Paletteki Son Renk

Yine uzun bir ara oldu farkındayım. Yüksek lisans işleriyle uğraşıyorum. O yüzden vakit bulamadım blog için. Kusura bakma sevgili okur.

Caddenin tam köşesinde dikilen ve ucuz, sarı renk toz boyayla boyandığı için zamanla renkleri dökülen, betonun gri renginin artık sarıya hakim olmaya başladığı dış cephesiyle tam da her odası bir başka dernek tarafından kiralanmaya layık apartmanlardan sadece biriydi Savrona Apartmanı. Yaratıcı müteahit, muhtemelen adını Savarona koymak istemişti ancak işgüzar mermer levhacı kulakarkası ettiği bu adı hatırlayamadığından olsa gerek, hatırladığı en yakın adı vermiş ve beyaz mermerin üzerine iri harflerle bu şekilde kazımıştı: Savrona Apartmanı No: 5.

Apartmanın giriş kapısı büyük bir sesle çarparak kapandı ve merdivenlerden bu apartman sakinlerinin en sıradışı olanı çıkmaya başladı. Beşinci ve son katta olan iki odalı dairenin güneşi daha çok alan odasında kendi kalıyor, diğer odayı da çalışmaları için stüdyo olarak kullanıyordu.

O, bu apartmana her baktığında yaptığı resimlerdeki solukluğu görüyordu. Ailesinin yanından ayrılıp, birkaç gün hatır gönül hesabına sağda solda konakladıktan sonra bulduğu bu daireyi, sırf bu soluk görünen apartmanın bir parçası olduğu için tutmuştu. Gerçi verdiği kiraya göre iyi bile sayılabilirdi. Genç adam bu dairenin kirasını en az kendisi kadar sıradışı biri olan ev sahibine her ay yaptığı tablolar ile ödüyordu. Bu ilginç adam, kira dönemi yaklaştığında aklında birkaç fikir ve genç ressamın “çaresizce” diye tarif ettiği, çizimlerle ressamın kapısını çalardı. Sonra genç adam, bu fikirlerle adeta dalga geçer, ancak sonuçta kolunun altında istediği tablolarla ayrılan yine ev sahibi olurdu.

Bir ressamdan, boynunda fularla, yüzünde sinir bozucu ve mazisi olmayan bir tebessümle ortalıkta dolaşmasını beklersiniz. Bu beklentinin aksine o, ufacık kalmış suratı, sigaradan çektiği her nefeste biraz daha ufalıyormuş gibi görünen, genç bir adamdı. Ufalmış yüzünde, çukura kaçmış gözleri, “on kişiden dokuzunda gördüğümüz”  renkte ve hatta biraz da soluktu. Kırlaşmaya başlamış saçları onu on yaş daha olgun, hayır buna olgunluk demek doğru olmaz, daha yaşlı gösteriyordu.

O gece de diğer gecelerden çok farklı değildi. Paletinde bir önceki çalışmasından ki bu çalışma şu an bir anaokulu müdiresinin gösterişli duvarında, kimbilir hangi başarı sertifikasının yanında asılıydı, kalan renklere baktı. Biraz pembe, yarısı maviyle kirlenmiş bir beyaz, pek kullanılmadığı anlaşılan garip bir turuncu, baş parmak yuvasının uç kısmında kalan ve en fazla birkaç fırça darbesine yetecek kadar sarı. Dünden beri parmağından çıkmayan sarı lekenin sorumlusu da bu kalıntıydı demek ki.

Aklından bu kalan boyalarla birkaç gün önce gördüğü o muhteşem kadını resmetmek geçti. Eh, bu renklerle yapacağı resim çok da gerçekçi olmayacaktı. Olsun dedi, zaten ben de bir hayalin resmini çizeceğim. Gözlerini kapattı ve karşıdan kendisine doğru yürümekte olan o kadını düşündü. Evde uzun bir sessizlik oldu. Sandalyesinden doğruldu ve eline ince uçlu fırçalardan birini aldı. “Sen bana doğru yürüyordun ve ben soğuktan titriyordum.”

Bir hayali çizmek, bir gerçeği çizmekten daha zordur. Ev sahibinin istediği tüm o resimlerde gerçek objeleri çiziyordu. Hatta bazen fotoğrafları resmediyordu. Tüm bunlar sanatında hazmetmesi zor ancak icrası kolay işlerdi. Oysa birkaç renkle giriştiği bu hayal öyle miydi? “Sen yanımdan öylece geçtin, telefonun cebinde çaldı, uzanıp kahkahayla açtın ve ben aklımda kalan her bir rengini düşünüyordum.”

İnsan figüründe en önem verdiği unsur saçlardı. Upuzun saçları çizmeye bayılıyordu. Ancak bazen kısacık bir saçı çizip beceremediğini fark edince sabırsızca tiner aramaya başlıyordu. Kadın yanından geçtiğinde, savrulan saçlardan fışkıran o kokuyu içine çektiğini anımsadı. Kadının siyah paltosuna bu kokunun sindiğini tahmin ediyordu, paltonun üzerinde omuzlara kadar dökülen saçları hiç de unutalacak gibi değildi. İşe saçlarla başlamak en iyisiydi. “Sen paltonu çıkartıp astığında birkaç tel saçın düştü üzerine, ofisindeki çocuk her sabah yaptığı gibi sen farketmeden alıverdi o saçları, aşkından ölecek ve ben o esnada bu eski apartmanın küf kokusunu alıyordum”.

Saçlar için kullanacağı rengi çok iyi biliyordu. Asıl mesele, bu hayale hakim olan renk hangisi olacaktı?

– devam edecek –

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s