Bu Yılın Son Dolunayı

Bu gece sevgilim, bu gece seninle bu yıl geçireceğimiz son gece. Dudaklarının kenarında kalan son izleri de silmeden önce beni düşün. Beni düşün, çünkü ben seni gökyüzünde gördüğüm o andan beri seni aklımdan çıkaramıyorum.

dolunArabanın yan koltuğu hep senin oldu. Ben kullanmayı çok sevmiyorum. Buna rağmen senin ısrarlarını kıramıyorum işte. Evden birlikte çıktık. Seni hava alanına bırakmamı istedin. Neden bilmiyorum, ağırdan aldım her şeyi. Hiç adetim olmadığı halde, kaputu açıp motoru kontrol ettim. Lastikleri yokladım hafif tekmelerle. Nihayet anahtarı çevirdiğimde yüzündeki bıkkın ifadeyi fark ettim. Haydi, geç kalacağım, diye üsteledin. Bazen karşımda duran kadını tanıyamıyorum. Aşık olduğum kadının yerinde sanki bambaşka birisi duruyormuş gibi geliyor. O an, çok kısa bir an bana bu hissettirdin.

Şehirden ayrılıp hava alanına doğru yola çıktık. Radyoda haberler vardı. Sen bir süre sonra öfkeli bir “off” koyuverdin. Off, bıktım haberden. Sonra takılı duran CD’ye geçtin. İlk parçayı hemen geçip ikinci sıradakini açtın. Sesi de yükselttin. Ardından saatini kontrol ettin. Geç kalacağım aşkım, lütfen çabuk, dedin.

Ben o sırada halen sana anlatamadığım ama hissettiğim duygunun esareti altındaydım. Ne olduğunu anlayamadan önümde aniden bir karartı belirdi. Son anda frene bastım ve yola savrulur gibi çıkan kamyonun bizi canımızdan etmesini önledim. Epey korktun ama belli etmemeye çalıştın. En öfkeli anında bile elden bırakmadığın hanımlığınla birkaç kaba saba söz söyleyebildin.

Yok, olacak gibi değil, seni gönderemezdim ben bu haldeyken. Hava alanına giden yoldan şehre dönmeyi sağlayacak tek bir sapak kalmıştı. Tek kelime etmedim. Gaza yüklendim. Bu hamlem hoşuna gitti, rahatladığını anladım. Oysa benim böyle hızlanmam, tam aksine senin tüm planlarını yavaşlatacak, alt üst edecekti. Gittim, beklediğim o sapağa girdim. Geldiğim yolu geri dönmeye başladım. Sen şaşkınlık ve öfkeyle karışık duygular içerisinde yüzüme bakıyordun. Tek kelime etmedin. Sen, diyebildin sadece. Sus, dedim. Yola çıktığımız şehri de geri bırakana kadar tek kelime etmedik. Neden sonra “Nereye peki?” diyebildin. Senle gitmek istediğim o kadar çok yer var ki, dedim.

10952362_10153615491279852_2072103902122362042_nO gün hava kararana kadar yola deva ettik. Binmen gereken uçağa binmediğini haber alanlar, telefonunu deliler gibi aramaya başladılar. Bir süre sonra, o gün yapacağım son kabalığı yaparak, telefonunu elinden alıp arka koltuğa fırlattım. Ses çıkarmadın. Nerede kalacağız diye sorduğunda açıkçası afalladım. Filmlerdeki gibi, böyle aklına esip kaçmak ilk anda nasıl da heyecanlıydı. Ama detaylar?

Durumumuzu biliyorsun, kalabileceğimiz tek bir yer var, dedim. Yutkundun. Geldiğimiz şehir, gördüğümüz şehirlerden daha büyük bir şehirdi. Ufak bir soruşturmayla, şehrin en güzel yerindeki Polis Evi‘ni bulduk. Benim yanımda hiçbir eşya yoktu. Senin ise küçük bir valiz. İçerisinde ne olduğunu o sabah hiç sormadığımı anımsadım. Bahçenin en uzak köşesine arabayı park edip içeriye, lobiye doğru yöneldim. Genç bir kadın lobide oturmuş önündeki bir gazeteye göz gezdiriyordu. Gazeteyi okuduğu da pek söylenemezdi. Resepsiyonda orta yaşlı bir adam bizi görünce elindeki kitabı bırakıp ayağa kalktı. Sağda solda kamera var mı diye baktım. Resepsiyonun tam üstünden bir göz bizi izliyordu. Koluma iyice yapıştın, vücudunun sıcaklığını iyiden iyiye hissedebildim böylece. Lobiye yaklaşıp İyi akşamlar, dedim. Adam tepkisiz bir baş selamı verdi. Rezervasyonunuz var mı, diye sordu. Adamın arkasındaki büyükçe aynadan ikimizi izledim kısa bir an. Sabah hissettiğimden farklı olarak bu sefer, omuzlarına dökülen saçları ve güzel yüzüyle bana tahammül edebilen o muhteşem kadını gördüm koluma girmiş olarak.  Ceketimin en gizli cebinden küçük, siyah renkli bir kart çıkarttım. Resepsiyon görevlisi yüzünü buruşturup kartın ne olduğunu anlamaya çalıştı. Eline alıp evirip çevirmeye başladı. Bir anda adamın gözlerinin büyüdüğünü gördüm. Sen de dönüp bana baktın aynı şaşkınlıkla, fısıldayarak sordun: Bu kart ne kartı?

Resepsiyon görevlisinin yerlere kadar eğilerek takdim ettiği anahtarı alarak en üst kata doğru yollandık. Defalarca sordun, o kart ne kartıydı, diye. Söylemedim. Söyleyemedim. Anlamanı bekledim. Yüzüne baktım, gözlerinin etrafındaki çizgileri saydım. Anlamanı bekledim.

NOT: Bu yazı, iki güzel rüyanın birleştirilmesi sonucu ortaya çıktı. Yılın son dolunayının şerefine!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s