İyi Bir Münazara İçin İpuçları – 2

why-men-and-women-argue-and-how-to-stopŞu sıralar blogun en çok okunan yazılarından bir tanesi, bundan tam 7 küsür sene önce yazdığım İyi Bir Münazara İçin İpuçları isimli yazı sevgili okur. Dolayısıyla bu yazıya bazı eklemeler yapmak gerekti artık. Tıpkı bir önceki yazı gibi, bu yazıda da herhangi bir Kaynakça göstermiyorum. Çünkü yazacaklarımın tamamı benim kendi düşüncelerim ve nacizane tecrübelerimden çıkardığım sonuçlardır.

Münazara, toplumda yaygın olarak bilinen bir klişe fikir üzerine ya da dönem itibariyle ortaya çıkan bir soruna yönelik olarak geliştirilen, iki zıt düşüncenin bir birine üstün gelmeye çalışmasıdır. Bu esnada düşünce savunucuları, onları izleyen ve çoğu zaman kazananı da belirleyecek olan kitleye, toplayabildikleri delilleri sunmanın yanı sıra ikna kabiliyetlerini de sunmak zorundadırlar.

Bir önceki yazıda anlattığım yöntemler münazaranın genelinde kullanabileceğiniz tavsiyeleri içeriyordu. Bu yazı da düşünce savunma yöntemlerinden bahsetmeye çalışacağım.

İlk yöntemimiz “oltaya çekme”. Tekrar belirtmekte fayda var, burada anlatacaklarım herhangi bir kaynaktan alınan ya da literatürde yer aldığı şekliyle anlatılan hususlar değildirler. Devam edelim. Oltaya çekme yönteminde, konuşmanızın son kısmında sizden sonraki konuşmacıya yönelik olarak bir klişe üzerinden tuzak bir fikir atmalısınız. Konuşmacı bitirdiğinde ve sıra size ya da takım arkadaşınıza geldiğinde ise oltaya yakalanan konuşmacıyı ifşa edeceksiniz. Bir örnekle anlatayım. Nükleer enerjiyi savunduğunuzu varsayalım. Konuşmayı bitirirken, “Zaten baktığımızda Avrupa’da AAAA ve BBBB başta olmak üzere pek çok ülkenin de nükleer enerjiyi yaygın olarak kullandığını görüyoruz.” deyip yerinize oturun. Karşı takım nükleer enerjiyi savunmadığı için ve muhtemelen konularına iyi hazırlandığı için bir sonraki konuşmacının ilk sözü “Az önce böyle söylediniz ancak AAAA tüm nükleer santrallerini kapatıyor.” olacaktır. O anda karşı takım üyesinin kazandığı puanlar gözünüzü korkutmasın. Konuşması bittiğinde siz ya da takımınızdan ilk çıkan kişinin kuracağı cümle şu olmalıdır: “AAAA ülkesi nükleer santralleri kullanmakla da kalmayıp Dünya’ya artık teknoloji satmaya başladığı için santrallerini kapatabilir. Üstelik kapattığı santraller, ekonomik ömrü dolduğu için zaten kapatmak zorunda olduğu santrallerdir. Bir santralin ömrünü ortalama 40 yıl düşünürsek, bu bile bizim ne kadar geç kaldığımızın bir delilidir.” Burada vermek istediğim fikir, daha az bilinen bir gerçeği ortaya koymak için öncesinde hazırlık yapmalısınız. Bu örnekteki rakamları ve fikirleri tamamen uydurdum bu arada.

İkinci yöntemimiz ise “çok iyi bilinmeyen gerçek” yöntemi. Bu yöntemi uygulayabilmek için çok iyi araştırma yaparak birazcık da şanslı olmanız gerekiyor. Münazarada ana fikri geliştirmek için muhakkak başka alanlardan, başka bilimlerden, toplumsal olaylardan örnekler vermelisiniz. Bu örnekleri verirken izleyicinin aşina olduğu örnekler seçin ancak duyacakları sonuç onları şaşırtsın. Örneğin askeri gücün mü yoksa politik gücün mü daha etkili olduğunu münazara ediyorsunuz. Siz politik gücün daha önemli olduğunu savunuyorsunuz. Şu örneği verebilirsiniz. “1915 yılında, Çanakkale Savaşı’nda kahraman ordumuz sayıca ve imkanlar bakımından daha zayıf olmasına rağmen savaşı kazandı ve İstanbul’un işgal edilmesini önledi.” Bu noktada izleyiciler askeri gücün etkisini sorgulamaya başladılar. Ve bitirici vuruşu yapın: “Ancak gelin görün ki aynı İstanbul, 1918 yılında İtilaf Devletleri’nin politik baskı ve dayatmaları sonucunda yaşanan gelişmeler neticesinde tek bir kurşun atılmadan işgal edilmiştir.”

Konuşmacının tavırları önemlidir sevgili okur. Etkili olabilmek için yandaş toplamak zorundasınız. Dolayısıyla sempatik davranmalısınız. Karşı konuşmacıya karşı saldırgan bir tutum içerisinde olmak, demagoji yapmak size çok kısa bir anlığına avantaj sağlar, ancak toplama baktığımızda ne yazık ki olumsuz etkilenirsiniz.

Anlattıklarınıza şahit göstererek, özellikle de seyirciyi şahit göstererek inanılırlığınızı arttırabilirsiniz. Seçilen konular bazen apaçık bir gerçekle şüpheli bir gerçeğin karşılaştırılması olabilir. “Gündüz vakti gökyüzü mavi midir, renksiz midir?” şeklindeki bir konuyu münazara ederken şüphesiz “mavi” rengi savunan takım daha avantajlıdır. Bu durumda “sokaktan geçen vatandaş” algısını yıkmak için çok daha bilimsel olmak zorundasınız. Rengin ne olduğunu, ışığın ne olduğunu, görmenin ne olduğunu anlatmanız gerekecektir.

Umarım bu bilgiler birilerinin işine yarar ve kazanmasını sağlar. Öpüyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s