Side – Antik Kent – Doğum Günü

İşte yine ilk cümlesini seçmekte zorlandığım bir yazıya başlamak zorundayım. Geride bıraktığımız hafta Side’de, gürültüden patırtıdan uzakta, birkaç gün dinlenme fırsatımız oldu. Tatil dönüşü yazı yazmak kadar sıkıcı bir şey yok itiraf edeyim. Ancak birkaç paragraf yazdıktan sonra açılıyorum ve yazmak daha eğlenceli hale geliyor. Haydi bakalım.

15 Temmuz Pazartesi gecesi Eskişehir’den, Hasan Polatkan Migros’un önünden yola çıktık. Anlaştığımız turizm acentesi, sezon boyunca hemen her gün Eskişehir’den Antalya’ya araç kaldırıyormuş. Bu sayede, kalacağınız otelin kapısına kadar bırakıyorlar ve dönüşte de aynı yerden alıp Eskişehir’e getiriyorlar. Aradaki tüm aktarmaları ve otobüs firmalarının türlü rezilliklerini çekmektense, bu yol bize çok daha makul geldi. O gece Mustafa, Betül, Merve ve siyatik ağrısı tavan yapmış ben, gittik bizi bekleyen araca bindik. Biner binmez uyudum. Çünkü tüm gün sabahtan kendimi hazırlamıştım. Hesapta olmayan tek şey siyatik ağrısıydı. Neyse.

side003

Otobüs firmalarından farksız olarak, düzenli aralıklarla yarım saatlik molalar vere vere sabah 8’de Antalya’ya, kalacağımız otele ulaştık. Otelimiz Side’de, Kumköy mevkiinde bulunan “Luna Blanca” isimli oteldi. Kıyıdan biraz içerideydi. Ancak aralıksız çalışan bir servisle müşterileri 4 dakika uzaklıktaki sahile taşıyordu. Bu yolu isterseniz yürüyerek 10 dakikadan daha kısa sürede de alabiliyorsunuz. Çok büyük bir otel olmaması bizim side001için avantaj oldu. Tüm imkanlarından fazlasıyla yararlanma şansımız oldu bu sayede. Bir de inanılmaz sakindi.

Otele girdiğimiz ilk gün, ancak öğlen oda verileceği için saat 08.00’den 14.00’e kadar denizde vakit geçirdik. Bu esnada otelin yine her türlü imkanından yararlandık. Hatta bize alternatif bir oda imkanı bile sundular ancak biz kabul etmedik.

Her şey iyiydi hoştu ancak siyatik ağrım haricinde. Bu esnada Mustafa da başka türlü hastalıklar geçiyordu. İlk günden dağılmıştık 🙂 Odalarımıza yerleşince biraz dinlenip akşama kadar suda kaldık. Şunu fark ettim ki suyun içerisindeyken bacağım daha az ağrıyordu.

side002

Aynı akşam gökyüzünde ay tutulması vardı. İnanılmaz bir dolunay izledim. İçim cız etti yine. Neredeyim? Kiminleyim? Böyle bir doğa olayı mucize değil de nedir? Mustafa uzun uzun yüzüme baktı. Sonra konuyu değiştirdim.

O gece öylece bitti. Ertesi gün öğleden sonra yağmur yağdı epey bir, siyatik ağrım da devam etti lanet. Üçüncü günün sabahında erkenden kalktık. Kahvaltıya Mustafa inmemişti. Epey bir rahatsızlanmış gece. Kahvaltıdan sonra, en başından beri hayalini kurduğumuz antik kent ziyareti için Merve’yle yola çıktık. Akşamdan objektiflerimi ve makinemi hazırladım. Polarize filtremi de yanıma aldım.

Otelin konumu bizim için epey avantajlıydı. Otelden çıktıktan sonra hemen yolun karşısından Side dolmuşuna bindik. Bu da bizi aşağı yukarı 10-15 dakika sonra antik kentin yakınına getirdi. Son durakta indikten sonra Belediyenin ücretsiz olarak sunduğu ring aracına bindik. Böylece site alanının aşağı yukarı tam ortasında bulunan Antik Tiyatro’nun önünde indik. Şimdi bu noktada gezi rotası için size şöyle bir önerim var: Sondan başa doğru gelin.

Elbette site alanının tamamını yürüyerek gezebiliyorsunuz. Alanın tam girişinde meşhur bir “Anıtsal Çeşme – Nymphaeum” var. Eğer alana dolmuştan indikten sonra yürüyerek girerseniz sizi ilk bu çeşme karşılıyor. Biz ne yaptık? Hiç vakit kaybetmedik. Doğruca ring otobüsüyle antik tiyatroya geldik. Buradan da hiç durmadan limana indik. Yani yarımadayı en uç noktasından geriye, çıkışa (yani dolmuştan indiğimiz yere) doğru gezdik. Böylece yarımadanın en ucundaki Apollon Tapınağı’ndan başlamış olduk.

sidegezirotasi

Tıklayın büyüsün

Yukarıdaki haritada bizim izlediğimiz rota yer alıyor. Bu rota, en kısa sürede ve en kapsamlı şekilde gezmenizi sağlayacak bir rotadır. Belki bir kısmını da Canon EOS 550D Günlükleri başlığı altında bahsedeceğim ama, bu gezinin benim için bir diğer önemli yönü de sahada yaptığım ilk ciddi fotoğraf çalışması olmasıydı.

side005side006side007

Apollon Tapınağı, nefes kesici bir mekân. “Harabe Turizmi” benim için vazgeçilmez olmuştur her zaman. İşte, tapınağı uzaktan ilk defa gördüğümde belki de bu duyguyla ciddi ciddi heyecanlandım. “Nasıl?” diye sorup durdum. Yahu nasıl bu kadar güzel yapabilmişler? Bunun kalıntısı böyle heyecan veriyorsa, acaba yüzlerce yıl önce yapılan orijinal formu nasıldı?

side008

side009Apollon Tapınağı’nda onlarca fotoğraf çektikten sonra yarımadanın içlerine doğru yürümeye devam ettik. Orada yol boyunca bir sürü tapınak ve anıt, sütunlar gördük. Eski bir hamam binası tüm heybetiyle ayakta duruyordu. Biz yukarılara bakıp hiçbir anıtı, hiçbir antik eseri gözden kaçırmama çalışırken birden cam bir platformun üzerinde yürümeye başladık. Bir de baktık ki ayaklarımızın altında antik bir kanalizasyon hattı uzanıyor! İnanılmaz. Tüm su toplama yapısı olduğu gibi korunmuş. Üzeri de cam levhalarla kapatılmış. Demek ki bir yerlerden hala su alıyor ki sıcak havayla birlikte inanılmaz buğulanma yapmış camlar. Böyle şaşkın şakın yürüyüp o meşhur Antik Tiyatro’nun girişine geldik.

side010side011side013

side014

Tıklayın büyür

Side Antik Tiyatrosu, müze kartla giriş yapılabilen bir eser. Bir sene önce aldığım müze kartın süresi dolduğu için yeni bir müze kart aldım. Öğretmenler ise tamamen ücretsiz olarak giriş yapabiliyorlar. Yavaş yavaş içeri girdik. Tiyatronun iç kısmında hiçbir düzenleme yok. Ancak bulduğunuz ilk aralıktan oturma yerlerinin bulunduğu bölüme çıktığınızda Anadolu’daki en iyi korunmuş antik tiyatrolardan birinin içerisinde buluveriyorsunuz kendinizi. Şu haliyle bile pek çok organizasyonun yapılmasına müsait durumda. Şans eseri mi, yoksa yenileme çalışması sonucunda mı bu kadar temiz kalabilmiş bilmiyorum.

side012

Fotoğraf çekmek için müthiş bir yer burası. En tepesine çıktığınızda site alanının büyük kısmını görebiliyorsunuz. Burada epey bir zaman geçirdik. Güneşin tam tepede olmasını zerre umursamadan, bir süre oturdum taş basamaklara. Muhakkak senin de aklından geçmiştir böyle yerlerde. Yüzlerce yıl önce bugün, belki de büyük bir gösteri vardı bu sahnede diye.

side015

Anadolu Üniversitesi’nce kazıların devam ettirildiği alan

side016

Müzenin içindeki güneş saati

side019

side020

Tıklayın büyür

side021

Tiyatrodan ayrılıp ahşap bir yürüyüş parkuruna girdik. Burası bizi kazı çalışmalarının halen devam ettiği (ve Anadolu Üniversitesi tarafından yürütüldüğü) bir alanın kıyısı boyunca yürüttü. Biraz daha ileride büyük bir kemerli kapıdan geçtik. Yaklaşık 100 metre ileride Side Müzesi’ne girdik. Bu müzenin en büyük olayı, buranın eskiden antik bir hamam olmasıydı. 1959-1961 yılları arasında Ragıp ve Selma Devres isimli yüksek mimarlar tarafından aslına uygun restore ediliyor ve müze olarak açılıyor. Böylesi bir yerde açıkçası daha büyük bir müze bulmayı bekliyordum. Ancak bu küçük ve şirin müze de gezmek ve vakit geçirmek için oldukça yeterli. Bizim acemiliğimize geldi ancak, müzenin en az içi kadar bahçesi de bir sürü eserle dolu ve oturup biraz zaman geçirmek için güzel bir yer. Kesinlikle tavsiye ederim.

side018

side017

Müzeden çıktıktan sonra bir süre yine o ahşap platformdan yürüyerek devam ettik. Yolun sağ tarafında küçük bir patika gördüm. Ahşap yürüme platformundan ayrılıp bu patikaya girdim. Biraz yürüdükten sonra bir tepeye vardım. Karşımda koskoca bir site alanı, üstelik balta girmemiş bir halde duruyordu! Burayı neden hiç kazmamışlar bilmiyorum. Ama eğer burada da diğer yerlerdeki gibi bir kazı çalışması yürütülürse bir başka değerli alanın kazanılacağına inanıyorum. İmkân olursa bu keşfedilmemiş bölgeyi uygun kıyafetlerle bir kere daha gezmek niyetindeyim. Bu balta girmemiş olarak nitelediğim bölgede antik hastane ve piskopos sarayı denilen mekanların kalıntılarıyla birlikte onlarca irili ufaklı yerleşimin kalıntısı bulunuyor.

side022

Tıklayın büyür

side023

Anıtsal Merve ve Çeşme

Müzeden itibaren yaklaşık on beş dakika yürüdükten sonra site alanının girişine, meşhur ve göz alıcı Anıtsal Çeşme’ye geliyorsunuz. Ziyaretimizin en başında, eğer burada vakit geçirseydik eminim ki o kadar çok oyalanacaktık ki diğer kısımlarda daha az vakit geçirmek zorunda kalacaktık. Anıtsal Çeşme, gerçekten büyük, göz alıcı bir eser. Yeri gelmişken, Side’deki tüm bu antik site alanıyla ilgili keşke dediğim bir husus var. Keşke, tüm bu eserlerin orijinalde neye benzediklerini gösteren küçük bilgi panoları konulsaymış eserlerin yanlarına. Mevcut bilgi panolarında yalnızca eserin adı ve tarihçesi yer alıyor. Oysaki eserin gerçekte neye benzediğine dair bir görsel de olsa daha etkileyici olurdu.

Anıtsal çeşmede de modelimden güzel pozlar vermesini rica edip nihayet dönüş için yola çıktık. Tıpkı geldiğimiz gibi on beş dakikada otele vardık. Otele girmeden, Mustafa için birkaç ilaç aldık eczaneden. Otelde o gün gayet sakin geçti. Hatta Mustafa da kendine geldi. Siyatik ağrım artık yoktu. Ve o gece hayatımda nerede ne için kullanacağımı bilmediğim bir şey daha öğrendim: Yüz bir oynamayı.

Cuma günü oteldeki son günümüz ve doğum günüm olduğu için erkenden kalktık. Kahvaltımızı yapıp hemen denize koştuk. O gün saat 15.00’e kadar otele hiç uğramadık. Otele geldiğimde beni büyük bir sürpriz bekliyordu. Bir doğum günü sürprizi değil ama. Telefonumda elli küsur cevapsız çağrı vardı. Annemler beni defalarca aramışlardı. Bana ulaşamayınca yanımdakileri aramışlar. Onlara da ulaşamayınca oteli arayıp not bırakmışlar. Başımıza bir şey geldi sanmışlar 🙂 Neyse ki durumu hallettim. Otel yönetimi sağ olsun küçük bir pasta bırakmış odaya. Bir de akşam yemeğinde bizimkiler sağ olsunlar bir masa ayırtıp süslemişler. Böylece 31 yaşını doldurup 32’ye bastım. Yazmazsam olmaz, ilk arayan Alper oldu, canım 🙂

side004

Oteldeki son gecemiz de yüz bir oynayarak geçti. Ertesi gün, öğlen saatlerinde turizm acentesine ait otobüs yine gelip bizi otelin önünden aldı. Akşam saat 20.00’de evimize ulaşmıştık bile. Böylece bu yazın en güzel günleri bitmiş oldu. Bu güzel tatil boyunca bize eşlik eden Mustafa ve Betül’e her şey için, fazla fazla teşekkür ederim. Ayrıca bana katlanmanın verdiği dayanılmaz hafiflik için Betül’e ayrıca teşekkür ederim. Ara sıra “bitse de gitsek” bakışlarını yakalamadım sayıyorum.

Bu yazıyı yazmak iki günümü aldı. Fotoğrafları düzenlemek ise bir gecemi. Blogda önümüzdeki günlerde yazmak için birikmiş epey konu var. Şimdi listeye baktım tam sekiz konu olmuş. Bunları yazmak için epey zamanım da olacağa benziyor. Kısa sürede görüşmek üzere.

side024

Canon EOS 550D günlükleri serisinde yer alan fotoğraflarda bu şekilde öznitelikler de yer alacak.

One response to “Side – Antik Kent – Doğum Günü

  1. hadicanimbende

    Tıkladım büyümedi admin bey..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s