Otel Hikayeleri Serisi: Aynalar – 2

Şuradan devam.

“Birader hemen çık oradan ve sakın o aynalara dokunma.”

Dondum kaldım. Böyle anlarda beyninize binlerce soru hücum eder. Nasıl? Savaşalp nasıl olmuştu da bilmişti nerede olduğumu, ne yaptığımı? Buradan nasıl çıkacaktım?

salon

Gözlerimi kapattım ve bildiğim tüm duaları yalan yanlış, eksik gedik okumaya başladım. Salonun kapısını tüm gücümle ittirdim ve sanki yokuş aşağı iniyormuş gibi parmak uçlarımı direye direye çıktım salondan. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Kattaki güçlü lambaları sönmüş, geriye ufak tefek loş aydınlatmalar kalmıştı. Ancak aşağısı, lobi katı, gündüz gibi aydınlıktı. Telefonu henüz kapatmadığımı anlamam iki üç dakikamı aldı. Savaşalp de kapatmamış, diğer tarafta bekliyordu. “Adamım iyi misin? Çıktın mı?” diye sordu. “Çıktım Savaş çıktım. Ölüyordum lan korkudan.” dedim. “Bak dinle şimdi beni” diye devam etti Savaşalp. “Akşam Facebook’a girdiğimde senin tarafından beğenilen bazı bağlantılar gördüm. Herhalde otel hakkında araştırma yapıyordun. Farkında olmadan girdiğin sayfaları beğenmişsin. Onlar da doğrudan beğeni olarak karşıma çıktı. Benim de ilgimi çekince otel, araştırmaya başladım. Adamım, bu otel senin tahmin ettiğinden çok daha eski bir zamanda yapılmış. Hikayesi en az iki asırlık. İki asır önce de burada bir kumarhane varmış. O zaman adına ne diyorlarmış bilmem ama burada bulunan bir hanla ilgili hikayeler okudum. Şehre dışarıdan gelen tüm tüccar kazandıkları ne varsa burada kaybeder giderlermiş. Hatta pek çoğu kederinden kendini öldürürmüş. O dönemde bu handa çalışan bir odacı varmış. Bu zavallıların haline acırmış. Zaten yataklarında ölü olarak bulan da hep bu odacıymış. Kendini öldüren her bir misafir için bulduğu odaya bir ayna asmaya başlamış. Bir süre sonra bu aynalar odalara sığmamaya, hanın duvarlarını süsleme başlamış.” Savaşalp’in sözünü heyecanla kestim: “İyi de o günden bu güne ayna mı kalır Savaş?” Sanki bekliyormuş gibi devam etti: “Evet işte. Bu han büyük bir yangında yok olmuş. İçinden çıkan tüm aynalar parça parça olmuş. Sonra bir Rum ortaya çıkmış ve ‘Bu han dedemin yani benimdir. O yüzden geriye kalan her şey, külü bile, benimdir!’ demiş. Adam aslında bir ustaymış. Tüm aynaların kırıklarını toplamış, kille yoğurmuş ve bunlardan çok ihtişamlı varaklar yapmış. Ve tahmin et ne olmuş: Buraya yeni bir otel ve kumarhane yapılmasına karar verdiklerinde bu Rum’un oğlu çıkmış ve babasının vasiyeti olduğunu söyleyip tüm bu süslü varaklar otele hibe etmiş. Bedava mal baldan tatlıdır. İşte tüm oteldeki varaklar yıllar içerisinde ufak tefek tamirat görseler de hep o Rum’un yoğurduğu aynalı balçıktan yapılmış. Orada ocağı sönen zavallılar o aynalarda yaşıyor Mesut.”

Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemez bir halde, lobiye varmıştım bile. “Peki, benim orada olduğumu nasıl anladın Savaş?” diye sordum. Dolunay söyledi.” dedi.

“Dolunay” diye sayıklayarak odaya çıktım. Halil Abi uyumuştu bile. Yatağa uzandım ve gözlerimi yumdum.

Ertesi sabah perişan bir halde uyandım. Baş ağrısından gözlerimi açamıyordum. Hazırlandım ve kahvaltıya indim. Bu otelin sayesinde epey az yemek yiyorum sevgili okur. Mutluyum. Kahvaltıdan sonra hep birlikte salona geçtik. Eğitime dair detay verip canını sıkmıyorum. Öğle arası ve akşamdı derken yine gün bitti. Aynı akşam Halil Abi okuldan arkadaşlarıyla, Pınar ise Antalya’da oturan bir arkadaşıyla buluşacaktı. Dolayısıyla bana yalnız geçirecek koskoca bir akşam kalıyordu. Yemekten sonra sahile indim. Uzun süredir yalnız başıma dolaşmak istiyordum. Dolunayı izledim dakikalarca. Daha sonra dönüp odaya çıktım. Son iki

oda

Kaldığım oda

gecedir yaşadıklarımı düşündüm. Aklımı tek bir düşünceye odaklarsam herhalde daha rahat yatabilirim diye geçirdim içimden.

Bu arada otele geldiğimden beri çift kişilik yatakta yatıyordum. Geçen gece Halil Abi odasında uyuyamadığını söyleyince odalarımızı değiştirdik. Artık tek kişilik yatakta, F tipi bir hücreyi andıran odamda kalıyorum. Yalan yok hoşuma da gitti. Odanın tek bir küçük penceresi var. O da yangın merdivenine bakıyor. Neyse, ne diyordum. Tek bir düşünceye odaklandım. Belki biraz müzik de işime gelir diye düşündüm. Çok uzun süredir, neredeyse üç yıldır dinlemediğim bir parçayı fark ettim: Hedon. Açtım hemen, en kısık seste çalmaya başladı. Zifiri odada düşündüm, düşündüm, düşündüm. Uyumuşum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s