Radyasyondan Korunma Derneği’nin Müthiş Semineri

trkd_logo.png

Türkiye Radyasyondan Korunma Derneği

Salı günü, tek günlük bir eğitim için Bursa‘ya gittik sevgili okur. Radyasyondan Korunma Derneği, Radyasyon Kaynakları ve Radyasyondan Korunmanın Temel İlkeleri konulu bir eğitim düzenlemişti. İlkan abi, Murat abi ve ben, sabah saat 08.00’de Bilecik’ten yola çıktık. Bursa’nın Bilecik’e komşu ilçesi Yenişehir‘den geçtik. Sonra dayımın yıllarca öğretmenlik yaptığı Menteşe Köyü yol ayrımını gördük. Aklıma çocukluğum geldi. İçim bir tuhaf oldu. Keşke biraz vaktimiz olsaydı da bu köye uğrayabilseydik. Köydeki kimse ben tanımıyor, bilmiyor. Ama benim çocukluğumun bütün yaz tatilleri bu köyde, bu köyün bahçelerinde geçmişti.

Saat 09.30’da Bursa’da TÜBİTAK BUTAL‘e geldik. Radyasyondan Korunma Derneği, eğitim içim burayı kiralamış. Eğitime, Bilecik, Bursa, Yalova, Balıkesir ve Eskişehir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri katılacaktı. Ancak Eskişehir İl Müdürlüğü’nden katılım olmadı. Saat 10.00’u biraz geçe eğitim başladı. Eğitimi veren ve derneğin yönetim kurulu başkanı olan Nükleer Yüksek Mühendisi Ergün TOGAY, bize kısaca eğitimin içeriğinden ve derneğin faaliyetlerinden bahsetti.

Yazının bundan sonraki kısmı eğitimde tuttuğum yedi sayfa nottan derlediğim bilgilerden oluşuyor. Faydalı bir yazı olacak. Doğru bildiğimiz yanlışları okuyunca siz de benim gibi şaşıracaksınız.

  • Radyoaktivite, Dünya’nın oluşumundan daha önce bile var. Uranyum, toryum, radyum, radon ve potasyum-40 bu radyoaktivitenin kaynakları.
  • Toprakta doğal olarak uranyum, toryum, potasyum-40, radyum ve radon elementleri bulunur ve radyoaktiviteye yol açar.
  • Okyanuslarda bunlara ilave olarak trityum, karbon-14 ve rubidyum-87 element ve izotopları radyoaktiviteye yol açıyor.
  • Güneş sistemi dışından gelen radyoaktif maddelere kozmojenik maddeler deniyor. Bunlar karbon-14, hidrojen-3 ve berilyum-7.
  • Yiyeceklerde de çok az miktarlarda da olsa, radyoaktif maddeler bulunmaktadır. Özellikle kabuklu yiyeceklerde daha fazla olarak.
  • 1 diş filmi çektirince maruz kalınan radyasyon dozu 0,1 mSv’dir (miliSievert). İnsan sağlığı için tehlike yaratacak doz 1 Sv’dir. Yani 10.000 tane diş filmini aynı anda çektirmeniz gerekiyor.
  • Radyasyona sebep olan maddeler, kararsız izotoplardır.
  • Radyasyonun ne kadar az olup olmadığı önemli değildir. Eğer radyasyona maruz kalıyorsak (kaynağın cinsi ve dozu ne olursa olsun) risk hep var demektir.
  • Pilotlar sürekli yüksek irtifalarda görev yaptıkları için normal bireylere göre daha fazla radyasyona maruz kalırlar. Dolayısıyla bu kişiler “radyasyon çalışanı” kabul edilirler.
  • Yapay olarak üretilen radyoaktif elementler: Trityum, İyot-131, İyot-129, Sezyum-137, Stronyum-90, Teknisyum-99 ve Plutonyum-239.
  • Radyasyon “iyonlaştırıcı” ve “iyonlaştırıcı olmayan” radyasyon olarak ikiye ayrılır. İşte en büyük sıkıntı iyonlaştırıcı radyasyondur. Bizim de bundan korunmamız gerekiyor.
  • İyonlaştıran radyasyon alfa ve beta parçacıkları, nötron ışınları ile X ve Gama ışınlarından oluşuyor. Bir atomu iyonlaştırıcı etkisi ve gücü olan radyasyona iyonlaştırıcı radyasyon denir. Enerjisi ve frekansı yüksektir ancak dalga boyu küçüktür. Dolayısıyla girişkendir. Kararlı bir atomdan elektron kopartarak onu iyon haline getirir. Örneğin hücrelerde DNA yapısını bozar.
  • Tomografi cihazları, iyonlaştırıcı radyasyonla çalışırlar. Bunlar, hastanelerdeki atom bombalarıdır!
  • Yapılan araştırmalar göstermiş ki iyonlaştırıcı olmayan radyasyon vücutta yalnızca 1 derecelik ısı artışına sebep oluyor. Yani tespit edilebilen tek etkisi bu.
  • Cep telefonlarında sıkça kullanılan, SAR değeri spesifik soğurma hızı olarak çevrilebilir. SAR değeri, cihazın yaydığı radyasyonun vücut sıcaklığını arttıracağı değerin AB için beşte biri, ülkemiz için ise onda birine karşı gelen değerdir.
  • Vücutta radyasyona en hassas kısımlar göz, tiroit, beyin hücreleri ve üreme hücreleridir.
  • Cep telefonlarının en çok radyasyon yaydığı an arama tuşuna bastığımız andır. Bu anda cihaz, tüm gücüyle sinyaller göndererek en yakındaki baz istasyonlarını aramaya başlıyor. Konuşma başladıktan sonra bu radyasyon yayılımı azalıyor.
  • Cep telefonu iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynağıdır. İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun giriciliği az olduğundan, dalga boyu uzun olduğundan tepeleri, engelleri aşamıyor. Dolayısıyla dağda bayırda telefon çekmiyor.
  • Etkin doz: Tüm vücudun maruz kaldığı radyasyon dozudur.
  • İyonlaştırıcı radyasyonun ilk çeşidi alfa parçacıklarıdır: Bunları bir kağıt parçası ile durdurabiliriz. Zira kağıdın elektrik yükü çok fazla. Ancak solunum soluyla vücuda girince en çok hasara bunlar neden olur.
  • Beta parçacıkları: Bunları durdurmak için birkaç mm kalınlığında alüminyum levha veya fleksiglas kullanabiliriz. Burada ince, hafif ve ekonomik malzeme tercih etmek önemlidir.
  • Yoğunluğu (birim hacimdeki atom sayısı) fazla olan malzemeler radyasyon engelleyici olarak kullanılabilir. Kurşun çok iyi bir örnek.
  • Alfa ve beta ışımalarında parçacık atıyor, kütlesi var parçacıkların. Ama Gama ışımasında foton atıyor. Fotonların kütlesi ve yükleri yok. Delip geçiyor.
  • Gama ışınları enerjisi çok yüksek fotonlardır. Delicidirler. Fiziksel olarak delmekten bahsetmiyoruz elbette. Yani engellere takılmazlar. Dalga olarak iletilirler. Elektrik yükleri olmadığından da elektrik ve manyetik alanlarda saptırılamazlar.
  • Şöyle bir özetleyecek olursak; alfa ışımasını kağıtla, beta ışımasını alüminyum levha ile, gama ve X ışımasını kalın kurşun levha ile ve nötron ışımasını (ki en babası bu) su veya beton duvarla engelleyebiliyoruz ancak.
  • geiger

    Geiger Müller Sayacı

    Radyasyonun dozunu ölçen cihaza Geiger-Müller sayacı deniyor aklınızda olsun.

  • Radyasyona maruziyette harici ışınlanma ve dahili ışınlanma denen iki olay var. Harici ışınlanmada, radyasyon kaynağından temas kesilince doz alımı da bitiyor. Ancak dahili ışınlanmada, vücuda radyoaktif izotop girmişse ışınlanma günlerce devam ediyor.
  • Olurda radyasyona maruz kaldıysanız ılık bir duş alın.
  • Tomografi iyonlaştırıcı radyasyon kullanır, X ışını ile çalışır. Ancak MR, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon ile çalışır, zararsızdır.
  • Radyasyon dozu olarak 1 Sv(Sievert) doz, akut dozdur. Bu dozun altında bir doza maruz kalınmışsa oluşabilecek etkilere “stokastik (tesadüfi) etki” denir. Radyasyonun yol açacağı etkiler sadece kaynağın özelliklerine bağlı değildir. Hedefin de özellikleri çok önemlidir. Bu işte olasılık çok ön plandadır.
  • Eğer akut dozun üzerinde doz alınmışsa oluşabilecek etkilere deterministik etki denir.
  • 7 Sv’nin üzerindeki radyasyon dozu ölümcül dozdur. Bu dozun üzerinde radyasyona maruz kalan kişilerin %10’u ilk beş dakikada ölüyor. İlerleyen süreçte doz alanların %100’ü ölüyor.
  • Radyasyona maruz kaldıktan sonraki ilk birkaç hafta gizlenme evresi oluyor. İlk anda görülen bulantı, halsizlik etkiler ortadan kalkıyor. Ancak aynı etkiler bu sürenin sonunda çok daha şiddetli olarak ortaya çıkıyor.
  • En çok görülen bölgesel radyasyon hasarına Eritem deniyor yani güneş yanığı. Bronzlaşma dediğimiz olay kozmik ışınlardan kaynaklanan yanıklardır. Dolayısıyla güneşlenme düpedüz radyasyon yanığıdır. Bu yanıklar güneşlendikten hemen sonra değil, bir süre sonra oluşmaya, orta çıkmaya başlıyor. Bunun sebebi de radyasyonun içten dışa doğru yakmasıdır. Işın vücuda işlediğinde önce içteki hücrelerin yapısını bozuyor. Bu bozulma içeriden dışarıya doğru yavaş yavaş ilerliyor.
  • Nekroz ise radyasyon yanıklarının en kötüsüdür. Doku ölümü olarak özetleniyor. Ölen doku (parmak, el vb.) kesilip atılıyor.
  • Radyasyonla ilgili en büyük dezavantaj, radyasyonun hiçbir duyu organıyla hissedilemiyor oluşudur.
  • Uzaya gönderdiğimiz uydularda nükleer piller kullanılıyor. İşte bu pillerin ömürleri bitince uydunun da ömrü bitiyor. Bu teknoloji, nükleer enerjinin barışçıl kullanımının en güzel örneklerinden birisidir.
  • Duman dedektörleri, radyoaktif cihazlardır. Atıkları ise radyoaktif atıklardır.
  • Dünya’da meydana gelen en büyük 20 radyasyon kazasından biri 1998 yılında ülkemizde İstanbul İkitelli’de bir hurdacıda yaşandı. Üç adet Kobalt-60 radyoaktif kaynağının kullanım ömrü dolduktan sonra içerisinde konulduğu konteynerler parçalanmaya çalışıldı. Bu özel konteynerlere domuz deniyor. Hurdacıların bir şekilde ele geçirdiği bu üç domuz kaynakla parçalanmaya çalışılıyor. Aynı aileden 13 kişi hastaneye kaldırılıyor. Bir kişinin parmakları eriyor. Bir kişi ise kanser oluyor ve ölüyor. Söz konusu üç kaynaktan bir tanesi ise hala kayıp.
  • Brezilya’da bir hurdacı 100 gr. toz halinde radyoaktif madde buluyor. Bu maddenin göz alıcı rengi sayesinde (çelenkov mavisi) insanlar tarafından taşınıyor ve bütün bir yerleşim birimine dağılıyor.
  • Meksika’da yine bir hurdacı, 1 mm. çapında 6000 adet kobalt-60 kapsülünü içeren bir domuz alıyor. Bu domuzun hurdacı tarafından parçalanması sonucunda söz konusu radyoaktif kapsüller etrafa saçılıyor. Radyoaktif kapsüllerle kontamine olan metal hurdalarından inşaat demiri ve masa sandalye kaidesi üretiliyor. Bu malların yüklü olduğu kamyonlardan bir tanesi yolunu kaybedip bir araştırma laboratuvarının yakınına geldiğinde alarmlar ötmeye başlıyor ve olayın boyutları anlaşılıyor. İnşaat demirleriyle yapılan evler yıkılıyor. İnşaat işçilerinden dört tanesi kemik kanserinden ölüyor.
  • Radyasyon, ışık hızıyla hareket ediyor.
  • Bir radyoaktif elementin kendine özgü iki özelliği vardır: enerjisi ve yarı ömrü.

İşte yedi sayfadan derleyip toparladığım bilgiler bunlar. Umarım içerisinde işinize yaracak bilgiler vardır. Bu arada Radyasyondan Korunma Derneği’nin bir de internet sayfası var tabiki: http://www.trkd.org.tr

IMG-20160329-WA0004

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s