Proofhead Balkanlar’da 2 – Belgrad

İlk bölümü okumak için tıklayın. Yazının ilk bölümü şimdiden birilerinin işine yaramaya başlamış bile. Balca’dan çok güzel bir geri dönüş aldım. Teşekkür ederim. Bu kısım biraz uzun oldu ama gezinin de en keyifli kısmıydı.

Çılgın bir açlıkla şehre ayak bastık. Kalacak yeri önceden rezerve ettiğimiz için aklımızda ilk olarak yemek vardı. Tüm o saatler süren yolculuk bizi acıktırmıştı. Şansımıza çok merkezi bir yerde boşluk bulup aracımızı park ettik. Yürüme mesafesindeki Republic Square (Cumhuriyet Meydanı) ulaştık. Burada Sırpların meşhur Prensleri Mihailo’nun  (Miloş) heykeli var. Heykelin bulunduğu alan şehrin buluşma noktası olmuş. Hemen yakında Knez Mhailova Caddesi var ki burada o Avrupa şehri havasını hemen hissedebiliyorsunuz. Biz bu şekilde açlıktan kırılarak ama tüm detayları da atlamadan dolaşa dolaşa Restoran Prolece’ye geldik. Sokağa yayılmış, sevimli, geleneksel yemeklerin de bulunduğu bir mekan burası.

balk44

Republic Square

balk40

Knez Mihailova

balk41

Tıkla büyüsün

İşletmeci sekiz kişilik kafilemizi görünce koşarak geldi yanımıza, şaka yok. Saat 18.15’te buraya oturduk. Siparişlerimizi verdik. Menümüz ağırlıklı olarak etten oluşuyordu. Özel bir tavuk sarma yemeği aldık bir de. Tavuğun içerisini kaymakla dolduruyorlar. Etleri özellikle “çok iyi pişmiş” olarak belirttik. Buna rağmen yine de iç kısımları biraz çiğdi. Denemek isterseniz sakın ola az pişmiş demeyin, normal pişmiş hali, bizdeki az pişmiş gibi zira. Burada epey klas bir yemek yedik. Haliyle hesap da kallavi oldu. Yemeğe bir seferde verdiğimiz en çok parayı, burada verdik. Ama yedik. Hakkını vererek ve en iyi yemeklerden yedik. Bir de örneğin bizde, yemeğin ardına gelen çay ikramdır. Balkanların tümünde (Prizren hariç) özellikle bizim içtiğimiz çay (ki onlar siyah çay – black tea diyorlar) parayla oluyor. Sadece tea ya da çay derseniz size yanında ufak bir paket bal da olan bitki çayı getiriyorlar. Haberiniz olsun.

balk42

Çay servisi

balk43

Belgrad’daki farklı mimari örnekler

Yemek faslından sonra hava da kararmaya başladığı için hızlıca bir turladık şehirde. Saat 21.00’de şehrin biraz dışındaki bir otele gittik. Gecelik fiyatı 31,5 Euro idi. Otele eşyalarımızı bırakıp Savamala denilen bölgeye gittik. Burası nehrin kıyısı boyunca uzanan bir yerleşim. Aracımızı park ettiğimiz yerde barlar sıralanıyordu. Ancak gözüme çok tekin görünmedi buralar. Nehir kıyısı boyunca yürüyerek diğerlerinden farklı olarak, metal malzemeden yapılan ve üzerinden troleybüslerin geçtiği bir köprüye kadar yürüyüp oturduk. Bu metalden yapılmış köprünün hikayesini anlatacağım ileride. Eskiden liman olarak da kullanılan bir alanda nehri izledikten sonra, tekrar akşam yemek yediğimiz Republic Square civarına geçtik saat gece yarısına gelirken. Bu arada, bu bölgede aracı park edebileceğiniz ilave bir yer yok. Otopark bulmak şart.

balk39

balk20

Tam meydanın ortasında bir dondurmacı var. Kepçesi 130 dinara dondurma satıyor. Epey bir çeşit var. Dondurmaları alıp hemen oradaki bir kafeye oturup, orada satılan dondurmaların fiyatını görünce kazıklandığımızı anladık. Neredeyse yarı fiyatına kafede de yiyebilirdik. Burada gece saat 01.00’e kadar oturduk. Otele gitmek için yola çıktığımızda bir polis çevirmesine denk geldik ve aracı durdurdular. Tabii biz tedirgin, tabii biz gergin. Aracımızın camları da siyah filmli olduğu için içerisi görünmüyor. Adam tüm pasaportlarımızı aldı. Gitti geldi, tek tek sordu kim kimdir diye. Neyse, fazla bir uğraştırmadan iyi geceler diledi ve biz de nihayet otele gelebildik. Saat 02.00’de uyuduk ve ikinci gün de bitti.

balk35

Rehberimiz Jovana ve FreeWalkingBelgradeTour şemsiyesi

Ertesi sabah saat 8’de kalkıp kahvaltıyı ettik. Kahvaltıyı otelin önündeki anlaşmalı bir restoranda yaptık. Fena değildi. Sonrasında hızlıca Prens Mihailo Heykeli’ne, yani merkeze gittik. Çünkü saat 11’de “Free Walking Belgrade TourÜcretsiz Yaya Belgrad Turu” vardı. Aynı isimli  bir organizasyon, her gün, günde iki defa 11 ve 16’da, bu heykelden başlayıp meşhur Belgrad Kalesi – Kalemegdan’da biten bir tur düzenliyor. Biz de koştuk yetiştik. Tam saatinde şirin rehberimiz Jovana anlatmaya ve tura başladı. Sarı şemsiyesiyle hemen ayırt ediliyor zaten. Dediğim gibi tur tamamen ücretsiz. Yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Herhangi bir araç kullanmaya gerek kalmıyor. Turun sonunda isterseniz bahşiş verebiliyorsunuz ve kızcağız size elinde kalemiyle istediğiniz bir rotayı haritanız üzerinde çizebiliyor. Şimdi onun iki buçuk saat boyunca anlattıklarından derlediğim güzel bilgileri paylaşacağım. Bu yazıyı yazmaya hazırlanırken pek çok farklı siteden yararlandım. Ancak büyük bir samimiyetle söyleyebilirim ki çok azında burada okuyacağınız detaylar yer alıyor.

 

  • balk36Şu anda heykelin yer aldığı meydanda, Osmanlılar zamanındayken büyük bir kapı varmış. Bu kapı Osmanlının fethini, şehri ele geçirişini simgeliyormuş. Şehir Osmanlı himayesinden çıkınca, yaptıkları ilk şey bu kapıyı yıkmak olmuş.
  • Meydanda heykeli bulunan Mihailo (Miloş), Sırpların ilk prensi. Aslında ilk zamanlarda Osmanlı’ya yakın bir tutum sergiliyor. Ancak ilerleyen zamanlarda başlayan ayaklanmalarda kendi milletine öncü oluyor. Meydandaki heykelde parmağı güneyi, yani İstanbul’u gösteriyor.
  • Rehberimiz ilk olarak heykelle ilgili bir sürü detayı anlattı ve şu soruyu sordu: Sizce bu heykelde ne eksik? Baktım baktım ve bulamadım açıkçası. Ancak bir kadın cevabı biliyordu: Şapkası. Ve böylece rehberimiz kendisine küçük bir magnet hediye etti. Evet, heykelin şapkası yoktu. Aslında o dönemdeki tüm askerlerin şapkaları meşhurmuş. Ancak bunu yapan sanatçı unutmuş yapmayı. İade etmek falan istemişler heykeli ama olmamış. Onlarda bu haliyle yerleştirmişler meydana.
  • balk34Yolculuğun bir sonraki kısmı Bohemya Sokağı. Yani bizdeki karşılığı Barlar Sokağı ya da İstanbul’daki Nevizade. Hemen her mekanda müzisyenler var. Akordeon, gitar ve üflemeli çalgılardan oluşuyor bu orkestralar. Sokağın başında ve sonunda, çeşitli Avrupa şehirlerinde yer alan Bohem sokaklarına olan mesafeler var. En tepede de “Mesetc” yani “To the Moon” yani “Ay’a kadar yolu var” tabelası yer alıyor. Yani bunlar da içince mehtaba çıkıyorlar 🙂 Özellikle savaş ve yıkım dönemlerinde halk bu sokakta bir araya gelerek moral depolarmış. Burada yer alan çeşmenin suyu içiliyor. Yanınızda şişe, matara vs. varsa doldurun. Market sularından daha lezzetli.
  • Meşhur bir et yemeğinden bahsetti: Karacorceva.
  • Belgrad’da halen korunmuş olarak kalan bir Osmanlı yapısı var: Konak. Osmanlı Balkan mimarisinin kalan son eseriymiş bu Konak. Harem ve selam olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Rehberimiz haremi, günlük ev işlerinin yapıldığı ve mutfağının bulunduğu kısım; selamı ise resmi işlerin ve ciddi meselelerin konuşulduğu kısım olarak tanımladı. Bu binayı anlatırken şöyle de bir ekleme yaptı. Osmanlılar zamanında eğitim sistemi yokmuş. Eğitim almak için çok zengin olmak gerekiyormuş. Bu yüzden eğitim almak isteyenler başka Avrupa şehirlerine gidiyorlarmış. İşte bu şekilde yurt dışında eğitim alanlardan biri olan Vuk Karadzic, ülkesine dönünce bu konağı bir okula dönüştürmüş. Burada Sırp Kiril alfabesinin ve linguistiğinin temelini atmış. Bu kurala da “One letter-One Sound” yani “Bir harf-Bir ses” kuralı deniyor.
balk32

Konak

balk33

  • Dille ilgili bahsederken “bizlerin soyadlarının “-viç” ile bitmesinin sebebi…” diye bir cümleye başladı ancak devamını anlayamadım. Sonra da sormayı unuttum. Giden olursa sorup benimle de paylaşabilir. Ya da bilen varsa lütfen yorum olarak yazsın.
  • Yine dilleriyle devam edeyim. Sırbistan ve aslında Slav ülkelerinin çoğunda Kiril alfabesi resmi alfabe. “Bu bizim kültürümüzün ve geçmişimizin bir parçası” diyor rehber. Latin alfabesiyle de 100 yıl önce tanışmışlar Yugoslavya döneminde. Modern hayatı ve teknolojiyi de latin alfabesiyle takip ediyoruz, diyor.
  • Zdrava – Merhaba, Hvala – Teşekkür ederim
  • Slavların kökenleri Karpatlarmış. Yugoslav sözcüğündeki “Yugo” Rusça güney demek. Yani bunlar da aslında Güney Slavları oluyorlar. Bosnalılar, Osmanlı döneminde Müslümanlığı benimseyen Slavlar. Yani Türkiye’de bazıları Bosnalıları “soydaşlarımız” olarak tanımlıyorsa da yanılıyor. Rehberin gösterdiği haritada, Yugoslavya’dan ayrılarak bağımsızlık ilan eden tüm diğer Slav ülkeleri vardı ancak Kosova yoktu. Sordum. Neden yok, dedim. Rehber de gayet objektif bir şekilde Kosova’nın bağımsızlığının halen Sırbistan tarafından tanınmadığını, bu ülkeyi Sırbistan’a bağlı bir otonom olarak kabul ettiklerinden bahsetti.
  • balk31Bohemya Sokak’tan çıkıp biraz yürüyünce Belgrad’da kalan son cami olan Bayraklı Cami’nin önünden geçtik. Buraya bayraklı denmesinin sebebi, bir zamanlar ezan okunurken çok uzaktan görülsün diye minareye bir bayrak asılırmış. Hemen çok yakında bir de sinagog var.
  • Buradan kaleye geçtik. Ah Belgrad kalesi… Gerçekten çok güzel, tarihi bir atmosferi var. Bu noktada kendi ekibimizden iyice koptum ama bu sayede rehberden çok daha fazla bilgi alabildim.
  • Kaleyi ilk olarak Romalılar yapmış ilginçtir. Karpatlarda tarih sahnesine çıkan Slavlar, o dönemlerde paganlarmış. Romalılar bunlara (ve aslında Romalı olmayan herkese) barbar diyorlar ve nehrin hemen kıyısına kurdukları bu uç sınırı şehrini geçemesinler diye bu kaleyi ve surları inşa etmişler. Gerçekten de kale, Tuna ve Sava Nehirlerinin birleşim noktasındaki doğal bir tepeye kurulmuş ve bölgeye çok hakim.
balk30

Kalenin girişi

balk29

  • Slavlar, nehrin ötesinde beyaz kesme taşlardan yapılan bu kaleye ve kalenin ardındaki şehre “Beyaz Şehir” diyorlar. Belyy(beyaz)-Grad(şehir) yani. Yıllar sonra kaleyi de şehri de ele geçirip burada ikamet ediyorlar. Sonra 1400’lü yıllarda Osmanlı gelip kuşatıyor şehri. Ancak alamıyor bir türlü. Bu geliş gidişler tam bir asır sürüyor. Bu noktadan sonrasını, rehberimizin kullandığı kelimelerle anlatıyorum: “Bir asır sonra tarih sahnesine Muhteşem Süleyman (Solomon The Magnificent) çıktı. O, çok iyi bir asker ve ne istediğini bilen birisiydi. Buraya yalnızca bir defa geldi ve istediğini aldı.” Evet, Kanuni kaleyi aldıktan sonra “Bu ne biçim kale lan eski püskü yüzyıllık?” diyor. Tutup kalenin en önüne iki tane büyük burç ve bir kapı yaptırıyor, önüne de derin bir hendek kazdırıyor. Burçların altını da zindan olarak kullanıyor ki Sırplar halen daha bunlara “Zından” diyorlar.
  • balk28

    Kanuni’nin yaptırdığı kapı

balk27

Tıkla büyüsün

  • Osmanlı idaresinde kalan kaleye epey bir bakım onarım yapılıyor. İç kısımda bir “Sokoloviç Çeşmesi” de var ki bildiğin Sokullu Mehmet Paşa’nın adına yapılmış. Sonra Belgrad kaybedilince, Avusturyalılar kaleyi alıyor. Onlar da tüm kaleyi kuşatan yani bir yapı yapıyor ve en dışa iki tane yeni kapı ekliyor. Kalede tuğla rengi görünen yapılar bunların sonradan yaptıkları.
balk25

Tıkla büyüsün

  • balk24

    İki nehrin birleşme noktası

  • Kalede bir gözlem tepesi var. Burada Tuna ve Sava Nehirlerinin birleştiği noktayı görüyoruz. Sava çok fazla alüvyon taşıyor ve dolayısıyla rengi de diğerine göre daha sarı. İşte bu alüvyonlar tam ortada noktada birike birike bir ada oluşturmuşlar. Müthiş bir delta ovası burası. Hiçbir yapılaşma yok. Tam bir balta girmemiş orman – jungle örneği. Alanda tam 144 tane korunmuş tür yaşıyor. Avrupa’da en fazla kuş türünün bulunduğu alanlardan bir tanesi. Bu adanın böyle korunabilmesini ise adanın akıllı – smart bir ada olması sayesinde. Çünkü kış mevsimi gelince adanın yarısına yakını sular altında kalıyor ve korunuyor. Adanın ismi Dünya Savaşı (Great War) Adası. Evet, birinci ya da ikinci değil. Çünkü ismi konulduğunda Dünya’da henüz tek bir dünya savaşı olmuş. Savaştan nefret etmişler. Adı da Dünya Savaşı Adası olarak kalmış.
  • Peki neden Dünya Savaşı Adası? Çünkü nehrin diğer yakası Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na aitmiş o dönemde. Meşhur hikaye vardır hani bir Bosnalı bir Sırp suikastçi Bosna’da veliaht prensi öldürür. Sonra savaş başlar diye. İşte bu savaş bu adada başlıyor. Sınırın ortasında burası var çünkü.
  • balk22

    Sığınak

    Burada bir günbatımı tepesi var. Sırp gençler genelde sevgililerinden ilk öpücüklerini bu tepede alır, diyor. Güzel manzarası olan bir yer. Aradan epey zaman geçip kaleye gelip giden sayısı artınca, 2007 yılında demişler ki, bu tepenin eteklerine düzgün bir yol açalım. Yol için kazmaya başlayınca bir de ne görsünler? Lan meğer o tepenin altı sığınakmış! 1947’de yapmışlar soğuk savaş döneminde, gizlice. Yıllarca da unutulmuş öylece kalmış.

  • Kalede, poposu ziyaretçilere, ön tarafı ise nehre dönük, yüksek bir kaide üzerinde konumlanmış bir heykel var. Pobednik yani Zafer Heykeli. 1928’de Balkan Savaşını kazanınca bu heykeli yapmışlar. Oh
    balk23

    Zafer Heykeli

    demişler, artık savaşlar bitti. Bıktık, yıldık savaştan. O yüzden heykeli de elindeki kılıcı yerde savunma pozisyonunda duran, diğer elindeki şahin ya da kartal ise “gözüm üzerinizde” konumunda tasvir edilen çıplak bir adam şeklinde yaptırıp şehrin göbeğine koymuşlar. Yalnız adamın çıplak olması, özellikle kadınları rahatsız edince, onu gözden uzak, kimsenin belli yerlerini göremeyeceği bu yere, kaleye getirip dikmişler. Sonra ne olmuş? Yine savaş çıkmış.

  • Yugoslavya’da önce kim bağımsızlık istemiş dersiniz? Slovenya. Sonra Hırvatistan. Bu ikisi 10 gün süren bir savaş sonucunda bağımsız olmuşlar. Sonra da Bosna Savaşı başlamış. Tabi burada yapılan katliamlardan bahsetmedi. Ancak “Bosna Hersek, Yugoslavya’nın kalbidir” dedi.
  • Şimdi çok faydalı olabilecek bir bilgi. Bizim Yugoslavya diye bildiğimiz yapı, ilk olarak 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, bir krallık olarak kuruluyor ve 1929’da Yugoslavya adını alıyor. Buna 1. Yugoslavya diyorlar. Sonra 2. Dünya Savaşı’nın ardından da Tito önderliğinde komünist bir rejim kuruluyor. Bu da 2. Yugoslavya oluyor. Sırasıyla Slovenler, Hırvatlar ayrılıyorlar kısa bir savaş sonucu. Sonra Bosna ile Makendonya ayrılmak istiyor ve Bosna Savaşı başlıyor. 1992’de başlayan savaş 1995’e kadar katliamlarla devam ediyor. Bunlar da ayrıldıktan sonra geriye kalan Sırbistan, 2000’li yıllara kadar Yugoslavya olarak anılıyor. Sonra ismi Sırbistan-Karadağ oluyor. Böylece Yugoslavya ismi bitmiş oluyor.
  • Turun son kısmını kalede şehri görecek bir noktada tamamladık. Buradan görünen ve yazının ilk kısımlarında da bahsettiğim bir metalden inşa edilmiş bir köprü vardı hani. Rehberimiz Jovana bu köprü için “En eski köprümüz değil, en güzel köprümüz de değil ama bizim için en kıymetli köprümüz” dedi. Neden? Anlatayım. Belgrad’ı da gezerken görebileceğiniz tek tük yıkık binalar var. Bunları “NATO” bombaladı, diyor. NATO, savaş zamanı şehirdeki köprüleri de tek tek bombalamış. Bu metal köprüyü bombalamak için yaklaşınca uçaklar, bir de görmüşler ki köprünün üzerinde hedef tahtası desenli tişörtler giymiş insanlar el ele bekliyorlar. Öyle olunca bombalayamamış siviller zarar görmesin diye. Bu inatlaşma günlerce sürmüş. Bu hareket giderek büyümüş, köprünün üzerinde konserler falan bile düzenlenmiş. Böyle de olunca köprü bombalanamamış. Peki NATO, bombaladığı o binaları nasıl bombalamış sizce? Önceden haber vererek. Birkaç gün önceden NATO, Sırplara haber veriyormuş, şu gün şu binayı bombalayacağız diye. Bunlar da gidip o binaları boşaltıyormuş tamamen eşyalarıyla. Sonra da NATO uçakları gelip bombalaıyormuş boş binaları. Şimdi “NATO Belgrad’ı bombaladı acılar yaşadık” şeklinde bir reklamasyon varsa da çok haklı değil bence.

Rehberimizle vedalaşıp önce kalenin iç kısmındaki tek kafeteryaya oturduk: Tvrdiava Kafe. Burada Türk olduğumuzu anlayınca epey bir sorun çıkardılar, tüm Balkanlar seyahatimiz boyunca açıkça ırkçılığa maruz kaldığımız tek yer burası oldu. Siparişlerimiz alınmadı, gelenler eksik ve kirli olarak geldi. Masa değiştirmek isteyince sıkıntı çıkardılar. Hesabı öderken sıkıntı çıkardılar. Özellikle garson, Türk olduğumuzu balk21anladığı an bariz bir değişme oldu tavırlarında. O sebeple burada vakit geçirerek oyalanmanıza gerek yok. Yürüyerek kaleden çıkın ve açık havadaki Savaş Müzesini görün. Devamında bir sürü işportacı var. Hediyelik eşyalar satıyorlar. Özellikle magnet ve kar küreleri, şehrin içerisindeki mağazalarda, bunlara göre daha pahalı. Buradan, kalenin hemen yanında kurulan bu pazardan alın. Bir de şehrin içerisinde el yapımı hediyeliklerin satıldığı bir köşe dükkan var Knez Mihailova Caddesi’nde. Galeri demek de doğru olur. Buradan da uygun fiyata alabilirsiniz.

Yürüyerek meydana geldik. Aracımızı alıp Tesla Müzesi’ne gitmek üzere yola çıktık. Başına güneş geçen Sertan rahatsızlanıp arabada kalmayı tercih etti. Biz de müzeye geçtik. Nikola Tesla’nın, Sırbistan’da doğmaktan başka bir olayı yok burayla ilgili. Amerika’ya göçmüş zaten. Ama burada bir müzesi de var.

Müzede gösterimler saatlik yapılıyor. İngilizce ve Sırpça yapılan gösterimlerin saatleri de ayrı ayrı belirlenmiş. Mesela biz saat 16.00’da gittik. Hem gösterim başlamıştı birkaç dakika önce hem de Sırpça’ydı. O sebepten dolayı girmedik. 17.00’deki İngilizce gösterimi bekledik. Girdik ama öyle çok da şey olmadık. Yani verdiğimiz paraya değdi mi? Bence değmedi. Basit, projeksiyonla yapılan bir oda sunumu ve 10 dakikalık bir film gösteriminin ardından birkaç parça eşyasının bulunduğu yan kısma geçtik. Burada iki önemli deneyinin canlandırması yer alıyor. Meşhur bobin deneyi. Flüoresanı çıplak elle yakma olayı yani. Bir de uzaktan kumanda teknolojisinin basit bir örneğini içeren bir deney tasarımı var. O kadar. Yani görmek isteyebilirsiniz. Ama görmeseniz de hiç üzülmeyin. Gezi planınıza eklemek için çaba sarf etmeyin.

balk45

Buradan çıkıp, nispeten kendine gelen Sertan’la buluştuk ve tekrar meydana gittik. Burada Tunuslu bir grup perküsyon çalıyordu. Biz de kendi çapımızda oynamaya başladık kıyıdan kıyıdan. Epey yorulmuş bir halde şehrin dışındaki otelimize gittik. Yolda şarj bittiği için navigasyonu kullanamadık. O yüzden biraz gecikti gidişimiz. Otele nihayet ulaşıp eşyalarımızı da bıraktıktan sonra bir gayret yine arabaya bindik. Saat 22.30’da Bohemya Sokağı’ndaydık. Oturup dinlendik. Bir şeyler içtik. Ama uykumuz iyice bastırmaya başlayınca gece 01.30’da otele döndük. O yorgunlukla uyumamışım,  adeta bayılmışım. (devamı gelecek)

rota

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s