Proofhead’le Çorum Yolu

Uzun bir süredir bloga yazı yazmadığımın farkındasın sevgili okur. Hatta özellikle soranlar falan oldu, ilgi gösteren herkese teşekkür ederim. Evet, bu arayı blogun yıllık izni olarak düşünebiliriz.

Malumun önceki ay tam 10 gün süre ile Çorum‘da kaldım. 19 Haziran günü de Eskişehir‘e ve oradan da Bilecik‘e geri döndüm. Bu yazıda Çorum’da yediğim içtiğimi bir kenara bırakıp gezip gördüğüm yerlere dair bir değerlendirmede bulunacağım. Umarım Çorum’a gidecek birilerinin işine yarar.

Çorum diyince aklımıza ilk gelen şey elbette leblebidir. Ancak aklımıza ikinci gelmesi gereken şey de Hititler olmalıdır. Zira Hititler Çorumludur. Hititler diyince yine aklımıza ilk gelen şey olan ve orta okuldan itibaren bir türlü unutamadığımız o ünlü Kadeş Antlaşması bu topraklarda kaleme alınmıştır. Hitit Kralı III. Hattuşili ve Mısır Firavunu II. Ramses arasında yapılan bu antlaşma, tarihin kayda geçen ilk barış antlaşması olmasının yanında bir insan ile kendini tanrı olarak düşünen firavun arasında yapılmasından dolayı “tanrıyı dize getirmenin” de ilk örneğidir (Savaşı Muvatalli kazanıyor ancak ölüyor, o sebepten Hattuşuli imzalıyor). Sırf bu noktadan hareketle Kadeş Savaşı’nı Hititlerin kazandığı yorumu yapılabilmektedir. Antlaşmanın Çorum Hattuşa‘da bulunan çivi yazısı tabletinin büyütülmüş kopyası bugün Birleşmiş Milletler Binası’nda New York’ta sergilenmekteymiş. Bu arada hep yaptığımız bir yanlış, Hattuşaş diye bir yer yok. Oranın adı Hattuşa.

Hititler Anadolu’da Çorum civarına yerleşince (Boğazkale – Hattuşa) bu topraklara Hatti Ülkesi adını vermişler. Tarih M.Ö 2000 civarındaymış. Boğazkale yani Hattuşa, Hitit ülkesinin başkentidir ve 1834 yılında arkeoloji literatürüne geçmiş. Kazı çalışmaları da Dünya’da arkeolojinin altın dönemi olan 1900’lerin başında, 1906 yılında başlamış. Yazıda Hititler’e dair çok detaylı tarihsel bilgi vermeyeceğim. Zira yazıyı sıkıcı hale getirmek istemiyorum, ancak uzun bir yazı olacağını şimdiden kestirebiliyorum. Neyse, Kadeş Savaşı’na dönelim. Savaşı Mısırlılar taktiksel bir hata yüzünden kaybediyorlar. Üşenmezseniz bir araştırın okuyun, savaşın nasıl geliştiğine ve sonuçlandığına dair tabletler bulunup çözülmüş.

Hititler her devlete olduğu gibi zamanı gelince yıkılıp kaybolmuşlar. Onlardan sonra çok daha geniş bir coğrafyada M.Ö. 900’ler civarında yepyeni bir medeniyet kurulmuş: Frigler. Frigler merkez olarak Gordion‘u seçselerde, Çorumlu Frigler bu bölgede Pazarlı, Boğazkale ve Alacahöyük civarını mesken tutmuşlar. Demir çağına Frigler ile başlanmış. Bunları da Kimmerler yıkmış, bir süre Anadolu’da Büyük İskender‘e kadar otorite boşluğu olmuş. Ondan sonra da zaten almış yürümüş. Nihayet Bizans döneminde bölgede yoğun bir yerleşme olmuş. O yüzdendir ki birazdan anlatacağım üzere bölgede kronolojik olarak Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemi kalıntıları sürüsüyle çıkartılmış ve Çorum Müzesi’nde sergileniyor. Bizanslılardan 1075 tarihinde Danışment Gazi alıyor bu toprakları ve bir daha da geri vermiyor. O tarihten sonra zaten Türk-İslam medeniyeti yerleşiyor Çorum’a.

Özellikle müzelerde bolca görebileceğiz üzere Hititler çivi yazısı kullanıyor, kullanmakla kalmıyor epey de bir eser veriyorlarmış. Şanslıyız ki kil tabletlere yazı yazdıktan sonra bunları pişirip binlerce yıl bozulmadan kalmasını sağlıyorlar ve bize kadar ulaşabiliyor. Çivi yazısını çok az kişi okuyup yazabildiğinden her tabletin son cümlesinde yazan kişinin adı ve kime okuyacağı yer alıyor. Krallar bile bilmiyormuş çivi yazısını. Her mektubun sonunda okuyuculara hitaben “sesli oku” diye bir ibare yer alıyor. Sadece kil tabletlere değil, ahşap ve madeni tabletlere de metinler yazılmış. Hatta Kadeş Antlaşması’nın Mısır’a yollanan kopyasının gümüş bir tablete yazıldığı biliniyor. Ancak bu tablet nerede derseniz, bilen yok. Hititler çok tanrılı bir dine sahiplerdir. Baş tanrıları fırtına tanrısı Teşup‘tur ve kral bunun adına yönetir ülkeyi.

Çorum’da üç tane müze var: Boğazkale Müzesi, Alacahöyük Müzesi ve Çorum Müzesi. Bunlardan en başarılısı Çorum Müzesi. Sonra Boğazkale Müzesi geliyor. Alacahöyük müzesi ise en yavan müze.

Şimdi en dandiği olan Alacahöyük Müzesi ile başlayalım. Çorum’a 45 km. uzakta olan Alacahöyük beldesinde yer alan müzenin bahçesinde öyle çok da dehşete düşürecek eserler yer almıyor. Kazı çalışmalarında kullanılan vagonlar var. Ayrıca yan tarafında da yer altı mezarları sergileniyor. Birkaç da kaya oyması figür falan var. Müze iki katlı ve toplamda iki salonu var. Özellikle kazı döneminin başında yapılan yazışmalara ve arkeologların eşyalarına burada rastlayabilirsiniz. Hızlıca bakıp çıkabiliyorsunuz. Burada bulunan Müze Shop çok pahalı. Ivır zıvır bez çantalara bile 5 lira fiyat basmışlar. Müzenin karşısında iki üç dükkan halinde yine hatıra, hediyelik eşya satan yerler var. Bunlarla pazarlık yapma ihtimaliniz olduğu için şansınızı deneyebilirsiniz. Müzenin hemen yanında ücretsiz tuvalet var. Çok sıkışırsanız zorlamayın kendinizi.

Boğazkale Müzesi, Çorum’a 82 km. uzaklıkta, yine iki katlı bir müze olup nispeten çok daha geniş bir koleksiyona sahip. Burada çivi yazısı tabletlerini görebilirsiniz. Meşhur Boğazköy Sfenksi bu müzede karşılıyor sizi. Uyanık Almanlar, 1906 yılında kazılara başladıklarında iki tane sfenks ile çok sayıda tablet buluyorlar. Bizim o zamanki savaşla uğraşan hükümet, 1915-17 yılları arasında bu sefenksleri temizleme, onarım ve yayınlama çalışmaları için Almanlarla beraber Berlin’e yolluyor. Yaklaşık üç bin tane tablet ile bir tane sfenks 1924-1943 yılları arasında geri geliyor ancak bir sfenks yalan oluyor. İşte o yalan olan Boğazköy Sfenksi nihayet yollanmasından 95 yıl sonra ülkemize geri dönüyor. Sfenksin yaşı 3300! Buradaki vitrinlerde paha biçilebilir eserler yer alıyor. Müzenin bahçesinde Roma dönemine ait mil taşları ve mezar taşları yer alıyor. Müze içerisinde yer alan panolarda çok ciddi tarihi bilgiler yer alıyor, Gezecekseniz panoların da fotoğraflarını çekin. Boğazkale Müzesi’nin hemen yakınında bir markette Niğde Gazozu var. İçmeden gelmeyin. Bu en az leblebi yemeden dönmek kadar ayıp.

Ve son olarak Çorum Müzesi. Müze tam 4 katlı ve her katında kronolojik olarak Çorum’a yerleşmiş medeniyetlerin eserleri yer alıyor. İlk katta Hititler ile başlıyoruz. Tüm müzelere olduğu gibi buna da giriş 5 TL. Neyse, ilk katta bir mezar var. İçerisinde gerçek bir iskelet var. En azından gerçek olduğunu düşünüyoruz. Hemen yan tarafta çok büyük bir ekran yer alıyor. Dokunmatik olan bu ekranla bir Hitit Cenaze Törenine dair detaylı inceleme yapabiliyorsunuz. Çok değerli bir kılıç, Hitit Kralı II. Tuthaliya‘ya ait üzerinde çivi yazıları bulunan kılıç, yine bu müzenin koleksiyonunda yer alıyor. Hitit döneminden hemen sonra bir kat çıkıp kendimizi Frig dönemine ait eserler arasında buluyoruz. Müzede sizden başkası yoksa, kata çıktığınızda fotosele bağlanmış lambalar yavaşça açılıyor ve hani o filmlerde olan yavaşça aydınlanma efektine doyamıyorsunuz. Baktığınız vitrinin ışığı yanıyor 🙂 Burada da yine çok sayıda vazo, kap kacak yer alıyor. Kendi adıma toprak eserlerden çok madeni eserlerle ilgilendiğim için ve Frigler de Hititler’e göre demiri daha çok kullandığı için bu katta yavaş yavaş eğlenmeye başladım. Bir üstteki katta müthiş bir Roma dönemi koleksiyonu yer alıyor. Ayrıca çalmamak için kendimi zor tuttuğum bir sikke ve para koleksiyonu yer alıyor. Bu katta ve Bizans dönemi eserlerin sergilendiği en üst katta eserlerin pek çoğu zor pahabiçilir ya da pahabiçilemez! Altın olan diademler falan var, aklınızı oynatırsınız işçiliğe. Bizanslıların sağda solda düşürüğü haçlar var epey. Müzenin içi böyle süper. Bahçesi de harika. Epey bir mezartaşı ve küp var. Küp şeklinde mezarlar var. Ayrıca bir de Müze Shop var. Burada da fiyatlar pahalı olmasına rağmen, Anadolu’daki Antik Medeniyetler’e dair İngilizce bir kitaba 9 lira vermekten kendimi alıkoyamadım.

Eğer turla gezecekseniz sizi zaten ilk olarak Hattuşa Ören Yerine, sonra da Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı‘na götüreceklerdir. İşte bu ikinci mekanda Hititler’e dair bildiğiniz gördüğünüz tüm o sembolleri göreceksiniz kayaların üzerinde (Rahipler, çift başlı kartal vs). Bir de tapınağın nispeten gizli olması işe epey bir gizem katmış. Yalnız kayalar zamanla çözünüp aşınıyor malumunuz. Turistler falan da epey bir elleşiyorlar kayalarla. Bunların üzerleri keşke özel bir yöntemle falan kaplansa birşey olsa. Buradan hemen indikten sonra aşağıda yine hediyelik eşya satanlar var. Aman diyim uzak durun. Fiyatları çok korkunç. O kadar korkunç ki gece otelde uyuyamadım.

Son olarak Şapinuva diye bir yer var. Burası da Çorum’a 55 km. mesafede. Burası da sözüm ona önemli bir yermiş. Ama görecek bir şey yok. Gitmeyin, harcadığınız benzine, mazota yazık. Fotoğrafları var zaten her yerde. Onlara bakın.

 

Çorum’da gideceğiniz son yer de İncesu Kanyonu. Valla burada da yaklaşık 3 km.lik bir yürüyüş parkuru yapılmış. Yer yer akarsuyun üzerinden, yer yer yanından yürüyorsunuz. Sonunda vardığınız yerde de bir şey yok. Ama doğası bakımından iyi bir yer gidebilirsiniz. Arada bir yerde yok olmaya yüz tutmuş bir Tanrıça Kybele oyması var kaya üzerinde. Onu bulun.

Yukarıda yazmayı unuttum. Şimdi Boğazkale’de Aslanlı Kapı diye bir yer var. Burada bir kapının iki yanında iki tane aslan başı var. Bunların biri sonradan bir bire olarak yapılmış alçıdan. Bir tanesi ise orijinal. Daha sonra gideceğiniz yakın olması dolayısı ile mutlaka gitmeniz gereken ve adını bilmediğim bir geçit var. Tepenin öbür tarafına çıkarıyor sizi. Hemen yukarısında da bir sfenks var. Geçitin içerisi karanlık oluyor. Işık mışık yoksa takılır düşersiniz. Her an üzerinize yıkılacağını ve tonlarca toprağın altında can vereceğinizi düşünerek epey bir gerilebilirisiniz içeride. Ama hava sıcaksa dışarı da içerisi acayip serin olduğundan çıkmak da istemeyebilirsiniz.

Biz buraları gezmek için iki ayrı öğleden sonralarımızı feda ettik. Tek bir günde de gezilebilir ama. Tüm bu gezmelerimizde dört kişilik bir ekip olarak (Sinem, Şemre, Şahin ve ben) hareket ettik. Ancak Çorum Müzesi’ni Çorum’daki son günümüzde Şemre ile ben birlikte gezdik. Tüm ekip arkadaşlarıma bu süre boyuncaki birlikteliğimiz için teşekkürü bir borç biliyorum. Yazı boyunca onların alakalı alakasız bir sürü fotoğrafını kullandım. Beni mazur görsünler. Ayrıca Çorum Müzesi’ndeki ve diğer müzelerdeki neredeyse her eserin fotoğrafını çektim. Bunları da aşağıda linkini verdiğim galerilere yükledim. Merak edenler bakabilirler.

Uzun süren bir aradan sonra uzun bir yazı yazarak başladım sevgili okur. Özellikle Alper’in mutlaka okuması lazım bu yazıyı. Birlikte yine gideriz Alper buralara.

ÇOK KAPSAMLI BİR ÇORUM REHBERİ:

http://www.oka.org.tr/ContentDownload/corumGeziRehberi27092011.pdf

ÇORUM MÜZESİ:

http://www.flickr.com/photos/37640519@N06/sets/72157634449407664/

ALACAHÖYÜK MÜZESİ:

http://www.flickr.com/photos/37640519@N06/sets/72157634450504044/

BOĞAZKALE MÜZESİ:

http://www.flickr.com/photos/37640519@N06/sets/72157634443980653/

EKLEME 1: 14.07.2013. Çok şanslısınız, NTV Tarih, tam da hititlerle ilgili bir yazı yayınlamış. Aynen koyuyorum. Tıklayınca büyüyor, okunuyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s