Category Archives: Bit Pazarı

Neyi nereden kaça aldım, sattım? Ne almak istiyorum? Hepsi bu kategoride.

Bursa’dan Yılın Son Ganimetleri!

16-17 Aralık günlerinde Cihan‘la birlikte Bursa‘ydık sevgili okur. Şu yazıda biraz bahsetmiştim hatırlarsan.

Cumartesi günü önce bursa17son003Seval‘le buluştuk Kent Meydanı‘nda. Seval’in vakti o gün biraz kısıtlı olduğu için yalnızca bir saat kadar muhabbet ettikten sonra bizi Heykel civarında bir yere götürdü. Yediğimiz içtiğimiz bizim olsun, ben sana burada Sönmez İşhanı‘nı nasıl keşfettiğimizi anlatacağım.

Yıllardır, Heykel denen yerde o küçücük dükkanda acele acele İskender Kebap yiyip çayımızı bile içemeden, musluk suyu doldurulmuş güğümden bir yudum su içip bir de üzerine güzel bir hesap ödedikten sonra yolun karşısındaki kestane şekeri satan yere girip kazık yeriz. Yıllardır Bursa rutinimiz böyleydi. Ancak bu sefer Alper‘in tavsiyesiyle Sönmez İşhanı’na girdik. Dört katlı ve her katında sahaflar, kitapçılar dopdolu! Yani şu lanet Dünya’nın unutulmuş cennetlerinden bir köşe.

Girişin hemen alt kat altında, -1 katında, bir sahaf bulduk. Gerçek anlamıyla bir sahaf! Eski kitaplar, efsane kitapların ilk baskıları, plaklar, kasetler, DVD’ler ve ilgimi alakamı çeken her şeyden bir tutam… Burada Indiana Jones üçlemesinin (dörtleme demeyin sakın) özel bir setini buldum. Toplamda dört DVD’den oluşan setteki bir DVD’de de bonus materyaller vardı. Türkçe altyazı seçeneğiyle birlikte hem de. Yine burada Kalan Müzik‘ten çıkan “Çerkes Ezgileri II” isimli derleme albümdü. Muhteşem bir derleme. Bunun ikincisi böyleyse acaba birincisi nasıldı? Şimdi internette ilkini arıyorum. Çerkes değilim ama iddia ediyorum, Çerkes Müziğini pek çok Çerkesten daha iyi bilirim. Yine burada, Ogün Sanlısoy‘un 1998 tarihli ilk albümü Korkma‘nın artık neredeyse bulması imkansız olan kaset versiyonunu, hem de ambalajlı olarak buldum.

bursa17son001

Inception filmi benim için çok ayrı, apayrı bir filmdir. Bu film, hiç gerçek olmamış bir hayatın, bir mutluluğun filmidir. Inception’ın çift diskli Bluray formatını bulunca aklım başımdan gitti. Son olarak da Vicente Amigo‘nun 2013 yılında çıkardığı, flamenko türünde en sevdiğim ve bütün şarkıları bana göre hit sayılabilecek albümü “Roma” tertemiz bir şekilde rafta onu almamı bekliyordu. Bu albümle ilgili blogda daha önce pek çok yazı yazmıştım. Ah Roma ah.

bursa17son004

0000000099985-1Daha sonra bir kat daha aşağıya inerken, yıllar önce okuduğum bir romanı gördüm vitrinde: “Bir Satanistin Anıları“. Cihan’a dönüp, “Bak ben bu kitabı Lise 2’deyken okumuştum” derken dükkanın sahibi çıkıp “Bu kitap gençliği satanizm belasından kurtaran kitaptır. Onun için yazdım ben.” dedi. “Nasıl yani?“, diye sordum. Meğer konuştuğum ihtiyar adam kitabın yazarı Erdem Katırcıoğlu‘ymuş. Yıllar önce kitabı okurken yazarını hep 30-35 yaşlarında bir genç olarak düşünürdüm. Bu güzel tanışmada Katırcıoğlu, kısaca neler yaptığından bahsetti. Diğer kitaplarını anlattı. Yazma sürecindeki araştırmalarından bahsetti ve ilk kez basılı olarak gördüğüm “The Satanic Bible“ı alıp gösterdi bir raftan. Kitabı yazma sürecinde yararlandığı kısımlar çizilmiş ve epey hırpalanmıştı. Ekledi, “Hayatımda okuduğum en etkileyici kitaptı.

bursa17son002Daha sonra en alt katta bir dükkana girdik. Burası tıka basa kaset ve plak dolu bir yerdi. Burada Pentagram’ın kısa süre önce yüksek bir fiyata aldığım kaseti Trail Blazer‘ı, çok komik fiyata aldım. Üstelik kondisyon olarak da çok temizdi. Daha sonra, özellikle bu yıl epey popüler olan LP‘nin Lost On You albümünü, sıfır CD’yi 8 TL’ye aldım. İnanılmaz! Yetmedi, birkaç önemli ve önemsiz albümü de CD olarak aldım. Epey de bir DVD film aldım yok fiyatına. Bir tane de kırk beşlik hediye etti dükkan sahibi.

bursa17son005.jpgBuradan bu ganimetle ayrıldık. Ertesi gün, Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda tanıştığım, değerli insan Ergin Deliduman ile buluştuk Bursa’nın şirin (!) mahallesi Panayır‘da. Kadere bak sevgili okur, ben daha metal müzikle tanışmamışken ve hatta orta okulda falanken, Ergin üstat ve abisi, aynı mahallede oturan dayımların evine misafir olmuşlardı. Abisi o dönemde askerden izinli gelmişti. Benim kuzenim ise askere gitmek üzereydi. Abisi çok muazzam bağlama çalıyordu. Çocuk yaşımda etkilenmiştim. Hala hatırlıyorum. Biz Ergin’le buluşunca, kuzenim de geldi ve mahalle arkadaşıyla sohbet etmeye başladılar. Daha sonra kuzenim bana bu olayı anlatınca şok oldum 🙂 Eli açık, gönlü zengin dostum bana birkaç küçük hediye getirmişti sağ olsun. Sonbahar filminin orijinal DVD’si muhteşem bir hediye oldu. Ayrıca Queen, Moğollar ve Cem Karaca-Cahit Berkay’ın kasetlerini yığdı masaya. Metallica’nın Some Kind of Monster VCD’sini taa aylar önce istemiş, unutmuştum bile. Ama o unutmamış Çok büyük adam!

Bu koleksiyon işi, cidden çok ayrı, apayrı bir duygu sevgili okur. Cihan bunları okuyorsa bana kahkahayla gülüyordur. Çünkü bu hastalığın kitaplar için olanı da onda mevcut. O açıdan beni çok iyi anlar. İki hafta önce, Bursa’da güzel bir hafta sonu geçirdik sevgili okur özetle. Epey bir albüm, film topladık, toparladık. En güzel günler senin olsun.

Reklamlar

Samsung Galaxy Note 5 Deneyimi

ÖN UYARI: Yine gecikmiş bir yazıyla karşındayım sevgili okur. Yaklaşık üç aydır Samsung Galaxy Note 5 kullanıyorum. Bir önceki telefonum Galaxy Note 2 ile ilgili şurada yazdığım yazı blogun en çok okunan yazılarından bir tanesi olmuştu. Galaxy Note 5, 2015 yılında piyasaya çıktı. Yaklaşık 3 senedir piyasada olan ve hatta üzerine iki model daha çıkan (patlayıp duran Note 7 ve şu günlerde Note 8) bu model için yazılmış bir incelemeyi okumak istemeyebilirsiniz. Ancak işlevsellik açısından yapacağım değerlendirme kriterlerini pekala halen kullandığınız daha üst model cihazlarınız için de bir kriter olarak göz önüne alabilirsiniz.

Emektar Note 2, bir sabah açılmadı sevgili okur. Batarya değişikliği, deşarj etmek ve türlü türlü uğraşlar sonuç vermeyince son olarak Teknik Servis‘ine götürdüm. Servisten gelen cevap dünyamı kararttı. Arıza anakarttan kaynaklanıyormuş ve maliyeti 600 lira civarıymış. Eh, 2013 yılında almıştım telefonu ve son güne kadar görevini layığıyla yapmıştı sağ olsun. Bu saatten sonra onu huzurlu uykusuna yatırıp rotayı ne zamandır almak istediğim Note 5’e çevirdim.

İşte size sevabıyla günahıyla bir Note 5 incelemesi. Benim telefon incelemelerim internette gördüğünüz diğer incelemeler gibi “3 gb rami var, yok bilmem kaç çekirdek işlemcisi var” şeklinde olmuyor biliyorsun. Ben, cihazlar kullanıcının ihtiyacına ne oranda cevap veriyor onu yazıyorum. Kullanıcı aldığı telefonu WhatsApp ve Facebook‘a girmek dışında hangi efektif şekillerde kullanabilir onu anlatıyorum. Bu yazıda da Note 5’i birazcık olumsuz eleştireceğim.

Slim Armor kılıfla birlikte kullanmanızı tavsiye ederim.

Note 5’in bir önceki Note serisi cihazlara göre birkaç ciddi dezavantajı var. Ama en büyük dezavantajı bence “hafıza kartı” takılamıyor oluşu. Evet, yıllarca Apple‘la dalga geçme sebebimiz olan kullanıcı 8-16 GB gibi arttırılamayan, kısıtlı kapasitelere muhtaç bırakma zihniyeti, nihayet Samsung’un da gündemine girmiş. Lanet olsun. Satın aldığım Note 5, 32 GB dahili depolama imkanına sahip. Elbette daha yüksek versiyonları da var (64 GB ve 128 GB). Android’in son sürümünü destekliyor. Tam kurulu ve güncel bir işletim sisteminden geriye 10-15 GB kullanım alanı kalıyor. Bu da hareket alanımızı epey kısıtlıyor. Geriye nasıl bir seçenek kalıyor? MicroUSB ve USB girişinin aynı anda barındıran “dual” girişli flash bellekler. Ben Sandisk‘in 32 GB kapasiteli, MicroUSB ve USB 3.0 girişli ortalama bir modelini aldım. Fiyatı gayet makul. Telefonda büyük kapasiteli bir dosya oluşturduğum zaman (uzun video kayıtları gibi), bu dosyayı flash diske aktarıyorum. Bu açıdan elim epey rahatladı. Zira, kaydedilen dosyayı bilgisayara flash disk üzerinden aktarmak çok daha kolay oluyor kabloyla aktarmaya göre.

1- OTG Bağlantı Aparatı 2- Sandisk 32 GB Dual Flash Drive

Video demişken, evet, Note 5 video çekimi açısından harika opsiyonlar sunuyor. Cihazın arka kamerasıyla UHD (3840×2160 px), QHD (2560×1440), FHD (60 fps) (1920*1080), FHD, HD ve VGA kalitelerinde çekim yapılabiliyor. 32 GB’lık bir cihazla UHD kalitesinde yaklaşık 15 dakika kayıt yapabiliyorsunuz. Dolayısıyla bunu tasarlayan salağın aklında nasıl bir düşünce vardı bilemiyorum. Cihazda kalan depolama alanında doğru dürüst video çekimi yapamıyoruz. Harici olarak bağladığımız usb diski de kayıt ortamı olarak gösteremediğimiz için uzun süreli ve yüksek kaliteli video kaydı imkanımız ne yazık ki kalmıyor. Arabada ibre var, motoru güçlü, ama lastikler tırt anlayacağınız.

Armor Kılıf özellikle köşelerden desteklenmiş kalın malzemeden imal edilmiş.

Samsung’un Apple’a göre en büyük artılarından bir tanesi de cihazların işlevsel her parçasının değiştirilebiliyor -bizzat kullanıcı tarafından- oluşuydu. Modeller yükseldikçe bu şansımız git gide azaldı ve yalnızca bataryayı değiştirebilme lüksümüz kaldı. Galaxy S serisinin yeni modelleri ve Note 5’ten itibaren bu da bitti. Apple kullanıcısı yıllardır böyle bir şansa sahip değildi zaten. Batarya ölünce servise gitmek zorunda kalıyordu. Ama Samsung öyle miydi? Orijinal yedek batarya kullanarak halen daha Note 2’yi kullananları görebilirsiniz. Batarya teknolojisini değiştirmiş olmaları belki bir artı olabilir. Bu yeni nesil bataryalar diğerleri şişme yapmıyor. Ayrıca Note 5’le birikte başlayan kablosuz şarj edebilme özelliği ne yalan söyleyeyim “çok havalı“. Kabloyla şarj etmekten farkı yok gerçi. Zira cihazı standın üzerinden uzaklaştıramıyorsuz 🙂 Şunu da itiraf edeyim, cihazın üç aydır kullanmakta olduğum orijinal bataryasını beğendim. Performansı çok iyi. Üstelik hızlı da şarj oluyor. Bu kalitesi daha ne kadar sürer ve ömrü dolunca bana ne kadar masraf çıkartır bilemiyorum.

Üç aylık kullanım sürem boyunca, cihazla ilgili en büyük hayal kırıklığım şu oldu: Samsung’un ürettiği ve diğer tüm Note serileri ile uyumlu olan Dock cihaz, Note 5 ile uyumlu değil 😦 Böyle bir saçmalık olamaz. Note serisi gibi işlevselliğiyle göz dolduran bir seriye resmen ihanet etmişler. Zaten telefonu “şıklığı” ile ön plana çıkartılan S serisine benzetmelerinden böyle bir kazık atacaklarını anlamalıydık ama anlayamadık. Telefonun lansman videolarında asıl bu tip detaylardan bahsetseler inanın “gerçek Note” kullanıcılarının pek çoğu Note 5’i tercih etmezdi. Evet, Samsung Dock ne yazık ki Galaxy Note 5 ile uyumlu değil. Telefonunuzu HDMi üzerinden TV’ye bağlayan, ses sistemine bağlayan ve tam üç tane farklı USB bağlantısını (örneğin klavye mouse ve usb disk gibi) kullanma imkanı veren mucizevi Dock cihazı Galaxy Note 5 ile çalışmıyor. Bu sorunun OTG kısmını yani Flash disk ya da klavye gibi aygıtları bağlayabilme kısmını, ara kablo vb. aparatlarla çözebiliyoruz. Ancak ne yazık ki HDMi kablo ile görüntü aktarımını gerçekleştiremiyoruz. Ve bu halen bir sorun.

Tasarımın belki de yegane avantajı kalemin artık daha kolay bir şekilde çıkıyor oluşu. Basmalı yapmışlar. Keşke basma eylemi için de bir fonksiyon tanımlamış olsalardı. Çok daha efektif olurdu. Kalemin yapabildikleri Note 4 ile tıpa tıp aynı. Aynı diyorum bak! Yani metin seçip doğrudan translate uygulamasına gönderme özelliği diye lanse edilen özellik hali hazırda Note 4’te de var. Burada Note 3’ten beri gelen tek handikap, kalem uygulamasında yazı yazıp silmek istediğiniz zaman “elini kaldırmadan tek bir hamlede” üretmiş olduğunuz karakteri tek dokunuşta komple siliyorsunuz. Yani örneğin kalem ekrandan kalkmadan, el yazısıyla tek bir kelime yazdınız ya da imzanızı attınız. Silmek için dokununca o “line” nın tamamını siliyor. Note 2’de ise bu olay çok devrimseldi. Tıpkı normal silgi gibi dokunduğunuz pikselleri siliyordu. Yani kullanıcıya gerçeğe en yakın yazma ve silme deneyimini sunuyordu.

Demiştim ya, cihaz, işlemci ve ram’in artan performansını saymazsak Note 4 ile çok benzerlikler taşıyor. Kalp atışı sayacı (ve buna bağlı çalışan stres ölçer), parmak izi okuyucu gibi detaylar güzel ve işe yarıyor. Şu da bir gerçek ki Note 5, gerçekten hızlı. Şimdi burada yazmayacağım birkaç özel ayarı daha yaparsanız inanın muhteşem bir hıza kavuşuyor.

Bakınız şunu her zaman açıkça ifade ettim. Ben telefonla oyun oynama olayına karşıyım. Telefonunuza oyun kurmadığınız sürece hem bataryasının, hem ekranın hem de genel olarak tüm donanımların ömrünü uzatırsınız iddiasında bulunuyorum. Cihazınız kozmetik olarak da kusursuz kalır.

Bir sonraki model Note 7’nin patlaması (gerçek anlamda) ve Note 8’in de astronomik bir fiyatla piyasaya çıkmış olması sebebiyle, Note 5 bana göre kararlı ve alınabilecek bir üst model cihaz. Android desteği, donanımın “hayvani” derece güçlü oluşuyla tercih edilebilir. Ancak hafıza kartı takılamıyor oluşu ve 32 GB hafızayla yüksek kalite video çekiminin pek mümkün olmaması (çünkü depolama alanı kalmıyor) sebebiyle hayal kırıklığı yaratıyor. O yüzden 64 GB’lı modeli tercih edebilirsiniz. Ancak ben de açtığı en önemli yara şüphesiz –seninki kadar olmasa da– Dock desteğinin ortadan kalkmış olmasıdır.

Umarım bu yazı birilerine yol gösterir ve yardımcı olur. Cihazla ilgili tüm sorularınızı çekinmeden sorabilirsiniz.

Deck Kasetçalar ve MCA Distro

deck00

Yıllar önce kurduğum bir distrom var sevgili okur. İlk olarak Godspel‘in albümünü, daha sonra Garmadh‘ın EP’sini, daha da sonra Godspel’in Limited EP’sini basmıştım. Birkaç yıl sonra bu sefer Sabhankra‘ya yine limited bir EP yapmıştım (A Star To Shine EP) ve bu EP, grup üyeleri için bile bir sürpriz olmuştu.

Tabii geçen bu zamanda, özellikle Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda, pek çok distro sahibi arkadaşım oldu. Bu arkadaşların yaptıkları işler takdire layık işlerdi. Özellikle kaset basan Merdumgriz ve Dead Generations, bana kaset fikrini aşılayan adamlar oldular. Öyle ya, ben de kaset formatında albüm basabilirdim. CD basmak kolay ama kaset artık zor.

Kaset basabilmenin iki yolu var: Bir tanesi çok kaliteli bir müzik setine sahip olmak. Hatırlarsın, kaset çalarlı, cd çalarlı, radyolu müzik setleri vardı. Çocukken bizde de vardı ama kıymetini bilmemişim 😦 Artık bu tip setler üretilmiyor. İkinci el satan dükkanlardan da temiz bulmak çok zor. Kaset basmanın bir diğer yolu da deck kasetçalar denen cihazlar. Bunları çocukluğumuzda mahallemizin kasetçilerinde görürdük çoğunlukla. Çünkü çalma ve kaydetme sistemleri ev tipi kasetçalarlara göre daha kaliteli oluyor bunların. Kasetçiler de o dönem parayı çekme kasetten kazandıkları için böyle cihazlar daha makul oluyordu onlara. O yüzden ben de bir deck kasetçalar alma yoluna yöneldim. Ancak decklerin, özellikle de çok iyi olanların, fiyatları da çok iyi. Kaset teknolojisinin en ileri seviye cihazları genellikle deck kasetçalarlardır. Bu aletlerin üzerinde ses açma/kısma düğmeleri olmuyor çoğunlukla. Neden? Çünkü bunlar ses çıkışı için bir amfiye ya da miksere bağlanıyor.

Bundan herhalde bir buçuk ay kadar önce bir gün, yine internette bakınırken İstanbul’dan bir cihaz buldum. Hemen Cihan‘ı aradım. Satılan dükkanı tarif ettim. Ona yakınmış. Dükkan sahibini de aradım. Akşam kuzenim gelip alacak diye tembihledim. Ve heyecanla akşam olmasını beklemeye başladım. Saat 18.00 civarında Cihan aradı hüzünlü bir sesle. Cihaz satılmış! Lan nasıl olur, dedim. Moruk bir de sen ara, dedi. Cihan bana hep moruk der. Aradım adamı. Dedim kuzenim geldi almaya, adam dedi ki ben o cihazı sattım, sen kesin bir şey demeyince, ben de sattım.

O esnada servisteydim. Eskişehir’e gelene kadar sövdüm içimden. Cihan’ı boşu boşuna uğraştırdığım için üzüldüm ve epey hevesim kırıldı. Hayal kırıklığından dolayı bir süreliğine kasetçalar alma fikrini rafa kaldırdım. Ancak bir hafta sonra, şans bana gülecekti.

Bir hafta sonra, hiç aklımda yokken yine kendimi deck kasetçalar ararken buldum. Aynı gün içerisinde Eskişehir’den verilmiş bir ilan gördüm. Cihaza baktım. Temiz görünüyordu. Satıcıyı aradım. Dedim ki, ben de Eskişehir’deyim akşam görüşelim. Akşamı heyecanla bekleyip adamın verdiği adrese gittim. Burası eski evime çok yakın bir yerdeydi. Adamı görünce biraz şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Uzun kır saçlı, yaşına rağmen dimdik yürüyen ve ancak bir gençten bekleyebileceğin incelikte ses tonuyla konuşan biri geldi yanıma. Tanıştık, cihazı teslim aldım. Elektrik olmadığından kontrol edemedim. Adam dedi, ben evde ettim, bir sıkıntı yok. Pekala dedim ve koşar adım eve geldim.

Sanyo RD400 marka ve modelli deckte tek bir kasetçalar bölme bulunuyor. Dahili hoparlör yok. Ancak stereo bir ses çıkışı ve kulaklık çıkışı var. Vee işin en güzel kısmı da stereo bir line in girişi olması! Bu şu anlama geliyor ki harici bir kaynaktan aldığımız sesleri doğrudan kasede basabiliyoruz! Wuuhuu! Giriş için line in kablosu haricinde bir diğer alternatif de yine stereo (sağ ve sol) mikrofon girişleri. Cihazdaki bir diğer güzellik tape counter denen mekanik sayaca sahip olması. Bu mekanik sayacın güzelliği çaldığınız kasetteki spesifik noktaları sayaçtaki sayıyı okuyarak denk getirebiliyor olmamız 🙂

deck04

deck03Böylesi bir alete sahip olunca ilk iş gidip üç beş tane boş kaset aldım. Önce uzun süredir yapmayı planladığım bir şeyi yaptım ve Dissection‘ın Reinkaos albümünü CD’den kasede çektim! Şimdi de planım Alper‘le birlikte, Efendi‘nin Hangi Rüya albümünü yalnızca kendimiz için kasede basmak. Ticari amaçlı olmayacak elbette.

Evet sevgili okur, özetle kardeşin MCA Productions & Distro adıyla olaya yavaştan giriyor. Yeşilçam tabiriyle “kaset yapacağım”. Eğer underground grubunuz için yayımlamayı düşündüğünüz bir albümünüz varsa muhakkak görüşelim 😉

Turkcell’den Yılbaşı Sürprizi

sarikutu01Her zaman şikayet edecek değilim ya, bu sefer de Turkcell‘in yeni yılda yaptığı bir güzellikten bahsedeceğim sevgili okur.

Yılbaşına birkaç gün kala, Volkan Turkcell’in Sarı Kutu programı kapsamında düzenlediği bir kampanyayı bizlere haber verdi. Turkcell, yalnızca 300 Sarı Kutu puanına, orijinal, lisanslı ve piyasa değeri 139 lira olan milli takım forması hediye ediyordu. Aksi gibi ben de bu haberi bir perşembe öğleden sonrasında, dersteyken almıştım. Ders bitip de eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum.

forma02Hemen bilgisayarın ve evdeki internete girebilen bilumum aletin başına çöktüm. Ancak nafile! Puan kullanarak alışverişi tamamlayacağımız TFF’nin resmi alışveriş sitesi bile çökmüştü! Uzun uğraşlar sonucu istediğim formayı seçip sepete atabildim. Attım atmasına, ancak bu seferde “Alışverişi Tamamla” butonu çalışmıyordu. Yılmadım. Sayfayı yenileye yenileye onun da çalıştığı saniyeyi denk getirdim ve bingo! Alışverişi tamamladım.

Annem ve hatta teyzemin de kullandıkları hatlar benim üzerime ve Turkcell olduğu için onların birikmiş puanlarını da kullanayım dedim. Bu sefer işte talih kem gözünü gösterdi ve Turkcell’in Sarı Kutu programında kampanya bitti. Yani tüm bu anlattıklarım birkaç saat içerisinde oldu ve bitti 😦

Birkaç gün sonra kargoyla (ki kargo da ücretsiz) şu aşağıda gördüğün gıcır, orijinal forma evime gönderildi. He, şansa bak ki izindeydim ve evdeydim. Kargoyu da ben teslim aldım.

Turkcell’e bu güzel, sürpriz hediyesi için teşekkür ediyorum. Devamını da bekliyoruz.

forma00

Sanalpazar’la Alışveriş Tecrübesi: Akordeon

akord01Uzun sürekli ayrılıklar kötüdür. Ancak bu ayrılıkların belki de tek iyi yanı, geri döndüğünde -üstelik bir dolunayda- anlatacak çok şeyinin olmasıdır. İşte o hevesle başlıyorum.

Yaklaşık iki ay önce bir akordeon aldım sevgili okur. Bizim Ömer Burak’ın sattığı, İtalyan yapımı harika bir alet bu. Akordeona olan merakım ortaokul yıllarıma dayanıyor. Ortaokuldayken Çerkez Halk Dansları ekibindeydim. Oyunlarımıza eşlik eden müzikler inanılmaz ilgimi çekiyordu o yıllarda. Ortaokul bitip lise başlayınca Çerkez dansları maceram da bitmiş oldu. Ancak yıllar sonra, Üniversitenin hazırlık sınıfında şans eseri bir sabah, sınıf arkadaşımın telefon alarmını duyunca, yıllar önceki o melodiler bir anda aklımda belirdi. Arkadaşımdan o parçayı ve telefonunda bulunan tüm diğer Çerkez melodilerini aldım. O günden bu yana, Çerkez kültürünün tamamına değil ama özellikle müziğine büyük bir ilgi duydum. Bu ilgimin yıllar içerisinde bloga olan yansımalarını da okudun hatta.

Böyle böyle yıllar geçer ve çevremizdeki müzisyen sayısı artarken nihayet akordeon çalan biriyle, Ömer Burak’la tanıştık. Efendi’den Utku’yla da samimi olmamız aynı döneme rastladı aslında. Biraz Burak’a imrenip biraz da Utku’nun teşvikiyle, biraz da şans eseri kendime Paolo Soprano marka bir akordeon aldım.

Enstrüman kozmetik olarak kusursuz. İşlevinde hiçbir kusur yok. Tahmin ettiğimden biraz daha ağır sadece. Kayışları sapasağlam. Belki de tek kötü yanı taşıma çantası. Çok ciddi bir tamirata ihtiyacı var. Ancak, işin içinde tamirat olunca bu durum beni biraz heveslendirmedi de değil.

Ömer Burak, akordeonda genellikle klasikleri, akordeonla duymaya alıştığımız parçaları çalmayı tercih ediyor. Ancak benim tercihim ise yazının başındaki uzun girizgahtan da anlaşılacağı üzere Çerkez müziklerinden yana.

Yeni taşındığım evin hemen altında bir müzik dükkanı var. Buranın sahibi, Eskişehir’in sayılı akordeon sanatçılarından biri. Bu benim için harika bir tesadüf. Planım kısa süre içerisinde kendisiyle ders konusunda görüşmek. Böylece ilk defa bir enstrümanı daha iyi çalabilmek için ders almış olacağım.

akord02

Şimdi yazının başlığındaki konudan bahsedeyim biraz da. Akordeounu satın almak için Ömer Burak’la anlaştıktan ödemeyi kredi kartıyla taksitlendirebilmenin tek yolu olarak al sat sitelerine ve komisyonlarına göz attık. En popüler al sat siteleri gittigidiyor, sahibinden ve sanalpazar malumunuz üzere. Bunlar özetle, satıcı ve alıcı arasında güvenli alışverişi temin eden, tarafların birbirlerini dolandırmalarını önleyen siteler. Üçü arasında komisyon oranı en düşük site sanalpazar. Bu sitede Ömer Burak, akordeonunun ilanını açtı. Ben de girip kredi kartımla satın aldım. Daha sonra Ömer Burak ürünü kargoya vererek bana ulaşmasını sağladı ve kargo bilgilerini sisteme girdi. Ben de tarafıma ulaşan kargoyu aldığımı ve ürünün sağlam olduğunu sisteme teyit ettikten sonra beklemeye başladık. Normalde, birkaç iş günü içerisinde site benden aldığı paradan kendi komisyonunu kesip kalan parayı satıcının hesabına geçirmeliydi. Ancak öyle olmadı.

Alıcı ve satıcı birbirini dolandırmasın diye kurulan bu sitenin bizzat kendisi, dolandırıcı çıktı! Üstelik ufak bir araştırma yapınca tek mağdurun bizler olmadığını da görmüş olduk. Bu sitenin bağlı olduğu ticari kuruluş, iflas etmiş. Bu kuruluşa bağlı olan tüm alt kuruluşların da hesaplarına da tedbir konulmuş. Dolayısıyla sizin yatırdığınız para sizden çıkıyor ve doğrudan şirketin kasasına gidiyor. Ama şirket bu parayı satıcıya aktarmıyor. Siz belki dolandırılmıyorsunuz ama ürünü size satan kişi düpedüz dolandırılıyor, mağdur ediliyor. Buradan alacağı parayı bir yıldan daha uzun süredir bekleyenler olduğunu falan gördük araştırınca.

Diyeceksin müşteri hizmetleri? Yok öyle bir hizmetleri. Bir numara var arıyorsun, yalan. Mesaj atıyorsun cevap yok. Bize olmadı ama başkaları dalga geçer cevapların atıldığını falan da ağlamış ekşide. 22 Ağustosta satıcının parasını alamadığını ve mağdur olduğunu belirten bir mesaj attım. Takip eden günlerce aynı mesajı defalarca attım. Nihayet bu mesaja 5 Ekim günü ürün bedelinin satıcıya aktarıldığına ilişkin bir mesaj attılar. Böylece, şanslıyız ki, mağduriyetimiz iki ay sürmüş oldu.

Her türlü aksilikten ders çıkarmasını bilen blog Proofhead My Resort uyarıyor: Sakın Sanalpazar’a bulaşmayın.

Yazı burada bitiyor. Ama enstrümandan bahsedip de video koymamak olmaz. Ufak hatalarla da olsa malımızın arkasındayız, malum bu gece dolunay var. Sevgilerle.

Kondenser Mikrofon Aldık

rode2

Rode SM 6

Al işte, yine gecikmiş bir yazı daha!

rode04Bir aydan fazla zaman geçti üzerinden alalı aslında. Yağızhan ve Ender‘le birlikte kurduğumuz yeni grubumuzun kayıtlarını yapabilmek için iyi bir kondenser mikrofona ihtiyacımız vardı. İçimizde donanım konusunda en tecrübeli olan Yağız’dır. Ufuk Abi‘nin de tavsiyesiyle belirlediğimiz birkaç markaya ait farklı modelleri araştırmaya başladık. Nihayet internette aradığımız modeli, verebileceğimiz fiyata yakın bir miktarda bulduk.


RØDE
‘un SM6 modeli, satın aldıktan birkaç gün sonra elimize ulaştı. Buluşup büyük bir heyecanla kutuyu açtık. Satıcının önceden belirttiği gibi, kılıfı hariç, eksiksiz ve kusursuz olarak karşımızdaydı işte kondenserimiz. Yağızhan heyecandan yerinde duramıyor, Ender ise mutluluk gözyaşlarını belli etmemeye çalışıyordu. Benim ise bahar alerjim tutmuştu ve hapşırıyordum. Çünkü hayatımın en güzel anları hep böyle olur benim.

Kondenseri Yağızhan’a teslim ettik ve birkaç gün içerisinde kayıtlar bir biri ardına gelmeye başladı. Ancak sonrasında Yağızhan’ın bütünleme sınavları, Ender’in işe başlaması, bayram tatili derken pasif bir dönem başlamış oldu. Az önce konuştum her ikisiyle de, nihayet Eskişehir’de buluşabildik.

Mikrofonu kullanarak yaptığımız ilk kayıtlardan birisini yukarıdan dinleyebilirsiniz. Birkaç defa işlem gördüğü için sesteki kayıpları mazur görün lütfen. Ancak tüm parçaları tamamen kaydetmeye başlayınca sonucun çok daha iyi olacağında garanti verebilirim. Çok kaliteli bir mikrofon bu ve performansı bir ev kullanıcısı için kusursuz seviyede. Pop filtresi ve orijinal kablosu paket içeriğinde yer alıyor. Size yalnızca bir mikrofon sehpası almak kalıyor. Bir de kayıt yapacağınız ortamı tasarlamak. Bizim tercihimiz Yağızhan’ın odasını kullanmak olacak.

Yeni Bebeğim: Philips OTT2000/12 – İnceleme

ott2000

Uzun zamandır, taa geçen yıldan beri, kendime yeni nesil bir plakçalar almak istiyordum sevgili okur. Hatta birkaç model belirlemiştim bile kendime. Sonra işin rengi değişti ve aslında benim kendime yeni bir müzik sistemi almam gerektiği sonucuna vardım.

Eveet, nihayet bir gün haftalık D&R ziyaretimizi yaparken Philips‘in OTT2000/12 modelini gördük! Aradığım mikro ses sistemi buydu işte: Hem plak çalıyor, hem radyo çalıyor, hem CD çalıyor, hem USB çalıyor, hem bluetooth üzerinden ne bağlarsan çalıyor hem de line-in bağlantı imkanı veriyor! Üstelik o anda ne çalıyorsa USB üzerinden kaydetmenizi de sağlıyor. Gayet hafif, hareketli parçası yok, derli toplu bir sistem.

ott01

Sonra internet araştırmaları başladı benim için. En iyi fiyat, güvenilir satıcı sorguları falan derken iş uzadıkça uzadı. Nihayet, moralimin çok bozuk olduğu bir gece, bilgisayar sanki içimdekileri anlamışçasına yan tarafta bir ilan pıtlattı.

ott07

O gece siparişi verdikten iki gün sonra, yani yıllık izne ayrıldığım ilk gün, kargocu kapıyı tıklattı. Evimize yeni bir bebek gelmişti 🙂

Cihazın uzaktan kumandasında tek bir eksik var. O da CD çaları disk yerleştirmek için çıkartma (eject) tuşu yok kumandada. Bunun için cihazın üzerindeki butonu kullanıyoruz. Müthiş bir retro tasarımı var. Zaten Philips’in efsane  1965 AG4131 modeli baz alınarak yeniden tasarlanmış. Cihazın üzerinde dahili olarak iki adet 4 wattlık hoparlör ve bir adet 3 inçlik woofer yerleştirilmiş. Elbette harici ses çıkışı da alabiliyorsunuz.

ott03

ott05Plak ses kalitesi gayet yeterli. Yalnız şunu belirteyim 45’lik plakları oynatırken “Auto Stop” özelliğini kapalı hale getirmek gerekiyor. Cihaz biraz küçük ebatlarda olduğu için long playleri çalarken kenarlardan sevimli bir taşma oluyor 🙂 Ne demek istediğimi yandaki fotoğrafta görebiliyoruz.

Bluetooth özelliği, cihazın en sevdiğim özelliklerinden birisi oldu. Oturduğum yerden odanın diğer köşesindeki cihaza Nokia X3 telefonumda açtığım müziği bluetooth yardımıyla çaldırabiliyorum. Bu müthiş bir durum! Bir diğer olay ise ott06cihazın USB yuvasına bir bellek takıyor ve radyoyu açıyoruz. Koltuğa uzanıp muhabbete dalıyoruz. İlgi çeken bir şey çıkınca hemen kumandadan bir tuşa basarak USB’ye kaydetmeye başlıyoruz. Üstelik bunu sadece radyodan değil, arkadaşımızdan, dinlemek için ödünç aldığımız CD’den, harici bağlanmış bluetooth cihazından ve plaktan da yapabiliyoruz. USB belleğe mp3 olarak kaydedilmiş sesleri sonra bilgisayara aktarabiliyoruz.

ott04

ott02

Ben, elimdeki diğer pikabı bu yeni cihaza line-in girişinden bağladım. Dolayısıyla çift pikabı tek bir cihaza bağlayıp kullanabildim. Bu, sen belki farkında değilsin ama çok çok büyük bir nimet sevgili okur. Güzel ve herkese tavsiye edebileceğim bir cihazım daha oldu böylece.

Yıl Sonu VCD Kampanyasından Kaptıklarım

2015’in son günleriydi. Bir yılı daha hayallerden uzakta bitirmenin hüznüyle bir yerlerde bir şeyler yapıyordum. Sonra telefonum vink vinkledi. Heyecanlandım acaba nedir bu vink vink diye? Eskişehir’de düzenli olarak uğradığım İnsancıl Sahaf‘tan mesaj gelmişti: “Çok uygun fiyatlara orijinal VCD filmler sizleri bekliyor” diyordu mesajda. Aslında uzun uzun yazıyordu da, mesajın özeti buydu kısaca.

O gün, aylar sonra buluştuğum asker arkadaşım Cihan‘ı da yanıma alarak doğruca sahafa gittim. Ortalık pek bir sakin görünüyordu. Kıs kıs güldüm. Eğer beni kıs kıs gülerken görüyorsan sevgili okur, anla ki koleksiyona güzel şeyler katmak üzereyim demektir.

Devir bluray devri malum. Hatta 4K bluray‘ler çıkıyor artık piyasaya. DVD arşivlerimiz bile artık boynu bükük durumda. Ama olsun. Biz, eskinin tadını hiç bir zaman unutmadık ki. Biz hiç bir zaman popüler olanı tüketip “acaba yarın daha yeni ne çıkacak?” diye ağzımızın suyunu akıta akıta beklemedik ki. Biz, naçizane, bir filmin kendisini sevdik. Esere önem verdik.

filmler

Westernler kırmızı ile işaretli

Cihan’la birlikte sahafın alt katına indik ve filmlerle dolu raflara yanaştım. O an kendimi kaybetmişim. Herhalde yarım saat sonra falan Cihan’ın tokatlarıyla kendime geldim. Cihan “Dostum iyi misin?” diye soruyordu bana. Ben ise kucağımda bir dolu VCD filmi öylesine sıkıca kavramıştım ki ellerim uyuşmuştu. Neyse, gittim kasaya ödeme yapmak için. Kasadaki kız kendine kendine söylendi: “Yemeyenin malını yerler” diye. Güldüm. Güldüğümü görünce “Bu filmlerden bazılarını ben alacaktım ama siz epey toparlamışsınız” dedi.

Filmlerin çoğunluğunun seri olarak bulunması apayrı bir güzellik oldu. Bir de normale kıyasla çok daha fazla sayıda western, üstelik çoğu spaghetti western, filmi alınca keyfim yerine geldi. Böylece 2015’te belki de keyfim son defa yerine geldi.

Daktilo Aldım!

01 Diyeceksin ki sen daktiloyu taa şu yazında almamış mıydın Mesutcuğum? Evet sevgili okur, daha önce aldığım bir daktilom vardı. Fotoğrafını şurada görebilirsiniz. O daktilomun en büyük sıkıntısı F klavye düzeninde olmasıydı. Ben alırken Q klavyeli diye almıştım ancak satan pezevenk bana F klavyeli bir daktilo göndermişti. Böyle büyük bir hayal kırıklığı ile elime geçtiği için açıkçası çok sık kullanamadım.

Evrendeki tartışılmaz neden-sonuç döngüsünün bir neticesi olarak yeni daktilom karşıma çıktı. (Aslında bu yazıyı yazmadan önce yazmam gereken bir yazı daha vardı: Utku‘nun dönüşü. Hemen kısacık bahsetmek gerekirse Utku yıllar sonra yeniden Eskişehir’e döndü ve artık burada yaşayacak. Yakın zamanda bununla ilgili de kapsamlı bir yazı yazacağım.) Utku’nun yeni taşındığı eve yardım etmeye giderken, Eskişehirliler bilir, Esnaf Sarayı‘nın önünden geçip Stadyum’a doğru devam ettim. Biraz ileride Ticaret Odası’nı da geçtikten sonra bir pasajın aralığında tezgaha dizilmiş beş tane daktilo gördüm. Bunlardan ortadaki hemen dikkatimi çekti, çünkü Türkiye’deki daktilolarda görmeye alışık olduğumuz F klavye düzeninden farklı olarak Q klavye düzenindeydi bu! QWERTZ klavye düzeni 🙂 Dikkat edin QWERTY değil, QWERTZ. Bu, Alman klavye düzenidir. zaten klavyedeki özel karakterlerden de hemen anlayabiliyoruz bu düzeni. Türkçe F klavyede olmayan 1 karakteri bu klavyede nihayet var. Ayrıca pek çok noktalama işareti de yine Türkçe F klavyeden farklı olarak var. Almanların mantığı neydi Z ve Y harflerinin yerini değiştirirken? Bilmiyoruz.

Klavyedeki eksikler ı, ğ, ş, ç harfleri. Şanslıyım ki Almanca’da Ü ve Ö harfleri var.

03

ROYAL 240 marka modelli bir  portatif daktilo bu. Japon malı ve 1970’lerde üretilmiş. Taşıma çantası var. Diğer daktilomdan farklı olarak bunun rengi kahve rengi. Fiziksel olarak neredeyse kusursuz. Sadece üzerindeki ahşap deseninde yer yer aşınmalar var. Mekaniği de çok iyi. Hatasız çalışıyor. Benden önceki sahibi yağlamayı çok iyi yapmış. Bu da bir önceki gibi çift şeritli. İster kırmızı ister siyah yazmaya olanak sağlıyor.

02

04

05

Yine şiirler yazmak, yeni şiirler yazmak için muhteşem bir makine oldu bu sevgili okur. Eski daktilomu verip üzerine de bir miktar para vererek aldım. Bu hafta sonunun en müthiş kazanımı, bu ay ki Dolunay’a yakışır bir gelişme oldu. Sevgiler.

NOT: Kıskananlar müthiş bir alternatif sunabilirim. Şuraya tıklayıp indirebileceğiniz miniş bir bir programla bilgisayarınızda daktilo efektiyle yazı yazabilirsiniz. Kullanımı inanılmaz basit ve eğlenceli bir programcık bu. Bu programın resmi sitesi de şurada.

Nihayet Elektro Davul Aldım!

rolandİşte bu blogdaki en önemli yazılardan birini daha okuyorsun sevgili okur. Çok şanslısın, şanslıyız.

Geçen sene askerlik boyunca tuttuğum bir liste vardı, terhis olunca yapılacak şeyler diye. Bu listenin bir numarasında “elektro davul al” diye bir madde vardı. Ben de terhis olunca ilk olarak bu işe yöneldim (kendime aldığım bir darbuka vardı, onu saymıyorum). Türkiye’nin en iyi davulcularından biri olan arkadaşımla buluştum. Oturup nasıl bir elektro davulu ne kadara alabiliriz onu konuştuk. O günden sonra da ben bir yandan sürekli olarak internette davul araştırmaya başladım.

İşte geçen hafta nihayet, neredeyse 10 yıllık beklentim nihayete erdi ve elektro davulumu aldım. Şu an salonumda kurulu duruyor. Geçenlerde Alper ve Utku‘yla hayattaki isteklerimizi gerçekleştirmek için hep geç kaldığımızdan, bahaneler ürettiğimizden falan bahsediyorduk. O günden sonra oturup ciddi ciddi alayım artık şu davulu diye düşünmeye başladım. Sonra kredi çekmeye karar verdim. Epey bir araştırdım, soruşturdum. Kredi işi kolaydı ancak asıl önemli olan sağlam bir davul bulabilmekti. Onur‘la birlikte işte bu sorunu da çözdük.

td1

Aradaki tüm detayları halledip ki hepsi benim için güzel hatıralar olarak kalacak, 24 Temmuz Cuma günü, elektro davulumu aldım: Roland TD-6 SW.

td3

Davulun modülü (beyni) işte bu

td2

Mesh head, Rubber pad, Cymbal pad, modül

Yeni davulum gayet şık bir Roland rack’i üzerinde kurulu 3 adet rubber pad, bir adet mesh head, bir adet hi-hat ve iki adet cymbal pad, bir adet hihat kontrol pedalı ve muhteşem bir kick pad’inden oluşuyor. Şimdilik tek eksiğim iyi bir twin pedalı. İki gündür sabah uyanınca ve akşam yatmadan önce çalıyorum, okşuyorum sevgili davulumu. Bende adettir, her enstrümana bir de isim koyarım. Bu davulun adını da PERA koydum.

    td4

Çok yakın zamanda bu davulla kaydedilmiş coverları, bu davula ilişkin videoları göreceksiniz sıklıkla. Şimdilik ince ayarları ve özelleştirmelerimi yapıyorum halen.

IMG_20150725_210033Şu fotoğrafta mutluyken beni görüyorsun sevgili okur, şu hayatta nihayet bir davul sahibi olmuş Proofhead’i. Küçücük evini bir davul setup’ıyla paylaşmakta hiç bir sakınca görmeyen, eski bir telefon kullandığı için tüm eşi dostu tarafından rencide edilen Proofhead’i. Cidden bak, yeni telefon almadım şu davul için. Fedakarlığa bak! Söyle sevgili okur, sen bunu anlayabilir misin? Şu aşkı anlayabilir misin..