Proofhead Gaziantep’te! – 2

Yazının ilk bölümünü okumak için tıklayın.

Saat 13.20’de İmam Çağdaş’ın kapısındaydık. İçeri girdik, ancak bir sorun vardı. Hem de çok önemli bir sorun. Kapıdan içeri girdik ve bir kişi bize merhaba bile demeden, “Üst kata” dedi. O an Sercan‘a hak verdim. Bu iş hep böyle oluyor. Bir mekan, herhangi bir şekilde lezzetiyle ön plana çıkmaya başlayınca, kalitesi ve müşteriye olan ilgisi giderek azalıyor, bayağılaşıyor, yapmacık oluyor.

gazin022İmam Çağdaş, gördüğümüz kadarıyla Gaziantep‘teki en meşhur kebapçıydı. Alt katta hemen girince üzerine “Nusret Bey” yazan baklava kolileri göze çarpıyor. Nusret’e her gün giden havuç dilimlerdi bunlar büyük olasılıkla. Kendimize bir yer bulup lahmacun, alinazik ve sonrasında baklava sipariş ettik. Alper, lahmacundan bir ısırık alıp yüzüme baktı ve “Oğlum lahmacun böyle bir şeyse, biz ne yiyoruz lan?” dedi. Vah canım kardeşim. Alinaziği kıyma ve et karışık söyledik. Kıyma dediği de aslında şiş köfte gibi diyeyim. İlginçtir, Gaziantep’te köfte ve türevlerine “kıyma” diyorlar. Olamaz, dediler Alper’in arkadaşları. Böyle bir tat olamaz! İmam Çağdaş’a lezzet olarak diyecek hiçbir şey yoktu gerçekten. Sonrasında baklavaları beklerken Dünya’nın en imkansız olaylarından biri oldu ve Alper’le sınıf arkadaşımız, Emrah Dal‘ı gördük! En son mezunlar buluşmasında gördüğümüz arkadaşımızı, Gaziantep’te bir kebapçıda bulmak nasıl bir tesadüftür yahu?

gazin016

Alper – Emrah – Ben

gazin023

Alinazik

senciİmam Çağdaş faslını kapatıp, Emrah’la da vedalaştıktan sonra Tütün Hanı denilen yere gittik. Burada zahter dedikleri çaydan içtik. İçmeyin. Boşuna “zahter” ismine para vermeyin. Kekikli sıcak su. Hiçbir olayı yok. Buradan da Almacı Hanı isimli yere gittik. Gitmeden önce irili ufaklı pek ok başka hanlardan geçtik. Her bir iç içe zaten. Almacı Hanı’nda da ufak tefek çerez merez alışverişlerimizi yaptık. Hemen hemen tüm esnaf artık Türkiye’nin her yerine kargo yapaıyor. Bu şekilde hem online hem de yüz yüze gelişmiş bir ticaret var.

Buradan çıkıp başka bir katmerciye, Katmerci Zekeriya Usta‘ya gittik sat 15.45’te. Bu Zekeriya Usta’nın dükkanına giderken terkedilmiş bir sokaktan geçiyorsunuz. Burası yine bana ilham verdi ve “Organ Pazarı” isimli bir mini öykü yazdım. Zekeriya Usta, metanetsabahtan beri girip çıktığımız tüm katmercilerden farklıydı. Bir kere servis açmıyor. Çatal bıçak isterseniz elle yemeniz gerektiğini söylüyor. Üzerine çay istiyorsunuz mesela. Ama çay da yok, çatal bıçak gibi. Buradaki katmer günün en başarılı ikinci katmeri oldu. Şöyle bir önerme geldi: Metanet Katmer Salonu‘ndaki katmerin iç kısmı ile Zekeriya Usta’nın katmerinin dış kısmı birleşirse “Dünya’nın En İyi Katmeri” olabilir. Ancak fiyat yönünden Zekeriya Usta, diğerlerine göre açık ara çok daha ucuz, onu da söyleyeyim hemen.

tahmisBuradan çıkıp Tahmis Kahvecisi isimli mekana gittik. Menengiç kahvesini çok başarılı bulmadı yine ekibimiz. Kahveden sonra da vakit kaybetmeden Bey Mahallesi denilen yere gittik. Burada, Ermenilere ait eski evler yer alıyormuş. Gaziantep’te beni en çok etkileyen yerlerden birisi de burası oldu. Daracık sokaklar, tipik Ermeni mimarisinin belki de en iyi korunmuş örneklerini gördüm burada. Kapıların üzerindeki mükemmel kemerler, binaların yapıldığı kesme taşlar falan muazzamdı sevgili okur. Mahalle de bir tanesi oyuncak müzesi olan, iki tane de müze vardı. Ancak kapanışına yetişebildiğimiz için gezemedik.

 

Otele gittiğimizde tükenmiş haldeydik. Ramazan ayı içerisinde Gaziantep’te olmanın mehmetustabelki de en kötü yanı, tüm restoranların bunu bahane ederek fiks menü sistemine geçmiş olmasıydı. Fiks menü diyor, fiyatlar kişi başı 75-80 TL civarında! Eskişehir gözünü seveyim. Biz de Küşlemeci Mehmet Usta‘yı tercih ettik. 19.30’da mekana geldiğimizde içimizde kabaran bir başka duygu daha vardı: Şampiyonluğun ayak sesleri. Evet, Galatasaray maçı başlamıştı. Telefondan takip ediyorduk. Mekanda televizyon olmadığı için garsonlar da zaman zaman gelip bizden soruyorlardı skoru. Küşlemeci Mehmet Usta, çok da inanılmaz bir lezzet sunamadı bizlere. Akılda çok kalan bir detayı yoktu. Fıtratı gereği, küşleme güzeldi diyebilirim. Buradan çıktığımızda maçın ilk yarısı bitmiş ikinci yarı başlamıştı. Hemen yakınlarda bulunan Gaziantep Evi isimli mekana geçtik. Biz çay içecektik, Alper’in arkadaşları ise içli köfte istediler ama gelince çok da hevesle yemediler. Biz kablosuz kirkayakinternet bulup maçı izlerken, garson geldi, hiçbir şey söylemeden kocaman bir tabak Antep fıstığını masaya bırakıp gitti. Merve‘ye dedim, Eskişehir’de çekirdek ikram ediyorlar, bak burada da Antep fıstığı… Birazdan görecektim ikramı. Bu arada Galatasaray maçı kazanmış, Gaziantep sokakları bayram yeri olmuştu. Futbol faşizanı Eskişehirimizin aksine, ülkedeki hemen her şehrin sokaklarında  olduğu gibi burada da taraftarlarımızın coşkusu vardı. İşin komik tarafı, ertesi gün bu faşizanlığı Eskişehir’in yerel gazeteleri de öve öve göklere çıkaracaklardı. Neyse, mutlu mesut çayımızı içip hesabı ödemeye gidince az önce ikram sandığımız çerezin 25 TL’lik devasa bir kazık olduğunu gördük. Dolayısıyla Gaziantep Evi isimli bu mekana giderseniz size verilen bu çerezi hemen masadan kaldırın. Neden? Çünkü zaten gün içerisinde çarşıda gezerken burada yediğinizden çok daha kaliteli ve çok daha fazla çerezi, esnaf size ikram edecektir. O açıdan esnafın hakkını vereyim. İzzet ikramda sınır yok.

gazin024

Küşleme

cumbaCadde boyunca devam eden şampiyonluk kutlamalarına eşlik ede ede önce Koçak Baklava‘ya, sonrada Cumba Künefecisi‘ne gittik. Şimdi kendime soruyorum, her şeyi anladım da, biz Gaziantep’te neden künefe yedik? Neyse, saat 22.00’yi geçmişti Cumba’ya geldiğimizde. Çok iyi bir künefe yedik. Yalan yok ama, “çay yoktu”. Garsonlara sekiz defa söyledikten sonra dokuzuncuda gelip “müşteri sayısı çok fazla olduğu için çay yetişmiyor kazanı kapattık” dediler. Vaov.

gazin025

Otele geçtik sonra, herhalde deliksiz, ölü gibi uyumuşumdur. Tüm gün yürümüştük zira. Telefonum tüm zamanların yürüyüş rekoru diye ardı ardına bildirimler gösterdi. Ertesi sabah erkenden kalkıp hemen otelin önünden kalkan Havaş’a binip önce havaalanına, oradan da Ankara’ya geçtik. Uçaktan tam zamanında sorunsuz olarak inip havaalanı dışındaki otoparka ve oradan da tren garına gittik. Trende yanımın boş olmasını bilip uyudum. Eskişehir’e geldiğimde hala yorgunluktan bacaklarım titriyordu. Eve gittikten sonra da hiçbir şey yapmadan uyudum. Saatlerce ve günlerce…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s