Mitsubishi Road Trip ’12 Macerası – Son Gün

-Yolculuğun ilk kısmını okumak için tıklayın-
-Yolculuğun ikinci kısmını okumak için tıklayın-

Maceramızın son günü sabah 8’de, otelin kahvaltı salonunda başladı. Yemeye epey meraklı olan bizler için açık büfe kahvaltı demek, güne en güzel şekilde başlamak demekti. Biz de böyle yaptık, güne en güzel şekilde başladık. Peyniri çok sevdiğimden peynir ağırlıklı bir kahvaltı yaptım.

Kahvaltımız devam ederken her biri birbirinden alımlı yaklaşık 10 kadar güzel bayan kahvaltı salonuna girdi. Biz hiç tenezzül etmedik, çaktırmadan bize falan baktılar, biz hiç dönüp bakmadık. Ben portakal suyu almaya gittiğimde yanıma geldi hatta biri, bana bakmıyormuş gibi yaparak elma suyu doldurdu ve sanki bana bakmıyormuş gibi arkasını dönüp gitti.

Kahvaltı faslından sonra otelin içinde birkaç fotoğraf çektirip yola koyulduk. Yolda polis durdurdu. Arabalarımızın yanına yapıştırdığımız Road Trip magnetlerini sökmemizi istedi. Biz de söktük. Karşıya geçmek için feribota son dakikada yetiştik. Bir önceki gün yaptığımız feribot yolculuğumuz yaklaşık 4 kilometrelik bir mesafeydi. Ancak bugün yaptığımız çok daha kısaydı zira Boğaz’ın en dar yeriydi geçtiğimiz yer ve uzunluğu 1000 metrenin biraz üzerindeydi. O sebepten yolculuğumuz da kısa sürdü ve karşı kıyıda gün boyunca bize rehberlik edecek olan Alan Kılavuzu Ali Hikmet Karakaş ve Tamer ile buluştuk. Emekli bir asker olan Hikmet Hoca, Çanakkale hakkında 200’den fazla kitap okumuş ve bölgenin en iyi rehberlerindenmiş. Buna da gün boyu şahit olacaktık zaten.

 

Çanakkale’deki turumuz 6 saatten fazla sürdü. Ben bu anların çok azını kayıt altına alabildiğim için ve yanlış bir bilgi vermek istemediğim için olanları sırasıyla değil ama aklımda kalan önemli noktalar olarak sizlere anlatacağım.

  • Çanakkale Şehitleri Abidesi‘nin üzerine çıktık! Normalde buraya çıkmak kesinlikle yasak. Ancak biz buraya çıktık. Abidenin dört bacağından üç tanesinin içi dolu, ancak bir tanesinin içerisinde 40 metre yukarıta kıvrılarak çıkan bir merdiven var. Hangi bacağında olduğunu söylemiyorum. Bu ben, Sercan, Alper, Volkan ve Deniz abi ile aramızda bir sır. Buraya çıktığınız tüm Çanakkale ayaklarınızın altında oluyor. 1960’dan bugüne kadar abidenin en üstüne çıkan kişi sayısı sadece 1000 civarındaymış. Bunlar da törenlerde çıkan korumalar ve bakım için çıkanlardan ibaretmiş.
  • Alçıtepe Köyü‘nde bir köfteci var. Kesinlikle tavsiye ederim. Çok lezzetli yapıyor.
  • Çanakkale’de şehir merkezinde herhangi bir hediyelik eşya almayın. Gelibolu’da daha ucuz ve daha çok çeşit var.
  • Biz bulamadık ama eğer olur da siz bir mermi ya da savaştan kalan bir şey bulursanız mutlaka saklayın.
  • Conkbayırı‘na mutlaka gidin. Orada savaşın kaderinin nasıl değiştiğini göreceksiniz.
  • Anzak Koyu‘nda kafanızı yukarı kaldırıp karşıya baktığınızda başında enveriye şapkası pala bıyıklarıyla bir Türk askeri sfenksini göreceksiniz. Bu tamamen doğal olarak oluşmuş.
  • Mehmetçiğe Saygı Anıtı‘na giderseniz mutlaka civarında yetişen dağ çileklerinden yiyin. Aynı çileklerden bir de Fransız Mezarlığı‘nda var.
  • İngilizler 1930 yılında Gelibolu’da ölen tüm askerlerinin kimliklerini tespit etmiş, mezarlarını yapmış ve çekilmiş. Ancak biz Türkler bu işi ancak 1960 yılında bitirebilmişiz. Aşağıda çeşitli milletlere ait askerlerin mezarları yer alıyor.
  • 253000 şehidimizin ancak ve ancak 50000 küsür tanesinin adı ve memleketi tespit edilebilmiş. Geriye kalanları meçhul.
  • Şehitler Abidesi’ni yapan ilk müteahit parayı alıp kaçtığı için abide bitirilememiş, Milliyet Gazetesi‘nin ülke çapında topladığı bağışlarla bitirilebilmiş.
  • Abideye, garip bir şekilde, uzaktan bakıldığında sadece üç ayağı görülüyor ve devasa bir M harfi okunuyor. Bu mehmetçiğimizin M’si. Ayrıca abidenin dört ayağının olması da yurdun dört bir yanından askerlerimizin gelip burada şehit olmasını temsil ediyormuş.
  • Savaş esnasında lağımcılık işi de epey yapılmış. Aşağıdaki fotoğrafta askerlerimizin kazdığı bir tanesi görülüyor. Lağım nedir bilmiyorsanız İhsan Oktay Anar‘ın Puslu Kıtalar Atlası‘nın Yeraltı kısmını okuyun.
  • Abidenin boyu 40 metre + Atatürk’ün boyu = 41,7 metre
  • Şehitlikte bir meçhul asker mezarı var. Bu mezar, savaş bittikten sonra şehit ettiği bir askerimizin kafasını kesip hatıra diye ülkesine götüren bir Anzak askerinin ölümüne yakın torunlarına durumu anlatıp o kesik başı ülkemize geri yollamasıyla kazılıp gömülmüş. Bu bir savaş suçudur.
  • Çanakkale’de müthiş bir şehitlik turizmi oluşmuş. Avustralya‘dan ve Yeni Zelanda‘dan bir sürü insan buraya dedelerinin mezarını bulmak, görmek için geliyor. Üç hükümet ortak anma törenleri düzenliyor.
  • Efsane 57. Alay‘ın şehitliğine mutlaka uğrayın. Bilmeyenler için anlatayım. 57. Alay’ın özelliği en rütbesiz erinden en rütbeli subayına kadar tüm askerlerinin şehit olmasıdır. Bugün bu sebepten dolayı ordumuzda bir 57. Alay yoktur. Zira onlar kahramandır.
  • Yine buna benzer bir şekilde tüm ülkeden okullarını bırakıp cepheye koşan gençlerden oluşan bir alay daha var. Bunların da tamamı aynı gece şehit düşmüşler. Bu sebepten pek çok lise ve üniversite o sene mezun vermemiş.
  • Alçıtepe Köyü’nde bir müze var, kişisel müze. Orayı kesinlikle görmelisiniz.
  • Çanakkale Savaşı’nda Güney ve Kuzey Cephesi diye iki kısım var. Güney’de Fransızlarla savaşmışız. Kuzey Cephesi’nde ise Anzaklar’la. Dolayısı ile Kuzey Cephesi çok daha kanlıymış ve burada şehit olan asker sayısı çok çok daha fazla.
  • Özellikle tabyalarda kullandığımız topların tamamı Alman yapımı.
  • Ah Bir Ataş Ver, isimli türkümüz 1953 yılında 81 denizcimizle batan Dumlupınar denizaltısı için yazılmıştır.

Aklımd kalanlar işte bunlar. Zaman zaman mutlaka bir şeyler daha hatırlarım. Onları da yazarım buraya.

Abidenin üzerinden şehitliğin tamamı

Yukarı çıkarken

Yukarıda iken arkada Çanakkale Boğazı

En son gördüğümüz yer Seyit Ali Onbaşı‘nın görev yaptığı Rumeli Mecidiye Tabyası oldu.  18 mart 1915’te İngiliz Donanması Boğaz’ı geçerken hepimizin bildiği üzere onbaşı topun vinci çalışmadığı için 275 kiloluk mermiyi Niğdeli Ali Çavuş isimli arkadaşının yardımıyla topa yerleştirmiş ve İngilizler’in Ocean gemisini batırmış. Bununla ilgili detaylı hikayeleri her yerde bulup okuyabilirsiniz.

Şehitliklerde yaptığımız geziler çok iyi geçti. Bunun sebebi rehberimiz Hikmet Karakaş’ın konvoy halinde seyir ederken bile telsiz ile bize sürekli olarak bilgiler aktarmasıydı. Hikmet Bey’e ve asistanı Tamer kardeşimize, ki kendisi bir önceki gün de bizimle birlikteydi, veda ettikten sonra iyice acıkmış olduğumuzdan Yelkenci Restorant‘a doğru süratle yol almaya başladık.

Buradaki yemeğimiz herhalde iyice yorulduğumuzdan olacak epey sessiz geçti. Burada da lezzetli bir balık yedik. Daha sonra son hazırlıklarımızı yapıp İstanbul’a doğru yola çıktık. Yolculuğumuzun bitiyor olmasının verdiği hüzünle geri dönüş yolu telsizlerle zaman zaman yaptığımız muhabbetler dışında genelde sessiz geçti. Önemli bir olay olmadı. İstanbul’a geldiğimizde saat gece 11’i geçmişti. Yaklaşık yarım saat kadar TEMSA Global A.Ş.‘nin önünde oyalandık. Eşyalarımızı Alper’in arabaya yükleyip Buğra abimize veda ettik ve Eskişehir’e doğru yola çıktık. Dönüş yolculuğumuz çok heyecanlı ve gürültülü başladı. Ancak zaman geçtikçe önce Volkan, sonra ben uyuduk. Sercan da Alper’i uyutmamak içim uyanık kaldı.

Saat 03’ü biraz geçe Eskişehir’e varmıştık. 3 günlük maceramız nihayet bitmişti ve olabilecek en güzel şekilde geçmişti. Bu yarışmayı kazanmamızı sağlayan siz değerli okurlara teşekkür ederim. Bize her türlü misafirperverliği gösteren değerli insanlar başta Buğra abi olmak üzere Deniz abi ve Arda abi‘ye ve Nilpar Hanım‘a teşekkürlerimi sunarım. Hayatımda ve yüksek ihtimalle Volkan, Sercan ve Alper’in de hayatlarında yaşadıkları en güzel yolculuktu bu üç gün. Son olarak Mitsubishi’ye de teşekkür ediyor ve yazımı bitiyorum.

Burası Anzak Koyu

Seyit Onbaşı’nın kaldırdığı gülle

Abidenin zirvesine çıkarken zifir karanlık koridorda aniden flaş patlayınca

Fransız Mezarlığı’ndan dağ çileği toplarken

Abidenin üst kısmından Kurtuluş Savaşı gravürü

Seyit Ali Onbaşı’nın kullandığı topun benzeri

Kurtuluş Savaşı Gravürü

Küflü olanlar bizim, yeni duranlar ise Fransızların kullandığı mermiler

Kalpağı bilirsiniz zaten de, Alper ve benim başımda duran başıkların adı da Enveriye

Buğra abi

Budur pozumuz

Abidenin tepesinde böyle sarıya boyalı bir zemin var

Alper ve ben

1 metrekareye düşen mermi ve şarapnel parçasının temsili

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s