Proofhead Balkanlar’da 3 – Novi Sad, Saraybosna, Mostar

Önceki bölümler: (1- Kosova, Makedonya) (2- Sırbistan “Belgrad”)

67Dördüncü günün sabahında, saat 09:15’te uyandık. Saat 10.00’da da düştük yollara. Kahvaltımızı yine yolda, saat 11.00’de yaptıktan sonra Belgrad’a yaklaşık 80 km mesafedeki Novi Sad şehrine doğru yola çıktık. Yolda yine ücretli geçişler vardı. 210 dinar geçiş ücreti verdik. Seksen kilometrelik yolu tam iki buçuk saatte alarak saat 12.30’da şehre vardık. Bu şehir, Belgrad’tan sonra görülmesi tavsiye edilen diğer bir şehirdi.

69

Aracı park ettiğimiz yerde, önce büyük hayal kırıklığına uğradık. Boğucu bir hava, bomboş sokaklar ve estetikten yoksun sıra sıra evler gördük. Ama halt etmişiz. Biraz yürüyüp dükkanın köşesini dönünce bamm! Tam karşıda gotik mimari üslubuyla yapılmış bir kilise, bir katedral duruyordu: Meryem Ana Katolik Katedrali. Özellikle rengarenk çatı kaplaması görülmeye değerdi. Çok büyük bir meydanın bir köşesine bu katedral, çevresinde ise farklı bir mimariyle inşa edilmiş gösterişli binalar mevcuttu.

68

Svetozar Miletiç

Ortada ise Svetozar Miletiç isimli Sırp şairin bir heykeli bulunuyor. Katedralin karşısında, heykelin de arkasında kalan yer muhtemelen bu ilin idare binası. Meydanın bir tarafında büyük bir banka diğer tarafta ise Hotel Voyvodina yer alıyor. O sıcak havaya rağmen, dakikalarca meydanın ortasında durup etrafı seyrettim. Panoramik fotoğraf çekmek için en harika yer de burasıydı. Daha sonra girişin açık olduğu katedrali ziyaret ettik. İçeride ufak çaplı bir tadilat devam ediyordu. İnanılmaz vitraylar gördüm. Dışarıdan çok heybetli görünen bina içeriye girince pek küçük göründü gözüme.

70

Panoramik Novi Sad, Tıklayınca dev gibi oluyor

71

Çatı kaplamaları

74Kilisenin hemen yanında Jmas Jovina isimli, şehrin en eski caddesi yer alıyor. Burayı kesen bir cadde üzerinde tıpkı Belgrad’da olduğu gibi sokağa yayılmış haldeki bir restoranda biraz dinlendik. Daha sonra Jmas üzerinden devam edip şehri gezdik. Önümüze bir de Ortodoks kilisesi çıktı. Buraları da dolaştıktan sonra karnımız iyice acıktı. Bir diğer Sırbistan klasiği olan Plescavija denen burgerden yedik. Bol malzemesi, kocaman formu ve makul fiyatıyla denenebilecek bir yiyecek.

73

72

Tıklayınca büyüyor

Saat 15.50’de bu küçük ama etkileyici şehirden ayrıldık. Fruska Fora Ulusal Parkı’nın içinden tek şeritli bir yoldan devam ettik. Burada ilk ciddi kaza riskini yaşadık. Çok virajlı bir yolda, bir tır (çekici) bizi sıkıştırmaya çalıştı. Az kalsın yoldan çıkıyorduk. Kızlar epey paniklediler. Çok sürmedi, bu gerizekalı gitti başka bir tıra çarptı. Buradan kazasız belasız ayrılabildik. Yol boyunca haritada, nehir kıyısından devam etti yol.

Yol bitmiyordu sevgili okur. Ah, yol bitmiyordu. Üç saatten uzun süren yolculuğumuz sonucunda, bir de mola verdikten sonra nihayet saat 19.15’te Bosna Hersek sınırına ulaştık. O ana kadar ki en hızlı sınır geçişimiz oldu bu. Karakaj Gümrüğü’nden Bosna’ya girdik. Ancak daha çok uzun bir yolumuz vardı.

Tüm yolculuğumuz boyunca navigasyona güvenerek ilerledik. Ancak navigasyon yüzünden iki çok ciddi hata yaptık. Bu hatalar bize zamana ve paraya mal oldu. Bu hatalardan ilkini anlatıyorum. Eğer böyle bir yolculuğa çıkmayı planlıyorsan aman diyeyim bu kısmı çok dikkatli oku.

Novi Sad’dan yola çıkıp Karakaj kapısından Bosna Hersek’e girdikten sonra Lukavica şehrini de geçtik. Yol Bakici ve Vlasenica şehirlerine doğru devam ederken, navigasyon bizi sola, yani Zaklopaca tarafına döndürdü. Hava iyice kararmaya başlamıştı. Asfalt yol giderek toprak yola döndü ve artık bir süre sonra patikadan hallice bir duruma geldi. Karanlıkta ışıksız, işaretsiz yollarda devam etmeye çalıştık. Yaklaşık yarım saat de gittik bu şekilde. Bir tepeyi de çıktıktan sonra yol bitti. Eski, terkedilmiş gibi görünen bir elektrik santralinin yanında aracımız sıkıştı. Ortalıkta kimseler yoktu, telefonlar çekmiyordu, hava karanlıktı. Bir panik havası oluştu. Sonra gerilim filmlerine benzer bir sahne yaşandı. Bir elinde fener olduğu halde, bir adam santral binasının içinden çıkarak yavaş yavaş yanımıza yaklaştı. O adamın İngilizce bilme ihtimali o anda bizim için muazzam bir lükstü. Neyse ki şansımız yaver gitti. Herif İngilizce biliyordu.

yol

Google mavi renkle gösterse de gerçek yol pembe renkle devam edip yeniden aşağıda bağlanıyor

Neredeydik biz? Adam güldü. “Bu yol 1. Dünya Savaşı’nda kullanılan yoldu. Şimdi sadece atla gidilebiliyor” dedi. Bu navigasyon bizi hangi akla hizmet böyle bir yola sokmuştu ki? Her neyse, adamın yardımıyla minibüsü o daracık alanda döndürüp geldiğimiz yola geri girdik. En başta döndüğümüz o yanlış yol ayrımına gitmemiz de bir yarım saat sürmüştür. Çünkü yol yoktu ortada. Böylece bu hata bize gece karanlığında tam bir saate mal oldu. Şimdi açtım baktım Google Maps’i. Ulan inatla hala aynı yanlış yolu gösteriyor. Bu noktada aman dikkat edin, yolu uzatın ve Vlasenica üzerinden gidin Saraybosna’ya.

Seyahatin başından beri yaptığımız en yorucu yolculuk buydu sanırım. Bir de tüm şoförlerin uzun farlarını açarak yola devam etmesi burada bir alışkanlık olmuş. Yol üzerindeki bir şehirde yine kısa bir mola verip çay istedik. Yine bitki çayı geldi. Novi Sad’tan saat 15.50’de yola çıkmıştık. İnanılması güç bir şekilde saat 23.30’da nihayet Saraybosna’ya girdik. Buraya kadar geldiğimiz yolların tamamı bakımsız ve bozuktu. Ancak Saraybosna’ya beş on kilometre kala yollar güzelleşiyor. Saraybosna’da, şehrin biraz dışında Hayat Hills Hotel’de kalacaktık. Gecelik oda fiyatı 36 Euro ve bir de kahvaltı veriyordu. Şehrin içerisinden geçerken mezarlıklar çok dikkatimizi çekti. Ancak yorgunluktan tükenmiş halde olduğumuzdan hiç birinde durmadık. Otele girer girmez uyuduk.

Beşinci günün şafağında, doğuya baktım ancak kahvaltı için koşuşturan insanları gördüm. Sabah 9’da kalkıp hemen kahvaltıya indik. Otelde kalanların büyük kısmının da Türk olduğunu böylece görmüş oldum. Çok da iddialı olmayan bir kahvaltıyı bitirip hemen Saraybosna’ya indik. Hemen bir Exchange Ofisi bulup paramızı Bosna’nın para birimi olan Konvertable Mark – KM’ye çevirdik. Bir Euro yaklaşık 2 KM (1,996  KM) ediyor. Bu işi de halledip tekrar yola çıktık saat 10.30’da. Nereye? Meşhur Mostar’a!

77

Konjic

Yol üzerindeki Konjic şehrinde bir mola verdik. Neredva Nehri’nin kıyısındaki bir mekanda bir şeyler içtik. Yakındaki bir marketten ufak tefek alışveriş yaptık. Burada abur cubur fiyatları Türkiye’yle aynı, sigara bize göre pahalı ancak alkol çok ucuzdu. Molamızı bitirip saat 13.30’da tekrar yola çıktık.

78

Jablanica!

Aman yarabbi o ne manzara! Yol, Jablanica Gölü’nden ve gölün çevresinde yer alan yerleşimlerden geçiyordu. Ostrozac denen bir yer vardı ki adeta kartpostal gibi bir manzaraya sahipti. Büyülenmiş bir şekilde yola devam ettik. Kimse yolun uzunluğundan bahsetmiyordu. Yer yer gölün daraldığı noktalarda köprülerle karşı yakaya geçiyorduk. Bu da bambaşka bir manzarayla karşı karşıya bırakıyordu bizi. Sertan’ın ahenkli sövmeleri, Bülent Abi’nin “Mesut bak!” la başlayan sözleri ve benim “Mustafa Ceceli adamdır” güzellemelerim eşliğinde Jablanica manzarasına doyduk sevgili okur. Neredva Nehri’nin yanından uzayıp giden yolun nasıl geçtiğini anlayamadık bile. Gözlerimiz yalnızca kuzu çevirme yapan ve yan yana sıralanmış restoranları gördü. Buraları aklımıza not edip yola devam ettik.

81

Saat 15.15’te Mostar Şehri’ne geldik. Arabayı şehrin içine uygun bir yere park ettik. Park için otoparklar da mevcut ama hepsi soyguncu ve sizden Hırvat Kuna’sı da isteyebilirler. O yüzden üç beş dakika fazla yürüyüp aracı dışarı park etmeyi göze alabilirsiniz. Mostar’da tüm şehrin kalbi meşhur Mostar Köprüsü. Bu köprü, yol boyunca bizimle devam eden Neredva Nehri üzerinde inşa edilmiş. 1566’da Mimar Hayrettin tarafından inşa edilen bir Osmanlı Hatırası’dır. Boşnakça adı “Stari Most”. Köprünün ayaklarının her iki tarafında da zibilyon tane hediyelik eşya satan dükkan mevcut. Hepsinde de fiyatlar aynı. O yüzden tek tek gezmeye gerek yok. Nehrin bir kısmında Hırvat nüfus, diğer kısımda ise Müslüman nüfus yaşıyormuş vakti zamanında. Şu anda tamamen turistik bir bölgeye dönüştüğü için hemen her milletten insan var. Köprü dört yüz yıl boyunca sapasağlam ayakta dururken, Bosna Savaşı sırasında 1993’te, bir tankla köprü paramparça edilmiş yok yere. Neyse ki 1997’de, UNESCO ilk defa bir işe yarıyor ve köprünün aslına uygun olarak yeniden yapılması için çalışma başlatıyor. Ancak o dönem ki taşları bulamıyorlar. İyi bir araştırma sonucunda, köprünün yapıldığı dönemde çalışan ancak yüzyıllardır kapalı olan taş ocakları yeniden açılıyor ve doğal dokuya en uygun taşlar seçilerek inşaat bitiriliyor.

80

Tıklayınca büyür

79

Köprünün en üst noktasından aşağısı böyle görünüyor

Mostar deyince akla gelen bir diğer mesele ise köprüden nehre atlama olayı tabi. Gidip de köprüyü görene kadar “Kesin atlarım” diyordum. Ancak köprüye çıkıp o yükseklikten aşağı bakınca “Ehehe şaka yaptım” moduna girdim. Ama merak etmeyin, illa ki atlayan birilerini görmek istiyorsanız, orada mayosuyla atlamaya hazır bekleyen gençler var. 30 ile 50 Euro arasında değişen ücretlere, “sizin için” atlıyorlar. Süper değil mi?

8284

Mostar gerçekten keyifliydi. Buradaki tüm camilere giriş paralı. Evet, örneğin namaz kılmak isterseniz 6 Euro. Soykırım Müzesi var. O da paralı. Hangi meyveden yapıldığını göstermek için içerisinde birer dilim gerçek meyve atılmış dondurmalar ise dondurulmuş kremşantiden ibaret. Ama tüm Balkanlarda yediğim en güzel börek de işte burada. Avlusunda şadırvan olan bir cami var. O camiye girerken sol tarafta bir börekçi var. Zaten vitrini epey dikkat çekiyor. Bu arada Bosnalılar, yalnızca kıymalı böreğe börek diyorlar. Ona da “burek” diyorlar zaten. Patatesli ve ıspanaklı olanların başka başka adları var.

83

Börek çeşitleri

85

Arkada görünen Blagay tekkesi

Saat 17.20’de Mostar’dan ayrıldık ancak buraya kadar gelmişken çok yakın mesafede bulunan Blagay Tekkesi’ne de uğrayalım dedik. Yarım saatten daha az uzaklıktaki tekkeye vardığımızda önce tekkenin kurulduğu alana girmek için para ödedik. Alana girip arabayı park ettik. Mostar’da gördüğümüz hediyeliklerin aynıları burada da satılıyordu. Biraz yürüyüp Tekke’nin kapısına gelince Tekke’nin içine girmek için de para istediklerinde sinir olduk ve girmedik. Burası, Balkanlara İslam’ın yayıldığı tekkeymiş. Anadolu’dan gelen Bektaşi dervişleri kuruyor tekkeyi. Diğer bir ismi ise Alperenler Tekkesi. Bosnalılar, buradakiler sayesinde Müslümanlığı benimsiyorlar.

Buna (Evet Tuna değil) Nehri’nin kaynağına kurmuşlar tekkeyi. Yolun sonunda koskoca bir dağ var ve kayaların altından su kaynıyor. Bir memba bu şekilde oluşuyor, bir nehir böyle doğuyor. Nehrin kıyısında sıralanan balık restoranlarında istediğinizi yiyip içebilirsiniz. Biz sırf nehrin buz gibi sularına ayaklarımızı sokmak için bir tanesine oturduk. Dinlendik. Saat 19.00’da tekrar Saraybosnaya dönmek üzere yola çıktığımızda her birimizin aklında Jablanica’da gördüğümüz o kuzu çevirme yapan restoranlar geldi. Kovacevic Restoran’a kadar herkes hayaller kuruyordu. Restoranın önüne aracı park edip hemen göl manzaralı alt katına indik ve en büyük masaya kurulduk. Her çift için birer kilo istedik. Garson kız şaşaladı. İtiraz edecek oldu, Mustafa vurdu yumruğunu masaya: “Getir!” dedi. Kız anlamadı, masa örtüsünü düzeltip gitti. Yemeğin yanına ayran istedik. Bunlar ayranı, bildiğin yoğurt kıvamında içiyorlar. O yüzden ayranla birlikte ekstra buzda istedik. Buzları ayrana ekledikçe kıvamı açıldı. Bildiğimiz ayran akışkanlığına döndü.

Yediğimiz kısımları anlatmayayım. Hesabı ayrı ayrı ödemek isteyince kafaları karıştı. Anlayamadılar. Bir de restoranın alt katında yiyince hesabı o katta, üst katında yiyince hesabı üst katta ödüyormuşsunuz. Biz hesap ödemek için yukarı çıkınca garson kız arkamızdan epey paniklemiş. Kilosu 15 Euro’ya gelen bu ziyafetle kendinizi ödüllendirin ki gezdiğinizin bir anlamı olsun. Yemekten sonra, iki gündür bir türlü gündüz gözüyle göremediğimiz Saraybosna’ya döndük.

Önceki güne göre, Merkez’den daha da uzakta olan Dom Feliticia Otel’e gittik. Herkese kalmasını tavsiye edebileceğim bir otel burası. Şehirden uzak ama gayet şık ve otantik ahşap kaplama odalarda kalıyorsunuz. Arka tarafınız tamamen orman ve nehrin sesi duyuluyor. Gece 01.00’de uyduk ve böylece beşinci gün de bitti.

75

Saraybosna’da mezarlıklar şehrin içinde

Sabah otel sahibinin sekiz kişi için hazırladığı kahvaltı ise o ana kadar yaptığımız en mükemmel kahvaltı idi. Saat 11.00 civarı otelden ayrılırken birazdan navigasyon yüzünden başımıza geleceklerden bihaberdik.

Navigasyonun başımıza açtığı ikinci bela, ne yazık ki ufak çaplı bir kaza oldu. Evet, Saraybosna’da kaza yaptık. Navigasyon bizi çok dar bir sokağa soktu. Aracın da genişliğini hesaba katamadığımızdan yolun kıyısındaki kullanılmayan bir trafik levhası direğine sol arka lastiğimiz çarptı. Feci bir ses duyduk. Ben dedim ki herhalde sol taraf boydan boya yırtıldı. Birkaç metre sonra lastik patladı ve aracın içinde yine büyük bir panik anı yaşandı.

Hemen durup aşağıya indik. Şükürler olsun ki aracın sol kısmında herhangi bir çizik vuruk yoktu. Ancak sol arka lastik yarılmıştı. Hemen kolları sıvayıp stepne lastiğini takmak için çalışmaya başladık. Aracın altından elime sürdüğüm siyah yağı da gözlerimin altına çekip işe koyuldum. Araçta ön koltuğun altındaki yardımcı malzemelerle stepneyi indirip patlayan lastiği sökmeye yeltendik. Ancak krikomuz yoktu. Şans eseri hemen yakından geçen Almanya plakalı bir Mercedes’i durdurup kriko istedim. Adam da sağ olsun çıkartıp verdi ve “15 dakika sonra buralarda olacağım, gelince geri alırım” dedi. Stepneyi taktık, aracı indirdik ancak stepne lastikte bir milimetre bile diş kalmamıştı. Lastik yolda gıcırdayarak ilerliyordu. Bu durum keyfimizi epey kaçırsa da Saraybosna’yı gezmekten alıkoymadı bizi. Saat 12:30’dan itibaren çarşıyı dolaşmaya başladık. Bir mekanda bir şeyler içtik. Hediyelik eşyalar aldık.

Merkezde, Başçarşı denen yerde büyük bir sebil çeşme var. Buradan kana kana su içtik, suyu çok lezzetli olmasa da idare eder. Yeri gelmişken, paket suların tadı berbat. Onun dışında çeşmelerin büyük kısmından ağız tadımıza uygun su içilebiliyor. Neyse, devam edelim. 86SAÇ isimli bir mekanda meşhur Bosna böreğinin tadına baktık bir kere daha. Kıymalı olduğu için “burek” dedik. Şaşırtıcı bir şey oldu ve bureklerin üzerine yoğurt döküp getirdiler. Közde pişirilen gerçek Boşnak böreği buydu işte. Saat 14.10’da Saraybosna merkezinden ayrılıp çarşıda tanıştığımız bir Türk’ün tarif ettiği lastikçiyi aramaya başladık. Boşnakçada “GUMA” lastik demek. Bir birinin peşi sıra iki ve hatta üç lastikçi bulduk ancak hiç birinde bizim istediğimiz ebatta lastik yoktu. Hep kış lastiği olarak vardı ve fiyatları da yaklaşık 100 Euro idi. Ancak, bu dükkanlardan bir tanesinde bize ikinci el lastik bulabileceğimiz bir yeri tarif ettiler. Son bir umut buraya doğru yola çıktık. Vardığımızda aradığımız ebadın ellerinde bulunduğu ancak kaplama lastik olduğunu söylediler. Olurdu, hiç problem değildi. Valla nasıl mutlu olduk anlatamam. Sökme takma, rot balans, diğer stepnenin bakımı vs. derken 50 Euro verdik ve çıktık.

Lastikle birlikte keyfimiz de yenilenmişti. Başlangıçta planımız Novi Pazar denen şehre gitmekti. Burası Sırbistan’ın Müslüman nüfusun en fazla yaşadığı şehriydi. Ancak yine Saraybosna Başçarşı’da tanıştığımız ve bize lastikçilerin yerini tarif eden Yozgatlı abinin tavsiyesiyle, Novi Pazar yerine Karadağ’a, başkent Podgorica’ya gitmeye karar verdik.

76

Lastikçiden saat 16.00’da ayrılıp yola koyulduk. Yol üzerinde saat 17.30’da bir mola verdik. Bir saat kadar dinlendikten sonra devam ettik. Bizim için en önemlisi Bülent Abi’nin dinlenmesiydi. Saraybosna’dan Podgorica’ya giden yol, tüm seyahat boyunca başımıza gelen en kötü yoldu. Bir yanımız insanların rafting falan yaptığı bir nehir ve uçurum, bir tarafımız ise dağdan ibaretti. Ortada tek şerit ama en az yirmi otuz yıllık bir asfalt, onun da yarısı bir şeritte kalıyor diğer yarısı diğer şeritte. Gerçi şerit dediğime bakmayın, ortada bir çizgi ya da uyarı tabelası falan da yoktu. Berbat bozuk bir yol, ölümcül virajlar, giderek kararan havada dua ede ede yola devam ettik. Saat 19.20’de Bosna Hersek sınırına geldik. İki tane prefabrik kabin ve bir bariyerden oluşuyordu bu sınır. Çabucak geçince ufak bir şok yaşadık. Çünkü Karadağ tarafına bir “tahta köprüden” geçiliyordu. Ve bu köprüden bizim aracın geçmesi olanaksız gibiydi. (devamı gelecek – son kısım olacak)

humsınırı

Hum Sınır Köprüsü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s