Proofhead Hırvatistan’daydı!

01
Aslında gezi kategorisindeki yazıları çok fazla geciktirmek hem benim hem de okuyucu için sevimsiz oluyor. Yazıya asıl tadı veren detayları unutuyorum zamanla. Ancak geçen cumartesi yaşanan katliamdan sonra bilgisayarı bile açmak gelmedi içimden. Kaldı ki facebook’a da giremeyince iyice boş verdim.

5 Ekim Pazartesi sabahı Hırvatistan‘a gittim sevgili okur. Zagreb‘te Bakanlığımızın da paydaşı olduğu bir AB Projesi kapsamında, Çevre Denetimlerinin Planlanması konulu bir çalıştaya katıldım.

Pazartesi günü 12.15 treniyle Ankara‘ya gittik. Burada Merve‘yle vedalaştım ve Belko Air‘e bindim Gar’ın önündeki durağından. Burada Ankara Arena‘nın hemen önünden, Türkiye Motorsiklet Federasyonu binasının karşısından yer alıyor durak. Buradan Belko Air’e bindim ve yaklaşık kırk dakika sonra Esenboğa Havalimanı‘nda İç Hatlar Terminali’ne indim. Buraya son gelişimden beri değişen hayatımı düşündüm 🙂 İç Hatlar Terminali’ne geldim çünkü Zagreb’e İstanbul aktarmalı olarak gidecektim.

Bakanlıkta görevli Hatice Hanım ile terminal girişinde buluştuk. Uçak saat 16.00’da kalkacaktı. Hava alanı içerisinde işlemleri bitirdikten sonra uçuş saatini beklemeye koyulduk ve nihayet yolcuları uçağa almaya başladılar. Uçak kalkış süresinden yaklaşık 15 dakika sonra havalandı. Ankara’dan İstanbul’a uçakla gitmek nasıl olur diye hep düşünmüşümdür. Süper oluyormuş sevgili okur. 45 dakika sürüyor yolculuk. Uçak kalktıktan sonra hostesler ikram servisine başladılar. İkram servisi bittiğinde, ekmek çarpsın yalanım varsa, pilot anons geçti: İniş için alçalmaya başlıyoruz. Çok şaşırdım bu kadar kısa sürmesine her 06şeyin. Ancak iniş için alçalmaya başlayan pilot bir süre iniş yapamadı. Muhtemelen pistte sıra gelmedi bir türlü. Marmara Denizi üzerinde bir “U” çizdik. Bunu uçağın ekranındaki rota haritasından anladım. Bu gecikme bizi giderek tedirgin etmeye başladı çünkü bağlantılı uçuşumuza kırk dakika kalmıştı. Uçak hava alanına indikten sonra uçaktan inişimiz 15 dakikayı buldu. Koşa koşa pasaport kontrolüne girdik. Burada da yanlışlıkla engelli önceliği olan sıraya girmişiz. Burada da epey vakit kaybettik. Zagreb uçağı için son çağrı anonsunu duyunca kapıya doğru koşmaya başladık. Hostesler bizi görünce içeriye “son iki yolcu da geldi” diye anons geçtiler. Uçaktaki yerimize geçtiğimizde uçak kalkış için hareket etmeye başlamıştı.

Burada beş kişilik ekibimizin diğer üç üyesi ile de tanıştık. İzmir’den Mehmet Ali Bey, Tekirdağ’dan Kaan Bey ve Edirne’den Yener Bey. Bunlar hava alanına bizden önce gelmişler ve bizim gelmemizi bekliyorlarmış sağ olsunlar. Yerlerimize geçtik ve uçak kalkış için piste girdi. Ankara uçağının aksine fazla oyalanmadan kalktık. Uçakta yine en arka koltuk denk gelince içimden gülmek geldi 🙂 Havanın batıya doğru yavaş yavaş kararmasını bulutların üzerinden izleye izleye Zagreb’e indik sevgili okur.

15

Zagreb, Hırvatistan’ın başkenti. Başkent olunca insan büyükçe bir hava alanı bekliyor. Yok lan nerede? Avrupa Birliği bayrağı ve Hırvatistan yazısını görüp bir salona giriyorsunuz. İki bankoda iki polis bekliyor pasaport kontrolü için. Aha bunları geçin, Avrupa’dasınız. Pasaport kontrolünde gri renkli hizmet pasaportundan olacak, çok bir sıkıntı yaşamadım. Polis çok fazla soru da sormadı. Gülümsedi, kaşeledi ve welcome dedi. Bu esnada arkamızda bekleyen üç kişilik bir grubu fark ettim. Ben nereden bilecektim ki bu hanımlar ertesi gün eğitimde önümüzdeki sırada oturacaklar?

20

Kuna

Burada Kaan Bey, hususi pasaportuyla ve Schengen vizesiyle giriş yaptı. Pasaport kontrolünde onu biraz beklettiler. Birkaç ilave belge daha istediler ama sonunda sıkıntı çıkmadı. Böylece nihayet çantamdaki 150 ml.lik deodorant ve tentürdiyot şişesi ile Hırvatistan’a ayak bastım. Tentürdiyot ne için mi? Şurayı okuyun. Terminalden çıkıp hemen ilk danışma ofisine girdim. Burada kalacağımız otelin yerini, nerede para dönüşümü yapacağımızı ve nereden taksi bulabileceğimizi sordum. Hırvatlar, ne kadar AB üyesi olsalar da para birimleri Euro değil, Kuna. Yanımda Euro vardı ancak Kuna yoktu haliyle. Danışmadaki kız bize değişimi hava alanında yaparsak çok zarar edeceğimizi, şehir merkezinde gerçek kur üzerinden yapmamızı söyledi. Şehir merkezine gitmenin tek yolu da taksiymiş o saatte. Ancak taksiye hava alanının önünden binmeyin, biraz yürüyüp ileriden binin dedi.

04

Kısmetim

Terminalden dışarı çıktık. Kapıda bekleyen taksilere Euro kabul edip etmediklerini sorduk. Kabul ediyorlarmış. Bu arada gördüğümüz tüm taksiler Mercedes ve Passat‘lardı. Taksiciye gideceğimiz otelin adını söyledik. Anlaşık ve iki halinde yola çıktık. Bu arada Hırvatistan’da yasa gereğince takside en fazla 4 kişi taşınıyormuş. Yolda diğer taksi bize işaret etti, aralarında konuştular, sonra taksici bize gitmek istediğimiz otelin tam adını sordu. Meğer eksik söylemişiz biz. Bu durumda yeni ücretin 30 Euro olacağını söyledi. Kabul ettik çaresiz.

Yaklaşık yarım saat sonra otelin kapısına vardık. Dört yıldızlı, şehrin merkezinde bir otele geldik. Hemen giriş işlemlerini yaptırdık ve yorgun argın odama çıktım. Ayağımdaki dikiş yerini pansuman yaptım ve uyudum.

19

Ertesi gün sabah erkenden kalkıp kahvaltıya indim. Lan yiyecek doğru dürüst hiçbir şey bulamadım. Kahvaltılık gevrekler vardı hep. Doğru dürüst çay bile yoktu, hep meyve çayı sevgili okur. Kahvaltıdan sonra çalıştayın yapılacağı salona 17geçtik. Burada en önün bir arkasındaki sıraya geçtik beşimiz. Eğitim dili İngilizce’ydi. Ayrıca İngilizce bilmeyenler için anlık olarak Hırvatça’ya çeviri yapıyorlardı. Ya da birinin kalkıp söylediği Hırvatça sözleri İngilizce’ye çeviriyorlardı.

Eğitimin teknik içeriğine burada girmiyorum. Öğle yemeğine indiğimizde yine hayal kırıklığına uğradım. Neyin ne olduğu çok anlaşılmıyordu. Öylesine bir yemek yedim. Sonra grup halinde Zagreb’in şehir merkezine doğru yola çıktık. İşte şehri ilk defa bu anda gündüz gözüyle görme imkanım oldu.

Şehrin hemen hemen tüm işlek caddelerinden mavi renkli bir tramvay geçiyor. Bu tramvayın son durağında inip bir de otobüse binerseniz güzel bir göle götürüyormuş sizi. Biz küçük bir postane bulup işlerimizi hallettikten sonra eğitime döndük. Bu esnada yavaş yavaş Hırvatistan’ın ne kadar pahalı bir yer olduğunu anlamaya başlıyorduk.

11

12Otelde ilk gün eğitimi bittiğinde korkunç bir yağmur peydah oldu tepemizde! Yağmur yağıyor, otelin önünden seller akıyor, hatta muhteşem güzellikteki Hırvat kızları camlardan bakıyorlardı! Yağmur dinecek gibi değildi ancak bizim de yağmur yüzünden vazgeçmemiz mümkün değildi. Hemen bir taksi çağırdık ve Hırvatların bir halk kahramanı olan Jelacic‘in heykelinin bulunduğu “Jelacic Meydanı“na gittik. İşte bu yolculuk bizi birbirinin aynısı köhne binaların bulunduğu yerlerden, her biri insanda 13büyük hayranlık uyandıran mimari harikalar olan binaların bulunduğu yerlere taşıdı. Barok mimarinin enfes örnekleriydi bunlar.

Jelacic Meydanı, kentteki turistik yerlerin en önemlisi. Gittiğimizde meydanda bir sürü turist kafilesi vardı. Buraya çok yakın mesafede kafelerin bulunduğu bir meydan daha var. Burada bir de kilise var hatta. Mağazalar hep bu bölgede sıralanmışlar.

Beni en çok heyecanlandıran yapı ise Mareşal Tito Meydanı‘nda bulunan Hırvat Ulusal Tiyatrosu binası oldu. Tepedeki melek figürlerinden, gece aydınlatmasına ve diğer tüm detaylarına kadar muhakkak görülmesi gerek buranın. Lanet olsun ki yağmur yağıyordu.

05

Nikola Tesla‘nın heykelinin olduğu cadde üzerinde güzel bir yerde karnımızı doyurduk. Bu arada Türkiye Cumhuriyeti Büyük Elçiliği de yine bu cadde üzerinde. Ulusal Tiyatro’nun hemen karşısında bulunan taksi durağından otele döndük. Lobiden yukarı, odaya çıkmak üzereyken bir takım Türkçe konuşmalar duydum. Üzerinde Türk bayrağı logolu bir eşofman olan bir kız gördüm. Yanında da antrenörü olduğu her halinden belli, yaşça büyük birisi daha vardı. Konuştuk. cro-event-box-2Zagreb’teki buz pateni şampiyonasına gelmişler. Kaldığımız otelin tam karşısında bir buz pisti vardı. Şampiyona burada yapılacakmış. Zagreb’ten döndükten sonra şuradan baktım ve sporcumuz Elif ERDEM‘in kendi klasmanında 30 sporcu içerisinde 14. olduğunu öğrendim şuradan. Epey yorulmuş olduğumdan odaya çıktım ve uyudum.

Ertesi gün ülkedeki son günümüzdü. Yine aynı sevimsiz kahvaltıyı yapıp derse girdik. Öğle yemeğinde bir önceki güne göre daha çok yedim. Sonra derse girdik. Arada çıktık. Şehirde son bir tur atmaya karar verdik. İşte Hırvatistan’daki en güzel anları bu zamanda yaşadım.

09

Daha sonra bir plakçı bulduk bir ara sokakta. Ne muhteşem bir yerdi sevgili okur anlatamam. Yüzlerce plak ve tamamı ikinci el. Yeni baskı plaklar yok. Hep doksan hatta seksenlerde basılan plaklar. Üstelik sadece plak da değil, CD ve DVD’ler de vardı. İlginç bir şekilde her şeyin saçma sapan pahalı olduğu Hırvatistan’da plak ucuz sevgili okur. Aldım bende. Deep Purple ve Creedence Clearwater Revival’ın plaklarını aldım. Her iki albüm de grupların best of toplamalarıydı. Böylece fanı olmadığım ama dinlediğim bu iki grubun en iyi şarkılarına plak formatında sahip oldum 🙂

Plakçıdan sonra yağmurun halen çiseliyor oluşu epey canımı sıktı ve kaldığımız otele geri döndük. Burada ekibin geri kalanı ile buluştuk. Uçağımızın kalkış saatine iki saat kala otelde ayrıldık. Taksi çağırdık. Bizi hava alanından otele 30 Euro’ya getiren şerefsiz taksicilerin aksine, bu sefer ki taksiciler bizi 18 Euro’ya götürdü! Lan o gün yediğimiz kazığa bak: Tam 12 Euro!

07

Mehmet Ali Bey ve ben

Hava alanında beklemekten başka bir atraksiyona girmedik. Tam saatinde kalktı uçağımız. Epey bir yorulmuş olarak bindim uçağa. Koltuklarımız arka arkaya idi. Birazcık uyumaya çalıştım ama nafile. Bu arada Hırvatistan’da kaldığımız iki gün boyunca hiç kana kana su içemediğimi fark ettim. Uçakta verdikleri o düdük kadar su beni nasıl mutlu etti anlatamam sevgili okur.

18

Neyse, Zagreb’ten gelip İstanbul’a indiğimizde kendimi çok garip hissettim sevgili okur. Ankara uçağının kalkmasına henüz bir saatten daha uzun bir süre vardı. Biraz Duty Free’de oyalanıp kalkış kapılarına doğru gittik. Ekibimizin iki üyesi Kaan Bey ve Yener Bey’le uçak indikten hemen sonra vedalaşmıştık. Mehmet Ali Bey de İzmir’e gideceği için ve kalkışlarımız yan yana olduğu için bir süre daha birlikte olduk. Nihayetinde uçaklar için anons yapıldı ve onunla da vedalaşıp Hatice Hanım’la bindik uçağa. Ciddi anlamda dökülüyordum yorgunluktan.

İstanbul Ankara seferinin en güzel yanı ikram servisinden hemen sonra pilotun “iniş için alçalıyoruz” anonsu oluyor 🙂 İstanbul’dan kalktıktan bir saat sonra saat 03.00 civarı Esenboğa’ya indik. Burada şansıma hemen terminal önünde BelkoAir bekliyordu. Ben binince hareket etti. Bunun son durağı da tren garı imiş sevgili okur.

03

Gece saat 03.40’da tren garına indim. Hani birkaç gün sonra yüzü aşkın insanın hayatını kaybedeceği tren garına. Ön kapısına seğirttim ama kapalıydı. Yan tarafta tek bir kapı açıktı oradan içeri girdim. İçeride ne manzaralar ne manzaralar… Saat 05.00’e doğru Gar binasının ana salon kapısını da açtılar. Saat 06.00’ya kadar burada oturdum. Sonra trene geçtim ve o kadar. Sonrası yok.

Gözümü açtığımda tren Eskişehir’e durmak üzereydi. Uyku sersemi ayaklandım. Çantamı alıp ayaklarımı sürüye sürüye evime doğru yolladım. Buz gibi yatağıma çaprazlamasına yattım. Hırvatistan’ın yorgunluğu böylece toz olup uçuştu üzerimden.

16

Cesareti olanlar.

Muhakkak unuttuğum detaylar var sevgili okur. Bunları tıpkı diğer yazılarımda olduğu gibi, ilerleyen günlerde yazıya eklerim.

02

Büyükelçiliğimiz

10

Hırvatistan’da metal işleri

14

Hırvatça Harry

08

Terbiyesizlik

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s