Category Archives: Bit Pazarı

Neyi nereden kaça aldım, sattım? Ne almak istiyorum? Hepsi bu kategoride.

Altı Yılda Yüzde 1900 Prim Yapan Ürün!

Bir narenciye sıkacağı! Evet, 2015 yılının başında Media Markt‘ın internet sitesinden kendimize bir mini fırın almıştık 160 liraya! Kargo bedava olsun diye de yanına 40 liraya bir narenciye sıkacağı almıştık. Yıllardır zaman zaman, keyfe keder kullanırız. Ortadan kesilmiş portakal, greyfurt ve limonu küçük bir baskıyla saniyeler içinde şipşak sıkarız. Braun marka, gayet kaliteli bir malzemeden üretilen bu mutfak aleti bir kere bile arızalanmadan görevini yerine getirdi ve getirmeye de devam ediyor.

Önceki ay bizdeyken Ayşe görüp çok beğendi ve kendisi de almak istediğinde fark ettik ki fiyatı inanılmaz bir seviyeye yükselmiş! Hepsiburada, Trendyol gibi sitelerde 750-800 TL civarında satılıyor. Elbette ki 2015’teki ekonomik göstergeler ile şimdikiler arasında epey fark var ancak spesifik olarak bir narenciye sıkmaktan başka hiç bir işe yaramayan ve bir ekstrası olmayan bir ürününün bu kadar pahalanmış olması çok ama çok dikkat çekici.

2015’te aldığımız ürünün satış kaydı

Pandemiden dolayı insanlar evlerinde birden bire portakal, greyfurt falan mı sıkmaya başladılar? Ya da üretici firma Braun’un bir kararı mı bu bilmiyorum. Ancak bunca yıldır aldığım ve kullandığım ürünler arasında, geçen zaman içinde en çok prim yapan ürün budur: Bir narenciye sıkacağı! Ürün çok güzel ama sakın bu fiyata almayın.

2021 Mart ayında Hepsiburada fiyatı

BİM’de Satılan Kumtel Aspiratör ve Volkan Soğutma

Almayın! Sakın Almayın! BİM‘de ya da diğer marketlerde zaman zaman satılan Kumtel marka aspiratörü sakın almayın.

Uyarıyı en başta yaptıktan sonra yazıyı yazmaya başlayabilirim. Mutfakta kullandığımız aspiratör iyice eskidiği için bir süredir idare edecek bir aspiratör arayışındaydım. Özellikle ankastre setlerin çoğalmaya başlamasıyla birlikte tek başına aspiratör bulmak biraz sıkıntılı oldu. Bir süredir ucuzluk marketlerine aspiratör geldiğini duyuyor ve ne zaman sorsam “anında satıldı” cevabını alıyordum. Demek ki mal iyi(!) diye düşündüm ben de hep.

Geçtiğimiz hafta BİM’e yine aspiratör geldi. Kumtel marka, default denilebilecek türde aspiratör. Aynı gün birkaç BİM’e sordum ama yine kalmadığını öğrendim. Ertesi gün şans eseri ücra bir BİM’e yolum düştü. Bingo! Bir tane kalmıştı. Hemen aldım ve kurulumun yetkili servisi tarafından ücret karşılığında yapılacağını öğrendim mağazadan.

Kurulum için Eskişehir’deki Kumtel Yetkili Servisi Volkan Soğutma firmasını aradım. Google’dan ve diğer sitelerden bakınca gördüm ki adamların hizmet puanı yerlerde… Montaj esnasında akla hesaba gelmeyen masraflar çıkartıyorlarmış. Ancak Eskişehir’de Kumtel’in başka bir servisi de olmadığından garanti için mecburen bunları çağırıyorsunuz. Ben de servise durumu ve ürünü anlattım ve “50 TL kurulum ücreti” olduğunu söylediler. Eğer ürünü servis kurmazsa, servis dışında birileri paketi açarsa ürün garanti kapsamı dışında kalıyormuş. Aspiratör kurmakta bir şey yok zira. Eski aspiratörü bir gün önce söküp montaj yerlerini güzelce temizlediğim için iş yalnızca dört adet vidayı sıkmaya kalıyordu.

Neyse, aldık bari garantisi olsun diyerek yetkili serviste kayıt oluşturdum ve Pazartesi günü için belirsiz bir saate randevu verdiler. Gelince arayacaklarmış. Pazartesi günü öğleden sonra arayıp “10 dakika sonra geliyoruz” dediler. Servis eve geldi. Maskesiz iki kişi eve girdiler. Daha önce başka bir mobilya ve başka bir beyaz eşya teknik servisi de gelmişti eve. Bu iki başka markanın servis elemanları maske, bone ve hatta galoş giymişlerdi. Kurulum boyunca maskesiz olarak çalışan Volkan Soğutma görevlileri “50 TL’lik kurulum ücretine” ilave olarak bir de 80 TL filtre ücreti istemesinler mi!

Bunların söylediğine göre, ürünün kutusunun içinden muhakkak olması gereken sağ ve sol motor filtreleri çıkmıyormuş. O yüzden “ucuz” satılıyormuş. Bu filtreler de 80 TL imiş. Böyle bir saçmalığı telefonda söyleseler zaten servisi çağırmaz, garantiyi yakıp kendim kurardım. Maskesiz olarak çalışmaya devam eden bu arkadaşlara 50 + 80 = 130 lira servis ücreti verdik. Ürünün dış ambalajında “Aspiratör” ibaresinden başka bir şey yazmıyordu. Kutuyu açınca ürünün de en verimsiz sınıfta, D sınıfı enerji tüketimine sahip olduğunu gördüm. Ürünün üzerinde gelen sözde dış filtreler ise adeta plastik bantla tutturulmuştu ve kalitesizdi. Kurulum sonrası aspiratör ortalama bir gürültüyle çalışıyor. Tek motorlu olduğu için de iki kademe çekiş sağlıyor.

Bu ürünü 190 liraya alıp bir de 130 lira servis ücreti verdim. Toplamda bana 320 liraya mal olan bu verimsiz ve dandik ürünü kullanıp, bir de maskesiz çalışan servis elemanlarına kurdurup kendimizi her türlü riske attık. Neresinden tutarsan tut zarardayım. Şimdi araştırınca, üzerine bir 80 lira daha verip o çok meşhur markanın aynı düzeydeki aspiratörünü, üstelik daha yüksek enerji sınıfıyla ve ücretsiz profesyonel servis desteğiyle kurdurabilirdim. Çok pişmanım.

Özetle, BİM’de ya da bir başka markette satılan Kumtel marka aspiratörü almayın sevgili okur hele ki Eskişehir’deyseniz.

Bu Yılın İlk Sürüş Dersi

2010 yılında ehliyeti alıp cüzdanın içine tıkıştırdığım an “benim için araba kullanma olayı bitti” demiştim. Aradan geçen 11 yılda da gerçekten araç kullanmaya neredeyse hiç ihtiyaç duymadım. Şans eseri(!) yanımda hep bir araç kullanan arkadaşım ve kardeşim oldu. Özellikle Mert olduktan sonra hiç hakkını yiyemem tüm arkadaşlarım istisnasız araba konusunda yardımcı oldular, getir götür olaylarında. Ancak 32 yaşına gelip halen araba sürmemek de bir süre sonra hayatımın en ciddi sorunlarından birisi olarak karşıma çıkmaya başladı.

Bu sorunu yenmek için önce bir araba almak gerekiyordu elbette. Ancak tam da benim araba almaya karar verdiğim gün ikinci el otolarda Cumhuriyet tarihinin en yüksek fiyat artışları yaşanmaya başladı. Akıl almaz fiyatlara alıcı bekleyen arabalar gördükçe canım sıkıldı, moralim bozuldu. Böyle böyle bir seneden uzun süre bakındım durdum. Nihayet geçtiğimiz hafta Serdar Abi aylardır aradığımız arabanın ilanını, “o ilanı” attı. Eskişehir’den bir Opel Corsa.

Gittik bakmaya. Havanın ayazından ellerimizi cepten çıkaramadık. Tertemiz bir Corsa. Tıpkı 2013 yılında Bilecik‘te bir arkadaşımda olanın aynısı. Aynı kasa. İç aksam falan hep aynı. Biraz sabırsızlıktan biraz da araya araya sıkılmış olmanın verdiği hisle hemen ertesi gün ekspertiz yaptırdık ve arabayı aldım.

Aldım ama bir sorun vardı: Araba kullanmayı unutmuştum. Neyse ki “otomatik vites” denilen şu muazzam sistem var 🙂 Bugün Serdar Abi’yle ilk dersimizi yaptık. Ders dediysem öyle sürüş dersi gibi değil. Sohbet muhabbet eşliğinde bir Eskişehir turu. Öğretmenimin dediğine göre aynalara ve şerit olaylarına biraz daha hakim olmalıymışım. İlk gün 1.5 saat gezdik ve arabadan indiğimde kasılmaktan bacaklarım ağrıyordu 🙂 Bu hissi belki yıllar önce ilk defa direksiyona geçtiğinde sen de yaşamıştın.

Bu yılın en büyük ticari girişimi bu oldu sevgili okur. Heyecanlıyım. Kazasız belasız bir yıl olur umarım.

Davul Setime Yeni Zil Ekledim: Roland Cy-8

Bir kaç yıldır yılın özeti yazılarıma bir hedef koyuyordum: Roland marka elektronik davul setim için ilave bir crash zili daha almak. Aslında zor bir hedef olmasa da nedense bir türlü gerçekleştirememiştim. Üstelik davul setini aldığım ilk günden beri yakındığım bir eksiklik olmasına rağmen.

Sağdaki maviyle işaretli zil sehpası akustik davullar içindir. Solda beyazla işaretli olan ise yeni zilim

Konuya uzak olanlar için bazı bilgileri çok kısa vermek gerekiyor belki de. Davul çalma işinde bazı stiller var sevgili okur. Bazı ekoller, rol modeller, tarzlar var. Davul çalmayı öğrendiğin kişiye, anatomik yapına, çalmayı tercih ettiğin tarza göre bunlar hep değişiyor. Benim gibi davul çalmayı kendi kendine ve ne yazık ki hiçbir kılavuz doküman vs. olmadan öğrenenlerin karşılaştığı en büyük sorun da özellikle davulun aksamlarının yerleşiminin bazen standart kurulumdan farklı ayarlarda olması gerektiğidir. Örneğin benim durumumda, sağ elimi baskın kullanmama rağmen davulu solaklar gibi çalıyorum. Ancak hi-hat denilen zil setini sağ tarafıma almam gerekirken solumda tutuyor ve “open hand” yani açık el denilen pozisyonda çalıyorum. Bu durum zaten çok iyi davulcuların -solak ya da sağlak fark etmeksizin- yapabildikleri bir teknik. Bazı parçaların çalımında kolaylık sağlasa da genel olarak işleri daha da zorlaştıran bir durum.

Davulu bu şekilde çalınca, set üzerinde kullandığım zillerin en yoğun olduğu bölge de haliyle sol tarafım oluyor. Yine hiç bilmeyenler için, ride denilen davul setindeki en büyük zili ben davulun soluna almak zorunda kalıyorum ve böylece setin sağ kısmında hiç zil donanımı kalmıyor. Rock ve metal tarzlarını çalarken, özellikle davul ataklarına eşlik eden zillerin davul setinin sağında ve solunda olması, ergonomik açıdan büyük avantaj sağlıyor. Dolayısıyla yıllardır ikinci bir zil (buna da crash zili deniliyor) almak hedefim vardı.

Birkaç hafta önce nihayet hiç ummadığım bir anda, aradığım zil olan Roland Cy-8 karşıma çıktı ve hemen aldım. Aldım ancak şöyle bir sorun vardı: Bu yeni zili, evimdeki davul setine nasıl ekleyecektim? Çünkü yeni zilin kutusundan yalnızca bağlantı kablosu, alt-üst keçe ve vidası çıkıyor. Sehpa dediğimiz bağlantı aparatları yok. Elektronik davul setlerinde tüm bağlantı elemanları özel ve pahalı aparatlardan oluşuyor. Parayı verip almak istesem dahi an itibariyle Türkiye’de bu bağlantı ekipmanının stokta olduğu bir mağaza bulamadım. Ben de elimdeki akustik davul ekipmanlarına yöneldim. Elektronik zili, akustik zil sehpası üzerinde kurarak sete bağladım.

Yıllar içerisinde eskiyen ride ziline ait pad’i ikinci crash zili olarak bağladım. Davulda en çok kullandığım zil olan ride zili için de yeni aldığım pad’i bağladım. Böylece eskiye nazaran daha da verimli bir set oluşturmuş oldum. Bu tip elektronik davullarda kullanılan ziller, padler ve pedallar kullanıma ve malzemenin ekonomik ömrüne bağlı olarak yıpranıyor, bu kaçınılmaz bir durum. Mesela geçtiğimiz yıl içerisinde de hi-hat zillerini kontrol etmeye yarayan pedalın içerisindeki kauçuk bağlantı parçasını yenilemiştim. Pedal sıfır gibi olmuştu böylece.

Bu davulla çaldığımız ve kaydettiğimiz videoları zaten biliyorsun. Özellikle 2020’nin ilk aylarında çok aktiftik. Yeni bir şarkı şu an için kaydetmedim ama yakın zamanda güzel şeyler gelmeye devam edecek.

İyi Bir Tripod Önerisi: Jmary KP-2264

Yıllar önce aldığım emektar tripodlar yavaş yavaş dökülmeye ve özellikle video çekerken sorun çıkarmaya başlayınca bir yeni bir tripod almanın zamanı gelmişti. Aylar önce sevgili Özge‘nin doğum gününde hediye olarak tripod almıştık. O tripodu alırken epey bir araştırma yapmış ve fiyat/performans olarak üst düzeylerde olan bir ürünü tercih etmiştik. Hediye sahibine ulaşıp Özge paketi açtığında da ne kadar doğru yapmış olduğumuzu görmüştüm. Hatta biraz fazla imrenip keşke kendime de alsaydım demiştim. Nihayet kendi tripodlarımın ikisi de sırayla parçalanınca doğru vaktin geldiğini anladım ve gidip bizzat aynı marka ve modelli üründen aldım: Jmary KP-2264

Başlangıç ve orta seviyeli kullanıcılar için kesinlikle çok yeterli bir ürün. Hatta profesyonel kullanıcıların da beğeneceğine eminim. Bu ürünün en güzel yanı, aynı anda hem tripod hem de monopod olarak kullanılabilmesi. Evet, ürünün ortasındaki profili çıkardığınızda bunun yaklaşık 2 metre uzayabilen bir monopod olduğunu görüyorsunuz. Özellikle uzun süreli hareketli video çekimlerinde (örneğin konunun içerisinde dahil olacağınız bir dans videosu) ya da konunun uzakta kaldığı durumlarda monopodlar çok avantajlıdır. İşte bu ekipman sayesinde tripod kuruluyken bile makineyi bağlı olduğu çubuğu aşağıya doğru uzatıp monopoda geçirebiliyorsunuz.

Bunun dışında profillerin kalınlığı ve üzerindeki kaplama sünger malzeme gerçek anlamda kaliteli. Alper ve Özge’nin düğününde fark ettim ki objektifin karşısındaki modeller donanımın kalitesinden etkileniyor, işe profesyonellik katabiliyorsunuz. Rüzgarlı havalarda ağırlık asmaya yarayacak kancası ve özel taşıma çantası da başarılı. Üç katmanlı olması sayesinde yaklaşık 190 cm kadar yükseğe çıkabiliyor. Kapalı ortamda ve açık ortamda her türlü çekim ihtiyacınıza cevap verebilir. Almayı düşünenlere tavsiye ederim.

BKM Kitap İle Başarısız Bir Alışveriş

Daha önce yaptığım birkaç alışverişte hiçbir sorun yaşamamıştım oysa ki!

Geçen ay Head Bang‘in yeni sayısı çıktığında hemen BKM Kitap‘tan siparişimi verdim. Head Bang’le birlikte İş Bankası Modern Klasikler Serisi‘nden yeni çıkan Buzullar Arasında Bir Kış, ve birkaç başka kitabı da sipariş ettim.

İlk sipariş tarihi görülüyor

Bun bu siparişimi 7 Eylül‘de verdim. Head Bang 6’nın stoklara girmesi için birkaç gün daha beklemek gerekiyordu. Head Bang 6 sadece BKM Kitap’ta değil, ülkedeki tüm diğer kitapçılarda satışa girdi. Acele ediyordum çünkü derginin yeni sayısı aslında son sayısı olacaktı. Bunu bir an önce okuyup bloga bir değerlendirme yazmalıydım.

Ancak acele ettiğim bu sipariş hüsranla sonuçlandı. Tam 21 gün boyunca siparişim hep “hazırlanıyor“du. Üstelik bu süreçte müşteri hizmetlerinden yardım alamadım. Firmanın Instagram hesabından mesajlar attım. Doğru düzgün bir dönüş alamadım.

İptal Talebi Oluştur butonu çıkar çıkmaz iptal ettim

Nihayet üç hafta sonra uygulamada “İptal Talebi Oluştur” butonu çıktı. Hemen bu butona bastım. Yaklaşık 3-4 gün de siparişin iptal edilmesini bekleyerek geçti. Nihayet iptal edilince gidip başka bir siteden alacaklarımı alabildim.

Özetle, BKM Kitap’tan alışveriş yapacaksan aman dikkat et. Eğer alacağın kitaplara acilen ihtiyacın varsa sakın buradan alma. Benzer şekilde alacağın ürünle ilgili satış sonrası destek arıyorsan aman sakın buradan alma çünkü bir destek sunmuyor. Sürekli müzik çalan bir müşteri hizmetleri var. Robot. Gerçek insan sesi değil 🙂

Scooter Aldım: Xiaomi M365

Mert Ekin doğduktan sonra hayatımız öyle ya da böyle bambaşka bir eksene oturdu. Her ne kadar alışkanlıklarımızı muhafaza etmeye çalışsak da en nihayetinde tüm zaman planlamamızı bebeğe göre yapmak zorunda kalıyoruz artık. Bu nokta da “daha fazla zamana” ihtiyaç duyuyoruz. Alışverişi, işe gidip gelmeyi, evi süpürmeyi, yemek hazırlamayı olabildiğince pratik hale getirmek için de elimizden geleni yapıyoruz.

Merve’nin iş arasında süt izni için eve gelip gitmesi için bir saati oluyor. Her ne kadar iş yeri eve yakın olsa da yürüyerek gidip gelmesi yarım saatten fazla zamanını alıyordu. Bu durumda koşar adım gelip emzirip koşar adım geri dönüyor, dolayısıyla o bir saatlik arada yorgunluğu iki katına çıkıyordu. İşte bu duruma bir nebze olsun son verebilmek için ulaşımda bana göre son 10 yılın en iyi icadı olan elektrikli scooterları araştırmaya başladım.

Xiaomi’nin elektrikli scooterları, okuduğum ve izlediğim pek çok incelemeden sonra aklıma yattı. Bu noktada bir karar vermek gerekiyor: Scooter’ımı ne amaçla ve hangi şartlarda kullanacağım? Bizim için bu koşullar şu şekildeydi: kısa mesafede hemen her gün kullanım, neredeyse eğimsiz yollar. Dolayısıyla Xiaomi M365’i (Mija) almaya karar verdik.

M365’in üst modeli olan M365 Pro, tırmanabildiği eğim, toplam menzil ve azami hız bakımından M365 modelinden daha üstün. Ancak dediğim gibi kullanım amacımız göz önüne alındığında, tüm bu ilave güç opsiyonlarına ihtiyacımız olmayacaktı. Keşke dedirten tek özellik, Pro modelde led ekranda aracın hızını görebiliyor olmamız. Ne yazık ki M365’te bunu görebilmek yalnızca cep telefonuyla mümkün oluyor. Dolayısıyla cihaza bir de telefon tutacağı almakta fayda var. Ancak sağlam bir telefon tutacağını henüz bulabilmiş değilim. Her ne kadar tam dolu bataryasıyla menzil olarak (30 km), pro sürümünün epey altında kalsa da (Pro’da 45 km) yaklaşık bir haftalık git gelden sonra nihayet şarj ettik. Ki şarja taktığımızda da %20’nin altına inmemişti batarya. Ekonomik modda kullanmak gerçekten şarj için ciddi avantajlı. Aracın lastikleri dolma değil, şişme lastik. Yoldaki ufak tefek engebelerde hissettirmiyor. Kutusundan yedek bir takım lastik ve şişirmek için gerekli pompa ara bağlantısı çıkıyor. Bir de şarj aleti var elbette. Katlandığı zaman taşıman için çok daha pratik bir hale geliyor.

scootervs

Piyasada epey bir yedek parçası (başta lastikler olmak üzere) satılıyor. Bir de M365’leri M365 Pro’ya yükseltmek için gerekli bir kit satılıyor. Bu sayede ekranı hız göstergeli led ekrana dönüştürüp yazılım sayesinde motoru biraz daha hızlı kullanabiliyorsunuz. Ancak bu uygulamalar elbette aracı garanti kapsamı dışına çıkartıyor. Benim ilk olarak almayı planladığım donanım güzel bir telefon tutucu.Araştırma sürecinde okuduğum en güzel kıyaslamalardan birisi şurada yer alıyor. Dediğim gibi kısa mesafeleri gidip gelmek istiyorsanız bu model fazlasıyla yeterli olacaktır. Ancak şehir içerisinde yapacağınız gezintiler için kullanmak gibi bir niyetiniz varsa Pro sürümünü tavsiye ederim. Yapmayı planladığım modifikasyonları blogda zaman zaman okuyacaksınız. 

Grafik Tablet Aldım: XPPen Star G640S

Aslında alalı bir süre oldu ancak geçen hafta Kerem Bey‘e de tavsiye edip aldırınca bloga da yazayım istedim.

Bu yıl korona virüs pandemisi nedeniyle eğitim sektörü çok radikal bir karar alıp dersleri evden yapma yoluna gitti. Bu plan öyle tuttu ki önümüzdeki eğitim öğretim yılında da en azından ilk dönemin büyük oranda, evden yapılan derslerle geçeceği belli oldu.

Merve de bu dönemde uzaktan yapacağı dersler için uzun süredir grafik tablet almak niyetindeydi. Bundan yıllar önce Serdar Hoca‘nın bir grafik tabletini ödünç alıp denemiştim ve açıkçası çok da memnun kalmamıştım. Daha doğrusu, bu tableti kullanmak için bir nedenim de yoktu. Aradan yıllar geçip de karşımıza böyle bir zorunluluk doğunca iş başa düştü.

Beni de bu tablete yönlendiren sevgili Mustafa oldu. Geçen dönem kendisi de bu tableti kullanmış, memnun kalınca da bu dönem bir tane daha sipariş etmişti. Bana da tavsiye etti.

Milli Eğitim Bakanı’nın “Okullar ilk dönem uzaktan olabilir” açıklamasını yaptığı gece, tüm çizim çizim tabletlerine zam geldi. Fırsatçı satıcılar daha birkaç gün önce 400-500 TL bandında olan fiyatlara, 50-150 lira zam yaptılar. Öyle ki benden haftalar sonra aynı tableti almasını tavsiye ettiğim arkadaşım benden 100 TL daha pahalıya aldı. Neden? Çünkü burası Türkiye. Burada fırsatçılık geçim kaynağıdır.

Gelelim tablete. Ortalama bir okul öğretmeninin ders anlatma esnasında kullanabilmesi için fazlasıyla yeterli. Cihazı Windows 10 otomatik olarak tanıyor. Windows 7 de tanıyor ancak internetten araştırıp driver’ını kurmakta fayda var. Çünkü bu küçük yazılım sayesinde hem kalemin hem de tablet üzerindeki fonksiyon tuşlarının görev atamasını yapabiliyorsunuz. Windows otomatik olarak tanıdığı için Paint, Photoshop gibi çizim programlarının yanı sıra Whiteboard, One Note gibi ofis programlarıyla ve Zoom programıyla sorunsuz olarak kullanabiliyorsunuz. Örneğin ders yapacak bir öğretmenimizin doğrudan Zoom’un arayüzünde kullanabiliyor. Ekrana paylaştığı bir pdf dosyasındaki soru üzerinde çözüm yapabiliyor. Kaleme alışmak için birkaç gün sürekli yazı yazın ve el hassasiyetiniz alışsın. Kalem gerçekten başarılı. Ürünün yazma alanı yaklaşık olarak A5 ebatında yani bir A4 kağıdının yarısı kadar. Siz kalemi yüzeye yaklaştırdığınızda ekrandaki imleç konumunu gösteriyor. Yan taraftaki 6 fonksiyon tuşuna da komut atayabiliyorsunuz. Örneğin “Geri al”, “Kopyala”, “Kaydet” gibi.

Sadece Windows değil, Android cihazlarda da sorunsuz kullanabiliyorsunuz. Samsung Galaxy Note 5 cihazıma sorunsuz bağladım. Windows’un aksine, telefon ya da tablette verimli kullanabilmek için kendi uygulamasını indirmeniz şart.

Kutu içeriği de çok önemli. Çünkü tam 20 tane yedek uç çıkıyor. Evet, tabletin uçlarının belli bir ömrü var. Paket içeriğinde ayrıca kendi orijinal USB kablosu ve bu kabloyu mobil cihazlara bağlayabilmek için gerekli micro/type-c dönüştürücüler var. 

Şunu yinelemekte fayda var. Ders anlatmak, basit çizimler yapmak, konferans esnasında notlar almak için fazlasıyla yeterli bir cihaz. Ancak özellikle grafik tasarım ve reprodüksiyon işlerinde kullanılır mı? Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü kalemin hassasiyeti iyi. Aynı fiyattaki ürünlere göre en iyisi diyebilirim. Hayır, çünkü çizim alanı buna müsaade etmeyebilir. Eğer hala böyle bir grafik tablet araştırıyorsanız fiyat/performans ürünü olarak bu marka ve modeli tavsiye edebilirim. Sağlıklı günlerde kullanın 🙂

Canon EOS 550D Günlükleri

Geciken bir yazı oldu bu. Yaklaşık iki aydır yola Canon‘la, EOS 550D ile devam ediyoruz sevgili okur. Eski Kodak marka fotoğraf makinem hala saat gibi çalışsa da, artık bir DSLR makine almanın zamanı çoktan geçmişti bile. Neyse, geç oldu belki biraz ama güç olmadı.

Bir süredir letgo üzerinden DSLR makinelere bakıyordum. Başlarda Nikon üzerindeydi tüm dikkatim. Sonra bir gün Özge‘yle konuşurken ondaki makinenin Canon olduğunu, ben de Canon alırsam lensleri, objektifleri değiş tokuş yapabileceğimizden bahsetti. Böyle bir konuşma olunca, bir anda yakınımda, arkadaşlarda, iş yerinde olan makinelerin hepsinin Canon olduğunu fark ettim. Böylece rotayı Canon’a çevirdim.

kamera03Letgo’da çok beğendiğim bir makine buldum. Shutter yani çekim sayısı yazmıyordu ancak satıcı çok az kullanıldığını söylüyordu. İlana sadece boş makine ve objektifin fotoğrafını koymuştu. Fiyatı uygun bulduğumu ancak makinenin yanında diğer aksamların olup olmadığını sordum. O da şarj aleti, tripodu ve çantası olduğunu söyledi. Eğer çok önemliyse de İzmir’deki ailesinden göndermelerini isteyebileceğini söyledi. Dedim ki tripod neyse de, çanta ve şarj aleti çok önemli elbette. Tamam, dedi. İsterim yollasınlar, dedi. Makinenin shutter sayısını kontrol edip alacağım, para hazır dedim. Aradan birkaç saat geçince bu dallama bana bir mesaj attı: Ben makineden almadığım ve beni dürtmeye çalıştığınız için size makine satmıyorum, dedi. Lan? Hemen yazdım buna, arkadaş ben senin verdiğin fiyata itiraz etmiyorum, sen neden bana böyle dedin? “Bir de utanmadan çanta istiyorsunuz” diye mesaj atıp beni engellemiş. Ulan şok oldum. Şaşırdım. Sonradan fark ettim ki ben herife “shutter sayısını kontrol edip alacağım” diye yazınca herifin yalanı ortaya çıkacağından, kıvırmış. Böylece ilk girişimim suya düştü, alamadım. Okumaya devam et

Hayal Kırıklıkları: In Flames – I The Mask, Mikado Ses Sistemi

In Flames – I, The Mask

in-flames-i-the-mask.jpg

Zamanında her yeni In Flames albümü öncesinde, çıktığı günde ve sonrasında defalarca yazan bir blogun, My Resort’un geldi hale bak sevgili okur. Hayır ama, bu durum blogun değil, In Flames’in suçu. Dünya müzik literatürüne “Çok bozdular abi” sözcüğünü kazandırmakla kalmayıp iki de bir bunu pekiştiren bir şeye, In Flames diye tanıdığımız şeyden bambaşka bir şeye dönüştüler. Melodik death metalle başladıkları kariyerlerine rock grubu olarak devam ediyorlar. Bu nedir?

Kim, hangi otorite, hangi müzik sitesi bunlara “Abi başarınız giderek artıyor, kalite yükseliyor” diyor da, bu abiler her defasında bir öncekini bile aratan işler yapıyorlar? Pasifagresif‘te bu albümle ilgili inanılmaz güzel, her kelimesine katıldığım bir inceleme yayımlandı. Benim gibi, eski bir In Flames hayranı olan yazar belki de her birimizin içini acıtan şu haklı tespiti yapmış: “Eskiden şarkı sözlerine, kelimelerine, parça numaralarına kadar ezbere bildiğimiz grubun şu anda davulcusu ve bassçısı kim bilmiyoruz“. Lan bu kadar doğru bir tespit olamaz. İşte, In Flames bize bunu yaptı: Bizi kendisinden soğuttu. Üzdü. Kimiz oğlum biz? Aklı başında son albüm Come Clarity‘den, yani 2006’dan beri bekleyen, aradaki albümlerde tek tük çıkan güzel parçalarla avunan bir nesiliz lan. Umudu kesmedik. Bu sene de olmadı, belki bir sonrakine olur diyenleriz.

In-Flames-Band

Bence son on yıldır ve 2019’da, In Flames’in sıkıntısı şu: İsveç’ten vazgeçtiler. Amerikalı oldular. Grubun DNA’sı Avrupa’ya, İskandinavya’ya kodlanmışken, Amerika’dan adam almak, yılın yarısını oralarda turnede, bilmem nerelerde geçirmek neden? Gruptan giden adamlar bir araya gelseler, Öz Hakiki In Flames diye grup kursalar, şu anda içinde benim de olduğum milyonlarca fanları hazır, stok şeklinde bekliyor. Anders, artık scream vokal yapamıyor. Anders’in işine artık clean vokal yapmak geliyor. Grup korkuyor, lan sert bişey çıkmasın sakın, diyor. Sert oldu galiba, daya hemen çocuk korosunu, diyor. Metal müzik yapmak istemiyorlar. İmaj yumuşuyor, çocuklar görüyor her yerde.

Bak, yazmaya başladığımdan beri yeni albüm I, The Mask’ı dinliyorum. Bir tane de yeniden açtığım parça yok. Yok yani. Olmadı. Olmadı In Flames.

Düzeltme: Bir şarkısının sözünü yazmıştım. Tolga düzeltti sağ olsun. Sildim.

Mikado 2+1 Ses Sistemi

mikado

Aman diyeyim, sakın diyeyim sevgili okur. Alma. Aldırma. Mikado‘nun MD-2200 modelli 2+1 ses sisteminden bahsediyorum. Önceki hafta, durup dururken 4+1 ses sistemim arızalandı. Sol kanalı komple kaybettim. Kabloları falan kurcaladım belki düzelir diye. Ancak nafile. Düzelmedi. El mahkum girdim internete, kendime yeni bir 2+1 ses sistemi araştırmaya başladım. Kendim sonradan ilave aparatla birer çıkış daha çoğaltırım diye düşündüm. Araştırırken hepsiburada.com‘da satılan Mikado MD-2200 2+1 ses sistemini gördüm. Sözüm ona bilmem kaç liradan 150 liraya düşmüştü. Yorumlarına baktım. “Tam bir fiyat performans canavarı” diyen mi, “Çok başarılı, basslar çok iyi” diyen mi, hatta “cızırtı yapıyor” diyenlere “cızırtı falan yapmıyor, kabloları değiştirin” diye karşı çıkanlar mı ararsın… Ben de “Eh, deneyeyim bari” dedim.

Hemen, ertesi gün kargolandı ve kısa sürede elime ulaştı. Şu anda kullandığım ses sisteminin sadece subwoofer’ı büyüklüğünde bir kutu geldi. Gerçekten küçük bir sistemdi. Hoparlörlerin her biri en fazla 200 gr ağırlığında, inanılmaz tırt bir malzemeden imal edilmişti. Benzer şekilde subwoofer da. Bu kadar paraya bu kadar malzeme kalitesi Mesut’cum, dedim. (Ben kendime Mesut’cum derim.) Takayım da fişe, göreyim şu fiyat performans canavarını, dedim ve fişe taktım. Aletten ses çıkmadı. Ses kablosunu biraz eğip bükünce bir ses geldi ama sesten çok, dip sesti bu ve o anda fark ettim: Alet boştayken dahi dip ses ve cızırtı veriyordu! Aman yarabbim!

Hiç üstelemeden, bir kere daha denemeden, kutusuna koyup naylonlara sarıp, güzelce ambalajını geri paketledim ve iade ettim. İade süreci “Sürat Kargo” ile olduğundan, bunun da çok az şubesi bulunduğundan biraz sancılı oldu ama sonunda paramı geri aldım. Mikado’ya, takadoya falan bulaşma sevgili okur. Logitech ve Creative’in ölüsünde bile bir fiyaka var. İşin en güzel tarafı şu oldu. Aynı akşam bozuk sistemi açıp bir kontrol ettim. Birkaç vidayı sıktım, gevşettim ve yeniden çalışmaya başladı 🙂