Askerde Okuduğum Kitaplar – 2

Evet sevili okur, ilk kısmını şurada okuduğun yazının ikinci kısmı ile karşındayım. Buy azımızda da yine askerlik süresince okuduğum bazı kitapların mini incelemelerini okuyacaksın.

dogan_kardesimin_hikayesi_tn.jpg11. Kardeşimin Hikayesi: Askerde okuduğum ve final kısmıyla en çok şaşkına çeviren kitap herhalde buydu. Zülfü Livaneli‘nin okuduğum ilk kitabı ve öyküsü. Kurgusunu çok beğendim. Bu kitabı Eskişehirli bir arkadaşım Fatih bana hediye etmişti okumam için. Umur kitabı okuduktan sonra olayın baş kahramanını bana benzetmişti. Kitapla ilgili olarak askerdeyken yazdığım yorum şu şekilde olmuş: “30.04.2014. Fatih’in okumam için verdiği, isteksizce başlayıp bir solukta okuduğum; özellikle de son kısmı ile ağzımı açık bırakan bir kitap oldu. Zülfü Livaneli’den böyle bir eserin çıkması muazzam bir olay! Bravo! Fatih’ten kitabı hediye etmesini isteyeceğim. (…) Kitaptaki kahramanın kitaplık evini çok beğendim.”

100_9218

12. Sis ve Gece: Ahmet Ümit‘in en çok ses getiren romanı, biyografisinde yer alan ibareye göre de Türk Polisiye Edebiyatı’nın başyapıtlarından birisi! Hakikaten de öyle. Kitap bence çok başarılı. Neredeyse son sayfaya kadar meraktan çıldırırcasına okuyorsunuz. Yok ama! Kitabın karakteri Mine ortalıkta yok! Kitabı okuduktan sonra öykünün finaliyle ilgili olarak acayip canım sıkılmıştı da Umur’a sövmüştüm, hiç suçu olmadığı halde. “06.05.2014. Çok iyi bir polisiye. Sonu ise insanı dehşete düşürüyor ve birazcık sinir bozuyor. Mine karakterini kafamda hep şu son dönemde popüler olan “Çatı Katı” klibindeki sis-ve-gece.jpghatunun simasıyla hayal ettim. Ahmet Ümit’i bundan sonra okuyabilirim, evet. Olay akışındaki ufacık bir detayın sonucu görmemizi bu denli zorlaştırması sinirimi bozdu. Bir de öykünün sonunda olan durum. Olmamalıydı.” İşin en güzel yanı da bu kitabın 2007 yılında filminin çekilmiş olması ve Mine rolünü de çok sevdiğim bir oyuncu olan Selma Ergeç‘in oynuyor olması. Benim bu filmden haberim yoktu, farkına varamamışım çünkü film arşivimde var! Ama bir kere oturup izlememişim. Bu net bir hıyarlıktır benim adıma.

puslukıta.jpg13. Puslu Kıtalar Atlası: En sevdiğim yazarın, şüphesiz en sevdiğim eseri! Dolayısı ile en sevdiğim kitap. Bu kitabı askerde okuyabilmeyi hiç ummuyordum ama Atilla Salko kardeşim sayesinde 2148. defa okuma fırsatım oldu. Kitabı anlatmıyorum, çünkü halen okumayan varsa belki merak eder de “Ulan acaba Mesut’u bu kadar heyecanlandıran bu kitap nasıl bir şeymiş” diyip de okur diye. Askerdeyken hissettiklerimi yeni defterime şöyle yazmışım: “08.05.2014. Yeni defterde ilk sayfa. Defalarca okuduğum için içeriğinden de bahsetmeyeceğim. Askerde bunu bulup yeniden okuyabilmek harika bir duygu! Acaba sayfalar arasında gezinirken diğer insanlar da benimle aynı şeyleri hissediyorlar mıdır? Kitabı yeniden okumak ve her defasında yeni bir detayı keşfetmek, halen daha, müthiş! Bu arada, bu yeni defterde günlük ve anlıkları bir arada yazacağım. Atlas’a dönecek olursam, elimdeki kitabın bendeki kopyası notlarla dolu olduğundan daha fazla detaya doyabiliyordum. Olsun, Puslu Kıtalar Atlası hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan birisi.”

sucveceza.jpg14. Suç ve Ceza: Allah belasını versin bu kitabın. Askerliğin en bunalım ayı mayıstı ve bu kitaba Mayıs’ın 10’unda başlayıp Mayıs’ın sonunda bitirmişim. Zaten bunalmış, iyiden iyiye daralmış olan beni bu kitap iyice bunalttı. Raskolnikov’un anlaşılmaz tripleri uğraşmak canımı sıktı. Kitap bittiğinde ki okuduğum en kalın kitaptı askerde, o kadar derin br oh çektim ki anlatamam. Yine de bir Dünya Klasiği, eh zararlı sayılmam. Bu arada kitap Raif‘in kitabıydı. Sağolsun okumama izin verdiği için 🙂

dijital.jpg15. Dijital Kale: Dan Brown‘un hiç bir kitabını okumamıştım, ilk ikisinin filmlerini izleyince 🙂 Bir gün komutanın odasında görünce izin alıp okudum. Okumam zaten aşağı yukarı 2 gün sürdü. Güzel olmuş. Öykünün tek bir mekanda geçen kısmına aksiyon katmak için İspanya’daki olaylar silsilesini kullanmak mantıklı olmuş. Eh biraz da mucizevi bir şekilde sorunun çözülmesiyle beklenen bir final olmuş. Kitabın sonundaki şifreyi de çözünce keyfim epey katlanmıştı. O keyifle yazdığım yorum yazısı da şu şekilde: “12.06.2014. 85 114 125 105 56 105 125 105 3 21 105 48 105 125 125 2 36. İşte kitabı bitirdikten sonra çözdüğüm şifre bu. Kitaptan aldığım keyfi katladı doğrusu. Öykü çok iyiydi bir kere. Bu, okuduğum ilk Dan Brown kitabı. Bir buçuk günde bitirdim. Olayın, en sonunda çözülebilecek en basit şekilde çözülmesi gayet yerindeydi. Bir de hikayenin mutlu sonla bitmesini diledim.” Dan Brown’ın kitabın sonunda verdiği şifreyle aynı mantıkla bir şifre de Kardeşimin Hikayesi’nde vardı.

100_9219

babil.jpg16. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk: İşte askerde okuduğum ve Puslu Kıtalar Atlası’nı saymazsak, hayatıma doğrudan etki eden bir kitap daha! İskender Pala‘nın en bilinen romanı bu da. Yüzlerce yıldır yazılan Leyla İle Mecnun
hikayelerinin bence en farklı ve iddialılarından birisi olmuş. Yazarın sembolleştirerek anlatımı çok çok başarılı. Kitapta geçen bazı cümleleri durup durup not aldım okurken. Normalde olsam, bu kitap için oturup apayrı bir başlık bile açar yazardım da artık böyle şeyler yazmayacağım bir süre. Askerde kitapla ilgili olarak yazdığım yorum şu olmuş: “20.06.2014. İskender Pala’nın okuduğum ilk kitabı oldu. Çok başarılı buldum. Üslup çok iyi. Kitabın başındaki uyarı çok iyi: Aşkı tanımayanlar bu kitabı okumasınlar. Uzun süre sonra ilk defa bir kitaptan notlar aldım. Öykünün sonu biraz aceleye gelmiş. Daha doğrusu 350 yıllık şifre biraz kolay çözülmüş. İnternet yorumlarında çok uzatmış falan denilmiş ama bence her bölümün apayrı bir tadı var. Özellikle yazarın sır ve aşk bütünlemelerine bayıldım. Çok sevdim kısacası kitabı. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım.”

100_9220

fatihharbiye.jpg17. Fatih-Harbiye: İnce bir kitaptı zaten. Neydi ne değildi, pek hatırlayamıyorum. Vasat bir öyküydü. Bunun neresinden dizi çekiyorlar şimdi anlayabilmiş değilim. “24.06.2014. Kısacık bir kitaptı. hemen bitti zaten. Öykü normal bir öyküydü. Eski dilden epey sözcük öğretti, o açıdan iyi oldu. Tecessüs gibi. Peyami Safa‘nın olgunluk dönemi eseriymiş. Keşke üşenmeyip biraz daha yazsaymış. Sonu iyi bitiyor hikayenin. En azından öyle olduğunu umuyoruz.”

sibel.jpg18. Tanrı Gelini Sibyl: Aa, bak evet, ilginç bir kitap daha. Bu kitap imha edilmek üzere bir depoya yığılan yüzlerce kitaptan biriymiş. Sağolsun Burhan almış zamanında. Okumam için de bana vermişti. Kitap özellikle bir kısmında beni çok şaşırttı. İşte askerdeyken yazdığım yorum: “25.06.2014. Okumak için öylesine bulduğum bir kitaptı. YKY Yayınları’ndan çıkmış, 96 sayfa ve yazarı Par Lagerkvist. Kitap vasat bir şekilde ilerlerken bir anda kendimi birkaç hafta önce yazdığım bir öyküyü okurken buldum: Golconda ve Kötülüğün Hikayesi. Neredeyse aynı sözcüklerle anlatmış yazar. Adamın sonsuz yaşama lanetlenip gece vakti kaçması ve kötülüğü araması kurguları bire bir aynı. Öykünün sonu yine alelacel bitmiş. Ortalama bir eser. Okunabilir. 1960’larda yazılmış. Bu benzerlik beni dehşeye düşürdü. Askerden sonra bu kitabı alıp yine okuyacağım.”

100_9221

rubailer.jpg19. Rubailer: Ömer Hayyam‘ın adını hemen herkes duymuş ve onun ya da ona mâl edilen rubailerin birkaçını okumuştur. İşte ben de bu merak ve ilgi sonucu bir tesadüf eseri olarak karşılaştığım Rubailer isimli bu kitabı aldım. Kitabın en güzel yanı sadece rubailere değil, Hayyam’la ilgili bazı bilimsel çalışmalara da yer veriyor oluşudur. Pek çok rubai beğendim ama en beğendim bir tanesi şu oldu. Bu rubai de Hayyam’ın bizzat adımı vermesi ve sanki benim ay ışığına olan merakımı biliyormuşçasına bir benzetme yapması harika:

Falıma bakmak için defter-i aşkı açtım,
Çıktı derhal önüme sahib-i hicran birisi,
Dedi: Mesud o adamdır ki hayatında ola,
Yıl kadar bir gecesi, ay gibi güzel birisi.

20. Amat: Askerde okuduğum son kitap. Tezkereye üç dört gün kala yine Amat'la şafak 2!Atilla’dan alıp okumuştum. Askerden önce de uzun süre okumamış olduğumdan, tüm İhsan Oktay kitaplarında olduğu gibi büyük bir ilgiyle yeniden okudum. Amat’la ilgili olarak çook uzun süre önce yazdığım şu yazıya bir göz atabilirsin sevgili okur.

Burada ve önceki yazıda bahsettiğim kitaplardan farklı olarak okuduğum birkaç kitap daha var. Ancak bunların bazılarını yarıda bıraktım. Bazıları da daha çok popcorn tarzı olduğu için yukarıdakiler gibi ayrıntılı anlatamıyorum. Bunlardan ilki Savaş Yıllarında Aşk isimli romandı. Bu romanı yarıda bıraktım. Bir diğeri de Ozan‘ın giderken bıraktığı Barış İstiyorsan Savaşa Hazır Ol isimli kitaptı ki bunu da yarıda bıraktım. Bir de Tübitak’ın Yunan ve Roma Mitolojisi isimli kitabı var. Muhakkak alınması ve incelenmesi gereken bir kitap bu. Üç dört tane e-kitap vardı çalıştığım bilgisayarda. Yüz okuma sanatı, zaman yönetimi gibi konularda. Benden önceki yazıcılar zamanında yüklemişler. Arada bunları da okuduğum oluyordu.

Özetle, askerlikte yaptığım en verimli işler muhtemelen okumak ve yazmak oldu. İnan sevgili okur, zaman öldürmenin ve şafak attırmanın en kaliteli yolu bu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s