraktıktan sonra aşağı inip yanlarına dahil olduk. Toplamda 10 kişi vardı dinleyen. Vasat sayılabilecek bir grup sahnedeydi. Yan tarafımızdaki masada ise birkaç adam ve bir kadın oturuyordu. Biraz zaman geçtikten sonra bu masada bir tartışma çıktı ve kadın yere kapaklandı. Otel görevlileri sadece izlediler. Güvenlikler yere düşen kadını kaldırdılar. İyice tadımız kaçtığı için geceyi orada bitirmeye karar verip kalktık. Odamıza giderken Deniz abi yazının taa başında dediğim o tarihi sözü söyledi. Ne söylediği bizde saklı ama.

Odama geçip tüm gün yaptıklarımızı çok kısa notlar halinde yazdım unutmamak için. Tüm ışıkları kapattığımda aklımda ertesi gün çıkacağımız şehitlik gezisi vardı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s