Ekinoksu Üç Geçe Kıyamete Bir Kala

kıyametekinoksHayır, dedin. “Senin” kadar uzundu. Fakat içerisinde “senden” en ufak bir parça yoktu. Hayır… Elimi uzattım belki dokunursam yüreğine, iz bırakır parmaklarım diye. Sarıp sarmaladın kendini kürklere ve saklandın iğrenç bir duvarın ardına. Oysa sen değil miydin en soğuk kış günlerinde kollarını dolayan çırıl çıplak? Ah içim yanıyor. Ve o fotoğraf hala çerçevesinde asılı duruyor. Başımı göğsüne yaslayıp ellerin yüzümde gezerken, iki pembe yanak ve bir masum bakışla durduğumuz öylece. Kaldırmıyorum.

Bu öyküyü, bu gece için, senin için yazıyorum. Belki bir gün kitap olur ya da bir şarkı. Belki her gün dinlersin belki de kapağını bile açmazsın.

Berbat bir çocukluğum vardı. Gerçi şimdi de çok büyümüş sayılmam. İlkokulda sınıf arkadaşlarım, okul arkadaşlarım ve mahalledeki herkes benden korkuyordu. Bu ilk başlarda inanılmaz keyif veriyordu bana. Henüz ortaokuldayken uyuşturucuyla tanıştım. İşte keyif almanın ne olduğunu o zaman öğrendim. Lise okumadım zaten. Ben hemen büyüyüp “korkulan birisi” oldum. Her şeyin de bir bedeli vardı elbette. Giderek yalnızlaştım. Üç beş kişi vardı ismimle bana seslenen, her biri en az benim kadar korkulan tiplerdi.

Karadeniz’in güzel bir liman şehriydi bizimkisi. Bir gün birkaç arkadaş yine canını yakacak birilerini bulmak için dolaşmaya başladık. Ruhsatsız da olsa silahım her daim yanımdadır benim. Böyle böyle gezip, gelip geçenlere söverken, uzaktan bir grubun tek bir kişiyi sıkıştırdıklarını gördük. Bizim gezdiğimiz, dolaştığımız yerlerde böyle şeyler olur hep. Bir de baktım ki sıkıştırdıkları çocuk bizim Talip. Seslenip küfürler ede ede grubun ortasına daldım. Önüme kim geldiyse vurdum. Baktım ki bir tanesi silahına davranmak üzere, benle birlikte yanımdaki arkadaşlarım da çektik silahları. Kime denk geldiyse sıkmaya başladık. Ekrem Abi vardı yanımda, iyi nişancıdır. Tuttu bir tanesini alnından vurdu. Herif vurulunca öylece durdu, gözlerime baktı, sonra Ekrem Abi’yi görmeye çalıştı. Katilini göremeden yere düştü. Çatışma bitti ve hemen kaçtık. Sonrası malum tabi. Birkaç gün içinde polis aldı hepimizi. Benim yanımda çatışmaya giren Ekrem Abi’ye 30 yıl verdiler. Ekrem Abi bizi satmadı. Yaşım o sıra 18’den küçüktü. Silah ruhsatsızdı. Hakim 4 yıl verdi. Onu da benim bile anlayamadığım bir şekilde, düşürdüler, bir şeyler oldu, yürüyerek çıktım adliyeden.

Denizi çok seviyordum. Bir de Neslihan’ı. Başkalarını korkutmayı da seviyordum. Ben insanların, benden korktukları, benim gücümü gördükleri için benden uzaklaştıklarını ama içten içe beni sevdiklerini sanıyordum. Oysa onlar, benden nefret ettikleri ve beni istemedikleri için benden uzakta duruyorlarmış. İlk defa o gün anladım bu gerçeği ve şoka uğradım. Öfkelendim ve dehşet saçtım. Neslihan’a mesaj attım. “Seni seviyorum” yazdım. “Sen bu hayatın pis bir artığından başka bir şey değilsin” diye cevap verdi. Çıldırdım, tehditler savurdum, önüme çıkan herkesi darp ettim, neredeyse kızı bile öldürecektim. Polis yetişti, kızı kurtardı. O gece nezarette sessizce beklemeye başladım. Polisler, “Aferin akıllandın bak” diyorlardı. Oysa ben ertesi gün olacakları planlamaya başlamıştım bile. Sabah olunca, beni tutuksuz yargılamak üzere serbest bıraktılar. Geçen seferden “akıllandığım için” silahı artık başka başka yerlerde tutuyordum. Gittim aldım, dayandım kapılarına şerefsizlerin. Tek suçu beni sevmemek Neslihan’ın kapısında bağırmaya başladım. Öldüreceğim! Rastgele birkaç kurşun sıktım. Ne oldu, ne çabuk oldu, polis aracının sesi duyuldu. Silahı da fırlatıp atıp kaçtım. Uzaklaştım, bir kaç hafta evden hiç çıkmadım. Sonra da bir geçe ilçeye gittim. Oralarda dolaştım.

Bekir var bizim. Eli şeyinde gezer hep. Bir gece telefon etti, “Lan gelin olum inanılmaz bir şey düşürdüm” diye. Ekrem Abi’nin davadan Tercan’la birlikteydik o sırada. Uyuşturucuyla haşır neşirdik. Çıktık gittik. Bekir’in arabada yarı baygın bir kadın yatıyor ön koltukta. Biz de arka koltuğa doluştuk. Hemen bizim meşhur koruluğa gittik. Bekir dedi ki, “Önce siz tutun, ben yapayım, sonra sırayla…” Kadın artık neden bilmiyorum, yarı baygındı. Arada ayılıyor, yüzümüze bakıyor ama bir şey diyemiyor. Bekir parçaladı bunun üstünü başını. Önce o. Sonra da ben. Tercan uzun süre kadının yüzüne baktı ve yutkundu. “Ben yapmayacağım” dedi. Güldük buna. Kadının yüzüğünü, bilekliğini aldım. Kulağından küpeyi çıkartırken eti yırtıldı biraz. Telefonunu ve parasını da aldıktan sonra bunu çırıl çıplak orada bırakıp ayrıldık. Bekir tehdit etti sadece. Halbuki öldürmeliydi.

Ertesi gün, daha biz ayılamadan polis geldi aldı bizi. Nasıl dövdüler nasıl dövdüler anlatamam merkezde. Ve yıllardır ucu ucuna yırttığım hapse, bu sefer epey uzun süreli olarak düştüm. En üst sınırdan, 25 yıl.

Hapishane bizim mahallenin küçüğü sanki. Her tip insan var. Genci, yaşlısı, zalimi, merhametlisi… Yaşım 20 ama vicdanım kuru. Bana bakanlar “Sen 40 yaşındasın” diyordu. Ben de hiç kimseyle dost olmadım. Yüzüme bakanın yüzüne tükürdüm. Hapiste de macera devam etti yani. Şiddetin dozu hiç eksilmedi. Hücre cezası alıyordum sürekli.

Bir gün hayatımda hiç hissetmediğim bir acıyla uyandım. Önce şişlediler sandım. Öyle diyordu Ekrem abi çünkü, geçen yıl ölmeden önce ziyaret etmiştim. “O şişin acısı kurşundan daha beter” diyordu. Bağırdım, sövdüm sağa sola. Geldi aldılar beni. Doktor öyle çok detaylı da bakmadı bana. “Böbreklerin çok kötü, şu ilacı adam gibi kullan, yoksa perişan olursun genç yaşta” dedi. Şimdi burada bir kural var. Eğer kafa hapı dediğimiz psikoloji ilacı alıyorsan, gardiyan getirip tek tek kendi veriyor. Yok eğer ağrı kesici, grip ilacı falan alıyorsan ilaç sende duruyor. Doktor da yirmilik kutuyu bana verdi. İlacı alıp koğuşa döndüm. Biraz uzandım. Ama ağrı hafiflemedi. İnlemeye başladım, kimse dönüp bakmadı. Neden baksınlar zaten, en az yarısını dövmüştüm bugüne kadar. Ağrım iyice artınca sağa sola vurmaya başladım. Baktım olacak gibi değil, kutunun kapağını açıp yirmi ilacın hepsini yuttum. Birkaç dakika ağrı dinmedi hiç, sonra biraz gevşedim, ama o ağrı bu sefer on katı sapladı bedenime. Çırpınıyordum, ben çırpındıkça herkes eli belinde beni izliyordu. Neden sonra düğmeye bastılar da gardiyanlar gelip beni aldılar. Önce revire gittik. Kustum iyice. Sonra üzerime doğru gelen gardiyana tekme attım. Yere düştü başını çarptı. Diğer bir tanesinin boğazına sarıldım. Öldürürsem belki rahatlarım diye düşündüm. Sonrasını hatırlamıyorum işte.

Gözümü açtığımda her tarafı sünger kaplı o lanet hücredeydim. Sonra yine daldım. Rüya görüyordum. Annemi gördüm önce. İçimde pek bir şey kıpırdamadı. Sonra Neslihan’ı gördüm, nefret ettim. Sonra her şey giderek karanlıklaştı ve kayboldu. Bir sarsıntı hissettim ve bembeyaz oldu her şey…

Yaz kızım, sanığın aldığı aşırı doz ilaç sebebiyle, hücre içerisindeyken hayatını kaybettiği anlaşılmış olup detaylı soruşturma ve inceleme sonucunda cezaevi personelinin bir ihmali olmadığına karar verilmiştir. Neslihan ölüm haberini aldığında çok mutlu olmuştu. Yaşadığı tecavüzün şokunu hala atlatamayan Dilara’ya ise haberi avukatı vermişti. Herkes mutluydu, komşular, mahalleliler, şehirliler, deniz, kuşlar ve hatta gardiyanlar bile.

Aradan 6 yıl geçti. Ben nereden bileyim ölümün dirimden daha çok para edeceğini… Adını sağken hep duyardım, o en büyük mahkemenin. Annem boş durmamış, ben hayattayken uğradığı zararı telafi etmenin peşine düşmüş. Ne yapmış, ne etmiş, o mahkeme annemlere 50 bin lira tazminat vermiş, hem de 6 yıllık faiziyle.

İşte bu kadar. Hayatta değerim bu. İki kadına zarar verdim. Hapis yattım. Kendimi öldürdüm. 50 bin lira tazminat kazandırdım annemlere. İşte benim değerim bu. Kıyamet geldiğinde, bunları anlatacağım.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s