Category Archives: Bit Pazarı

Neyi nereden kaça aldım, sattım? Ne almak istiyorum? Hepsi bu kategoride.

Deck Kasetçalar ve MCA Distro

deck00

Yıllar önce kurduğum bir distrom var sevgili okur. İlk olarak Godspel‘in albümünü, daha sonra Garmadh‘ın EP’sini, daha da sonra Godspel’in Limited EP’sini basmıştım. Birkaç yıl sonra bu sefer Sabhankra‘ya yine limited bir EP yapmıştım (A Star To Shine EP) ve bu EP, grup üyeleri için bile bir sürpriz olmuştu.

Tabii geçen bu zamanda, özellikle Çılgın Koleksiyoncular Grubu‘nda, pek çok distro sahibi arkadaşım oldu. Bu arkadaşların yaptıkları işler takdire layık işlerdi. Özellikle kaset basan Merdumgriz ve Dead Generations, bana kaset fikrini aşılayan adamlar oldular. Öyle ya, ben de kaset formatında albüm basabilirdim. CD basmak kolay ama kaset artık zor.

Kaset basabilmenin iki yolu var: Bir tanesi çok kaliteli bir müzik setine sahip olmak. Hatırlarsın, kaset çalarlı, cd çalarlı, radyolu müzik setleri vardı. Çocukken bizde de vardı ama kıymetini bilmemişim 😦 Artık bu tip setler üretilmiyor. İkinci el satan dükkanlardan da temiz bulmak çok zor. Kaset basmanın bir diğer yolu da deck kasetçalar denen cihazlar. Bunları çocukluğumuzda mahallemizin kasetçilerinde görürdük çoğunlukla. Çünkü çalma ve kaydetme sistemleri ev tipi kasetçalarlara göre daha kaliteli oluyor bunların. Kasetçiler de o dönem parayı çekme kasetten kazandıkları için böyle cihazlar daha makul oluyordu onlara. O yüzden ben de bir deck kasetçalar alma yoluna yöneldim. Ancak decklerin, özellikle de çok iyi olanların, fiyatları da çok iyi. Kaset teknolojisinin en ileri seviye cihazları genellikle deck kasetçalarlardır. Bu aletlerin üzerinde ses açma/kısma düğmeleri olmuyor çoğunlukla. Neden? Çünkü bunlar ses çıkışı için bir amfiye ya da miksere bağlanıyor.

Bundan herhalde bir buçuk ay kadar önce bir gün, yine internette bakınırken İstanbul’dan bir cihaz buldum. Hemen Cihan‘ı aradım. Satılan dükkanı tarif ettim. Ona yakınmış. Dükkan sahibini de aradım. Akşam kuzenim gelip alacak diye tembihledim. Ve heyecanla akşam olmasını beklemeye başladım. Saat 18.00 civarında Cihan aradı hüzünlü bir sesle. Cihaz satılmış! Lan nasıl olur, dedim. Moruk bir de sen ara, dedi. Cihan bana hep moruk der. Aradım adamı. Dedim kuzenim geldi almaya, adam dedi ki ben o cihazı sattım, sen kesin bir şey demeyince, ben de sattım.

O esnada servisteydim. Eskişehir’e gelene kadar sövdüm içimden. Cihan’ı boşu boşuna uğraştırdığım için üzüldüm ve epey hevesim kırıldı. Hayal kırıklığından dolayı bir süreliğine kasetçalar alma fikrini rafa kaldırdım. Ancak bir hafta sonra, şans bana gülecekti.

Bir hafta sonra, hiç aklımda yokken yine kendimi deck kasetçalar ararken buldum. Aynı gün içerisinde Eskişehir’den verilmiş bir ilan gördüm. Cihaza baktım. Temiz görünüyordu. Satıcıyı aradım. Dedim ki, ben de Eskişehir’deyim akşam görüşelim. Akşamı heyecanla bekleyip adamın verdiği adrese gittim. Burası eski evime çok yakın bir yerdeydi. Adamı görünce biraz şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Uzun kır saçlı, yaşına rağmen dimdik yürüyen ve ancak bir gençten bekleyebileceğin incelikte ses tonuyla konuşan biri geldi yanıma. Tanıştık, cihazı teslim aldım. Elektrik olmadığından kontrol edemedim. Adam dedi, ben evde ettim, bir sıkıntı yok. Pekala dedim ve koşar adım eve geldim.

Sanyo RD400 marka ve modelli deckte tek bir kasetçalar bölme bulunuyor. Dahili hoparlör yok. Ancak stereo bir ses çıkışı ve kulaklık çıkışı var. Vee işin en güzel kısmı da stereo bir line in girişi olması! Bu şu anlama geliyor ki harici bir kaynaktan aldığımız sesleri doğrudan kasede basabiliyoruz! Wuuhuu! Giriş için line in kablosu haricinde bir diğer alternatif de yine stereo (sağ ve sol) mikrofon girişleri. Cihazdaki bir diğer güzellik tape counter denen mekanik sayaca sahip olması. Bu mekanik sayacın güzelliği çaldığınız kasetteki spesifik noktaları sayaçtaki sayıyı okuyarak denk getirebiliyor olmamız 🙂

deck04

deck03Böylesi bir alete sahip olunca ilk iş gidip üç beş tane boş kaset aldım. Önce uzun süredir yapmayı planladığım bir şeyi yaptım ve Dissection‘ın Reinkaos albümünü CD’den kasede çektim! Şimdi de planım Alper‘le birlikte, Efendi‘nin Hangi Rüya albümünü yalnızca kendimiz için kasede basmak. Ticari amaçlı olmayacak elbette.

Evet sevgili okur, özetle kardeşin MCA Productions & Distro adıyla olaya yavaştan giriyor. Yeşilçam tabiriyle “kaset yapacağım”. Eğer underground grubunuz için yayımlamayı düşündüğünüz bir albümünüz varsa muhakkak görüşelim 😉

Turkcell’den Yılbaşı Sürprizi

sarikutu01Her zaman şikayet edecek değilim ya, bu sefer de Turkcell‘in yeni yılda yaptığı bir güzellikten bahsedeceğim sevgili okur.

Yılbaşına birkaç gün kala, Volkan Turkcell’in Sarı Kutu programı kapsamında düzenlediği bir kampanyayı bizlere haber verdi. Turkcell, yalnızca 300 Sarı Kutu puanına, orijinal, lisanslı ve piyasa değeri 139 lira olan milli takım forması hediye ediyordu. Aksi gibi ben de bu haberi bir perşembe öğleden sonrasında, dersteyken almıştım. Ders bitip de eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum.

forma02Hemen bilgisayarın ve evdeki internete girebilen bilumum aletin başına çöktüm. Ancak nafile! Puan kullanarak alışverişi tamamlayacağımız TFF’nin resmi alışveriş sitesi bile çökmüştü! Uzun uğraşlar sonucu istediğim formayı seçip sepete atabildim. Attım atmasına, ancak bu seferde “Alışverişi Tamamla” butonu çalışmıyordu. Yılmadım. Sayfayı yenileye yenileye onun da çalıştığı saniyeyi denk getirdim ve bingo! Alışverişi tamamladım.

Annem ve hatta teyzemin de kullandıkları hatlar benim üzerime ve Turkcell olduğu için onların birikmiş puanlarını da kullanayım dedim. Bu sefer işte talih kem gözünü gösterdi ve Turkcell’in Sarı Kutu programında kampanya bitti. Yani tüm bu anlattıklarım birkaç saat içerisinde oldu ve bitti 😦

Birkaç gün sonra kargoyla (ki kargo da ücretsiz) şu aşağıda gördüğün gıcır, orijinal forma evime gönderildi. He, şansa bak ki izindeydim ve evdeydim. Kargoyu da ben teslim aldım.

Turkcell’e bu güzel, sürpriz hediyesi için teşekkür ediyorum. Devamını da bekliyoruz.

forma00

Sanalpazar’la Alışveriş Tecrübesi: Akordeon

akord01Uzun sürekli ayrılıklar kötüdür. Ancak bu ayrılıkların belki de tek iyi yanı, geri döndüğünde -üstelik bir dolunayda- anlatacak çok şeyinin olmasıdır. İşte o hevesle başlıyorum.

Yaklaşık iki ay önce bir akordeon aldım sevgili okur. Bizim Ömer Burak’ın sattığı, İtalyan yapımı harika bir alet bu. Akordeona olan merakım ortaokul yıllarıma dayanıyor. Ortaokuldayken Çerkez Halk Dansları ekibindeydim. Oyunlarımıza eşlik eden müzikler inanılmaz ilgimi çekiyordu o yıllarda. Ortaokul bitip lise başlayınca Çerkez dansları maceram da bitmiş oldu. Ancak yıllar sonra, Üniversitenin hazırlık sınıfında şans eseri bir sabah, sınıf arkadaşımın telefon alarmını duyunca, yıllar önceki o melodiler bir anda aklımda belirdi. Arkadaşımdan o parçayı ve telefonunda bulunan tüm diğer Çerkez melodilerini aldım. O günden bu yana, Çerkez kültürünün tamamına değil ama özellikle müziğine büyük bir ilgi duydum. Bu ilgimin yıllar içerisinde bloga olan yansımalarını da okudun hatta.

Böyle böyle yıllar geçer ve çevremizdeki müzisyen sayısı artarken nihayet akordeon çalan biriyle, Ömer Burak’la tanıştık. Efendi’den Utku’yla da samimi olmamız aynı döneme rastladı aslında. Biraz Burak’a imrenip biraz da Utku’nun teşvikiyle, biraz da şans eseri kendime Paolo Soprano marka bir akordeon aldım.

Enstrüman kozmetik olarak kusursuz. İşlevinde hiçbir kusur yok. Tahmin ettiğimden biraz daha ağır sadece. Kayışları sapasağlam. Belki de tek kötü yanı taşıma çantası. Çok ciddi bir tamirata ihtiyacı var. Ancak, işin içinde tamirat olunca bu durum beni biraz heveslendirmedi de değil.

Ömer Burak, akordeonda genellikle klasikleri, akordeonla duymaya alıştığımız parçaları çalmayı tercih ediyor. Ancak benim tercihim ise yazının başındaki uzun girizgahtan da anlaşılacağı üzere Çerkez müziklerinden yana.

Yeni taşındığım evin hemen altında bir müzik dükkanı var. Buranın sahibi, Eskişehir’in sayılı akordeon sanatçılarından biri. Bu benim için harika bir tesadüf. Planım kısa süre içerisinde kendisiyle ders konusunda görüşmek. Böylece ilk defa bir enstrümanı daha iyi çalabilmek için ders almış olacağım.

akord02

Şimdi yazının başlığındaki konudan bahsedeyim biraz da. Akordeounu satın almak için Ömer Burak’la anlaştıktan ödemeyi kredi kartıyla taksitlendirebilmenin tek yolu olarak al sat sitelerine ve komisyonlarına göz attık. En popüler al sat siteleri gittigidiyor, sahibinden ve sanalpazar malumunuz üzere. Bunlar özetle, satıcı ve alıcı arasında güvenli alışverişi temin eden, tarafların birbirlerini dolandırmalarını önleyen siteler. Üçü arasında komisyon oranı en düşük site sanalpazar. Bu sitede Ömer Burak, akordeonunun ilanını açtı. Ben de girip kredi kartımla satın aldım. Daha sonra Ömer Burak ürünü kargoya vererek bana ulaşmasını sağladı ve kargo bilgilerini sisteme girdi. Ben de tarafıma ulaşan kargoyu aldığımı ve ürünün sağlam olduğunu sisteme teyit ettikten sonra beklemeye başladık. Normalde, birkaç iş günü içerisinde site benden aldığı paradan kendi komisyonunu kesip kalan parayı satıcının hesabına geçirmeliydi. Ancak öyle olmadı.

Alıcı ve satıcı birbirini dolandırmasın diye kurulan bu sitenin bizzat kendisi, dolandırıcı çıktı! Üstelik ufak bir araştırma yapınca tek mağdurun bizler olmadığını da görmüş olduk. Bu sitenin bağlı olduğu ticari kuruluş, iflas etmiş. Bu kuruluşa bağlı olan tüm alt kuruluşların da hesaplarına da tedbir konulmuş. Dolayısıyla sizin yatırdığınız para sizden çıkıyor ve doğrudan şirketin kasasına gidiyor. Ama şirket bu parayı satıcıya aktarmıyor. Siz belki dolandırılmıyorsunuz ama ürünü size satan kişi düpedüz dolandırılıyor, mağdur ediliyor. Buradan alacağı parayı bir yıldan daha uzun süredir bekleyenler olduğunu falan gördük araştırınca.

Diyeceksin müşteri hizmetleri? Yok öyle bir hizmetleri. Bir numara var arıyorsun, yalan. Mesaj atıyorsun cevap yok. Bize olmadı ama başkaları dalga geçer cevapların atıldığını falan da ağlamış ekşide. 22 Ağustosta satıcının parasını alamadığını ve mağdur olduğunu belirten bir mesaj attım. Takip eden günlerce aynı mesajı defalarca attım. Nihayet bu mesaja 5 Ekim günü ürün bedelinin satıcıya aktarıldığına ilişkin bir mesaj attılar. Böylece, şanslıyız ki, mağduriyetimiz iki ay sürmüş oldu.

Her türlü aksilikten ders çıkarmasını bilen blog Proofhead My Resort uyarıyor: Sakın Sanalpazar’a bulaşmayın.

Yazı burada bitiyor. Ama enstrümandan bahsedip de video koymamak olmaz. Ufak hatalarla da olsa malımızın arkasındayız, malum bu gece dolunay var. Sevgilerle.

Kondenser Mikrofon Aldık

rode2

Rode SM 6

Al işte, yine gecikmiş bir yazı daha!

rode04Bir aydan fazla zaman geçti üzerinden alalı aslında. Yağızhan ve Ender‘le birlikte kurduğumuz yeni grubumuzun kayıtlarını yapabilmek için iyi bir kondenser mikrofona ihtiyacımız vardı. İçimizde donanım konusunda en tecrübeli olan Yağız’dır. Ufuk Abi‘nin de tavsiyesiyle belirlediğimiz birkaç markaya ait farklı modelleri araştırmaya başladık. Nihayet internette aradığımız modeli, verebileceğimiz fiyata yakın bir miktarda bulduk.


RØDE
‘un SM6 modeli, satın aldıktan birkaç gün sonra elimize ulaştı. Buluşup büyük bir heyecanla kutuyu açtık. Satıcının önceden belirttiği gibi, kılıfı hariç, eksiksiz ve kusursuz olarak karşımızdaydı işte kondenserimiz. Yağızhan heyecandan yerinde duramıyor, Ender ise mutluluk gözyaşlarını belli etmemeye çalışıyordu. Benim ise bahar alerjim tutmuştu ve hapşırıyordum. Çünkü hayatımın en güzel anları hep böyle olur benim.

Kondenseri Yağızhan’a teslim ettik ve birkaç gün içerisinde kayıtlar bir biri ardına gelmeye başladı. Ancak sonrasında Yağızhan’ın bütünleme sınavları, Ender’in işe başlaması, bayram tatili derken pasif bir dönem başlamış oldu. Az önce konuştum her ikisiyle de, nihayet Eskişehir’de buluşabildik.

Mikrofonu kullanarak yaptığımız ilk kayıtlardan birisini yukarıdan dinleyebilirsiniz. Birkaç defa işlem gördüğü için sesteki kayıpları mazur görün lütfen. Ancak tüm parçaları tamamen kaydetmeye başlayınca sonucun çok daha iyi olacağında garanti verebilirim. Çok kaliteli bir mikrofon bu ve performansı bir ev kullanıcısı için kusursuz seviyede. Pop filtresi ve orijinal kablosu paket içeriğinde yer alıyor. Size yalnızca bir mikrofon sehpası almak kalıyor. Bir de kayıt yapacağınız ortamı tasarlamak. Bizim tercihimiz Yağızhan’ın odasını kullanmak olacak.

Yeni Bebeğim: Philips OTT2000/12 – İnceleme

ott2000

Uzun zamandır, taa geçen yıldan beri, kendime yeni nesil bir plakçalar almak istiyordum sevgili okur. Hatta birkaç model belirlemiştim bile kendime. Sonra işin rengi değişti ve aslında benim kendime yeni bir müzik sistemi almam gerektiği sonucuna vardım.

Eveet, nihayet bir gün haftalık D&R ziyaretimizi yaparken Philips‘in OTT2000/12 modelini gördük! Aradığım mikro ses sistemi buydu işte: Hem plak çalıyor, hem radyo çalıyor, hem CD çalıyor, hem USB çalıyor, hem bluetooth üzerinden ne bağlarsan çalıyor hem de line-in bağlantı imkanı veriyor! Üstelik o anda ne çalıyorsa USB üzerinden kaydetmenizi de sağlıyor. Gayet hafif, hareketli parçası yok, derli toplu bir sistem.

ott01

Sonra internet araştırmaları başladı benim için. En iyi fiyat, güvenilir satıcı sorguları falan derken iş uzadıkça uzadı. Nihayet, moralimin çok bozuk olduğu bir gece, bilgisayar sanki içimdekileri anlamışçasına yan tarafta bir ilan pıtlattı.

ott07

O gece siparişi verdikten iki gün sonra, yani yıllık izne ayrıldığım ilk gün, kargocu kapıyı tıklattı. Evimize yeni bir bebek gelmişti 🙂

Cihazın uzaktan kumandasında tek bir eksik var. O da CD çaları disk yerleştirmek için çıkartma (eject) tuşu yok kumandada. Bunun için cihazın üzerindeki butonu kullanıyoruz. Müthiş bir retro tasarımı var. Zaten Philips’in efsane  1965 AG4131 modeli baz alınarak yeniden tasarlanmış. Cihazın üzerinde dahili olarak iki adet 4 wattlık hoparlör ve bir adet 3 inçlik woofer yerleştirilmiş. Elbette harici ses çıkışı da alabiliyorsunuz.

ott03

ott05Plak ses kalitesi gayet yeterli. Yalnız şunu belirteyim 45’lik plakları oynatırken “Auto Stop” özelliğini kapalı hale getirmek gerekiyor. Cihaz biraz küçük ebatlarda olduğu için long playleri çalarken kenarlardan sevimli bir taşma oluyor 🙂 Ne demek istediğimi yandaki fotoğrafta görebiliyoruz.

Bluetooth özelliği, cihazın en sevdiğim özelliklerinden birisi oldu. Oturduğum yerden odanın diğer köşesindeki cihaza Nokia X3 telefonumda açtığım müziği bluetooth yardımıyla çaldırabiliyorum. Bu müthiş bir durum! Bir diğer olay ise ott06cihazın USB yuvasına bir bellek takıyor ve radyoyu açıyoruz. Koltuğa uzanıp muhabbete dalıyoruz. İlgi çeken bir şey çıkınca hemen kumandadan bir tuşa basarak USB’ye kaydetmeye başlıyoruz. Üstelik bunu sadece radyodan değil, arkadaşımızdan, dinlemek için ödünç aldığımız CD’den, harici bağlanmış bluetooth cihazından ve plaktan da yapabiliyoruz. USB belleğe mp3 olarak kaydedilmiş sesleri sonra bilgisayara aktarabiliyoruz.

ott04

ott02

Ben, elimdeki diğer pikabı bu yeni cihaza line-in girişinden bağladım. Dolayısıyla çift pikabı tek bir cihaza bağlayıp kullanabildim. Bu, sen belki farkında değilsin ama çok çok büyük bir nimet sevgili okur. Güzel ve herkese tavsiye edebileceğim bir cihazım daha oldu böylece.

Yıl Sonu VCD Kampanyasından Kaptıklarım

2015’in son günleriydi. Bir yılı daha hayallerden uzakta bitirmenin hüznüyle bir yerlerde bir şeyler yapıyordum. Sonra telefonum vink vinkledi. Heyecanlandım acaba nedir bu vink vink diye? Eskişehir’de düzenli olarak uğradığım İnsancıl Sahaf‘tan mesaj gelmişti: “Çok uygun fiyatlara orijinal VCD filmler sizleri bekliyor” diyordu mesajda. Aslında uzun uzun yazıyordu da, mesajın özeti buydu kısaca.

O gün, aylar sonra buluştuğum asker arkadaşım Cihan‘ı da yanıma alarak doğruca sahafa gittim. Ortalık pek bir sakin görünüyordu. Kıs kıs güldüm. Eğer beni kıs kıs gülerken görüyorsan sevgili okur, anla ki koleksiyona güzel şeyler katmak üzereyim demektir.

Devir bluray devri malum. Hatta 4K bluray‘ler çıkıyor artık piyasaya. DVD arşivlerimiz bile artık boynu bükük durumda. Ama olsun. Biz, eskinin tadını hiç bir zaman unutmadık ki. Biz hiç bir zaman popüler olanı tüketip “acaba yarın daha yeni ne çıkacak?” diye ağzımızın suyunu akıta akıta beklemedik ki. Biz, naçizane, bir filmin kendisini sevdik. Esere önem verdik.

filmler

Westernler kırmızı ile işaretli

Cihan’la birlikte sahafın alt katına indik ve filmlerle dolu raflara yanaştım. O an kendimi kaybetmişim. Herhalde yarım saat sonra falan Cihan’ın tokatlarıyla kendime geldim. Cihan “Dostum iyi misin?” diye soruyordu bana. Ben ise kucağımda bir dolu VCD filmi öylesine sıkıca kavramıştım ki ellerim uyuşmuştu. Neyse, gittim kasaya ödeme yapmak için. Kasadaki kız kendine kendine söylendi: “Yemeyenin malını yerler” diye. Güldüm. Güldüğümü görünce “Bu filmlerden bazılarını ben alacaktım ama siz epey toparlamışsınız” dedi.

Filmlerin çoğunluğunun seri olarak bulunması apayrı bir güzellik oldu. Bir de normale kıyasla çok daha fazla sayıda western, üstelik çoğu spaghetti western, filmi alınca keyfim yerine geldi. Böylece 2015’te belki de keyfim son defa yerine geldi.

Daktilo Aldım!

01 Diyeceksin ki sen daktiloyu taa şu yazında almamış mıydın Mesutcuğum? Evet sevgili okur, daha önce aldığım bir daktilom vardı. Fotoğrafını şurada görebilirsiniz. O daktilomun en büyük sıkıntısı F klavye düzeninde olmasıydı. Ben alırken Q klavyeli diye almıştım ancak satan pezevenk bana F klavyeli bir daktilo göndermişti. Böyle büyük bir hayal kırıklığı ile elime geçtiği için açıkçası çok sık kullanamadım.

Evrendeki tartışılmaz neden-sonuç döngüsünün bir neticesi olarak yeni daktilom karşıma çıktı. (Aslında bu yazıyı yazmadan önce yazmam gereken bir yazı daha vardı: Utku‘nun dönüşü. Hemen kısacık bahsetmek gerekirse Utku yıllar sonra yeniden Eskişehir’e döndü ve artık burada yaşayacak. Yakın zamanda bununla ilgili de kapsamlı bir yazı yazacağım.) Utku’nun yeni taşındığı eve yardım etmeye giderken, Eskişehirliler bilir, Esnaf Sarayı‘nın önünden geçip Stadyum’a doğru devam ettim. Biraz ileride Ticaret Odası’nı da geçtikten sonra bir pasajın aralığında tezgaha dizilmiş beş tane daktilo gördüm. Bunlardan ortadaki hemen dikkatimi çekti, çünkü Türkiye’deki daktilolarda görmeye alışık olduğumuz F klavye düzeninden farklı olarak Q klavye düzenindeydi bu! QWERTZ klavye düzeni 🙂 Dikkat edin QWERTY değil, QWERTZ. Bu, Alman klavye düzenidir. zaten klavyedeki özel karakterlerden de hemen anlayabiliyoruz bu düzeni. Türkçe F klavyede olmayan 1 karakteri bu klavyede nihayet var. Ayrıca pek çok noktalama işareti de yine Türkçe F klavyeden farklı olarak var. Almanların mantığı neydi Z ve Y harflerinin yerini değiştirirken? Bilmiyoruz.

Klavyedeki eksikler ı, ğ, ş, ç harfleri. Şanslıyım ki Almanca’da Ü ve Ö harfleri var.

03

ROYAL 240 marka modelli bir  portatif daktilo bu. Japon malı ve 1970’lerde üretilmiş. Taşıma çantası var. Diğer daktilomdan farklı olarak bunun rengi kahve rengi. Fiziksel olarak neredeyse kusursuz. Sadece üzerindeki ahşap deseninde yer yer aşınmalar var. Mekaniği de çok iyi. Hatasız çalışıyor. Benden önceki sahibi yağlamayı çok iyi yapmış. Bu da bir önceki gibi çift şeritli. İster kırmızı ister siyah yazmaya olanak sağlıyor.

02

04

05

Yine şiirler yazmak, yeni şiirler yazmak için muhteşem bir makine oldu bu sevgili okur. Eski daktilomu verip üzerine de bir miktar para vererek aldım. Bu hafta sonunun en müthiş kazanımı, bu ay ki Dolunay’a yakışır bir gelişme oldu. Sevgiler.

NOT: Kıskananlar müthiş bir alternatif sunabilirim. Şuraya tıklayıp indirebileceğiniz miniş bir bir programla bilgisayarınızda daktilo efektiyle yazı yazabilirsiniz. Kullanımı inanılmaz basit ve eğlenceli bir programcık bu. Bu programın resmi sitesi de şurada.

Nihayet Elektro Davul Aldım!

rolandİşte bu blogdaki en önemli yazılardan birini daha okuyorsun sevgili okur. Çok şanslısın, şanslıyız.

Geçen sene askerlik boyunca tuttuğum bir liste vardı, terhis olunca yapılacak şeyler diye. Bu listenin bir numarasında “elektro davul al” diye bir madde vardı. Ben de terhis olunca ilk olarak bu işe yöneldim (kendime aldığım bir darbuka vardı, onu saymıyorum). Türkiye’nin en iyi davulcularından biri olan arkadaşımla buluştum. Oturup nasıl bir elektro davulu ne kadara alabiliriz onu konuştuk. O günden sonra da ben bir yandan sürekli olarak internette davul araştırmaya başladım.

İşte geçen hafta nihayet, neredeyse 10 yıllık beklentim nihayete erdi ve elektro davulumu aldım. Şu an salonumda kurulu duruyor. Geçenlerde Alper ve Utku‘yla hayattaki isteklerimizi gerçekleştirmek için hep geç kaldığımızdan, bahaneler ürettiğimizden falan bahsediyorduk. O günden sonra oturup ciddi ciddi alayım artık şu davulu diye düşünmeye başladım. Sonra kredi çekmeye karar verdim. Epey bir araştırdım, soruşturdum. Kredi işi kolaydı ancak asıl önemli olan sağlam bir davul bulabilmekti. Onur‘la birlikte işte bu sorunu da çözdük.

td1

Aradaki tüm detayları halledip ki hepsi benim için güzel hatıralar olarak kalacak, 24 Temmuz Cuma günü, elektro davulumu aldım: Roland TD-6 SW.

td3

Davulun modülü (beyni) işte bu

td2

Mesh head, Rubber pad, Cymbal pad, modül

Yeni davulum gayet şık bir Roland rack’i üzerinde kurulu 3 adet rubber pad, bir adet mesh head, bir adet hi-hat ve iki adet cymbal pad, bir adet hihat kontrol pedalı ve muhteşem bir kick pad’inden oluşuyor. Şimdilik tek eksiğim iyi bir twin pedalı. İki gündür sabah uyanınca ve akşam yatmadan önce çalıyorum, okşuyorum sevgili davulumu. Bende adettir, her enstrümana bir de isim koyarım. Bu davulun adını da PERA koydum.

    td4

Çok yakın zamanda bu davulla kaydedilmiş coverları, bu davula ilişkin videoları göreceksiniz sıklıkla. Şimdilik ince ayarları ve özelleştirmelerimi yapıyorum halen.

IMG_20150725_210033Şu fotoğrafta mutluyken beni görüyorsun sevgili okur, şu hayatta nihayet bir davul sahibi olmuş Proofhead’i. Küçücük evini bir davul setup’ıyla paylaşmakta hiç bir sakınca görmeyen, eski bir telefon kullandığı için tüm eşi dostu tarafından rencide edilen Proofhead’i. Cidden bak, yeni telefon almadım şu davul için. Fedakarlığa bak! Söyle sevgili okur, sen bunu anlayabilir misin? Şu aşkı anlayabilir misin..

Teknosa İle Alışveriş Deneyimim

lgtv Kasım ayının son günü, 30 Kasım Pazar günü Teknosa’dan bir LED TV aldım. Uzun bir süre Samsung modellerine baktıktan sonra, LG’nin 42LB67 modelinin hem özellik hem de fiyat bakımından pek çok Samsung modelinden üstün olduğunu gördüm. Teknosa’ya gittik pazar günü öğlen saatlerinde. Oradaki satıcı bu modeli önerdi ve bugün ayın son günü olduğu için etiket fiyatından 100 lira daha ucuza sattıklarını, ertesi gün ürün fiyatının 100 TL daha pahalı olacağını söyledi. Ürünün bir diğer avantajının da LG televizyonlara özel akıllı kumanda ve 2 adet 3D gözlüğün de hediye olarak gelmesi olduğunu ekledi. Öğlen bu bilgileri alıp, internette ufak bir araştırma yaptık ve gerçekten de söylediği fiyatın çok iyi olduğunu, kumanda ve gözlüğün bedavaya geldiğini gördük. Aynı gün akşam saat 19’a doğru (mağaza kapanmak üzereyken) bir hışımla gittik TV’yi aldık. Sağolsun Volkan geldi ve eve taşımamıza yardım etti.

lgtv02Kurulum için ertesi gün LG Müşteri Hizmetleri’ni aradım ve kayıt yaptırdım. Daha sonra oradan aldığım numaradan da Eskişehir’deki yetkili servise ulaştım. Bu adamlara aynı gün kuruluma gelip gelemeyeceklerini sordum. Çok yoğun olduklarını ertesi güne gelebileceklerini söylediler. Hevesimiz kırılmış bir şekilde evde otururken servis aradı tekrar ve kuruluma gelebileceklerini söyledi. Heyecanla beklemeye başladık. Yarım saat sonra geldiler. Ürünün kutusunu açmaya başladılar. Açan eleman, bazen ekranın çatlak vs. çıktığını söyledi. Sonra baktık ki ekran sağlam. Ancak ben o anda ürünün arka panelinde bir göçük fark ettim. Elemanlar da gördüler ve hemen kutunun üzerini kontrol ettiler tekrardan. Taşıma esnasında zarar görmediğini anladılar, çünkü kutuda en ufak bir çizik dahi yoktu.

İşte sıkıntılı süreç de böylece başlamış oldu sevgili okur. Teknik servis ürünün kendisini, faturasını, her şeyini aldı ve elimize bir servis formu tutuşturup gitti. Hasarlı ürün için değişim formu düzenleyeceklermiş. Sonra da getirip ürünü bana geriye vereceklermiş. Ben de onların düzenlediği formla birlikte ürünü aldığım yere gidip yeni ürünümü alacakmışım. Salı günü hallolur dediler.

Ancak elbette o şekilde olmadı. Sürekli aradık sorduk, nihayet Çarşamba günü akşam kendimiz gidip teknik servise cihazı ve düzenledikleri değişim formunu aldık. Servisi beklesek iş ertesi güne sarkacaktı çünkü. Elimizde değişim formu ve cihaz olduğu halde tekrar Teknosa’ya gittik. Servis bize, değişim formunu verdiğimizde yeni ürünü alıp gidebileceğimizi söylemişti. Yine olmadı. Bu sefer de Teknosa değişim raporunda bir hata olduğunu, servisin rapora “değişimi uygun değildir” yazdığını, bu yüzden değiştiremeyeceklerini söyledi. Bize bir saat içinde cevap vereceklerini söyleyip yolladılar dükkandan. Bir saat sonra gittiğimizde ürünün değişimi için LG merkezi ile bağlantıya geçtiklerini, kendilerinin yeniden rapor hazırladıklarını, ertesi gün gelmemizi söylediler.

Perşembe günü yine gittik Teknosa’ya. Hala cevap beklediklerini, cevap gelince bizi arayacaklarını söylediler. Ben de kendi stoklarından yeni bir ürünü bana verip beni mağdur etmemelerini, değişimden gelecek yeni ürünü kendi stoklarına koyabileceklerini, söyledim. Ancak “o şekilde çalışmadıklarını” söylediler. Ürünü iade edip, paramı geri istediğimi söyledim. Ürün iade edemeyeceğimi söylediler.

Sevgili okur, o hafta bitti. Ve bir sonraki pazartesi günü yani ürünü aldıktan tam bir hafta sonra bu sefer gemileri yakmış bir şekilde, Teknosa’ya gittim. LG merkezinden yine cevap gelmemişti. Ancak beni daha fazla mağdur etmemek için kendi stoklarından bir ürün vereceklerini, söylediler. Yani mağdur edilme sınırı bir haftaymış demek ki. Yeni ürünü beklerken bir şey fark ettim ve canım daha da sıkıldı. Televizyonu satın alırken “ertesi gün 100 lira daha pahalı olacak” dedikleri için apar topar aynı gün almıştım. Ancak şimdi ürünün üzerinde yazan etikette benim aldığım fiyattan 50 lira daha ucuz bir fiyat yazıyordu! Kasadaki görevlilere söyleyince kontrol ettiler ve etiketin yanlış basıldığını farkettiler. 50 lira değil, 20 lira daha ucuza satılıyordu yani 🙂

Yeni televizyonu aldım, hazırladıkları rapor yüzünden bir haftadır mağdur olduğum servisi aradım. Aynı gün gelemeyeceklerini söylediler. Böylece ertesi gün, Salı günü, nihayet gelip televizyonu kurdular. Bu sefer bir sorun çıkmadı neyse ki.

Böylece, bir hevesle aldığım televizyonu, satın aldıktan 9 gün sonra izleyebildim. LG’nin ne kadar berbat bir teknik servisi olduğunu öğrenmiş oldum. Teknosa’nın ne kadar zayıf kaldığını öğrenmiş oldum.

Gelelim TV’nin özelliklerine. Evet, televizyon çok güzel sevgili okur. Canımı sıkan iki şey var ama: Kanal geçiş hızı yavaş ve doğru düzgün bir kanal listesi yok. Normal uydulardan alışık olduğumuz şu onlu kanal listesi yok bu televizyonda. Üçerli bir liste var. O da çok can sıkıyor.

lgtv01

Bu Togay’ın bir pozu

Onun dışında, 700 hertz yenileme hızına sahip ki Samsung’un çok az modeli bu yenileme hızına sahip. Dahili HD uydu alıcısı, akıllı kumandası, 3D özelliği çok çok iyi. Ama en iyi özelliği ne diyecek olursanız dahili Wifi alıcısı. Yani kablosuz internete bağlanabiliyorum, Youtube ve envai çeşit siteyi açıp video izleyebiliyorum. Yayın kaydetme özelliği de harika. Arka panelde 3 HDMi ve 3 USB bağlantı yuvası var. Ayrıca Scart, LNB ve LAN girişi de mevcut.

42 inch panelde çerçeve yok. Sadece alt kenarda gümüşi renk bir çerçeve var. Ürün yukarıda da belirtiğim gibi iki tane kumandaya sahip. Pratikliği sebebiyle akıllı kumanda elden düşmüyor. Ancak ben inatla diğer klasik kumandayı kullanmayı tercih ediyorum.

Televizyonun 3D özelliği fena değil. Hediye diye verdikleri 3D gözlükler de ortalama bir kaliteye sahip. Sinemada 2 TL’ye verdikleri gözlükle aynı. Bizzat denedim sinemada kullandım. Ayrıca sinemada verilen gözlüğü de evdeki televizyonda kullanabildim. Dolayısıyla gözlük hediyeli diye daha pahalı fiyatı tercih etmeyin. Bazı sitelerde baktım, gözlük hediyesi yok. Gözlük hediye eden siteden 50 lira daha ucuz bir fiyata veriyor. Gözlüğü boş verin, 50 lira daha ucuza vereni tercih edin.

LG Servisiyle bu tip saçmalıklar yaşadığım için başlangıçta epey hevesim kaçmıştı ancak akşam eve gidip televizyonun karşısına uzanınca o kaçan hevesim yerine geliyor. Ancak teknik servisin bu kadar hantal olması beni düşündürüyor. Bu televizyonu da tavsiye ediyorum ancak şimdiki aklım olsaydı kesinlikle bir Samsung modeli tercih ederdim, onu da asla Teknosa’dan almazdım. Dezavantajım şu olurdu: Aynı paraya daha küçük, 40 inch bir TV alırdım, alacağım cihaz daha düşük yenileme hızına sahip olurdu. Ya da daha çok para vermem gerekirdi. Ancak servisle sıkıntı yaşamazdım. Çünkü biliyorum önceki tecrübelerimden, Samsung servisi çok iyi.

Bit Pazarı’nda Bulduğum Kasetler

Bugün eve dönerken Muhsin‘le Hasan Hüseyin‘e anlatınca buraya da yazayım dedim. İki hafta kardeşim Mustafa’nın toplantısı için okuluna gittim. Toplantı bittikten sonra da okulun çok yakınında her hafta pazar günü kurulan bit pazarına uğradım. Yanımda annem de vardı ve o ilk defa geliyordu. Müthiş bir şaşkınlıkla etrafı izlemeye koyuldu. Aklınıza gelebilecek her türlü ürünün satıldığı bir kapalı pazar burası. Ben genelde kaset, cd, dvd, plak, kitap ve elektronik eşyalara göz atıyorum. Yine aynı şekilde, annemle kendimize yol aça aça ilerlerken sere serilmiş bir örtünün üzerinde Diken‘in Hedef Büyük isimli albümün kasetini gördüm. Hemen yanında bir Kramp albümü duruyordu. Biraz daha dikkatli bakınca örtünün üzerinde küçük çaplı bir arşivin yatmakta olduğunu gördüm. Örtüdeki tüm kasetler için (yaklaşık 20 kaset, kaplı ve kapsız) 10 lira verdim.

Albümlerde yer alan gruplar Pagan, Diken, Kramp, Whisky, Therapy?, The Cranberries, Ascraeus, Offspring, The Rocky Soundtrack, Hazzyhill, Rashit, Xentrix, Suspect, U2. Ayrıca Sertap Erener’in de Here I Am ve Every Way That I Can single’ları da var.

kaset

Eve gelip her bir kaseti tek tek denedim, hepsi çalıştı. Kaplarını ve kartonetlerini dikkatlice temizledim. Şimdi de arşivimde kuzu kuzu yatıyorlar. Özetle sevgili okur, arşivciysen bit pazarına arada bir uğramakta fayda var. Yazının başındaki ankete de oy verebilirsiniz.