Fotoğraf ve Kent Belleği Söyleşisi

porsukkültür.jpg

Bildiğin üzere sevgili okur, Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünde ikinci sınıftayım. Fotoğrafa ve grafik sanatların tümüne yıllardır ilgi duyarım. Bu bölüm de o açıdan inanılmaz bir kaçış noktası oldu bana.

Bölümde okuduğumuz kitapların hemen hepsinde ya editör ya da yazar olarak ismi geçen, fotoğrafa, tekniğine ve görsel estetiğe dair pek çok eserin sahibi Prof. Dr. Levend KILIÇ hocamızın geçen cumartesi günü Ghetto Kitap & Cafe isimli mekânda, “Fotoğraf ve Kent Belleği” isimli bir söyleşisi vardı. Tabi ki katıldım.

Ghetto Kafe, yalan yok o güne kadar adını duyduğum bir mekân değildi. Porsuk Kültür Söyleşi ve İmza Günleri isimli etkinlik takvimlerinin ilk söyleşisi de bu program olacakmış. Etkinlik saatinden 10 dakika önce mekâna gittim. Güzel, sade, belli mesajı olan, küçük bir işletmeydi. “Porsuk Kültür” isimli bir de dergi çıkartıyorlar ki gerçekten içerik olarak da tasarım/baskı olarak da göz dolduruyor.levendkilic03
Tam vaktinde Levend Hoca geldi. Çok büyük olmayan kafenin içerisi de dolmaya başlamıştı zaten. Hoca önce herkesi selamladı ve daha önce basılan albümlerini incelemek üzere seyircilere dağıttı. Bana, Eskişehir’in 1998 yılındaki fotoğraflarını içeren, baskı ve cilt kalitesi, dizgisi muntazam bir albüm düştü. Aradan geçen yirmi yılda bile Eskişehir’in ne denli değiştiğini görmek şaşırttı beni.

Sonra Levend Hoca yavaş yavaş fotoğrafın ne olduğundan, çok kısa bir tarihinden, fotoğrafın özelliklerinden bahsetmeye başladı. Bugünkü söyleşinin konusu da olan “belge” niteliği üzerine de konuşmasını yoğunlaştırdı. Yazının bu noktadan sonraki kısımları hocanın konuşmasından derlediğim notlardan oluşuyor.

levendkilic

Ghetto Cafe

  • Levend Hoca, tıpkı ders kitaplarında da sürekli altını çizdiği gibi, fotoğrafın “belge ve hafıza oluşturma” özelliğine değindi. Bu özellik günümüzde giderek azalsa da halen en önemli özelliğidir. İcadından beri de fotoğrafın belge gücü kaybolmamıştır. Hatta hocanın yaptığı çalışmaların bu denli başarılı olması da işte bu gücün bir örneğidir.
  • Eskiden fotoğraf albümleri, bir ailenin görsel hafızasını oluşturan ve evrimini gözler önüne seren en muazzam ortamlardır. Burada her bir fotoğrafın da kendini ifade edebilme gücü vardır.
  • Resim, ne kadar ustaca olsa da olayı farklılaştırır. Ancak fotoğraf, olayın aynısıdır.
  • Her nesne bir mekan içerisinde, sürekli bir değişim içerisindedir. Bu nesneler bir zaman boyutu içerisinde bulunurlar. Fotoğraf, işte o anı, saklar, geçmiş yapar. Çünkü bir “şimdiki zaman” vardır. Sustuğumuz anda, deklanşöre baktığımız anda, gözlerimizi kapadığımız anda geçmiş olur. Fotoğraf, deklanşöre basılınca o an ki şimdiyi “geçmiş” kılar.
  • Memory” sözcüğü Latince’dir ve “hafıza” anlamına gelir.
  • Beynimiz görsel olarak uyarıldığı zaman hatıraları çağırmaya başlıyor. Bu durum kimi insanlarda çok daha güçlü, kimilerinde ise daha zayıf gerçekleşiyor. İşte bu noktada en güçlü yardımcı fotoğraftır.
  • Fotoğraf bir konuyu üç şekilde anlatır: Konuyu gösterir ve açıklar, konunun içine girer ya da konuyu yeniden yaratır.
  • Fotoğrafın fiziksel gerçeğini değiştirmeye manipülasyon denir.
  • Günümüzde aygıtlar birbirlerinin içine girerek yeni bir aygıtı oluşturmaktadır. Analog teknoloji böylece elektronikleşiyor. Örneğin basit bir cep telefonunda bile 16 farklı aygıtın işlevi vardır.
  • Geçmişe ışık tutan en önemli fotoğraflar, özellikle 1800’lü yıllardan 1960’lı yıllara kadar kartpostallardır.
  • Abdülhamit, özellikle fotoğrafa çok meraklıdır. Anadolu’yu gezen 300 fotoğrafçıya “Padişah Albümleri” isimli bir çalışma kapsamında tam 35.000 tane fotoğraf çektirir. Anadolu’nun dört bir yanı karış karış fotoğraflanır.
  • Bu Padişah Albümleri’nde Eskişehir’le ilgili 11 tane fotoğraf vardır. Bir de yine Osmanlı döneminde Almanlar demiryollarını inşa ederken pek çok şehirde fotoğraflar çekmişler. Bu fotoğraflar Osmanlı Bankası arşivinden İstanbul Arkeoloji Müzesi‘ne devrediliyor. Orada yer alan cam negatiflerin içerisinde 35 tane de Eskişehir fotoğrafı yer alıyor.
  • Hoca, bir soru üzerine kitap yazma olayını çocuk büyütmeye benzetti. Gerçekten güzel bir benzetmeydi. Çocuğu büyütürsün ama geleceğini, ne olacağını, karşısına neler çıkacağını bilemezsin.
  • Kişilerin kendi çektikleri fotoğrafların telif hakları yine kendilerine aittir. Bir kartpostal satın alınca satın alınan şey yalnızca kartpostal malzemesinin kendisidir, fotoğrafın kullanım hakkı değildir.
  • Eskişehir’de, hem de Atatürk Caddesi civarında bir değirmen olduğunu biliyor muydunuz? Vallahi ben bilmiyordum. Ancak Levend Hoca’da bunun da belgesi var. Kanuni Sultan Süleyman ile sefere çıkan Matrakçı Nasuh, Eskişehir’in bir harita/minyatürünü çiziyor. Burada da görülüyor bu değirmen.

matrakci

Yetmişli yıllara kadar tarihi değirmen olarak duruyormuş bu yapı. Ancak sonra yıkıp yerine “Değirmen Apartmanı” isimli yapıyı dikmişler. Söyleşinin en ilgi uyandıran ve şaşırtan kısımlarından bir tanesiydi bu. Levend Hoca, doğma büyüme Eskişehirli olduğundan ve yaşı itibariyle kentin geçmişine, hafızasına çok hakim. Üstelik uğraştığı sanat da doğrudan bu alanla ilgili olduğu için elinde çok fazla belge ve fotoğraf var. Kaybolup giden her şeyin ardından olduğu gibi, bu güzel eserlerin de ardından yalnızca hayıflanabiliyoruz. Cumartesiden beri internette araştırıyorum ancak bu değirmene ilişkin bir bilgiye rastlayamadım. Bir fotoğrafını bulamadım.

  • Tıpkı değirmen gibi, eskiden bugünkü Şale Hotel binasının civarında bir de askeri bina (kolordu binası) varmış. Bu bina, Eskişehir’in kurtuluşunun simgesiymiş zaten. Ancak bunu da yıkmışlar. Bu noktada şanslı sayılırım. Çünkü abartısız bir saat süren bir araştırma sonucunda buranın 1900’lerin başında “Ermeni Kulübü Binası” olduğunu öğrendim. Ermeni Tehcir’inden sonra burası askeriye verilip kolordu binası olarak kullanılmış. Bunun bir de fotoğrafını buldum.
Ahmet_Nadir_Isisag_Esesykopru_basi1908

Köprübaşı’ndaki Ermeni Kulübü Binası

  • Eskişehir’de bugün de kullandığımız gar binası, arka kısmındaki diğer lojmanlar, civarındaki taş binalar ve kısmen çürümeye terk edilmiş demiryolu evlerini 1800’lü yıllarda Almanlar yapmışlar. Hatta benim okuduğum Fatih Anadolu Lisesi‘nin eski binasını da Almanlar yapmışlardı. O şekilde bakınca imar yönünden çok ciddi etkileri olmuş şehre.

kırkyıllıklar.jpg

Levend Hoca bunu açıkça söylemedi ama benim anladığım kadarıyla en gurur duyduğu çalışması “Meslekte Kırk Yıllıklar” isimli kitabı. Bu kitaptan bazı fotoğrafı, Açıköğretim ders kitaplarımıza da eklemişler. Hoca bu çalışmaya sıkça değindi. Onu en çok etkileyen kişilerden biri ise 1.8 metrekarelik bir dükkanda tam 62 yıl ayakkabı tamirciliği yapan usta olmuş. Tüm bu ustaları fotoğrafladıktan sonra kitap basılmış. Tel tek her birini gezip kitaptan hediye etmeye başlamış. Ancak eğer girdiği dükkanda o usta yok da yerine oğlu ya da torunu varsa gördüğü tavırlar çok içten olmamış. Bunu birkaç defa daha yaşayınca anlam verememiş bir türlü. Bir gün bir arkadaşına bu durumdan bahsedince arkadaşı gülmüş ve eklemiş: “Yahu, bunlar dedelerinin babalarının gözlerinin içine bakıyorlar, ölse de dükkanı yıktırıp ev yaptırsak diye, sen gidiyorsun adamların fotoğraflarını çekip ölümsüzleştiriyorsun. Herhalde sevmezler seni…”

“Meslekte Kırk Yıllıklar” isimli çalışmayı yaparken epey fotoğraf çekmiş. 100 farklı ustanın en az ellişer tane fotoğrafı varmış. Hepsi de siyah beyaz. Çalışma bitip kitabı sağa sola göndermeye başlamış hoca. Sadece ve sadece iki kişi geriye dönüp teşekkür etmiş. Diğer kişiler umursamamış bile. Aslında bu şehrin bir tarihiydi ellerinde tuttukları kitap ancak bilememişler. Şimdi ise “Meslekte Kırk Yıllıklar” isimli çalışmayı bulmak çok çok zor. Nadirkitap sitesinde uçuk fiyatlara alıcı bekliyor.

  • Levend Hoca üç tür fotoğrafçılığı tanımladı: Sokak fotoğrafçılığı, Portre fotoğrafçılığı ve Gece fotoğrafçılığı. Her birinin ayrı kuralları ve stili vardır.
  • Bugüne kadar çok fazla yer gezmiş hoca ve Eskişehir’deki kadar çok heykelin olduğu bir başka şehir daha görmemiş. Yine heykellerle ilgili “Heykellerle Yaşayan Üniversite” isimli bir kitabı daha var.
  • Yeni başlayanlara tavsiye: Bulabildiğin en ucuz makineyi al, nasılsa üç sene sonra teknolojisi eskiyor, kendine bir konu bul ve sürekli bu konuyu fotoğrafla.
  • Hocaya, kendi konuşması içerisinde yaptığı bir atıftan yola çıkarak mühendislerin fotoğrafa bakış açısını sordum. Hoca yine çok güzel bir yanıt verdi: Bu işi yapabilmek için öncelikle matematik gerekli. Ama bu 46×986, karekök 19862 şeklindeki sayıları hesaplamaktan ibaret bir matematik değil, düşünebilmeyi bilmektir. Sonra dili çok iyi bilmek gerekir. Bir dili çok iyi bilmeliyiz. O da ana dilimizdir. Eğer bunu çok iyi bilir ve kullanırsak, her şeyi bunun üzerine koyarak devam ederiz. Son olarak da psikomotor becerilerin çok gelişmiş olması gereklidir.
  • Fotoğraf ve edebiyatı iç içe geçiren bir yazar var: John Berger.

levendkilic01

Etkinliğin sonunda hocanın bir de kitabını imzalattım. Açık öğretim sisteminde bu sene ilk defa uygulanan “kitap vermeme” olayından bahsettik biraz. Bir de Porsuk Kültür isimli derginin Kasım 2018 sayısını aldım. Dumbledore ile Gandalf karşılaştırması, antika, sinema, yetişkinlere masallar, Eskişehir’in geçmişi gibi farklı ve ilgi çekici konularla dopdolu. Herkese tavsiye ederim. Böylece güzel bir etkinlik de bitmiş oldu sevgili okur. Levend KILIÇ, ülkemizin ve şehrimizin yetiştirdiği en kıymetli fotoğraf sanatçılarından birisidir. Fotoğrafa ilgin varsa takip edeceğin ismi artık biliyorsun.

levendkilic02

Levend Hocam ve ben

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s