Yine Bir Antalya

Yol hikayeleri anlatmaya bayılıyorum. Toprak Kirliliği Eğitimi’nin, aslında tüm bu eğitimlerin, mesleki katkılarını bir kenara bırakırsam, bana olan sosyal katkılarını asla azımsamadım. Sosyalleşmek kavramını hiçbir zaman ortalıkta dolaşıp, insanların muhabbetine burnumu sokmak olarak düşünmedim. En çok konuşan grubun bir parçası olmayı hiçbir zaman tercih etmedim. Benim tercihim ve yapmaya çalıştığım şey, tüm kızları etrafında toplayan o oğlanın da, erkeklerin pervane olduğu o kızın da o anda ne düşündüğünü, nasıl hissettiğini anlamaya çalışmak oldu. Mühendisliğin her türlüsü keyifli. Ama adına sosyal mühendislik denen şu yeni olgu, bana apayrı bir keyif veriyor. Kitaplardan, kurslardan “beden dili eğitimi”, “liderlik eğitimi”, “takım çalışması yönetimi”, “süpersonik kariyer planlaması eğitimi” kapmaya çalışan ve yaldız kabartmalı A4 sertifikasını CV’sinin en önüne koyanlardan farklı olarak, ben kendi tecrübelerimi, kendi gözlemlerimi kullanarak oluşturmaya çalışırım. Bu ancak çok fazla insanı gözlemleyerek yapabileceğim bir şey. Bazen tamamen farklı insanları gözlemlemek çok yorucu olabiliyor. Bence gözlem yapmanın en ideal yolu, elinizde tek bir payda etrafında toplanmış farklı bireylerden oluşan bir küme olmasıdır. Aynı işi yapan ya da aynı yaşta ya da aynı okuldan mezun bireylerden oluşan bir küme, bana kişiler üzerinden birkaç bakışla elde edebileceğim çok fazla detay sunuyor.

Çarşamba sabahı Bilecik’ten saat 08.00’de İlkan Abi’nin arabasıyla yola çıktık. İlkan Abi, Talat Bey ve benden oluşan ekibimiz, gayet keyifli bir yolculuğa başlamıştı. Ancak henüz Bozüyük’e gelmeden peşimiz sıra telefonlar gelmeye başladı. İşte bu telefonlar da yol boyu muhabbetimizin konusu oldu durdu. İlkan Abi’nin stabil şoförlüğüne hayranım. Riske girmeyen ve rahatına düşkün bir sürücüdür kendisi. Aslında gideceğimiz rotaya daha uygun ve mesafe olarak daha kısa olmasına rağmen, bozuk ve tek şeritli olması yüzünden Isparta-Antalya yolunu kullanmak istemedi. Bunun yerine daha rahat ve çift şeritli ancak mesafe olarak daha ters bir yol olan Burdur-Antalya yolunu tercih etti. Bizde şoförün işine karışılmaz biliyorsun. Yolda sırayla Talat Bey ve ben uyuduk. Aslında benimki pek uyumak da sayılmaz desem de İlkan Abi horladığımı iddia etti. Onun böyle iddiaları vardır.

s-30328fdd2e4c8b73648fed02d29688a192fdc3c0Yandex’in navigasyonu harika sevgili okur. Kullanmadıysan bir dene. Herhalde Rus menşeili olduğudan, Antalya’daki tüm oteller kayıtlı. Pek çok hedefe yalnızca işletme adı yazarak ulaşabiliyorsunuz. Üstelik yazılım kullandığınız yola göre ilk başta belirlediği rotayı güncelleyip size sesli olarak daha kısa bir rotadan gitmek isteyip istemediğinizi soruyor ve sesli olarak yanıtlayabiliyorsunuz.

Afyon’daki molada yediğim devasa su böreği diliminden bahsetmeden devam ediyorum. Saat 15:30’da otele vardık: Kervansaray Lara Hotel. Devasa bir yer. Bilecik’e yaptıkları Kongre Merkezi kadar kongre salonları var adamların. Kapıdan girip kayıt yaptırdık. O ana kadar organizasyonla ilgili her şey kusursuzdu. Ancak biz oda anahtarımızı beklerken “anahtarların daha sonra verileceği, odaların hazırlanmakta olduğu” bilgisini aldık organizasyon firmasından. Yol yorgunu olduğumuzdan bir şeyler atıştırmak üzere ayrıldık lobiden. Ancak saat 17.30’a kadar beklemek durumunda kaldık. Biz de dahil pek çok katılımcı odalarına o saatte girebildiler.

7244-8455-4042-2751-7153-

Akşam yemeğinde Bakanlıkta çalışan bir hanımla tanıştık İlkan Abi’yle. Yemekten sonra da lobiye Ersil’in yanına geçtik. Uzun süredir görüşemiyorduk. Epey muhabbet ettik. Sonradan Talat Bey’de geldi katıldı bize.

Bu eğitimde diğer eğitimlere oranla çok fazla tanıdık insan gördüm. Ersil, Ahmet, Ferit, Orhan Cem, Olgun, Yozgat’tan Metin Abi, Gümüşhane’den Mustafa Abi ve Cemil ilk anda aklıma gelen isimler. Hatta Urfa’dan Ahmet’le bile neredeyse yıllar sonra karşılaştık.

Bu sene galiba turizmde sektör olarak internetin paralı olması yönünde bir karar alındı. Diğer otellerde olduğu gibi burada da odalarda internet parayla. Neyse ki lobideki internetin hızı fena değil. Çok uzun süre kalmayacağımız için bu sefer internet paketi almadım. Yazıları odada yazar, sonra lobide yüklerim, oh mis. (Not: Yarın bu konuda süper bir çakallık yapacağım.) Şu an saat 23.54. Birazdan yatacağım. Son iki saattir aralıksız yazıyorum. Sadece bu yazıyı değil, başka yazıları da yazıyorum bir yandan.

Gece yarısına doğru uyumuşum. Saat 01.00 sularında uyanıp yatağın içine girdim. Sabah da saat 08:30’da uyandım. İlkan Abi’yle haberleşip kahvaltıya indik. Kahvaltıdan sonra kongre merkezine geçtik. Burada saat 10.00’da eğitim başladı. Toprak kirliliği çok kapsamlı bir konu sevgili okur. Eğitimle ilgili teknik detayları geçiyorum. Şimdiye kadar katıldıklarım arasında, en uzun süren sunumları izledim. Yüksek lisans yaparken bir sınıf arkadaşım vardı Mahmut Abi. Kendisi bizim Bakanlıkta uzmandı. Şimdi UNDP’de çalışıyor. Sunumunu yaptıktan sonra yanına gittim. Yüzüme bakınca gülümsedi ve “Ben seni tanıyorum” dedi. Hatırladığından emin olduktan sonra muhabbet ettik biraz. Onu son gördüğümde ben öğrenciydim, aradan epey zaman geçmiş. Bir de yazmazsam ayıp olur. Kütahya’dan Caner‘le nihayet tanışabildik. Farklı mecralardan, farklı insanlardan hep duyuyordum adını. O da aynı şekilde benim adımı duyuyormuş. Nihayet tanıştık.

Öğleden önceki sunumlar bir saat kadar sarktığı için öğlen yemeğine geç çıktık. Sonra saat 14.00’de girdik ve 16.00’da bir ara verdik. Daha sonra hız kesmeden devam ettik ve akşam 19.00’da ilk gün dersleri bitti. Beynim yanmış bir halde odaya çıktım. Üzerimi değiştirdikten sonra tekrar aşağıya indim. Yine İlkan Abi’yle birlikte, yemeğe gittik. Biliyorsun ben otelleri yemekleriyle değerlendirmekten pek haz etmiyorum. Ama İlkan Abi’yle ortak kararımız bu otelin kapasite ve kalite olarak kaldığımız en iyi otellerden biri olduğu yönünde.

Akşam yemeğinden sonra sahile gittik biraz. Ancak aşırı soğuktan dolayı aynen geri döndük. Lobide oturduk biraz. Ersil’i izledim durdum. Büyük bir sabırla dinliyordu arkadaşını. Dinliyor, dinliyor ve dinliyordu. Gözüm bir ara Orhan’a kaydı. O da gülüyor bir şeyler anlatıyordu. Bir çay içtikten sonra lobide sıkıldığımı hissettim. Odaya çıkmaya karar verdik. Bugün eğitim salonundayken kablosuz ağın şifresini öğrendim. İşte tüm bu yazmalarım o şifrenin nimeti. Dün başladığım yazıyı bitirip yayımlayabiliyorum. Derginin prova tasarımını inceliyorum, bugün yarın basılacak Getik Fanzin. Eskişehir, Ankara ve İstanbul’da dağıtılmaya başlanacak. İnceleme bittikten sonra başka yazılara girişeceğim.

Antalya’dan son kez sevgilerle sevgili okur.

NOT: Bugün öğrendiğim güzel bir bilgi: Dünya’da, tek bir noktada en fazla miktarda depolanan LİNDAN maddesi (3000 ton civarında) yaklaşık 25 yıldır Kocaeli’de bir depoda tutuluyor. Bunun 200 tonu bertaraf için Fransa’ya gönderilmiş. Lindan maddesi bir kalıcı organik kirletici. DDT yapımında kullanılıyormuş. DTT ise kullanımı seksenli yıllarda yasaklanmış ancak etkileri halen gözlenebilen bir tarım ilacı. İşte bu yüzden adına kalıcı organik kirletici (KOK ya da Persistent Organic Pollutant-POP) deniyor.

745669_detayHa bir de Vedat MİLOR‘un yemek yerken ellerinin titremesi olayı var. Hayır efendim, Parkinson değil, uzun yıllar boyunca tükettiği balıklardan dolayı vücudunda biriken aşırı miktarda civa (ağır metal) sebebiyle kontrolsüz olarak titriyor elleri. Şurada açıklıyor. Birkaç yerde daha açıklıyor. Hatta bu titremenin daha kontrolsüzce ve insanı dehşete düşüreni ise şu linkte yer alıyor. Şu son iki paragraftan dolayı yazıyı “Faydalı Mevzular” kategorisine de koyuyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s