O Sorulara Cevaplar

Issız Avustralya çölünün ortasında yürüyorum. Macera mı aradığım? Belki. Ama şu kesin ki yaptığım şey düpedüz çılgınlık! Varımı yoğumu geride bırakıp yola çıkmak, yıllardır hep bir fantezi olarak kalmıştı hayatımda. Böylesi bir fanteziye sahip olmak bile yeteri kadar delilik iken, ben kalkmış, Dünya’nın diğer ucunda neler yapıyorum böyle?

Marlo Morgan‘ı anımsıyorum. Nasıl da gerçek sanmıştım tüm o yaşadıklarını. Kurgu olduğunu itiraf ettiğini okumuştum daha sonra. Üzülsem mi sevinsem mi bilememiştim. Kaçmayı her düşündüğümde aklıma ya Robinson geliyor ya da Marlo Morgan. İnsanın çocukken okuduğu şeyler belleğine nasıl da kazınıyor öyle… “Portakal rengi Avustralya dolarlarımın, cüzdanımın en gizli köşesinde duran ilk kazandıklarımın ateşin içerisinde olduğunu düşünüyorum.” Yıllar geçti ve ben şu “Portakal rengi Avustralya doları” betimlemesini unutamıyorum. Şimdi de aklımda bir ihtimalle yürüyorum yalnız başıma. Derilerim soyuluyor, yüzüm kabuk bağladı. 20dollar1991Ayakkabıyla yürümek bir noktadan sonra imkansız hale geldi. Çıplak ayakla daha rahat ediyorum ama artık topuklarım çatlamış, sağ ayağımı yere her bastığımda tüm bacağıma ince bir sızı yayılıyor. Parmaklarım yamru yumru olmuşlar. Şu çektiğim çileye bak. Kendimi düşürdüğüm şu hale bak.

Kaçıp geride bıraktığım onca şeyin arasında elbette cevap veremediğim soruların da var. Aslında bu kaçışım senin yüzünden değil, senin sayende oldu. O yüzden seni suçlamıyor, sana teşekkür ediyorum. Son akşam beni uyarıp, hatırlattıklarından birisi de buydu değil mi? Avustralya çölünde bile konuştuklarıma, yazacaklarıma dikkat etmem gerekiyor. İnsanlar susmuyor, yazdıklarıma gülüyor, kurgularıma anlam veremiyor, daracık koltuklarına sıkışmış, kirli pencerelerini silemeden; öylece, anladıklarını sanarak beni okumaya çalışıyorlar. Oysa dillerimiz farklı, harflerimiz farklı. “S” nin muhteşem kıvrımları, “E” nin o çatal dili ve “N” nin bitmek bilmeyen uçurumu. SEN, beni böyle görebiliyor musun?

Çölde olmanın tek güzel tarafı hava karardığında gökyüzünü izleyerek uykuya dalmak. Dört bir yanım bomboş, kızıl ufuklarla sarılmışken, bu boşluğun aslında yıllarca gördüğüm tüm o evlerden, binalardan, arabalardan daha dokunaklı bir gerçek olduğunu anlıyorum. Ben o zamanlarımda gerçeği rüyalarda arardım. Gün ışığının bana dayattığı hayat yerine gece karanlığında serbest kalan bir zihnin kurgularıyla yaşamak çok daha keyifli. Rüyalar, evet. Çölde gece olduğunda gökyüzü uçsuz bucaksız bir yorgan oluyor üzerimde. Bunu da hep sevmişimdir, toprağı döşeğe, gökyüzünü yorgana benzetmeyi, böyle betimlemeler yapmayı. Sen dahi benle alay ederdin “gözlerinde dünyam gizli” dediğimde, “kokun çok uzak diyarlardan esiyor burnuma” dediğimde. Alay etmeseydin ne olurdu ki sanki?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s