Category Archives: Bit Pazarı

Neyi nereden kaça aldım, sattım? Ne almak istiyorum? Hepsi bu kategoride.

BKM Kitap İle Başarısız Bir Alışveriş

Daha önce yaptığım birkaç alışverişte hiçbir sorun yaşamamıştım oysa ki!

Geçen ay Head Bang‘in yeni sayısı çıktığında hemen BKM Kitap‘tan siparişimi verdim. Head Bang’le birlikte İş Bankası Modern Klasikler Serisi‘nden yeni çıkan Buzullar Arasında Bir Kış, ve birkaç başka kitabı da sipariş ettim.

İlk sipariş tarihi görülüyor

Bun bu siparişimi 7 Eylül‘de verdim. Head Bang 6’nın stoklara girmesi için birkaç gün daha beklemek gerekiyordu. Head Bang 6 sadece BKM Kitap’ta değil, ülkedeki tüm diğer kitapçılarda satışa girdi. Acele ediyordum çünkü derginin yeni sayısı aslında son sayısı olacaktı. Bunu bir an önce okuyup bloga bir değerlendirme yazmalıydım.

Ancak acele ettiğim bu sipariş hüsranla sonuçlandı. Tam 21 gün boyunca siparişim hep “hazırlanıyor“du. Üstelik bu süreçte müşteri hizmetlerinden yardım alamadım. Firmanın Instagram hesabından mesajlar attım. Doğru düzgün bir dönüş alamadım.

İptal Talebi Oluştur butonu çıkar çıkmaz iptal ettim

Nihayet üç hafta sonra uygulamada “İptal Talebi Oluştur” butonu çıktı. Hemen bu butona bastım. Yaklaşık 3-4 gün de siparişin iptal edilmesini bekleyerek geçti. Nihayet iptal edilince gidip başka bir siteden alacaklarımı alabildim.

Özetle, BKM Kitap’tan alışveriş yapacaksan aman dikkat et. Eğer alacağın kitaplara acilen ihtiyacın varsa sakın buradan alma. Benzer şekilde alacağın ürünle ilgili satış sonrası destek arıyorsan aman sakın buradan alma çünkü bir destek sunmuyor. Sürekli müzik çalan bir müşteri hizmetleri var. Robot. Gerçek insan sesi değil 🙂

Scooter Aldım: Xiaomi M365

Mert Ekin doğduktan sonra hayatımız öyle ya da böyle bambaşka bir eksene oturdu. Her ne kadar alışkanlıklarımızı muhafaza etmeye çalışsak da en nihayetinde tüm zaman planlamamızı bebeğe göre yapmak zorunda kalıyoruz artık. Bu nokta da “daha fazla zamana” ihtiyaç duyuyoruz. Alışverişi, işe gidip gelmeyi, evi süpürmeyi, yemek hazırlamayı olabildiğince pratik hale getirmek için de elimizden geleni yapıyoruz.

Merve’nin iş arasında süt izni için eve gelip gitmesi için bir saati oluyor. Her ne kadar iş yeri eve yakın olsa da yürüyerek gidip gelmesi yarım saatten fazla zamanını alıyordu. Bu durumda koşar adım gelip emzirip koşar adım geri dönüyor, dolayısıyla o bir saatlik arada yorgunluğu iki katına çıkıyordu. İşte bu duruma bir nebze olsun son verebilmek için ulaşımda bana göre son 10 yılın en iyi icadı olan elektrikli scooterları araştırmaya başladım.

Xiaomi’nin elektrikli scooterları, okuduğum ve izlediğim pek çok incelemeden sonra aklıma yattı. Bu noktada bir karar vermek gerekiyor: Scooter’ımı ne amaçla ve hangi şartlarda kullanacağım? Bizim için bu koşullar şu şekildeydi: kısa mesafede hemen her gün kullanım, neredeyse eğimsiz yollar. Dolayısıyla Xiaomi M365’i (Mija) almaya karar verdik.

M365’in üst modeli olan M365 Pro, tırmanabildiği eğim, toplam menzil ve azami hız bakımından M365 modelinden daha üstün. Ancak dediğim gibi kullanım amacımız göz önüne alındığında, tüm bu ilave güç opsiyonlarına ihtiyacımız olmayacaktı. Keşke dedirten tek özellik, Pro modelde led ekranda aracın hızını görebiliyor olmamız. Ne yazık ki M365’te bunu görebilmek yalnızca cep telefonuyla mümkün oluyor. Dolayısıyla cihaza bir de telefon tutacağı almakta fayda var. Ancak sağlam bir telefon tutacağını henüz bulabilmiş değilim. Her ne kadar tam dolu bataryasıyla menzil olarak (30 km), pro sürümünün epey altında kalsa da (Pro’da 45 km) yaklaşık bir haftalık git gelden sonra nihayet şarj ettik. Ki şarja taktığımızda da %20’nin altına inmemişti batarya. Ekonomik modda kullanmak gerçekten şarj için ciddi avantajlı. Aracın lastikleri dolma değil, şişme lastik. Yoldaki ufak tefek engebelerde hissettirmiyor. Kutusundan yedek bir takım lastik ve şişirmek için gerekli pompa ara bağlantısı çıkıyor. Bir de şarj aleti var elbette. Katlandığı zaman taşıman için çok daha pratik bir hale geliyor.

scootervs

Piyasada epey bir yedek parçası (başta lastikler olmak üzere) satılıyor. Bir de M365’leri M365 Pro’ya yükseltmek için gerekli bir kit satılıyor. Bu sayede ekranı hız göstergeli led ekrana dönüştürüp yazılım sayesinde motoru biraz daha hızlı kullanabiliyorsunuz. Ancak bu uygulamalar elbette aracı garanti kapsamı dışına çıkartıyor. Benim ilk olarak almayı planladığım donanım güzel bir telefon tutucu.Araştırma sürecinde okuduğum en güzel kıyaslamalardan birisi şurada yer alıyor. Dediğim gibi kısa mesafeleri gidip gelmek istiyorsanız bu model fazlasıyla yeterli olacaktır. Ancak şehir içerisinde yapacağınız gezintiler için kullanmak gibi bir niyetiniz varsa Pro sürümünü tavsiye ederim. Yapmayı planladığım modifikasyonları blogda zaman zaman okuyacaksınız. 

Grafik Tablet Aldım: XPPen Star G640S

Aslında alalı bir süre oldu ancak geçen hafta Kerem Bey‘e de tavsiye edip aldırınca bloga da yazayım istedim.

Bu yıl korona virüs pandemisi nedeniyle eğitim sektörü çok radikal bir karar alıp dersleri evden yapma yoluna gitti. Bu plan öyle tuttu ki önümüzdeki eğitim öğretim yılında da en azından ilk dönemin büyük oranda, evden yapılan derslerle geçeceği belli oldu.

Merve de bu dönemde uzaktan yapacağı dersler için uzun süredir grafik tablet almak niyetindeydi. Bundan yıllar önce Serdar Hoca‘nın bir grafik tabletini ödünç alıp denemiştim ve açıkçası çok da memnun kalmamıştım. Daha doğrusu, bu tableti kullanmak için bir nedenim de yoktu. Aradan yıllar geçip de karşımıza böyle bir zorunluluk doğunca iş başa düştü.

Beni de bu tablete yönlendiren sevgili Mustafa oldu. Geçen dönem kendisi de bu tableti kullanmış, memnun kalınca da bu dönem bir tane daha sipariş etmişti. Bana da tavsiye etti.

Milli Eğitim Bakanı’nın “Okullar ilk dönem uzaktan olabilir” açıklamasını yaptığı gece, tüm çizim çizim tabletlerine zam geldi. Fırsatçı satıcılar daha birkaç gün önce 400-500 TL bandında olan fiyatlara, 50-150 lira zam yaptılar. Öyle ki benden haftalar sonra aynı tableti almasını tavsiye ettiğim arkadaşım benden 100 TL daha pahalıya aldı. Neden? Çünkü burası Türkiye. Burada fırsatçılık geçim kaynağıdır.

Gelelim tablete. Ortalama bir okul öğretmeninin ders anlatma esnasında kullanabilmesi için fazlasıyla yeterli. Cihazı Windows 10 otomatik olarak tanıyor. Windows 7 de tanıyor ancak internetten araştırıp driver’ını kurmakta fayda var. Çünkü bu küçük yazılım sayesinde hem kalemin hem de tablet üzerindeki fonksiyon tuşlarının görev atamasını yapabiliyorsunuz. Windows otomatik olarak tanıdığı için Paint, Photoshop gibi çizim programlarının yanı sıra Whiteboard, One Note gibi ofis programlarıyla ve Zoom programıyla sorunsuz olarak kullanabiliyorsunuz. Örneğin ders yapacak bir öğretmenimizin doğrudan Zoom’un arayüzünde kullanabiliyor. Ekrana paylaştığı bir pdf dosyasındaki soru üzerinde çözüm yapabiliyor. Kaleme alışmak için birkaç gün sürekli yazı yazın ve el hassasiyetiniz alışsın. Kalem gerçekten başarılı. Ürünün yazma alanı yaklaşık olarak A5 ebatında yani bir A4 kağıdının yarısı kadar. Siz kalemi yüzeye yaklaştırdığınızda ekrandaki imleç konumunu gösteriyor. Yan taraftaki 6 fonksiyon tuşuna da komut atayabiliyorsunuz. Örneğin “Geri al”, “Kopyala”, “Kaydet” gibi.

Sadece Windows değil, Android cihazlarda da sorunsuz kullanabiliyorsunuz. Samsung Galaxy Note 5 cihazıma sorunsuz bağladım. Windows’un aksine, telefon ya da tablette verimli kullanabilmek için kendi uygulamasını indirmeniz şart.

Kutu içeriği de çok önemli. Çünkü tam 20 tane yedek uç çıkıyor. Evet, tabletin uçlarının belli bir ömrü var. Paket içeriğinde ayrıca kendi orijinal USB kablosu ve bu kabloyu mobil cihazlara bağlayabilmek için gerekli micro/type-c dönüştürücüler var. 

Şunu yinelemekte fayda var. Ders anlatmak, basit çizimler yapmak, konferans esnasında notlar almak için fazlasıyla yeterli bir cihaz. Ancak özellikle grafik tasarım ve reprodüksiyon işlerinde kullanılır mı? Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü kalemin hassasiyeti iyi. Aynı fiyattaki ürünlere göre en iyisi diyebilirim. Hayır, çünkü çizim alanı buna müsaade etmeyebilir. Eğer hala böyle bir grafik tablet araştırıyorsanız fiyat/performans ürünü olarak bu marka ve modeli tavsiye edebilirim. Sağlıklı günlerde kullanın 🙂

Canon EOS 550D Günlükleri

Geciken bir yazı oldu bu. Yaklaşık iki aydır yola Canon‘la, EOS 550D ile devam ediyoruz sevgili okur. Eski Kodak marka fotoğraf makinem hala saat gibi çalışsa da, artık bir DSLR makine almanın zamanı çoktan geçmişti bile. Neyse, geç oldu belki biraz ama güç olmadı.

Bir süredir letgo üzerinden DSLR makinelere bakıyordum. Başlarda Nikon üzerindeydi tüm dikkatim. Sonra bir gün Özge‘yle konuşurken ondaki makinenin Canon olduğunu, ben de Canon alırsam lensleri, objektifleri değiş tokuş yapabileceğimizden bahsetti. Böyle bir konuşma olunca, bir anda yakınımda, arkadaşlarda, iş yerinde olan makinelerin hepsinin Canon olduğunu fark ettim. Böylece rotayı Canon’a çevirdim.

kamera03Letgo’da çok beğendiğim bir makine buldum. Shutter yani çekim sayısı yazmıyordu ancak satıcı çok az kullanıldığını söylüyordu. İlana sadece boş makine ve objektifin fotoğrafını koymuştu. Fiyatı uygun bulduğumu ancak makinenin yanında diğer aksamların olup olmadığını sordum. O da şarj aleti, tripodu ve çantası olduğunu söyledi. Eğer çok önemliyse de İzmir’deki ailesinden göndermelerini isteyebileceğini söyledi. Dedim ki tripod neyse de, çanta ve şarj aleti çok önemli elbette. Tamam, dedi. İsterim yollasınlar, dedi. Makinenin shutter sayısını kontrol edip alacağım, para hazır dedim. Aradan birkaç saat geçince bu dallama bana bir mesaj attı: Ben makineden almadığım ve beni dürtmeye çalıştığınız için size makine satmıyorum, dedi. Lan? Hemen yazdım buna, arkadaş ben senin verdiğin fiyata itiraz etmiyorum, sen neden bana böyle dedin? “Bir de utanmadan çanta istiyorsunuz” diye mesaj atıp beni engellemiş. Ulan şok oldum. Şaşırdım. Sonradan fark ettim ki ben herife “shutter sayısını kontrol edip alacağım” diye yazınca herifin yalanı ortaya çıkacağından, kıvırmış. Böylece ilk girişimim suya düştü, alamadım. Okumaya devam et

Hayal Kırıklıkları: In Flames – I The Mask, Mikado Ses Sistemi

In Flames – I, The Mask

in-flames-i-the-mask.jpg

Zamanında her yeni In Flames albümü öncesinde, çıktığı günde ve sonrasında defalarca yazan bir blogun, My Resort’un geldi hale bak sevgili okur. Hayır ama, bu durum blogun değil, In Flames’in suçu. Dünya müzik literatürüne “Çok bozdular abi” sözcüğünü kazandırmakla kalmayıp iki de bir bunu pekiştiren bir şeye, In Flames diye tanıdığımız şeyden bambaşka bir şeye dönüştüler. Melodik death metalle başladıkları kariyerlerine rock grubu olarak devam ediyorlar. Bu nedir?

Kim, hangi otorite, hangi müzik sitesi bunlara “Abi başarınız giderek artıyor, kalite yükseliyor” diyor da, bu abiler her defasında bir öncekini bile aratan işler yapıyorlar? Pasifagresif‘te bu albümle ilgili inanılmaz güzel, her kelimesine katıldığım bir inceleme yayımlandı. Benim gibi, eski bir In Flames hayranı olan yazar belki de her birimizin içini acıtan şu haklı tespiti yapmış: “Eskiden şarkı sözlerine, kelimelerine, parça numaralarına kadar ezbere bildiğimiz grubun şu anda davulcusu ve bassçısı kim bilmiyoruz“. Lan bu kadar doğru bir tespit olamaz. İşte, In Flames bize bunu yaptı: Bizi kendisinden soğuttu. Üzdü. Kimiz oğlum biz? Aklı başında son albüm Come Clarity‘den, yani 2006’dan beri bekleyen, aradaki albümlerde tek tük çıkan güzel parçalarla avunan bir nesiliz lan. Umudu kesmedik. Bu sene de olmadı, belki bir sonrakine olur diyenleriz.

In-Flames-Band

Bence son on yıldır ve 2019’da, In Flames’in sıkıntısı şu: İsveç’ten vazgeçtiler. Amerikalı oldular. Grubun DNA’sı Avrupa’ya, İskandinavya’ya kodlanmışken, Amerika’dan adam almak, yılın yarısını oralarda turnede, bilmem nerelerde geçirmek neden? Gruptan giden adamlar bir araya gelseler, Öz Hakiki In Flames diye grup kursalar, şu anda içinde benim de olduğum milyonlarca fanları hazır, stok şeklinde bekliyor. Anders, artık scream vokal yapamıyor. Anders’in işine artık clean vokal yapmak geliyor. Grup korkuyor, lan sert bişey çıkmasın sakın, diyor. Sert oldu galiba, daya hemen çocuk korosunu, diyor. Metal müzik yapmak istemiyorlar. İmaj yumuşuyor, çocuklar görüyor her yerde.

Bak, yazmaya başladığımdan beri yeni albüm I, The Mask’ı dinliyorum. Bir tane de yeniden açtığım parça yok. Yok yani. Olmadı. Olmadı In Flames.

Düzeltme: Bir şarkısının sözünü yazmıştım. Tolga düzeltti sağ olsun. Sildim.

Mikado 2+1 Ses Sistemi

mikado

Aman diyeyim, sakın diyeyim sevgili okur. Alma. Aldırma. Mikado‘nun MD-2200 modelli 2+1 ses sisteminden bahsediyorum. Önceki hafta, durup dururken 4+1 ses sistemim arızalandı. Sol kanalı komple kaybettim. Kabloları falan kurcaladım belki düzelir diye. Ancak nafile. Düzelmedi. El mahkum girdim internete, kendime yeni bir 2+1 ses sistemi araştırmaya başladım. Kendim sonradan ilave aparatla birer çıkış daha çoğaltırım diye düşündüm. Araştırırken hepsiburada.com‘da satılan Mikado MD-2200 2+1 ses sistemini gördüm. Sözüm ona bilmem kaç liradan 150 liraya düşmüştü. Yorumlarına baktım. “Tam bir fiyat performans canavarı” diyen mi, “Çok başarılı, basslar çok iyi” diyen mi, hatta “cızırtı yapıyor” diyenlere “cızırtı falan yapmıyor, kabloları değiştirin” diye karşı çıkanlar mı ararsın… Ben de “Eh, deneyeyim bari” dedim.

Hemen, ertesi gün kargolandı ve kısa sürede elime ulaştı. Şu anda kullandığım ses sisteminin sadece subwoofer’ı büyüklüğünde bir kutu geldi. Gerçekten küçük bir sistemdi. Hoparlörlerin her biri en fazla 200 gr ağırlığında, inanılmaz tırt bir malzemeden imal edilmişti. Benzer şekilde subwoofer da. Bu kadar paraya bu kadar malzeme kalitesi Mesut’cum, dedim. (Ben kendime Mesut’cum derim.) Takayım da fişe, göreyim şu fiyat performans canavarını, dedim ve fişe taktım. Aletten ses çıkmadı. Ses kablosunu biraz eğip bükünce bir ses geldi ama sesten çok, dip sesti bu ve o anda fark ettim: Alet boştayken dahi dip ses ve cızırtı veriyordu! Aman yarabbim!

Hiç üstelemeden, bir kere daha denemeden, kutusuna koyup naylonlara sarıp, güzelce ambalajını geri paketledim ve iade ettim. İade süreci “Sürat Kargo” ile olduğundan, bunun da çok az şubesi bulunduğundan biraz sancılı oldu ama sonunda paramı geri aldım. Mikado’ya, takadoya falan bulaşma sevgili okur. Logitech ve Creative’in ölüsünde bile bir fiyaka var. İşin en güzel tarafı şu oldu. Aynı akşam bozuk sistemi açıp bir kontrol ettim. Birkaç vidayı sıktım, gevşettim ve yeniden çalışmaya başladı 🙂

Kafa Dergisi’ni Bıraktım – Walkman Tamiri

Kafa Dergisi’ni Bıraktım

Yıllardır satın almaya ve okumaya devam ettiğim dergiden, KAFA‘dan epey soğudum sevgili okur. Hatırlarsın anket falan yapmıştım bir zamanlar. Hangi aylık edebiyat dergisini takip etmeye devam edeyim diye sormuştum. Anketin sonuçlarında KAFA çıkmıştı. Ben de OT Dergisi‘ni bırakıp KAFA’ya devam etmiştim. Birkaç yıldır da düzenli alıyordum. Ancak bir süredir canım sıkılıyordu, dergi artık o kadar da ilgimi çekmiyordu. Bir açığını arıyordum. İçerikler giderek tekdüzeleşmeye başlamıştı. “Aylık Edebiyat Dergisi” konseptinin çok ötesindeydi artık dergi. Dergiye yazmaya başlayan isimler de epey gözümü tırmalıyordu. Bir dizide ya da filmde, birkaç akılda kalıcı repliği olan herkes (üstelik senaryoyu kendisi bile yazmamışken) pekala bir “Edebiyat” dergisinde yazı yazabiliyordu. Üç dört ayda bir, birer lira zamlanıyordu dergi. Eyvallah, dedim. Her şey zamlanıyor, adamlar ne yapsınlar, dedim. Ama olmadı. Şubat ayında hazırladıkları “AŞK” konseptli dergiyi görünce Tamam, dedim. Buraya kadarmış. 18 lira verip dergiyi aldım ve içerisinde Deniz Seki‘yi gördüm. Waov !?! Koskoca bir özel sayının içerisi bomboştu. Ünlüler ve onların “ünlü” anıları, “büyük” laflarıyla dopdolu bir aşk sayısıydı. Bir edebiyat dergisi ne kadar “sosyetik” olamazsa o kadar sosyetik bir dergi, bir edebiyat dergisi ne kadar “tüketim” nesnesi olamazsa o kadar tüketim nesnesine dönüşmüş bir dergi ve bir edebiyat dergisi ne kadar “reklam” kokamazsa o kadar reklam kokan bir dergi idi elimde tuttuğum.

KAFAkış copy.jpg

KAFA almıyorum artık. Bu ayın sayısını almadım yıllar sonra ilk defa. Biraz tuhaf hissettim, ama almadım. Bakalım, belki ilerleyen günlerde biraz çeki düzen verirler. Ya da belki İhsan Oktay Anar yazmaya başlar. O güne dek, elveda sevgilim.

Walkman Tamiri

walkman03Üretmek, onarmak, yeniden yapmak… Bunlar çok müthiş şeyler sevgili okur. Hayatımın son 10 yılında da ciddi ciddi bu işlere ilgili duymamdan dolayı, evimde pek çok tamir aletim var. Elektrik elektronik işlerinden, mobilya metal işlerine kadar çok farklı alanlarda restorasyonlar yapmaya bayılıyorum.

Geçen aylarda bit pazarına yaptığımız bir ziyarette 5 liraya SONY marka bir walkman almıştım. Eve getirdiğimde walkman’in çalışmadığını gördüm. Marka ve modelini Google’dan aratınca kullanma kılavuzu çıktı pdf olarak. İndirdim hemen. Lan adamlar kılavuzun içerisinde aletin devre şemasını bile çizmişler helal olsun. Bu sayede, aletin arka kısmını nasıl açacağımı öğrendim. Açınca bir de gördüm ki makaralar arasında hareketi aktarmaya yarayan lastik kopmuş.

walkman02

Biraz araştırdım soruşturdum. Bursa’da bizim Rüstem Abi var. Bu işleri en iyi bilenlerdendir. Sağ olsun o da ilgilendi. Ancak bu lastikleri bulmak artık imkansız hale gelmişti. Çünkü ülkede plağa doğru bir ilgi artışı vardı evet, ama kaset hala bizim gibi koleksiyoncular dışında kimsenin ilgisini çekmiyordu.

walkman01

Aliexpress

Bir çözüm olarak paket lastiği taktım ve çalıştı evet 🙂 Aradan bir ay geçtikten sonra yine çalışmamaya başladı walkman. Özellikle aktarımdan kaynaklı devir kaybı kasetten gelen sesin normalden daha yavaş olmasına neden oluyordu. Ben de Aliexpress‘te uygun anahtar sözcüklerle bir arama yaptım ve bingo! Uygun lastiği buldum. Ancak toptan satıldığı için 100’lü paketle almak gerekiyordu. Hiç üstelemeden 2 dolara aldım.

 

Geçenlerde lastikler geldi. Hemen bir müdaheleyle yerleştim walkman’e. Sabhankra‘nın son kasetini de taktım ve heyecanla beklemeye başladım. Sonuç: Muazzam! Savaş Sungur, tam da olması gerektiği gibi net duyulabiliyordu. Bu kaliteli walkman böylece bana 15 liraya mal olmuştu. Teşekkürler bit pazarı.

walkman00.gif

Mükemmel Müşteri Memnuniyet Politikası: SAMET AŞ

Hayır, bu yazı bir reklam falan değil. Reklam yapmıyorum sevgili okur. Sadece başıma gelen bir olayı paylaşıyorum ki gün gelip işin düşerse bir faydam dokunabilsin.

Bu bloga her ne kadar başıma gelen talihsiz olayları, müşterisini önemsemeyen, kandıran ve hatta açıkça dolandıran firmaları yazıyor olsam da müşteri memnuniyetine önem veren bir firmayla karşılaşınca yaşadıklarımı da anlatıyorum.

2014 yılında aldığımız yatak odası takımında bir birinden farklı tam beş tane çekmece var sevgili okur. Mobilyayı bize satan firma, özellikle çekmecelerin kulpsuz olması üzerinde fazlaca durmuş, ne yalan söyleyelim biz de beğenmiştik.

Resimde gördüğünüz çekmecelere herhangi bir kulp yok. Doğrudan ittirdiğiniz zaman küçük bir yaylanma yaparak kapanıyor. Kapatmak istediğiniz zaman ise sonuna kadar bastırmanız yeterli oluyor. Kapalı kalıyor. En azından kalıyordu. 2018’in ilk ayında bir tanesi, bayramdan önceki hafta da diğer bir tanesi bozuldu bunların. Çekmeceler kapanmamaya başladı. Sürekli açık kalıyordu. Üçüncü bir tanesinin de ufaktan teklemeye başladığını görünce, mobilyaları ürettiğimiz firmayı aradım.

sametlogoFirma, “Garanti süresinin dolduğunu” belirterek yeni modellerden bahsetti. Bu arızaya yol açan şey ise 10 cm x 2.5 cm ebatlarında gri-turuncu bir parçaydı. Yani bu parça değişse bir sıkıntı kalmayacaktı. Bunu da bu şekilde ifade edince ellerinde olmadığını söylediler. Ben de biraz araştırma yapıp o mekanizmayı üreten SAMET AŞ firmasının Eskişehir bayisini buldum. Gittim. Durumu anlattım. Yetkili bayi bana “Abi o mekanizmalar başa bela, birkaç sene önce bir furya idi, artık yok” dedi. Getirtebilir miyiz diye sorunca da “Abi getirip başıma bela alamam” dedi. Ben de şaşırdım, “Yahu nasıl bir işe düştüm, resmen yeni çekmece alacağız gibi görünüyor” diye içimden geçirdim.

samet01

Eve gelince hayal kırıklı ve onca yolu yürümenin verdiği yorgunlukla bu SAMET AŞ firmasının Facebook sayfasını buldum ve ihtiyacım olan parçanın fotoğrafını da atarak bana yardımcı olmalarını istedim. Firmanın internet sitesinde yer alan iletişim formlarının yanı sıra, hemen hemen tüm sosyal ağlarda da doğrudan iletişim kurabileceğiniz sayfaları yer alıyor.

Ertesi gün SAMET AŞ’den aradılar! Şaşırdım önce, anlayamadım. Sonradan Nuh Bey sağ olsun durumu izah etti ve sorunun ne olduğunu anlatmamı istedi. Ben de iki çekmecem için sağ ve sol olmak üzere iki çift bu parçaya ihtiyacım olduğunu söyledim. Nuh Bey, evde bu çekmeceden kaç tane olduğunu ve açık adresimi sordu. İlgileneceğini söyledi.

samet02

Ertesi gün, Nuh Bey’den bir mesaj geldi: İki değil, tam beş takım mekanizma kargoya verilmişti bile! Şaşırdım, çok sevindim valla. Mobilyayı satan adamların vermesi gereken desteği, mobilyanın mekanizmasını üreten firma veriyor, hem de ücretsiz hem de büyük bir ilgiyle.

Böylece bir iki gün içerisinde sorunum tamamen çözüldü. Gelen parçaları kendim monte ettim. Bozuk çekmeceler sorunsuz olarak çalışmaya başladı. Üstelik yedek parçaları da vardı artık. İşin en güzel kısmı ise tüm bu süreçte Nuh Bey’in ve firmanın sürekli olarak iletişim halinde kalması, hatta kargonun takip numarasını bile bana iletmesiydi.

samet03

Bu olay yaklaşık bir ay önce oldu. Peki bugün yazıyı yazmaya neden karar verdim? Firmadan başka bir yetkili aradı bugün. “Sorunun çözülüp çözülmediğini teyit etmek istiyorum” dedi. Gerçekten helal olsun. Bravo. Kurumsallığın hakkını veriyorlar.

Özet olarak, İnegöllü mobilyacıların attıkları kazıkları, verdikleri sahte garantileri, showroom’da gösterdiğinden farklı, kalitesiz malzemelerle üretilmiş mobilyaları bir yana bırak sevgili okur. Böyle kurumsal firmalarla çalış. En azından bir sorun yaşadığında muhatabın belli olur. İlgi ve saygı görürsün. Teşekkürler SAMET AŞ!

Bir Restorasyon Projesi: Döküm Dambıl

Merhaba sevgili okur, zaman zaman evde, okulda, iş yerinde yaptığım projeleri paylaşıyorum biliyorsun. Bunlar arasında en keyifle yaptıklarım ve uğraşmaktan zevk aldıklarım şüphesiz restorasyon ve tadilat işleri oluyor. Bu yazıda da, yıllardır evde duran, yüzüne bakmadığım bir dambıl setini nasıl yeniden göz alıcı bir hale getirdiğimi anlatacağım. “KANALIMA HOŞ GELDİNİZ :)”

dambıl000

Herhalde bir beş altı yıl oluyor Murat şu fotoğraftaki dambıl setini eve getirdiğinden beri. Birkaç defa çalıştı, sonra pencerenin önünde öylece kaldı. Sıcak yaz günlerinde pencereyi açınca kapanmasın diye ön kısmına koyuyorduk en fazla.

Bir süredir de Türker‘in tavsiyesiyle Youtube’da “Murat Şen” isminde çok yetenekli, sürekli bir şeyleri tamir eden, kendin-yap projeleri gerçekleştiren bir abimizin kanalını takip ediyorum. Okumaya devam et

Bursa’dan Yılın Son Ganimetleri!

16-17 Aralık günlerinde Cihan‘la birlikte Bursa‘ydık sevgili okur. Şu yazıda biraz bahsetmiştim hatırlarsan.

Cumartesi günü önce bursa17son003Seval‘le buluştuk Kent Meydanı‘nda. Seval’in vakti o gün biraz kısıtlı olduğu için yalnızca bir saat kadar muhabbet ettikten sonra bizi Heykel civarında bir yere götürdü. Yediğimiz içtiğimiz bizim olsun, ben sana burada Sönmez İşhanı‘nı nasıl keşfettiğimizi anlatacağım.

Yıllardır, Heykel denen yerde o küçücük dükkanda acele acele İskender Kebap yiyip çayımızı bile içemeden, musluk suyu doldurulmuş güğümden bir yudum su içip bir de üzerine güzel bir hesap ödedikten sonra yolun karşısındaki kestane şekeri satan yere girip kazık yeriz. Yıllardır Bursa rutinimiz böyleydi. Ancak bu sefer Alper‘in tavsiyesiyle Sönmez İşhanı’na girdik. Dört katlı ve her katında sahaflar, kitapçılar dopdolu! Yani şu lanet Dünya’nın unutulmuş cennetlerinden bir köşe.

Girişin hemen alt kat altında, -1 katında, bir sahaf bulduk. Gerçek anlamıyla bir sahaf! Eski kitaplar, efsane kitapların ilk baskıları, plaklar, kasetler, DVD’ler ve ilgimi alakamı çeken her şeyden bir tutam… Burada Indiana Jones üçlemesinin (dörtleme demeyin sakın) özel bir setini buldum. Toplamda dört DVD’den oluşan setteki bir DVD’de de bonus materyaller vardı. Türkçe altyazı seçeneğiyle birlikte hem de. Yine burada Kalan Müzik‘ten çıkan “Çerkes Ezgileri II” isimli derleme albümdü. Muhteşem bir derleme. Bunun ikincisi böyleyse acaba birincisi nasıldı? Şimdi internette ilkini arıyorum. Çerkes değilim ama iddia ediyorum, Çerkes Müziğini pek çok Çerkesten daha iyi bilirim. Yine burada, Ogün Sanlısoy‘un 1998 tarihli ilk albümü Korkma‘nın artık neredeyse bulması imkansız olan kaset versiyonunu, hem de ambalajlı olarak buldum.

bursa17son001

Inception filmi benim için çok ayrı, apayrı bir filmdir. Bu film, hiç gerçek olmamış bir hayatın, bir mutluluğun filmidir. Inception’ın çift diskli Bluray formatını bulunca aklım başımdan gitti. Son olarak da Vicente Amigo‘nun 2013 yılında çıkardığı, flamenko türünde en sevdiğim ve bütün şarkıları bana göre hit sayılabilecek albümü “Roma” tertemiz bir şekilde rafta onu almamı bekliyordu. Bu albümle ilgili blogda daha önce pek çok yazı yazmıştım. Ah Roma ah.

bursa17son004

0000000099985-1Daha sonra bir kat daha aşağıya inerken, yıllar önce okuduğum bir romanı gördüm vitrinde: “Bir Satanistin Anıları“. Cihan’a dönüp, “Bak ben bu kitabı Lise 2’deyken okumuştum” derken dükkanın sahibi çıkıp “Bu kitap gençliği satanizm belasından kurtaran kitaptır. Onun için yazdım ben.” dedi. “Nasıl yani?“, diye sordum. Meğer konuştuğum ihtiyar adam kitabın yazarı Erdem Katırcıoğlu‘ymuş. Yıllar önce kitabı okurken yazarını hep 30-35 yaşlarında bir genç olarak düşünürdüm. Bu güzel tanışmada Katırcıoğlu, kısaca neler yaptığından bahsetti. Diğer kitaplarını anlattı. Yazma sürecindeki araştırmalarından bahsetti ve ilk kez basılı olarak gördüğüm “The Satanic Bible“ı alıp gösterdi bir raftan. Kitabı yazma sürecinde yararlandığı kısımlar çizilmiş ve epey hırpalanmıştı. Ekledi, “Hayatımda okuduğum en etkileyici kitaptı.

bursa17son002Daha sonra en alt katta bir dükkana girdik. Burası tıka basa kaset ve plak dolu bir yerdi. Burada Pentagram’ın kısa süre önce yüksek bir fiyata aldığım kaseti Trail Blazer‘ı, çok komik fiyata aldım. Üstelik kondisyon olarak da çok temizdi. Daha sonra, özellikle bu yıl epey popüler olan LP‘nin Lost On You albümünü, sıfır CD’yi 8 TL’ye aldım. İnanılmaz! Yetmedi, birkaç önemli ve önemsiz albümü de CD olarak aldım. Epey de bir DVD film aldım yok fiyatına. Bir tane de kırk beşlik hediye etti dükkan sahibi.

bursa17son005.jpgBuradan bu ganimetle ayrıldık. Ertesi gün, Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda tanıştığım, değerli insan Ergin Deliduman ile buluştuk Bursa’nın şirin (!) mahallesi Panayır‘da. Kadere bak sevgili okur, ben daha metal müzikle tanışmamışken ve hatta orta okulda falanken, Ergin üstat ve abisi, aynı mahallede oturan dayımların evine misafir olmuşlardı. Abisi o dönemde askerden izinli gelmişti. Benim kuzenim ise askere gitmek üzereydi. Abisi çok muazzam bağlama çalıyordu. Çocuk yaşımda etkilenmiştim. Hala hatırlıyorum. Biz Ergin’le buluşunca, kuzenim de geldi ve mahalle arkadaşıyla sohbet etmeye başladılar. Daha sonra kuzenim bana bu olayı anlatınca şok oldum 🙂 Eli açık, gönlü zengin dostum bana birkaç küçük hediye getirmişti sağ olsun. Sonbahar filminin orijinal DVD’si muhteşem bir hediye oldu. Ayrıca Queen, Moğollar ve Cem Karaca-Cahit Berkay’ın kasetlerini yığdı masaya. Metallica’nın Some Kind of Monster VCD’sini taa aylar önce istemiş, unutmuştum bile. Ama o unutmamış Çok büyük adam!

Bu koleksiyon işi, cidden çok ayrı, apayrı bir duygu sevgili okur. Cihan bunları okuyorsa bana kahkahayla gülüyordur. Çünkü bu hastalığın kitaplar için olanı da onda mevcut. O açıdan beni çok iyi anlar. İki hafta önce, Bursa’da güzel bir hafta sonu geçirdik sevgili okur özetle. Epey bir albüm, film topladık, toparladık. En güzel günler senin olsun.

Samsung Galaxy Note 5 Deneyimi

ÖN UYARI: Yine gecikmiş bir yazıyla karşındayım sevgili okur. Yaklaşık üç aydır Samsung Galaxy Note 5 kullanıyorum. Bir önceki telefonum Galaxy Note 2 ile ilgili şurada yazdığım yazı blogun en çok okunan yazılarından bir tanesi olmuştu. Galaxy Note 5, 2015 yılında piyasaya çıktı. Yaklaşık 3 senedir piyasada olan ve hatta üzerine iki model daha çıkan (patlayıp duran Note 7 ve şu günlerde Note 8) bu model için yazılmış bir incelemeyi okumak istemeyebilirsiniz. Ancak işlevsellik açısından yapacağım değerlendirme kriterlerini pekala halen kullandığınız daha üst model cihazlarınız için de bir kriter olarak göz önüne alabilirsiniz.

Emektar Note 2, bir sabah açılmadı sevgili okur. Batarya değişikliği, deşarj etmek ve türlü türlü uğraşlar sonuç vermeyince son olarak Teknik Servis‘ine götürdüm. Servisten gelen cevap dünyamı kararttı. Arıza anakarttan kaynaklanıyormuş ve maliyeti 600 lira civarıymış. Eh, 2013 yılında almıştım telefonu ve son güne kadar görevini layığıyla yapmıştı sağ olsun. Bu saatten sonra onu huzurlu uykusuna yatırıp rotayı ne zamandır almak istediğim Note 5’e çevirdim.

İşte size sevabıyla günahıyla bir Note 5 incelemesi. Benim telefon incelemelerim internette gördüğünüz diğer incelemeler gibi “3 gb rami var, yok bilmem kaç çekirdek işlemcisi var” şeklinde olmuyor biliyorsun. Ben, cihazlar kullanıcının ihtiyacına ne oranda cevap veriyor onu yazıyorum. Kullanıcı aldığı telefonu WhatsApp ve Facebook‘a girmek dışında hangi efektif şekillerde kullanabilir onu anlatıyorum. Bu yazıda da Note 5’i birazcık olumsuz eleştireceğim.

Slim Armor kılıfla birlikte kullanmanızı tavsiye ederim.

Note 5’in bir önceki Note serisi cihazlara göre birkaç ciddi dezavantajı var. Ama en büyük dezavantajı bence “hafıza kartı” takılamıyor oluşu. Evet, yıllarca Apple‘la dalga geçme sebebimiz olan kullanıcı 8-16 GB gibi arttırılamayan, kısıtlı kapasitelere muhtaç bırakma zihniyeti, nihayet Samsung’un da gündemine girmiş. Lanet olsun. Satın aldığım Note 5, 32 GB dahili depolama imkanına sahip. Elbette daha yüksek versiyonları da var (64 GB ve 128 GB). Android’in son sürümünü destekliyor. Tam kurulu ve güncel bir işletim sisteminden geriye 10-15 GB kullanım alanı kalıyor. Bu da hareket alanımızı epey kısıtlıyor. Geriye nasıl bir seçenek kalıyor? MicroUSB ve USB girişinin aynı anda barındıran “dual” girişli flash bellekler. Ben Sandisk‘in 32 GB kapasiteli, MicroUSB ve USB 3.0 girişli ortalama bir modelini aldım. Fiyatı gayet makul. Telefonda büyük kapasiteli bir dosya oluşturduğum zaman (uzun video kayıtları gibi), bu dosyayı flash diske aktarıyorum. Bu açıdan elim epey rahatladı. Zira, kaydedilen dosyayı bilgisayara flash disk üzerinden aktarmak çok daha kolay oluyor kabloyla aktarmaya göre.

1- OTG Bağlantı Aparatı 2- Sandisk 32 GB Dual Flash Drive

Video demişken, evet, Note 5 video çekimi açısından harika opsiyonlar sunuyor. Cihazın arka kamerasıyla UHD (3840×2160 px), QHD (2560×1440), FHD (60 fps) (1920*1080), FHD, HD ve VGA kalitelerinde çekim yapılabiliyor. 32 GB’lık bir cihazla UHD kalitesinde yaklaşık 15 dakika kayıt yapabiliyorsunuz. Dolayısıyla bunu tasarlayan salağın aklında nasıl bir düşünce vardı bilemiyorum. Cihazda kalan depolama alanında doğru dürüst video çekimi yapamıyoruz. Harici olarak bağladığımız usb diski de kayıt ortamı olarak gösteremediğimiz için uzun süreli ve yüksek kaliteli video kaydı imkanımız ne yazık ki kalmıyor. Arabada ibre var, motoru güçlü, ama lastikler tırt anlayacağınız.

Armor Kılıf özellikle köşelerden desteklenmiş kalın malzemeden imal edilmiş.

Samsung’un Apple’a göre en büyük artılarından bir tanesi de cihazların işlevsel her parçasının değiştirilebiliyor -bizzat kullanıcı tarafından- oluşuydu. Modeller yükseldikçe bu şansımız git gide azaldı ve yalnızca bataryayı değiştirebilme lüksümüz kaldı. Galaxy S serisinin yeni modelleri ve Note 5’ten itibaren bu da bitti. Apple kullanıcısı yıllardır böyle bir şansa sahip değildi zaten. Batarya ölünce servise gitmek zorunda kalıyordu. Ama Samsung öyle miydi? Orijinal yedek batarya kullanarak halen daha Note 2’yi kullananları görebilirsiniz. Batarya teknolojisini değiştirmiş olmaları belki bir artı olabilir. Bu yeni nesil bataryalar diğerleri şişme yapmıyor. Ayrıca Note 5’le birikte başlayan kablosuz şarj edebilme özelliği ne yalan söyleyeyim “çok havalı“. Kabloyla şarj etmekten farkı yok gerçi. Zira cihazı standın üzerinden uzaklaştıramıyorsuz 🙂 Şunu da itiraf edeyim, cihazın üç aydır kullanmakta olduğum orijinal bataryasını beğendim. Performansı çok iyi. Üstelik hızlı da şarj oluyor. Bu kalitesi daha ne kadar sürer ve ömrü dolunca bana ne kadar masraf çıkartır bilemiyorum.

Üç aylık kullanım sürem boyunca, cihazla ilgili en büyük hayal kırıklığım şu oldu: Samsung’un ürettiği ve diğer tüm Note serileri ile uyumlu olan Dock cihaz, Note 5 ile uyumlu değil 😦 Böyle bir saçmalık olamaz. Note serisi gibi işlevselliğiyle göz dolduran bir seriye resmen ihanet etmişler. Zaten telefonu “şıklığı” ile ön plana çıkartılan S serisine benzetmelerinden böyle bir kazık atacaklarını anlamalıydık ama anlayamadık. Telefonun lansman videolarında asıl bu tip detaylardan bahsetseler inanın “gerçek Note” kullanıcılarının pek çoğu Note 5’i tercih etmezdi. Evet, Samsung Dock ne yazık ki Galaxy Note 5 ile uyumlu değil. Telefonunuzu HDMi üzerinden TV’ye bağlayan, ses sistemine bağlayan ve tam üç tane farklı USB bağlantısını (örneğin klavye mouse ve usb disk gibi) kullanma imkanı veren mucizevi Dock cihazı Galaxy Note 5 ile çalışmıyor. Bu sorunun OTG kısmını yani Flash disk ya da klavye gibi aygıtları bağlayabilme kısmını, ara kablo vb. aparatlarla çözebiliyoruz. Ancak ne yazık ki HDMi kablo ile görüntü aktarımını gerçekleştiremiyoruz. Ve bu halen bir sorun.

Tasarımın belki de yegane avantajı kalemin artık daha kolay bir şekilde çıkıyor oluşu. Basmalı yapmışlar. Keşke basma eylemi için de bir fonksiyon tanımlamış olsalardı. Çok daha efektif olurdu. Kalemin yapabildikleri Note 4 ile tıpa tıp aynı. Aynı diyorum bak! Yani metin seçip doğrudan translate uygulamasına gönderme özelliği diye lanse edilen özellik hali hazırda Note 4’te de var. Burada Note 3’ten beri gelen tek handikap, kalem uygulamasında yazı yazıp silmek istediğiniz zaman “elini kaldırmadan tek bir hamlede” üretmiş olduğunuz karakteri tek dokunuşta komple siliyorsunuz. Yani örneğin kalem ekrandan kalkmadan, el yazısıyla tek bir kelime yazdınız ya da imzanızı attınız. Silmek için dokununca o “line” nın tamamını siliyor. Note 2’de ise bu olay çok devrimseldi. Tıpkı normal silgi gibi dokunduğunuz pikselleri siliyordu. Yani kullanıcıya gerçeğe en yakın yazma ve silme deneyimini sunuyordu.

Demiştim ya, cihaz, işlemci ve ram’in artan performansını saymazsak Note 4 ile çok benzerlikler taşıyor. Kalp atışı sayacı (ve buna bağlı çalışan stres ölçer), parmak izi okuyucu gibi detaylar güzel ve işe yarıyor. Şu da bir gerçek ki Note 5, gerçekten hızlı. Şimdi burada yazmayacağım birkaç özel ayarı daha yaparsanız inanın muhteşem bir hıza kavuşuyor.

Bakınız şunu her zaman açıkça ifade ettim. Ben telefonla oyun oynama olayına karşıyım. Telefonunuza oyun kurmadığınız sürece hem bataryasının, hem ekranın hem de genel olarak tüm donanımların ömrünü uzatırsınız iddiasında bulunuyorum. Cihazınız kozmetik olarak da kusursuz kalır.

Bir sonraki model Note 7’nin patlaması (gerçek anlamda) ve Note 8’in de astronomik bir fiyatla piyasaya çıkmış olması sebebiyle, Note 5 bana göre kararlı ve alınabilecek bir üst model cihaz. Android desteği, donanımın “hayvani” derece güçlü oluşuyla tercih edilebilir. Ancak hafıza kartı takılamıyor oluşu ve 32 GB hafızayla yüksek kalite video çekiminin pek mümkün olmaması (çünkü depolama alanı kalmıyor) sebebiyle hayal kırıklığı yaratıyor. O yüzden 64 GB’lı modeli tercih edebilirsiniz. Ancak ben de açtığı en önemli yara şüphesiz –seninki kadar olmasa da– Dock desteğinin ortadan kalkmış olmasıdır.

Umarım bu yazı birilerine yol gösterir ve yardımcı olur. Cihazla ilgili tüm sorularınızı çekinmeden sorabilirsiniz.